NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
VALİ VE HÂKİMLERİN MAAŞ ALIP ALMADIKLARI

el-Hidâye'de, Resûlullah'ın (sav) Attâb b. Esîd'i Mekke'ye gönderdiği ve kendisine maaş bağladığı rivayeti kaydedilir. Hafız Zeylaî Nasbu'r-râye'de şöyle der: Bu hadîs "garib"dir. îbn Sa'd Tabakât'ta Attâb'ın şöyle dediğini nakleder: "Ben görevime geldikten beri, azatlım Keysân'a giydirdiğim şu düğümlü iki elbiseden başkasına nail olmadım." Bizim ashabımızın (Hanefî imamlar) zikrettiklerine göre, Resûlullah (sav) ona her yıl 40 ûkiyye maaş bağladı ki bir ûkiyye kırk dirhemdir. Ebû'r-Rebî b. Salim, Hz. Peygamber'in (sav) ona her gün için bir dirhem tahsis ettiğini zikreder. Îbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Hz. Ömer, Iyâz b. Ganm'ı Humus ordusuna tayin ettiğinde, kendisine her gün için bir dinar, bir koyun ve bir müd maaş bağladı. Sahîh-i Buhârî'de "hâkim ve âmillerin maaşlarına dair bâb" da şu rivayet zikredilir: "Şureyh, kadılık görevine karşılık bir ücret alıyordu. Hz. Âişe (ra) şöyle dedi: "Vasi, ücreti miktarınca yer, Ebubekir ve Ömer de yediler” Abdürrezzak'm Musannef’inde şu rivayet kaydedilir: Bize Hasan b. Amâre, Hakem'den nakletti: Ömer b. Hattâb Şureyh'e ve Selmân b. Rebîa el-Bâhilî'ye hâkimlik görevi karşılığında maaş bağladı. Îbn Sa'd Tabakât'da şu bilgiyi kaydeder. Bana ulaşan habere göre Hz. Ali Şureyh'e 500 dirhem maaş bağladı, Ömer b. Hattâb da Zeyd b. Sâbit'i kadılığa tayin etti ve kendisine maaş bağladı.

Hz. Ebubekir halife olunca sabah erkenden çarşıya gitti, Hz. Ömer'le Ebû Ubeyde kendisiyle karşılaşarak ona şöyle dediler: "Haydi gidip sana bir şey tahsis edelim." Bir başka rivayette: Hz. Ebubekir halife olunca kendisine 2000 dirhem maaş bağladılar. O "bana artırın" deyince 500 (dirhem) artırdılar. Derim: Öyle görülüyor ki Hafız Zeylaî ve Hafız Îbn Hacer, bu noktada Ebû Dâvud ve Hâkim'in Büreyde'den merfu olarak naklettikleri şu hadîsi hatırlamamışlardır: "Kendisini görevlendirip maaş (rızk) bağladığımız hangi âmil maaşından öte bir şey elde ederse bu haksız elde edilmiş bir şeydir (galûl)." Hafız Îbn Hacer bu hadîsi Talhîsu'l-habîr'de Ebû Dâvud ve Hâkim'e isnâdla nakleder. Ebû Davud'un bu hadîsle ilgili olarak "el-Harac ve'l-imare" kitabında "âmillerin maaşlarına dair bâb" başlığı açtığını ve sonra hadîsi şu lâfızla tahric ettiğini gördüm: "Kimi bir işe görevlendirip kendisine bir maaş bağladıysak, bundan sonra alacağı şey haksız elde edilmiş bir şeydir (galûl)." Ebû Dâvud sonra da Müstevrid b. Şeddâd'dan merfu olarak şu hadîsi tahric eder: "Kim bize âmil olmuşsa bir zevce edinsin, hizmetçisi yoksa bir hizmetçi edinsin, evi yoksa bir ev edinsin." Ebubekir şöyle dedi: Allah Resûlü'nün (sav) şöyle dediğini haber aldım: "Kim bundan gayrisini elde ederse o haksız elde eden veya hırsızdır." Avnü'l-Vedûd'da müellif ilk hadîsle ilgili olarak şöyle der: Ebû Dâvud ve Münzirî bu hadîs konusunda "sükût" ettiler, oysa râvileri sika (güvenilir) kimselerdir. Bu hadîste, âmilin elinde bulunan maldan hakkını alması ve kendi adına kendisinden bunu kabzetmesinin caiz olduğuna delîl vardır. Avnü'l-Vedûd müellifi daha sonra ikinci hadîsle ilgili olarak, Tîbi den şu nakilde bulunur: Hadîste, âmile tasarrufunda bulunan Beytülmâl (hazine) malından zevcesinin mehri, nafakası, giyimi ve keza israf etmeden ve lükse kaçmadan kendisine gerekli olacak kadar almasının helâl olduğuna delîl vardır.

Ebû Dâvud sonra İbnü's-Sâidi den şu rivayeti tahric eder: "Ömer beni zekât toplamakla görevlendirdi, işimi bitirdiğimde bana bir ücret ödenmesini emretti. Ben "Allah için çalıştım" deyince şöyle karşılık verdi: "Sana verileni al, ben Resûlullah (sav) zamanında âmillik yaptım, bana ücretimi verdi." Gankohî, et-Ta'lîku'l-mahmûd alâ Süneni Ebî Dâvud'da bu hadîsle ilgili olarak şöyle der: "Bu hadîste, öğretim, yargı vb. amme işleri için Beytülmâlden karşılık almanın caiz olduğuna delîl mevcut olup hattâ bu ve benzeri durumdaki kimselerin ihtiyaçlarını Beytülmâlden karşılamak devlet başkanına vaciptir. Bu ve diğer hadîslerin zahiri, istemeden ve kendine acındırmadan insana verilen şeyin kabulünün vacip olduğunu ifade eder. Ahmed b. Hanbel ve başkaları bu görüştedir. Âlimlerin çoğunluğu ise bunun mubah ve müstehab olduğu şeklinde yorumda bulunmuşlardır." Sirâcü'l-mülûk'ta 49. ve 50. bâblara bakınız.

(Et-Teratibül İdariye 424-426)

 
Geri