NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
KAZANÇ

Mikdam b. Ma’dikerib’in bir cariyesi vardı, süt satıyor ve Mikdam da parayı alıyordu. Kendisine “Sübhanellah, süt satıp parasını mı alıyorsun?”dediler. O “evet, bunda bir mahzur yoktur. Rasulullah’ı (s.a.) duydum şöyle diyordu: Bir zaman gelecek, dinar ve dirhemden başka bir şeyin faydası olmayacaktır" karşılığını verdi. Tebrîzî bu hadisi Mişkât'da Ahmed b. Hanbel'e isnadla vermektedir. Ali el-Kârî, Mişkât şerhinde hadisle ilgili olarak Tîbî'den naklen şöyle der: Bunun manası şudur: İnsanlara kazançtan başka bir şeyin faydası olmayacaktır. Zira onu terk ederlerse harama düşeceklerdir. Nitekim birine "kazanç seni dünyaya yaklaştırıyor' denilince şu karşılığı vermişti: "Hayır, beni dünyaya yaklaştırmıyor, beni ondan koruyor." Selef âlimleri şöyle derdi: ".Ticaret yapın ve kazanın, öyle bir zamandasınız ki biriniz muhtaç duruma düşecek olursa yiyeceği ilk şey dini olacaktır!' Rivayet edildiğine göre Süryân'ın bir malı vardı, onu karıştırıp duruyor ve şöyle diyordu: "Eğer bu olmasaydı, Abbasîler beni mendil gibi pisliklerini silmede kullanırlardı." (Kettani, et-Teratibü’l-İdariyye 2/137)

Şeyh Bedrüddin ez-Zerkeşî Şeyh Takiyüddin es-Sübki’den, oğlu da et-Tevşih'te yine kendisinden şu bilgiyi naklederler: Hz. Peygamber (sav) asla mal bakımından fakir değildi ve durumu da fakirin durumu değildi. Aksine insanların en zengini olup ancak kendisi ve ailesinin dünya geçimi konusunda kifayet miktarıyla yetinmiştir. Sübkî, Hz. Peygamber'in (sav) "Allah’ım, beni miskin olarak yaşat" sözü ile ilgili olarak da şöyle der: Bundan maksat kalp sükûnetini istemektir, yoksa kendisine yetecek kadar bir şey bulamaması manasına miskinlik (meskenet) değil. Sübkî, bunun aksini ileri sürenlere karşı da son derece şiddetle karşı çıkardı. Kastallânî bunu el-Mevâhib'de naklettiğinde, Zurkânî şerhinde şöyle der: Bu güzel ve nefis bir ifadedir. "Fakirlik iftiharımdır, onunla övünürüm" şeklindeki yaygın söze gelince, Hafız İbn Teymiyye, Irâkî ve ibn Hacer bunun bâtıl ve uydurma bir söz olduğunu söylemişlerdir. Çağdaş müelliflerden biri şöyle der: Bu sözün gerçekten söylenmiş olduğunun farz edilmesi halinde manası şöyle olur: "Yani İslâm'ın doğuşu ve gelişmesi sırasında fakirlikle övünme ve onu zenginliğe tercih. Çünkü Hicret-i Nebeviyye'nin ardından servet oluşturma ve artırmanın imkanı yoktu. Bir gaye uğrunda, din, devlet ve vatan yolunda fakirliğin şeref duymayı ve övünmeyi gerektiren yüce bir meziyet olduğunda şüphe yoktur. Hayat ve geçim zorluğu (devlet, toplum) kurucuların iftihar vesilesidir."

… fetihler genişleyince, özellikle Hz. Ömer zamanı başta olmak üzere Hulefayı Râşidîn'in beytülmâl gelirleri çoğaldı. Öyle ki Ebû Hureyre Bahreyn'den dönüşü sırasında 500 bin dirhem getirdiğini kendisine haber verdiğinde Hz. Ömer dehşete kapılmıştı. Sonraları beytülmal gelirleri daha da çoğaldı ve ibn Sa'd'ın Tabakât'ında (III, 218) geçtiği üzere Hz. Ömer her yıl Allah yolunda cihâd için 40 bin deve yükleyip sevk ediyordu. Alet ve edevatı, hizmetlileri ile 40 bin deve, şüphe yok ki büyük bir şey, geniş bir varlık ve büyük bir zenginliktir. Yine İbn Sa'd'ın Tabakât'ında (III, 227) Hz. Ömer'in sofrası için her gün yirmi deve kestirmekte olduğu zikredilir. Bu, büyük bir rızk genişliği ve geniş bir sofra olup bugün yeryüzündeki hükümdarların en büyüğünün sofrasında bu kadar et yenmesi mümkün değildir. Allah yegâne hükümran, kendi zatıyla kâim, yardım edici ve zafere ulaştırıcıdır. Allah insanlara bir rahmet kapısı açarsa, onu hiç kimse engelleyemez. (Kettani, et-Teratibü’l-İdariyye 2/155)

 
Geri