İNANÇ // AHLAK-I NEBİ  
ALÇAKGÖNÜLLÜLÜĞÜ

ALÇAK GÖNÜLLÜ:
 
Rasulullah@ sıradan hürmetkar unvanlarla dahi çağrılmaktan hoşlanmayacak kadar mütevazıydı. Bir defasında adamın biri şöyle seslendi: "Ey efendi! Efendimin oğlu! En iyimiz ve en iyimizin oğlu!" Rasulullah@: "Ey insanlar takva sahibi olun ki, şeytan sizi yolunuzdan saptırmasın. Ben Abdullah oğlu, Allah'ın kulu ve Resulü (Elçisi) Muhammed'im. Bana Allah'ın verdiğinden başka paye vermenizi istemiyorum" dedi. Bir gün, birisi Resulullah'ı@; "Yaratıkların en iyisi' diye çağırdı. Bunun üzerine Rasulullah@ mahlûkatın en iyisinin İbrahim olduğunu söyledi.

Abdullah b. Sahbere şöyle demiştir: "Beni Amir'den bir heyetle hep beraber ona gittiğimizde 'Rabbimizsin!' dedik. O da, 'Yaratıkların Rabbi Allah'tır diye cevap verdi. Sonra biz; 'Sen bizim en iyi ve en mükemmelimizsin" dedik. Rasulullah@: Konuştuğunuzda dikkat edin de, Şeytan sizi yanıltmasın dedi' Hz. Ömer de, Peygamber'in@ minberde hutbe irad ederken; " Hıristiyanların Meryem Oğlu'nu batıl üzere methettikleri gibi, siz de beni methetmekte mübalağa etmeyiniz. Şüphesiz ki, ben bir kulum. Dolayısıyla bana: Allah'ın kulu ve O'nun Resulü deyiniz! " buyurduğunu işittim demiştir. (Buhari)

Mekke'ye fatih olarak girdiğinde hiç de bir fatih gibi gururlu ve kibirli değildi. Yüzünde şefkat ve alçak gönüllülüğün bir ifadesi vardı. Başını tevazudan öyle öne eğmişti ki, başı devesinin eğerine değiyordu. Hayber savaşında, fetihten sonra şehre dizgini hurma ağacının kabuğundan yapılmış bir merkep üzerinde girdi.

Hz. Ömer minberden şöyle hitabetti: "İnsanlar birbirine karşı mütevazı olmalıdır. Çünkü ben Resulullah'dan@ şu sözleri işittim: ' Allah rızası içir mütevazı olan, Allah tarafından yüceltilecektir ."

Rasulullah@ : " Allah bana mütevazı olmanızı, birbirinize karşı gururlanıp, baskı yapmamanızı emretti ' demiştir. (Mişkat)

Vefatından sonra eşi ve müminlerin annesi Hz. Aişe'ye sorarlar: " Allah'ın Elçisinin evdeki hali nasıldı? Hz. Ayşe cevaplar:
-0 kendi işini kendi görmekten hoşlanırdı. Arkadaşlarının işini yapmaya hazır olmalarına rağmen bunu istemezdi. Evdeyken, elbiselerini yamar, evi süpürür, keçileri sağar, develeri bağlar ve yemlerini verirdi. Ayrıca, ayakkabılarını ve su kırbalarını tamir eder, hizmetçilere de yardım ederek onlarla birlikte hamur yoğururdu. Çarşıdan yiyeceğini kendisi taşır, birisi " Ey Allah'ın Elçisi! İzin ver ben taşıyayım " dediğinde, " Mümin taşıyabiliyorsa kendi yükünü kendi taşısın " derdi.(Kadı iyaz,Ş.Şerif 132)

Hz. Muhammed'in vefatından sonraki yıllardır. Bir akrabası Hz. Aişe'yi ziyaret eder. Hz. Aişe onun için bir sofra kurdurtur ve sonra dayanamayıp ağlamaya başlar. Akrabası sebebini sorar. Hz. Ayşe:
-Ben doyuncaya kadar her yemek yiyişim de ağlarım," der.Akraba daha da meraklanıp, sorar:

-Niçin?

-Çünkü Allah'ın Elçisi bütün Ömrü boyunca doyuncaya kadar hiç yemedi. Sıkıntı içerisindeydi. Bir günde iki öğün yemedi. Ekmek yediği zaman hurma yemedi, hurma yediği zaman ekmek yemedi. Sürekli başkalarını kendine ettiği için hep böyle yaşadı. Şimdi ise insanlar yediklerini eritmek için ilaç kullanıyor...
Muhammed bütün ömrü boyunca kızartılmış bir koyunu hiç görmemiştir.

(Hadislerle Müslümanlık KANDEHLEVİ -1/381)

Bir yolculuktayken, Sahabeden bir kaç kişi yemek için bir keçi kesmeye kararlaştırırlar.Aralarında iş bölümü yaptılar; biri kesecek, biri derisini yüzecek,bir diğeri de pişirecek. Hz. Muhammed' de, ateş için odun toplayacağını söyledi. Arkadaşları odun toplama işini de kendilerinin yapacağını söyleyince, Allah'ın Elçisi! Hz. Muhammed : Gerçekten bunu isteyerek yapacağınızı biliyorum. Ancak ben bir cemaatten ayrıcalıklı bir durumda bulunmaktan hoşlanmam. Böyle insanları Allah'ta sevmez . buyurmuştur. (Siret Ans.I/63)
Hicretten sonra, önceleri muhacirler ensarın evinde misafir olarak onarlı gruplar halinde dağıtılmışlardı.Esved oğlu Mikdad kendisinin Resulullah'ın@ grubunda olduğunu nakletmektedir. Bu evde, sütleri ile evin geçiminin sağlandığı bir kaç keçi vardı. Keçiler sağıldığında herkes kendi payına düşen sütü içer... Hz. Muhammed'in@ payı kâsede kalırdı. Bir gece Hz. Muhammed eve geç geldiğinde kaseyi boş buldu, fakat sesini çıkarmadı.Sonra şşöyle buyurdu: - Ey bugün beni doyuran Allah'ım, onları da doyur !

Daha sonra Mikdad kalktı ve keçilerden birini kesip, pişirmek istedi.Fakat o engel oldu.Bu defa keçi ikinci kez sağıldı ; Hz. Peygamber@ çıkan sütü içti ve tek bir söz söylemeden yatağına gitti.

(Siret Ans. 3/188, İbni hanbel'den)

Önde gelen vahiy yazıcılarından Sabit oğlu Zeyd anlatmaktadır:
"Ben Hz. Muhammed'in komşusu idim. Ona vahiy indiği zaman bana haber gönderirdi. Ben de, gider vahyi yazardım. Biz onun yanında dünyadan konuştuğumuzda o da dünyadan, ahiretten konuştuğumuzda o da ahiretten, yemekten konuştuğumuzda o da yemekten konuşurdu. Demek istiyorum ki bize uymakta ve bizim seviyemize inmekteydi.

(Hadislerle Müslümanlık KANDEHLEVİ -3/123)
Yabancı bir heyet ziyaretine gelir. Söze iltifat ederek girmek isterler ve: - Sen bizim büyüğümüzsün, derler. O cevap verir:
- Büyük Allah'tır .Heyettekiler:
-Öyleyse derler, Sen bizim en üstünümüz ve en güçlümüzsün. Bunu da hoş görmez:
- Çok ileri gitmeyin. Şeytan inanmadığınız şeyleri size söyletmekle, doğruluktan sizi ayırmasın.

(Hadislerle Müslümanlık KANDEHLEVİ -3/109)

Arkadaşları 0 yanlarına her girdiğinde hızla ayağa kalkmaktadırlar. En sonunda bir gün dayanamaz: " İranlıların birbirlerini büyük görerek ayağa kalktıkları gibi siz de bana ayağa kalkmayın. Çünkü ben bir kulun yemek yediği gibi yemek yiyen, bir kulun oturduğu gibi oturan bir kulum."
Bunun benzeri başka bir olayda ise uyarısına şu eklemeyi de yapar: "Hiç kimse için kalkılmaz. Ancak Allah için ayakta Bundan sonra arkadaşları 0 içeri her girdiğinde kendilerini zorla tutarlar ayağa kalkmaz, oturmaya devam ederler.

Hz. Ömer kendisinden Umre yapmak üzere Mekke'ye gitmek için izin ister. 0 sevinerek izin verir ve öğütler:

- Kardeşim! Duanda beni de unutma.
O gün Hz. Ömer'in anlatımıyla hayatının en sevinçli günüdür.

(Hadislerle Müslümanlık KANDEHLEVİ -3/93)
 

 
Geri