NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
T.DURSUN'UN SAPTIRMALARINDAN ÖRNEKLER
Kuranda "eimmetü'l-küfr" diye tanımlanan, küfür önderlerinin maksatlarını ve metotlarını ortaya koymak amacıyla, Allah Rahmet etsin allame Sadreddin YÜKSEL hocanın T. DURSUN’un 2000’e Doğru dergisindeki yazılarının bir kısmına verdiği cevabı hiçbir ilave yapmadan aşağıya alıyoruz. 

(2000'e Doğru) adlı dergi (Aişe ile Hafsa oyunu) başlığı altında yine terbiyesizliğine devam ediyor.Ben şimdi burada evvelâ yalnız o derginin müstehcen parçalarını aktaracağım. Ondan sonra meselenin gerçek veçhesini ortaya koymak için çalışacağım. Şöyle ki:
“Peygamber’in çevresinde, Ona güzel kadın bulma yarışı vardır. Eş'as, bu yansı kazanırım ümidi ile Peygamber'e koçar, “bir kız buldum. Mekke civarında bundan daha güzeli yoktur. Ancak sana lâyıktır.”  Muhammed, “haydi aldım gitti” der.
Bu “Haydi aldım gitti” Peygamber'in ünlü bir sözüdür. Esma getirilir... Eş'as,    Esma'yı Hazreti Muhammed'in çadırına götürür... O sırada Hazreti Muhammed ayakta durmaktadır... Bacağını ayırmıştır ve entarisi çadır gibi olmuştur.”
(Kavuşulamayan Küteyle) başlığı altında da şu bölümler yer alıyor: “Peygamber'in bu olaydan sonra hastalandığı rivayet edilir. Peygamber ateşler içinde yanarken Eş'as, yine gelir “ey Peygamber Esma olayı seni çok sarstı. Ben daha güzel bir kadın biliyorum. İstersen onu getiririm” der. Bu güzel kız Eş'as'ın kız kardeşi Küteyle'dir. Peygamber hasta yatağında ünlü sözünü tekrarlar: “Haydi evlendim gitti”... Yine Küteyle genç yaşında Peygamber'in hanımı olur. Bu nedenle artık evlenmeyecektir. Bu durumda Eş'as'm kabilesi çaresiz kalıp Müslümanlıktan çıkar.”
Derginin burada Hasreti Peygamber hakkında kullandığı söz ve ifadeler var ya, (hâşâ) en çapkın bir insan ve ölüm döşeğinde bile öyle şeyleri düşünen, unutmayan bir seks adamı hakkında söylenebilir. Başka türlü tasavvur edilemez, İşin en garip tarafı da, bu uygunsuz ifadelerin Buhari, Müslim ve siyer kitaplarından alınmış gibi gösterilmesidir.
Şimdi bize düşen ilk vazife, Esma ile Küteyle'nin asıl kıssalarını, Buhari, İmamı Ahmed'in Müsned'i ve Siyer kitaplarından vermek. Sonra bazı incelemelerde —eleştirilerde— bulunmaktır. Verelim ki komünistlerin bu babtaki yalan ve uydurmaları meydana çıksın:
“Ebu Üseyd anlatıyor: Nu'man kızı Esma —zifaf maksadıyla —Peygamber'in odasına getirildi. Beraberinde ebesi, dadısı da bulunuyordu. Peygamber “nefsini bana bağışla” diye buyurdu. Esma, “melike bir kadın hiç nefsini avamdan olan birine bağışlar mı” diye cevap verdi." (1) Peygamber, onun asabiyetini yatıştırmak için elini uzatıp başına koymak istediğinde Esma: “Euzu billahi minke” (senden Allah'a sığınırım) dedi. —Bir rivayete göre, bu cümle maksatlı olarak Hazreti Âhe ile Hazreti Hafra tarafından ona öğretilmiştir— Rasûlüllah: “Gerçekten sen yüce bir makama sığındın” dedi.
Sonra çıkarken “Ya Eba Üseyd (mehir olarak) ona iki kat beyaz elbise giydir ve götür ailesine teslim et” diye emir verdi.”(2)
Şunu da hemen ilâve edeyim ki İbni Sai'd'den gelen bir rivayete göre: Kinde emîri, Hazreti Peygamber'le karabet (akrabalık) tesis etmek için dul kalmış kızı Esma'yı Rasûlü Ekrem'e arz etti. O da muvafakat buyurdu.(3)
Sıra şimdi Küteyle'dedir. Onun Peygamber'le evlendirilme şekli, sahih kaynaklar tarafından şöyle anlatılır:
“Kays kızı Küteyle, Hadramut adlı bölgede iken kardeşi Es'ad tarafından Peygamber'le evlendiriliyor. Sonra kardeşi onu oradan alıp getirmeğe gidiyor. Fakat daha Medine'ye varmadan Hazreti Peygamber vefat ediyor.
Vefatından önce, Küteyle hakkında: “O serbesttir, dilerse kapanıp ümmehatülmü'minin arasına girer, dilerse ayrılıp istediği kimse ile evlenir.”    diye vasiyette bulunur. Küteyle, ayrılmayı tercih edip Hadramut’da Ebu Cehl'in oğlu îkrime ile evlenir.” (4)
Eve, Esma ile Küteyle'nin kıssalarını sahih kaynaklardan eksiksiz olarak verdikten sonra bir de dönüp derginin o mevzulardaki çirkin, müstehcen, hakaretamiz, terbiye dışı ifadelerine bakalım. O sahih kaynakların neresiyle bağdaşır, neresinde yerleri vardır? Emin olun ki, o kaynaklarla hiç bir münasebeti yoktur. Sadece Peygambere karşı besledikleri düşmanlık hissinden ileri gelmiştir. Yalnız bazı Müslümanları yanıltmak için İslâmi kaynakların adlarını vermeyi de ihmal etmemişlerdir.
Dergide saçma bir başlık daha. O baslık altında da Hazreti Peygamber'e karşı savrulan hakaretler... Şimdi ibretle, nefretle maslahat icabı olarak onu yazımıza alalım:
“Herise yiyeceksin” Şehveti ne denli talkın olca da bir sınırı vardı. Ve gücünün bir gün sonu gelmişti. İmam'ı Gazali'nin yazdığına göre Peygamberin cinsel organı (Gazali en açık ifadeyi kullanır) artık kalkmaz olmuştu, kaygılanıyordu, konuyu Cebrail'e açtı. Bu şeyin nasıl kaldırılıp sertleştirilebileceğini sordu. Cebrail bu konuda Allah’tan aldığı bilgiyi Muhammed'e iletti: “Herise (aşure gibi bir şey) yiyeceksin.” (Gazali, İhya, Kitabü'n Nikâh c. 2, s. 29)
Malumunuz olsun ki yukarıda naklettiğimiz bölümün içinde gecen edeb dışı ifadelerin hiçbirisi İhyâ-ul-ulum'da yoktur, geçmemiştir, İmam-ı Gazali'yi onun gibi şeylerden tenzih ederiz. Yalnız Hadis olarak zikrettiği şöyle bir ibare geçiyor:
“Cinsi münasebetteki zayıflığımı, güçsüzlüğümü Cebrail'e şikâyet ettim. O da bana herise yememi tavsiye etti.”
Onların bu münasebette kullandıkları ifadelerin, cümlelerin İmam'ı Gazali'ninkinden ne kadar farklı olduğunu görüyorsunuz. Anlatmağa, izah etmeğe hacet yok. Evet, İmam'ı Gazali yukarıda geçen Arabça ibareyi hadis olarak nakletmiş ise de nefsilemirde mevzudur (uydurmadır). Aslı yoktur, Hamd olsun çok büyük kabul edilen âlimlerimiz, bunun mevzuluğu hususunda görüş birliği içindeler...(5)
Demek burada da komünistler, büyük bir hezimete uğradılar. Hayret! Şu malum yazarların kendi ağızlarından hiç düşürmedikleri, eksiltmedikleri ne kadar da müstehcen kelime ve ifadeleri vardır. Meselâ: kalkmış Zeker'in, Zeker'in öfkesi, kalkmış dikilmiş gibi, kelimeler. Bunları onlar söylemişler, fakat onların yerine bizler utanıyoruz... Hem bunun yanı başında ne kadar da iftira, uydurma ve tahrifleri vardır! Bakın: “zekerin öfkesi giderilmeli” başlığı altında neler konuşuyorlar, ne tahrifatlar yapıyorlar: (...Bu kalkmış zekerin indirilmesi için hiç zaman yitirilmemesi istenir. Nerede ve ne zaman olursa olsun zekerin öfkesi giderilmelidir. Hacda, ihram sırasında bile olsa. O nedenle, Cabir'den aktarılan bir hadise göre, bir hac sırasında Peygamber şu buyruğu verir: “Hemen ihramdan çıkın ve karılarınızla yatın!” Cabir diyor ki: “Hacda, biz, zekerlerimizden meni damlaya damlaya Mina'ya yönelmiştik.” (Buhari; Hac, umre, şirket, Müslim; Hac, Nesei, menasik. İbni Mace; menasik. Ahmed bin Hanbel; El müsned.)

Evet, ifadelerin çirkinlikleri gündüz gibi aşikârdır, açıktır, üzerinde durmağa hiç hacet yoktur. Yalnız tahriflere gelince onların üzerinde durmak gerekir. Meselâ, tahriflerden birisi: “Hemen ihramdan çıkın ve karılarınızla yatın.” cümlesidir. Bu tahriftir. Çünkü Buhari'de bu mânâya delâlet eden bir İbare mevcut değildir.
İsterseniz iddia ettiğimiz tahrifi ilmi bir biçimde ispatlamak için Buhari Şerifden o hadisin orijinal bir kısmını verelim:  “Rasûlü Ekrem, Ashabına beyti tavaf; Safa ile Merve arasında da sa'y etmelerini, sonra saçlarını kestirip ihramdan çıkmalarını emreyledi. Rasûlüllah'ın bu emri de, beraberinde boynuna kılade takılmış kurbanı bulunmayan hacılar hakkında idi. Böyle bir kimse ihramdan çıkınca yanında zevcesi varsa onunla cinsî münasebette bulunması helâl olur.”  (Et Tecridi's sarih c. 1, s. 106).
İşte Buhari'de mevcud olan “yanında zevcesi varsa onunla cinsî münasebette bulunması helâl olur.” cümlesidir. Onların hadis nâmına yazdıkları ise bambaşka şeydir. Evet, Buhari'nin bu hadisinde emir sîgası yoktu ki: “hemen ihramdan çıkın ve karılarınızla yatın” mânâsı ondan çıkarılmış olsun. Demek onların bu yazdıkları düpedüz tahriftir. Gaye Peygamber hakkında iddia ettikleri aşın cinsîliği —akıllarınca— bununla ispatlamaktır. Hâlbuki Efendimiz burada, sadece şer'î bir hükmü beyan etmek istiyor. O da şöyledir: İhramda iken kişiye yasaklanmış olan şeyler, ihramdan çıktıktan sonra kendisine helâl olur. Meselâ: cinsî münasebet, güzel koku sürünmek gibi...
Bu mevzuda Müslim'e de bakalım.   Oraya baktığımız da karşımıza şöyle bir cümle çıkıyor:
“Umre ihramından çıkın da kadınlarınızla münasebette bulunun.” Fakat bu hadisi şerifi Cabir'den rivayet eden Atâ adındaki zat, “Hazreti Peygamber, kadınlarla ilgili olarak vermiş olduğu emirden vücub değil ancak ibaha mânâsını kastetmiştir. Yani Umre ihramından çıkan bir kimse dilerse hanımı ile cinsî münasebette bulunabilir.” diye konuşmuştur.(6)
Binaenaleyh, Müslim'in bu mevzudaki mefhumu Buhari'ninki ile birleşiyor. İkisinin arasındaki fark sadece lafızdadır. Velhasıl, kötü niyetlilerin, o hadisi şerife verdikleri mânâ bir gerçeği tamamen tahrif ve değiştirmekten ibarettir. Yaptıkları bir tahrif de aşağıdaki gibidir: “Cabir diyor ki, o hacda biz, zekerlerimizden meni damlaya damlaya yönelmiştik.”
Dergide böyle geçiyor. Fakat gerçekten bu cümle son derece yanlıştır, hilafı hakikattir. Sahabenin söylediği ile hiç alâkası yoktur.
Şimdi hadisi şerifin baş tarafını verelim ki, hakikat olduğu gibi anlaşılsın. Bakın:
“Cabir'den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Hazreti Peygamber Sahabeleri ile birlikte hac ihramını bağladılar. Rasûlüllah ile Talha hariç hiç kimsenin beraberinde kesilecek kurban yoktu... (Mekke'ye geldiğimizde) Peygamber, ashabına  “Hacc'ı, umre'ye çevirmelerini, tavaf (ve sa'yi) eylemelerini, sonra saçlarını kestirip ihramdan çıkmalarını, yalnız yanında kurban bulunanların ihramlarını muhafaza etmelerini emreyledi.” (Ashab kendi aralarında bu hale taaccüp ederek) “bu ne haldir, nasıl olur, tenasül uzvumuzdan meni damlarken mi Mina'ya, Arafat'a çıkacağız?"(7)

Demek istedikleri şey şudur: Hacc'ı umreye çevirmek suretiyle ihramı açmamız, kadınlarımızdan istifade etmemize de yol açabilir. Hacca az bir süre kaldığından ötürü hemen o münasebetin akabinde hac ihramını bağlamak zorundayız. Bağlayıp Arafe'ye çıktığımızda tenasül uzvumuzdan meninin damlaması muhtemeldir. Böyle refahlı bir hal hacc'la nasıl bağdaşır? (8) (Çünkü Hacc zorluktur. R.G.)

Demek sahabeler kendi aralarında bir ihtimalden bahsetmiş oluyorlar. Yoksa bizler, Arefe'ye çıkarken meni bilfiil damlıyordu demek istemiyorlar.

Hayret doğrusu. İnanmayanların zekâ ve anlayış kabiliyetleri bu kadar da kıt olabilir mi? Bence bu, kuvvetli ihtimale göre onların kötü niyetlerinden ileri gelmiş bir tahriftir.

Malum derginin yazarları, âdet haline getirmişler: Her münasebette Hazreti Âişe'yi Hazreti Peygamberin tüm söylediklerine karşı şüphe ve tereddüt içinde imiş gibi gösterirler. Bu hiç tasavvur edilir mi? İftiraya uğradığı zaman lehinde on tane ayeti kerimenin indirilmesiyle Cenab-ı Hakkın büyük iltifatına mazhar olan Âişe, onun en büyük Peygamberine karşı nasıl böyle davranır. Bu hiç mümkün mü? Bakın ifk hadisesini anlatırlarken ne yazıyorlar: “... Ayetler üzerine, annesi Âişe'ye “kızım Peygambere teşekkür etsene” der. Âişe’nin cevabı şu olur: “Eğer âyetleri Allah indirdi ise Peygamber'e değil Allah'a teşekkür etmem gerekir.” Böyle kaydediyorlar. Hâlbuki bu yalandır. Âişe böyle konuşmamıştır. Tüm hadis kitaplarında geçen orijinal şöyledir:
“Ben, hayır kalkmam ve yalnız Allah'a teşekkür ederim dedim.” —Eğer âyetleri Allah indirdi ise bunun neresinde var? Şimdilik, bu kadar ile yetinelim. Eğer ileride yine Peygambere karşı saldırı başlarsa Allah'ın yardımı ile onu da ilmen geri püskürtmeye hazırız.
******************************************************************************************************
1-Bu söz nasipsizlik, şakilik ve Peygamberi yüce kadrini bilmezlikten söylenmiştir. (el-İrşadü’s-Sari lil Kastalani c.8/126)
2-Buhari, Kitabu’t-Talak, et-Tecridü’s-Sarih, c.2 Kitabu’t-Talak s.124, el- Fethu’r-Rabbani c. 22/ 145, es-Siretü’ Halebiye c.3/ 362
3-Fethu’l-Bari lil Askalani c.11/275
4-Es siretü'l-halebiye c: 3. s: 362, El-fethurrabbâni c: 22. s: 147.
5-Tahricü ma fil ihya mine'l ahbar - Hafız'ül hadîs Zeynüddin Irakî - El-Ehbar'ül mevzu'a - Allame Aliyvülkarî –Mevzuat, îbnül Cevzî, Rafuddesise an ehbari'l herîse - El Hafız ibni Nasırüddin.
6-Müslim şerhi li’n-Nevevi, c.5/298
7-Tecridi Sarih, c.1/111
8-İrsadüs sari şerhi Sahihi!   Buhari, lil-Kastalani c: 3/258.259.

(Günümüz meselelerine KUR’ANDAN CEVAPLAR 21-29)

 
Geri