İNANÇ // AHLAK-I NEBİ  
SADAKATİ

SADAKATİ:

Hz. Muhammed'in @ başka bir büyük hususiyeti de, onun daima verdiği sözü yerine getirmesiydi. Neye söz vermişse, zamanında yerine getirmiştir. Risaletten önce dahi, dürüst, doğru ve mükemmel karakteriyle tanınmaktaydı. İnsanlar, mücevher ve paralarını ona emanet edecek kadar çok güveniyorlardı. Bu güvenilirliği, ona el-Emin namını kazandırmıştı. Düşmanları onu nasıl öldüreceklerini tasarlarken, o kendisine bırakılan emanetleri nasıl sahiplerine iade edeceğini düşünüyordu. Medine'ye hicret edeceği akşam, Rasulullah müşrikler tarafından sarılan evinde, kendisine emanet edilen para ve mücevherleri sahiplerine ulaştırması için yatağında daha çocuk olan Ali'yi bırakmış ve sessizce Medine' ye hicret için evden ayrılmıştır. ( İbni İshak )


Düşmanları da onun doğruluğunu tasdik etmişlerdir. Kayser'in Ebu Süfyan'a, Muhammed hakkında sorduğu sorulardan biri de sözünde durup durmadığı olmuştur. Ebu Süfyan, Muhammed'in@ hiçbir sözünden dönmediğini itiraf etmek mecburiyetinde kalmıştır. Azılı düşmanlarından Süfyan b. Ümeyye, Mekke fetholununca Yemen'e geçmek gayesiyle Cidde'ye kaçmıştı. Umeyr b. Vehb Rasulullah'a@ gelerek Süfyan hakkında konuştu. Rasulullah@ Umeyr'e sarığını vererek, " Bu onun emniyetinin teminatına bir işarettir ." dedi. Umeyr, Süfyan'a Rasulullah'ın@ sarığıyla birlikte giderek, emniyetinin teminat altında olduğunu ve kaçmasına gerek olmadığını söyledi. Geri dönerek Rasulullah'a@ geldiği zaman, 'Bana eman veriyor musun?' diye sorunca, Rasulullah : "Evet, veriyorum" cevabını verdi. Bir köle olan Ebu Rafi, Medine'ye Kureyş'in elçisi olarak gelmişti. Rasulullah'ı@ gördüğünde İslam'ın hak din olduğunu anladı ve "Ey Allah'ın Resulü! Müşriklere asla dönmeyeceğim." dedi. Rasulullah ise şu cevabı verdi: "Ben ne anlaşmayı bozabilirim, ne de elçiyi yanım da alıkoyabilirim. Oraya gittiğin zaman da aynı şekilde düşünürsen, geriye dönebilirsin ' Bunun üzerine Ebu Rafi Mekke'ye döndü ve İslam'a girdi.

Hudeybiye antlaşmasındaki şartlardan biri de, Mekke'den Medine'ye gidecek müslümanların talep edilmesi halinde Mekkelilere geri verilmesiydi. Antlaşma yapıldıktan sonra, Ebu Cendel, Mekke'de hapsedildiği zindandan kaçmış ve zincirli bir vaziyette Medine'ye ulaşmıştı. Onu bu halde gören müslümanlar üzüntüden sarsılmıştı. Ancak, Rasulullah şöyle dedi: " Ey Ebu Cendel! Sabret. Ahdimizden dönemeyiz. Allah sana yakında bir yol açacaktır ' Bunun üzerine, Ebu Cendel Mekke'ye döndürülmüştür. Sahabeden Huzeyfe b. El-Yeman ve bir arkadaşı Mekke'den gelirken müşrikler tarafından yakalanmıştı. Mekkeliler onların Rasulullah'a@ gitmemesi için ısrar ediyorlar, fakat onlar da bunu kabul etmiyorlardı. Sonunda, Bedir savaşına müslümanlar safında katılmamaları şartıyla serbest bırakıldılar. Rasulullah'a@ gelerek tüm olayı anlattılar. Onlar için ciddi bir doğruluk sınavıydı bu, Müslümanlar sayıca çok azdılar. Öte yandan müşriklere karşı savaşacak adama ihtiyaç vardı. İki adamın dahi onlara katılması önemli bir katkı olacaktı. Bu durumda Rasulullah@ : " Siz geriye dönün; her halükarda sözünüze riayet edeceğiz. Bizim, yalnız ve yalnız Allah'ın yardımına ihtiyacımız var" buyurmuştur.

Peygamber@ maliyeti ne olursa olsun, düşmanlarına karşı bile ahdine riayet etmiş ve asla sözünden dönmemiştir. Kur'an-ı Kerim'i öğütlemiş, onu hayatına uygulamış, insanlara da Allah'ın emrettiğini öğretmiş ve talim etmiştir. " Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getiriniz. Allah'ı kendinize kefil kılarak sağlama bağladığınız yeminleri boz mayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir' ( 16:91 ) Ve İsra Suresi'nde de şöyle buyrulmaktadır: "... Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır'

( Kuranı Kerim:17/34 )

Rasulullah@ Kur'an-ı Kerim'i açık hükümlerine ve ruhuna tam manasıyla uyarak yaşamış ve böylece insanoğluna, dost düşman herkese karşı ahid ve sözlere uyulması bakımından örnek olmuştur.

Abdullah b. Ebu Hamza, kendi rivayetine göre Muhammed'den@ (risaletten önce) bir şey satın almıştı. Rasulullah'a@ ödenecek bir miktar kalmıştı. Bu ödeme için ona gideceğine dair söz vermiş, fakat verdiği sözü de unutmuştu. Muhammed'in@ kendisini bekleyeceği yere gittiğinde onu hala kendisini bekliyor buldu. Muhammed@ : " Bana büyük bir mesele ve güçlük çıkardın. Üç gündür burada seni bekliyorum' dedi. Abdullah b. Amir'in anlattığına göre, annesi bir gün, evlerinde Rasulullah 'la otururken kendisini çağırmış ve "Buraya gel, sana bir şey vereceğim' demiştir. Rasulullah@, ne vereceğini sorunca, bir miktar hurma vereceğini söyledi. Rasulullah@ : " Şayet ona bir şey vermeseydin, sana bir yalan günahı yazılacaktı" 'buyurmuştur. Abdullah b. Amr in rivayetine göre Rasulullah@ şöyle buyurmuştur: " Dört haslete sahipseniz dünyada sahip olduklarınız (Hesap Gününde) durumunuza etki etmez. Bunlardan ilk ikisi ahde vefa ve Hakk'ı söylemektir. "

Ebu Cuhayfe, şunları anlatmıştır: "Rasulullah'ı@ saçları aklaşmış beyaz tenli bir adam alarak gördüm. Torunu Hasan b. Ali ona benzerdi. Bize on üç genç dişi deve verilmesini emretmişti. Fakat, biz develeri almak için gittiğimizde develeri almadan onun ölüm haberi ulaştı. Daha sonra Ebu Bekir halife olunca, 'Resulullah'ın@ verilmiş sözü olan kim varsa gelsin." dedi. Ben de kalkıp ona giderek Rasulullah'ın@ verdiği sözden bahsettim. Ebu Bekir de develerin bana verilmesini emretti." ( Tirmizi )


Sözünü yerine getirmek ve verdiği sözde durmak: Hz. Peygamber'in@ değişmez ölçülerle herkese uyguladığı öyle bir önemli özelliğiydi ki düşmanları bile bunu ikrar ederdi. Nitekim Bizans İmparatoru'nun sarayında Hz. Peygamber'le ilgili olarak Ebu Süfyan'a sorduğu sorular arasında bir de "Muhammed hiç sözünde durmamazlık yaptı mı?" sorusu vardı. Ebu Süfyan mecbur kalarak: "Hayır, yapmadı" cevabını vermek zorunda kaldı.

Hz. Hamza'yı şehid eden Vahşi, müslümanların intikam alacağı korkusuna kapılarak kaçmış, şehir şehir dolaşıyordu. Taifliler'in Medine'ye göndermek için teklif ettikleri heyette onun adı da vardı. Ama o, "Belki benden intikam alırlar" diye korkuyordu. Fakat bizzat Allah Resulü'nün@ düşmanları ona: "Hiçbir endişe ve korkuya kapılmadan git. Muhammed elçileri öldürtmez" diye teminat verdiler. Nitekim o, bu güven içinde Hz. Peygamber'in@ huzuruna geldi ve müslüman oldu.

Müslüman olmadan önce Safavn b. Ümeyye, en şiddetle İslam düşmanlarından biriydi. Mekke fethedilince şehri terk ederek Yemen'e gitme düşüncesiyle Cidde'ye kaçmıştı. Umeyr b. Vehb, Hz. Peygamber'e@ gelerek durumu anlattı. Hz. Peygamber@ mübarek sarığını vererek, "Bu, Safvan'ın güvende olduğuna işarettir" buyurdu. Umeyr, Hz. Peygamber'in@ mübarek sarığını alarak Safvan'a giderek "Artık kaçmana gerek yok, sana güvence verilmiştir" dedi. Hz. Peygamber'in@ mübarek huzuruna geldiğinde, "Bana güvence verdiniz mi?" diye sordu. Hz. Peygamber@ de, "Evet verdim, doğrudur" buyurdu.

Ebu Rafi, bir köleydi. Kâfir iken Kureyş elçisi olarak Medine'ye gelmişti. Allah Resulü'nün mübarek yüzüne bakınca kendinden geçerek büyük bir heyecana kapıldı. İslamın hak din olduğu inancı kalbine girip yerleşti. Hz. Peygamber'e@: "Ey Allah Resulü, artık kairlerin yanına hiç dönmeyeceğim" dedi. Hz. Peygamber@ ise: " Ne verdiğim sözden dönebilirim, ne de elçileri yanımda alıkoyabilirim. Şimdi geri dön, eğer oraya ulaştıktan sonra da kalbindeki bu hal devam ederse geri gelirsin " buyurdu. Nitekim Mekke'ye vardıktan sonra Medine'ye geri döndü ve müslüman oldu.

Hz. Peygamber'e@ peygamberlik gelmeden önce şöyle bir olay olmuştu. Abdullah b. Ebi el-Amsa Hz. Peygamber'le@ bir takım ticari işler yapmış ve: "Gelmemi bekle. Gelince hesaplarımızı temizleriz" diyerek gitmişti. Farkında olmadan verdiği sözü unuttu. Üç gün sonra verdiği sözü hatırlayıp geldiğinde Hz. Peygamber'in@ aynı yerde beklemekte olduğunu gördü. Allah Resulü onu görünce: " Üç günden beri oturmuş, burada seni beklemekteyim " buyurdu.

Bedir savaşında inkâr edenler karşısında müslümanların sayısı üçte birden daha azdı. Böyle bir durumda normal olarak Hz. Peygamber'in@ arzu ve isteği -ne kadar çok insan gelir bize katılırsa daha iyi olur - olmalıydı. Fakat Hz. Peygamber@ bütün varlığıyla vefakâr bir insandı. Nitekim her yerde, her zaman sözüne vefalı davrandı. Huzeyfe b. el-Yemin ve Huseyl adlı iki sahabe Mekke'den geliyordu. Yolda müşrikler önlerine geçip onları durdurdular ve "Muhammed'in yanına mı gidiyorsunuz?" diye sordular. Onlar da "Hayır" dediler. Sonunda Hz. Muhammed'in@ yanında Kureyş'e karşı savaşa katılmayacaklarına dair söz vermeleri şartıyla serbest bırakıldılar. Bu iki sahabi Hz. Peygamber'in@ yanına gelince başlarından geçenleri anlattılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber@: " Siz ikiniz geri dönün. Durum ne olursa olsun , biz müslümanlar olarak verdiğimiz sözde dururuz. Biz sadece Allah'tan yardım dileriz. " buyurdu. ( Müslim ) 
 

 
Geri