NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
HZ. MUHAMMED-HZ. HATİCE-YAŞANTILARI

1-Hz Hatice:40 yaşlarında iki çocuklu, dul.
1.1–25 yaşında genç, ahlaklı, namuslu, yakışıklı, Mekke’de aristokrat sayılan bir sülaleye mensup ve asil birisi olan Hz. Peygamber daha gençliğinde iken sadece zenginlerin üye olabildiği “Hılfu’l-fudul” derneğine  zengin olmadığı halde dürüstlüğünden, asaletinden ve haksızlıklara karşı oluşu nedeniyle kabul edilmişti, isteseydi genç, zengin birçok kızla evlenebilirdi. Eğer gayesi zenginlik, cinsellik, makam ya da bunların dışında bir şey olsaydı, ilk evliliğini niye Hz. Hatice gibi kendisinden büyük, iki defa evlenmiş dul ve iki çocuklu, yaşça kendisinden büyük birisiyle yapsın?
1.2-Eğer Hz. Muhammed a.s. Hatice ile sadece zengin olduğu için onunla evlenmişse, niye eşi tarafından kendisine hediye edilen köle Zeyd’i bile azat edip, onu üvey evlatlığa kabul etsin?  
1.3-O toplumda, eşi Hatice’nin malını istediği gibi harcamak hakkına sahipken niye lüks ve israf içerisinde yaşamayı tercih edip sosyete içerisine katılmasın?

(Not: Hz. Muhammed a.s. ı zengin bir kadın olan Hz.Hatice ile evlenmekle ve onun parasını davası için kullanmakla itham eden dinsizler önce Marx'ın hayatını iyicene bir okusunlar. Marxı'n alman bir  tekstilcinin  büyük oğlu olan arkadaşı Engels'ten dava(!) adına özellikle İngiltere sürgününden sonra nasıl faydalandığını bir araştırsınlar.)
1.4-Ramazan ayı boyunca, Nur dağında ki Hira mağarasına çekilip murakabeye dalıp yanında götürdüğü azıkla yetinsin va genelde ömrü bu çerçevede geçsin?
1.5-Eğer eşinin parasını yemek için onunla evlendiyse, Saib’le niye iş ortaklığı yapsın, evlendikten sonra niye ticaretle uğraşmaya devam etsin?
1.6-Peygamber efendimiz, peygamberliğini ilan ettiği zaman Mekkeli müşrikler, amcası Ebu Talib aracılığıyla peygamberimize şu teklifte bulunurlar: ‘Ey Muhammed eğer sen para istiyorsan sana para verelim, başımıza başkan olmak istiyorsan seni başkan yapalım, eğer istiyorsan seni kabilemizin güzel kızlarıyla evlendirelim. Yeter ki sen bu davadan (yani İslam’ı anlatmaktan) vazgeç. Peygamberimiz onlara şu cevabı verir:
Bir elime ayı, bir elime güneşi koysanız ben bu davadan vazgeçmem”. Demiştir.
Mekke dönemi işkence ve zorlukla geçen Peygamber (a.s) Mekkelilerin “Seni başkan yapalım bu davadan vazgeç” tekliflerini niye kabul etmesin?
Hâlbuki bu teklifi kabul etseydi Mekke şehir devleti başkanı sıfatıyla istediği her şeye kolayca ulaşabilirdi. Ne kendisi ne de kendisine tabi olanlar ileride sıkıntı çekmezdi.
Kadın düşkünü olduğu iddia edilen Peygamber (a.s) “Seni kabilemizin güzel kızlarıyla evlendirelim” teklifini kabul etseydi, istediğine çok daha kolay ulaşmaz mıydı?
1.7-Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin tüm malını ve kendisinin ticaretten kazandığını Allah yolunda dağıtmış, daha sonra kendisine gönderilen hediye ve altınları da fakirlere dağıtacaktır.
1.8- Kadını düşkünü(!) olduğu iddia edilen Hz. Peygamber, niye Hz. Hatice ile 25 sene yaşasın?
1.9- Hz. Hatice ile peygamberimiz 25 sene evli kalırlar. Hz. Hatice, peygamberimize : “Ey Muhammed ben yaşlandım, artık başka hanımla evlen” deyince “Böyle söyleme Hatice, üzülürüm.” Diyen Peygamber o zaman niye evlenmesin?
1.10-Hz. Peygamberin ölümünden sonra miras olarak bıraktığı tek şey “Fedek” arazisidir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Peygamberin “Biz Peygamberler miras bırakmayız” hadisini naklederek o araziyi de devlet hazinesi olan “Beytü’l–Mâl”e almış ve halkın menfaatine sunmuştur.
1.11-Bir devlet başkanı olan ve zenginlik içinde yaşadığı ima edilmeye çalışılan Hz. Peygamber, vefat ettiğinde canı kadar sevdiği ve hayattaki tek kızı olan, Hz. Fatıma’ya niye hiç miras bırakmasın?
1.12-Hz. Fatıma'nın çeyizi: üç minderden başka, Saçaklı bir halı, İçi, hurma lifi ile doldurulmuş bir yüz yastığı, iki tane el değirmeni, Bir tane su tulumu (kırba),Topraktan yapılmış bir su testisi, Meşinden yapılmış bir su bardağı, Bir elek, Bir havlu,  Tabaklanmamış bir koç postu, Eskiyip tüyü dökülmüş Yemen dokuması alacalı bir kilim,   Hurma yaprağından örülmüş bir sedir, Yemen işi alacalı iki elbise, Bir kadife yorgan, dan ibaretti.
Geceleri; üzerinde uyudukları, gündüzleri de, biraz kestirip uykusuzluklarını giderdikleri döşekleri, koç postu idi. (İslam Tarihi, Asım KÖKSAL, 9/ 258, ibn-l Sa'd-Tabakat, c. 8, s. 8-25,  Diyarbekrî-Hamîs, c. 1, s. 463,) Kendi öz kızını Hz. Ali ile evlendiren Hz. Peygamberin kızına verdiği çeyiz bunlardan ibarettir.
1.13-“Genç yaşta yaşlı ama zengin Hatice’yle evlendi ve onun parasını yedi” diyenler için şu örnekler onun yaşantısını anlamaya yeter mi bilemeyiz:
Devlet başkanı sıfatıyla kendisine verilenler bir gün dahi kalmaz fakir ve ihtiyacı olanlara dağıtılırdı. Bunun örnekleri sayılamayacak çoktur.
Hazret-i Âişe'nin gelin olarak girdiği ve hayatının sonuna kadar yaşadığı hücre, Mescid-i Nebevî'nin Şam tarafına düşen, kapısı Mescide açılan, genişliği 6-7 arşından, duvarları kerpiçten, tavanı hurma bölmeleri ve yapraklarından ibaret, uzunca bir adam boyu yüksekliğinde bir kulübe idi. Yağmurun sızmasına mani olmak için tavanın üzerine yün tortusu örtülmüştü. Kapısı ardıç veya sac denilen bir ağaçtan veya örtüdendi. (Edebü'l-Müfred S. 202).
Bu mütevazı hücredeki eşya da: Bir sedir, bir hasır, bir kat yatak, bir yastık, un ve hurma koymak için iki çanak, bir su kabı, bir su bardağından ibaretti.
Ehl-i beyt'in üç gün arka arkaya muntazam bir yemek yediği de vâki değildi. Ekseriya hurma ve su ile geçinirlerdi. (Sünnen-i İbn-i Mâce C. 2, S. 536).
Bazan ay geçer de bu mutavâzı hücrenin kandilinin ışıldadığı, baca­sının tüttüğü görülmezdi. (Müsned - İbn-i Hanbel C. 6, S. 217).
Rasûl-i Ekrem, Hazret-i Âişe'nin hücresinde bulunduğu zaman yiyecek bir şey bulunup bulunmadığını sorar, o da hiç bir şey bulunmadığını söylediği vakit o günü oruçlu geçirirler, yahut Medine'li müslümanlardan biri bir miktar süt gönderir ve bu sütle iktifa olunurdu. (Müsned - İbn-i Han­bel C. 6, S. 49- 244).
Rasûl-i Ekrem'in irtihal buyurduğu gün, Hazret-i Âişe'nin evinde bir günlük yiyecek bile yoktu.
Hz. Âişe, iki kız çocuğu ile bir şey istemeğe gelen fakir bir kadına bir tek hurmadan başka verecek bir şey bulamamış, onu da, ona vermiş­tir. (Edebü'l-Müfred S. 45).
Hicretin 9 uncu senesinde Medine'ye gelen mallar ve ganimetler son derece çoktu. Her taraftan Medine'ye zahire gönderiliyordu. Buna rağmen Rasûl-i Ekrem'in evindeki hayat tarzı değişmemiş, de­ğiştirilmemiştir.
Hayber'in fethinden sonra eşlerine tahsis olunan erzak dahi fakirlere tasadduk ve misafirlere ikram dolayısıyla vaktinden evvel tükenir, bazı günler ehl-i beyt aç kalırlardı.
Ehl-i beyt arasında emir ve reis kızları vardı. Bunlar, baba­larının veya eski kocalarının evlerinde müreffeh bir hayat geçirmişlerdi. Medine'de herkes az çok refah içinde yaşarken bunlar, kendilerinin sıkıntı içinde bırakılmalarına dayanamamışlar, başkaları kadar olsun müreffeh yaşatılmalarım istemişlerdi. Başkaları İçin hoş görülebilecek olan bu taleb ehl-i beyt için hoş görülemezdi. Onlar, maddî hayatın geçici zevklerinden kendilerini uzak tutabilecek dereceye yükselmekle mükellef birer fazilet ve feragat timsali idiler. Bunun için iki şıktan birini seçmekte serbest bırakıldılar: Ya dünyayı tercih edip Rasûl-i Ekrem'den ayrılacaklar yahut âhireti tercih ederek Hz. Peygamberin evinde kalacaklar, ikisini bir araya getiremeyeceklerdi.
Yüce Allah bunu Peygamberine, Ahzâb Sûresi'nin : “Ey Peygamber. Zevcelerine deki: Eğer sîz dünya hayatını ve zînetini istiyorsanız, geliniz size talak hakkınızı vereyim de hepinize güzel bir tarzda yol vereyim. Şayet Allah'ı ve Peygamber'inî ve âhiret yurdunu is­tiyorsanız şüphe yok ki Allah, sizden iyilik eden kadınlar için büyük bir mükafat hazırlamıştır.” Mealindeki 28 ve 29 uncu âyetleriyle tebliğ etti.
Hz. Peygamber, bu hususu Hazret-i Âişe'ye açıklayıp anne-babasına danışmadan karar vermemesini hatırlattığı zaman Hazret-i Âişe'nin cevabı şu idi: Ya Rasûlallah; ben, Allah'ı ve Rasûlullah'ı tercih ediyorum. (Tabakat'ı İbn-i Sâd C. 8, S. 47; Müsned C. 6, S. 185, Caetanin’nin İsnad ve İftiralarına cevap, A.KÖKSAL, s.52–53)
Batılı yazarlar, "Hz. Peygamber@ Mekke Dönemi'nde Peygamber'di. Medine'ye geldikten sonra ise hükümdar oldu" demektedirler. Ama gerçek şudur ki, bütün Arapları boyun eğdirip idaresine aldıktan sonra da Hz. Peygamber@ dünya nimetlerinden uzak kalmış, aç kalmış, her türlü imkân bulunmasına rağmen hükümdarlar gibi davranmamış, kendine dünya servetinden en ufak bir pay çıkarmamıştır. Sahih-i Buhari'nin Cihad bölümünde şöyle bir rivayet vardır: "Hz. Peygamber@ vefat edeceği sırada zırhı bir yahudinin evinde, üç ölçek arpa karşılığında rehin duruyordu. Vefat ettiği sırada üzerinde bulunan elbiseler de yamalıydı. Bu, öyle bir zaman, bu fırsat ve imkânlar öyle arkası kesilmeyen fırsat ve imkânlardı ki, bunlara normal devletler her zaman sahip olamazlardı. Suriye sınırlarından başlayarak Aden'e kadar bütün Arabistan fethedilmiş, Medine meydanı, altın ve gümüş akınına uğramıştı.”
Evde genellikle aç dururdu ve geceleyin çoğu kere Hz. Peygamber@ ve bütün ev halkı aç yatarlardı. "Hz. Peygamber@ peş peşe birçok geceyi aç geçirirdi. 0 ve ev halkı akşam yemeği bulamazlardı."
Peş peşe her gün iki ay boyunca evinde ateş yanmadığı olurdu. (Hicretin yedinci yılında oruç farz kılındı diyerek Hz. Peygamberin fazla oruç tutmadığını ima eden cahillere ithaf olunur.) Hz. Aişe (ra) bir gün bu durumu anlatırken Urve b. Zübeyr, "Peki neyle geçiniyordunuz?" diye sorunca Hz. Aişe (ra), "Su ve hurmayla. Komşularımız ara sıra keçi sütü gönderirlerdi de içerdik" dedi. Hz. Aişe (ra) şöyle der: "Hayatı boyunca yani Medine'ye gelişinden vefat edinceye kadar geçen dönemde Hz. Peygamber@ hiçbir zaman üst üste iki vakit iyice doyarak yemek yemedi."
Fedek, Hayber ve diğer savaşları anlatan hadisçiler ve siyer uzmanları, Hz. Peygamber @, buralardan gelen gelirlerden yıllık masraflarını alırdı, diye yazmaktadırlar. Bu rivayetlerin zahiri ile Hz. Peygamber'in@ yokluk içinde yaşaması çelişiyor gibi görünmesine rağmen her ikisi de doğrudur. Şüphesiz Allah Resulü @ gelirlerden geçimini temin edecek miktarı alıyor, geri kalanları fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hatta kendisi için ayırdıklarını da daha sonra ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hz. Peygamber'in @ açlık çektiği ve elinde avucunda hiçbir şey olmadığıyla ilgili olaylar hadislerde sıkça geçmektedir. Bir kaçı daha:
Bir gün Hz. Peygamber'in@ huzuruna bir adam geldi ve "Çok açım" dedi. Hz. Peygamber @ mübarek eşlerinden birine; " Yiyecek bir şeyler gönder " diye haberci gönderdi. Giden kişi döndüğünde, evde sudan başka bir şey olmadığı haberini getirdi. Hz. Peygamber @ diğer eşinin evine haber gönderdi, oradan da aynı cevap geldi. Kısacası sekiz-dokuz evden, sudan başka bir şeyin olmadığı haberi geldi.
Enes (ra) anlatır: "Bir gün Hz. Peygamber'in@ mübarek huzuruna geldiğimde Hz. Peygamber'in@ karnını bir kuşakla çok fazla sıktırarak bağlamış olduğunu gördüm. Sebebini sorduğumda oradakilerden biri, "Fazla acıktığı için" dedi.
Ebu Talha (ra) şöyle der: "Bir gün ben Hz. Peygamber'in @ mescidde kuru toprağa uzanmış, açlıktan kıvranarak bir o tarafına bir bu tarafına döndüğünü gördüm."
Bir keresinde sahabe, Hz. Peygamber'in @ huzuruna gelip açlıktan yakındılar ve karınlarını açarak kuşaklarının altına bağladıkları taşları gösterdiler. Hz. Peygamber @ bunun üzerine açlıktan dolayı kendi karnına bir değil iki taş bağlamış olduğunu gösterdi.
Çoğu kere açlıktan dolayı sesi o kadar kısılırdı ki, sahabe durumunu anlarlardı. Bir gün Ebu Talha (ra) eve geldi ve eşine; "Yiyecek bir şey var mı? Az önce Hz. Peygamber'in @ açlıktan sesinin kısıldığını gördüm" dedi.
Bir gün çok acıkmış olarak tam öğle vakti evden çıktı. Yolda Ebu Bekir ve Ömer (ra) ile karşılaştı. 0 ikisi de açlıktan bitkin düşmüşlerdi. Allah @ hepsini alarak Ebu Eyyüb el-Ensari'nin (ra) evine gitti. Ebu Eyyüb el-Ensari, Hz. Peygamber @ için daima hazır süt bulundururdu. 0 gün gelmesi gecikince sütü çocuklara içirmişti. Eşi haber alınca dışarı çıktı ve "Allah Resulü hoş geldi" dedi. Allah Resulü, Ebu Eyyüb'un nerede olduğunu sordu. Hurmalık yakın olduğu için Ebu Eyyüb el-Ensari sesi duyarak koştu geldi ve "Hoş geldiniz" dedikten sonra "Bu vakit, Allah Resulü'nün geldiği vakit değil" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber @ durumu anlattı. Ebu Eyyüb el-Ensari hurmalığa giderek bir salkım hurma koparıp getirdi ve "Şimdi et hazırlatıyorum" dedi. Hemen bir keçi kesti, yarısını tas kebap şeklinde yarısını da ateşte kızartarak pişirdi. Yemeği Hz. Peygamber'in @ önüne koyunca Allah Resulü @: " Bir parça ekmek üzerine az miktarda et koyarak Fatıma'ya gönder. Birkaç günden beri bir şey yemek nasip olmadı " buyurdu. Sonra ashabıyla birlikte yemeği yedi. Birkaç çeşit yemeği görünce gözlerinden yaşlar boşandı ve: "Allah Teala'nın: "(Verdiğim) nimetlerden Kıyamet günü hesaba çekileceksiniz " (Tekasür 102/8) buyurduğu işte bunlardır " buyurdu.
Çoğu kere öyle olurdu ki, Hz. Peygamber @ sabahleyin mübarek eşlerinin yanına gelir ve "Bugün yiyecek bir şeyler var mı ?" diye sorardı. Onlar, "Yok" derlerse Hz. Peygamber @, "Öyleyse ben de oruçluyum" buyururdu.(Son Peygamber, Nedvi, 621–623)
İnsanlar, inanmak ya da kâfir olmakta serbesttir ama hiç kimsenin kendini alleme-i cihan gibi gösterip, olayları olduğundan daha farklı göstererek, hatta çarpıtarak, cehennemde kendisine dostluk(?) yapacak insan sayısını artırma hakkı yoktur.

Buna rağmen insanlar inanmamakta kendilerine sapkın insanları önder seçmek istiyorlarsa "canları cehenneme"

 

 
Geri