NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
ŞAHİTLİK VE SİCİL KÂTİPLİĞİ (NOTERLİK)

Allah Teâlâ, vadeli satışlarda şahit tutma ve borcu yazmayı emretmiştir: "Ey inananlar, belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın" (Bakara 2/282). Allah Teâlâ sonra şöyle buyurun "Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa razı olduğunuz şahitlerden bir erkek, iki kadın (şahitlik etsin). Tâ ki kadınlardan biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatsın" (Bakara 2/282). Bunun gibi Allah Teâlâ talak (boşama), ric'at (boşanmış eşe dönme) ve zina konusunda da şahit tutulmasını emretmiştir. Derim: Bununla birlikte Lisânüddin Îbnü'l-Hatîb Müsla't-tarîka fî zemmi'l-vesîka adlı risalesinde şöyle der: Bir şahidin bir dükkan edinip şahitlik için ücret talep ettiği hususu sahabeden nakledilmiş değildir. İnsanlar o zamanlar, Allah Teâlâ'nın "Eğer iki erkek yoksa razı olduğunuz şâhitlerden bir erkek, iki kadın" (Bakara 2/282) buyruğu gereği seçkinlerini ve faziletlilerini güvence kılıyorlardı. Borç ve yazılmasıyla ilgili âyette, kadın hakkında güçlük veya imkânsızlık sözkonusu olması sebebiyle, şahitlerden maksadın dükkân (işyeri) edinmeyenler olduğuna dair delîl vardır.

Tirmizî, Abdülhamid b. Vehb'ten şu tahricde bulunun Adâ b. Hâlid b. Hevze bana "Resûlullah'ın (sav) benim için yazdırdığı bir belgeyi sana okuyayım mı?" dedi, ben de evet dedim. Bana şu belgeyi çıkardı: "Bu, Adâ b. Hâlid'in Allah Resulü Muhammed'den (sav) satın aldığı (şeylere dair belge)dir. Ondan bir erkek veya kadın köle satın almıştır; ayıp (hastalık), kötü özellik (huy) ve hile olmaksızın. Müslümanın müslümana satışı olarak” Tirmizî bu hadîsin "hasen-garîb" olduğunu söyler. Sahîh-i Buhârî'de ise şu şekilde geçen "Bu, Allah Resulü Muhammed'in (sav) Adâ b. Hâlid'den satın aldığı (şeylere dair belge)dir. Müslümanın müslümana satışı olarak; ayıp, hile ve kötü özellik olmaksızın." Katâde, kötü özellikten (gaile) kastın zîna, hırsızlık ve efendiden kaçma olduğunu söyler. Kadı Iyaz el-Meşârik'te şöyle den Bu hadîs "maklûb"dur. (Metinde takdim-tehir vardır). Çünkü satın alan Adâ'dır. Hem şerâ (aldı, sattı) ve işterâ (satın aldı) kelimeleri ile bâa (sattı, satın aldı) ve ibtâa (satın aldı) kelimelerinin aynı şekilde her iki mânâya kullanılmaları da bunu muhtemel kılmaktadır.

Bu bilginin benzerini Mutarrizî ve başkalarından naklen zikreden Zerkeşî şöyle der: "Durum, Buhâri’nin burada zikrettiğinin aksinedir. Demâminî ise şu ilâvede bulunur: Yahut bu rivayetler olayın ayrı zamanlarda meydana geldiği şeklinde yorumlanır ki; bu durumda çelişki söz konusu değildir."

İbn Zekrî şöyle der: "Hadîsin zahirinden anlaşılan, bunun satılan ve bedelini belirtmeyi içeren yazılı belgenin metni olduğudur."

İbnü'l-Arabî, Tirmizideki hadîsi açıklama sadedinde şöyle der: Hadîsten, belgelerde, müşteri olması hâlinde "mefdûl"un (daha aşağı durumda olan) adıyla başlanacağı anlaşılmaktadır. Ahdini bozması caiz olmayan Resûlullah'ın (sav) bu belgeyi yazması, insanlara öğretmek gayesiyledir. Hem bu zorunlu olmayıp yapılması müstehab bir davranıştır. Çünkü o belgesiz birçok alışveriş yapmıştı. Yine hadîsten, şahsın adı, baba adı ve dede adının yazılacağı anlaşılmaktadır. Ancak kendine özgü bir sıfatla meşhursa bunlara gerek yoktur. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber (sav) "Allah Resulü Muhammed" şeklinde yazdırdı ve bu sıfatıyla kendi nesebini ve Adâ b. Hâlid'in nesebini anmaya ihtiyaç duymadı.

Huzâî'nin burada geçen ifadesi şudur: Bu husus sabit olunca, ister satıcı ister alıcı olsun daha üstün olanın diğerinden önce yazılacağı görüşünde olan noterler lehine bir hüccet teşkil eder.

İbnü'l-Fahhâr bu hususu Huzâi’den önce dile getirmiş olup îbnü't-Tilimsânî eş-Şifâ şerhinde (el-Menhelü'l-asfâ) şöyle der: "Îbnü'l-Attâr Vesâik'inde şöyle der: Belge yazanın (noter), üstünlüğü sebebiyle, ha şerefli olanı (eşref) ondan daha aşağı durumda bulunan kimseden (meşrûf) önce yazması gerekir. İbnü'l-Fahhâr ise anılan hadîsin nassı onun bu görüşünü reddeder. Çünkü hadîste daha aşağı durumda bulunanın adı daha üstün durumda olanın adından önce zikredilmiştir. Bunu düşün." Bu bilgi el-Menhelü'l-asfâ'dah nakledilmiştir.

(Et-Teratibül İdariye 433-435)

 
Geri