NEV'İYAT // FELSEFE SÖZLÜĞÜ  
RASTLANTI ...... RUHGÖÇÜ

RASTLANTI:

Etkin sebebi bilinmeyen, izahı yapılamayan, oluşu tahmin edilemeyen olay. Aristo Fizik kitabında şu misali veriyor: Pazara alışveriş için gittim; orada çoktandır borçlu olduğum, ama hiç göremediğim bir kişiyi gördüm. Bir daha onu nerde bulacağım, hazır görmüşken borcumu ödeyeyim, dedim ve borcumu hemen ödedim. İşte Aristo'ya göre bu olay, tesadüftür. İrade dışı karşılaşılmıştır, ama ödeme iradîdir. Rastlantı, aynı zamanda gaye sebep (amaçlılık) açısından da açıklanamayan, yani bir amacı yahut ereği bilinemeyen olaydır.


ROMANTİZM:

18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında, bir kısım Alman filozofunun ortaya attığı öğreti. Bu öğreti, mekanizme, mekanist dünya görüşüne, fiziko-matematik metoda, zihne ve aydınlanmaya karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bunlara karşı romantikler, tutkuyu, sezgiyi, kaynağı ruh olan hürriyeti, ruhsal coşkunluğu, sevgiyi, acıyı, ıstırabı ifade edebilen sanatı savunuyorlardı. Mekanik ve matematik formüller, ne sevginin şiddetini, ne acının derinliğini ifade edebilirdi. Ruh sonsuzluğa yönelmeli ve sonsuzu, ruhsalı, manevîyi yakalamalı idi. Bu okulun Felsefede başlıca temsilcileri; Fichte, Schelling, J.Hegel, Schlegel, Schleiermacher'dir. Edebiyatta ise Chatanaberiand ve Victor Hugo'dur. Tarih ve arkeoloji araştırmalarından kaynaklanmıştır. Tarihi hasret de vardır. Namık Kemal, Hugo'nun romantizm beyannamesinin etkisiyle romantizmi benimseyerek ruhun, vatanın acıların ifadede kullanmıştır.


RUH:

Ölüm anında kaybolan hayat ilkesi, düşünce ilkesi, canlı varlığın dinamizmi. Canlı hayatın ilkesi. Aristo'da bedene can veren ilke. De Anima (Ruha Dair)'da Aristo'nun bildirdiğine göre, ruh, bedenin formudur; bedenin entelekhia'sıdır. Cevher olarak, bedenden bağımsız ölümsüz olan varlık. Aklı, düşünmeyi, canlı bedeni alet olarak kullanan varlık. Akla karşı gönül ve kalb. İnsan kişiliğinin ve birliğinin kaynağı.


RUH GÖÇÜ=Tenasüh:

Bir ruhun bir bedenden diğerine yahut çeşitli bedenlere geçmesi olayının genel adı. 'Nesh', "mesh', fesh". "resh" gibi çeşitleri vardır. Tenasüh 'olayı', müşahede konusu olan olaylardan değil, inanç konusu olan olaylardandır.

Bu inanca Hindistan'da, Mısır'da, İran'da, Eski Yunanistan'da ve İslâm dünyasında rastlanır. İslâm dünyasında bu inanç, sünnî doktrinden sapmış bazı fırkalarla, mezhep kollarında görülür, sünnî islamiyet böyle bir olay ve inancı kabul etmez.

Tenasühün (ruh göçü) esası, ölümsüzlük veya ebedilik meselesine dayanır. Duyulardan ve organizmanın (uzviyyetin) kanunlarından bağımsız bir hayatın var olduğunu kabul etmeden, tenasühü düşünmek mümkün değildir. Bu kabulden sonra, ruhun, dış şekilleriyle birbirinden ayrılan, muhtelif varlıklara hayat (dirilik) verdiğini de kabul etmek gerekiyor. Bu iki kabul, tenasüh inancını doğurmuştur, böyle bir inanç, çok eski zamanlardan beri, kaynağından uzaklaşan bütün dinlerde ve bir kısım filozoflarda görülür, Eski Mısırlılar, ruhun ölümsüzlüğüne ve bir kişi öldükten sonra onun ruhunun karada, denizde, havada yaşayan muhtelif canlıların sekline girdikten 300 yıl sonra tekrar bir insan vücuduna girdiğine ve bunun bir devr-i daim (devamlı, muntazam dönüş) olduğuna inanırlardı. Hindliler'de, fizik dünyadaki olaylarla daha az meşgul oldukları için, tenasüh fikri, daha metafizik ve daha küllî bir karakter taşır. Hind tenasühü, sudur (oluş, meydana çıkış) fikrine bağlanır, çünkü madde (cisim) de Brahma'nın sudurlarının son derecedir. Sonuç olarak hayat, ruh-beden birliği, bir düşüş, bir fenalıktır. Hinduizm'e (Brahmanizme) karşı (muarız) olarak ortaya çıkmasına rağmen Budizm de tenasühü benimsedi. Brahmanizmdeki sosyal tabakaları, kast sistemini ortadan kaldıramadı. Budizmin en kutsal kitapları olan Pali metinlerinde tenasüh, “tekrar doğuş" tabiriyle ifade edilmiş, "yeniden doğuş" tabiriyle ifade edilmiş, "yeniden doğuş" denilen dahi, ruhun yenilenmesi değil, doğuşun tekrarı kast edilmiştir. Budistler, bütün varlıklarda gördükleri “ıztırab” vakasının tam olarak anlayabilmesinin tek bir hayat devresi ile mümkün olamayacağına inanırlar. Bu yeniden doğuşlar, en küçük böcekten insana kadar bütün canlıları içine alır; dolayısıyla fasılasız bir bütünlük teşkil ederi Kurtuluş ancak insan varlığın safhasında sağlanabilir. Yeniden doğuş, ölüm korkusunu yenmekte de kullanılır. Çünkü buna göre her ölüm, yeni bir doğuşun başlangıcıdır. Yogilerin, kendilerine çeşitli işkenceler yaparak hislerini köreltmeleri ve çeşitli alışkanlıklar kazanmaları olayı, fânîlikten kurtulma çabasının ifadesidir. Sonuç olarak, tenasüh, Hind din ve felsefelerinin ortak doktrinidir. Tenasüh doktrini, Mısırlılar'da fizik karakterini muhafaza ederken Hind'de ahlâkî bir hüviyet kazanmıştır. Hind tenasüh nazariyesine göre, günahkâr bir kimse, öldükten sonra üç şekilde doğarak ceza görür: 1-Şeytan olarak doğar, 2- Cehennemde doğlar 3- Herhangi bir hayvan kılığında dünyaya gelir.

Burada hulul (Tanrı'nın insan bedenine girdiği inancı) ile ruh göçü farkını belirtmek gerekir: Hulul bir ilâh veya bir ruhun, insan, hayvan gibi bir varlığı girerek bedenleşmesi veya onun bedeninde görünmesidir. Tenasüh ise bir ruhun, bir varlığın bedeninden başka bir varlığın bedenine girerek hayatını devam ettirmesidir. Hulul, tenasühün özel bir şekli demek oluyor. Eski Yunan'a tenasüh fikir ve inancının Mısır'dan geçtiği kabul edilir. Tenasüh, Eski Yunan'da Hind'in bulanık mistisizminden, Mısır'ın mucizevî natüralizminden, İran'ın tabiatüstü antropomorfizminden (Allah'ı insan Şeklinde tasarlama inancından) kurtulmuştur. Eski Yunan tenâsühçülüğünün ilk ve büyük temsilcisi Pitagoras (Fisagor)'dır. Tenasüh fikir ve inancının sistemleştiren ilk filozof Fisagor'dur, denilebilir. Fisagor, ruhun ebediliği fikrinden hareket eder. Ruh-beden ayrılığına ve ruhun hâkimiyetine inanır. Bununla beraber bedenle ruh arasında bir ahenk ve uyumu lüzumlu görür. Ruhun kirlenmemesi için sade ve zâhidâne (dünyadan el-etek çekerek) bir hayat yaşamayı şart sayar. Fisagor'un bir ruhçu görüşleri, Thales ekolünün maddeci felsefesine ilk ve en köklü darbe olmuştur.

Daha sonra Empedokles, ondan sonra da Eflâtun (Platon) da tenasühü benimsemiş ve Fisagor'un fikrini alarak ruhun yücelmesinin ve ölümsüzlüğünün felsefi izahını yapmıştır. Yeni-Eflâtunculukta da tenasüh fikri görülür.

İslâm dünyasında, Mutezile’nin ve Şiîlik'in bazı kollarında tenasüh inancı görülmüştür. İsmailîler, insan ruhunun hayvan vücûduna geçtiğine inanmazlar, fakat ruhların, imamı tanıyıncaya kadar doğum ve ölüm âlemleri arasında gidip geldiğine inanırlar. Hucvîrî, ruhun kadim (yaratılmamış) olduğuna inanan mülhidlerin (dinsizlerin) ruha taptıklarını, ruhtan başka bir fail ve yaratıcı olmadığına inandıklarını haber verir. Bunlar ruhun şahıstan şahısa geçtiğine de inanırlar. Hind, Çin, Tibet halkı gibi, İslâm çerçevesinde bulunan bâtınîler, karmatîler ve bir kısım şiîler de bu şekilde tenasühe inanırlar.

Tenasüh inancı, günümüzde Hind'de devam etmektedir. Hayvan etinin yenilmek istenmemesi, ruhların bedenden bedene dolaşması ile ilgilidir Bir kısım budist Türklerin eski inanç kalıntısı olarak tenasühü Bektaşî velâyetnamelerinde bulmak mümkündür. Ferdî bütünlüğü ve hayata bağlılığı telkin etmek isteyen ve arınma merhalelerini ifade eden tenasüh fikri, diğer semavî dinler gibi İslâmiyet tarafından da reddedilmiştir. Çünkü tenasüh, insanî sorumluluğu, ceza ve hesap fikrini ortadan kaldırmaktadır. Sosyal hayattaki dengesizliklere ve bilhassa Hint toplumlarındaki kast sistemine hiç bir çözüm getirememiştir. Ayrıca sorumluluğu ve günahı olmayan bir çocuğun ölmesini tenasuhcular ruh göçü ile izah edememektedirler.

 
Geri