NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
ADEMOĞULLARININ HİKAYESİ

Rıza GÖRÜŞ

1-Acar  gazeteci yazar İ.Arsel,  “Ademoğullarının hikayesi”  başlıklı yazısında, Maide suresi 27. Ayetin anlamını yazarak, bunun Tevrat’ta da geçtiğini, bu iki oğulun isimlerinin Habil ve Kabil olduğunu Tevrattan örnek vererek yazar. Ona göre Hz.Muhammed bu kıssayı Tevrattan almıştır.
Kur’an-ı Kerimde geçen ayet şöyledir:Bir de onlara Adem'in iki oğlunun başından geçen olayı hakkıyla oku! Hani ikisi, birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul edildi, diğerininki edilmedi. Bu: "Ben seni kesinlikle öldüreceğim!" dedi. Diğeri: "Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul buyurur.” ( Maide, 27)
Arsel’in verdiği ve Tevrat’ta olduğunu söylediği ayet ise şöyledir: Adem'in iki oğlu olmustur ki adları “Hâbil” ve “Kâbil”dir. Bu iki kardeşten biri, Hâbil, koyun sürüsü güden bir çoban'dır. Diğer kardeş, yâni Kâbil, ise çiftçi'dir. Beraberce yaşayıp giderlerken bir gün Hâbil, gütmekte olduğu sürünün ilk doğanlarından bir koyunu kesip Tanrı'ya kurban olarak sunar. Çifçilikle uğrasan Kâbil ise, Tanrı'ya kurban olarak toprak ürünlerinden (buğday) sunar. Tanrı, Hâbil'in sunmuş olduğu kesilmiş koyunu kurban olarak kabul eder, fakat Kâbil'inkini kabul etmez. Bunun üzerine Kâbil, kıskançlığa kapılıp kardeşi Hâbil'i bir vuruşla öldürür (Tevrat/Tekvin, Bap IV, 1-9).
Arsel, Tevrat’a baksaydı eğer oradaki ismin birisinin yukarıdaki gibi Habil iken diğerinin isminin “Kabil” değil “Kayin” olduğunu görürdü.
1.1-Ayette de görüleceği üzere, Hz.Adem’in (a.s.) oğullarının ismi Kur’an-ı Kerimde geçmez. Arsel bu konuda çuvallamıştır.
1.2-Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gönderiliş ve görevlendiriliş sebebi bir ayette şöyle açıklanır; “Ey Ehl–i Kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi Gerçekleri size açıklıyor ki, ‘Biz bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi’ demeyesiniz” (Mâide, 5/19)
1.3-Hz. Muhammed’in (s.a.v.) İslamı davetinde Allah tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu olduğunu şu ayet bize haber verir; "Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değildir. Fakat O, Allah'ın Rasûlü ve peygamberlerin sonuncusudur". (el-Ahzâb, 33/40) Peygamberimiz(s.a.v.); "Benden önceki peygamberlerle benim durumum şuna benzer: Bir adam güzel ve süslü bir bina yapmıştır. Ancak duvarlardan birinin bir köşesinde bir kerpiçlik boş yer bırakmıştır. İnsanlar evin etrafını dolanıp evi beğenirler ve şöyle derler: "Şu kerpiç de, şu açık olan yere konsa ne iyi olur." İşte ben o kerpicim. İşte ben peygamberlerin sonuncusuyum." (Buhari, Menakıb 18; Müslim, Fedail 20) buyurarak kendisini diğer peygamberlerin davetinin tamamlayıcısı olduğunu belirtmiştir.
1.4-Diğer Peygamberlerin mesela Hz. İsa’nın Hz. Muhammed’in geleceğini haber verdiğini Kur’anı Kerim bize şu ayetle bildirir; “Hatırla ki; Meryem oğlu İsa, ‘Ey İsrailoğulları! Ben size (gönderilmiş) Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim’ demişti”m (Sâff, 61/6 22)
1.5- Kur’an-ı Kerim Diğer peygamberler tarafından tebliğ edilen dinin tahrif edildiğini söylemiştir; “Sonra bu sözleşmelerini bozmaları yüzünden, Biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik. Onlar, kelimleri yerlerinden oynatarak değiştirirler, uyarıldıkları gerçeklerden paylarını almayı unuttular. İçlerinden pek azı dışında, onlardan sürekli bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırma! Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.” (Maide, 13)
Yukarıdaki ayetlerden anlaşılacağı üzere Hz. Muhammed’in (s.a.v.), gönderilişi, geleceğinin haber verilmesi, son peygamber oluşu ve Allah tarafından daha önce gönderilen dinin, insanlar tarafından tahrif edilmiş olması Kur’an-ı Kerimde açıklanmıştır. Hz. Adem’den Hz.Muhammed’e kadar ismi Kur’an-ı Kerimde zikredilmiş olan yada zikredilmemiş Allah (c.c.) tarafından görevlendirilmiş olan Peygamberler hep aynı şeyleri söylemişlerdir. Günümüzde Hz. İbrahim’e (a.s.) yada Hz Adem’e (a.s.) gönderilen suhuf bulunsa Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerimle aynı izleri taşıdığı görülecektir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerimin diğer peygamberlerle aynı kaynaktan beslenmesi sebebiyle davetinde geçmiş peygamberlerden ve onların davetlerinden iz yada mesajlar taşıması, onların anlattıkları bazı olaylardan haber vermesi şaşılacak bir olay değildir.
İ.Arsel islami meselelere vakıf olmadığı için bilmez ama Rasulullah (s.a.v.) Mekke’de ve Medine’de ancak yahudi yada hristiyan alimlerin bilebileceği, onlar tarafından sorulan yada Mekke’li müşriklere sordurulan sorulara cevap vermiş hatta onların yanlışlarını ortaya koymuştur. Bunlarla iligi hadis kitaplarında onlarca örnek vardır. Bazı yahudi ve hristiyan alimleri bunun sonucu müslüman olmuşlardır.
2-Şöyle diyor Arsel; “Dikkat edilecegi gibi Tanrı'yı hoşnud kılan şey toprak ürünü olan “buğday” seklindeki kurban degil, fakat kan akıtılarak sunulmus olan “koyun” şeklindeki kurban'dır. Belli ki Tanrı kendi adına kan akıtılmasından hoşlanmıştır. Ve bu işi yoksullara yardım olsun düşüncesiyle değil fakat Hâbil'in “takdimesi”nden hoslandığı için yapmıştır; Hâbil'in takdimesi ise, biraz önce gördügümüz gibi, kanı akıtılan koyun'dur. Eger Tanrı kan akıtılmasından hoşlanmamış olsa, ve kurban'dan maksadın yoksul'a yardım oldugunu düşünmüş olsa, bunu açıkca bildirirdi.” Diyor.
Evet Bayım! Esas olarak Tevrat’ı mı alacaksın Kur’an-ı mı? Kur’an-ı Kerimde ne koyun ne de buğdaydan bahsetmemektir. Tevrattan hareket ederek ederek Kur’an-ı Kerimi tenkid etmeyi hangi fakültede öğrendin?
 “Kurban'dan maksadın yoksul'a yardım oldugunu düşünmüş olsa, bunu açıkca bildirirdi.” Diyor. Maksadın ne olduğunu Allah (c.c.) açıkça bildirmiş ama onu görecek ve insanlara dürüstçe bildirecek insan lazım.
2.1- Arsel diyor ki; “Belli ki Tanrı kendi adına kan akıtılmasından hoşlanmıştır. Ve bu işi yoksullara yardım olsun düşüncesiyle değil fakat Hâbil'in “takdimesi”nden hoşlandığı için yapmıştır”.
Arsel’in, “Belli ki Tanrı kendi adına kan akıtılmasından hoşlanmıştır “ cümlesi, Bu Kur’anın, Allah’ın kelamı olduğunu kabul etmek demektir. ”Eee! adama demezler mi hani Kur’an-ı Kerimi, Muhammed kendisi uyduruyor demiştin? Yalancıların ve iftiracıların zeki olması gerekir ki çelişkiye düşmesinler, açık vermesinler.
2.3- “Eğer Tanrı kan akıtılmasından hoşlanmamış olsa, ve kurban'dan maksadın yoksul'a yardım oldugunu düşünmüş olsa, bunu açıkca bildirirdi.” Hezeyanına bir ayetle cevap vereceğiz. Arsel görmese de, görmek istemese de bunu Yüce Allah, açıkça bildirmiştir; Ayet Ademoğulları kıssasıyla ilgi değildir ama biz ayeti yine de yazalım. “Elbette onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Ancak O'na sizin takvanız ulaşacaktır. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz.”(Hac, 22/37)
Kafirler ve onların takipçileri bunu da anlamazlar ama biz kısaca ipucu verelim. Yüce Allah insanların samimi olmasını, yaptıkları her ne şey olursa onu Rızayı Bari için yapmalarını istiyor. Bilmem anlayabildiler mi?
3- “Ve bu işi yoksullara yardım olsun düşüncesiyle değil fakat Hâbil'in “takdimesi”n den hoşlandığı için yapmıştır”  diyor.
3.1-Yazar burada da çuvallamıştır. Kurban’la ilgili ayette şöyledir: “Siz de onların (kesilen kurbanların) etinden hem kendiniz yeyin, hem de yoksula ve fakire yedirin." (Hacc, 22/28) Yazar anlamasa da, anlayamasa da pek çok sebep arasındaki sebeblerden birisi de yoksullara, miskinlere yardımdır.
4- Arsel,Dikkat edilecegi gibi Tanrı'yı hoşnud kılan şey toprak ürünü olan “buğday” şeklindeki kurban değil, fakat kan akıtılarak sunulmuş olan “koyun” şeklindeki kurban'dır.” diyor.
4.1- Maide suresi 27. Ayette ne “koyun” kelimesi ne de “buğday” kelimesi geçmiyor. Tevratı okuyup işine geldiği yerde Tevrattan, işine geldiği yerde de Kur’an-ı Kerimden kelimeler alarak örnek bir araştırmacı- gazetecilik örneği veriyor.
5- Belli ki insanların kendisine olan bağlılıklarını “Tanrı adına” kan akıtılmasına göre degerlendirmek istemistir! Bundan dolayıdır ki din adına cihad'a çıkılmasını, kâfirlere karşı savaşılmasını, kılıçla vuruşulmasını (yâni kendi adına kan akıtılmasın) “kutsal” bir sey olarak görmüştür.”
5.1-Tevrat’taki Ademoğulları kıssasından hareket eden Arsel işi ta cihada kadar getiriyor. Ne Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah, ne de hadisi şeriflerde Peygamberimiz(s.a.v.) “Ey müslümanlar! Allah’a olan bağlılığınızı kan dökerek ispat edin” dememesine rağmen, Arsel’in yukarıdaki ifadeleri herhalde bir halüsünasyon yada sara nöbeti sonrasına ait olsa gerek.
5.2- Allah’ın cihadı emretmesi; Yeryüzüne adalet gelmesi, zulmün ortadan kalkması, toplumların refah içinde yaşaması  içindir. Günümüzde, Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra toprakları üzerinde kurulan 47 devletin ve dünyadaki bir çok müstaz’af ülkenin içler acısı durumu ortadadır. Yıllarca Kapitalist ve kominist ülkeler tarafından toprakları ve halkları sömürülen müstaz’af ülkelerin çaresi İslam’dır.

 
Geri