NEV'İYAT // ATEİZME CEVAPLAR  
HZ. ZEYD-ZEYNEB MESELESİ
1-Cahş kızı Zeynep:36 yaşlarında dul. Zeyd b. Haris’le evliydi boşandılar. Usame adını verdikleri çocukları Hz. Peygamber tarafından çok sevilirdi.
T.Dursun; şöyle diyor: “Zeyneb Bint Cahş, Muhammed'in oğulluğu Zeyd'in karısıdır. Zeyd'i Muhammed kendisine "oğul" edindiği için herkes ondan "Muhammed'in Oğlu (Zeyd İbn Muhammed)" diye söz eder.
Muhammed bir gün, Zeyd'i görmek için onun evine gider. Zeyd'i bulamaz, Zeyd'in karısı Zeyneb'le karşılaşır. Birden tutulur Zeyneb'e. Bir kadına Muhammed'in ilgi duyması, o kadının başka erkeğe -bu erkek kocası da olsa- uygun olmaktan çıkması ve dolayısıyla Muhammed'in olması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle Zeyd durumu öğrenir öğrenmez Muhammed'e gidip konuşur:
— Karımdan ayrılmak istiyorum.
— Neden? Seni kuşkuya düşürecek bir şey mi yaptı?
—Vallahi hayır. Beni kuşkuya düşürecek hiçbir şeyi olmadı. Onun iyilikten başka bir şeyini görmedim.
—Öyleyse karını bırakma, Tanrı'dan kork!
Muhammed "karını bırakma" derken, gerçekte sevdiği Zeyneb'in boşanmasını istiyordu. İstiyordu ki Zeyd onu boşasın da kendisi alsın.”
"Ey Muhammed! Allah'ın nimet verdiği ve seninde nimetlendirdiğin kimseye: 'Eşini bırakma, Allah'tan sakın!' diyor; Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun İnsanlardan çekiniyordun. Oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd, eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik. Ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda mü'minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir." (Ahzâb, ayet: 37.)
1.1-T.Dursun burada “Muhammed'in içinde sakladığı şey, Zeyneb'e olan aşkıyla birlikte, Zeyd'in onu boşaması ve kendisinin almasına olanak sağlanmasını istemesiydi” diyerek işine gelen yorumu tercih etmiş, Okuyucuyu yanlış yönlendirmiştir. Burada “Muhammed'in içinde sakladığı şey” T. Dursun’un yumurtladığı gibi “evlenme isteği” değil, ayette hemen altta açıklandığı üzere “..Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun İnsanlardan çekiniyordun….. Ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda mü'minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsindir". Hz. Peygamber’in endişesi halkın “Muhammed evlatlığının karısıyla evlendi” dedikodusuydu. Bu surenin başında geçen şu ayetlerde bu konuyu açıklar: “Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab/2-3)
Büyük bilgin(!) T.Dursun, usulü tefsir ilminde “ayetler, ayetleri açıklar” konusu işlenirken herhalde gırgır geçiyordu ya da okumadı.
1.2-2000’e Doğru dergisinde diyor ki: “Muhammed bir gün Zeyd'i aramak üzere evine gider, Zeyd'i bulamaz. Evde Zeyd'in güzel karısı Zeyneb vardır. O sırada içeride çamaşır yıkamaktadır. Yorgunluktan ve terden pembeleşmiş yüzü ve yarı çıplak haliyle son derece çekicidir.   Peygamber Zeyneb'in güzelliği karşısında coşkuya kapılır ve şu sözleri söylemekten kendini alamayarak evden çıkar...... Zeyd eve gelince Zeyneb olayı anlatır. Zeyd içinde karısını yitireceği önsezisiyle Peygamber'e koşar: Zeyneb'i sevdinse hemen boşayım, sen al, der. Muhammed'in karşılığı:   O nasıl söz, karım boşama! Ancak içten içe boşanmasını da ister.”
“Yorgunluktan ve terden pembeleşen yüzü ve yarı çıplak vücuduyla” diye adeta oradaymış gibi tanımladığı, Peygamberin düşüncelerini okuyup “Zeyneb'in güzelliği karşısında coşkuya kapılır” sözleriyle ifade ettiği, Zeyd için de “Zeyd içinde karısını yitireceği önsezisiyle” (karısını kaybedeceği endişesinde olan Zeyd’in gelip Peygambere “Sevdinse hemen boşayayım” (bu söz ayrı bir komedidir, seviyorsa gelip niye boşayayım desin)“ cümleleriyle ifade ettiği T.Dursun’un yazdığı senaryo, İslam’ı bilmeyen kitleler için etkileyici oldu mu bilinmez ama işin aslı da şudur:
2.1-Hz Peygamber, Zeyd’i evlatlık olarak almış ama daha sonra, bir ayetle bu evlatlık kaldırılmıştır. (Ayetin gerekçelerinden biri belki de Hz. Zeyd’in ve torunlarının, "Bizde peygamberin evlatlarıyız" diyerek daha sonra saltanat iddiasında bulunmalarını önlemektir. Çünkü İslamda saltanat yoktur.)
2.2-Hz. Zeyneb, Hz. Muhammed’in öz halasının kızıdır. Nedense T. Dursun bunu okuyucusuna söylemez.
2.3-Hz. Zeyd ile Hz. Zeyneb’i evlendiren Hz. Peygamberdir bunu da söylemez..Zeyneb (r.a)’in ailesi başta kızlarını Resulullah'a vermek istiyorlardı. Nitekim ilk istemeye gittiğinde de, kendisi için istiyor zannedip sevinmişlerdi. Çünkü öteden beri âdetâ Resûlullah'ın gelip talep etmesini bekliyorlardı.  Ancak Hz. Peygamber (s.a.v) onu, oğulluğu Zeyd’e isteyivermişti. Şimdi bütün aile böyle bir evliliği canı gönülden isterken, neden Resûlullah tutup da onu başkasına evlendirdi? (Kurtubî, 14/186187; İbn Kesîr, Tefsîr, 6/417418; Şevkânî, 4/283; Âlûsî,  22/22.

2.4-Hz. Peygamber, Zeyneb’i daha önce Hz. Zeyd için istemiş ama Zeyneb’in ailesi vermemiştir. Ahzab Suresinin 36. ayeti bunun üzerine inmiş ve ailesi Zeyneb’i Hz. Zeyd’e vermiştir.
2.5-Hz. Zeyd zenci ve azat edilmiş olsa da bir köledir. Hz. Zeyneb bu evlilikten hiç bir zaman hoşnut olmaz.
2.6-Hz. Zeyd ile Hz. Zeyneb daha önce den çok sık kavga etmekte ve bunu Peygambere ilettiklerinde Hz. Peygamber sabır tavsiye ederek evliliklerinin devamı için çaba sarf etmektedir. Gayesi Zeyneb’le evlenmek olsaydı bunu niye yapsın?
2.7-Araplarda geçerli olan “Bir kişi evlatlığının boşanmış karısıyla evlenemez” yargısı da Hz. Peygamber’in, Zeyneb’le evlenmesiyle son bulmuştur.
Aslında Hz. Peygamber, köle asıllı Zeyd'e, Mekke'nin en soylu ailesinden bir kadını nikâhlamakla, câhiliyet devrinin asâletle ilgili geleneklerinin resmen ve fiilen yıkıldığını göstermek istemişti. Aslen köle olan birinin dul karısını kendisine nikâhlamakla da o geleneğin ikinci defa yere serildiğini ilan etmiş oluyordu. Çünkü yeni dinin ilkelerine göre, bütün insanlar Âdem ile Havvâ'nın çocuklarıydı. Allah katında değer kazanmanın tek yolu da takvâ yoluydu, yani Allâh'ın emirlerine uygun yaşama çabasıydı. Tabiî ki “halkların eşitliği” sloganıyla hareket edip bunu hayatlarına aksettirmeyen dinsizlerin bunu anlamasını beklemek abesle işgal olur.
2.8-T.Dursun’un masalına göre “Muhammed bir gün, Zeyd'i görmek için onun evine gider. Zeyd'i bulamaz, Zeyd'in karısı Zeyneb'le karşılaşır. Birden tutulur Zeyneb'e”.
Sanki Hz. Peygamber Zeyneb’i hiç görmemiş, sanki Zeyneb halasının kızı değilmiş, sanki onu Zeyd’le evlendiren Hz. Peygamber değilmiş. Sanki Peygamber onunla Zeyd’i evlendirmeden önce evlenemezdi? Ne yaparsınız “Zırva, tevil kabul etmez” ama zırvalayan beyaz duvara çamur atmakla geçirmiş ömrünü.
2.9-Ahkamu’l Kur’an’da, şöyle der: “Peygamber düşmanlarının “Onu görünce aşık oldu” sözleri tamamen batıldır ve asılsız bir iddiadır. Çünkü Zeyneb Allah Resulünün yakın bir akrabası olarak her zaman yanındaydı. Örtünme ayeti henüz inmediği için her zaman onu görebiliyordu”  dediğini nereden bilecek, bilse de bunu yazacak dürüstlük nerede?
3.1-“2000’ e Doğru” dergisinde Turan şöyle der: “... Peygamberin Zeyneb'e olan aşkı, evlendikten sonra da uzun süre devam eder. Hadislerin anlattığına göre, Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar, Zevneb'le yatardı.”  (Buhari - Hibe/8 - Tecrîd hadis no: 1130)
3.2-Hz. Peygamberi (a.s) bu şekilde okuyucusuna takdim eden ünsüz ama soru işaretli yazar, sanki Peygamber’in (a.s.) hiç bir işi, hiç bir görevi yokmuş son derece çapkın bir insan gibi hep güzel kadınları takip edip, onlardan bir şey elde edemeyince hemen evine gelip hanımıyla yatarmış gibi göstermektedir. Şimdi bu Kâfirin verdiği kaynağa bakıyoruz öyle ya okuyucuyu tatmin etmek için kaynak vermek gerekir. Yani Tecrîd hadis no: 1130, Hayret doğrusu. Tecrid 8. cilt, sayfa 17 Hadis No:1130 böyle bir hadis yooook. Belki Arapçasına bakmıştır diyeceğiz ama Tecrid’in Arapçası da sekiz cilt değil. Numarasını verdiği hadiste sadece Hz. Zeyneb ile Hz. Aişe arasında cereyan eden bir tartışmadan bahsediliyor. O kadar… Herhalde Diyanet tarafından bastırılan tercüme şerh edilen Tecrid Sarihle  Dursun’un kitabı farklı farklı….(?)
3.3-Yukarıda Dursun'un rivayetini verdiği hadis bazı hadis kitaplarında yer alsa da mesele S. ATEŞ'in dediği gibidir: ".. İyilik, fazilet kalbe hiçbir kötü düşüncenin gelmemesi değil, gelen bu kötü düşüncelere uymamak ve bunları kovmaktır.
Yazarın yukarıya aldığımız rivayeti, bir tek kişinin haberidir. Bu haber, en az iki-üç yüzyıl ağızdan ağza dolaştıktan sonra yazıya dökülmüştür. Aktarandan aktarana geçerek ikiyüz yıl dolaşan bir insan haberinin, aslına ne derece uygun olduğunu takdir etmek güç değildir. Bundan dolayı vâhid haberleri kesinlik değil, zan ifade eder. Doğruluğu kesin değildir, muhtemeldir. Yani bu haber doğru da olabilir, yalan da olabilir.
Tutalım ki rivayet doğrudur, Hz. Muhammed, kasıtsız olarak karşısına çıkan bir kadına bakmış ve içinde bir arzu uyanmıştır. Bunun çaresi, hemen evine gidip nefsini helâl olan eşi ile yatıştırmak ve içinde uyanan o duyguyu kalbinden savmaktır. Eğer Hz. Muhammed, gözüne çalınan kadının ardına düşüp onu izleseydi o zaman bu eylemi kınanırdı. Kasıtsız olarak kalbine doğan bir isteği, helâl bir yöntemle savması, arkadaşlarına da böyle yapmalarını öğütlemesi fena bir şey midir?
Zaten kendisi, kasıtsız bakışın doğal olduğunu, bundan günah yazılmayacağını, ama ısrarla, döne döne bakmanın günâh olduğunu söylemiştir: "Bakışı bakışın ardına takma, gözünü dikip bakma, ilk bakış (göze çalınma) lehinedir (bundan ötürü sana günâh yoktur) ama ikinci bakış lehine değildir (günâhtır)." (Ebû Dâvûd, Nikâh: 43; Tirmizî, Edeb: 28)
Cinsel ilişkinin, insanları yatıştırdığı, rahatlattığı ise, bütün psikolog ve doktorların birleştiği bir gerçektir.
Dursun: "Güzellikleri hoşuna gitse de. artık bundan böyle kadın alamazsın." (Ahzâb: 52) âyetinden, Hz. Muhammed'in, kendi karılarından başka kadınlara bakıp şehvete geldiği sonucuna varıyor. Oysa âyetin amacı, Peygamber'e, mevcut hanımlarından başka bir kadınla evlenmeyi yasaklamaktır. Ne kadar güzel bulsa da artık başka bir kadınla evlenemeyecektir. Bu âyetten, Peygamber'in kadınlara bakıp şehvete geldiği anlamını çıkarmak, son derece saygısız ve insafsızca bir yargıdır. Peygamberle evlenmek isteyen pek çok kadın vardı. Kadınlar Peygamber'den örtünmezlerdi. Çünkü o, inananların manevî babası sayılır, işte âyette, bunların içinde beğendiği, hoşuna giden kadınlar da olsa artık başka kadın almaması buyurulmustur.
Birini beğenmek, güzelliğini takdir etmek, ille de şehvete gelmek mânâsına gelmez. Eğer gerçekten, yazarın dediği gibi peygamber kadınlara şehvetle baksa ve baktıkça şehvete gelseydi, istediğiyle evlenirdi. Oysa âyet, ona başka kadın almayı yasaklıyor. Bu cümle, bir emrin kesinliğini vurgulamak için böyle söylenmiştir. Meselâ "ne kadar yorulsan da bu yolu yürü" yahut "ölsen de sen bu okulu bitireceksin" cümlelerinde kasıt, yolun mutlaka yürünmesini veya okulun bitirilmesini vurgulamaktır. Yoksa mutlaka yorulmak veya ölmek gerekmez. Yani her ne pahasına olursa olsun bu işin yapılması gerektiği vurgulanmaktadır, işte âyette de "Güzellikleri hoşuna gitse de artık başka kadınla evlenme" cümlesinden, Peygamber'in kadınlara baktığı ve onların güzelliklerinin, peygamberin hoşuna gittiği anlamı çıkarılamaz.
Gerçekte Peygamber, hiç kimsenin namusuna kem gözle bakmamıştır. Nitekim Vedâ Haccında Amcası Abbâs’ın oğlu Fadl'ı da devesine bindirmişti. Fadl, saçı, yüzü güzel, beyaz tenli, yakışıklı bir adamdı. Allah'ın Resulü (s.a.v.) hayvanı mahmuzlayıp hareket ettiği zaman yanından kadınlar geçiyordu. Fadl bu kadınlara bakmağa başladı. Allah'ın Resulü (s.a.v.) elini Fadl'ın yüzüne koydu (bakmasına engel oldu). Fadl bu kez başını öbür tarafa çevirip yine baktı.(Müslim, Hac, bâb: 19, hadîs: 147) (Gerçek Din Bu I, 16)
3.4-Hadis şöyledir: "Hz. Peygamber bir kadın gördü, eşi Zeyneb'in yanına gitti (ki o anda) eşi deri tabaklamakla meşguldü, ihtiyacını gördü ve arkadaşlarının yanına çıktı...", Haberi Vahid'le, Haberi  Mütevatir arasında ki farkı bilmeyen  Dursun'un elinde yukarıdaki şekle dönüvermiştir.
3.5-Hadisin yüzde yüz doğru olduğunu varsaysak bile, görüldüğü gibi ravi "ihtiyacını gördü" demekte "ihtiyacının" ne olduğundan bahsetmemektedir. Yani hadisi rivayet eden kişi içerde Hz. Peygamberin ne yaptığını görmemiştir. Zaten görmesi de mümkün değildir.
3.6-Ayrıca böyle bir olayın doğru olduğu varsayılsa bile böyle bir olayla karşılaşan Turan gibiler acaba ne yapar gidip o gördüğü kadına mı saldırırlar bilemeyiz/biliriz?

 

 
Geri