ALİMLER  
EBHERÎ



                                                                                        EBHERΠ
     

                                                                       Filozof, astronomi ve matematik


              Esirüddi el-Mufaddal bin Ömer es-Semerkandi el-Ebherî. Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Aslen Semerkant'lı bir aileye mensup olan Ebherî Musul'da doğdu. Bazı kaynaklar da bu nisbe yanlış olarak Ebehrî şeklinde geçmektedir. Bu arada çağdaş İranlı yazarlardan birçoğu, Ebherî nisbesine dayanarak onun Zencan ve İsfahan'a bağlı iki Ebher'den birinde doğmuş olduğunu iddia eder; ancak modern kaynakların bazılarının kaydettiği gibi bizzat Ebherî'nin Semerkand nisbesini kullandığı dikkate alınırsa ailesinin aslen Semerkant'lı olduğu anlaşılır. Seyfü'l-gullab müellifi Muhammed Fevzi ise Ebherî nisbesinin üç ayrı anlamı bulunduğunu belirterek bunları bir beldeye mensup olma, bir kabileye mensup olma ve "Beyazîde" olduğu gibi bir niteliği belirtme şeklinde sıraladıktan sonra Ebherî nisbesinin beldeye değil kabile ye mensubiyet ifade ettiğini söyler; ona göre Esîrüddin Ebher kabilesine mensuptur. Mehmet Sadettin Aygen Büyük Filozof Esirüddin Ebherî adlı eserinde, Ebherî'nin Afyon ilinin Çay ilçesi yakınında Eber gölü civarındaki Eber köyünden (şimdiki Doğanlı) olduğunu ve türbesinin de orada bulunduğunu iddia ediyorsa da şimdilik bu iddia "ebher" ile "eber" kelimeleri arasındaki ses benzerliğinin ötesinde bir anlam taşımamaktadır.

            Ebherî ilk tahsilini Musul'da yaptı, daha sonra Horasan ve Bağdat'a giderek öğrenimini tamamladı. 0 dönemin en ünlü bilginlerinden olan Kemaleddin İbn Yunus'un talebesi, İbn Hallikan'ın da hocası oldu. Bir süre Musul sarayında himaye gördü; 625'te (1228) Musul'dan Erbil'e geçerek oraya yerleşti. Ebheri ayrıca Anadolu'ya da seyahatlerde bulunmuş, buradaki Türk beylerinin saraylarında ağırlanmış, ilim ve kültürün gelişmesine ve ilim adamlarına büyük değer veren beylerin teşvik ve destekleriyle felsefe ve müsbet ilimler alanında dersler vermiştir. Ölümüyle ilgili olarak kaynaklarda 661 (1263) ve 663 (1265) gibi farklı tarihler zikredilmektedir.

            Eserleri: Felsefe ve Mantık

            Felsefede Farabi ve İbn Sina geleneğinin XIII. yüzyıldaki en başarılı temsilcilerinden olan Ebherî, özellikle Hidâyetü'l-hikme ve İsügüci adlı eserleriyle İslam dünyasında pek az bilgine nasip olacak derecede büyük bir üne kavuşmuştur. Bu iki eserin ortak özelliği, asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulmaları ve üzerlerine birçok şerh ve haşiyenin yazılmış olmasıdır.

1- Hidayetü'l-hikme. Klasik İslam felsefesinin problemleri üzerinde bir çalışma olan eser mantık, tabiiyyat ve ilahiyyat şeklinde üç ana kısma ayrılmıştır. Muhtelif baskıları bulunan bu kitabın İstanbul başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde yazma nüshaları vardır. Esere ne kadar çok değer verildiği, üzerine yazılan şerh ve haşiyelerden anlaşılmaktadır. Bunların en meşhurları; Kadı Mir Hüseyin b. Muinüddin el-Meybedi (el-Meybüdi) el-Hüseyni ile (Ö. 880/ 1475) Sadreddin-i Şirazi (Ö. 1050/1640) tarafından yapılanlardır. Özellikle Kadı Mir şerhine birçok haşiye yazılmıştır. Bu haşiyelerin en önemlileri arasında Muslihuddin-i Lari (ö. 979/ 1572), Nasrullah b. Muhammed el-Halhali, Lütfullah b. İlyas er-Rûmi (ö. 929/ 1522), Pir Muhammed b. Alaeddin Ali el-Fenari ve Emir Fahreddin el-Esterabadi (ö. 1040/ 1630) gibi ünlü bilginlerin haşiyeleri zikredilebilir. Bunlardan Lari'nin haşiyesi üzerine İsmail Gelenbevi (ö. 1205/1791) bir talikat yazmıştır. Hidayetü'l - hikme'nin diğer önemli bir şerhi de Mevlanazade Ahmed b. Mahmud el-Herevi elHarziyanî'ye aittir. Bu şerh mantık kısmı hariç eserin son iki bölümü üzerine yapılmıştır. Mevlanazade'nin şerhine de birçok haşiye yazılmıştır. Bunlardan kayda değer olanları arasında Hıdır Şah b. Abdüllatif (ö. 853/ 1449), Fatih Sultan Mehmed döneminin ünlü alimlerinden Hocazade Muslihuddin Mustafa Efendi, Kadızade-i Rümi adıyla bilinen Müsa b. Muhammed ve Muhammed b. Mahmud et-Vefai'nin haşiyeleri sayılabilir. Son haşiye Hocazade'ninkini tamamlar niteliktedir. Vefai bu haşiyeyi Vezir Ayas Paşa için yazmış ve 924 (1518) yılında tamamlamıştır. Ayrıca Mevlanazade'nin şerhi üzerine II. Bayezid'in hocalarından Selahaddin'in de bir haşiyesi vardır ki Hocazade bazı noktalarda onu tenkit etmiştir. Hidayetü'l-hikme üzerine yazılan, Emirek Şemseddin Muhammed b. Mübarek Şah el-Buhari, Sadeddin Mesud b. Muhammed el-Kazvini ve Muinüddin es-Salimi'nin şerhleri de kayda değer görülmektedir.

2. İsaguci. er-Risaer-Risdammed el-Kazvtştir. Hiddletü'l-Esiriyye fil-mantık adıyla da bilinir. Mantığın bütün konularını kapsamakla birlikte son derece muhtasar bir eser olup medreselerde mantık alanında okutulan ilk kitap olması bakımından önemlidir. İsaguci, mantıkçılar nezdinde en çok değer verilen, yine aynı derecede mühim birçok şerh ve haşiyeye konu olan başlıca mantık kitaplarındandır. Esere Batı dünyasında da ilgi duyulmuş, Latince başta olmak üzere bazı Batı dillerine tercüme edilmiştir..

3. Tenzilü'l - efkar fi ta'dili'l esrar. Ebü'l-Ferec tarafından Süryaniceye çevrilmiştir.

4. Keşfül- haka'ik fi tahriri-dekaik. 663 (1264) yılında istinsah edilmiş bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlıdır

5. Kitabü-l Metali

6. Kitabü Beyani'l-esrar

7. Telhisül-hakaik

8. Zübdetül-esrar

9. Tehzibü'n-nüket

10. Risale fi Fesadi'l-ebhas elleti vadaaha mübrizü'l-cedeliyyin

11. Risale Müştemile ala semani' aşera mes'eletin fi'l-kelam... Filozoflar, kelamcılar ve çeşitli din veya mezheplere mensup olanlar arasında ihtilaf konusu olan on sekiz meseleyi halletmek maksadıyla yazılmış bir eserdir.

12. Merasıdü'l-makasıd

Astronomi:

1-Muhtasar fi ilm'i-hey'e. Astronominin temel problemlerini ihtiva eden eser yirmi iki bölümden ibarettir.

2-ez-Zîcü'ş-Şamil. Ebu'l Vefa el-Büzcânî'nin aynı adı taşıyan eseri üzerine yazılmış bir şerhtir.

3-Risale fi'l-usturlab

4-Dirayetü'l-eflak

5-ez-Zicü'l-Mülahhas. Ez-Zicü'l ihtisari ve ez-zicü'l Esiri adlarıyla da anılır.

6-Mülahhas fi sınâati'l-Mecisti

Geometri:

1-Islahu Kitabi'l-Ustukusât fi'L hendese li- Uklidus

2-Risale fi Berkâri'l-maktu

 

                                                                                                                                                             (T.D.V.İslam Ans. 10/75-76)


 

 
Geri