NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
TARİH KONULMASI VE İSLÂM'DA TARİH BAŞLANGICININ TESPİTİ

Hicret-i Nebeviyye esas alınarak tarih koymanın Ömer b. Hattâb'ın (ra) halifeliği sırasında ortaya çıktığı bilinmektedir. Fakat Ebû Ca'fer en-Nahhâs Sınatü'l-küttâb'da, ondan da naklen Kalkaşandî Subhu'l-a'şâ'da îbn Şihâb'a varan senediyle, Muhammed b. Cerîr'den şu rivayeti zikreder: Nebî (sav) Rebiülevvel ayında Medine'ye geldiğinde tarih konulmasını emretti. Kalkaşandî şöyle der: Buna göre tarihin başlangıcı hicret yılında olmuştur. el-Mevâhibü'1-ledüniyye'de Resûlullah'ın (sav) tarih konulmasını emrettiği ve hicretten itibaren de tarih yazıldığı belirtilir. Zurkânî şöyle der: Bunu Hâkim el-îklîl'de Zühri den "mu'dal" olarak rivayet etmiştir. Meşhur görüş ise, Hafız İbn Hacer'in de belirttiği gibi bunun aksi olup tarihin Hz. Ömer zamanında konulduğu şekildedir. Hafız Celâlüddin es-Suyûtî şöyle der: Bir mecmuada Îbnü'l-Kammâh'ın el yazısıyla lbnü's-Salâh'tan şu nakilde bulunulduğunu gördüm: Ebû Tâhir Muhammed b. Mahmiş ez-Ziyâdî  Târihu'ş-şurût'da şu bilgiyi zikreder: "Resûlullah (sav) Necrân Hıristiyanlarına mektup yazdığında hicrete göre tarih koydu ve Hz. Ali'ye mektuba hicretin beşinci (yılında) yazıldığını yazmasını emretti." Suyûtî şöyle der: "O hâlde tarih koyan Allah Resulü (sav) olup Hz. Ömer bu konuda ona tâbi olmuştur. Bu konuyla ilgili müstakil muhtasar bir eserde yeterince bilgi verdim." Derim: Suyûtî eserine eş-Şemârîh lî ilmi't-târîh adını vermiştir. Sehâvî şöyle der: "Bu rivayetin sabit olması hâlinde, Hz. Ömer'in tarih koyan ilk kimse değil, Hz. Peygamber'i (sav) izlemiş olduğu anlaşılır."

Îmam Süheylî er-Ravdü'l-ünüf'te (II, 11) şöyle der: Küba mescidinin kuruluşu Resûlullah'ın (sav) hicret ettiği beldeye, hicret yurduna vardığı ilk günde idi. Allah Teâla'nın "İlk gününden beri takva için kurulan mescidde bulunman daha uygundur" (Tevbe 9/108) âyetinde geçen "ilk gününden beri" sözünden maksadın, "bütün günlerin ilki" olmadığı bilindiği gibi, âyetin zahir lafzında onu hiçbir şeye izafe etmiş de değildir.

Böylece bu ifadenin zımnen bilinen bir şeye izafe edilmiş olduğu anlaşılır. Bundan da kendileriyle tarih konusunda istişare ettiği zaman, sahabenin Hz. Ömer'le üzerinde görüş birliğine vardıkları hususunun doğruluğu anlaşılmaktadır; onlar tarih başlangıcının hicret yılından itibaren olması hususunda görüş birliğine varmışlardı. Çünkü bu, İslâm'ın yüceldiği, Resûlullah'ın (sav) yönetici (hükümrân) olduğu, mescidler yaptırdığı ve güven içinde dilediği gibi Allah'a ibâdet yaptığı zamandır. Ashâbı söz konusu görüşü böylece Kur'an'ın zahiriyle de uyuşmuş bulunmaktadır. Ve onların uygulamasıyla, âyetteki "İlk gününden beri" ifadesindeki "gün" ün bugün kabul ettiğimiz tarihin ilk günü olduğunu, artık anlamış bulunuyoruz. Resûlullah'ın (sav) ashabı eğer bunu âyetten çıkarmışlarsa bu onların anlayışından kaynaklanan bir sezgidir. Onlar, Allah'ın kitab ve onun te'vili hususunda, insanların en bilgilisi ve Kur'an'daki işaretle ve fesahat konusunda en anlayışlıları idiler. Eğer bu kanâate varmalar onların görüş ve ictihadlarına dayanıyorsa, bunu daha söz konusu olma dan biliyorlardı ve mezkur ifade de, daha gerçekleşmeden bu görüşül doğruluğuna işaret etmiş bulunmaktadır. Çünkü "onu ilk gün yaptım' diyen kimsenin sözü, ancak bilinen bir yıla, bilinen bir ay veya tarihe izâfetle anlaşılabilir. Burada ise malûm tarihten başka bir şeye mânâ yönün den izafet söz konusu değildir. Çünkü ondan başkasına delâlet eden n bir lâfız ne de hâl karinesi mevcuttur. Bunu düşün, bunda düşünenle için ibret, gönlünün gözüyle gören ve basiret sahibi olanlar için bilgi var dır. Hamd Allah'adır. Süheylî'nin sözlerini Fethu'l-Bârî'de özetle nakleden Hafız İbn Hacer sonra şöyle der: Akla ilk gelen ise "ilk gününden beri" sözünün mânâsının, Nebî (sav) ve ashabının Medine'ye geldikler ilk gün olduğudur. İbnü'l-Müneyyir de şöyle der: Süheylî'nin sözünde tekellüf ve zorlama mevcut olup mütekaddimin ulemânın takdir ve yorumundan ayrılma mahiyetindedir. Çünkü onlar bu ifadeyi "İlk gün kuruluşundan beri", yani "kuruluşun meydana geldiği ilk günden beri şeklinde yorumlamışlardı. Bu, Arapça'nın gerektirdiği ve âyetin de desteklediği bir yorumdur. Derim: Süheylî'nin sözü dayanak bakımında açık ve hüküm çıkarmak bakımından da vazıhtır. Onu hoş bulmayanla bunu kavramış değillerdir. Bunu insafla düşünürsen gerçeği, görenleri yazdıklarıyla değil körün imlâ ettirdiğiyle birlikte görürsün. Bu yüzdendir ki el-Mevlâ Şihâbü'l-mille ve'd-din el-Hafâcî İnâyetü'l-kâdi ve kifâyetü'r-râdî adlı eserinde yalnız onun görüşünü vermekle yetinerek hayranlığını ifade etmiştir. "Kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilendir" (İsrâ 17/84).

Tarih başlangıcı olarak Resûlullah'ın (sav) doğumu veya bi'set'in (Peygamber olarak gönderilişi) değil de, hicretin tercih edilmiş olması, sahabenin bunların zamanı konusunda ihtilâf edip hicrette etmemiş olmalarıdır. Resûlullah'ın (sav) vefat zamanının, hicret gibi görüş birliği bulunmasına rağmen, tarih başlangıcı alınması ise üzüntü ve hoşnutsuzluğun tahrikine kaynak olacağı için hoş bir husus değildir. Oysa hicret zamanı, İslâm milletinin istikâmet bulması zamanı olduğundan tebrike (hayır ve uğur dileme) vesîledir. Yılın başlangıcı olarak da, Allah'ın ayı olması, Haram aylardan biri ve hacıların hacdan döndükleri ay olması sebebiyle Muharrem ayı tercih edilmiştir.

(Et-Teratîbu’l-İdariyye 1/333-334)

 
Geri