NEV'İYAT // FELSEFE SÖZLÜĞÜ  
LAMARKİZM ...... LOGOS

LAMARKİZM:

Fransız tabiatcı filozofu ve bilgini Lamarck'ın mesleği, "Zooloji Felsefesi" ve "Omurgasız Hayvanların Tarihi" isimli eserlerinde 'Kendiliğinden Türeme" ve "Canlı nevilerin bir şekilden başka bir şekle geçmesi”  (Transformizm) nazariyelerini ortaya koymuştur. Transformizmi, Lamarctan farklı bir görüşle, Darwin geliştirmiş ve takviye etmiştir. Cuvier'nin nev'ilerin (türlerin) ferdlere üstün olması fikrine karşı, Lamarck, ferd'den hareket ederek, fed'in, tâbi bulunduğu şartlar toplamının, yani çevresinin tesirinde kaldığını, bu tesirle yavaş yavaş değiştiğini, bazı organların değişip bazılarının da dumura uğradığını, bu tesirlerin verasetle nesillere geçtiğini, çevre tesirlerinin nebatlarda doğrudan, hayvanlarda ise dolayısıyla olduğunu, çevrenin ihtiyaçları tayin edip alışkanlıklar doğurduğunu "Fonksiyon'un organı yarattığını" ileri sürmüştür. Darwin'in ve Lamarck'ın tekâmül nazariyesi kazanılmış vasıfların nesle geçmesi postulatına dayanır. Fakat Weismann ve Nagaeli araştırmalarında hücrenin hayatı boyunca kazandığı vasıfların nesle geçmediğini ispat ettiler. Veraseti tayin eden hücrenin içi'dir, dışı değil. Hugo de Vries de çevre tesirlerinin hâsıl ettiği değişikliğin ferdî olduğunu ortaya koydu. Bu ispatlar ve buluşlar Lamarckclığı ve Yeni Darvinciliği kökünden sarstı: Bunu yapanlarda Yeni Lamarckcı ve Yeni Darwinci denilen kimselerdi. Yeni Lamarckcılığın karakteristik vasıfları; evrimin sadece fizyolojik süreçlerle açıklanması, seçkinleşmenin yaratıcı rolünün inkârı, uzviyetlerin gayeliliği esasının kabulüdür. Bu buluşlarla, biyolojik mekanizm ilmî bir darbe yemiş ve ilmî değerini kaybetmiştir. Materyalistler, hassaten Marksistler Yeni Lamarckcı anlayışı, 'Bilimsel-olmayan' diye ilim dışı ilân etmişlerdir. "Bilimsel-olmayan" demek, “Bilimsel Sosyalizm” dedikleri Marksist anlayışa ters düşmek demektir; yani ilmî olmak demektir.


LAYİSİZM:

Felsefî mânâda lâiklik, iman ile aklın sahalarının ayrılmasını, imanın, aklın sahasına asla müdahale ettirilmemesi gerektiğini müdafaa eden görüş. Çeşitli materyalist anlayışlar da imanın sahasına müdahale etmeleri veya imân sahası diye bir saha kabul etmemeleri bakımından lâik anlayışı benimsemişlerdir. Ahlâkta lâik anlayış, ahlâkî fiillerin ve ahlâkî hayatın dinî tesirlerden tamamen azade kılınmasını, aklın prensiplerine ve ilmî gelişmelere bağlanmasını, metafizik temelden kurtulmasını müdafaa eder. Cemiyeti Tanrı olarak kabul ettiği ve insan cemiyetlerini bir eşya gibi gördüğü için kapalı bir materyalizmi benimsemiş olan Durkheim, ahlâkın ve dolayısıyla eğitimin, okulların lâikleştirilmesini yani her türlü dinî tesirlerden kurtarılmasını müdafaa eden ona göre ahlâkın lâikleşmesi, aynı zamanda rasyonelleşmesidir. Dini, ikinci ve daha geri plâna atan her düşünce ve yaşayış, lâik bir düşünce ve yaşayıştır. Esasında bu mânâda lâikçilik, dine karşı geliştirilen bir akımdır. Ama temelde, dinden bağımsız yaşamak değil, kilise teşkilatına mensup olmamak (ruhban olmamak), dünyevî bir hayat sürmek, kilisenin öğretilerinden bağımsız düşünebilmek demektir. Türkiye'de ruhban sınıfının yaşadığı dünyadan kopuk hayat tarzı ve ruhban sınıfı olmadığı için, bizim toplumumuz, bu kavramı benimseyemedi. Kültürümüzde yeri yoktu. Ama din ve vicdan hürriyeti anlamında (Laicite), tarihimizde uygulana gelmiştir. Kimsenin inancına karışılmamış ve kimse zorla müslüman yapılmamıştır (Dinde zorlama yoktur, ayeti).

Siyasî ve hukukî yönden lâiklik; otoritenin ve hukukun kaynağı olarak ilâhî bir kaynak ve otorite tanımamak, devlet otoritesini ve hukuk prensiplerini dinî unsurlardan ve tesirlerden uzak tutmaktır. Bütün umumî hayat alanlarının dinden azade kılınmasını isteyen lâik tesirlerden kurtarmak için batılılaştığımız ve lâikliği kabul ettiğimiz kanaatindedir. (T. Çağdaşlaşma) Peyami Safa’ya göre, Lâiklik Batı Medeniyetinin şartı ve esası değildir. 'Din ve dünya işlerinin ayrılması da lâikliğin kaba bir tarifidir. Din, yalnız âhiret nizamı değil, iki dünyaya ait hukuk ve ahlâk nizamıdır. Devlet ve insan cemiyetlerinin ahlâk temelini kuran din, hayata karşı lâkayd kalamaz.'(Doğu-Batı sentezi)

Materyalistler ve Marksistler nazarında lâiklik, dine saygı hudutlarını da aşarak, tam dinsizlik, ateistlik ve manevî değerlerin yıkılması demektir. Rönesans'ta Makyavel tarafından geliştirilen ve müdafaa edilen siyasî lâik anlayışın çeşitli şekillerde tefsiri ve tatbiki materyalizmin gelişmesine ve yayılmasına zemin hazırlamıştır. Bu bakımdan 18. asırda materyalistlerle, 19. asırda pozitivist Materyalist ve Marksistlerin gayretleri ile lâik düşünce büyük ilerleme kaydetmiştir. Fakat, Avrupa'da Rönesans'tan sonra bilimde ve felsefede tam  Laiklik yerleşmemiştir.  Newton  gibi,  bilginler koyu  dindardır.   Descartes, Malbranche, Leibniz, Berkley J. Locke, Hegel gibi birçok filozof Hıristiyan vahyine sıkı sıkıya bağlıdırlar.


LOGOS: Yunanca (Legein- konuşmak, söylemek) manasına gelmektedir. Kelime anlamı "söz" olmakla beraber kavram olarak, düşünce, akıl, düzen, evren kanunu gibi anlamlar almıştır. Eflatun ve Aristo'dan bu yana mantıkta bir şeyi anlaşılır kılan kavram ve temel, mantıksal olanın birliği, bilim ilkesi. İnsan ruhunun akıl ile bağlantısı, Heraklit ve Stoa'dan beri evren kanunu ve evrensel akıl. İlahiyatta; ilâhî söz, kelâm, Hellenistik felsefede Tanrı-alem münasebetini kuran aracı. Saint Augustine'den bu yana vahiy meleği, kutsal ruh (cebrail), her bilgiye kaynak teşkil eden ilahî nur, ışık. Eski Yunan'daki Logos, Hristiyanlık inancına girmiş "Kutsal ruh' olarak tritinitas (üçleme)'ın bir unsurunu teşkil etmiş ve üçlü Tanrı anlayışının Hristiyan akidesinde kökleşmesine yol açmıştır. Aydınlanma döneminde bazı Hıristiyan filozoflar Hristiyanlığı aklîleştirmek istemişlerdir. Fichte, Schelling, Hegel ve Schlaeirmacher'in Hristiyanlığın aklileştirme gayretleri bundan sonradır.
 

 
Geri