NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
HÛLEFÂ-YI RÂŞİDİN ZAMANINDA BERÎD (POSTA TEŞKİLATI) KURULMASI

Berîd, posta istasyonlarından her biriyle diğeri arasındaki mesafeye denir ki bu da dört fersah veya oniki mildir. Sonra bu kelime mektupları taşıyan kimse için, şimdi ise daha geniş anlamda posta torbaları için kullanılmaktadır. Berîd temelde Fars menşe'lidir. Sonra İslâm devletlerinde kullanıldı ve bunun için âmilü'l-berid denilen özel bir görevli tayin edildi. Bu görevli valiler ve bölgelerin haberlerini, dârülhilâfe'ye (başkente), buradan da onlara taşıyordu. Meşhur görüşe göre İslâm'da postayı ilk vazeden Muâviye b. Ebu Süfyândır, o muhtemelen postayı özel usûl ve esaslara göre düzenleyen, posta için mil ve istasyonlar koyan ilk kimsedir. Yoksa posta ondan önce Hulefâyı Râşidin zamanında bilinmekteydi. Hz. Ömer b. Hattâb devrinde posta yaygınlık kazanmıştı. Sahîh-i Buhâri de "Deve, davar, koyun ve ağılları bâbı"nda "Ebû Musa dârü'l-berîd'de (posta evi, postane) namaz kıldı" ifadesi geçmektedir. Hafız şöyle der: Sözü edilen dârü'l-berîd Kûfe'de bir yer olup valiler tarafından halifeye gönderilen haberciler oraya inerlerdi. Ebû Musa, Hz. Ömer ve Osman zamanın Kûfe'de vali idi, dârül-berîd de şehrin kenarında idi. Mutarrızı şöyle der: Berîd aslında ribâtta kullanılan hayvan anlamındadır. Sonra ise onlara, bindirilip gönderilen haberci bununla adlandırıldı, sonra da meşhur mesafeye bu ad verildi. Hafız lbnü'l-Cevzi’nin Hz. Ömer'in hayatına dair yazdığı eserin 34. bâbında (s.85); onun Medine'deki gece bekçiliği (ases) ve bununla ilgili olarak başından geçen hususlar anlatılırken şu bilgi verilir: Hz. Ömer Nasr b. Haccâc'ı Medine'den uzaklaştırdığında, Basra'daki valisine (âmil) bir mektup yazdı. Haberci onun yanında günlerce kaldı. Sonra valinin münâdîsi (tellâl, haber duyuran) "Müslümanların postacısı (berîd) hareket etmek istiyor, kimin bir ihtiyacı varsa yazsın" diye ilânda bulundu. Nasr b. Haccâc da emîrü'l-mü'minîn'e (Hz. Ömer) bir mektup yazarak onu mektupların içine koydu.

lbn Cerîr'in Tarîh'inde geçen aşağıdaki kıssada Bizans hükümdarının hanımından Hz. Ömer'in eşine gerdanlık hediye getiren habercinin, Müslümanların postacısı olduğu belirtilir. Kitâbu't-Tâiri'l-garîd fî vasfi'l-berîd'de, Arapların diğer hususlarda olduğu gibi, posta teşkilâtı konusunda da üstün bir mevkie sahip oldukları belirtilir. Bundan dolayı tarihçiler diğer milletlerden çok Araplarda postanın durumunu ele alıp anlattılar. Arapların postacılıkta kullandıkları ilk vasıta devedir. Sonra onun yerine katır ve daha sonra da sürati sebebiyle at kullandılar. Her seferde, yolcuların şevkini üstlenen bir postacı (berîd) bulunurdu. Arapların seferlerle gezip dolaşma eğilimleri, uzak ülkeler arasındaki uzun posta seferlerinin bütün düzeniyle yürümesinde en büyük yardımcı oldu. Bu görev onlar katında ancak halifenin atama yapabileceği ve yalnız ehliyetli kimselerin yürütebileceği yüksek görevlerdendir. Batılı kaynaklarda şu bilgiler verilir: Araplarda posta düzenlemesi ilk defa Hicret-i Nebeviyye'den sonra ilk halifenin emriyle olmuştur. Uzak mesafelere ulaşan fetihlerin genişliğine bağlı olarak, Arapların posta teşkilâtı da genişledi ve büyüdü. Sonra Abbasî halifeleri zamanında "sikke"denilen posta istasyonlarının sayısı bin dolaylarına ulaştı. Bu genişliğe rağmen yolculuk ve varış zamanlan ve emniyet bakımından işler tam bir titizlikle yürümekteydi. Her istasyonda yolcular ve postacıların seyrini, istasyonların durumunu gözetlemekle görevli bir başkan (reis) vardı. Bu başkanların hepsi, yollarda meydana gelen bütün hususlarla ilgili raporlannı, merkezî nokta olan Bağdat'taki genel yönetime takdim etmek zorundaydılar. Yüksek başkan da bunları, postanın durumunu, araştırmaya özen gösteren halifeye bizzat sunardı. Posta teşkilâtının, postanın seyri ve yolların coğrafi durumuyla ilgili posta kurallarını ihtiva eden umumî bir posta lâyihası vardı. Posta için büyük meblağlar harcanıyordu. Denildiğine göre yalnız Yemen şubesi için, yılda harcanan miktar dört milyon dirhem civarında idi ki bu da dört buçuk milyon frank yapar. Bundan da, kalan diğer hatlarda yapılan harcamaların miktarı, Arapların posta teşkilâtı için yaptıkları harcamalar ve postanın onlar katındaki değeri anlaşılmaktadır. Adı geçen kitabın 95. sayfasında, Arapların posta görevlileri için Abbasî halifeleri zamanında alâmetler (sembol, amblem) edindikleri belirtilir. Onların alâmeti el ayası büyüklüğünde gümüş parçasından meydana geliyordu; bir tarafında besmele ve halifenin adı, diğer yüzünde de "Doğrusu seni şâhid, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik" (Feth 48/8) âyeti yazılıydı.

(Et-Teratîbu’l-İdariyye 1/343-344

 
Geri