NEV'İYAT // ÇİZGİÜSTÜ  
ASHAP İÇİNDE EN BÜYÜK HADİS HAFIZI VE İLK MUHADDİS

Daha önce Ebû Hureyre'nin ashabın en çok hadis belleyeni (en hafızı) olduğunu belirtmiştik. Nevevî bu  konuda icma olduğunu kaydeder. Bunu Said b. Ebû'l-Hasan ve îbn Hanbel söylemiş olup İbnu's-Salah Irâkî Elfiyye'de ve başkaları da onları izleyerek söylemişlerdir. Zehebî Tezkiretü'l-huffâz'da onun biyografisini verir ve Şafiî'den şu nakilde bulunur: Ebû Hureyre, zamanında hadis rivayet edenlerin en hafızı idi. Kehmes, Abdullah b. Şakîk'in şöyle dediğini rivayet eder: Ebû Hureyre şöyle dedi: "Resûlullah'ın ashabı içinde, onun hadisini benden daha iyi hıfzeden birini bilmiyorum". Zehebi, îbn Ömer'in Ebû Hureyre'ye şöyle dediğini zikreder: "Sen bizim, Resûlullah'ın (sav) hadislerini en iyi bilenimiz ve (hadisleri bellemede) en devamlımızsın". Yine Zehebî, Ebubekr b. Ebû Dâvud'dan şöyle dediğini zikreder: Ben Sicistân'da rüyamda Ebû Hureyre'yi gördüm ve kendisine şöyle dedim: "Seni seviyorum". O da şöyle dedi: "Ben dünyada ilk sâhibü'l-hadisim (hadis ile meşgul olan, muhaddis)".

îbn Nâsirüddin ed-Dımaşkî Şerhu Bediiyyeti'l-beyân'da Ebû Hureyre'nin biyografisinde şöyle der: "O, çağında ashabın hafızı ve en çok hadis rivayet edeniydi." Ebû Hureyre Müsned'ini Bakî b. Mahled "den başka Taberânî, İsmail b. Ishâk el-Kâdî, Ebu Bekr Ahmed b. Ali el-Mervezî, Ebû'l-Abbas Ahmed b. Muhammed el-Berkî ve başkaları gibi bir grup âlim müstakil olarak tasnif etmişlerdir. Fevâtihu'r-rahamût alâ Müsellemi's-sübût müellifi, Irâkî'nin şöyle dediğini nakleder: Ashap, kim mü'minlerin iki emiri Hz. Ebubekir ve Ömer'den fetva isterse, Ebû Hureyre, Muâz b. Cebel ve başkalarından da fetva isteyebileceği ve hiçbir olumsuz tavır görmeden onların görüşüne göre amel edebileceği hususunda icma etmiştir. Fevâtihu'r-rahamût'ta bir başka yerde müellif şöyle der: Ebû Hureyre müçtehid bir fakihtir, fakihliğinde şüphe yoktur. O Resûlullah zamanında ve ondan sonra fetva verirdi. İbn Abbas'ın görüş ve fetvasına karşı çıkardı. Fahrulislam'ın Usul'ünün bir şerhinde şu bilgi verilir: Buharı şöyle dedi: Ondan muhacir ve ensarın çocuklarından yedi yüz kişi ve ashaptan bir grup rivayette bulundu.

Derim: Ben Tunus'ta, oranın mâliki müftüsü üstad Şeyh Muhammed en-Neccâr'ın Şemsü'z-zahîre fi beyâni fadli ve fıkhi Ebî Hüreyre adlı değerli bir risalesine muttali oldum. Hafız îbn Kayyım el-Vâbilü's-sayyib'de Abdullah b. Abbas'ın hıfzını ve fıkhını anarken şöyle der: İbn Abbas'ın fetvaları, tefsiri ve istinbatı, Ebû Hureyre'nin fetvaları ve tefsirine nisbetle nerede kalır? Ebû Hureyre ondan daha hafızdır, hatta o mutlak olarak ümmetin hafızıdır. Hadisi duyduğu gibi nakleder, geceleri ders olarak verirdi. Onun himmeti hıfza, hıfzettiğini duyduğu gibi tebliğe yönelikti. İbn Abbas'ın himmeti ise fıkha, istinbata, nassları yarıp ondan nehirler akıtmaya ve hazinelerini çıkarmaya yönelikti. Bunun gibi insanlar da ondan sonra iki kısımdır: Bir kısım hafızlardır, zabt, hıfz ve duydukları gibi edaya önem verirler. Bir kısım da istinbata, naslardan hüküm çıkarmaya önem veren kimselerdir.

Derim: Çağdaşlarımızdan biri şöyle der: İslâmî dönemdeki hafızların tarihi Abdullah b. Abbas'la başlar. Kulaklarına çalınan hiçbir şey yoktu ki kavrayıp bellemesin. İbn Ebû Rebîa'nın kasidesini ilk duyuşunda hemen belledi. Şüphesiz ki onun göğsü Arapların hazinesiydi; tefsirde, hadiste, helal, haram, Arapça ve şiirde müracaatları ona idi. Bazı ravilerin Zührî'den, onun İkrime ve onun da İbn Abbas'tan "Her yetmiş yılda bir, her şeyi hıfzeden biri doğar" dediğine dair naklettiği rivayet sahihse, İbn Abbas’ın kendisi İslam'da ilk yetmişin mümessili olur. Fakat haber İkrime'nin yalanlarından ise, bununla hocası İbn Abbas'ı çirkinlik bulunan bir mübalağayla en doğru vasıfla vasfetmiş olur.

(Et-Teratibu’l-İdariyye 2/485-487)

 
Geri