NEV'İYAT // FELSEFE SÖZLÜĞÜ  
HAK ................ HÜR İRADE

HAK:

Açık bir kurala uygun olan şey. Dolayısıyla meşru olan şey. Cevap hakkı gibi. Hak, müsaade edilen şeydir aynı zamanda.

Bizim başkalarına karşı yapmamız, başkalarının bize karşı yerine getirmesi gereken şey, hak'dır. Bu bakımdan hak. aynı zamanda bir şeyi ahlâkî olarak yapma gücüdür. Hak, ahlâkî anlamda ödev ile ilgilidir. Bu anlamda insanın her hakkı, başkalarına karşı bir vazifeyi yapmayı gerektirir. Toplum içinde yaşamak hakkımızdır; ama toplumun ferdlerine iyi davranmak görevimizdir. Siyasî mânâda hak, bir kanun veya kural ile verilmiş olan fiildir. Burada da kurala uygunluk vardır. İnanç ve düşüncelerini ifade hakkı, siyasî ve sosyal haklar bunlardandır.


HAŞBlYYE:

Allah'a sıfat izafe ederken ifrata aşırılığa kapılan ve O'na cisim izafe edenler, O'nu cisimleştirmek, maddîleştirmek hatasına düşenler. Nassların (ayet ve hadislerin) zahirini de yanlış ve kaba bir şekilde tefsir ederler.)


HAYATHAMLESİ:

Bergson'da hayatı ileri götüren, tekâmül ettiren yaratıcı kuvvet, özel, küçük organizmalarla gelişen bu güç, türlerin devamlılığını sağlar; varlıkların evrimini temin eder. Yaratmadan yaratmaya geçer, evrenin esas kudreti. Bergson'a göre, bu güç, bitkilerde, hayvanlarda ayrı ayrı çıkmamış; hepsinde aynı anda ortaya çıkmıştır. Tıpkı bir güllenin parçalarının aynı anda her tarafa birden yayılması gibi. Dolayısıyla hayat bütün alanlarda aynı anda ortaya çıkmıştır. Bergson, hayat hamlesini 'Kainatın Yaratılış romanı" denilen "Yaratıcı Tekamül' adlı eserinde ele almıştır

HAZ=Zevk: Acı, üzüntünün karşıtı olarak zevk duyma, hoşlanma. Duygunun bir halı. bir özelliğini belirten hal. Arzu edilen bir şeye ulaşmadan dolayı duyulan memnuniyet. Bir şeyden, aynı zamanda manevî zevk alma.


HEDONİZM:
En üstün iyiliğin haz olduğunu ileri süren Aristippos’un öğretisi... Aristppos’a göre en üstün iyilik hazdır. Bu öğretiye göre iyi demek haz demektir; haz veren her şey iyi, acı veren her şey ise kötüdür. Aristippos’a göre her davranışın nedeni, mutlu olmak isteğidir. Yaşamın ereği hazdır. Haz insanı insan eden duygudur. Bilgilerimiz duygularımızla alabildiğimiz kadardır, bunda öteye geçmez. Bu yüzden Aristippos duygularımızın getirdiği haza yönelmeyi, acıdan kaçmayı söyler. En üstün iyi, hazdır. Ancak gerçek haz sürekli olandır. Sürekli olan hazza da bilgelikle varılabilir. Epikuros’da hazcılığı devam ettiren filozoflardandır. Ne var ki, Epikuros, Aristippos’un bedensel hazzına karşı tinsel hazzı yeğler. Onun için en büyük haz, ruh dinginliğidir. Buna da bedensel zevkler peşinde koşmakla değil, bilgelikle varılır.


HEGELCİLİK = Hegelianizm:

Hegel'in meydana getirdiği mutlak idealist felsefe sistemi. Bu sistem, diyalektik yöntemi kullanarak, varlığın bütün kavramlarını ve bilgisini mantığın kurallarından çıkarır. Onun için Hegel sisteminde varlıkla düşünce kanunları tam bir uygunluk içindedir. Bundan dolayı onun sistemi tam rasyonalist ve tam mantıkçıdır ve "panlojizm" diye de adlandırılır. Ayrıca 1830–40 yıllarında Almanya'da yaygın olan Hegelci felsefe okulu da bu adı alır.


HİÇCİLİK=Nihilism-İnadiye): Cevherî hiç bir realite olmadığını ileri süren ve her şeyi inkâr eden Nihilizm, âleme ait bu görüşü ile ontolojik nihilizmi; bizim reeli bilemeyeceğimizi ileri sürmesiyle de Kritik nihilizmi meydana getirmektedir. Siyasî yönden, 19. asırda hususiyle Rusya'da yaygınlaşmış felsefî bir partinin adı. Bu teşkilâtlı parti cemiyetin ferd üzerinde hiç bir zorlama ve baskısını kabul etmiyordu ve bedbin, anarşi derecesinde ferdiyetçi ve natüralist bir anlayışa sahipti. Mensupları otoritenin mutlak reddine dayanan politik bir aksiyonun taraftarıdır.

Ahlâkta nihilizm; ise, hiç bir ahlâkî değer ve sosyal baskı ve kontrol kabul etmez. Dostoyevski'nin romanlarında nihilizm; menfî düşüncenin geliştirdiği bir mantıkla intihara giden yahut hareketleri mutlak inançsızlığın formülünü teşkil eden şahsiyetleri göre ifade edilir. Bir de nihilizm, inkârcı ve her şeye hayır diyen "Buhranlı" (Bunalımlı) bir kimsenin ruh halini ifade eder. Bunun tabiî neticesi ahlâkî değerlerin inkârı oluyor. Bu bir gayesizlik, kötümserlik ve menfiliğin ifadesidir. Alman filozofu Nietzsche tarafından temsil edilen nihilizm budur. Sopenhaur'ın karamsar felsefesinden tesir alan Nietzsche, bu nihilist anlayışı ortaya attı. Onda nihilizm inkâr ve değerleri tersine çevirme arzusudur. Daha sonra bu karamsar ve yıkıcı anlayışı Sartre ve benzeri varoluşçular geliştirerek ateist birvaroluşçuluğu ileri sürmüşlerdir. Sofistlerden Gorcias ilk nihilisttir. Hepsi neticede yıkıcı, kırıcı ve tahrip edici bir hale ulaşır.

Memleketimizde Nietzsche'nin nihilizmi ile Sarter'in ateist ve nihilist varoluşçuluğu manevî değerleri yıkmak üzere Marksistler ve diğer bazı Maneviyat düşmanları tarafından âlet olarak kullanılmıştır. Bizde, Tevfik Fikret" in şu beyti nihilizmin tam ifadesidir

                                                                                 Her şeref yapma her saadet piç

                                                                                Her şeyin ibtidası, âhiri Hiç.

Sosyal ve ideolojik bir hâdise olarak nihilizm, yıkıma ve çöküntüye götüren bir inkârın mantığıdır. Bizde, "Nemelâzımcılık" şeklini alan nihilizm, imansız nesiller yetiştirmek gayretinde olmuştur ve bunda da muvaffak olmuş sayılır. Peyami Safa’ya göre "gerçek nihilizm, felsefî kavramlarla, bunların tam ölçüde ifadeden âciz olduktan gerçek arasındaki uçurumun verdiği ümitsizliktir. Bu kavramlar (Meselâ: Hakikat, ideal, şuur, madde, ruh) boş kelimelerdir."


HİÇLİK= adem:

Varlığın olmayışı, eksikliği, mahrumiyeti (mutlak hiçlik) inkâr neticesinde gerçek olan varlıklar, durumların reddi ile bir şeyin mevcud olmayışı (izafî, göreli hiçlik)


HİNDU ÖĞRETİSİ:

Ortodoks olarak kabul edilen; hind dinlerinin bütününü ifade için kullanılan umumî bir terim. Her ne kadar mevcut hâkim cereyanlardan, tenasüh (ruh göçü, ruh sıçraması) inancı, kastlar sistemi ile ayrılıyorsa da, hinduizm doktrin, âyin ve mabetle ilgili hususlarda gerçek bir birliğe sahip değildir. Hinduizm Hind dininin inkişafında ortaya çıkan son devri ifade etmek için kullanılır. Hindu, bu dinde doğup yetişmiş muayyen bir cemiyet tabakasına mensup bir insandır. Tabakalar (Kast sistemi) arasındaki hudut Gandi'nin tesiri ile biraz gevşemiştir. Hinduizm, tefriki mümkün olmayan ilâh ve devlerin çokluğu dolayısıyla anlaşılması zor bir dindir. Bu dinde Hindistan'da oturan çok çeşitli m illetlerin dinî tasavvurları birleşmiş olduğu için, çok geniş bir müsamaha vardır. Hinduizme göre, dünyanın prensibi üçlü bir tarzda tecelli eder. Yaratıcı Brahma, muhafaza edici Vişnu ve tahrib edici Şiva. Bunlar üç ilâhtır. İlâhlar Hinduizm 'de ezelî Tanrı'nın tecellisi olarak kabul edilir. Bu üç tecellinin, teslisin hâsıl olması için önce Brahma tarafından "Maya" yani olayların ve ferdî cüzlerin kaynağı olan *Madde"nin yaratılmış olması gerektiği için, ilk önce o yaratılmıştır. Brahma'ya inananlara göre, her şey gelip geçicidir ve bir rüyadan ibarettir. Istıraplardan kurtulmak için Brahma'ya, Mutlak'a kavuşmalıdır. İslâm kelâmcılarına göre Brahmanlıkta peygamberlik anlayışı yoktur. Brahma'ya inananlar, Brahma ile ferdî nefisleri aynîleştirirler. Bu da onu küllî nefs saymalarından ileri gelir. Her şey olan Brahma mücerred ruhtur. Sureti yoktur; dolayısıyla ikilik de yoktur. Bunu bilen ferdî ruh küllî ruh ile birleşir. Aslî Hinduizm 'in yanında İslâm ve Hıristiyanlık'ın Hind'e girmesi ile yeni bazı cereyanlar hasıl olmuş, bu arada 1524'te ölen Kabir, İslâm ile Hinduizm arasında, mistik yakınlıktan faydalanarak bir birleşme hasıl etmeğe çalışmıştır.

Daha sonra, 16. asırda Türk hükümdarı Ekber Şah sayesinde İslâm ile Hinduizm arasında bir dinî muhavere (diyalog) husule gelmiş, İmparator, kendine mahsus bir görüşle bu iki dini birleştirerek yeni bir sentez meydana getirmiş, bunun için 1575'de hususî bir mabed yaptırmış, orada çeşitli dinlere mensup âlimlere münakaşalar yaptırmıştır. Bu arada Hinduizmin tenasüh fikrini benimsemiş, bunun İslâm'a mantıkî uygunluğunu göstermeye çalışmıştır. Yalnız, böylelikle hâsıl olan yeni cemaat sarayın çevresini aşamamıştır. Torunu Dârâ Şikûh zamanında da bu alâka müsamahalı bir şekilde devam etmiş, Dârâ Şikûh dedesinin eklektik anlayışına duyduğu temayül (eyilim) sonucu bu fikirleri entellektüel seviyede işlemeye başlamıştır. Tagor ve Gandi modern Hinduizm'in tipik mümessillerindendir.


HOŞGÖRÜ=müsamaha:

Latince "tolerare" (katlanmak) demektir. Başkalarının hoşa gitmeyen görüş ve davranışlarına katlanma, onları hoşgörme, onlara tepki göstermeme. Başkalarının düşünce ve kanaatlerini serbestçe ifade etmelerini ve onları yaşamalarını hoşgörme.Batı'da tolerans fikri, Rönesans tan beri gelişmekte olmasına rağmen, yerleşmiş değildir. J.Locke tolerans üzerine yazdığı küçük kitapta Hristiyanlığın bir mezhebi olan katoliklere ve ateistlere tolerans gösterilemeyeceğini söylüyor ve dinsizlerin, ateistlerin şahitliğinin kabul edilmeyeceğini ifade ediyor. Bosna hadisesi, Batıda tolerans ve insan hakları fikrinin iyi yerleşmediğini gösteren bir örnek sayılabilir.


HUKUK:

Toplumun yaşayış tarzını ve toplumsal ilişkileri düzenleyen ve yaptırım gücü (müeyyidesi) olan kurallar sistemi, hukuktur. Hukuka aykırı davranmak veya kanunu çiğnemek, mutlaka bir ceza ile neticelenir. Hukuk, insanların, tabiatı icabı, bir arada yaşama durumunda kalmalarından; dolayısıyla ihtiyaçların giderilmesi ve güvenliğin sağlanması zarure­tinden doğmuştur. Bu ihtiyaçlar ve zaruret toplumda bir takım kuralların bulunmasını zorunlu kılmıştır ki hukuk bu kuralların konulması, düzenlenmesi ve uygulanmasıdır.


HUKUK FELSEFESİ:

Hukukun, hukuk kurallarının, hukukî kanunların kökünün ne olduğunu (mahiyetini), geçerliliğini, ilke ve vazifelerini, hayattaki önemini ve yerini, bilim lehe olan ilişkisini araştıran felsefe dalı.


HÜR İRADE = İrade-i cüziyye:

İradenin herhangi bir baskı veya etki altında olmaması. İnsanın isteğiyle seçme ve karar verebilme serbestliği, ilâhî irade karşısında insanın serbest hareket etme gücünün olması.

 
Geri