NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
KORUYUCU HEKİMLİK VE TEDAVİ

Nebi (sav), sağlık ve hastalık hallerinde tıbbî ölçüleri uygulamaya devam ederdi. Şöyle ki, sağlığında, az yemesi, beden eğitimi ve birinin sıcaklığının diğerinin soğukluğunu, diğerinin soğukluğunun berikinin sıcaklığını giderdiğini söyleyerek taze hurmayı hıyar ve kavunla yemesi gibi98 sağlığını koruyucu tedbirler almasıyla. Ayrıca, her gece uyurken gözlerini sürme taşı (artimuan) ile sürmelemesi ve şiddetli sıcak zamanında öğle namazını tehir etmesi gibi ki "öğle namazını serin vakitte kılın" buyururdu. Hastalığı halinde tedaviye başvurduğu hususu ise rivayet edilen sahih haberlerle sabittir. Bu haberlerden biri Urve'nin (ra) Hz. Âişe'den (ra) rivayet ettiği şu hadistir: "Resûlullah'ın (sav) hastalığı arttı, Arap ve Acem doktorları ona geliyorlar, tedavi yollarını tarif ediyorlar, biz de kendisini tedavi ediyorduk." Hz. Âişe'nin (ra) şöyle dediği de rivayet edilmiştir: "Resûlullah (sav) ömrünün son günlerinde hastalandı, her taraftan Arap heyetleri kendisine geliyorlardı. Ona tedavi şekillerini anlatıyorlar, ben de bunlarla onu tedavi ediyordum."

el-Mevâhib'de şu bilgi verilir: “Resûlullah (sav) yiyeceklerin özellik ve mahiyetlerini göz önüne alır ve onları tıp ölçülerine göre kullanmaya itina gösterirdi. İki yemekten birinde, sıcaklığını mutedil hale getirme ve güzelleştirmeye ihtiyaç duyulduğunda, onun sıcaklığını (aksi bir yiyecekle) keser ve mutedil hale getirirdi. Bu da ilaç ve karışımlarda büyük bir esastır. Buna imkan bulamadığında ise israfa gitmeden ihtiyaç ve lüzum ölçüsünde onu yerdi.”

Ebû Abdullah Ekensûs'un el-Ceyşü'L-aremremü'l-humâsî adlı eserinin sonunda şu bilgi verilir: “Tevekkül edenlerin efendisi, tedavi esaslarını belirleyip koydu. Bizzat kendisine uygular, başkalarına da yapmalarını emrederdi. Hatta Hz. Peygamber'in (sav) ilaçlarının piştiği çömleğin ateşten hemen hemen hiç inmediği söylenir.”

Ebû Davud'un Sünen'inde Sa'd b. Ebû Vakkâs'tan şu rivayet nakledilir "Hastalandım, Nebi (sav) beni ziyarete geldi. Elini iki mememin arasına koydu, ta ki soğukluğunu kalbimde duydum. Ve şöyle buyurdu: 'Sen kalbinden hastalanmışsın, Benî Sakîf'ten Haris b. Kelede've git, o tıp bilgisine sahip biridir... " Yani o mutlak olarak veya bu hastalık türünde tıp bilgisine sahiptir. Bu durumda söz konusu hastalığın maharet ve ustalık gerektirdiği anlaşılmış olur. Bunu Sünen'i şerh edenler söylemiştir.

İbn Tarhân, Haris b. Kelede'nin Hz. Ebubekir (ra) ile birlikte yemek yemeleri ve onun "Bir yılın zehirini yedik" demesi ve her ikisinin aynı günde vefat etmeleriyle ilgili kıssayı zikrettikten sonra şöyle der: Haris b. Kelede, Arap tabiplerinin en üstünlerinden biriydi. Tâif'liydi. Câhiliyye devrinde Fars'a gitti. Orada ve Cündişapur âlimlerinden tıp bilgisi öğrendi. Bu dalda maharet kazandı, Fars memleketlerinde tabiplik yaptı ve çok mal elde etti. Fars'ta onu görenler ilmine şehadette bulundular ve adı aralarında yayıldı. Sonra memleketine döndü, Araplar arasında tabipliğiyle şöhret buldu, İslâm’ın zuhuruna ulaştı. Resûlullah (sav), kim hastalanırsa ona gidip danışmasını emrederdi.

İbn Abdilber el-lstîâb'da şöyle der: Bu, ehil (mütehassıs) oldukları takdirde, tedavi konusunda kâfirlere danışmanın caiz olduğuna delalet eder. (et-Kettani, Teratibu’l İdariye Terc., 2/34)

 
Geri