NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
TAHRİF EDİLMİŞ TEVRAT VE KURANIN KAYNAĞI

Kur'ân'ın birçok meselede kaynağı olduğu iddia edilen Tevrat'ın aslı, tarihin nisyan sahifeleri içine gömülüp gitmiştir. Bugün elde bulunan ve ilahî kitap diye vasfedilen Tevrat Hz. Musa'ya gelen Tevrat'ın aynı değildir. Hz. Musa'dan çok sonra yazılmış, muhtelif müelliflere ait parçalardan meydana gelmiş anonim bir eserdir. Yalnız biz mü'minler, Hz. Musa'ya Cenâb-ı Hak tarafından "Tevrat" isimli bir kitabın indirildiğine şeksiz inanırız. Fakat bugün elimizde olan bozulmuş, tahrif edilmiş ve insanların elinde bir oyuncağa dönmüş Tevrat'da, Hz. Musa'ya gelen vahiylerden hiç bozulmayan kısımlar da olabilir. Fakat biz bunun miktarını ve hangileri olduğunu bilemeyiz.(1) Hz. Musa'ya indirilen asıl Tevrat da, Hz. Muhammed (sav) indirilen Kur'ân da Allah tarafından gönderilmiştir -her ne kadar itirazcı bu kitapların Allah katından gönderildiğini kabul etmese de (Din Bu II/ 190)-  Yani kaynakları birdir. Öyleyse her iki kitapta da birbirine benzer şeylerin bulunması normaldir. Çünkü peygamberlerin yolu birdir, özde müşterektir, o da Allah'a îman ve kulluktur. Yalnız dinlerin ibâdet tarz ve şekilleri, hukukî talimatları aynı veya benzer olabileceği gibi farklı da olabilir. Dolayısıyla Kur'ân'da olan bir hükmün aynısı Tevrat'ta da var diye, Kur'ân'ın kaynağı Tevrat'tır diyemeyiz.

Fahruddin er-Râzî'ye İftİra
İtirazcının yaptığı sinsice işlerden birisi de; Arapça metinlere bilerek veya bilmeyerek yanlış mana vererek meseleyi çarpıtmasıdır. Fahruddin er-Râzî'den naklen: "Muhammed'in öğretmenleri bunlar arasında en çok adlarından sözedilenler, Addas, Yessar, Cebr adlı kölelerdi..." (F. Râzî, 24/50) diyerek, bu kimseleri Hz. Muhammed'in öğretmenleri olarak göstermektedir.
Halbuki Fahruddin Râzî böyle demiyor. Yani bu şahısların Hz. Muhammed'in öğretmenleri olduğunu söylemiyor. Bilakis böyle diyenlere cevap veriyor. Onlara cevap olarak da Allah'ın indirdiği âyeti zikrediyor. "İnkâr edenler: 'Bu, yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu (Kur'ân'ı) uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti' dediler de haksız ve asılsız bir söz uydurdular. 'Kur'ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır' dediler." (Furkân, 25/4-5)
Fahruddin Râzî, bu âyetin iniş sebebini anlatırken, el-Kelbî ve Mukâtil'den naklen şöyle demektedir: Nadr b. el-Hâris; Addâs, Yesâr ve Cebr isimli köleleri kastederek: "Bu (Kur'ân) yalandan başka birşey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti" dediğinde, bu âyet-i kerîme nazil oldu. Ehl-i Kitap'tan olan bu köleler, Tevrat'tan okudukları şeyleri başkalarına da anlatıyorlardı. Daha sonra bunlar müslüman olunca Nadr bu sözü söyledi.
Fahruddin Râzî, bu nakilden sonra şöyle der: "Allah Teâlâ, (müşriklerin ve muterizlerin) bu şüphesine (iftirasına) “Haksız ve asılsız bir söz uydurdular” diyerek cevap verdi."
Görüldüğü gibi, itirazcının söylediği şey ile Fahruddin Râzî'nin söylediği şey arasında dağlar kadar fark var. Fahruddin Râzî'ye haksız ve asılsız bir iftirada bulunmaktır.


ARAPÇA BİLMEYEN KÖLE Hz. MUHAMMED (SAV) İN MUALLİMİ OLABİLİR Mİ?
Başka bir âyette de Allah Teâlâ şöyle buyurur: "And olsun ki: "Muhammed'e elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kasd ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Kur'ân ise fasih arapçadır." (Nahl, 16/103)  Yani Kur'ân'ı Muhammed'e, Cebrail indirmiyor, bir insan öğretiyor diyorlar. Böyle demeleri; Hz. Muhammed'in, şimdiye kadar bir insandan ders almadığını i'tiraf ve "Kur'ân'ı kendisi uyduruyor" sözlerini tekzîbdir. Müşriklerin, Kur'ân'ın fevkalâdeliği ve mükemmelliği karşısında; şimdiye kadar kimseden ders almadığı için Kur'ân'ı kendisi yapamaz, bir ümmînin böyle bir kitap yapabileceğini akıl kabul etmez, öyleyse bunu bir başkası ona öğretiyor dediler. Fakat Allah'ın öğrettiğine inanmak istemiyorlar da, insanlardan birisi öğretti diyorlar. Bu Kur'ân'ı ona bir beşer yapıveriyor, o da ondan öğrendiklerini Allah kelâmı diye satmak istiyor, tarzında iftira ve istihza ediyorlar.(2)
Bu âyet-i kerîme'nin iniş sebebinde değişik mütalâalar ileri sürülmüştür. Bu husustaki rivayetler siyer kitaplarında zikredilen ve çok mevsuk olmayan rivayetlerdir. Bu rivayetlerde değişik isimlerde birçok köle isminden bahsedilmektedir.(3)
Hasılı isim ne olursa olsun, "Ona bir beşer Öğretiyor" demişler. Bugün de garazkâr müsteşrikler ve İslâm düşmanları Peygamber (s.a.v)in Rahip Bahîra ile bir saat kadar görüşmesini ele alarak, bütün talimatını bundan öğrendiğini ileri sürmektedirler. O zaman ne denilmiş ise bugün de aynı şey söyleniyor. Ama Kur'ân onların dillerini şöylece bağlıyor: "And olsun ki "Muhammed'e elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kasd ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Kur'ân ise fasih arapçadır." (Nahl, 16/103)
Yani onların bu sözleri halkın zihnini çelmek içindir. Büsbütün akla aykırıdır. Zira Kur'ân cihana ferman okuyup dururken araplar içerisinde öyle bir öğretici olsaydı hemencecik ona bir nazîre yapmaz mıydı? Yahut "Bunu Muhammed'e ben öğretiyorum" diye ifşa etmez miydi? Çünkü Kur'ân'a karşı koymak için o kadar sebep vardı ki... Herkes Kur'ân'a karşı koyup nazîre yapanı baş üstünde gezdirirdi. Binaenaleyh araplar içerisinde böyle bir öğreticinin bulunmadığı aklen sabit idi. Bunun için onlar da: "Yabancı köle öğretiyor" diyorlardı. Böylece yine tenakuza düşüyorlardı. Zira o yabancı köle bir kere doğru dürüst arapçayı bilmezdi. Rum idi. Kendisi, edip veya üstad filozof bir kimse değildi. Belki kendi okuduğunun da manasını bilmiyordu. Bu kadar esrar ve maârifin öyle hemencecik bir iki görüşme ile bir çarşı kölesinden öğrenilmesine imkân yoktu.(4)
"O fikir veriyor. Hz. Muhammed de kendi kafasına göre ifade ediyordu" demek de gerçeğe aykırıdır. Çünkü Kur'ân'ın arapça nazmı, beşer gücünün üstündedir. Şimdiye kadar kimse ona nazîre yapamamıştır, yapamayacaktır. Bu nazmın beşer gücünün üstünde olduğunu itiraf -ki itiraf ediyorlar­dı- Onun gökten indirilmiş olduğunu kabul etmek demektir. Hasılı "Beşer öğretiyor" sözleri tamamen çürük, mesnedsiz, sadece garazlarından doğan, halkın fikrini çelmeye matuf bir sözdü.
Hz. Muhammed (sav)'in sadece bir saat Rahip Bahîra ile görüşmesini ele alarak, Kur'ân'ı ondan öğrendiğini söylemek, ilmin değil, düşmanlığın ifadesi olur. Evet Goldziher ve onun gibi düşünen diğer müsteşrikler böyle diyorlar. Bir saatlik karşılaşma, kıyamete kadar dünyaya ışık tutacak bu bilgileri nasıl ve nereden verecek? Ve mademki Rahip Bahîra öylesine âlimdi de neden kendisi peygamberliğini ilân etmedi? Neden o şerefe nail olmak istemedi?
Bu iddianın çürüklüğünü o dünyanın fertleri olan bazı müsteşrikler göstermişlerdir. Meselâ Müsteşrik Buhl; Hz. Peygamber'in, Tevrat, Zebur ve İncil'in hakikî muhteviyatı hakkında bir bilgisi olmadığını ve adı geçen kitapları okumamış bulunduğunu, Ahd-i Cedîd'i hiçbir zaman bilmediğini söylüyor.(5)
Bu kitapları okumuş olmasına da imkân ve ihtimal yoktu. Çünkü Peygamberimiz okumak bilmez, yabancı lisan bilmez idi. Kaldı ki o sırada ne Ahd-i Atik, ne de Ahd-i Cedid arapçaya çevrilmemişti. Bunların arapçaya tercümesi, miladî onuncu asırdan sonra olmuştur. Görülüyor ki bu beşer öğretmeni iftirası, Rasûl-ü Ekrem'in talimatını bir yerden öğrenmiş olması iddiası, tamamen yersiz ve imkânsızdır.(6) O halde: "De ki: "O'nu mü'minlerin îmanını sağlamlaştırmak, mü'minlere hidâyet ve müjde olmak için Rabb'ından Rûhulkudüs indirdi." (Nahl, 16/102)
"Hiç Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından olsaydı onda birçok ihtilaf bulurlardı." (Nisa, 4/82)

*************************************************************************************************
1- Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrâiliyyât, 1-2.
2- Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, 5/3126.
3- İbn Hişâm, Sîratü'n-Nebeviyye, 1/393; Hamdi Yazır, 5/3126-3127.
4- Kâdî Beyzâvî, 1/632.
5-İslâm Ansiklopedisi, (Tayyip Okiç'in Tefsir notlarından).
6-Süleyman Ateş, İslâm'a İtirazlar ve Kur'ân-ı Kerîm'den Cevaplar, 175.

 
Geri