NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
KURANIN TERTİBİ VE YAZIMI

BEŞİNCİ BÖLÜM

M.M.el-A'ZAMİ

1. Mekke Dönemi

Sözlü olarak vahyedilmesine rağmen Kur'an, kendinden ısrarla kitap adıyla, yazılı bir şey olarak söz eder ve yazılı bir biçim içine sokulması gerek­tiğine işaret eder. Gerçekte ayetler İslam’ın ilk evrelerinden itibaren hatta Müslümanlar Kureyş'in zulmü altında sayısız sıkıntılar içinde yeni filizlenen bir toplulukken bile kayda geçirilmiştir. Ömer b. Hattab'ın İslam'a ihtidası­nın hemen öncesinden bahseden aşağıdaki hikaye bu noktayı açıklamakta yardımcı olacaktır:
Bir gün Ömer, kılıcı elinde, (kendisine söylenildiği üzere) Safa'da bir evde toplanmış bulunan Peygamber ve O'nun bazı arkadaşlarını öldürmek maksa­dıyla yola çıktı. Evdekilerin sayısı kadınlar da dahil kırk kişiydi; ayrıca Pey­gamberin amcası Hamza, Ebu Bekir, Ali ve Habeşistan'a göç etmemiş diğer sahabeler oradaydı. Nuaym, Ömer'le karşılaştı ve ona nereye gittiğini sordu. O da "Kurevşi bölen ve onların tuttuğu yol ile alay eden, inançlarına ve tan­rılarına hakaret eden mürted Muhammed'i öldürmeye gidiyorum," dedi. Nuaym şöyle cevapladı: "Eğer Muhammed'in işini bitirdiğinde Abdumenaf oğullarının seni rahat bırakacağım sanıyorsan yanılıyorsun Ömer. Kendi ai­lene dönüp onların sorunlarım çözsen daha iyi olmaz mı?" Ömer afallamıştı ve ailesiyle ilgili sorunun ne olduğunu sordu. Nuaym, "Enişten, yeğenin Said ve kız kardeşin Fatıma Muhammed'in yeni dinine girdiler, en iyisi gidip on­larla uğraşman?," dedi. Ömer hemen eniştesinin evinin yolunu tuttu; orada Habbab bir sayfadan onlara Taha Suresini okuyordu. Ömer'in sesini işitir işitmez Habbab küçük bir odaya saklandı ve Fatıma da sayfayı alıp altına koydu....    (İbn Hişam, S ire, c. 1-2, s. 343-46)
Ömer'in öfkeli soruşturması o gün İslam’a ihtidasıyla sonuçlandı; onun kişiliği ve şöhreti, daha birkaç saat önce öldürmeyi düşündüğü insanlara olağanüstü bir rahatlık sağladı. Bu hikâyenin odak noktası söz konusu sahifedir. İbn Abbas'a göre Mekke'de vahyedilen ayetler Mekke'de kaydedildi. (İbn Dureys, Fedailu'l-Kur'an, s. 33)  Nitekim Zuhri de aynı ifadeyi tekrarlamıştır. (Zuhri, Tenzilu'l-Kur'an, 32; İbn Kesir, el-Bidaye, V, 340; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, IX, 22)
 Bu dönemde Kur'an'ın kayda geçirilmesiyle resmi olarak uğraşmış bir katip olan Abdullah bin Said b. Ebu Şerh, (İbn Hacer, Fethu'l-Bari, IX, 22.)  Bir başka resmi katip adayı Halid b. Said b. el-As'tır ve Halid "Bismillahirrahmanirrahim'i yazan ilk bendim," (Suyuti, ed-Dürıii'l-Mensur, I, 11. Matbu metin onun adını Halid b. Halid b. Said olarak vermektedir ama muhtemelen bu, önceki müstensihin bir hatasıdır.) demiştir.
Kettani bu olayı şöyle aktarmaktadır: Rafı bin Malik el-Ensari Akabe'ye katıldığında, Peygamber o zamana kadar vahyedilmiş tüm ayetleri ona teslim etti. Medine'ye döndüğünde Rafı kabilesini topladı ve onlara bu sayfalan okudu. (Kettani, et-Feratibu'l-ldariye, I, 44, Kettani rivayeti Zübeyr bin Bekkar'ın, Ahbaru'l-Medine adlı eserinden aktarmaktadır.)

2. Medine Dönemi

a. Peygamber'iri Katipleri

Medine dönemi hakkında Peygamber'e şu veya bu zamanda katiplik yap­mış yaklaşık 65 sahabenin isimlerini de içeren bir bilgi zenginliğine sahibiz:
Eban b. Said, Ebu Umame, Ebu Eyyub el-Ensari, Ebu Bekir es-Sıddık, Ebu Huzeyfe, Ebu Sufyan, Ebu Seleme, Ebu Abes, Ubeyy b. Ka'b, el-Erkam, Useyd b. Hudayr, Evs, Bureyde, Beşir, Sabit b. Kays, Cafer b. Ebu Talib, Cehm b. Sa'd, Cuheym, Hatib, Huzeyfe, Hüseyin, Hanzale, Huveytib, Halid b. Said, Halid b. Velid, Zübeyr b. Awam, Zübeyr b. Erkam, Zeyd b. Sabit, Sa'd b. Rebi', Sa'd b. Ubade, Said b. Said, Şurahbil b. Hasene, Talha, Amir b.  Fuheyre, Abbas, Abdullah b.  Erkam, Abdullah b.  Ebu Bekir, Abdullah b. Revaha, Abdullah b. Zeyd, Abdullah b. Sa'd, Abdullah b. Abdullah, Abdullah b. Amr, Osman b. Affan, Ukbe, Ala el-Hadrami, Ala b. Ukbe, Ali b. Ebu Talib, Ömer b. Hattab, Amr b. As, Muhammed b. Mesleme, Muaz b. Cebel, Muaviye, Ma'n b. Adi, Mueykıb, Mugire, Muhacir, Yezid b. Ebu Sufyan. (Ayrıntılı bir çalışma için Bkz. M.M. el-A'zami, Kuttabu'tı-Nebi.)

b.  Peygamberin Kur'an'ı Yazdırması

Vahiy indiğinde, Peygamber en son ayetleri yazdırmak için düzenli olarak kâtiplerinden birini çağırırdı.(Ebu Ubeyd, Fedail, s. 280. Ayrıca Bkz. İbn Macer, Fethu'l-Bari, IX, 22, Osman, Sünen-i Tirmizı'ye atfen, Nesai, Ebu Davud, ve el-Hakim'in Müstedrek"'inde.) Zeyd bin Sabit, evinin Peygamber'in mescidine yakın olması nedeniyle vahiy geldiğinde sıklıkla katip olarak çağırıldığını nakletmektedir. (İbn Ebu Davud, el-Mesahif, s. 3; ayrıca Bkz. Buhari, Sahih, Fedailu'l-Kur'an, s. 4.) Cihat ayetleri indiğinde Peygamber, Zeyd b. Sabit'i mürek­kep kutusu ve yazı malzemeleriyle (tahta veya kürek kemiği) çağırdı ve yaz­dırmaya başladı; yakında oturan Amr bin Ummu Mektum el-A'ma, Peygamber'e sordu, "Benim durumum nedir? Çünkü ben körüm." Bunun üzerine "gayra uli'd-darari" (Kur'an 4/95) (özürlülerin dışındakiler) ifadesi nazil oldu. (İbn Hacer, Fethu'l-Bari, IX, 22; Saati, Minhatu'l-Mabud, II, 17.) Yazdırdık­tan sonra düzeltme okumalarına dair başka kanıtlar vardır. Ayetlerin yazımı tamamlandığında Zeyd, herhangi bir yazım hatası olmaması için onları geri Peygamber'e okurdu.( Suli, Edebu'l-Kuttab, s. 165; Heysemi, Mecmeu'l-Zevaid, I, 152.)

c.  Kur'an'ı Yazıya Aktarma Ashap Arasında Çok Yaygındı

Bu uygulamanın Sahabe arasında yaygınlığı Peygamber'i kendisinden Kur'an dışında hiçbir şey yazılmamasını emretmeye ve "Kim benden Kur'an dışında bir şey yazmışsa onu yok etsin," (Müslim, Sahih, Zühd: 72; ayrıca İbn Ebu Davud, el-Mesahif, s. 4. Ayrıntılı bir tartışma için Bkz. M.M. el-Azami, Studies in Early Hadith Literatüre, American Trust Publications, Indiana, 1978, s. 22-24.) demeye zorladı. Böylece O, her­hangi bir karışıklığa meydan vermemek için Kur'ani ve Kur'ani olmayan (mesela hadis) materyallerin aynı yapraklara yazılmamasını amaçlamıştı. Aslında yazamayanlar çoğunlukla mescide gelip ellerinde tirşe ve sayfalarla gönüllü katipler arıyorlardı. (Bkz. Beyhaki, es-Sünenu'l-Kubra, VI, 6.) Katiplerin toplam sayısına ve Peygamber'in tüm yeni ayetleri yazdırmak için onları çağırtması adetine dayanarak, o hayattayken tüm Kur'an'ın yazılmış şekliyle mevcut olduğunu güvenle ileri sürebiliriz.

3. Kur'an'ın Tertibi

a. Ayetlerin Surelerdeki Tertibi

Kur'an'da ayet ve surelerin tertibinin eşsiz olduğu (unique) yaygın olarak kabul edilir. Bu dizin ne vahyin nüzul sırasını izler ne de konu sıralamasını izler. Bu tertibin altında yatan gizli şeyi en iyi Allah bilir, çünkü Kur'an, O'nun kitabıdır. Şimdi ben vicdansız bir editör rolü oynayarak bir başkasının kitabını yeniden düzenlesem, cümle sıralarını vb. değiştirmek sonra da eserin tüm anlamını değiştirmek son derece kolaylaşır. Ama ortaya çıkan bu ürün artık kitabın asıl yazarına atfedilemez. Çünkü eğer yazarlığın meşru hakkı korunacaksa, yalnızca yazarın kendisi sözcükleri ve malzemeyi değiştirmeye yetkilidir.
Bu nedenle tertip Allah'ın kitabındadır çünkü O tek yazardır ve kitabının içindekileri düzenleme hakkı yalnızca O'na aittir. Kur'an bu konuda çok açıktır:

    إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ    فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ   ثُمَّ  إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

 "Şüphesiz onu (senin kalbinde) toplamak bize aittir ve sonra sen okuyabilir (ve derleyebilirsin). Fakat onu okuduğumuzda yalnızca okunuşunu (açıklan­dığı şekliyle) takip et: gerisini bırak, (senin dilinle) bunu açıklamak bize ait" (75:17-19)
Ayetlerini açıklamak yeryüzüne inmek yerine, Allah naibi olarak Peygam­beri görevlendirmiştir. Kur'an şöyle demektedir:

وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

"(Ey Muhammed) İnsanlara gönderilen şeyi onlara anlaşılır şekilde açıklaman için zikri (mesajı) sana indirdik umulur ki tefekkür ederler."16:44)
Bu imtiyazı ona verdiğinde, Allah Peygamber'in açıklamaya yetkili oldu­ğunu onaylıyordu. (Daha önce bahsedildiği gibi, bu ışıkta Peygamber'in sünneti -aslında bir Kur'an'ı açık­lama çalışmasıdır- uygulamalı ve sözlü olarak Allah tarafından onaylanıyordu. Onun meşru mevkiini reddedecek yetkiye kimse sahip değildir.) İlahi imtiyaz ve vahiyle Kur'an'ın eşsiz üslubuna göre ayetleri tertip etme, Allah'ın iradesiyle sırdaş olma hakkını yalnızca Peygam­ber kazanmıştır. Geniş ölçüde ne Müslüman toplum ne başkaları Allah'ın kitabını düzenlemede söz söyleme hakkına sahiptir.
Kur'an uzunluğu değişen surelerden oluşur; en uzunu 286, en kısası ise üç ayettir. Çeşitli rivayetler göstermektedir ki Peygamber faal olarak kâtiplerine ayetlerin surelerdeki yerini bildirmiştir. Osman, vahiy ister çok uzun, müteakip ayetlerden isterse de yalnızca tek bir ayetten oluşsun Peygamber'in katiplerinden birini çağırtarak, "Bu ayet (yada ayetleri) şunun şunun bahsedildiği sureye yerleştir," dediğini ifade etmektedir.(Bkz. Tirmizi, Sünen, no. 3086; ayrıca Beyhaki, II, 42; İbn Hanbel, Müsned. I, 69; Ebu avud, Sünen, I, 290; Hakim, el-Müstedrek, I, 221; İbn Hacer, Fethu'1-Bari, IX, 22; ayrıca Bkz. Ebu Ubeyd, Fedai/, s. 280.)
عن زيد بن ثابت: كنا عند رسول الله صعلم نؤلف القرأن من الرقاع         Zeyd bin Sabit: "Biz Resulullah zama­nında Kur'an'ı derlerdik," demektedir. (Bkz. Tirmizi, Sünen, Menakıb: 141, no. 3954; İbn Hanbel, Müsned, V, 185; Hakim, el-Müstedrek, II, 229.) Osman b. As'a göre bir keresinde Cebrail Peygamber'e gelip bir ayetin yerini apaçık bir şekilde gösterdi. (Suyuti, îtkan, I, 173.) Osman b. Ebu As rivayet etmektedir ki kendisi Peygamberle otururken, Peygamber sonra bakışlarını sabit bir şekilde bir noktaya dikti ve sonra da "biraz önce Cebrail bana geldi ve    إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

"Kuşkusuz Allah adaleti iyiliği ve akrabayı gözetmeyi emreder ve kötülükten çirkin işlerden ve azgınlıktan men eder, tutasınız diye size böyle öğüt verir'," (Kuran 16/90.) ayetini özel bir sure içindeki be­lirli yerine yerleştirmemi açıkça istedi. (İbn Hanbel, Müsned, IV, 218, no. 17947. Ayrıca Bkz. Suyuti, İtkan, I, 173.)
Kelbi,  وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ  "Allah'a döneceğiniz günden sakının," (Kur'an 2/281.) ayeti hakkında Ebu Salih'in İbn Abbas'tan şunu naklettiğini tarikiyle birlikte rivayet etmektedir: O, "Bu Peygamber'e vahyedilen en son ayetti. Cebrail geldi ve bu ayeti Bakara Süresindeki 280. ayetin sonrasına yerleştirmesini söyledi," demekte­dir. (Bakıllani, el-İntisar, s. 176. 2AA.g.e.,s. 176.)
Ubeyy b. Ka'b, "Bazen bir Surenin başlangıcı Peygamber'e vahyedilir ve ben onu yazarım, sonra da bir başka vahiy inince “Ubeyy bunu şunun şunun zikredildiği sureye yaz” derdi. Başka zamanlarda vahiy indiğinde de Peygam­ber onun doğru yerini bana söyleyince kadar talimatını beklerdim," (A.g.e.,s. 176.) de­mektedir.
Zeyd b. Sabit şöyle demektedir: "Biz Peygamberle birlikte tirşelerden Kur'an'ı bir araya getirirken 'mübarek ol Şam' dedi. (Şam, bugünkü Suriye, Ürdün ve Lübnan'a verilen isimdir.) O'na 'niçin öyle dedi­niz ey Allah'ın Resulü' diye soruldu. O da 'Çünkü Rahmanın melekleri kanatlarını onun üzerine yaydı,' şeklinde yanıt verdi." (Bakıllani, el-İntisar, s. 176-7.) Bu hadiste biz tekrar Peygamber'in ayetlerin derlenmesi ve tertibine nezaret ettiğini görmekteyiz.
Son olarak hepsinden en açık delilimiz,  beş vakit namazda surelerin okunmasıdır. Eğer ayetlerin sıra dizisi üzerinde genel bir mutabakat olmazsa hiçbir toplu okuma meydana gelemezdi ve ne Peygamber’in zamanında ne de bizim çağımızda ayetlerin sıra dizisi hakkında herhangi bir cemaatle imamı arasında duyulmuş herhangi anlaşmazlık vuku bulmuştur. Aslında Peygamber arada bir Cuma vaazında da tüm sureleri okurdu. (Müslim, Sahih, Cuma: 52.)

Sahabenin surelerin başlangıcına ve bitiş noktalarına aşina olduğunu gösteren çok sayıda hadislerle daha fazla destek sağlanabilir; Peygamber, Ömer'e "(Bir takım miras davalarını çözme hususunda) Nisa Suresinin son ayetleri tek başına sana yeter”' demiştir. (Müslim, Sahih, Feraiz: 9)
Ebu Mesud el-Bedri Peygamber'in şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Kim geceleyin Bakara suresinin son iki ayetini okursa o iki ayet ona kafi gelecektir." (Buharı, Sahih, Fedailu'l-Kur'an: 10.)
İbn Abbas nakletmektedir: "Geceyi halam Meymune'nin (Peygamber'in hanımı) evinde geçirdiğimde Peygamber'in uykusundan kalkıp Al-i İmran suresinin son on ayetini okuduğunu işittim." (Buharı, Sahih, Vudu: 37; Müslim, Sahih, Müsafirin, 182. Ayrıntılar için Bkz. Müslim, Kitabu't-Temyiz, haz. M.M. el A'zami, s. 183-5)

b. Surelerin Tertibi

Bazı rivayetler Ubeyy b. Ka'b ve İbn Mesud tarafından kullanılan Mushafların (Kelime anlamı itibariyle bir sayfalar mecmuası demektir ama burada Kur'an'ın yer al­dığı parşömen sayfalan anlamındadır. Bkz. s.125-6) surelerin genel kurala dayalı terti­binde uyuşmazlıklar sergilediğini ileri sürmektedir. Fakat hiçbir yerde, her­hangi bir suredeki ayetlerin dizilişiyle ilgili bir anlaşmazlığı bildiren hiçbir ri­vayet bulamayız. Kur'an'ın eşsiz biçimi her bir surenin bağımsız bir birim olarak işlev görmesine izin verir. Hiçbir kronoloji yada rivayet birinden ardındakine geçmemektedir, ve bu nedenle surelerin dizilişindeki herhangi bir değişiklik tamamıyla yüzeyseldir. Bu nakledilenler, eğer gerçekten mevcut idiyseler, Kur'an'ın mesajının bozulmayacağı bu türlü farklılıklardır. Kelime sırasındaki veya ayet dizisindeki farklılıklar büsbütün ayrı bir mesele, esaslı bir değişiklik olurdu ki, hamdolsun en iyi bilinen farklı Mushaflar bile böy­lesi bir iddiada bulunamaz.
Âlimler, gerek namaz, kıraat, öğrenim ve öğretimde gerekse de ezberle­mede Kur'an'daki sure sırasını takip etmenin zorunlu olmadığında müttefiktirler. (Bakıllanı, el-İntisar, s.167.) Her sure tek başına durur ve sonrakiler, öncekilerden daha büyük hukuki öneme zorunlu olarak haiz değildir. Bazen mensûh bir ayet, nâsih ayetin bulunduğu surenin ardından gelen bir surede görünür. Çoğu Müslü­man, en çok kısa surelerden (114, 113...) itibaren ve tersinden çalışarak Kur'an'ı sondan ezberlemeye başlarlar. Peygamber, bir defasında bir rekâtta  (Müslim, Sahih, Müsafırin, no. 203.) Kur'an'daki bulunuş sıralarının tersine Bakara ve Nisa surelerini sonra da Al-i İmran'ı (Sırasıyla sure no. 2, 4 ve 3) okudu.
Bilebildiğim kadarıyla Pevgamber'in tüm surelerin sırasını anlattığı hiçbir hadis yoktur. (Bu husustaki) görüşler farklıdır ve şu şekilde özetlenebilir:
1
. Bütün surelerin tertibi, şimdiki haliyle, bizzat Peygamber'in kendisin­den işitilmiştir. (Bkz. Suyuti, el-İtkan, I, 176-77. Ayrıca Bkz. Ebu Davud, Sünen, no. 786.) Bu, benim kabul ettiğim görüştür. Karşıt görüşler bununla uyuşmamakta ve (ibn Mesud ve Ubeyy b. Ka'b gibi) bazı sahabelerin Mushaflarının sure tertibi bakımından elimizdeki Mushaftan güya farklı olduğunu delil getirmektedir. (Özellikle Bkz. Ibn Mesud'un Mushafına tahsis edilmiş olan 13. bölüm.)(Bizim de iktibasını yaptığımız yazarın kitabının o bölümün bakılsın)
2
.  Bazıları, Osman'ın yerleştirdiği 9. sure hariç bütün Kur'an'ın Peygam­ber tarafından tertip edildiğini düşünmektedir. (Bkz. Suyuti, el-Itkan, I, 17, Beyhaki, Medhal'den naklen. Ayrıca Bkz. Ebu Davud, Sünen, no. 786.)
3
.  Bir başka görüş tüm surelerin tertibinin Zeyd b. Sabit, Halife Osman ve Pevygamber'in ashabı tarafından yapıldığını düşünmektedir. Bakıllani bu görüşü savunmaktadır. (Bakıllani, el-lntisar, s. 166.)
4
.  İbn Atıyye surelerin bir kısmını Peygamber'in, geri kalanın ise sahabe­lerin tertip ettiği görüşünü desteklemektedir. (İbn Attyye, el-Muharreru'I-Veciz I, 34-35.)

c. Bazı Mushaf Parçalarındaki Surelerin Tertibi

Müslüman âlimler surelerin şimdiki tertibinin Osman Mushaf’ındakiyle aynı olduğunda müttefiktir. (Bkz. Kuran Tarihi 7. bölüm.) Herhangi biri bütün Kur'an'ı istinsah etmek istediğinde bu diziyi izlemek zorundadır, fakat sadece belirli surelerin nüsha­sını almak istediğinde yukarıda belirtilen Osman nüshasındaki tertibi takip etmesi gerekmez. Benzer bir durum hava yolu ile yolculuk yaptığımda da olur: Kitabımı yanıma almayı severim, fakat bavulumda hacimli ciltleri taşı­mayı sevmem, sadece yolculuğum esnasında gereksinim duyduğum kısımla­rın fotokopisini alırım.
İlk zamanlardaki Mushaf, doğal olarak genellikle kâğıttan daha ağır par­şömenlere yazılmıştır. Bu nedenle Mushaf'ın tamamı birkaç kilogram olabi­lirdi. Ve Kur'an'ın böylesi geniş hatta yazılmış pek çok örneğine sahibiz (ör­neğin Yemeni koleksiyonu; Mushaf’ın tamamının kalınlığı bir metreyi kolayca aşabilecek ebattadır.)
Medine'deki Kral Fahd kompleksi tarafından basılan Mushafı ölçüt ola­rak aldığımızda, onun altı yüz küsur sayfa (yaklaşık 9000 satır) içerdiğini gö­rürüz. İlginçtir ki tirşenin tüm metni Medine'de yazılmış Mus­haf’ta yarım satırdır. Yani şekildeki Mushaf’ın tamamı 18000 sayfa gerektiren ölçüde yazılmıştır. Geniş hatlar kesinlikle seyrek değildir, fakat umumiyetle Mushaf’ın içerdiği surelerin bir elin parmaklarını geçmediğini göstermekte­dir. Dünyanın dört bir yanındaki kütüphane rafları parça parça yazılmış Kur'an'larla doludur…..
Buradan şu sonuca varabiliriz: Kısmi Mushaf yazmak isteyen kimse su­releri uygun gördüğü yere yerleştirme özgürlüğünü hissetmiştir.

4. SONUÇ
Her ayeti belgelemenin gerekliliğini anlamak suretiyle Müslüman toplum (zaten kalabalık hafız dizileriyle) hem ezberlemeye bir destek sağlıyor hem de metni tahripkâr etkilerden koruyacak bir engel oluşturuyordu. Hatta Mekkelilerin baskısı bile bu azme gölge düşüremedi. Müslümanlar Me­dine'de huzura erdiklerinde, okuryazarı ve ümmisiyle bütün ümmet, bu gö­reve kalpten sarıldılar. Bu ümmetin merkezinde O'nun enerji verici noktasında oturan, son Peygamber, yazdırıyor, açıklıyor ve her ayeti tüm parçalar yerini buluncaya ve Kitap tamamlanıncaya kadar yalnızca O'nun imtiyazı olan ilahi vahiyle tertip ediyordu. Peygamber'in ölümünden sonra kutsal metnin nasıl devam ettiği ve ümmetin rahatlıktan uzak durup Kur'an'ın bü­tünlüğünü garantiye almak için nasıl yeni çabalar sarf ettiği, bir sonraki bö­lümümüzün odak noktasını teşkil edecektir.

(Vahyedilişinde Derlenişine KUR’AN TARİHİ- M.M. el-A’zami s.105-116 İz Yayınları)


 
Geri