NEV'İYAT // FELSEFE SÖZLÜĞÜ  
FELSEFE ........... FROYDCULUK

FELSEFE:

1- filozofun faaliyeti. Aristocu gelenekte, yahut ilme taalluk eden umumî fikirlerde ilmin eş anlamlısı (müteradifi). Lamarck'da olduğu gibi: “Philosophie  naturalle",   "philosophie Zoologique"  (Tabiat  Felsefesi, Hayvanat Felsefesi). Spencer bu mânâda, felsefe, tam manâsıyla birleşmiş, tevhid edilmiş bir bilgidir" der. Şu halde felsefe, 19. asra kadar nasyonal bilginin hey'et-i umumiyesi olarak kabul edilmiştir.

2- Günlük câri olan kullanılışında, filozof olarak yaşayan, çeşitli hayat olaylarının tesirinde kalmayan ve insanlara tesir eden kimsenin tavrı, tarzı ve davranışı.

3- Hususiyle (Belli bir konuda aklî bir araştırma): Umumî insan ve âlem anlayışını konu edinen ve bu hususlarda son izaha ulaşmak isteyen araştırma. Bu mânâda felsefe, ilimden ayrılır. Felsefe etüdlerinin programı Psikolojiyi, Mantık ve İlimler Felsefesini, Ahlâk ve Sosyolojiyi, nihayet bilginin değeri yahut tenkit problemiyle Metafizik'i içine alır. Bununla birlikte felsefe, tecrübî ilimler halinde ayrılıp organize olmağa çalışan psikoloji, sosyoloji gibi disiplinlerden ayrılmağa başlamıştır. Ayrıca Yeni Mantık yahut Lojistik de, daha çok matematik ilimlere bağlanan Hipotetik dedüktif bir ilim olmuştur.

Bu sebeple felsefenin çeşitli tavırlar ve zihniyetlere göre muhtelif tarifleri de ortaya çıkmıştır. Bunlar:

a- Sadece Metafizik'i veya kısımlarından birini nazar-t itibara alan tarifler,

b- Metafizik ve psikolojiyi içine alan tarifler,

c-Psikoloji veya sadece bilgi nazariyesine hasredilmiş tarifler.

Bu anlam da felsefe, bilgilerimizin prensiplerini araştırır ve onları tamamlayıcı bilgileri genelleştiren, onları küllî prensiplerinden kaynaklandırılmış olarak sunan bir sistem olmaktadır. Bu sistem, bilgi nazariyesi veya epistemolojidir. Rasyonalistler nazarında, ilim ve felsefe münasebetleri, yukarıdaki bilgiyi tamamlayıcı ve genelleştirici manâsıyla felsefe, temel mahiyette bir ehemmiyet taşır.

d- Hayatın mânâsı hakkında Metafizik - Ahlâk problemine hasredilmiş tarifler Hususiyle: Aksiyon filozoflarında; ve ayrıca buhranın (bunalımın), saçmanın yaşanmış tecrübesinden hareket eden varoluşçu filozoflarda bu çeşit tariflere rastlanır.

4-  Bir felsefe sistemi: Hususî bir felsefe sistemi (Aristo'nun, Kant "in, Bergson""un felsefesi gibi); ister bir ferdin fikirlerindeki, ister her filozofun felsefesindeki tutumu, metodu ve gidişatındaki prensiplerin hepsi olsun.

5- Açık felsefe (philosophie ouverte): F. Gonseth ve G. Bachelard'ın temsil ettiği anlayış. Bu doktrine göre, hiç bir tastık, kafi olarak verilmiş olamaz, fakat tekrar gözden geçirme (Revisibilitö) külli prensibine tabi olarak kalır.

Tabiat Felsefesi (Philosophie de la Nature): Zihin felsefesinde Kanttan sonrakilere karşı olarak:

a- İlk anlamında: Maddî realiteyi, prensip olarak fiziki konu alan disiplinlerin bütünü (Bu eski mânâsı)

b- Felsefe (Philosophie) kelimesinin modern anlamında: Maddî varlıklara göre konulmuş olan metafizik problemleri ele alan felsefenin kısmı. Ayrıca, Tabiatüstü bir vahye müracaat etmeksizin tecrübe ve akla istinad eden düşünce şekli manasına da gelir.

Bunlardan başka, Aristo ve Descartes'da eşyanın ilk sebeplerini ve ilk prensiplerini konu edinen ilim manasına gelir. Bu manada felsefe metafizik ile birdir. Buna Aristo "İlk Felsefe”, Fizik'e de "İkinci Felsefe' der. Ayrıca 'Genel Felsefe', 'Popüler Felsefe', Tarih Felsefesi", 'İktisad Felsefesi", "Biyoloji Felsefesi' "Spor Felsefesi" "Ahlâk Felsefesi" ve 'Müsbet Felsefe' tarzında kullanılışları ve çeşitleri mevcuttur. Tarihî seyri içinde felsefe, eski Çin, Hind, İran ve Mısır düşüncesi bir yana bırakılırsa, ilmî araştırmalarla karışık olarak ortaya çıkmıştır. İlk naturalist Yunan filozoflarının temsil ettiği devirde olduğu gibi. Daha sonra çok değişik olan ve çeşitlilik arz eden seyrinden sonra asrımızda rasyonalizme aksülamel olarak ortaya çıkan pragratizm'de ve sezgici bir tecrübe üzerine metafizik kuran Bergson'da ayrı ayrı anlamlar kazanmıştır.


FENOMENOLOJİ =Görüngübilim:

Bilim verilerinin doğrudan incelenmesiyle elde edilmiş ve somut deneyim konusu olmuş fenomenlere, nedensel açıklamalara ilişkin kavramlardan ve incelenmemiş ön kabullerden bağımsız yaklaşma yöntemi. Fenomenolojinin kurucusu Alman düşünür Edmund Husserl’dir. Ona göre gerçek, Platon’un da ileri sürdüğü gibi, mutlak olmalıdır. Eş deyişle her nesnenin bizim ona verdiğimiz anlamın ve yakıştırdığımız özelliklerin dışında, kendine özgü ve kendinde olan, her zamanda geçerli ve değişmez bir yapısı vardır. Nesne, insanların değil, insanların dışında öncesiz ve sonrasız bir nesneler dünyasının varlığıdır. Fiziğin ürünü olmadığı gibi metafiziğin de ürünü değildir, kendi saltık(mutlak) yapısı içindedir. Gerçek, böylesine ideal bir yapı taşıyanın niteliğidir. Husserl, bu savıyla tümüyle Platon’un savına yaklaşır.

Husserl’in biçimlendirdiği fenomenolojik yöntemin ilk adımı fenomenolojik indirgeme ya da epokhe’dir. Epokhe zihinsel edimlerin, bu edimlerle ya da dünyadaki nesnelerin varoluşuyla ilgili kavram ve ön kabullerden bağımsız betimlenmesini, olanaklı kılar. Fenomenoloji, Psikolojinin tersine zihinsel edimlerin nedenlerini, sonuçlarını ve bu edimlere eşlik eden fiziksel unsurları dikkate almayız. Ama bu süreçte nesneler bütünüyle ortadan kalkmaz. Çünkü incelenen nesne her zaman gerçek bir varlık olmayabilir, ejderhaların varlığın inanabilir ya da pembe fareler düşlenebilir, nesne gerçek dışı olabilir. Dolayısıyla zihinsel edimlerin betimlenmesi, nesnelerin de betimlenmesini içerir. Ama bu nesnelerin var oldukları varsayılmaksızın yalnızca birer fenomen olarak betimlenir.
Fenomenolojik yöntemin ikinci adımı, eidetik indirgemedir. Bu adım, bir nesnenin eidosunu(Yunanca da biçim) sezebilmeye, nesneyi olasılıklar ve rastlantılar dışındaki değişmez öz yapısı içinde kavramaya verir; böylece yalnızca belirli bir zihinsel edinimin değil onunla karşılaştırılabilir her türlü edimin eidosu sezilebilir. Örneğin görülen her nesnenin bir rengi, uzamı ve biçimi olmalıdır. Eidetik indirgeme yalnızca duyusal akıl ve nesnelerin incelenmesinde değil, matematiksel nesnelerin, değerlerin, ruhsal durumların ve arzuların incelenmesinde de kullanılabilir.

Fenomenolojik yöntem nesnelerin bilinişi sırasında bu nesnelerin kurulduğu ya da inşa edildiği süreçleri de dikkate alır. Örneğin bir ağacın görülmesi sırasında, ağacın değişik zamanlarda, değişik açılardan ve uzaklıklardan görülmesiyle çok çeşitli görsel deneyimler edinilir ama görülen şey gene tek bir kalıcı nesne olarak algılanır.


FİZİKÇİLER= Milet mektebi:

M.Ö. VI. asırda Fenike asıllı seyyah ve bilgin Thales'in kurduğu mektep. Yunan ilmi, ilk defa, Fizikçiler adı verilen Thales, talebesi Aneksimandrosve onun da talebesi Anaksimenes tarafından temsil edilen bu mektepde ortaya çıkmağa başlamıştır. Thales, Babil ve Mısır'dan faydalanarak esas ilmi kurmağa çalışmıştır.

Thales Mektebi de denen bu mektebin esas araştırma konusu tabiat (phisis)tir. Bu üç filozofun eserleri Tabiat Hakkında' adını taşırlar. Bunlar dinî ve ahlâkî mevzuları düşünce konusu edinmemişler, ilâhların menşei ve oluşumu (tekevvünü) meselesinden hareket etmemişler, doğrudan doğruya müşahede ve tecrübe olaylarından hareket etmişler, müşahede ve tecrübeyi esas almışlar, araştırmalarından yardımcı âlet kullanmamışlardır.

Fizikçiler; Tabiat nereden gelir, menşei nedir?" meselesi üzerinde durmuşlar; tabiat hadiselerini tabiî illetlerle izaha çalışmışlardır. Bu düşünürler dinî düşüncelerden arınarak, müşahede ve tecrübe yoluyla tabiatın ana maddesini, asıl olanı bulmak için uğraşmışlardır.

Bu mektep mensuplarından Thales'e göre hayatın aslı, ana maddesi (Arke) Su, Anaksimandros'a göre herşeyin aslı Sonsuz (Apeiron) ve Anaksimenes'e göre ise, Hava'dır. Hiçbiri maddenin yaratıldığını kabul etmez, uluhiyeti maddede mevcut kabul ederler. Bunun için hem materyalist hem de panteisttirler. Maddenin canlı ve yaratıcı olduğunu, pasif maddenin karşısına canlı (aktif) bir şey koymadıktan içi hilozoist, tek bir esas kabul ettikleri için monisttirler.

Rivaudya göre Thales ilk rasyonalisttir, Anaksimandros'da ise gizli bir pesimizm mevcuttur. Renouvier ise lyonya mektebinin evrimci (Transformist) bir anlayışa sahip olduğunu söyler.

Fizikçiler, zihnin kendisini inceleme konusu almamış, onu tabiatın karşısına koymuş, bilginin konusunu sadece tabiat anlayışına tahsis etmiş, hadiseleri bu anlayışla açıklamaya çalışan kaba ve basit bir ampirizmi temsil etmişlerdir.

Bütün ilimleri tek bir disipline, Fizik'e irca etmek isteyen cereyan. Özellikle Ampirizm Lojik (Mantıkçı deneycilik) taraftarlarınca ileri sürülen bir doktrine göre psikoloji ve daha umumî olarak beşeri ilimler, fizik ilimlerin esasları ile izah edilebilirler yahut edilmelidirler. Bu doktrin her disiplinin kendi sınırları içinde kendine has bir teknik ile kurulabileceğini kabul etmekle beraber, prensip bakımından zaman-mekân koordinat sistemine indirgenmesini istemektedir. Bu doktrinin kurucusu matematikçi ve mantıkçı Carnaptır.


FİZİKÖTESl=Mâbâde't-tabiî:

Metafizik, felsefenin öze, mahiyetlere ve sebeplere ait oları kısmı; fakat bu hususta oldukça farklı anlayışlar var.

1- En dar anlamda metafizik, ontoloji ile yahut Aristo'nun ilk Felsefe' dediği ve her şeyin ilk prensiplerini araştıran felsefenin bölümü ile aynı manaya gelir: Varolan olarak varlığın ve bilginin öz'üne ait prensiplerin ilmidir.

2- En çok kullanılan anlamında; Felsefenin tecrübeden hareket ederek reelin aklî izahını araştıran felsefe bölümü; metafizik bu mânâda tecrübeden hareket etmekle beraber, onu aşar ve tecrübe-üstü ve tecrübedışı bir takım neticelere ulaşır. Böylece, metafizik ontolojisiyle rasyonel kozmoloji, rasyonel psikoloji ve teolojiyle, bütün halinde, hepsini içine alır.

3- Kanttan beri birçok filozofa göre metafizik, bilginin a priori şartlarını tayin etmeyi konu edinen felsefedir.

a) Kant'a göre, bu şartlar saf ve mücerret olarak subjektif (zihin kategorilerinin, duyarlılığın a priori formları) olduğundan, metafizik, sistemi bu şartlan hazırlamağa irca etmektir.

b) Bilginin a priori şartlarının objektif değerini kabul eden filozoflar için metafizik, varlığın a priori şartlarının araştırılmasına kadar uzanır.

4- Çağdaş bazı filozofların nazarında, insanî hayatın ve reelin mânâsını prensip olarak araştırmak; bütünü içerisinde, insan açısından, reelin bilgisi mânâsını taşır.

5- Geniş anlamında: Eşyanın mahiyetine ait derinliğine bilgi üzerinde dizenli metodlu he türlü düşünce demektir.

6- Marksist lügatte diyalektiğe karşı olarak: Metafizik, felsefenin birbirinden bağımsız ve statik şeylerin bütünün araştırılması olarak anlatılmasıdır.

Metafiziğe Kant A. Comte ve ilimciler (Scientıstes) tarafından bir takım itirazlar yapılmıştır. Pozitivistler ve yeni pozitivistler (Viyana Okulu) metafiziği yıkmak için uğraşmışlar; fakat başaramamışlardır. Kendilerini de bir çeşit metafiziğe düşmekten kurtaramamışlardır. Bu itirazların haklılık derecesi ne olursa olsun, metafiziği inkâr etmek yine de metafizik yapmak olur. Aslında, metafizik eşyanın içine ve ötesine nüfuz ederek bilimi tamamlar. Olaylar sadece fizik düzene ve matematik terimlerle açıklanabilen olaylara irca edilemezler. Metafizikçi ve bilginlerin olgular üzerindeki araştırmaları aynı şey değildir. Meselâ, Mariotte kanununda mühendisi, kanunun bir olaya tatbiki ilgilendirirken ve bu ona kâfi iken, metafizikçiyi olayın bütünü ilgilendirirken ve bu ona kâfi iken, metafizikçiyi olayın bütünü ilgilendirir. O, realiteye dayanarak, müşahhas karmaşıklığı içinde olayların manalarını tam olarak yakalamaya çalışır. Bu bakımdan gerçeğe dayanan Tevhidci bir metafizik, daima zaruridir. Aynı zamanda insan böyle bir metafizikten, kâinat üzerine düşünmekten, zaman-mekân, madde-ruh-hayat, kader-insanın sonu, iyinin temeli, bütün gerçekliğin sebebi, prensibi olan Allah hakkında düşünmekten de vazgeçemez. İnsan izafî şeylerle tatmin olmaz ve tatmin olabilmek için zâtiyi aşarak mutlaka Mutlak'a gitmesi, kayıtsız-şartsız var olanı, kâinatın sarsılmaz temelini, hayatın esasını anlaması ve O'na erişmesi icap eder.


FROYDCULUK=Freud Felsefesi:

Viyanalı Yahudi Dr. S. Freud'un psikolojide ortaya attığı doktrinin adı. Freud isteri, fobi v.s... gibi psikolojik nevroz cinsinden hastalıkların menşeleri (kaynakları) üzerinde araştırma yaparken; bunlarda cemiyet, kanun, din, aile gibi Superego (Üst-Ben) dediği kuvvetlerin baskısı olduğunu ileri sürerek, tatmin edilmeyen arzuların, bu baskılar sebebiyle şuur altına itildiklerini ve orada birtakım komplekslere yol açtıklarını ispat etmiş; bunların tedavisinde şuur altına hapsedilen duyguların, içgüdülerin serbest bırakılmasını, böylece Spurego'dan gelen baskıların kaldırılmasının zarurî olduğunu iddia etmiştir. Freud, bu iddiasıyla ferdi cemiyetin, dinin, ahlâkın ve ailenin kontrolünden azade kılmak istemiştir. O, evrimci mekanizmin şu temel prensibine dayanmıştır. 'Üstün, aşağı ile izah edilir." O halde şuur, şuuraltının neticesinden başka bir şey değildir. Bu teşebbüs hiç bir otorite tanımak istemeyen, şehevî duygularının esiri olan insanların eline ilmî bir gerekçe ve ilmî bir mesnet tutuşturmuş; 'cinsî serbestidir veya "cinsel demokrasi'nin ilmî bir zaruret olduğunu ileri süren "muhabbet tellâlları", "seksüel prodüktörler” bugünkü safhaya ulaşmayı becermişlerdir.

Psikanaliz metodu, psikolojide ve felsefede yeni ufuklar açmıştır. Derinlik psikolojisini meydana getirmiştir. Yeni tedavi metotlarıyla ve bu yönü ile bir ölçüde ve kendi sahasında faydalı olmuştur. Fakat insanı bir “şehvet küpü" olarak görmesi ve cinsiyete dair anormal insanlarda elde ettiği bazı neticeleri bütün normal insanlara yayması; bununla da yetinmeyerek ahlâkın, dinin ve sanatın kaynağını cinsiyet içgüdüsüne bağlaması, buradan ilk insandan bu yana her faaliyeti bu açıdan izaha çalışması, böylelikle bir dünya görüşü haline gelmesi, batılı ve doğulu cemiyetlerde büyük ve derin yaralar açmış, insanların manevî değerlerden ve muhtevalarından boşalmasına vesile olmuştur. Böyle bir ortamda romanda, şiirde, hâsılı sanatta, fikirde büyük bir kısırlık ve güdüklük hasıl olmuş, her türlü mikrop üreme fırsatı bulabilmiştir. Tarihî maddecilerin veya marksistlerin bilhassa psikanalizden nasıl istifade ettikleri muhtelif kitaplarda hassaten; Ord. Prof. H. Ziya Ülken'in Tarihi Maddeciliği Reddiye' sinde bulmak mümkündür. XIX. asır biyolojik materyalizminin mahsulü olan ve psikolojik determinizmi kabul ederek insanı cinsiyet içgüdüsünün oyuncağı bir robot haline getiren bu anlayış hakkında ciddi eleştiriler yapılmış ve bugün Freudcülük eski itibarını kaybetmiştir

 
Geri