NEV'İYAT // FELSEFE SÖZLÜĞÜ  
OLGU .............. ORTODOKS MEZHEBİ

OLGU=Vakıa:

Latince (yapılmış olan şey) anlamına gelir. Gerçek olan, gerçekleşmiş olan, düşünceden bağımsız var olan, gerçekliği inkâr götürmez ve kesin olan.


OLMAZSA OLMAZ=lâzım-ı gayr-ı mufarık:

Bir özelliğin veya vasfın bir varlıkta ve bir tür içinde zorunlu ve vazgeçilmez olması. Belli bir kavramın başkası için zarurî olması.


0LUMSU:

Var olmaya yatkın olan, olduğundan başka bir şey olabilen. Yani var olan ve var iken değişebilen. Bu terim, esas olarak değişmeyi ifade eder. Varlığa, yokluğa da aynı yakınlıkta olan. Bilinen sebeplerin dışında meydana gelen. Bilinebilen sebepleri aşan sebeplerin tesiriyle meydana gelen. Ani ve hesap dışı ortaya çıkan şeyler ve olaylar. Mesela Sovyetler birliğinin umulmadık bir zamanda çökmesi olumsu (contingent) bir olaydır.


OLUMSUCULUK=Zorunsuzluk, İmkân Felsefesi:

Tabiatta her çeşit hürriyet imkânını reddeden determinizme ve ilimci mekanizme karşı olarak ortaya çıkan bu felsefî anlayış, hiç bir hadisenin, hiçbir fenomenin mutlak zaruret kanununa tabî olmadığını iddia eder. Bu mesleğin esas temsilcisi çağımız Fransız filozofu Emile Boutroux'dur. Bu filozofun “Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu" kitabı dilimize çevrilmiştir.

Boutrox"ya göre kanunlar çok çeşitli olup, ibtidaiden gelişmişlere doğru varlıkların ayrı tekâmül derecelerine göre değişiklik gösterirler. Ruhî ve sosyal olgular gibi en yüksek olgularda da nicelik değil, nitelik hâkim olmaktadır. İlimler ilerledikçe mutlak bilgi mahiyetlerini kaybediyorlar, artık işe zihnî ve mantıkî prensipler karışıyor. İlmin kanunları mutlak değil, tahminîdir. Maddî ilimlerden manevî ilimlere gittikçe bu izafîlik ve tahminîlik artar. Boutroux"un zorunsuzluk (imkân) felsefesi, tabiat ilimlerinin ve kanunlarının putlaştırmasını yıkmış, ilimlerin tenkidi ile ilimler felsefesinde, ahlâk ve din probleminin çözümünde yeni ufuklar açmış çok geniş ve kalıcı tesirler meydana getirmiştir. Bu felsefe dogmatik pozitvizme, küllî determinizm ile mekanizme, nazarî ve pratik materyalizme cephe almış ve bunları kökten sarsmıştır. Boutrox, zorunsuzluk doktrini ile Bergson ve takipçilerini, Blondel'i ve Poincare'yi hazırlamıştır.


OLUMSULUK=İmkân-ı has:

Olumsu olanın niteliği. Olumsu olma durumu. Zorunlu olmayanın niteliği Emile Boutroux, olumsuluk (contingence) doktrinini kurarak, tabiat kanunlarının zorunlu değil, olumsu olduklarını; dolayısıyla ahlâk, din, san'at gibi değerler alanına bilimin müdahale gücü olmadığını ileri sürmüştür.


OLUMSUZ=menfî:

Bir Şeyi inkâr eden, bir yargının, bir iddianın aksini ifade eden, onun yanlışlığım ortaya koyan yargı.


OLUŞ =tekevvün:

Değişme, gelişme hâlinde olma, bir süre içinde gelişme. Halden hale geçiş. İmkândan gerçekliğe, kuvve (potansiyel) halinden fiilî duruma geçiş Devamlı gelişme ve değişme, Hayatın gelişim ve oluşumu.

Tevrat'ın "Tekvin" adı verilen, kainatın oluşumunu izah eden ilk bölümü.


0NT0L0JİKKANIT:

Bu kanıt'ta Tanrı kavramından Tanrı'nın varlığı çıkarılır. Tanrı; varlığı icabı, en mükemmel varlıktır. Var olmasaydı, en mükemmel varlık olmayacaktı. O halde, en yetkin (mükemmel) varlık olarak Tanrı’nın olması lazımdır.

Ontolojik kanıt (varlık delili), ilk olarak Farabî, İbn Sina ve daha sonra Batı'da Saint Anselmus tarafından kullanılmıştır. Bu kanıtın özü, İbn Sina'nın dediği gibi "zorunlu varlık, yokluğunun düşünülmesi mantıken imkansız olan varlık" fikridir.

Anselm, Tanrının varlığını "Tanrı" kavramından çıkarır. Ona göre, bu kavramı bir varlık için kullanıyorsak, o gerçekten vardır. Tanıma göre "Tanrı kendisinden daha mükemmeli tasarlanamayan varlıktır." Aslında, insanda böyle bir mükemmel varlık idesi vardır.

Tanrı'nın var olmadığı düşünülürse, Tanrı, artık "en yetkin varlık" olamaz Çünkü "varolmak" özelliğinden mahrum bırakılmıştır. Bu, bir çelişkidir Çünkü O, mükemmel varlık olarak nitelendirilmişti. Hâlbuki Tanrı; hem zihinde, hem de zihnin dışında gerçekten var olmalıdır.

Bu kanıtı Descartes, "Metafizik Düşüncelerde” geliştirmiştir. O, "mükemmel varlık" kavramından hareket eder. Sonra da böyle bir varlık için "varlığının zorunlu" olduğunu söyler.

Spinoza da "Etika'da benzer bir yoldan gitmiştir. Leibniz de, "Zorunlu varlık" kavramına dayanarak Tanrı'nın varlığını kanıtlamıştır. Kant'ın bu delile itirazına rağmen, günümüzde de bu kanıta ilgi devam ediyor. Mesela Normon Malcolm'a göre bu kanıtın dinî yaşantı ile sıkı ilişkisi var: Tanrı'nın varlığı; ya mantıken zorunludur veya imkansızdır. Hiçbir delil O'nun varlığının mantıken çelişkili olduğunu ispat edememiştir. Öyleyse O'nun varlığının, mantıken zorunlu olduğunu kabul etmek zorundayız.


ONTOJENİ veya ONTOJENEZ:

İnsanın cenîn halinden itibaren ferdin ruhî, bedenî ve zihnî bakımdan gelişmesini, evrimini ifade eden bir tâbir. Materyalist Haeckel'in ortaya attığı bu teze göre, canlılar silsilesinin geçirdiği tekâmül safhaları insanın ana rahminde 9 ay içerisinde geçirdiği safhaların aynıdır.


ORFİK ÖĞRETİSİ=Orfik Dini:

Eski Yunan felsefesinin teşekkülüne ve bilhassa Pitagor, Eflâtun gibi filozoflara geniş tesirleri olmuş, M.Ö. 6. asırda gelişmiş bir din, gizli bir tarikat. Aynı zamanda kelime Orpheus (Orfüs) denen efsanevî bir şarkıcının isminden Gelir. Bu dinin tanrısı Dianysos adı verilen ve Trakya'dan gelmiş olan ve sarhoşluk hallerini takdis adı verilen bir efsane tanrısıdır. Bu dinin inananları âyinlerini muayyen bir cezbe ve sarhoşluk halinde yaparlar ve kadınlar ancak bu halde tanrılarla birleşebilir.

Efsaneye göre; bu tanrı önce ölmüş ve sonra tekrar dirilmiştir. Böyle bir tasavvura inanan kimse de bu tanrının akıbetine ortak olur. Bu akîde, Orfik dinin esasını teşkil ettiği gibi, bu dünyayı, önceden yaşanmış bir hayatta İşlenen suçların cezalarının çekildiği bir hayat, çile çekme yeri olarak anlamağa, ruhun tekâmül ve gelişmemiş yani bedenden bedene dolaşarak arınmasına da imkân verir. Orfik dinine muvazi olarak gelişen ve Pitagor ile Eflâtun gibi filozoflarca da benimsenen Tenasüh fikrinin gelişmesinde ve yayılmasında, bu dinin rolü olmuştur. Çünkü bu dinde de aynı inanç mevcuttur. Bu da insanın at elemanların terkibi olarak çifte mahiyeti kavramına bağlıdır. Tenasüh (Ruh göçü) fikri ruhların yalanlamasında ve tasfiyesinde kullanılmıştır.

Orfik dininde ulûhiyet ile birleşmek ruhun da bedenden kurtulması esas gayedir. Zira beden ruhun mezarı olarak kabul edilir; bu yüzden de onun, kir ve ihtiraslarından kurtulmak için ve manevî hayatını hazırlamak için rehberlik ve tarikata girmek (initation) zarurî görülür. Bütün gizli âyinlerinde bu intisabın ölüme bir hazırlık olduğu esas fikri hakimdir. Bu din yahut tarikat ayrıca, Yahudi essenist anlayışına, Gnostisizme, oradan da Hıristiyan doktrinine tesir etmiştir.


0RGAN0N

Yunanca, alet, araç anlamına gelir. Aristo'nun mantıkla ilgili altı kitabına birden bu ad verilir. Çünkü mantık, doğru düşünmenin aleti, varlığın doğru bilgisine getiren aracıdır.


ORGANİZMACILIK=Uzviyetçilik:

Animizm ve vitalizme muhalif olan bu meslek biyolojide; hayatı, ruh veya hayatî prensip gibi mefhumlarla değil sadece uzvun (organın) organlaşmasının (uzviyetleşmesinin) bir neticesi olarak izah eder. Buna göre hayatî olaylar, maddeden ayrı bir prensibe indirgenilemezse de, maddenin psikoşimik özellikleriyle de izah edilemez; fakat canlı maddeye mahsus organizasyonun mahsulü olarak izah edilir. Organisizm bu anlayışla da mekanizme muhalif olmaktadır. Maddenin hususî hassalarının hayata varlık verdiğini iddia eden organisizm, hayatı izahta maddenin birtakım bilinmeyen hassalarına dayanmakta ve bu hususta şu delilleri ileri sürmekte:

1) Uzviyette olan her bozukluk hayatı değiştirir ve bozar.

2) Uzviyetin tamamen bozulması ölümü davet eder. Bu meslek Bichat ve Haller gibi âlimler tarafından müdafaa edilmiştir.

Sosyolojide organisizm; cemiyetlerin diğer canlı organizmalar gibi birer uzviyet olduğu fikrinden hareket eder ve biyoloji kanunlarının, cemiyet hayatına da tatbik edilebileceğini ileri sürer.


ORTAK DUYU=Hiss-i müşterek:

Psikolojide, duyu organlarının çeşitli verilerini birleştiren (sentezyapan) duyu. Akıl yürüten bir zihne telkin edilmiş ve belli bir ortamda belirlenmiş olarak kabul gören bütün fikir ve kanaatlerin tamamı. 18. yüzyılda İskoçya okulunda Th. Reid, fikirlerin ve inançların, ortak duyu ile edinilmiş verilere dayandığını ileri sürmüştür. Reid, insanın sağduyusunun gerçekliği doğrudan bilebileceğini kabul eder. Bu okul, "sokaktaki adam"ın gerçekçi inançlarda dayanan bir bilgi teorisi kurmuştur.


ORTODOKS MEZHEBİ:

"Ortadoks" kelimesi, "Doğu akidesi, doğru hamd ve senası” olan cemaat mânâsına gelmektedir. Bu anlamda dinin asliyesini muhafaza eden ve akidesi sağlam olan “Ehl-i Sünnet" anlayışına da, "Ortodoks Müslüman inancı denir. Fakat Ortodoks denince akla ilk gelen mânâ, Hıristiyan Doğu Kilisesi'dir. Ve kilisenin inancını ifade eder. Ortodoks Hıristiyan itikadı; Anadolu, Kafkasya, Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinde yaşayan Hıristiyanlar arasında yaygındır.

Ortodoks kilisesi, Batı'nın Roma ve Protestan kollarıyla Hıristiyan kilisesinin hususî tabiatını gittikçe bozduğunu, bu yüzden de havarilerin yegâne samimî mirasçısı, bedenleşmiş (tecessüm etmiş) Hz. İsa'nın Papa'ya ve umumî kiliseye ait vücudunun hakikî devamı olduğuna inanır. Onlara göre, kilise cisimleşmiş İsa'dır. Kilisenin dışındaki İsa; modern rasyonalizmin ve ahlâkçılığın İsa'sı, hayatsız, kuvvetsiz, sahte bir tefsirdir. Doğu kilisesi Hz. İsa'nın Tanrı ve yaratığın bir birliği, Tanrı-Adam ve Cennetle dünya arasında bir köprü olduğu kanaatindedir. Bu kilise, Ruhul Kudüs'ün Tanrı'dan geldiğine, Hz. İsa'nın beşerî ve ilâhi tabiata sahip olduğuna inanır ve onu Tanrı-Adam olarak mükemmel ontolojik varlık içinde açıklar, onun hulul (Tanrı'nın O'nun bedenine girmesi) ve dirilişini, umumî ibadetin gayesi bilir. Hz. İsa'nın vücudunun münferit olarak Hıristiyanların kalb ve vücutlarında yaşadığını kabul eder; resmen yedi dinî ayini benimser. Cehennemi reddeder. Kilisenin yanılmazlığını müdafaa eder. Manastıra bağlı olmayan din adamlarının evlenmelerini mecbur tutar; Şer'i kuvvet ve Şer'i teamül (gelenek) kabul etmez. Başpapaz yoktur. Fakat Papaz hükümeti olmasını ister. Buradan da Doğu Kilisesinin manevî ve mistik otoriteyi esas kabul ettiği anlaşılır.

Ortodokslar tek bir merkeze değil, İstanbul, Antakya, İskenderiye ve Kudüs Patrikliği unvanıyla dört ayrı merkeze bağlıdırlar. Fakat bunların içinde en nüfuzlusu İstanbul Patrikliğidir. Bütün Ortodokslara papaz yetiştiren Ruhban Okulu İstanbul'dadır.

Berdayef gibi varoluşçu dindar bir filozof, Ortodoksluğu dinî ve mistik bir felsefeyle temellendirmeye çalışmıştır.

 
Geri