ALİMLER  
CABİR B. HAYYAN



                                                           CABİR B. HAYYAN - 
 

                                                  İslam kimyacılarının en ünlüsü,  tabiat filozofu ve çok yönlü âlim.



            Ebu Müsa Cabir b. Hayyan b. Abdillah el-Küfi (ö. 200 / 815). Hayatı hakkında pek az şey bilinmektedir. Onunla ilgili ilk kaynaklarda yer alan bilgiler tam bir belirsizlik içindedir, aynı zamanda bunlar hayat hikayesine efsanevi birtakım unsurların da karışmış olduğunu gösterir. Cabir'in klasik anlamdaki tasavvufla herhangi bir ilişkisinin bulunduğunu söylemek güçtür. Bu durum, simya gibi kimyanın da bir bakıma batıni-sırri bir ilim kabul edilmesinden veya bulduğu formüllerin başkalarının eline geçmemesi için çalışmalarını gizlilik içinde sürdürmesinden yahut da hocası Cafer es-Sadık'a benzer biçimde zahidane bir hayat yaşamasından kaynaklanmış olabilir. Bazı müellifler Cabir b. Hayyan'ı öldüğü yer olan Horasan'ın Tüs şehrine nisbetle Tüsi şeklinde anarlar. Bazıları ise Sinan b. Sabit b. Kurre'nin soyundan gelen Harranlı bir Sabit olduğunu iddia ederler; fakat bu görüşü destekleyecek herhangi bir delil mevcut değildir.

            Hakkında toplanabilen dağınık ve yer yer çelişkili bilgilerden. Cabir'in babası Hayyan'ın aslen Yemen'in Ezd kabilesinden olup Küfede attarlık yaptığı. VIII.. yüzyılda Emevi hanedanının yıkılmasıyla sonuçlanan olaylarda Abbasileri desteklediği, hatta "dai" sıfatıyla Horasan'a gönderildiği ve daha sonra orada Emevi valisi tarafından 107 (725) yılında idam ettirildiği öğrenilmektedir. Buna göre Cabir'in VIII.. yüzyılın ilk çeyreğinde doğduğunu söylemek mümkündür.Doğum yerinin Küfe mi Tüs mu olduğu meselesi de ayrı bir tartışma konusudur. Kesin bir sonuca varılamamakla birlikte babasının Horasan bölgesinde bulunduğu sıralarda Tüs'ta doğduğu kabul edilebilir.

            Hayatının önemli bir kısmını Küfe'de geçiren Cabir, burada Cafer es-Sadıktan faydalanma imkânı bulmuş, ayrıca şehrin havası kimya araştırmalarına elverişli olduğu için bu şehirde oturmayı tercih etmiştir. İbnü'n-Nedim'in verdiği bilgiye göre Irak Büveyhi Hükümdarı Bahtiyar zamanında (967-978) Küfe'de tonozlu bir yapı ortaya çıkarılmış ve içinde 200 batman altın bulunan bir havanla bir potaya rastlanarak Cabir'in evinin de burada olduğu tesbit edilmiştir. Çalışmalarını bir süre Bağdat'ta Bermekiler'in himayesinde sürdüren Cabir. bu ailenin devlet yönetiminden uzaklaştırılmasından sonra tekrar Küfe'ye dönmüş ve burada Me'mün dönemine kadar araştırmalarına gizlilik içinde devam etmiştir.            

            Başlangıçtan beri Cabir'in şahsiyeti hakkında çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Şiiler onun altıncı imam Cafer es-Sadık'ın talebesi ve bablardan biri olduğunu, eserlerinde kullandığı. "Efendim Ca'fer bana dedi ki" ifadesiyle Cafer es-Sadık'ı kastettiğini ileri sürerken karşıt görüşlüler de burada kastedilen şahsın Bermeki ailesinden Vezir Ca'fer b. Yahya olduğunu savunurlar. Oysa her iki görüşün de doğruluğunu gösteren belgeler vardır. Çünkü eserlerinde her vesile ile Cafer es - Sadık'ın talebesi olduğunu vurgularken bir zamanlar hizmetinde bulunduğu Cafer b. Yahya ile olan yakın ilişkilerinden de söz eder.

            Cabir sahip olduğu bütün bilgileri "hikmetin kaynağı" diye nitelendirdiği İmam Ca'fer es-Sadık'tan aldığını söyler. Ayrıca hocaları arasında uzun bir ömür sürdüğü rivayet edilen Harbi el-Himyeri'yi anar ve birçok ilmin yanı sıra Himyeri dilini de ondan öğrendiğini açıklar. Hocalarından bir diğeri ise Muaviye'nin torunu Halid b. Yezid'in üstadı Marianus'un talebesi olan bir rahiptir. Bunlardan başka lakabı "Üzünü'l - himar el - Mantıkı" olan bir hocasından da söz eder. Kaynaklar onun yönetimin baskısından korktuğu için uzun süre bir yerde ikamet edemediğini ve sürekli seyahat etmek zorunda kaldığını yazar; kendisi de Irak ve Suriye'de bulunduğunu. Mısır ve Hindistan'a seyahatler yaptığını anlatır.

             Her ne kadar Cabir'in çalışmaları tıp, astronomi, matematik, felsefe ve dönemin diğer ilim alanlarına yayılmışsa da o birinci derecede bir kimyacı olarak kabul edilir. Onun kimya tarihindeki seçkin yerini ilk tesbit eden ve kimyayı sistemli bir deneysel bilim haline getirdiğini ilk gören E. J. Holmyard'dır. Bu araştırmacı. İlimler tarihinde Cabir'in yalnız kimyacı değil ayrıca tabip, filozof ve astronomi bilgini sıfatlarıyla da özel bir ye sahip olduğu görüşündedir. E. 0. Lippmann ise Cabir'in kimya tarihindeki yerinin Boyle, Priestley ve Lavoisier modern kimyanın kurucuları ile denk olduğunu söylemektedir. Gerçekten de Cabir tabiat bilimlerinde deneysel metodun önemini tam olarak kavramış ve bu metodu bütün çalışmalarında uygulamıştır. Onun, "Bu kitapta duyduklarımızı bize söylenenleri yahut okuduklarımızı değil ancak tecrübe ettikten sonra gözlediğimiz şeylerin özelliklerini zikrettik" şeklindeki ifadesi, deneysel metoda verdiği önemi göstermektedir. Bu sebeple bütün Ortaçağ kimyacıları büyük ölçüde Cabir in tesirinde kalmışlar, Ebü Bekir Razi ve İbn Sina gibi filozof ve bilginler onu üstat olarak tanımışlardır: hatta Bacon bile ondan 'üstatların üstadı"diye söz etmiştir.

            Cabir'in tabiat felsefesi, geleneksel küçük âlem (insan) -büyük âlem (kâinat) anlayışına ve semavi güçlerin yeryüzündeki hadiselere tesiri fikrine dayanır. Ayrıca kâinatın nicelik boyutu üzerinde