ALİMLER  
EBÛ CA'FER MUHAMMED EL-HÂRİZMÎ



                                        EBÛ CA'FER MUHAMMED B. MUSA EL-HÂRİZMÎ
 

                                İslâm dünyasında cebir ilminin kurucusu kabul edilen matematikçi, astronom ve coğrafyacı.



Aslen Hârizmlidir; çok defa isim ve künyesinden dolayı Benî Mûsâ kardeşlerden Ebû Ca'fer Muhammed b. Mûsâ ile ve nisbesinden dolayı Mefâtîhu'l-'ulûm'un yazarı Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Hârizmî ile karıştırılmıştır. Latince kaynaklarda adı Alkarismi, Algoritmi, Algorismi veya Algorism şeklinde geçer. Klasik kaynaklardan İbnü'n-Nedîm ve İbnü'l-Kıftî onu Ebû Ca'fer künyesiyle anarken Kâdî Sâid el-Endelûsî bir yerde Hârizmî, iki yerde Ebû Cafer olarak zikreder. Kitaplarından birinin anonim bir şerhinde ise Ebû Bekir künyesi yer almaktadır; bu, muhtemelen onun cebir kitabının şârihi olan Huzâî'nin verdiği bir künyedir ve IV. (X.) yüzyılda yaşayan edebiyatçı Ebû Bekir Muhammed b. Abbas el-Hârizmi’nin künyesiyle karıştırılmasından kaynaklanmıştır.

Tarihçi Taberî 210 (825-26) yılı olaylarını anlatırken, "Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî'den rivayet edildiği üzere..." diyerek Hârizmî'den nakilde bulunur; 232 (846-47) yılında meydana gelen olaylardan söz ederken de Halife Vâsik Billâh'ın hastalığı sırasında yanına çağırdığı astrologları sayar ve Hârizmî'nin adını Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî el-Mecûsî el-Kutrubbullî şeklinde verir. G. Toomer, Kutrubbullî nisbesine bakarak Hârizmî'nin Bağdat yakınlarındaki Kutrubbul bölgesinden geldiğini, dolayısıyla onun değil atalarının Hârizm menşeli olduğunu söylemekte, Mecûsî lakabından da Zerdüşt dinine mensup olabileceği sonucunu çıkarıp bu nisbenin aynı zamanda onun Fars kökenli olduğuna delâlet edebileceğini ileri sürmektedir. Öte yandan cebir kitabının önsözünden hareketle de onun Sünnî olduğunu, dolayısıyla Taberi’nin ifadesinin en azından Hârizmi’nin gençliğinde Zerdüşt dinine mensup bulunduğunu gösterebileceğini belirtmektedir. Ancak Toomer'in iki ayrı şahsı aynı kişi sanarak hataya düştüğü anlaşılmaktadır. Gerçekte Taberî eserinde iki defa zikrettiği Hârizmî'nin adını yukarıda da ifade edildiği gibi doğru olarak vermiş, fakat ikincisini yazarken Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî'den sonra gelen "el-Mecûsî el-Kutrubbullî" adlı şahsın önündeki atıf "vav"ı düşmüş ve bu durum söz konusu hataya yol açmıştır.

Hârizmî'nin tarihteki şöhretinin aksine hayatı hakkında bilinenler son derece azdır. Tabakat kitapları onunla ilgili çok kısa bilgi verir; tarih ve coğrafya eserlerinde ise ancak dolaylı bazı atıflar bulunmaktadır. Mevcut bilgilere göre Hârizmî Bağdat'ta yaşamış ve Me'mûn döneminde (813-833), aynı zamanda önemli üyelerinden biri olduğu Beytü'l-hikme'nin kütüphanesinde görev yapmıştır. Onun günümüze intikal eden eserlerini bu dönemde kaleme alıp Halife Me'mûn'a sunduğu görülür. Bazı tarihî kaynaklarda, astronom Hârizmî'nin Vâsik'in hilâfetinin ilk yılında (227/842) siyasî bir görevle Kuzey Kafkasya'da yer alan Hazar Devleti'ne gönderildiği kaydedilmekteyse de söz konusu kişi, aynı halife tarafından Bizans'a da gönderilmiş olan Ebû Ca'fer Muhammed b. Musa'dır. Ancak Taberî'nin verdiği bilgilerden Hârizmî'nin de Halife Vâsik zamanında hizmetine devam ettiği ve hatta onun ölümünde (232/847) yanında bulunduğu anlaşılmaktadır. Rivayete göre halife hasta yatağında aralarında Hârizmi’nin de yer aldığı ünlü müneccimleri çağırtmış, onlar da yaptıkları astrolojik hesaplardan sonra halifeye elli yıl daha sağlıklı bir ömür süreceğini bildirmişler, ancak halife bu olaydan on gün sonra ölmüştür Buna göre Hârizmi nin 232 (847) yılından sonra vefat ettiği söylenebilir.

 Eserlerİ:

1.Zîcü's-Sind-Hind (Zîcü'l-Hârizmî). Halife Mansûr zamanında 154 (770–71) yılı civarında, bir Hint heyetinin beraberinde Bağdat'a getirdiği Brahmagupta'nın Sidhanta adlı kitabına veya ondan kaynaklanan ve aynı ismi taşıyan başka bir esere dayanır (Sindhind, Sanskritçe Sidhanta tabirinden bozmadır). Kâdî Sâid, Tabakâtü'l-ümem adlı eserinde Halife Mansûr dönemine rastlayan 156 (773) yılında Hindistan'dan gelen bir heyetin getirdiği Sindhind adlı astronomi kitabının Muhammed b. İbrahim el-Fezârî tarafından Arapçaya çevrildiğini, daha sonra Me'mûn döneminde Hârizmi’nin bu zîci ihtisar ettiğini ve ayrıca ona dayanarak İslâm ülkeleri için kendi zîcini hazırladığını yazmaktadır. Kâdî Sâid'e göre Hârizmî bu zîcinde Hint sisteminde büyük değişikler yapmış ve bazı astronomi konularında İran sistemini, bazılarında da Batlamyus sistemini esas almıştır; ayrıca kendisi de birçok keşifte bulunmuş ve esere yeni bilgiler eklemiştir. Ancak Kâdî Sâid bu zîcin, bütün özelliklerine rağmen Hârizmî'nin geometri konusundaki bilgisinin zayıflığı ve astronomi ilminden uzaklığı sebebiyle çeşitli yanlışlar ihtiva ettiğini ve bunların daha sonra gelen Sindhind ekolü takipçileri tarafından düzeltilerek cetvelin daha kullanışlı bir hale getirildiğini de yazmaktadır. Günümüz araştırmacıları, Hârizmî'nin bu zîci Me'mûn döneminde ve ilmî kariyerinin ilk yıllarında hazırladığı kanısındadırlar. Zîcin en önemli yanı, tam anlamıyla otantik sayılmasa da zamanımıza gelen ilk İslâm astronomi eseri olmasıdır. Yedi gezegenin hareketleriyle ilgili cetveller ve denklem tabloları, eserde Hint unsurlarının yanı sıra Batlamyus'unkileri andırır cetvellerin kullanıldığını ve eserde bunlardan başka ekliptik, güneş tutulması ve benzeri astronomik olayların hesabına dair çeşitli trigonometrik bilgilerin de yer alması, Hârizmi’nin Batlamyus cetvellerinin İskenderiyeli Theon versiyonunu bildiğini göstermektedir. Eserde bir de İran dönemine ait Zîcü'ş-Şâh'tan alınma cetvele rastlanmakta, ancak birbirinden farklı bu unsurların (Hint-İran-Grek) uzlaştırılmadığı görülmektedir. Öte yandan verilen bilgilerin ne kadarının aktarma, ne kadarının yeni yapılan rasatlara dayandığı da açık değildir. Çünkü zîc orijinal bir rasat ve hesaplama ihtiva etmemekte, ancak mukaddimesinden Hârizmî'nin Me'mûn döneminde Bağdat'ta ekliptiğin eğimini belirlemek için yapılan rasatları tartıştığı öğrenilmektedir. Burada eğimin doğruya yakın bir şekilde 23° 33' olarak verilmesine karşılık cetvellerde daha yanlış bir tesbit olan İskenderiyeli Theon'un 23° 51' değeri yer almaktadır. Bu gibi çelişkili hususlar zîcin orijinal yapısının saptanmasını zorlaştırmaktadır. İbnü'n-Nedîm'in iki nüsha halinde düzenlendiğini belirttiği eserin aslı günümüze ulaşmamıştır; İbnü'l-Kıftî de ez-Zîcü'l-evvel ve ez-Zîcü'ş-sânî şeklinde iki müstakil kitaptan söz etmektedir. Mevcut en eski nüsha. XII. yüzyılda Bathlı Adelard tarafından yapılan Latince tercümeye aittir. Ancak Adelard'ın tercümesi de X. yüzyılda yaşamış Endülüslü astronom Mesleme b. Ahmed el-Mecrîtî'nin tahririnden öğrencisi Ebü'l-Kâsım İbnü's-Saffâr'ın (ö. 426/1035) yaptığı tahrire dayanmaktadır; dolayısıyla bu düzenlemelerle eserin aslı arasındaki uygunluğu veya farkları tesbit etmek mümkün değildir. Sadece zîcin ilk dönem astronomları tarafından yapılan şerhlerinin artakalan parçalarından orijinali hakkında bazı fikirler elde edilebilmektedir. Meselâ X. yüzyılda yaşayan İbnü'l-Müsennâ' nın şerhinden, Hârizmî'nin sinüs cetvellerini Hint parametresi olan 150 tabanına bağladığı öğrenilmektedir; zamanımıza gelen nüshada ise sinüs cetvelleri Grek parametresi olan (Bâbil geleneğinin devamı) altmış tabanına bağlıdır. Yine aynı kaynaktan, orijinal cetvellerde başlangıç tarihi olarak Mecrîtî'nin nüshasındaki gibi hicretin (14 Temmuz 622) değil, Sâsânî Kralı III. Yezdicerd'in tahta çıktığı 16 Haziran 632 gününün alındığı da öğrenilmektedir. Zîcin her ne kadar zamanımıza güvenilir bir nüshası gelmemişse de daha sonra yapılan iktibaslardan İslâm âleminde çok geniş bir alanda kullanıldığı anlaşılmaktadır. Esere başvuran astronomlardan özellikle Bîrûnî ve İbn Yûnus zikredilmelidir. Ayrıca üzerine çeşitli şerhlerin ve açıklamaların kaleme alındığı, eleştirilerin yapıldığı ve bunlara karşı cevabî eserlerin telif edildiği görülmektedir. Ünlü astronomi âlimleri Fergânî ile Muhammed b. Abdülazîz el-Hâşimî, ikisi de Ta’lîl li-Zîci'l-Hârizmî adını taşıyan birer şerh yazmışlardır. Hârizmî'nin bizzat rasat yaptığını belirten ve zîcini iki kez zikreden Bîrûnî ise eserin aslına getirilen eleştirilere cevap vermek üzere el-Mesâ'ilü'l-müfîde ve'l-cevabâ-tü's-sedîde fî cileli Zîci Hârizmî ve İbtâlü'l-bühtân bi-îrâdi'l-burhân alâ a’mâli'l-Hârizmî fî Zîcih adıyla iki çalışma yapmıştır. Zîcü Sind-Hind'in Latince tercümesi H. Suter tarafından gerekli açıklamalarla Die astronomischen Tafeln des Muhammed ibn Müşâ al-Khwörizmi adıyla neşredilmiştir (Kopenhag 1914). O. Neugebauer de The Astronomical Tables of al-Khârizmi adıyla eseri bir giriş ve açıklayıcı notlar ekleyerek tercüme etmiştir. Ayrıca başta İbnü'l-Müsennâ'nın yazdığı şerh olmak üzere eserin aslıyla ilgili muahhar kaynaklar üzerine Batılı ilim adamları tarafından çok sayıda inceleme yapılmıştır.

2.Kitâbü'l-Muhtaşar fî hisâbi'l-cebr ve'l-mukabele. Düzenli biçimde telif edilmiş, adında "cebir" kelimesini taşıyan ilk matematik kitabıdır. Hârizmî'nin bu eseriyle ilimler tarihindeki asıl ününü kazandığı cebir ilmi ilk defa hisâb ilminden ayrılmış ve ilk kez cebir bir ilmin adı olarak kullanılmıştır. Ondan sonra gelen bütün İslâm cebircileri bu eseri kendi çalışmalarına temel almışlar, hatta içerdiği problem ve örnekleri dahi aynen muhafaza etmişlerdir. Her ne kadar genel kabul cebiri Hârizmî'nin keşfettiği şeklinde ise de Hârizmî ve çağdaşı İbn Türk'ten önce İslâm dünyasında sözlü bir cebir geleneği vardı. Hârizmî tarafından tesbit edilen ilk İslâm cebri, muhtevası ve konuları itibariyle daha önceki Hint ve Grek cebrinden gerçekte daha basitti. Ancak usul olarak onun cebri nisbeten sistemli idi; Diophantus'unki gibi aritmetiksel niceliğe dayalı dağınık bir yapıdan çok yeni bir bilim formu içinde ortaya konmuştu ve cebirsel nicelik kavramını esas alıyordu. Hârizmfnin bu kitabının anonim şerhinin Haydarâbâd'da bulunan nüshasındaki bir kayda göre Hz. Ömer döneminde Medine'ye bir grup İranlı matematikçi gelmiş ve Hz. Ali'nin teklifi üzerine halife bunlardan, hazineden ödenecek ücret karşılığında bazı sahabelere "cebir ve mukabele" öğretmelerini istemiş ve ilk önce Hz. Ali beş gün içinde bu ilmi onlardan öğrenmiştir. Ancak insanlar öğrendiklerini kaydetmeyip birbirlerine şifahî olarak aktarmakla yetinmişler, daha sonra Me'mûn Hârizmi’den bu ilmi yazıya geçirmesini istemiş, o da bu konuda bir kitap yazmıştır. Yazmada verilen bu bilgiler başka belgelerle temellendirilmedikçe ihtiyatla karşılanmalıdır. Ancak bu kayıt. Hârizmî'den önce İslâm dünyasında şifahî bir cebir geleneğinin varlığına işaret etmesi bakımından dikkat çekicidir ve Hârizmi’nin Kitâbü'l-Muhtasar'ın önsözünde yer alan eserin Me'mûn'un isteği üzerine yazıldığı yolundaki açıklaması ile mevcut birikimi ima eden, "Bir ilim adamı ya kendinden önce kimsenin tesbit edemediği bir konuda eser kaleme alır, ya kendinden önceki ilim adamlarının kapalı bıraktığı konulan açıklar, kolaylaştırır ve anlaşılır kılar, veya daha önce yazılmış eserlerde bulunan eksiklikleri giderir, yanlışları düzeltir" görüşü de bunu desteklemektedir.

......Bu çerçevede değişik başlıklar altında çeşitli vasiyet problemlerini cebir ve mukabele yöntemiyle çözer. Hârizmî'nin geliştirdiği cebir her şeyden önce ikinci derece denklemlerle sınırlı bir cebirdir. Bunun yanında negatif sayılar hiç kullanılmamış, dolayısıyla denklemlerin tesbitinde pozitif kökleri bulmakla yetinilmiştir. Ayrıca eserde sayılar dâhil hiçbir aritmetiksel ve cebirsel işlem için sembol kullanılmamış ve bütün işlemler sözel olarak ifade edilmiştir. Hârizmî, Mezopotamya-Grek geleneğinin aritmetiksel niceliğiyle Mısır-Grek geleneğinin geometrik niceliği yanında cebirsel niceliği açık şekilde ilk ortaya koyan ve cebirsel denklemleri çözerken analitik çözüm yanında geometrik çizimi de kullanan ilk matematikçidir. Onun bu ilme yaptığı başka bir önemli katkı ise kitabında Hint aritmetiğine uyguladığı yöntemin benzerini, cebirsel denklemleri çözerken yapılacak işlemleri bir sıra düzenine koymak suretiyle cebire de uygu­lamasıdır. Bu usule daha sonra matema­tik tarihinde ona izafeten "algoritma" (Hârizmiyyât, Harzemiyye; düzenli hesap tekniği) denilmiştir. Zîcü's-Sind-Hind gibi önsözünde Halife Me'mûn zamanında telif edildiği belirtilen bu eser de Hârizmî'nin ilk teliflerindendir ve Hint hisâbiyla ilgili olan kitabından önce yazılmıştır. Ancak İbnü'n-Nedîm ve Kâdî Sâid el-Endelüsî eseri doğrudan zikretmezler; sadece İbnü'n-Nedîm'in şerhleri dolayısıyla adını andığı kitaptan ilk bahseden İbnü'l-KıftTdir. Bîrûnî de eseri anarak bir alıntı yapmıştır. El-Fihrist'te verilen bilgiye göre Hârizmî'nin eseri Abdullah b. Hüseyin es-Saydenânî, Sinan b. Feth el-Harrânî ve Ebü'l-Vefâ el-Bûzcânî tarafından şerh edilmiştir; ancak üç şerh de zamanımıza ulaşmamıştır. Öte yan­dan Ebû Kâmil Şücâ’ da Kitâbü'l-Ve­sâyâ bi'l-Cebr ve'l-mukâbele'nin önsözünde, Kitâbü'l-Cebr ve'l-mukâbele'sini Hârizmî'nin eserinin bir şerhi olarak tanıtmaktadır. Bunlardan başka klasik kaynaklarda adı geçmeyen Muhammed b. Ahmed el-Huzâi’nin Şerhu Muhtasari'l-Cebr ve'l-mukâbele li-Ebî Bekr Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî ve Tekmile alâ Şerhi Kitâbi'l-Cebr ve'l-mukâbele li'l-Hârizmî  adlı eserleri de zikredilmelidir. Ancak Huzâi’nin şerhi daha çok kitabın "Vesâyâ" bölümü üzerine yoğunlaşmıştır; bu sebeple cebir tarihinden çok fıkıh açısından önemlidir. Eserin tamamı 1145'te Chesterli Robert ve birinci bölümü Cremonalı Gerard (ö. 1187) tarafından Latince'ye tercüme edilmiş, bunların ilkini Robert of Chester's Latin Translation of the Algebra of al-Khowarizmi (New York 1915) adıyla L. C. Karpinski. ikincisini G. Libri yayımlamıştır. Ayrıca eser, Frederick Rosen tarafından 1831'de Londra'da Arapça ve İngilizce tercümesiyle birlikte, Mustafa Müşerrefe ve Muhammed Mürsî Ahmed tarafından da 1939'da Kahire'de Arapça olarak tekrar yayımlanmıştır; ancak her iki neşir de eserin başka yazmalarının bulunmasına rağmen sadece Bodleian nüshasına dayanmaktadır. Salomon Gandz, 1932 ve 1938'de kitabın "Misâha" ve "Veşâyâ" fasıllarını yayımlamış ve bu fasılları 150 yılında yazıldığını iddia ettiği Mishnat ha-Middot adlı İbrânîce bir kitapla karşılaştırmıştır. Gandz'ın bu karşılaştırmadaki niyeti, Hârizmî'nin verdiği bilgileri büyük oranda İbranî kaynaklarına götürmeye çalışmaktı. Ancak Gad Sarfatti adında İsrailli bir bilim adamı Mathematical Terminology in Hebrew Scientific Literatüre of the Middle Ages (Jerusalem 1968) adlı ese­rinde. Gandz'ın temel aldığı İbrânîce kitabın İslâm'ın ilk dönemlerinde yazılmış olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca Hüseyin Hidîv Cem tarafından Farsça'ya tercüme edilen (Cebr ve Mukabele, Tahran 1348, 1362 hş.) Hârizmî'nin bu eseri üzerinde değişik dillerde yapılmış çok sayıda çalışma mevcuttur; bunların sonuncusu Rosen neşrine yapılmış bazı ilâvelerle Pakistan'da yayımlanmıştır.

3.Kitâbü'l-Hisâbi'l-Hindî. İslâm dünyasına Hint rakamları ve ondalık sayı sistemi Hârizmi’nin bu eseriyle girmiştir. Aslı kayıp olan kitabın XII. yüzyılda yapılmış Latince bir tercümesi Cambridge Kütüphanesi'nde bulunarak B. Boncompagni tarafından Algoritmi de numero indorum adıyla neşredilmiş (Roma 1857), daha sonra da Kurt Vogel Mohammed İbn Musa Alchwarizmi's Algorismus adıyla aynı yazmanın tıpkıbasımını yayımlamıştır. En yeni çalışma, Andre Allard'ın Fransızca tercüme ve açıklamasıyla birlikte yaptığı tenkitli neşirdir (Muhammed İbn Müsâ al-Kwârizmi, Le calcul indien Algorismus, Paris 1992).

4.Kitâbü'l-Cem’ ve't-tefrîk. Günümüze ulaşmayan bu kitabı Abdülkâdir b. Tâhir el-Bağdâdî et-Tekmile fi'l-hisâb adlı eserinde zikretmekte ve ondan yaptığı bir alıntıyı vermektedir. Bu alıntıdan eserin el hesabıyla (hisâbü'l-yed) ilgili olduğu anlaşılmaktadır. İbnü'n-Nedîm, bu eserin Abdullah b. Hüseyin es-Saydenânî ve Sinan b. Feth el-Harrânî tarafından şerh edildiğini belirtmektedir. Altın Orda hükümdarı Özbek Han'ın (1315-1341) Kırım valisi Tülek Timur'a ithaf edilen müellifi meçhul et-Tuhfe fi'l-hisâb adlı eserde de Hârizmî'nin bu kitabından bahsedilmektedir. Ebû Kâmil'e atfedilen ve günümüzde sadece Liber augmenti et di-minutionis isimli Latince tercümesiyle tanınan el-Cem’ ve't-tefrîk adlı kitabın aslında Hârizmi’ye ait olduğu düşünülebilir.

5.Kitâbü'l-Coğrafya (Kitaba Sûreti'l-arz). İlk İslâm coğrafyacıları arasında yer alan Hârizmî'nin bu kitabı şehirlerin ve belirli bazı bölgelerin koordinatlarını vermektedir. Coğrafi yerler Grek geleneği takip edilerek yedi bölgeye ayrılmıştır. Eser altı kısımdan oluşur ve bunlar sırasıyla şehirlerin dökümünü, dağlan, denizleri, adaları, bazı coğrafî bölgelerin merkezî noktalarını ve nehirleri ele alır. Her kısımda gerekli coğrafî bilgiler düzenli bir şekilde verilmeye çalışılmıştır. Hârizmi’nin bu tertibi, daha sonraki İslâm coğrafyacılarının yaptıkları çalışmalara örnek olmuştur. Eserin kaynakları konusunda ilim tarihçileri arasında değişik görüşler bulunmaktadır. Bazılarına göre Hârizmî İslâm medeniyetinden önceki eserleri, özellikle Grek kaynaklarını kullanmış, bunun yanında Me'mûn döneminde Bağdat'ta coğrafya alanında yapılan araştırmaları da değerlendirmiştir. Nitekim Kitâbü'l-Coğrafya ile Batlamyus'un Kitâbü'l-Coğrafya'sı arasında bazı ilişkiler mevcuttur. Her iki eserde de bir dünya haritası ve bölgelere göre düzenlenmiş ana coğrafî merkezlerin koordinat noktaları bulunmaktadır. Batlamyus'un eserinde yer alan coğrafî bölgelerin birçoğu Hârizmî'nin eserinde de mevcuttur. Koordinatların bazıları aynı olmakla birlikte Kitâbü'l-Coğrafya'da sistematik bir değişiklik görülmektedir; dolayısıyla eseri Batlamyus'un Kitâbü'l-Coğrafya'sının doğrudan bir tercümesi olarak kabul eden görüş pek tutarlı değildir. Öte yandan her iki eserde yer alan dünya haritaları da birbirinden büyük ölçüde farklıdır ve Hârizmi nin haritası İslâm medeniye­tinin yayıldığı coğrafî bölge hakkında verilen bilgilerin çokluğu ve doğruluğu açısından Batlamyus'unkinden daha üstündür. Özellikle Akdeniz, Afrika ve Uzakdoğu hakkında Hârizmî'nin haritası tartışılmaz bir üstünlüğe ve özgünlüğe sahip­tir. Ancak Avrupa hakkında verilen bilgiler yanlışları ile beraber Batlamyus'un bir tekrarından ibarettir. Kitap, mevcut tek yazmasına dayanılarak Hans von Mzik tarafından Das Kitâb Sürat al-Ard des Abü Ğacfar Muhammad ibn Müsâ al-Huwârizmi adıyla neşredilmiştir (Leipzig 1926). Eser ve Hârizmî hakkında klasikleşmiş bir çalışma da C. A. Nallino imzasını taşımaktadır ("Al-Khuwârizmi e il suo rifacimento della Geografîa di Tolomeo", Raccolta di Şeritti editi e inediti adlı eseri içinde, Roma 1944, V, 458-532).

6.Risale fi'stihrâci târîhi'l-Yehûd. İbrânîlerin kullandığı takvimin pratik astronomi anlayışı çerçevesinde ele alındığı bir çalışmadır. Bugün Antikçağ İbranî takvim sistemi için önemli bir kaynak olan eserde. İbranî takviminin değişik cepheleri hakkında sağlıklı bilgiler ve ayrıca güneş ile ay arasındaki ortalama boylamı belirleme kuralları verilmiştir. Eser astronomiyle ilgili değişik risalelerle birlikte basılmıştır (er-Resâ'ilü'l-müteferrika fi'l-hey'e, Haydarâbâd 1948).

7.Kitâbü't-Târîh. Zamanımıza ulaşmamıştır; ancak daha sonraki birçok İslâm tarihçisinin yaptığı alıntılar, belli bir dönem tarih sahasında kaynak bir eser olarak kullanıldığını göstermektedir. Mevcut alıntılardan Hârizmi'nin de çağdaşı Ebû Ma'şer el-Belhî gibi astrolojik kaidelerle tarih arasında belirli bir ilişki kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.

8-9. Kitâbü Ameli'l-usturlâb ve Kitâbü'l-l Amel bi'l-usturlâb. Her ikisi de günümüze intikal etmemiştir. Sadece Fergânî'ye nisbet edilen bir yazmada, Hârizmî'nin astronomi problemlerini usturlap yolu ile nasıl çözdüğünü açıklayan bir parça mevcuttur; ancak bu parçanın muhtevasında bir yenilik yoktur ve verilen bilgilerin konuyla ilgili daha önceki eserlerden derlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.

10. Amelü's-sâa fî basiti'r-ruhâme. Klasik kaynaklarda adı geçen eserin konusu mermer yüzey üzerine güneş saati yapmakla ilgilidir.

11. Zarâ’if min 'ameli Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî fî ma’rifeti's-semt bi'l-usturlâb. Klasik kaynaklarda zikredilmeyen eserin zamanımıza bir nüshası gelmiştir. Bu muhtemelen Hârizmi'nin bugüne ulaşmayan meçhul bir eserinin bir parçasıdır.


                                                                                                                                                                                                           (T.D.V. İslam Ans. 16/224-227)


 

 
Geri