NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
HZ. ALİ’NİN KİMLİĞİNDE AHLAK VE İNANÇ

 

                                                                                      I

Aşağıdaki metin Baki Öz'ün "HZ. ALİ’NİN KİMLİĞİNDE AHLAK VE İNANÇ" adlı çalışmasından alınmıştır.

1. Sünni çevrelerin katılmamasına ve doğru bulmamalarına karşın; Şii, Alevi ve Bektaşi çevreler Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt’ine ilişkin ayetlerin bulunduğunu, Ali ve Ehlibeyt’in vahiye konu olduklarını, ama Kuran derlemeleri yapılırken bu tür ayetlerin çıkarıldığı düşünülür, inanılır ve savunulur. Hatta 6666 ayet olması gereken Kuran’ın 6234 ayet olamasının nedeni budur. Yani, Şii / Alevi çevrelerin savına göre; Kuran’daki bu eksiklik, Ali ve Ehlibeyt’in üstünlüğüne ilişkin ayetlerle Ümeyyeoğullarının kötülüklerini dile getiren ayetlerin çıkarılmasından kaynaklanmıştır. Ayrıca, Ali ve Ehlibeyt hakkında önemli sayılacak ölçüde hadis olduğu da savunulur
ŞİMDİ.. Bizde deriz ki:


1.1. Cümlelerine; “Sünni çevrelerin katılmamasına ve doğru bulmamalarına karşın; Şii, Alevi ve Bektaşi çevreler Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt’ine ilişkin ayetlerin bulunduğunu, Ali ve Ehlibeyt’in vahiye konu olduklarını, ama Kuran derlemeleri yapılırken bu tür ayetlerin çıkarıldığı düşünülür.diye başlayan yazar, alt tarafta; Şii-Sünni Kuran yorumcu ve bilim çevrelerine göre Hz. Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin inen yahut onları konu alan veya herhangi bir biçimde ima eden ayetler şunlardır.ve Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt’i amaçlayan ayetlerin olduğu tüm İslam âlemince kabul edilen bir gerçektir.” diyerek kendisiyle çelişkiye düştüğünün hala farkına varabilmiş midir bilmiyorum.
1.2. Kuranın 6666 ayet olması gerektiğini kim ifade etti? Bu Zemahşeriye (V. 1143) ait bir sözdür. Hz. Peygamber zamanında Kuranı kerimde ayet numaraları yoktu. Hz. Muhammed (s.a.v.), Kur’anı Kerimi okurken her ayetin sonunda bir müddet dururlardı ki oranın bir ayet olduğu belli olsun. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v.) bazen vakıf dediğimiz (şimdi Kur’anı Kerimlerde kelimenin üzerine küçük harflerle yazılan lamelif, ze, tı… gibi gösterilen) yerlerde de dururdu, sahabenin buraları da bir ayet zannetmesidir. İkinci bir sebepte; besmelenin her surenin başında ayrı bir sure sayılıp sayılmamasındandır. Asıl olan kuran ayetlerindeki harf ve kelime sayılarıdır ve bu tüm kuranlarda aynıdır.
1.3. “Şii, alevi ve Bektaşi çevrelerce ayetlerin çıkarıldığı düşünülürmüş.”
Breh breh ne kadar yuvarlak bir cümle kim düşünürmüş, kaynak nerde? Hacı Bektaşinin “Makalat’ı” elimizde mevcut oraya bakalım Hacı Bektaşi Veli böyle bir şey demiş mi? Tüm hak tarikatlar gibi o da kitabında;
"Bu bölüm Şeriat'ın makamların bildirir." "Bu bölüm Tarikat'ın makamların bildirir." "Bu bölüm Maarifet'in makamların bildirir." "Bu bölüm Hakikat'ın makamların bildirir."
Demiş, bunları açıklamış ama Kuranın ayetlerinin çıkarıldığını hiç söylememiş. Acaba Ateist olup ta kendini alevi zannedenler bunu ilave edip Alevileri İslam’dan uzaklaştırmak için söylemiş olmasınlar, malum ya “Alisiz Alevilik” kitabı yazılarak yeni bir Alevilik icat edilmeye çalışılıyor Türkiye de.
1.4. “Kuran’daki bu eksiklik, Ali ve Ehlibeyt’in üstünlüğüne ilişkin ayetlerle Ümeyyeoğullarının kötülüklerini dile getiren ayetlerin çıkarılmasından kaynaklanmıştır.
İmdi, Kuran’da Ümeyyeoğullarını yeren ayetlerin olması Kuranın ruhuna terstir. Kuran geçmiş ümmetlerden bahseder; Yahudilerden, Nasranîlerden, lut kavminden… ama özel olarak bir ailenin kötülüğünden bahsetmez çünkü onların arasından hayra hizmet eden insanlar çıkabilir ve nitekim de çıkmıştır.
1.5. Kurandan Hz Ali ve ehli beyt’le ilgili ayetler hem niye çıkarılsın. Bunlar Ümeyyeoğulları tarafından çıkarılırken bir tane bile sahabe niye itiraz etmedi? Hz. Ali’yi ve ehli beyti hiçbir sahabe sevmiyor muydu ki karşı çıkmış olmasın. Veda haccında sayıları yüzbini bulan sahabenin hepsi de mi Hz. Ali ve ehli beytten nefret ediyor ya da çekemiyordu. Mesela çok geriye gitmeye gerek yok Hanefi mezhebinin kurucusu İmamı Azam’ın, Hz. Peygamberin torunlarından Caferi Sadık’tan ders aldığını ve yine Hz. Peygamberin diğer bir torunu olan Hz. Zeyd, Emevilere karşı isyan ettiğinde ona maddi destek sağladığını her Müslüman bilir.

2.Gerek ayetlerde gerekse hadislerde en çok övgülü sözler Ali içindir. İbni Abbas, Ali’ye ilişkin 300 ayetin indiğini belirtir. Ancak, 80 ayet konusunda bilim çevreleri görüş birliğindedirler. Oysa, Ali’yi kendisine rakip alan Muaviye’yi yücelten tek bir ayet bile yoktur. İbni Hambel’se; “Ali hakkında Peygamber’den gelen erdemlik içeren sözler başka kimseler hakında gelmemiştir” der. Cami gibi ünlü kaynaklara göre, Peygamber Muhammed; “Ali Kuran iledir ve Kuran Ali ile. İkisi havuz kenarında bana ulaşıncaya dek ayrılmazlar” der.”


2.1. Ali efendimizin üstünlüğü bizce malumdur. Efendimizin amcasının oğlu, damadı olması bir yana Hz. Hatice’den sonra Müslüman olan Hz. Ali’nin üstünlüğünü kim inkâr edebilir ki.
Kur’anı kerimde Hz. Zeyd hariç, ismen zikredilmiş hiçbir sahabe yoktur. Bu diğer tüm sahabelerin faziletli olmadığını mı gösterir. İlk Müslümanlardan olan, efendimizin eşi Hz. Hatice’nin isminin olmaması gibi Hz. Muaviye’nin adının anılmaması onun alt mertebede olduğunu mu gösterir. Hz. Ali’nin adı da Kuran açık ve seçik yoktur bu onun değerli ve üstün olmadığını mı gösterir.
Bu yazı parçasını hazırlayan (önce hambel değil hanbel yazmasını öğrenip) bir hadis kitabını açsa “fedailüs-sahabe” yani “sahabenin fazileti” bahsine baksa Hz. Peygamberin (s.a.v.), diğer pek çok sahabe hakkında ne kadar üstün sözler söylediğini görürdü. Ayrıca Peygamberin sözlerine bu kadar değer veren yazar, Hz. Peygamberin (s.a.v.) “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz.”, “Ashabım anıldığında (ağzınızı)tutun” hadisleri karşısında tavrı ne olurdu acaba işine gelmedi için görmezden mi gelirdi?


3. Şii-Sünni Kuran yorumcu ve bilim çevrelerine göre Hz. Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin inen, yahut onları konu alan veya herhangi bir biçimde ima eden ayetler şunlardır: Bakara 207-208-274; Al-i İmrân 61; Nisa 54-115-117; Maide 55-67; A’raf 46; Enfal 27; Rad 29; Nûr 35-36; Şuara 214; Ahzâb 23-25-33-56; Fatır 32; Yasin 12; Saffat 24-130; Secde 18; Şûra 23; Zuhruf 67; Rahman 19; Vakıa 10; Hadid 19; Haşr 20; Hakka 12; İnsan (Hel’Ata) 9; Tekasür 8.[2]
Kuran’ın tümü Ali ve Ehlibeyt’i kapsar.
3.1. Sizin iddianıza göre madem Kuran değiştirildi öyleyse sizlerinde söylediği Hz. Ali efendimizi ve ehli beyti ima ile öven ayetler niye değiştirilmedi?
Ne demek “Kuranın tümü Ali ve Ehli beyt’i kapsar.” Kuran aileye özel inmiş bir kitap mıdır ki tümü Ali ve ehli beyti kapsasın. İslam’ın bir saltanat ve soydan soya geçmeyen bir idari yapıya sahip olduğunu öğrenemeyen zavallılar kalkmış İslam hakkında ahkâm kesiyorlar. Aslında Hz. Muhammed Veda haccındaki hutbesinde “İnsanlar! Biliniz ki Rabbiniz birdir. Hepiniz Âdem’den siniz. Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir.” Buyurarak meselenin özünü anlama kapasitesi olanların anlayacağı şekilde açıklamıştır.
Şii-Sünni Kuran yorumcu ve bilim çevrelerine göre “Hz. Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin inen ayetler bellidir” ama Şii Kuran yorumcu çevreler, Sünni âlimlerin sahabe ile ilgili olarak indiklerini kabul ettikleri ayetlerin varlığını bir türlü kabul etmezler. Hz. Peygamberin çevresinde canlarını mallarını vererek pervane gibi dönen sahabeleri kabul etmezler ve hatta “Muhammed, Allah'ın peygamberidir. Onun beraberin dekiler ise, kafirlere karşı çok çetin, kendi aralarında son derece merhamet lidirler. Onları cemaatle rükû ve secde ederek, Allah'ın lütfunu ve hoşnutluğunu dilerken görürsün. Nişanları yüzlerindedir secde eserinden.” (Fetih; 48/29) Ayetini bile görmezden gelirler.

4. Kuran’ın tümünde Ali ve Ehlibeyt’e göndermede bulunan ayetlerin surelere göre dağılımıysa şöyledir: Enfal 7; Tevbe 11; Yunus 11; Hicr 8; Nahl 19; İsra 11; Taha 21; Enbiya 10; Hacc 6; Hud 1; Yusuf 17; Furkan 12; Şuara 15; Nevml 4; Kassas 6; Ankebut 8; Mümin 4; Fussilet 8; Şûra 6; Zuhruf 14; Duhan 8; Vakia 7; Hadid 10; Mücadele 1; Haşr 2; Saf 3; Kıyam 2; Dehr 4; Mursalat 7; Naba 7; Naziat 2; Zilzal 5; Adiyat 6; Keyf 7; Meryam 8; Rum 2; Lokman 4; Secde 1; Ahzâb 13; Sebe 4; Casiye 2; Muhammed 15; Fetih 6; Hucurat 7; Kaf 2; Cuma 1; Münafikun 6; Tagaabun 3; Tahrim 4; Mülk 2; Abasa 3; Tekvir 4; İnfitar 2; Buruc 2; Beled 3; Maun 1; Kevser 1; Miminin 7; Nur 8; Fatır 2; Yasin 3; Saffat 5; Sad 16; Zümer 13; Zariyat 6; Tur 6; Necr 16; Kamar 3; Rahman 19; Kalem 9; Haakka 4; Maaric 4; Nuh 1; Cin 4; şems 6; Leyl 5; Tin 7; Kadr 5; Beyyine 2; Al-i İmrân 24; Nisa 21; Takasur 1; Asr 3; Humaza 1; İhlas 1; Fatiha 7; Bakara 67; Maide 6; Araf 12.[3]
Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt’i amaçlayan ayetlerin olduğunu dünden bugüne dünyanın en ünlü Kuran ve hadis otoriteleri de savunurlar. Çalışmalarıyla kimi ipuçları verirler. Genel kanı; Kuran’ın düzenlenmesi sırasında bu tür ayetlerin doğrudan ayıklanmasına karşın, yine de Ali ve Ehlibeyt’i amaçlayan ve doğrudan-dolaylı onlara yönelik olan azımsanamayacak ölçüde ayet kalmıştır. Bu konunun uzmanı, yani ilahiyatçı olmayışımız nedeniyle, biz yalnızca bu otoritelerin saptamalarını aktarmakla yetineceğiz.

4.1. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir; “Bu konunun uzmanı, yani ilahiyatçı olmayışımız nedeniyle, biz yalnızca bu otoritelerin saptamalarını aktarmakla yetineceğiz.” Diyen yazar bilmediği konuda laf etmeye kalkmış, bilmediği vadilerde at oynatmaya kalkmış okuyucuyu istediği gibi yönlendirmeye çalışmış “işi otoritelere” havale etmeyi de aklınca ihmal etmemiştir. “Otoritede” diye kaynak gösterdikleri şahsın yazdığı yazıda arasında hiçbir tane bile birinci derecede kaynak kabul edilebilecek Arapça eser de yoktur. Ayrıca Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt’i amaçlayan ayetlerin olduğu tüm İslam âlemince kabul edilen bir gerçektir.

5. “Genel kanı; Kuran’ın düzenlenmesi sırasında bu tür ayetlerin doğrudan ayıklanmasına karşın, yine de Ali ve Ehlibeyt’i amaçlayan ve doğrudan-dolaylı onlara yönelik olan azımsanamayacak ölçüde ayet kalmıştır.

5.1. Bu genel kanıya sahip olan âlimler kimlermiş lütfetse de onların isimlerini yazsalardı daha bir makbule geçerdi.
Kuran’ın düzenlenmesi sırasında bu tür ayetlerin doğrudan ayıklanmasına…
İnancımız Kuranın değiştirildiğine inanmanın küfür olduğunu söyler yani böyle bir cümleye inanmak küfürdür. Şimdi adama şöyle bir soru sorarlar da cehaletini ortaya koyarlar. Kuranı Kerim Hz Ebubekir zamanında bir kitap haline getirildi. Hz Osman zamanında çoğaltılıp belli başlı şehirlere gönderildi. Şimdi diyelim ki sizin iddianız doğru (ki baştan sona iftira) o zaman Hz Ali halife olduğu zaman niye Kuranı düzeltmedi “bu ayıklanan” ayetleri tekrar eski yerine koymadı. “Ha o tekrar koydu da Emeviler tekrar çıkardı derseniz.” O zaman da “kaynak gösterin” deriz. Hadi şimdiden kolay gelsin


6. Kuran yorumcularına göre; Hz. Ali, Kuran’da dokuz ayette “mümin” olarak anılmıştır.
6.1. Önce bu zavallılar herhalde Hz. Ali efendimizi, Sünnilerin mümin olarak kabul etmediğine inanıyorlar. Şöyle basitçe çevrelerine baksınlar kaç tane “Ali, Hasan Hüseyin, Fatma” isminde Sünni görecekler belki de alevi ve Şiilerde konulandan daha fazla isimde bı isimde Sünni Müslüman görecekler ama Muaviye ye da yezid isminde bir kişi bile bulamazlar. (Bunun için otorite olmaya falan da gerek yok.)

7. “Bu ayetler yalnızca onun için inmiştir. Secde 18. ayet Ali ile Velid b. Ukbe arasında geçen bir olay üzerine inmiştir. Ali, ona “fasıksın” demiştir.

7.1. Biz biraz daha fazla bilgi verelim de Sünni kaynaklarının Hz. Ali efendimize bakışını bilmeyenler bilsin;
Ata b. Yesar ve Süddî, bu âyet-i kerimenin, Ali b. Ebi Talib ise fâsık bir kimse olan Velid b. Ukbe hakkında nazil olduğunu sölemişlerdir. Velid b. Ukbe Hz. Ali ile tartışmış ve ona şöyle demiştir: "Benim sözüm senden daha geçerli, kılıcım seninkinden daha keskin, orduları püskürtmem senden daha fazladır." Hz. Ali ise: "Kes sesini sen bir fâsıksın." demiş ve işte bunun üzerine bu âyet nazil olmuştur. (Taberi Tefsiri)

7. 2. “Enfal 62 Bedir savaşı ile ilgili olarak Ali ile Hamza gibi “müminlere”
Eğer lütfedip bu ayeti kerimenin anlamını okusalardı Hz. Ali ve Hz. Hamza’yla ilgisi olmadığını görürdü. Ayet şöyledir. “Eğer seni aldatmak isterlerse, şüphesiz ki sana, Allah yeter. Seni ve müminleri yardımıyla destekleyen ve onların kalblerini birbirine ısındıran O´dur. Eğer sen, yeryüzündeki her şeyi harcasan, onların kalble­rini birbirine ısmdıramazdın. Fakat Allah onları birbirine ısındırdı. Şüp­hesiz ki o, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir”(Enfal; 62,63) Bu ayet Peygamber efendimizle ilgilidir. Çünkü “seni aldatmak isterlerse” diye tekil olarak gelmiştir.

7.3. Enfal 64’se yalnızca Ali için inmiştir.
Önce Enfal suresinde ne dediğine bir bakalım. “Ey Peygamber, sana ve sana tâbi olan müminlere Allah yeter(Enfal 64) Zavallılar ayetleri okumadan istedikleri gibi yazmışlar. Enfal suresindeki ayet bu, bunu Ali efendimizle ne gibi bir alakası olabilir. Bunu ancak Hz. Ali’yi Tanrı ya da Peygamber gibi göstermek isteyenler “yalnızca Ali için inmiştir” diyebilir.”

7.4. Ahzâb 23, Tanrısıyla and içip bunun sonucunda şehit olmayı bekleyen Ali içindir.
Önce Ahzab 23 de ne diyormuş onu görelim:

Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allaha vermiş oldukları sözde sadakat gösterdiler. Onlardan kimi bu uğurda canlarını feda etti. Ki­mi de bu şerefi beklemektedir. Onlar, Allaha verdikleri sözü asla değiştir­mediler.” (Ahzâb 23)

Eğer bu ayet sadece Ali efendimiz için olsaydı “Müminler içinde öyle erler vardır ki” demez çoğul sıygası değil tekil sıygasıyla gelirdi. Şimdi bu ayetin tefsirine bakalım:
Allahu teala, münafıkların, verdikleri sözlerini bozduklarını zikrettikten sonra bu âyet-i kerimede de müminlerin kahramanlarının, Allaha verdikleri söz­lerde durduklarım, cihad ederek bazılarının bu yolda canlarını verdiklerini diğer bazılarının ise şehadet şerbetini içmeyi içtenlikle beklediklerini beyan etmekte­dir.
Enes. b. Mâlik bu âyet-i kerimenin, amcası Enes b. Nadr hakkında nazil olduğunu söylemektedir.
Enes b. Mâlik diyor ki: "Amcası Enes b. Nadr, Bedir savaşında bulunma­mış ve buna üzülerek şöyle demiştir: "Ben, Resuhıllahın yaptığı ille savaşta bu­lunmadım. Yemin olsun ki eğer Allah bana, Resulullah ile birlikte savaşmayı nasibedecek olursa benim nasıl gayrette bulunacağımı görecektir."
Enes b. Nadr Uhut savaşında bulundu. Müslümanlar mağlup durumday­dılar. Enes, Allaha yalvararak şöyle dedi:
"Ey Allah’ım, şu müslümanların yaptıklarından dolayı senden özür dile­rim ve şu müşriklerin yaptıklarından da sana sığınırım." Enes kılıcı ile düşmanların üzerine yürüdü. Bu arada Sa´d b. Muaz ile karşılaştı ve ona: "Nereye gidi­yorsun Sa´d? Ben, Uhut dağının eteklerinden cennet kokusu alıyorum." dedi ve yürüdü. Yapılan çarpışmalar sonunda öldürüldü. Onun vücudu tanınmaz hale gelmişti. Onu, kız kardeşi vücudundaki bir benden veya parmak uçlarından tanıyabilmişti. Onun vücudunda seksen küsur ok, mızrak ve kılıç yarası vardı.

7.5. Tevbe 19, Mekke’de hacılara üstünlük taslayan Abbas’la tartışarak onu yeren Ali için inmiştir.

Allah ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad edenlerle, inkârcılıkta ve şirkte ısrar ettiği halde Hacılara su dağıtıp Mescid-i Haramı tamir edenler elbetteki bir değildirler. Çünkü Allah teala, kendisine iman edilmeden hiçbir ameli kabul etmez.
Bu âyet-i kerime, hacıları su vermekle ve Beytullaha hizmet etmekle ifti­har eden bir kısım insanları kınamış ve onlara, insanlara su vermek ve Kâbeye hizmet etmekle değil. Allah ve âhiret gününe iman etmekle ve Allah yolunda ci­had etmekle iftihar edileceğini bildirmiştir.
Meselenin özü budur. Aşağıda kısaca ayetin hangi sebeplerden dolayı inmiş olabileceğini göstermeye çalışan ulemanın sözlerini fazla uzatmadan veriyoruz.
Müfessirler bu ayetin nüzulü hususunda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. İbn Abbas, kendisinden gelen rivayetlerin bazısında şöyle demektedir: Hz. Ali, Abbas´a sert ve ağır konuşunca, Abbas: "Şayet siz, müslüman olma, hicret ve cihad etme hususlarında bizden önce davrandıysanız, bilesiniz ki biz de, andolsun ki Mescid-i Haram´ı imâr ediyor, hacılara su dağıtıyorduk..." dedi. İşte bunun üzerine de bu ayet-i kerime nazil oldu.Şu da ileri sürülmüştür: Müşrikler, yahudilere: "Biz hacılara su veriyor, Mescid-i Haram´ı da imâr ediyoruz. Bu durumda, biz mi, yoksa Muhammed ile O´nun arkadaşları mı daha üstünüz?" dediler. Bunun üzerine yahudiler o müşriklere: "Siz, daha üstünsünüz" dediler.
Şöyle bir rivayet de vardır: Hz. Ali (r.a), Abbas (r.a)´a, müslüman olduktan sonra: "Amcacığım, sizler hicret etmediniz. Allah´ın Resulüne de katılmadınız değil mi?" deyince, Hz. Abbas: "Ben, hicret olayından daha üstün olan bir hizmeti görmüyor muydum? Allah´ın evini haccedenlere su veriyor ve Mescid-i Haram´ı imar ediyordum"
dedi. Binâenaleyh, bu ayet nazil olunca Abbas: "Ben, hacılara su dağıtma işini terketmem gerektiğini görüyorum " dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s): "Sizler, hacılara su dağıtma işine devam ediniz. Çünkü, sizin için bu işte bir hayır vardır" buyurdu.
Şu da rivayet edilmiştir: Talha İbn Şeybe, Abbas ve Ali, övünmeye başladılar. Talha: "Ben Beyt´in sahibiyim; onun anahtarları benim elimde. İstesem orada yatıp kalkabilirim..."; Abbas: "Ben, "sikâye" sahibiyim, bu işi devam ettiriyorum"; Hz. Ali de: "Ben, cihad erbabıyım" deyince, Allah Teâlâ bu ayeti indirdi.

7. “Casiye 21 ile Beyyine 7’de “mümin” olarak anılanların içinde Ali de vardır ve üstünlüğü vurgulanır. Maide 55 camide namaz kılan ve rüküde olan Ali’nin sadaka isteyen dilenciye cömertlik göstererek yüzüğünü vermesi üzerine inmiştir. Peygamber Muhammed Ali’nin bu duyarlılığı karşısında çok duygulanmış ve “ehlimden Ali’yi bana vezir kıl, onunla arkamı güçlendir” diyerek Tanrı'ya yakarışta bulunmuştur. İnsan 5–11. ayetleri de yine Ali ile eşi Fatıma’nın cömertlikleri ve işlerini kendilerinin görmesi nedeniyle inmiştir. Bakara 274’se Ali’nin 4 dirhemini gösterişten kaçınarak ihtiyaçlılara vermesi üzerine inmiştir. Mücadele 12’de Ali’nin üstün kişiliğine vurgu yapılır.”

7.6. “Yoksa kötülükleri işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, iman edip salih ameller İşleyenlerle kendilerini bir tutacağımızı mı sanırlar? Ne kötü hüküm veriyorlar” (Casiye,21), "iman edip de güzel güzel amellerde bulunanlar(a gelince): Hiç şüphe yok ki, bunlar da yaratılalann en hayırlısıdır..." (Beyyine, 7).
Ayetler bunlar, Bizim Ali efendimizi sahabenin içerisinde üstün bir mevki olduğuna inancımız tamdır. “mümin” olarak anılanların içinde Ali de vardır ve üstünlüğü vurgulanır.”diyen yazara göre demek ki Hz. Ali Efendimizin dışında sahabe içerisinde “mü’min”lerde varmış. Acaba tenezzül buyursalardı kendilerine göre sahabe içerisinde “mü’min” olanların isimlerin verselerdi sevinirdik.
“Sizin dostunuz sadece Allah, onun Peygamberi ve namazı kılan ve Al!ah´a boyun eğerek zekatı veren müminlerdir.” (Maide, 55)
Allah teala bu âyet-i kerimede müminlerin, Allah´ın Peygamberlerinden ve kendi dinlerinden olan müminlerden başka hiçbir dostları olmadığını belirte­rek Yahudi ve Hristiyanlar gibi din düşmanlarını dost edinenlerin, yanlış bir yol seçtiklerini, sonunda mutlaka pişman olacaklarım veya o dost edindikleriyle be­raber olacaklarını bildirmektedir.
İshak b. Yesur ve Aliyye b. Sa´d bu âyet-i kerimenin, Kaynuka Yahudileriyle olan dostluğunu ve antlaşmasını bozup ancak Allah Resulünü ve müminle­ri dost edindiğini bildiren Ubade b. es-Samit hakkında nazil olduğunu söylemiş­lerdir.
Ayet-i kerimenin "Namazı kılarlar, rükû ederek (boyun eğerek) zekâtı ve­rirler." bölümünün kimin hakkında indiği hususıında iki görüş zikredilmiştir.
Bazılarına göre bu âyet, bütün müminler hakkındadır. Süddi, Ebu Cafer, Utbe b. Ebi Hâkim ve Mücahid´e göre ise âyetin bu bölümü Hz. Ali hakkında nazil olmuştur. Çünkü Hz. Ali namazda rükû ederken yanından geçen dilenci ondan bir şey istemiş Hz. Ali de onu yüzüğünü vermiştir. Bu sebeple "Rüku ederken zekatlarını verirler" şeklinde vasıflandırılmıştır. (Taberi Tefsiri) Meselenin özü ve rivayetler bunlardır. Sadece bu ayet değil bundan önceki ayet için de Alusi “Bu âyet Hz. Ali hakkındadır. Binâenaleyh bundan Önceki âyetin de onun hakkında olması daha uygundur. İşte âyet hakkında söylenen sözlerin tamamı bundan ibarettir.” Der. (Mefatihu’l Gayb) Hz. Aliye İman, Amel ve ihlas bakımından uyanlara selam olsun.
7.7.  Önce ayetler de ne deniyormuş ona bir bakalım:

 Haberiniz olsun iyiler, kalkışı kafur öten dolu bir kadehten içeceklerdir. Allah'ın kullarının içtiği bir çeşme ki güzel yollar ırak onu akıtırlar da akıtırlar.   Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan günden korkarlar. Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirir. "Size sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür!"."Çünkü biz Rabbimizden korkarız, bir suratsız kara günden!" (derler. Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklık ve bir  sevince”  erdirir.” (İnsan 5-11)  

İbn Ahmed... gibi Mu´tezile´nin ileri gelenlerinden hiç kimse, tefsirlerinde, bu ayetlerin, Ali İbn Ebi Talib (r.a) hakkında nazil olduğunu söylememişlerdir. Ama bizim âlimlerimizden Vahidi, Kitâbu´l-Basit adlı eserinde, bu ayetlerin Hz. Ali hakkında nazil olduğunu söylemiştir.
İtikatta Mutezili amelde Hanefi olan Keşşaf sahibi de, bu kıssaya yer vermiş ve İbn Abbas (r.a)´dan şunu rivayet etmiştir: "Hasan ve Hüseyin (r.a) hasta olmuşlardı. Derken, bir takım kimselerle beraber, Allah´ın Resulü (s.a.s), bunları ziyaret etti. Bunun üzerine o kimseler, "Ey Ebu´l-Hasan, keşke çocuğundan ötürü (onun iyileşmesi için) bir adakta bulunsanl.." dediler. Bunun üzerine, Ali, Fatıma ve cariyeleri Fıdda, "Eğer, Cenâb-ı Hak bu ikisine şifa verirse, üç gün oruç tutacakları adağı"nda bulundular. Derken, Hasan ile Hüseyin iyileştiler. Ama adakta bulunanların yanında, yiyecek namına hiçbir şey yoktu. Bunun üzerine Ali, Hayberli bir yahudi olan Şem´ûn´dan, üç “sâ” arpa borç aldı. Derken, Fatıma, bir “sâ”ını un haline getirdi, kendi sayılarınca beş tane çörek pişirdi. Oruçlarını açmaları için, onlar, bunları önlerine koydular. Derken, tam o sırada, yanı başlarına bir "sâil" dikiliverdi.. Ve, "Ey Muhammed´in ehl-i beyti, es-Selâmu aleyküm... Ben, müslüman yoksullardan bir yoksul, bir miskin... Beni doyurun ki, Allah da sizi cennet sofralarından yedirsin, içirsin..." dedi. Bunun üzerine onlar, bu yoksulu tercih ettiler. Derken, su içme hariç, hiçbir şey yemeden gecelediler ve oruçlu olarak sabahladılar. Akşam olunca da, o yiyeceği yeniden önlerine aldılar. Tam o sırada yanı başlarında, bir yetim beliriverdi. Bu sefer de bunu tercih ettiler. Derken, üçüncüsünde de kendilerine bir esir geldi. Onlar, yine aynı şeyi yaptılar. Sabah olunca da, Hz. Ali (r.a), Hasan ve Hüseyin elinden tutarak, Allah´ın Resulünün (s.a.s) yanına girdiler. Hz. Peygamber (s.a.s), onları, açlığın şiddetinden dolayı tıpkı bir civciv gibi tirtir titrerken görünce, "Sizde gördüğüm bu şey beni ne kadar üzdü?!” dedi, sonra kalktı ve onlarla beraber gitti. Derken, Fatıma’yı da, karnı sırtına yapışmış, gözleri çukurlaşmış bir biçimde, odasında buldu. Bu da, onu üzdü. Bunun üzerine Cebrail (a.s) inerek, "Ey Muhammed, Allah, ehl-i beytin hakkında seni tebrik ediyor" dedi ve ona, suredeki bu ayetleri okuttu."
"Muhakkak iyi kimseler... içerler..." buyurmuştur ki, bu sığalar, çoğul sığalardır. Dolayısıyla, bütün şükredenleri ve bütün iyi kimseleri içine alan bir ifadedir. Bu gibi ifadeleri tek bir şahsa tahsis etmek mümkün değildir. Çünkü surenin başından buraya kadarki nazmı, bu ifadenin, ebrâr ve itaatkârlardan olan herkesin durumunu beyan eden bir ifade olmasını gerektirir. Şimdi, kalkar da biz bunu, tek bir şahsa tahsis edersek, bu surenin nazmı bozulur. Bir de, bu sıfatları taşıyanlar, meselâ ifadelerinde olduğu gibi, çoğul sigasıyla ifade edilmişlerdir. Binaenaleyh, ayetin bu ifadesini, belli bir topluluğa tahsis etmek, zahirin hilafına bir harekettir. Ali İbn Ebî Talibin (r.a), bu ifadesinin muhtevasına girdiği inkâr olunamaz. Ne var ki, Ali İbn Ebî Talib, Allah´a itaat edenlerin hallerine delâlet eden tüm ayetlerin muhtevasına da girmektedir. Binaenaleyh, Ali ibn Ebî Talib, bu ayetin muhtevasına girdiği gibi, sahabe ve tabiunun müttakileri de, bunun muhtevasına girmektedir. Binaenaleyh, bu durumda böyle bir tahsiste bulunmanın kesinlikle bir manası kalmaz... Meğer ki “Bu sure, Hz. Ali´den, özel bir taatin sadır olduğu sırada nazil olmuştur.” denilsin. Fakat usûlü´l-fıkıhta, "Nazarı dikkate alınan şey, sebebin hususiliği değil, lafzın umumîliğidir" şeklinde bir düstur yer almıştır. (Mefatih’ul Gayb, Alusi)
Tüm ümmeti kapsayacak olan ayetleri sadece Hz. Ali ve ehli beyti tahsis kılmak cehaletin daniskasıdır. Ayrıca Ali efendimizin fazileti, cömertliği, cesareti… ile ilgili o kadar rivayet vardır ki zorlama yorumlara girmeni hiçte gereği yoktur.

7.8. “Mallarını gece gündüz, gizli ve açık hayır için harcayan kimselerin Rablerinin yanında, yalnız kendileri için, mükâfatları vardır. Onlara bir korku yoktur ve hiç üzülmeyeceklerdir”.(Bakara 274)

Cenâb-ı Allah bir önceki âyette nafaka verilecek en uygun kimseyi etmiş bu ayette de en uygun nafaka verme şeklinin ne olduğunu açıklamış ve: "Mallarını gece-gündüz, gizli-aşikâr (Allah yolanda) harcayanlar" buyurmuştur.
Şimdi bu ayetin kimin hakkında indiği konusundaki rivayetleri görelim.
a)Abdurrahman İbn Avf, Suffe Ashabına birkaç dinar; Hz. Ali (r.a.) de yine suffe ashabına, geceleyin bir "vesk"(Kufelilere göre 200 kg.lık bir ölçü birimi)hurma gönderir. Böylece Allahu Teâlâ nezdinde, bu iki sadakanın en sevgilisi Hz. Ali (r.a.) sadakası olmuş olur. Bunun üzerine de bu âyet-i kerime nazil olur. Böylece de geceleyin verilen sadaka daha mükemmel olmuş olur.
b) İbn Abbas (r.a.) şöyle der: "Hz. Ali’nin (r.a.) sadece dört dirhemi vardı. Böylece O, bunların birini geceleyin, birini gündüzün, birini gizlice ve diğer birini de aşikâre olarak tasadduk etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), "Seni, bu şekilde hareket etmeye sevkeden nedir?" dedi. Hz. Ali : "Rabbimin bana va’d etliğini haketmek istemem" der. Bunun üzerine Hz. Peygamber, "Rabbinin sana va’adettiğini hak ettin" dedi. Bunun üzerine de Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerimeyi indirdi.
c) Keşşaf sahibi şöyle demektedir: "Bu âyet-i kerime Hz. Ebu Bekir hakkında nazil olmuştur. Çünkü o, kırkbin dinarın onbinini gece; onbinini gündüz, onbinini gizli, onbinini de açıktan tasadduk etmişti."
d) Bu âyet-i kerime, atları besleyip, onları cihâda hazırlama hakkında nazil olmuştur. Çünkü Ebu Hureyre, besili bir ata rastladığında bu âyet-i kerimeyi okumuştu.
e) Âyet-i kerime her durum ve her vakitte sadakalarının kendilerini hayra teşvik etmiş olduğu kimseler hakkında umumîdir. Binaenaleyh, bu kimselere bir kimsenin ihtiyaç içinde olduğu haberi ulaştığında, onlar hemen bu ihtiyacı karşılamaya çalışır, onu geciktirmeden, herhangi durum ve zamanla kayıtlamazlardı. İşte bu, bu hususta ileri sürülen görüşlerin en güzelidir. Çünkü bu âyet-i kerime, infâk hükmünün beyânı hususunda zikredilmiş olan âyetlerin en sonuncusudur. İşte bu sebeple hiç şüphesiz bu âyet-i kerimede infâk şekillerinin en mükemmeli zikredilmiştir. Allah en iyi bilendir. (Mefatihu’l Gayb, Alusi)
7.9. “Ey iman edenler, peygamberle gizli konuşmak istediğiniz zaman konuşmadan önce sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız şüphesiz ki Allah, çok affeden ve çok merhamet edendir.” (Mücadele 12)
Önce şunu belirtmeliyiz ki, Cenâb-ı Hakk, "Böyle yapmanız, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir" buyurmuştur. Böyle bir ifade, ancak farzlar için değil, nafile ibadetler için kullanılır.  Mücahid diyor ki: "Ali (r.a.) şöyle dedi: "Allahın kitabında öyle bir âyet vardır ki onunla, benden önce hiç kimse amel etmedi. Benden sonra da amel etmeyecektir. Benim yanımda bir dinar vardı onu on dirheme bozdurdum. Resulullah ile her gizli konuştuğumda bir dirhem sadaka veriyordum. O sırada bu âyet neslıedildi. Böylece bu âyetle ne benden önce amel eden oldu ne de benden sonra amel olacaktır. (Taberi Tefsiri)
Kâdi şöyle demiştir: "Rivayetteki en kuvvetli husus, sadece Hz. Ali´nin Hz. Peygamber´le fısıldaşmasından önce tasaddukta bulunduğu, daha sonra bu hükmün neshedildiğidir. Her nekadar sahabenin faziletlilerinin de, bunu yapmaya vakit ve imkân buldukları halde bunu yapmadıkları, sadece Hz. Ali´nin bunu yapmış olduğu sübût bulmuş ise de, biz diyebiliriz ki: "Onlar bunu yapmamışlar, çünkü bunu yapmak için vakit yetmemiştir. Aksi halde sahabenin mümtaz şahsiyetlerinin, böyle bir şeyden geri durmayacaklarında hiç bir şüpheniz yoktur."Ebü Müslim el-İsfehânî, neshin olduğunu kabul etmez ve şöyle der: "Münafıklar, sadaka vermekten kaçınıyorlardı. Bunlardan bir gurup, münafıklığı bırakmış ve gerçek iman ile zahiren ve bâtınen mü´min olmuşlardı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, onları diğer münafıklardan ayırmayı dilemiş ve de, gerçek mü´min olmuş olan bu kimselerin, hâlâ nifakta kalmış olanlardan ayırdedilmesi için, Hz. Peygamber (s.a.s) ile fısıldaşmadan önce tasaddukta bulunulmasını emretmişti. İşte bu emir, o zaman için belirlenmiş olan bu maslahattan ötürü olunca, şüphesiz o vakte mahsus olmuş olur." Ebû Müslim´in sözünün özü şudur: Bu mükellefiyet (emir), belli bir gaye için belirlenmiştir. Dolayısıyla da bunun, o belli gaye elde edildiğinde sona ermesi gerekir. Binâenaleyh bu nesh değildir. Ebû Müslim´in izahı güzel olup, bunda bir sakınca yoktur. Ama cumhur nezdinde bilinen ve meşhur olan ise, bu sadaka hükmünün, "... korktunuz mu?" (Mücadele, 13) ayeti ile nesh olunduğudur.


8. “Peygamber, 622 yılında Mekke’den Medine’ye gizlice göçerken, kendisinin evinde olduğu kanısını yaratmak ve müşriklerce izlenmesini önlemek amacıyla evde Ali’yi bırakmıştır. Ali bu yaşamına mal olabilecek oldukça tehlikeli görevi hiç ikileme düşmeden severek, içtenlikle yapmıştır. Bu Ali’nin Muhammed’e ve onun yoluna olan inancının ve bağlılığının bir sonucudur. Bunun üzerine Bakara 207. ayeti iner. Tanrı buyruğunda yüceltilen Ali için; “…Tanrı rızasına ulaşmak için adeta varlığını ve kendini satar, Tanrı’nın rızasını alır.” denir. 8.1 Hz. Peygamberin (s.a.v.), Hz. Ali efendimizi kendi yatağında yatırmasının yegâne sebebi “müşriklerce izlenmesini önlemekdeğil aynı zamanda Peygamberimize emanet edilen malları sahiplerine vermesidir. Hz. Peygamber, Hz. Aliye müşriklerin zarar vereceğini bilse onu kendi yatağında yatırmaz daha önce Medine’ye hicret etmesine izin verirdi. Asıl tehlikede olan Efendimiz (s.a.v.) ile yolculuk yapan Ebubekirdir. Ebubekir efendimiz, hicret için daha önce birkaç kere izin istemiş, Peygamberimizin “Sabret belki sana Allah hayırlı bir yol arkadaşı verir” diyerek bu isteğini ertelemiştir. Peygamberimizle beraber hicret arkadaşlığı yapan Ebubekir yakalansa Efendimizle birlikte öldürülecekti kesindir.


9. Nahl- 42’deki “zikr ehli”nin Hz. Ali’nin kendilerini amaçladığını İbni Caber-i Taberi yazar. Suyuti, Tevbe 119’daki “gerçeklerle birlikte olun” biçimindeki hükmü “Ali ile olun” biçiminde yorumlar. Peygamber Şuara 214’ü kırk kişinin üzerinde yakın bulduğu bir topluluğa elçiliğini açıklarken, karşı çıkmalar olmuş, Peygamber de içlerinde kendisine candan yardımcı olacak birini istemiş ve bu sadece özveriye dayanan gönül görevini Ali üstlenmiştir. Suyuti’ye göre Taha 29-32. ayetler inerken, Peygamber Hz. Musa’nın kardeşi Harun’u kendisine yardımcı edinmesini örnek alarak, Ali’nin kendisine “vezir olması”nı ve Tanrı'dan Ali ile “güçlendirilmesi”ni ister. Maide 55-56’da sözü edilen “veli” Ali’dir. Ünlü yorumcu Fahrettin Razi de Maide 54’ün Hayber Savaşı’nda sancağın Ali’ye verilmesi üzerine indiğini belirtir. Al-i İmrân 61’deki “oğullarınız”la Hasanla Hüseyin, “kadınlarınız”la Fatima, “biz”le ise Ali amaçlanmıştır.[3] 9.1. “ Bunlar, sabredenler ve yalnız rablerin güvenenlerdir.” (Nahl 42)
Kendilerini dünyada güzel yerlere yerleştireceğimiz ve âhirette de büyük mükâfaat vereceğimiz bu insanlar, hak yolda çektikleri çeşitli çile ve sıkıntılara karşı sabredenler ve bütün işlerinde bize güvenenlerdir.
İbn-i Cerir et-Taberinin, “Nahl 42” hakkında yazdıkları yukarıdakilerden ibarettir. Yani “zikir” den ve “Hz. Aliden” bahsetmez. Bizim, Hz. Ali efendimizin “zikir” ehli olduğundan en küçük bir şüphemiz yoktur ancak yazıyı yazan kimsenin ayetleri yazmadan önce açıp bir okumalarını beklemekle çok şey mi istemiş olurduk bilmem.
10-Şii bilginler gibi birçok dürüst Sünni bilgin ve Kuran-Hadis otoritesi yazdıkları yorum kitaplarında Kuran’da Ali’yi ve Ehlibeyt’i amaçlayan birçok ayetten söz ederler. Muhammed El Kanduzi, El Hamvini Tahrim 4’ün Ali için indiğini, bunun üzerine Peygamber Muhammed’in “Ali seni müjdelerim. Tanrı senin Cebrail’le kardeş olduğunu söyledi. Meleklerle müminler tanıktır” dediğini belirtirler. Yine El Kanduzi Ahzâb 25’de Tanrı’nın Ali’nin “gücü” ile “savaşın kazanıldığı”nı buyurduğunu yazar. Elhac 1’de “Ali’nin mucizesi” kanıtlanır. Enfal 62’de Bedir Savaşı’nın “Ali’nin gücü” ile kazanıldığı belirtilir. Ankebut 52, Bakara 189, Fatir 32, Yasin 12 ve Raid 43’de Ali yerin göğün bilgisine sahiptir. “Her bilgi Ali’dedir. Ali, “Kitabın bilimi”ne sahiptir. Yani, “Kuran-ı natık”tır (Konuşan Kuran). Bu Sünni yazar, ayrıca Bakara 112’nin de Ali için indiğini belirtir. El Baydavi, El Hamvini gibi Şii ve El Ayyaş Vassam gibi Sünni yazarlar İnsan suresinin Ali ve Ehlibeyt için indiğini yazarlar.”
10.1. İnsan bir konuda kitap yazacağına oturur da biraz bilgi sahibi olur. Oradan buradan bulduklarını işi geldiği gibi yazmaz. Aşağıya Tahrim suresi 4. ayetini okumasını bilenler için yazalım da, bu ayette hiç “silm” kelimesi geçmiyor.
Tahrim.4.
Metni:إِن تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِن تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِي
Anlamı: “Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz eğildi. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah, Cibrîl ve müminlerin iyileridir. Bunun ardından melekler de ona arkadır.” Şimdi bu ayettin Ne alakası var Hz. Ali efendimizle.

Ahzab.25:
Metni: وَرَدَّ اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْراً وَكَفَى اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتَالَ وَكَانَ اللَّهُ قَوِيّاً عَزِيزاً
Anlamı:“Hem Allah o kâfirleri elleri hiçbir hayra ermeksizin öfkeleriyle defetti. Ve bu şekilde Allah müminlere savaş hakkında yetiverdi. Allah çok güçlüdür, üstündür.”
“Yine El Kanduzi Ahzâb 25’de Tanrı’nın Ali’nin “gücü” ile “savaşın kazanıldığı”nı buyurduğunu yazar” böyle buyurmuş yazar, da burada ki “Güç”, Allahın gücüdür.
Hacc.1:

Metni:يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ

Anlamı: “Ey insanlar, Rabbinize korunun (sığının); çünkü kıyamet gününün sarsıntısı çok büyük bir şeydir.”

“Ali’nin mucizesi” kanıtlanır.”diyen yazara sormak lazım burada mucize nerede, Ali nerede? Normal zekaya sahip birisini anlayacağı bu ayet “kıyametten” bahsediyor.

Enfal.62:
Metni: وَإِنْ يُرِيدُوا أَنْ يَخْدَعُوكَ فَإِنَّ حَسْبَكَ اللَّهُ هُوَ الَّذِي أَيَّدَكَ بِنَصْرِهِ وَبِالْمُؤْمِنِينَ
Anlamı: “Eğer sana hile yapmak isterlerse, sana Allah yeter. O'dur seni yardımı ile ve inananlarla destekleyen.”

Enfal.62: “Ve onların gönüllerini uzlaştıran da. Yoksa yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın yine de onların kalplerini birleştiremezdin. Ancak Allah, onların arasında birleşmeyi sağladı; çünkü O, güçlüdür, hikmet sahibidir.”

Ey Resulüm, seninle barış yapmak isteyen bu insanlar şayet bu yolla seni aldatmak istiyorlarsa, Allah, onların kötülüklerini senden uzaklaştırmaya kâfidir. Allah senin dinini, onlann dinine galip getirmeyi üzerine almıştır. Sana verdiği zaferle ve Ensar´dan olan müminleri sana yardımcı kılmakla seni destek­leyen O´d ur.
Medine´deki Evs ve Hazreç kabilelerinden olan ve daha önce aralarında savaş eksik olmayan, Ensarın kalblerini birbirine ısındıran o da O´dur. Ey Muhammed, eğer sen, yeryüzünde bulunan bütün değerli şeyleri harcayacak olsay­dın yine de onlann kalblerini birbirine ısındıramazdın. Fakat Allah, seni destek­lemeleri için onlara hidayette birleştirip kalblerini birbirine ısındırmış, kaynaştırmıştır. Şüphesiz ki Allah, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Taberi Tefsiri)
“Bedir Savaşı’nın “Ali’nin gücü” ile kazanıldığı belirtilir.” Diyen yazar bu anlamı nerden çıkarmış acaba merak ediyoruz.
Ankebut.52: “De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O göklerde ve yerde ne varsa bilir. Batıla inanıp Allah'ı inkar edenler, işte zarara düşenler hep onlardır.” Burada yerin ve göğün bilgisine sahip olan Allah’tır.
Bakara.189: “Onlar sana hilalleri soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar için ve hac için vakit ölçüleridir. Erginlik, evlere arkalarından gelmenizle değildir, gerçek eren, korunanlardır. Evlere kapılarından gelin ve Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.”  Hac ve sosyal hayatla ilgili olan bu ayetlerin Ali efendimizin gücü ile biz bağlantısını kuramadık.
Fatır:32: “Sonra Biz, o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta giden yolu tutan var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. işte büyük lütuf odur.”

Abdullah b. Abbas’tan nakledilen bir görüşe göre buradaki kitaptan mak­sat, Kur’andan önce indirilen kitaplardır. Onlara mirasçı olanlar da Muhammed ümmetidir. Muhammed ümmeti bunların hak kitap olduklarına iman etmeye mi­rasçı olmuşlardır.”(Taberi Tefsiri)
Yasin.12: “Gerçekten Biz Biziz, ölüleri diriltiriz; önden gönderdiklerim ve bıraktıktan eserleri kitaba geçiririz. Zaten her şeyi açık bir kütükte "İmam-ı Mübin" de de ihsa (sayıp tesbit) etmişizdir.”
Her bilginin “kitabı mübin”de olduğu tesbit edilmiş olduğu belirtilir.
Ra’d.43: “O küfredenler: "Sen peygamber değilsin." diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan!”
            Allah Teâlâ, Resulullah’ın (s.a.v.) Peygamberliğini inkâr eden kâfirlere karşı şöyle söylemesini emrediyor: "Benim Peygamberliğime Allahın şahit olması, bir de benden önceki Peygamberlere gönderilen kitapları okuyup benim Peygamber olarak gönderildiğimi bilen âlimlerin şahit olması yeter.” (Taberi Tefsiri) Rad suresindeki bu ayet görülüyor ki Hz. Muhammed(s.a.v.) ile alakalıdır.
Yazarın delil olarak ileriye sürdüğü ve bizim de meallerini verdiğimiz ayetlerde de anlaşılacağı üzere, Hz. Ali’nin “yerin ve göğün bilgisine sahip olduğu” bu ayetlerden kesinlikle çıkarılamaz.
Önce yazarın şunu öğrenmesi lazım Kadı Beydavi (V. 685/1286) Şii değil, Eşari bir Sünni müfessirdir.
Bakara 111: “Bir de "yahudiler veya hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek."  Dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru iseniz, haydi kesin delilinizi getirin!"
Bakara 112: Hayır! Kim samimi olarak yüzünü Allah'a tertemiz teslim ederse, işte onun Rabbi katında mükâfatı vardır. Onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır”
Ayetin nüzul sebebi; Rivayet edildiğine göre Necran hristiyanları heyeti Hz. Peygamber’in (s.a.v) yanına gelince, yahudî âlimleri de gelip onlara katılmıştı. Böylece onlar kendi aralarında münakaşaya tutuştular ve sesleri yük­selmeye başladı. Bunun üzerine yahudiler, o hristiyanlara: "Sizler dinî bakım­dan, hiçbir hak üzerine değilsiniz" deyip Hz. İsâ (a.s) ve İncil´i inkâr etmişler; hristiyanlar da onlara aynı şeyi söyleyip Hz. Musa (a.s) ve Tevrat´ı inkâr et­mişlerdir.
Bu ayetinde Hz Ali efendimizle alakası yoktur.
 “Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi?!” (İnsan 1)     
Yukarıdaki ayetle başlayan insan suresi ne Hz Ali efendimizden ne de ehli beytten bahsetmez. Müfessirlerin tamamına yakını ilk ayette geçen “insan”ın Hz Adem (a.s.) olduğunu söylerler.
11. El Kanduzi Bakara 208’deki “silm” sözünün Hz. Ali olduğunu, “Ali’ye teslim olunuz” anlamını içerdiğini belirtir. Yine aynı yazar Bakara 257 ve 289’la Ali’nin “velâyeti” ve Ehlibeyt’in ve Peygamber’in “şefaati” ile İslam dinine girileceğinin vurgulandığını yazar. Elhaşir 20 ile Rahman 7-8-9. ayetlerinde Ali’nin “velâyeti”nin hak bilinip “yadsınmaması” gerektiğini bu yolla “hakkın kabul edilmesi” belirtilir. Maide 40’da Cennet’le Cehennem’in anahtarları Ali’ye bırakılır. Nisa 144’de “kafirlerin arkalarından gidilmemesi” istenerek Ali “veli ve vasi” kılınır. “Velilik”, Ali’ye ait olur. Bakara 58, Nur 15 ve Elmülk 27’de Ali’nin Tanrı katında “yüceliği” dile getirilir. Bakara 31-37-124’de Peygamber’le Ali ve Ehlibeyt’in “aynı nurdan yaratıldığı” vurgulanır. Enam 160’da Ehlibeyt’e kötülük yapılmasından kaçınılması önerilir. Tövbe 3’de Ali Tanrı’nın “müezzini” olarak nitelenir. Hadid 3’de Ali’nin, öncellerden önce varlık gösterdiği, evrende “ilk yaratılan” olduğu vurgulanır. Şii kökenli hadis kaynakları da Peygamber’in Ali’nin “sır” olduğunu, bu yanının “yadsınamayacağı”, Ali ile birlikte Adem yaratılmadan “Tanrı’nın öz nurundan” 80 bin yıl önce var oldukları, “Tanrı’ya ilk tapınanlar” olduklarını, ikisinin nurunun tüm peygamberlerden ortaya çıktığını belirtiğini yazarak Hadid suresine dayanak kazandırırlar. Al-i İmrân 84’de de gerçek inanan ve İslam’ın Ali olduğu belirtirlir. Ali’nin inancı, örnek Müslümanlığı topluma model olarak gösterilir.
Buraya kadar ki bölümlerde yazarın delil olarak gösterdiği ayetlerin örnek gösterdiği konularla ne kadar alakalı olduğunu gördük meseleyi daha fazla uzatmamak için biz yazarın delil gösterdiği ayetlerin yalnızca tercümelerini vereceğiz, ayetlerin konularla irtibatını ben bulamadım siz buluverin..

Bakara 208: “Ey iman edenler, topluca barışa girin ve şeytanın adımlarına uymayın; çünkü o, sizin aranızı açan belli bir düşmandır.” Yazar basit bir sözlüğe baksaydı “Silm” kelimesinin “İslam” anlamına geldiğini görürdü. Eğer “silm” kelimesine yazarın dediği gibi “Hz. Ali” anlamı verilecek olursak ayetin anlamı şöyle olurdu: “Ey iman edenler hepiniz Ali’ye girin.”

Bakara 208: “Allah, iman edenlerin velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnanmayanların dostları ise Tağut'tur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte onlar cehennemliklerdir, hep orada kalacaklardır.” Dikkat edilirse burada veli olan Allah’tır, Hz. Ali değil.
(Not: Bakara suresi 286 ayettir, 289. ayetin ne velayetten ne de şefaatten söz etmesi mümkün değildir. )
Haşr 20: “Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler, hep muratlarına ermişlerdir.”
Rahman 7–8–9: Bak şu güzel göğe, onu yükseltti, mizanı koydu ki,  Tartıda taşkınlık etmeyesiniz. Tartıyı adaletle doğru tutun, teraziyi aksatmayın!” 
Maide 40: “Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini azaba çeker, dilediğinin günahını bağışlar. Allah her şeye gücü yetendir.”
Nisa 144: Ey iman edenler, müminleri bırakıp da kâfirleri başınıza geçirmeyin! Kendi aleyhinizde Allah’a açık bir saltanat vermek ister misiniz?
Bakara 58: “Ve bir vakit: "Şu şehre girin de nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin ve secde ederek kapıdan girin "günahlarımızı bağışla" deyin ki, size günahlarınızı mağfiret ediverelim, iyilik edenlere ise (nimetlerimizi) daha artıracağız" dedik”
Nur 14–15: Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, daldığınız yaygarada size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.     
Hani siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyor, ağızlarınızla hiçbir bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi söylüyor ve onu kolay sanıyordunuz. Hâlbuki o Allah katında büyük bir günahtır.
Mülk 27: Derken vakti gelip de onu yakından gördüklerinde o inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti ve: "İşte o sizin kendinize davet edip durduğunuz budur!" denildi.
Bakara 31: Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra o isimlerin delalet ettiği şeyleri meleklere gösterip: "Haydi davanızda doğru iseniz, Bana şunları isimleriyle haber verin!" buyurdu.
Bakara 37: Bu ara Âdem Rabbinden bir takım kelimeler belleyip O'na yalvardı. O da tövbesini kabul buyurup ona yine baktı. Gerçekten tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet eden ancak O'dur!
Bakara 124: Şunu da hatırlayın ki, bir vakit Rabbi, İbrahim'i bir takım kelimelerle imtihan etti. O, onları tamamlayınca Rabbi: "Ben seni bütün insanlara önder yapacağım." buyurdu. İbrahim: "Rabbim zürriyetimden de yap" dedi. Rabbi ise: "Zalimler Benim ahdime nail olamaz." buyurdu.
En’am 160: Kim bir iyilik ile gelirse, ona on katı verilir. Kim de bir kötülük ile gelirse, yalnızca onun karşılığı ile cezalandırılır ve hiçbirine haksızlık edilmez.
Tevbe 3: Bir de Allah ve Peygamberinden Hacc-ı Ekber gününde insanlara bir bildirdir ki, Allah da Peygamberi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. Hemen tevbe ederseniz, hakkınızda hayırlı olur. Eğer aldırmazsanız, bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah'ı ve Peygamberi tanımayanlara acı bir azabı müjdele!
Hadid 3: O, ilk ve sondur; görünen ve görünmeyendir. Hem O her şeyi bilendir.
Hz Ali’nin nurunun Hz Peygamberle birlikte, Adem’den 80 bin yıl önce yaratıldığı hikayesini transit geçiyoruz.
Âl-i İmran 84: De ki: "Biz, Allah'a, bize indirilene; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene; Musa'ya İsa'ya peygamberlere Rablerinden verilene inandık iman getirdik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız ve biz, ancak O'na boyun eğen müslümanlarız!"

Rıza GÖRÜŞ

 
Geri