NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
KUR'ANDAKİ YEMİNLER

1-Arkasını Perinçek’in “2000’e doğru” dergisine dayayan T.DURSUN, yazdığı yazılarda “Müslümanların Pehlivanı yok diyerek” uzun süre havasını attı. Molla Sadreddin YÜKSEL, yazdığı “Makaleler” adlı kitapla, Dursun’un yaptığı tahrifata, tahribata ve saptırmaları gözüne sokmasına rağmen ona cevap vermediği gibi, Prof. Dr. Süleyman Ateş’in yazıp yayınladığı “Gerçek Din Bu” adlı iki ciltlik kitaba da cevap vermedi. Hatta Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin ortaya çıkıp tarafsız bir zeminde tartışmayı kabul etmesini de hiç gündeme getirmedi.

Turan, “İnandırmak İçin Kur'andaki Tanrı'nın And İçmeleri” yazısına “Kur'an'ın Tanrı'sıyla Tevrat'ın Tanrı'sının birçok benzerlikleri vardır.” Diye başlıyor. Aklınca Hz. Peygamberin, İslam’ı Yahudilerden aldığını ihsas ettiriyor.

1.1-Şu kâfirler karar versinler artık. Hz. Peygamber İslam’ı kimlerden aldı ve kaç dil biliyordu?
a) Hristiyanlardan mı?
b) Yahudilerden mi?
c) Sâbiilerden mi?
d) Mısırlılardan mı?
e) Hindistandan mı?
f) Mayalılardan mı?
g) Sümerlilerden mi?
h) Azteklerden mi?
i) Yunanlılardan mı?
j) Kendisi mi uydurdu?

Şimdiye kadar bizim muttali olduğumuz iftiralar bunlardır ve "zırva tevil kabul etmeyeceği için" bu konu üzerinde durmayacağız.

1.2-Hz. Peygamber zaten sürekli Tevrat’ı ve İncil’i tasdik ettiğini ama onların tahrif edildiğini söylemedi mi? Özellikle hahamların çarpıttıkları Tevrat’taki hükümleri “Hak budur” diyerek onların yüzlerine vurup onları susturmadı mı? Yani, Tevrat’ı Yahudi din adamlarından daha iyi bilen bir peygamber. İşte size bir örnek: Yahudi bilginlerinden   (Mâlik bin Sayf),  gelerek kitaplar üzerine dedikodu etmeye başladı.  Hz.  Peygamber:  “Tevrâtı   Musâya indiren Allah  hakkı  için bana  haber ver:  Kitabınızda  (Allah şişman  olan  bilgine buğzeder) diye bir  şey bulmadın  mı”?  Mâlik de şişman bir adamdı! Bu söze canı sıkılarak   “Allah hiçbir beşere hiçbir kitap indirmemiştir”   dedi. Bu suretle bütün kitapları toptan inkâr etti.   Bunu Yahudiler duydular.   Kendisine yazıklar olsun sana, Musâya Tevrat'ı indirilmedi mi?”  dediler.  Onun:   “Muhammed( s.a.v.) beni  öfkelendirdi   de  ondan  söyledim”   yollu bir  cevap vermesi üzerine: “Böyle öfke ile kitabını inkâr eden bir adamı biz istemeyiz” diyerek kendisini başkanlıktan azl ederek yerine  (Ka'b-ül-eşref) i ta'yîn etdiler.
Bu, Hz. Peygamberin Yahudilerin bozulmamış kaynağından vahiy aldığını göstermez mi?

2-“İkisininki de (Yani Yahudilerin ve İslam’ın)  "KRAL"dır. Kur'an'da Tann'ya "kral" anlamında 5 yerde "Melik" denir (Tâhâ: 114; Mü'minûn: 116; Haşr: 23; Cum'a: 1; Nâs: 2.). Nâs süresindeki deyim çok ilginç: "MELİKÜ'N-NÂS", yani: "İnsanların Kralı". Tanrı'ya uygun görülen niteliklerden biri de bu.” Diyor, Arapça dehası(!) Kufe ve Basra da benzeri olmayan(?) Turan.

2.1-Kur’an’daki“melik”kelimesini,müfessirlerin verdiği en uygun tercüme olan anlamda değil de, tahrif olmuş Tevrat’ta anlatıldığı gibi "kral"diye anlam veriyor.Öyle ya 1500 yıldır kendisi gibi bir alim(!) gelmedi. Arapçayı kendi ana dilleri olan araplardan daha iyi biliyor ya(?)

2.2-Yukarıda verdiği ayetlerin Diyanet Mealindeki anlamları şöyle:
a-“Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve "Rabbim, benim ilmimi artır" de.(Ta-Ha 114)
b-“Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir.” (Mü’minun 116)
c-“O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.(Haşr 23)
d-“Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih eder.. (Cuma 1)
e-“İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hâkimine),(Nas 2)
Ayetlerde de görüldüğü gibi “melik” kavramı “tüm mülkün sahibi ve hakimi, gerçek hükümdar (hükümran)” anlamlarındadır.


3-“İkisinin ki de "kullar"ına sırasında "acır", ödüller verir. Ama sı­rasında da çok "öfkelenir". Başlara, türlü ve tüyler ürpertici belalar gönderir. Ayrıca da "cehhenem"de yakacaktır. Kur'an'da Tann'nın bir adı da "ZÜ'NTİKÂM"dır (Âli İmran:4; Mâide:95; İbrahim:47; Zümer:37.) yani:"ÖÇALICI" "öç" alır öfkelendiklerinden.”

3.1-Allah’ın verdiği iradeyi kullanmayan-kullanamayan, varoluşu tesadüflere bağlayan aklının ve kendi bilgisinin mutlak doğru olduğunu zanneden Dursun, meşhur “süpürge deneyinden sonra” kendisini Tanrı yerine koyarak, O’nu eleştirmeye, Yaratıcının, ödül vermesini, cezalandırmasını alaya almakta, gece mezarlıktan geçerken “korkusundan ıslık çalan” insanlar gibi “intikam almasıyla” aklınca dalga geçmektedir.
Evet! Yaratan, kendisine inanan mü’minlere ödül verir, “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?..” (Casiye, 21), kâfirlere de ceza verir “O, Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı bir azap ile müjdele!” (Casiye 8) “Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!” (Casiye 21) Yüce Yaratıcı insanları başıboş bırakmamış, Peygamberlerle hakkı, hakikati göstermek istemiştir.Gönderdiği Peygamberlere inanmayanlara  cehennemi vad etmiş, yeryüzünü ifsad etmeye çalışanlara ve dinine savaş açanlara da  "intikamı" olduğunu bildirmiştir. "Dileyen iman etsin dileyen inkar etsin." Ha bu Kâfirler ne bekliyorlar? Gavurluk yapıp yapıp sonra Allah’ın kendilerini affettiğini söylemesini mi?


4- “Daha başka ortak nitelikleri de sıralanabilir. Ama az da olsa ortak olmayan nitelikleri de var. Bunların başın­da da Kur'an'daki Tanrı'nın çok "andiçiyor oluşu"dur..” diyor, aklı yerinde Dursun.

4.1-Burada da sallıyor araştırmacı-gazeteci yazar. Nasılsa reklâmını iyi yapmıştır ve okuyucularına kendisinin allame-i cihan olduğuna inandırmıştır. Kaynaklara bakacak dürüst değerlendirme yapacak kâfir nerede? İnsan hadi Kur’an’ı bilmiyor bari Tevrat’ı ya da İncili okur biraz da ondan sonra kalemi eline alır aleme rezil olmaz. Kuranın farklı noktası diğer kutsal kitaplarda ant içmeler yokmuş da Kuran'da varmış.(?) Kendisini bilgilendirmek için geç oldu ama takipçileri nasıl birisinin peşinden gittiklerini anlasın diye Tevrat’tan örnek verelim Rabb'in and içmelerine:

ÇÖLDE SAYIM: Say.14: 28: Onlara RAB şöyle diyor de: 'Varlığım adına ant içerim ki, söylediklerinizin aynısını size yapacağım.
YEREMYA: Yer.22: 5: Ancak bu buyruklara uymazsanız, diyor RAB, adım üzerine antiçerim ki, bu saray viraneye dönecek."
YEREMYA: Yer.49: 13: Adım üzerine ant içerim ki" diyor RAB, "Bosra dehşet konusu olacak, yerilecek, Viraneye dönecek, aşağılanacak. Bütün kentleri sonsuza dek yıkık kalacak."

Biz şimdi bu adamın hangi yazısına güveneceğiz? Aslında kendisine  delil olabilecek, sevincinden ayaklarını yerden kesip hop oturtup hop kaldıracak "bak Muhammet bunları da tevrattan almış" diyebileceği bir konuda bile araştırma yapmamış.
Ayrıca DURSUN'un yemin konusundaki verdiği örneklere bakılırsa şunu da bilmiyor, Kuranı Kerimde yemin sadece “yemin harfleriyle” yapılmaz, bazen fiillerde yemin yerine geçer.  “وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ... َ ”   bu ayette "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız" diye söz almıştı..." dikkat edilirse burada "lam" yemin cevabı da fiil olan لَتُبَيِّنُنَّهُ  "tübeyyinehu" dür.

5- “..inandırmak için çok çok antiçer. Tam Araplara özgü biçimde. (Yorumlarda da Arap geleneğine bağlanıyor.) Ve pekçok şey üstüne içer andını” der ve bundan sonra ayetleri alt alta sıralamaktan başka hiçbir şey yapmaz, hoş daha önce çalakalem neler yazdığını da yukarıda gördük.

5.1-Tırnak içerisinde “Yorumlarda Arap geleneğine bağlanıyor” diyen yazar o “yorumlardan” hiç bahsetmez çünkü özgür düşünceye sahip olan T.Dursun nedense o düşünceleri sansürlemiştir. Kendi bildiklerini empoze etmeye çalışmıştır.

5.2-Kur’an Arapça indirilmiştir. “Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kur'an olarak indirdik.” (Yusuf,2) dolayısıyla Kur’an’ı o dili kullanan insanlarının kullandığı mantık içinde anlamak gerekir. Türkçe düşünerek İngilizce, Fransızca anlaşılmadığı gibi Arapçada anlaşılmaz. Acaba T. Dursun İngilizcede “Çok yağan yağmuru” ifade için kullanılan “It's raining cats and dogs.”(Gökten kedi köpek yağıyor) ya da Fransızcadaki “il pleut des cordes” (Gökten ip yağıyor) cümlelerini nasıl anlardı ya da anlayamazdı merak ederdik. Hoş "aklını çalıştıracak" insan nerede?

5.3- Kur’anı anlamak ve onun hakkında söz edebilmek için sarf, nahiv, bedi, beyan, meani, iştikak, nesh, luğat, sebebi nüzul… gibi onbeş ilmi bilmek gerekir. Yaptığı tercümelerden çok az sarf ve nahiv okuduğu ama diğerlerinden bihaber olduğu anlaşılmaktadır. Eğer çok iyi Arapça bildiği iddiası gerçek olsaydı, oturur, Kur’an Arapçasındaki varsa dil yanlışlıklarını ortaya koyardı, iddialarından birisi de Kur’anı Hz. Muhammed kendisi uydurdu değil miydi? Kendisi araplardan daha iyi arapça bilmiyormuydu(?)

5.4- Şimdi gelelim konumuza: Seyyid Şerif Cürcani, “Tarifât” da Yemin’i şöyle tarif eder, Lügatte; “kuvvet” demektir. Şer’i ıstılahta ise; “Allah’ın ismini söyleyerek veya alakalandırarak, haberin iki tarafından birisini kuvvetlendirmektir.” (Yani Turan’ın iddia ettiği gibi “inandırmak için” değildir. Herhalde kendisi her zaman olduğu gibi halkın yemin etmesiyle Arapçadaki “yemin”i karıştırdı.)
Celaledddin es-Suyuti de “İtkan” da; Kasem (yemin) ile maksat haberin gerçekliğini ortaya koymak ve onu pekiştirmektir… der Nitekim Ebu’l-Kasım Kuşeyri de, “Muhakkak ki Allah kasemi, delilin mükemmel (olduğuna işaret) ve pekiştirme için ifade etmiştir.” Der.

Kur’anı Kerimdeki yeminlerin sebepleri aşağıda maddeler halinde gösterilmiştir.
a) İslam’dan önce Arapların sosyal hayatında yeminin rolü büyüktür. Bunun mahiyetini Johs Pedersen “İslam Ansiklopedisi”nde etraflıca izah etmiştir. (İslam Ansiklopedisi, 6/374-378) Arapların öteden beri alıştıkları bu usulü Kur’anı Kerim muhafaza etmiştir.
b) Yüce Allah indirdiği ayetlerini ve delillerini, bu türlü yeminlerle pekiştirmiştir. Bunda garip görülecek bir taraf yoktur. Kur'anın o anki muhatabı onlardı ve hiç bir Arap ta "Allah, Kur'an da niye yemin ediyor?" diye sormamıştı.
c) Yemin her zaman pekiştirmek için değil, bazen de o şeyin kıymetine işaret etmek ve kadrini yüceltmek için kullanılır.
d) Dinleyenlerin dikkatlerini çekmek için kullanılmıştır.
e) Arapçada isim tamlamasında muzaf eğer biliniyorsa hazfedilebilir. Yani ayette geçen “Veş-şemsi” (güneşe yemin olsun) kelimesi “Ve Rabbi’ş Şemsi” (güneşin rabbine yemin olsun), demektir.
f) Yemin, bir şeyin faziletli oluşuna ya da faydasına da işaret eder. “Tin” suresinde Yüce Allah “zeytine ve incire” yemin etmektedir. Günümüzde bunların sağlık açısından faydaları daha yeni yeni anlaşılmaktadır.

********************************************************************************************************************************

Kaynaklar:
1-El-İtkan fi ulumil Kur'an, Celaleddln es-Suyuti
2-Ulumu'l Kur'an, Menna Halil el-Kattân
3-Tefsir Usulü ve Kaynakları, Doç. Dr. Ali Turgut
4-Tefsir Usulü, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu

 
Geri