NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
ASHAPTAN İLİMDE EN ÜST SEVİYEDE OLANLAR

Mesrûk b. Ecda şöyle der: Allah Resûlü'nün ashabındaki ilim yedi kişide en üst seviye ulaştı: Zeyd, Ebû'd-Derdâ, Übey b. Ka'b, Ömer b. Hattab, Abdullah b. Mesud ve Ali b. Ebû Tâlib. İlk dördünün ilmi de Ali ve İbni Mesud'da doruğa ulaşmıştır. Şa'bî, Ebû'd-Derdâ'nın yerine Ebû Musa Eş'arî'yi sayar.

Hâkim, şu merfu rivayeti tahric eder: "Ebû Hureyre ilmin kabıdır" İmam Ahmed, İbn Mesud'dan şu rivayeti tahric eder: Resûlullah (sav), kendisine şöyle dedi: "Allah sana rahmet etsin, sen bilen (alim) ve öğretilsin". İbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Ebû Musa el-Eş'arî, İbni Mesud'u kastederek şöyle dedi: "Şu âlim (hibr) içimizde olduğu süre bana soru sormayın". Yine Tabakât'ta şu tahricde bulunulur: Abdullah b. Mesud bir gün çıkageldi, Hz. Ömer oturuyordu, onu görür görmez şöyle dedi: "İlimle (veya fıkıhla, dedi) dolu çoban torbası!". el-Kâmûs'ta müellif şöyle der: Küneyf, İbn Mesud'un lakabı olup çobanın torbasına (kinf) teşbihen Hz. Ömer tarafından kendisine verilmiştir. İbni't-Tayyib Hâşiyetü'l-Kâmûs'ta şöyle der: Bu rivayet bilinen ve meşhur olandır, ez-Zahîriyye ve başka eserlerde geçen ve Resûllulah'ın (sav) ona ilimle dolu çoban torbası" dediğine dair rivayetin aksine. Zira bu rivayet bilinen bir rivayet değildir.

Abdürrezzak, Beyhakî ve İbn Ebû Şeybe, Ebû Süfyân'dan, onun da hocalarından, Hz. Ömer'in recmedilmesini emrettiği hamile bir kadınla ilgili olarak naklettiği şu rivayeti tahric ederler: Muâz b. Cebel o kadının doğum yapıncaya kadar (recminin tehir edilerek) hapsedilmesi yönünde görüş belirtti. Muâz'ın tavsiyesi sonucu gerçek ortaya çıktı, Hz. Ömer şöyle dedi: "Anneler Muâz gibisini doğurmadılar, eğer Muaz olmasaydı, Ömer helak olmuştu". İbn Sa'd, Şehr b. Havşeb'den şöyle dediğini tahric eder: "Âlimler kıyamet günü getirildiklerinde, Muâz b. Cebel önlerinde taştan bir kule olur".

el-îstibsâr'da Ferve b. Nevfel'in şöyle dediği kaydedilir: Ben Abdullah b. Mesud'la birlikte oturuyordum, şöyle dedi: "Muâz Allah'a itaat eden, onu birleyen bir ümmet (her iyiliği kendinde toplayan bir lider) idi, müşriklerden değildi". Ben, "Ey Ebû Abdurrahman, Allah Teâla 'İbrahim... bir ümmet idi' (Nahl 16/120) buyuruyor" dedim. O "Muâz..." sözünü tekrarladı. Onun sözünü tekrarladığını görünce anladım ki bunu özellikle söylüyor ve sustum. Bunun üzerine şöyle dedi: Biliyor musun "ümmet" nedir, "kânit" nedir? Ben, "en iyi Allah bilir" dedim. Şöyle dedi: Ümmet odur ki insanlara hayrı öğretir, önderlik yapar ve kendisine uyulur. "Kânit" ise Allah'a itaatkâr demektir. Muâz da böyledir; hayrı öğretir ve Allah'a itaatkârdır".

İbn Sa'd, Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'ten, onun babası, onun da kendi babasından şu rivayetini tahric eder: "Ömer b. Hattâb şöyle dedi: Muâz b. Cebel Şam'a (Suriye) gitmek üzere yola çıktı, onun bu çıkışı Medine ve halkını fıkıh ve onun kendilerine fetva verdiği hususlarda muhtaç duruma düşürdü. Halkın kendisine ihtiyacı sebebiyle, ona engel olması için Ebubekir'le konuştum, isteğimi kabul etmedi". Ka'b b. Mâlik şöyle der: Muâz b. Cebel Medine'de Rusulullah (sav) ve Ebubekir'in sağlığında halka fetva verirdi. îbn Ebû Şeybe, İbn Mesud'dan şu tahricde bulunur: Muâz, Allah Resulü zamanındaki muallimlerden biriydi.

Deylemî, İbn Abbas'tan şu merfû rivayeti tahric eder: "Her ümmetin bir âlimi vardır, bu ümmetin âlimi de Abdullah b. Ömer'dir"™.

Tenbih: Mâliki ve Hanbeli fıkıhlarının silsilelerinin çoğu Abdullah b. Ömer'e, Hanefi fıkhının silsilelerinin çoğu Abdullah b. Mesud'a, Şâfii fıkhının silsilelerinin çoğu da Abdullah b. Abbas'a (Allah hepsinden razı olşun) ulaşır. Bu konuda Sevh Muhammed Âbid es-Sindî el-Hanefî'nin Hasru'ş-şârid'inde "Fe" harfine bakınız. Çoğunluğun dışında ise silsileler bunlardan başka sahabi fakihlere ulaşır. Kenzü'r-rivâyeti'l-mecmû, er-Rihletü'l-Ayyâşiyye ve başka eserlere bakınız.

(Et-Teratibu’l-İdariyye 2/494-495)

 
Geri