NEV'İYAT // H.BASRİ ÇANTAY MEALİ  
                                                                      HASAN BASRİ ÇANTAY'IN
                                                                KUR'AN-I HAKİM VE MEALİ KERİM

                                                                      MAİDE SURESİ




1- Ey îman edenler, bağlandığınız ahidleri(2) yerine getirin. Siz ihramlı olduğunuz halde avlanmayı halâl saymamak(3) ve size (aşağıda) okunacak olanlar haric kalmak şartiyle davarlar(ın etleri) size halâl edildi. Sübhesiz ki Allah ne dilerse onu hükmeder.
 
(1) Medine-i Münevvere’de vahyin son zamanlarında nazil olmuşdur. (120)  âyetdir. (2) Gerek sizinle Cenâb-ı Hak ve gerek sizinle insanlar arasındaki teahhüdlerinizi. (3) İhramlı olmayanın kestiğini yemek ihramlıya caizdir.
2- Ey îman edenler, Allahın şeâirine(4), haram olan aya(5), kurbanlık hediyyelere, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden hem bir ticâret, hem bir rıza arayarak Beyt-i haramı kasdedib gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkdığınız vakit (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i haramdan men etdiler diye bir kavme karşı beslediğiniz kîn, sakın sizi tecâvüze sevk etmesin. İyilik etmek, fenâlıkdan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlasın. Günâh işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardım­laşmayın(6) Allahdan korkun.  Sübhesiz ki Allah,  cezası çok çetin olandır. 
 
(4) Allaha ibâdete vesile kılınmış olan alâmetleri, menâsik-i haccı. (5) Kıtal haram olan “Receb, zilkade, zilhicce, muharrem” ayları. Bakınız: “El-bakare” suresi,   âyet:   194. (6) “Celâleyn”. Âyet-i kerîmedeki “Birr” iyilik demekdir. Aslı, “ba”nın fethiyle “Berr=Kara, yer yüzü” dür. Bahr –Deniz” mukabilidir, sonra genişlik ma'nâsiyle “Birr” ha­yırlı işde genişlikde kullanıldı. Cenâb-ı Hakka nisbet olunduğu gibi ba'zan kullara da nisbet olunur: “Berr-el abdü rabbehû” derler ki “Kul Rabbîne itaat etdi” demekdir. Buna göre “Birr” Allahdan sevab, kuldan itaat ma'nâsına gelir. İtaat de i'tikad ve amel olmak üzere iki nevi'dir. “Birr-ül valideyn” anaya, babaya geniş hizmetde ve iyilikde bulunmakdan ibâretdir. “Ukuk” mukabilidir. “Birr”, geniş hayır münâsebetiyle, doğru söz ma'nâsında da kullanılır. Bu kelimede haccın kabulü ma'nâsı da vardır ki haccın Allahın seva­bına mazhar olduğunu bildirir. “Bürr” buğday demekdir. Çünkü buğday gıdalar içinde en geniş suretde muhtâc olduğumuz bir maddedir. “Birr” in diğer ma'nâları: Cennet, hayır ve  fazilet,   güzellik,   çok   iyilikde   bulunmak,   mutlak   hacc... “Beyzâvî” ye göre “Birr” hoşnudluğa sebeb olan her işin adıdır. “Ebüssüud” makbul hasletlerin ismidir, demiş. “Ruh-ül meânî” de de Cenâb-ı Hakka yaklaşdıran her şey diye ma'nâ verilmişdir. “Berr, —banın fethiyle— lutf-ü ihsanı bütün yaratdıklarına şâmil ma'nâsını ifade etmek bakımından Cenâb-ı Hakkın isimlerindendir. Sadık, doğru sözlü, iyi insanlara ve meleklere de ıtlak olunur ki birincisinde cem'i “Ebrar”, ikincisinde “Berere” dir. “Külliyyat-ı Ebilbeka”. (Şah Veliyyullah-i Dehlevî) der ki: “Birr” insanın mele-i a'lâya boyun eğmesini, Allahın ilhamına kavuşmada kendinden geçmesini, hakkın muradı için fânî olmasını gerekleşdirmek (ve kendisini olgunlaşdırmak) üzere işlediği her bir ameldir. Üzerine dünyada, yahud âhıretde hayır ve mükâfat terettüb eden her bir ameldir, insan nizâmının, üstüne kuruldu­ğu irtifakları (medeniyyetleri) iyi ve yarar bir hale getiren her bir ameldir. (Cenâb-ı Hakka ve Resulüne) inkıyad haletini ifade eden, (feyza mâni') perdeleri gideren her bir ameldir... Âyet-i kerîmedeki “îsm” —peltek se ile— lüğatda günâh demekdir. Bu münâsebetle şaraba, kumara, işkenceye, cezaya (ya'ni günâhın cezasına) da “ism” denilir. Bir de günâh işlemek ma'nâsına masdar olur. Âsim, esim= günahkâr, yalancı”, cem'i “Âsâm” gelir. (İmam Rağıb) a göre “Îsm, esâm” insanı sevabdan geç bırakan fiillerin adıdır. Yalana da “ism” denilir. Çünkü o da günâh cümlesindendir. Bu kelime “Birr”in mukabili olarak kabul edilmiş. “Birr” nefsi emîn ve mutmain eden (vicdana zevk veren), ism de göğsünü (vicdanını) tırmalayan şeydir” mealindeki hadîs o iki kelimenin tefsirini değil, hükmünü tezammun ediyor... İsm, şer'an ve tab'an kaçınılması vâcib olan şeydir: “Seyyid Şerif”. İsm ukubete hak veren günâhdır. Onunla ancak haram olan şeyler kasdedilir, “Zenb” ile aralarında fark vardır. “Zenb” bilerek ve bilmeyerek yapılan günâh, “ism” bilerek işlenen ve faili cezaya hak kazanan günâhdır.  “Esîm”  çok günahkâr ma'nâsmadır.  “Külliyat-ı Ebilbeka”. İsm, insanın şeytana boyun eğmesini, onun muradı içinde fânî olmasını gerekleşdirmek üzere işlediği her bir ameldir, üzerine dünyâda, yahud âhıretde şerr ile ceza terettüb eden her bir ameldir. Medeniyyetleri bozan her bir ameldir, inkıyada aykırı bir halet ifâde eden, perdeleri kalınlaşdıran her bir ameldir... “Şah Veliyyullah-i Dehlevî Huccet-ul-lâh-il-bâliğa tercemesi ve şerhi”. İki hadîs-i şerîf meali: 1) İnsanların hayırlısı çok fâideli olandır — Kuzaî: Câbir radıyallâhü anh”, 2) Bir hayra delâlet eden de o hayrı işleyenin sevabına kavuşur — imam Ahmed, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mes'ud radıyallâhü anh”. Bakınız: “Et-tevbe” sûresi, âyet: 18 — “Yâsîn” sûresi, âyet: 12 — “El-kıyaame” sûresi, âyet:  13.
3- Ölü(7), kan(8), domuz eti, Allahdan başkası adına boğazlanan(9), —(henüz; canı üstünde iken yetişib) kesdikleriniz müstesna olmak üzere– boğulmuş(10), vurulmuş(11), yukarıdan yuvarlanmış(12), süsülmüş(13), canavar yırtmış(14) olub da ölenler, dikili taşlar üzerinde (onlar adına) boğazlanan(15) (hayvanlar), fal oklarıyle(16) kısmet (ve hüküm) aramanız üzerinize haram edilmişdir. (Bütün) bunlar yoldan çıkışdır. Bu gün kâfirler dîninizden umudlarmı kesdiler. Artık onlardan korkmayın. Benden korkun. Bugün sizin dinînizi kemâle erdirdim(17), üzerinizdeki ni'metimi tamamladım ve size dîn olarak müslümanlığı (verib ondan) hoşnud oldum. Kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa, günâha meyil maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
 
(7)   Boğazlanmayarak ölen hayvan eti. (8)   Akmış kan yemek câhiliyyetde âdetdi.  Pişirib yerlerdi. (9) Câhiliyyet devrinde Arablar kurban keserlerken putlarının adlarını anarlardı. Allah bunu haram etmişdir. (10) (İbni Abbas) radıyallâhü anhümt der ki: Câhiliyyetde Arablar koyunu boğarak öldürürler, etini öyle yerlerdi”, Allah-ı teâlâ bunu da haram etmişdir. (11) Odunla vurulub öldürülmüş hayvan eti.  Câhiliyyetde Arablar böyle de yaparlardı. Men' edilmişdir. (12) Yüksek bir yerden düşüb ölmüş, yahud bir kuyuya veya bir çukura yuvarlanıb ölmüş hayvan eti. (13) Başka bir hayvan tarafından. Câhiliyyetde bu suretle ölen hayvanın eti de yenirdi. (14) Câhiliyyetde canavarın yırtıb öldürdüğü hayvanın artıklarını da yerlerdi. (15) Câhiliyyetde Kâ'benin etrafına dikilmiş (360) taş vardı. Bunlara taparlar, saygı gösterirler, kurbanlarını da burada ve bunların adına keserlerdi. Nakışlı suretlerden iba­ret olan asnâm  (heykelleri) bunlardan  başka idi. (16)   Câhiliyyetde Kâ'be yanında bulunan ve para ile çekdirilen yedi fal oku. (17) “Dînin hükümlerini ikmâl etdim”. Bu âyet-i kerime “Hacce-tül veda'” arefesinde nazil olmuşdur.  En son inen ahkâm  âyetidir.
4- Kendilerine hangi şey'in halâl edildiğini sana sorarlar. De ki: “Bütün iyi ve temiz (nimetler) size halâl edilmişdir”. Allanın size öğretdiğinden öğretib (terbiye ederek) yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine besmele çekin. Allahdan korkun. Çünkü Allah, hesabı pek çabuk görendir.
5- Bugün size bütün iyi ve temiz (nimetler) halâl kılındı. Kendilerine kitab verilenlerin yiyeceği(18) sizin için halâl olduğu gibi sizin yiyeceğiniz de onlar için halâldır. Namuskâr, zinaya sapmamış ve gizli dostlar da edinmemiş (insanlar) halinde (yaşamanız şartıyle) mü'minlerden hür ve iffetli kadınlarla kendilerine sizden evvel kitab verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirierini ver(ib nikâh ed)ince (size halâldır). Kim îmanı tanımayıb kâfir olursa her halde bütün yapdığı boşuna gitmişdir ve o, âhıretde en çok ziyana uğrayanlardandır.
   
(18) Boğazladıkları,  yahud  bütün  yemekleri  veya  ekmek  ve  yemişleri.
6- Ey îman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedib, her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüb olduysanız boy abdesti alın. Eğer hasta olmuşsanız, yahud bir sefer üzerindeyseniz veya içinizden biri ayak yolundan gelmişse, yahud da kadınlara dokunmuşsanız ve bu halde su da bulamamışsanız o vakit tertemiz bir toprakla teyemmüm edin, binâenaleyh (niyyetle) ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah, sizin üzerinize bir güçlük yapmayı dilemez, fakat iyice temizlenmenizi ve üstünüzdeki ni'metinin tamamlanmasını diler. Tâki şükredersiniz. 
7- Allanın, üzerinizdeki ni'metini ve: “Dinledik, itaat etdik” dediğiniz zaman ona andınızı(19) —ki O, sizi onunla bağlamışdır— (unutmayıb) hatırlayın. Allahdan korkun. Şübhe yok ki Allah göğüslerde olan sırrı dahi bilicidir. 
 
(19) “Akabe gecesi”nde ve  “Rıdvan  bîati”nde verilen  kat'i  sözlerinizi.  
8- Ey îman edenler, Allah için hakkı(20) ayakda tutan (hakimler, insan)lar, adaletle şâhidlik eden (kimse)ler olun(21). Bir kavme olan kininiz, sizi adalet yapmamanıza sevk etmesin. Adalet yapın ki o, takvaya çok yakın olandır. Allahdan korkun. Şüphesiz ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır. 
 
(20) “Celâleyn”. (21) Âyet-i kerîmedeki “  شهداء lâfz-ı celîli ya “  كونوا ” “Kûnû”nun ikinci haberidir, yahudقوامين  ” den haldir. “Şeyhzâde”. Biz, birincisini ihtiyar ile ma'nâyı teşmil etdik.
 
9-Allah îman edib de güzel güzel amel (ve hareket)lerde bulunanlara va'd etdi: Onlar için bir mağfiret ve çok büyük bir mükâfat vardır.  
10-Küfredib de âyetlerimizi yalanlayanlar(a gelince:) Onlar da alevli ateşin (cehennemin) yâr-ü hemdemidirler. 
11- Ey îman edenler, Allahın, üzerinizdeki ni'metini düşünün. Hanı bir gurüh size ellerini uzatmayı kurmuşdu da o,  bunların ellerini sizden itib çekmişdi.(22) Allahdan korkun. Mü'minler ancak Allaha güvenib dayan­malıdır. 
  (22) Yahudilerin ve Arab müşriklerinin defaatle teşebbüs etdikleri halde bir netice­ye varamadıkları müteaddit sû-i kasdlere işâretdir. 
12- Andolsun ki Allah İsrail oğullarından sapasağlam söz almışdı. Biz içlerinden (ve nakıyblerinden) on iki de kefil dikmişdik(23). Allah (onlara)(24) demişdi ki: “Ben muhakkak sizinle beraberim. Celâlim hakkı için eğer namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onlara kuvvetle yardım eder, Allaha güzel bir ödünç ile ikraz ederseniz(25) elbette sizden (sadır olan) kusurları örterim. Her halde sizi altından ırmaklar akar cennetlere sokarım. Artık içinizden kim bu (mîsakdan) sonra nankörlük ederse o, muhakkak dümdüz bir yolun ortasından sapmışdır”.
 
(23) Her “sıbt” in reislerinden birer adam da o mîsâkın tatbıyk edileceğine kavmleri nâmına kefil ve zamîn olmuşlardı. “Celâleyn- İbni Abbas radıyallâhü anhümâ”  (24)   Onların yanında îsrâil   oğullarına. (25)  Ya'ni Allah yolunda infak ederseniz.  
13-(Buna rağmen) onlar (verdikleri) o kat'î te'mînâtı çözüb bozmuş oldukları içindir ki biz kendilerini rahmetimizden koğduk, kalblerini kaskatı yapdık. Onlar kelimeleri(26) (Allah tarafından) konulan yerlerinden (kaldırıb) değişdirirler. Onlar nasıyhat ve ihtar edildikleri şeylerden (hakıykatlerden) bir nasıyb almayı da unutdular(27). İçlerinden birazı müstesna olmak üzere sen, onlardan dâima bir hainliğe muttali' olub duracaksın. Sen yine onların suçundan geç, aldırış etme. Şübhe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.  
 
(26) Tevratda Resûli Ekrem sallellâhü aleyhi ve sellemin vasıflarına ve hakıykatlere dâir olan sözleri. (27)    Resûl-i Ekrem sallellâhü aleyhi ve seleme îman etmeyi.  
14- “Biz Nasrânîyiz” diyenlerin de sağlam teminâtını almışdık. Neticede onlar da va'z-u ihtar edildikleri şeylerden bir hıssa almayı unutu verdiler. Biz de aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlığı ve kîn-ü buğzu yapışdırdık. Allah onların ne (sanat)ler yapacaklarını ileride kendilerine (gösterib) haber verecekdir.(28
 
(28) Kendilerini feci' suretlerde cezâlandıracakdır. Bu âyet-i kerîmede, emsalinden farklı olarak,يصنعون  ” buyurulması cidden dikkati çekmektedir. Bu lâfz-ı celîl "San'at-sanâat"dendir. Vakıa bunlar da “îş ve iş yapmak” demekdir. Fakat benzerlerinde meselâ “amel” den “ya'melun”, “fi'l” den “yefalun”, “kesb” den “yeksibun, teksibun” denilib de burada “yasneun” buyurulması elbette bir hikmete müsteniddir. Bu samedânî hikmetin dünyâya âid kısmı birinci ve bilhassa ikinci cihan savaşında pek bariz bir şekilde anlaşılmışdır. Makineli harb sanayiinde birbiriyle yarış eden ve hatır ve hayâle gelmedik bunca tahrîb vâsıtaları meydana getiren hıristiyan milletlerin bu son dünya savaşında yekdiğerini nasıl imha etdiklerini gördük. Bu milletlerin hepsi de aynı dîn ve kitabın sâlikleridirler. Demek ki beşeriyyetin selâmeti için İslâm esaslarını ve Kur'ânın hükümlerini kabul etmekden başka çâre yokdur.
15-Ey ehl-i kitâb, size -kitabdan gizlemekde olduğunuz şeylerin bir çoğunu meydana vuran, bir çoğundan da geçiveren -peygamberimiz-(29)gelmişdir. Size Allahdan hakıykî bir nur ve apaçık bir kitab(30) gelmişdir.
  (29) Hazreti   (Muhammed)   sallellâhü aleyhi ve sellem. (30) “Nur”Cenâb-ı   risâletmeâb   efendimiz,   “kitab” da  Kur'andır.  
16- Ki Allah, rızasına uyanları onun sebebiyle selâmet yollarına doğrultur, onları, iradesiyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıb kendilerini dosdoğru  bir yola iletir. 
17- “Hakıykat, Allah Meryem oğlu Mesîhın kendisidir” diyenler andolsun ki kâfir olmuşdur. De ki: “O halde Allah, Meryem oğlu Mesîhi, anası (Meryem)i ve yer yüzünde bulunanların hepsini öldürmek isterse kim Allahın her hangi bir şey'ine (sahib ve) mâlik olabilir? Göklerin, yerin ve aralarındaki her şey'in hükümranlığı Allâhındır. O, ne dilerse yaratır. Allah,  her şey'in üstünde tam bir kudret sahibidîr.
  
18- Yahudilerle Nasrânîler (şöyle) dedi(ler): “Biz Allâhın oğulları ve sevgilileriyiz”. De ki: “Öyle de niçin (Allah) sizi günâhlarınız yüzünden azâblandırıyor?” Bil'âkis, siz onun yaratdığından bir beşersiniz. O, kimi dilerse yarlığar, kimi dilerse azaba uğratır. Göklerin, yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mülk-ü tasarrufu Allâhındır. Son dönüş de ancak onadır.  
19- Ey ehl-i kitâb,   peygamberlerin arası kesildiği zamanda(31) size (hakıykatleri)   apaçık söyleyip duran elçimiz (Muhamme) gelmişdir. Tâki  “Bize ne bir rahmet müjdecisi,  ne de bir azâb habercisi gelmedi” demenize (meydan kalmasın). İşte size rahmet müjdecisi de, azab habercisi de geldi artık. Allah, her şey'e hakkıyle kadirdir.
 
(31) Bu âyet-i kerîmenin “  علي فترةKavl-i celilindeki “Alâ” edatı zarfiyyet içindir. “Fetret” iki peygamber arasında peygambersiz geçen bir devre ma'nâsınadır ki vahy ve semavî hükümlerin sükûnu münâsebetiyle ıtlak olunmuşdur. Hazreti (İsâ) aleyhisselâm ile Resûl-i Ekrem sallellâhü aleyhi ve sellem arasında altı asır kadar bir fetret zamanı geçmişdir. Bununla beraber (İbni Cevzî)nin (îbni Abbas) radıyallahü anhümâdan rivayetine göre “(Îsâ) aleyhisselâm ile bizim peygamberimiz arasında daha dört peygamber gelmişdir. Bunların üçü “Yasin” sûresinin (14) üncü âyetiyle sâbitdir”. Müşârün ileyh “Dördüncüsünü bilmiyorum” diyor. Fakat (Süleyman-ı Dımeşkıy)e göre bu dördüncü peygamber (Halîd bin Sinan) dır kî, Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve sellem onun hakkında: Kavminin kıymetini bilmeyib zayi' etdiği bir nebî idi buyurmuşdur.” Eğer bunları peygamber addedersek o halde yine (îbni Cevzi) ye göre altı asırdan (134) senesini indirmek ve bu suretle “fetret” zamanını dört küsur asır olarak tanımak lâzımdır. Allahû alem. (Hamîş: “İsâ aleyhisselâmdan sonra dört peygamber var idi. Halid bin Sinan el Absî de onlardandır” sözü sahîh değildir. Müfessirin bunu bilâ sened zikrediyorlar. -Siyeri celîlei nebeviyye– Esnelmetalib”.) 
20- Bir zaman Musa, kavmine (şöyle) demişdi: “Ey kavmim, Allahın, sizin üzerinizdeki ni’metini düşünün ki içinizden peygamberler gönderdi, sizi hükümdarlar yapdı,   size kâinâtdan hiç birine vermediğini verdi.  
21- (Şöyle de söylemişdi:) “Ey kavmim, Allahın size takdir etdiği mukaddes yere(32) girin, arkalarınıza dönmeyin(33). Sonra nice zararlara uğrayanlar(ın halin)e dönmüş olursunuz”.
  
(32) “Şam” – “Celâleyn”. (33)  “Dininizden dönmeyin”, yahud  “Düşmandan korkub kaçmayın”.
22- Dediler ki: “Ey Musa, doğrusu orada zorbalar güruhu var(34). Doğrusu, onlar oradan çıkıncaya kadar biz kat'îyyen giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de muhakkak giricileriz”.
  
(34) “Âd”  kavmi bekayâsı -  “Celâleyn”.
23-(Peygamberlerine muhalefetden) korkmakda olan kimselerden Allâhın, kendilerine (İslâm) nî'met(ini) ihsan etdiği iki er(35). “Onların üzerine (şehrin) kapı(sın) dan girin. (Bir kere) ona girdiniz mi hiç şübhesiz ki siz galibsiniz(36). Artık ancak Allâha güvenib dayanın, (gerçekden) iman etmiş kimselerseniz” dedi.
  (35) Yahudilerin nakıyblerinden (Yuşa') ve (Kâleb). (Musa) aleyhisselâm onları zorbaların ahvalini istikşaf için göndermişdi – “Celâleyn”. (36) Çünkü orada bulunan zorbalar, yüreksiz bir sürü cesedlerden ibâretdir.  “Celâleyn”.  
24- Onlar da (söyle) söylediler: “Yâ Musa, onlar orada bulundukça biz oraya ilel'ebed giremeyiz. Artık sen Rabbinle beraber gît! Bu suretle ikiniz harb edin! Biz mutlaka oturucularız”.  
25-(Musa): “Yârab, ben kendimle kardeşimden başkasına mâlik olmuyorum(37).  Artık bizim aramızla o fasıklar güruhunun arasını sen ayır dedi.
 
(37) Ya'ni  “sözümü geçiremiyorum”. 
26- (Allah) buyurdu ki: “Muhakkak orası kendilerine kırk yıl haram edilmişdir. Onlar (oldukları) yerde(38) sersem sersem dolaşacaklardır. Artık o fasıklar güruhuna karşı tasalanma.”(39)
 
(38) “Tîh”  sahrasında. (39)(Harun) ve (Musa) aleyhimesselâm orada irtihal etmişlerdir. Yirmi yaşından yukarı hiç bir kimse kalmamış, hepsi ölmüşdür. Kırk yılın hitâmında (Yuşa') aleyhisselâm gençlerin başına geçerek zorbalarla muharebe etmişdir. “Celâleyn”. 
27- Onlara Âdemin iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Hani onlar (Allaha) yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de ikisinden birininki kabul olunmuş, öbürününkü kabul olunmamışdı(40). O (evvelkisi, kardeşine): “Seni elbette öldüreceğim” demişdi (Berikî de şöyle) söylemişdi: “Allah, ancak (kendisinden) korkanları(nkini) kabul eder”.
  (40) O iki kardeşden (Hâbil) bir koç kesmiş, (Kabil) de ekin vermişdi. Kabul olunan kurban (Hâbil) indi. (Kabil) buna içerlemiş, kardeşine hased etmişdi- “Celâleyn”.
  
28- “Ândolsun ki beni öldürmen için elini bana uzatırsan ben seni öldürmem için elimi sana uzatıcı değilim. Çünkü ben kâinatın Rabbi olan an korkarım”. 
29-“Şübhesiz dilerim ki sen kendi günâhınla birlikde benim günâhımı da yüklenesin de o ateşin yaranından olasın, işte zalimlerin cezası budur”.  
30-Nihayet nefsi, kardeşini öldürmiye (isteyerek) uymuş da onu öldürmüşdü, bu yüzden (maddî, manevî) ziyana uğrayanlardan olmuşdu. 
31- Sonra Allah bir karga gönderdi. O, yeri eşiyordu ki ona kardeşinin ölü cesedini nasıl örteceğini göstersin. “Yazıklar olsun bana, dedi, ben şu karga gibi bile olub da kardeşimin cesedini örtmekden âciz mi oldum?” Artık o, (etdiğine) peşimanlığa düşenlerden olmuşdu.
32- Bundan dolayıdır ki İsrâîl oğullarına şu hakıykatı hükmetdik: Kim bir canı, bir can mukabilinde veya yer yüzünde bir fesâd çıkarmakdan dolayı olmayarak, öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim kurtarırsa bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun ki peygamberimiz onlara beyyineler (apaçık âyetler, "deliller, mu'cizeler) getirmişdi. Sonra hakıykaten yine içlerinden bir çoğudur ki bunların arkasından, (hâla) yer yüzünde (fesâd ve cînâyet hususunda)  muhakkak haddi aşanlar.
33- Âllâha ve Resulüne (müminlere) harb açanların, yer yüzünde (yol kesmek suretiyle) fesâdcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahud (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir(41). Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Âhiretde ise onlara (başkaca) pek büyük bir azâb da vardır.
 
(41) Ölüm cezası yalınız öldürene, asma cezası öldürmekle beraber yol kesen ve mal alan kimseye, kesme cezası yalınız mal alana, sürgün cezası da bunlardan başka suretlerde fesâd yapanadır, (ibni Abbasi radıyallâhü anhümâ ile İmam (Şafiî) hazretlerinin kavli budur -  “Celâieyn”.  (İmamı A’zam)  hazretlerine göre nefiyden maksad hapisdir.  
34- Şu kadar ki siz kendileri üzerine kadir olmazdan (kendilerini ele geçirmezden) evvel tevbe eden (muhariblerle yol kesen)ler müstesnadırlar'(42).  Bilin ki şübhesiz Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
 
(42) Şahsî haklar afvolunmaz - “Celâleyn”.  
35- Ey îman edenler, Allahdan korkun, Ona (yaklaşmıya) vesîyle arayın ve onun yolunda savaşın. Tâki muradınıza eresiniz. 
36- O inkâr edib kâfir olanlar (yok mu?) eğer yer yüzünde bulunan her şey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) onu feda etseler yine kendilerinden kabul olunmaz. Onlar için pek acıklı bir azâb vardır.  
37- Onlar ateşden çıkmalarını dilerler. Halbuki onlar bundan çıkıcılar değildir. Onlar için kendilerini tutub durduracak (salıvermeyecek) bir azâb vardır.  
38- Erkek hırsızla kadın hırsızın; -o irtikâb etdiklerine bir karşılık ve ceza ve Allahdan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak üzere- ellerini kesin. Allah mutlak galibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahîbidir.  
39- Fakat yapdığı o haksız hareketinden sonra tevbe (ve rücû) eder, kendisini düzeltirse şübhesiz ki Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir. 
40- Hakıykatde göklerin ve yerin mülk(ü saltanat)ı Allâhın olduğunu bilmedin mi? (Elbette bildin), O, kimi dilerse azaba çeker kimi dilerse yarlığar, Âllah her şey'e hakkıyle kadirdir. 
41- Ey peygamber,   kalbleriyle inanmadıkları halde ağızlariyle “İnandık”  diyen  (münafık)larla Yahudilerden o küfr içinde (alabildiğine) koşuşanlar seni mahzun etmesin(43). Onlar durmadan yalan dinleyen(44) senin huzuruna gelmeyen diğer bir kavm hesabına(45) casusluk eden(46) (kimse)lerdir. Kelimeleri  (Allah tarafından) yerlerine konuldukdan sonra (tutub) bir tarafa atarlar onlar(47), “Eğer sîze şu (fetva) verilirse onu alın, şayet o verilmezse onu (kabul etmekden) çekinin” (48) derler, Allah kimin sapıklığını irâde ederse artık sen Allahın ona âid (meşiyyetini) önlemiye hiç bir vech ile muktedir olamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki Allah kalblerini temizlemek dîlememişdir.   Dünyâda hor ve hakıyr olmak onların hakkıdır, Âhiretde de onlara pek büyük bir azâb vardır,
  (43) “Onlara aldırış etme” - “Zemahşeri”. (44) Ya reislerinin yalanını dinleyen, yahud huzur-ı seâdetde dinledikleri hakıykatleri tahrif ile yalana çeviren. (45) “Hayber”  yahudîleri hesabına (46) “Kurâyza oğulları”. (47) Evli olub da zina edenlerin taşlanması hakkında Tevrat hükümlerini değişdîrirler. (48) Evli   iki  zâni  hakkında   hükmüne  müracaat   etdikleri   Resûli   Ekrem   sallellâhü aleyhi ve sellem, Tevrat hükmünce onların  taşlanması lâzım geleceğini söylemişdi. Yahudiler de: “Tevratda böyle bîr şey yokdur”  demişlerdi.  Fakat kendilerince malum olduğu halde gizledikleri bu hakıykat gözlerine sokulunca şaşırıb kalmışlardı. Onlar istiyorlardı ki peygamber efendimiz taşlamadan başka bir ceza versin.  
42:42- Alabildiğine yalanı dinleyenler, haram yiyenlerdir onlar(49). Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Şayet kendilerinden yüz çevirirsen sana hiç bir şeyle zarar yapamazlar. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adâlet sahiblerini sever.        
 
(49) Maksud rişvetle hüküm satan, batılı hak yapmayı âdet edinen, zenginleri ele alıb da fakirleri ayak altında çiğneyen Yahudi hakimleridir, (Kâ’b bin Eşref) ve benzerleri gibi.                                                           
43- Hem içinde Allâhın hükmü (yazılı) olan(50) Tevrat yanlarında bulunub dururken nasıl oluyor da senin hükmüne, hakemliğine müracaat ediyorlar ve sonra da bunun (bu hükmünün) arkasından yine yüz çevirib gidiyorlar? Onlar (hiç bir şeye) inanan kimseler değildir.
  (
50) Evli zânîlerin taşlanması hakkındaki hüküm. 
44- Şübhesiz ki Tevrâtı biz indirdik ki Onda bir hidâyet, bir nur vardır. Kendisini (Allâha) teslim etmiş olan (İsrâîl) peygamberler(i), Yahudiler(e âid davalarda) onunla hükmeder(ler) di. Âlimler, fakıyhler de Allahın (o) kitabını hıfza me'mur oldukları için (yine hükümlerini onunla verirlerdi).  Hepsi de onun  (Allah tarafından gönderilmiş olduğu) üzerinde (bil’ittifak) şâhid idiler, O halde (ey Yahudiler) siz insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim âyetlerimi az bir bahaya (hasîs menfaatlere) satmayın. Kim Allahın indirdiği (hükümler)le hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. 
45- Biz onda (Tevratda) onların üzerine (şunu da) yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılıkdır. Hulâsa bütün) yaralar birbirine kısasdır. Fakat kim bunu  (bu hakkını) sadaka olarak bağışlarsa o, kendisine (günâhına) keffâret (onun yarlıganmasına vesîle)dir. Kim Allâhın indirdiği (ahkâm) ile hükmetmezse onlar zalimlerin ta kendileridir.
46- Arkadan da (bu peygamberlerin) izlerince Meryem —kendinden evvelki Tevrâtın bir tasdikcisi olarak— gönderdik. Ona da içinde bir hidâyet, bir nur bulunan incili — ondan evvelki Tevrâtın bir tasdikcisi ve takva saahibleri için bir hidâyet ve öğüd olmak üzere- verdik.
47- (Ve dedik kî:) “İncîl sahibleri Allâhın, onun içinde indirdiği (hükümler)le hükmetsin. Kim Allâhın indirdiği (ahkâm) ile hükmetmezse onlar fasıkların ta kendileridir”.
 
48- (Habîbim) sana da hak olarak kitabı (Kuranı) -kendinden evvelki kitab(lar)ı tasdıyk edici (ve doğrultucu) ve ona karşı bir şâhid olmak üzere- gönderdik. O halde (bütün ehl-i kitab) aralarında Allâhın (sana) indirdiği ile hükmet, sana gelen hakıykatden (dönüb de) onların hevâ (ve heves)lerine uyma. (Ey Musânın, İsânın, Muhammedin, ümmetleri) sizden her biriniz için bir şeriat, bir yol ta'yîn etdik. Eğer dileseydi (topunuzu bir şeriata tâbi) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği (Muhtelif şeriatlar dâiresi)nde sizi imtihan etmek için (ayırdı). Öyle ise (hepiniz) hayırlı işlerde birbininizle yarış edin. Zâten topunuzun en son dönüb gelişi Allâhadır. Artık O, hakkında ihtilâf etmekde olduğunuz şeyleri size (orada) haber verecekdir.
49- (Ve şu emri indirdik:) Aralarında Allâhın indirdiği (vech) ile hükmet, onların keyflerine uyma, Allahın sana indirdiği (hükümlerin) bir kısmından seni sapıtacaklar diye kaçın onlardan. Eğer onlar (indirilen hükümleri kabulden) yüz çevirirlerse bil ki Allah, günahlarının (yalınız şu) biri (veya şu yüz çevirmeleri) sebebiyle bile kendilerini mutfaka musıybete uğratmak istiyordur. İnsanlardan bir çoğu muhakkak ki Allahın emrinden dışarı çıkanlar (güruhu) dur.
50- Onlar halâ cahillik (devri)nin (o kötü) hükmünü mü arıyorlar? Şübhesiz bir kanâata sahib olacak bir kavm indinde hükmü Allâhdan daha güzel olan da kimdir?

51-Ey iman edenler, Yahudileri de, Nasrânîleri de kendinize yâr  (ve üstünüze hâkim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar. İçinizden kim onları dost (ve hâkim) edinirse o da onlardandır. Şübhesiz Allah o zalimler güruhuna muvaffakıyet vermez.
52-İşte kalblerinde bir (nifak) maraz(ı) bulunan kimselerin:“Felâketin bize (dönüb)   çarpmasından korkuyoruz” diyerek aralarında koşuşduklarını görüyorsun. Belki Allah  feth(u  zafer)  veya  kendi  katından bir emir getirecek de onlar, yüreklerinde gizledikleri şey'e karşı peşîman kimseler olacaklardır.
53- İman edenler de diyecek(ler) ki: “Her halde sizinle beraber olduklarına dâir (zaman zaman) yeminlerini te'kîde çalışarak Allâha and içenler bunlar mı? Onların bütün yapdıkları boşuna gitmiş, bu suretle onlar en büyük zarara uğrayan (insan)lar olmuşlardır”.
54- Ey îman edenler, içinizden kim dininden dönerse Allah -mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları seveceği, onların da kendisini seveceği- bir kavm getirir ki onlar Allâh yolunda savaşırlar ve hiç bir kınayanın kınamasından (dedi kodusundan) çekinmezler. Bu, Allâhın lutf-ü inayetidir ki onu kime dilerse ona verir. Allâh ihsanı bol olan, en çok bilendir.
55- Sizin yâriniz ancak Allahdır, Onun peygamberidir, Allahın emirlerine boyun eğici olarak namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren o mü'minlerdir.
56-Kim Allahdan, peygamberinden ve îman edenlerden yüz çevirirse(51). Hiç şüphe yok ki galebeyi kazanacak olanlar Allahın yardımcılarının(52) ta kendileridir.
  (51) “Tevellî” kelimesi lâfzan, yahud takdîren “an” ile tadiye edilirse yüz çevirmek, yaklaşmayı terketmek ma'nâsına gelir. Birincisine misâl: (Mâide sûresi, âyet: 51, 56). İkincisine misâl: (Âl-i İmrân: 63, 64, 82—Enfâl: 40—Muhammed: 38—Teğabün;12—El-Ğaşiye:  23)   Müfredât-ı  Raağıb”. (52) “Müfredât-ı  Raağıb”.
57-Ey îman edenler, sizden evvel kendilerine kitab verilenlerle kâfirlerden dîninizi bir eğlence ve bir oyun (yerine) tutanları dostlar (ve üzerinize hakimler) edinmeyin. Allahdan korkun, eğer (Ona) inanmış kimselerseniz.
58- (Ezanla) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman (onu) bir eğlence ve bir oyun (mevzuu) edinirler. Bu, kendilerinin hakıykaten akıllarını kullanmaz bir gürûh olmalarındandır.  
59- De ki: “Ey ehl-i kitâb, sizin bizden hoşlanmayışınız(**)(ın sebebi) Allâha (inandığımızdan) ve bize indirilenlerle daha evvel indirilenlere îman etdiğimizden ve sizin bir çoğunuzun da fasık kimseler olduğunuzdan başka (bir şey) değildir”.
  (**) Kamus-ı   arabî.  
60-De ki: “Allah katında bir ceza olmak bakımından bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allâh’ın lâ'net ve aleyhinde gazab etdiği, içlerinden maymunlar, domuzlar yaptığı kimselerle şeytana tapanlardır ki işte bunların mevkii daha kötü ve dümdüz yoldan daha sapıkdır”. 
61- Size geldikleri zaman “îman etdik” derler. Hâlbuki onlar muhakkak küfr ile girmişler, yine muhakkak onunla çıkmışlardır. Allah onların neler gizlemekde olduklarını çok iyi bilendir. 
62- Onlardan bir çoğunu görürsün ki günâh (işlemek) de, düşmanlık (yapmak)da ve haram yemeklerinde birbiriyle sür'at koşusu yaparlar. İşlemekde oldukları şey elbet ne kadar kötü!
63-Bari bilginleri, fakıyhleri onları günâh söylemelerinden ve haram yemelerinden vaz geçirmiye çalışsalardı ya. Her halde yapmakda oldukları bu (sanat) ne kadar kötü!
64-       Yahudiler: “Allanın eli bağlıdır (sıkıdır)” dediler. Hay kendi elleri bağlanası ve söyledikleri (bu söz)den dolayı mel'un olası (insanlar)! Hayır, (Allah’ın) iki eli de açıkdır. Nasıl dilerse öyle infak eder O. Rabbinden sana indirilen (âyetler), onlardan bir çoğunun, andolsun ki, azgınlığını, gâvurluğunu artıracak. (Bununla beraber) biz onların arasına kıyamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bırakdık. Onlar ne zaman harb için bir ateş tutuşdurdularsa Allah onu söndürdü (kendilerini dâima yeniltiye uğratdı). Yer yüzünde hep fesadcılığa koşarlar onlar. Allah ise fesadcı olanları sevmez.  
65-Eğer ehl-i kitâb îman edip de (fesadcılıkdan, bozğunculukdan) sakınsalardı onların kötülüklerini her halde örter ve onları her halde ni'meti bol cennetlere sokardık. 
66- Bir de eğer onlar Tevrâtı, incili ve Rablerinden kendilerine indirilen (Kur'ânın hükümlerîn)i dosdoğru tutsalar (tatbîk ve icra etseler)di  muhakkak  ki  hem  üstlerinden, hem  ayaklarının  altından yiyeceklerdi. (Her taraflarından Allâhın ni'metlerine gark olacaklardı). İçlerinde iktisatçı (mutedil, tarafsız, yahud iktisâd bilgisine vâkıf) bir zümre de vardır. Onlardan birçoğunun yapmakda oldukları ise ne kadar kötüdür(53).  
 (53) Bakınız: “El-bakare” sûresi, âyet:284–“En-nisâ'” sûresi, âyet:123–“Eş-şûraa” sûresi, âyet:30–“El-kalem” sûresi, âyet:17: 33.
67-Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan (Allâhın) elçiliğini tebliğ (ve ifâ) etmiş olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacakdır. Şübhesîz ki Allah kâfirler güruhunu muvaffak etmez. 
68-De ki: “Ey ehl-i kitâb, Tevrâtı(n), İncili(n) ve Rabbinizden size indirilen (Kur'ânı Kerîm)i(n hükümlerini) dosdoğru tatbıyk ve icra edilinceye kadar siz hiç bir şey (hiç bir kanâat) üzerinde değilsinizdir”. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (bu Kuran) onlardan bir çoğunun taşkınlığını ve gâvurluğunu artıracakdır. O halde, o kâfirler güruhuna karşı gam yeme. 
69-Şüphe yok ki îman edenlerle Yahûdî olanlar(dan), Sabiîler(den), Nasrânîler(den)(54) kim Allâha ve âhiret gününe îman edib de iyi amel (ve hareket)de bulunursa artık onların üzerinde hiç bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
  (54) “El-bakare” sûresinin  (62) nci âyetine ve hamişine müracaat. 
70- Andolsun ki biz İsrâîl oğullarından sapasağlam te'minât almış, onlara peygamberler göndermişizdir. Ne zaman bir peygamber, kendilerine canlarının hoşlanmayacağı bir şeyi getirdiyse bir takımını yalana çıkardılar, bir takımını da öldürdüler. 
71-Ve öyle sandılar ki (o yapdıkları, başlarına) bir belâ olmayacakdır. Kör kesildiler, sağır kesildiler onlar. Sonra Allah kendilerine tevbe nasıyb etdi (amma) sonra yine içlerinden bir çoğu kör ve sağır oldular. Allah, ne yaparlarsa hakkıyle görücüdür.
72-“Meryem oğlu Mesîh (İsa) hakıykat Allah’ın kendisidir” diyenler, and olsun, kâfir olmuş(lar)dır. Hâlbuki (bizzat) Mesîh (şöyle) demişdi: “Ey İsrail oğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allâha kulluk edin. Zîrâ kim Allâha eş katarsa hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar. Onun varacağı yer ateşdir. Zalimlerin hiç bir yardımcıları da yokdur”. 
73-“Allah hakıykaten üçün (üç Tanrının) biridir” diyenler(55) andolsun, kâfir olmuşdur.  Hâlbuki bir tek Tanrıdan başka hiç bir tanrı yokdur.  Eğer diyegeldikleri  (bu sözden) vaz geçmezlerse içlerinden o kâfir olanlara her halde pek acıklı bir azâb dokunacakdır.
 (55) Allah teâlaya Meryem ve İsâyı da şerik katanlar,  onları Tanrı tanıyanlar. 
74- Halâ Allâha dönüb Onun mağfiretini istemeyecekler mi onlar? Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir. 
75-Meryem oğlu Mesih (İsâ) bir peygamberden başka (bir şey) değildir. Ondan evvel de peygamberler gelib geçmişdir. Anası çok sadık bir kadındı. İkisi de (birer kul ve beşer olarak) yemek yerlerdi. Bak, biz âyetleri onlara nasıl apaçık bildiriyoruz. Sonra da bak onlar naşı! (hakıykatden) çevriliyorlar.
76- De ki: “Allâh’ı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bîr fâide yapmıya gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki (her şeyi) işiden, (her şeyi) bilen Allâhın kendisidir”. 
77-De ki: “Ey ehi-i kitâb, dîninizde haksız yere haddi aşmayın. Bundan evvel(56) hakîkaten hem kendileri sapmış, hem bir çoğunu sapdırmış(57) ve (halâ da) dümdüz yoldan ayrılıb sapagelrnîş bir kavmin heva (ve heve)sine uymayın”.
 (56) Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve sellemin bi’setinden evvel. (57) Ataları. 
78-İsrâîl oğullarından olub da küfredenlere Dâvud’un da, Meryem oğlu İsâ’nın da diliyle lâ'net olunmuşdur. Bunun sebebi isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi. 
79-Onlar işledikleri her hangi fenâlıkdan birbirini vazgeçirmiye çalışmazlardı.  Hakıykat, yapmakda devam etdikleri  (o  hal)  ne kötü  idi!.. 
80-İçlerinden(58) bir çoğunu görürsün ki (peygambere, mü'minlere olan buğuzlarından dolayı) kâfirlere(59) dostluk ederler. Nefislerinin kendileri için (âhiretleri hesabına) öne sürdüğü (o kötü haberler), andolsun, ne çirkin şeylerdir. (Çünkü onların kazancı)(60) Allâh’ın kendilerine gazab etmesi ve onların o azâb içinde ebedi kalıcı olmalarıdır.
 (58) Ehl-i kitabdan olan Yahudilerden. Yahud (İbni Abbas) radıyallâhü anhümâya göre münafıklardan. (59) Mekke müşriklerine. Yahud (İbni Abbas) radıyallâhü anhümâya göre Yahudilere. (60)  “Kazî Beyzâvî”. 
81-Eğer Allâha, peygambere ve ona indirilene îman etmiş olsalardı(61) onları (kâfirleri) dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu fasık(62) kimselerdir.
 (61)  Yahudiler,   yahud münafıklar.(62) İmandan çıkmış,  yahud nifak içinde musir.
82-İnsanların, îman edenlere düşmanlık bakımından, en şiddetlisi, andolsun ki, Yahudilerle Allâh'a eş koşanları bulacaksın. Onların, îman edenlere sevgisi bakımından, daha yakınını da, andolsun, “Biz Nasrânîleriz” diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi şudur: Çünkü onların içinde keşişler(63), râhibler(64) vardır. Şübhe yok ki onlar (hakkı itiraf hususunda o derecede)  büyüklenmek islemezler(65).
  (63) İlim ve ibâdetle meşgul adamlar. (64)  Âhiret  korkusiyle  dünyâyı  terkedib  kendilerini  manastırlarda hapsedenler. (65)  Altıncı cüz’ün sonu.
83- Peygambere indirilen (Kur'an-ı kerîm)i dinledikleri vakit da hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşla dolub taşdığını görürsün onların. (Şöyle) derler: “Ey Rabbimiz, îman etdik. Artık bizi (hakka) şâhid olanlarla beraber yaz(66).
 (66)  Bu âyetlerde îman eden Hıristiyanlara işaret buyurulmaktadır. 
84-“Zâten biz, Rabhimizin bizi de salihler katarına katıb koymasını unutub dururken ne diye Allaha ve bize gelen hakıykata îman etmeyelim?”. 
85-İste Allanın onların (bu) söylediklerinden dolayı altından ırmaklar akan cennetleri -kendileri için ebedî kalıcı olmak üzere— onlara mükâfat olarak ihsan etdi. Bu, iyi hareket edenlerin mükâfatıdır.
86-O inanmayıb kâfir olanlar(a), Allâhın âyetlerini yalan sayanlar(a gelince:) onlar da o çılgın ateşin yaranıdırlar. 
87- Ey îman edenler, Allahın size helâl etdiği o en temiz ve güzel şeyleri (nefsinize) haram kılmayın. Haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. 
88- Allanın size rızk olmak üzere verdiği şeylerden halâl ve tertemiz olarak yeyin. Siz, kendisine îman etmiş olduğunuz Allah’dan korkun. 
89- Allah, sizi yeminlerinizdeki lâğvden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat kalblerinizin azmetdiği yeminler yüzünden muâhaze eder(67). Bunun da keffâreti ailenize yedirmekde olduğunuzun orta (derece)sinden on yoksulu doyurmak,  ya onları giydirmek,  yahud bir kul azad etmekdir. Fakat kim  (bunları)  bulamaz  (bulmıya muktedir olamaz)sa üç gün oruç (tutması lâzımdır). İşte bu andetdiğiniz vakit yeminlerinizin keffâretidir. Yeminlerinizi muhafaza edin. Allah âyetlerini size böylece açıklıyor. Tâkî şükredesiniz.
 (67)  “El-bakare”   sûresinin  (225) inci âyetine ve hamişine müracaat.
90- Ey îman edenler, içki, kumar, (tapmıya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının ki muradınıza eresiniz(68).
 (68) Bakınız: “El-bakare” sûresi, âyet: 219 – “En-nisâ'” sûresi, âyet: 43. 
91- Şeytan, içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kîn düşürmek,    sizi Allâh’ı anmakdan ve namazdan alıkoymak ister.    Artık siz (hepiniz) vaz geçdiniz değil mi? 
92- Allaha ve Resulüne itaat edin,  sakının.  Eğer yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimizin üstüne düşen, yalnız apaçık tebliğden ibâretdir.
93-İman edib de güzel güzel amel (ve hareket)lerde bulunanlar —(Bundan sonra haram olan şeylerden de) sakındıkları, îman(larında sebat ile) iyi iyi işlere devam etdikleri, sonra (haram edilen şeylerden dâima) sakınıb (haram olduklarına iyice) inandıkları ve yine sakınmakda devam ve ısrar ile güzel işler(i arayıb onlar)la iştigal eyledikleri takdirde— (haram kılınmazdan evvel) tatdıklarında üzerlerine hiç bir suç yokdur. Allah, iyi hareket edenleri sever(69).
 (69)  Bu âyet-i celîlenin mealindeki kayıdlar “Beyzâvî” den ve “Şeyhzâde”dendir. 
94-Ey îman edenler, Allah, görmeksizin kendisinden korkanları ayırd etmek için av (nev'în)den ellerinizin, mızraklarınızın erişebileceği bir şeyle, andolsun ki, sizi imtihan edecekdir. Kim bundan sonra aşın giderse ona pek acıklı bir azâb vardır. 
95-Ey îman edenler, siz (hac veya umre îçin) ihramlı bulunurken av öldürmeyin. İçinizden kim onu bilerek öldürürse (üzerine) öldürdüğü o hayvanın benzeri bir ceza vardır ki Kâ'beye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere bunu içinizden adalet sahibi iki adam hüküm (ve takdîr) edecekdir. Yahûd bir keffâret vardır ki (o nisbetde) yoksulu doyurmak, yahud onun dengi oruç tutmakdır. Tâki bu suretle o, etdiğinin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişi bağışladı. (Fakat) kim bir daha böyle yaparsa Allah ondan intikamını alır. Allah mutlak galibdir, intikam sahibidir. 
96- Deniz avı yapmak ve onu yemek —kendinize de, müsâfire de fâide olmak üzere— sizin için halâl edildi. İhramda bulunduğunuz müd­detçe ise kara avı haram kılındı. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah’dan korkun. 
97-Allah Kâ'beyi, o Beyt-i haramı, o haram olan ay(lar)ı, (Mekkeye hediye edilecek) kurbanı ve (onların) boyunlarındaki gerdanlıkları insanlar(ın dîn ve dünyâları) için bir nizam yapdı. Bu da Allâh’ın, göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsini) bildiği, Allâhın (zâten her şey'i) hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir. 
98-Bilin ki Allah, muhakkak cezâsı pek çetindir. (Bununla beraber) Allah hakıykaten çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir de. 
99-Peygamberin üzerinde tebliğden başka (hiç bir vazîfe) yokdur. Allah ne açıklar, ne gizlerseniz (hepsini) bilir.
100-De ki: “Murdarla temiz —murdarın çokluğu hoşunuza gitse de— (hiç bir zaman)  bir olmaz. Onun için, ey selîm akıl sahibleri,(murdarı ihtiyar etmek hususunda)  Allah’dan korkun  (temizi alın).  Olurki kurtuluşa erersiniz(70).
 (70) Âyet-i celîledeki “Habîs”den murad haram olan şeydir, fena adamdır, fena şeydir. Maddeten ve ma'nen temiz olmayan her şeydir.

 101-Ey îman edenler, Allah’ın afvetdiği şeyleri —ki eğer size açıklanırsa ve siz bunları Kur'an inerken sorub da hükmü kendinize izhar edilirse fenanıza gidecekdir— sormayın. Allah çok yarlığayıcıdır, cezada da aceleci değildir(71).
  (71) Bu âyet-i kerîmenin nüzulünde müteaddid sebebler zikr olunmuşdur. Ezcümle “Müslim”, (Ebû Hüreyre) radıyallâhü anhden şöyle tahrîc etmişdir: Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve sellem bize hutbe irâd buyururken dedi ki: “Ey nâs, üzerinize hacc farz olunmuşdur. O halde hacc edin”. Bir adam sordu: “Her sene mi?” Resûli ekrem sallellâhü aleyhi ve sellem cevab vermedi. O adam aynı suâli üç defa sorunca şöyle buyurdu: “Sizi (kendi halinize) bırakdığım müddetçe siz de beni (kendi halime) bırakın. Eğer evet dersem muhakkak ki (hacc) her sene için farz olur. Buna ise takat getiremezsiniz. Sizden evvelki (ümmet)leri bir sürü suâlleri ve peygamberlerine karşı olan ihtilâfları mahvetmişdir. Size her hangi bir şey'i emretdiğim zaman onu gücünüzün yetdiği derecede îfâya yanaşın. Bir şeyden nehyetdiğim vakit da ondan kaçının”. “Buhaarî”nin (Sa'd bin Ebi Vakkası) radıyallâhü anhden tahrîc etdiği hadîsin meali de şudur: Akra' bin Hâbis) radıyallâhü anh haccın her sene için mi farz olduğunu Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve selleme birbiri ardınca üç defa sormuşdu. Bunun üzerine buyurdu ki: “Müslümanların içinde şübhesiz büyük günâh sahibi olan o kimsedir ki insanlara haram edilmedik bir şey'in hükmünü sorar da o, sırf bu suâlden dolayı haram kılınmış olur”. “Tirmizî, îbni Mâce”nin (Alî bin Ebi-Talib) radıyallâhü anhden tahriclerine nazaran bu âyet de bu münâsebetle nazil olmuşdur. 
102-Sizden evvel de bir kavm onları sordu da sonra o yüzden kâfirler oldular.  
103- Allah ne “Bahıyre” den, ne “Sâbibe” den, ne “Vasiyle” den, ne de  “Ham” dan   hiç   birini   (meşru)   kılmamışdır(72).  Fakat o küfredenler Allâha karşı (“Bize bunları o emretmişdir” diye) yalan düzerler.   Onların çoğunun (avamının) işe akılları ermez.
  (72) Câhiliyyet adamları bir dişi deve beş batın doğurur, beşincisi erkek olursa onun kulağını yararlar, salıverirlerdi. Ne sağarlar, ne binerler, ne de kullanırlardı. “Bahıyre” budur ki: “Bahr=Yarmak” dandır. Bir adamın başına her hangi bir derd gelirse ondan halâs için (putlar nâmına adak yapar), mürâdı haasıl olunca onu salıverir, ondan fâidelenmeyi kendisine haram kılardı. “Sâibe”de budur. Koyun dişi doğurursa kendilerinin, erkek doğurursa putlarının olurdu. Şâyed ikisini birden doğurursa “Dişi erkeğe kavuşdu” derler, bu dişiden dolayı erkeğini de kurban etmezlerdi. “Vasiyle” de budur. Bir erkek devenin dölünden on batın doğarsa onun sırtını haram sayarlar, onu hiç bir sudan ve mer'adan menetmezler ve “Sırtı himaye edilmişdir” derlerdi ki “Ham” da budur “Beyzâvî». (Bakınız: “En-en'am” sûresi, âyet:  136). 
104- Onlara: “Allâhın indirdiğine ve o peygambere gelin” denildiği zaman “Atalarımızı üstünde bulduğumuz şeyler bize yeter” dediler. Ya ataları hiç bir şey bilmiyorlar ve doğru yola gitmiyorlar idiyse?..  
105- Ey îman edenler, siz nefisleriniz(i ıslah etmiy)e bakın. Kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar vermez(73). Hepinizin dönüb varacağı nihayet Allahdır. Artık O, neler yapıyordunuz, size haber verecekdir.
 
(73) “Doğru yolu bulmak” kaydında insanlara iyilik tavsiye etmek, kötülükden vazgeçirmiye çalışmak vazifesi de dâhildir. (Yoksa bu, “Neme lâzımcılık değildir) “Beyzâvî”. Bununla beraber her ferdin kendi vazifesini hakkıyle idrâk ve ifâ eder bir olgunluğa ermesi sayesinde o gibi ferdlerden teşekkül eden cem'iyyetlerin de salâh kazanacağında hiç şübhe yokdur. İslâmda yekdiğerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek bir esâsdır. Bakınız: “El-asr sûresi. Bir kıt'a:

“Zenbilli” (*) ye sormuş biri: “Ey müftü âlim, Eşrâtı  kıyaametde nedir en  mütekattim

Bir şartı mühim?” Der ki çekib hattı cevâbın:— Allahü teâlâ bilir emmâ, “Neme lâzım!” H. B. Ç.

(*) Şeyhul'islâm  Zenbilli Ali  efendi merhum.
  
106-Ey îman edenler, ölüm(ün sebebleri(74) her hangi birinizin karşısına gelib çatdığı zaman, (edeceğiniz) vasıyyet vakfında aranızda ya içinizden adalet sahibi iki şâhid (tutun)(75), yahud yer yüzünde sefer etdiniz de başınıza ölüm musıybeti gelmişse sizden olmayan diğer iki kişiyi(76) (şâhid yapın). (Sizden olmayan öyle iki kişi ki) onları, (haklarında) şübheye düşmüşseniz, namazdan sonra(77) alıkoyarsanız da Allâha şu suretle yemîn ederler: “(Şâhidlik etdiğimiz bu işin içinde) akraba(mızdan kimse) dahi bulunsa (Allâhı bırakıb da yerine dünyâya âid) hiç bir behâyı (ve menfeati) satın almayacağız. Allatan (emretdiği) şâhidliği gizlemeyeceğiz. Bu(nu gizlediğimiz) takdirde elbette günâhkârlardanızdır”.
  (74) “Celâleyn”. (75) “يشهدوا ”  “liyeşhedû”  takdirindedir  “Celâleyn”. (76) Ya’nî gayr-i müslim iki kişiyi   “Celâleyn”. (77) İkindi namazından sonra “Beyzâvî – Celâleyn”.
  
107- Eğer o iki (şâhid) aleyhinde —(bu hususda) muhakkak bir vebale hak kazanmış (şâhidlikde hıyanet etmiş) olduklarına (dâir—bir) ıttıla' hasıl edilirse o vakit, kendilerine hak terettüb eden (haksızlığa uğrayan mirasçılar) dan iki kişi ki onlar buna daha lâyık, (ölüye de) daha yakındırlar—öbürlerinin yerlerine geçerler. Binâen'aleyh “Vallahi bizim şâhidliğimiz (yeminimiz) o iki kişinin şahidliğinden (yemininden) daha doğrudur. Biz (hakıykatı çiğneyib) aşmadık. Çünkü bu takdirde muhakkak ki zalimlerden oluruz”diye Allaha yemîn ederler.
  
108-(Yeminin mirasçılara reddi hakkındaki) bu (hüküm) şâhidliği (üstünüze aldığınız) vech ile (dosdoğru) îfâ etmelerine, yahud yeminlerinden sonra yeminlerin (mirasçılara tevcih ve) reddedileceğinden korkmalarına daha yakındır. Allahdan korkun, (emirlerini) dinleyin. Allah, fasıklar güruhunu muvaffak etmez.
  
109-O günde ki Allah bütün peygamberleri toplayıb da: “Size verilen o cevab nedir?”(78) diyecek, onlar da: “Bizim hiç bir bilgimiz yok. Şübhesiz ğaybları  hakkıyle bilen Sensin  Sen” diyeceklerdir. 
 (78) Ya'nî ümmetlerinizi tevhıyde da'vet erdiğiniz zaman.
 
110-Allah o zaman şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsâ, hem senin üzerindeki, hem ananın üzerindeki (bunca) ni'meîimi hatırla. Hani ben seni Cebrail ile desteklemişdim. Beşikde iken de, yetişgin iken de sen insanlara söz söylüyordun. Hani sana kitabı (yazı yazmayı), hikmeti, Tevrâtı, İncili öğretmişdim. Hani benim iznimle çamırdan bir kuş suretinin benzerini tasarlıyordun, içine üfürüyordun da benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Hem anadan doğma körü, abraşı da yine benim iznimle iyi ediyordun. Hani ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun, hani israil oğulları(nın elini) senden çekmişdim (de seni öldürememişlerdi). Ken­dilerine apaçık mu'cizeler getirdiğin zaman da içlerinden o küfredenler: “Bu, aşikâr bir büyüden başkası değildir” demişdi.
111-Hani havarilere: “Bana ve resulüme îman edin” diye ilham etmişdim. “îman etdik. Hakıykî müslümanlar olduğumuza Sen de şâhid ol” demişlerdi.
112- O vakit havariler: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bizim üstümüze gökden bir sofra indirebilir mi?” demiş, O (da): “Eğer inanmış (adam)larsanız Allah(ın kudretinden ve benim peygamberliğimden şübheye sapmakdan) korkun” demişdi.
113-(Şöyle) dediler: “Diliyoruz ki biz de ondan yiyelim, kalblerimiz yatışsın, senin bize hakıykaten doğru söylediğini bilelim ve biz de bunun üzerine şâhidlerden olalım”.
114- Meryem oğlu Îsâ (düâ ederek) dedi ki: “Hey Allah, hey bizim Rabbimiz, üstümüze gökden bir sofra indir ki bizim hem evvelimiz, hem âhirimiz için bir bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun.    Bizi rızıklandır. Sen rızk verenlerin en hayırlısısın”.
115-Allah dedi ki: “Ben onu sizin üzerinize şübhesiz indiriciyim. Artık (ondan)   sonra içinizden kim nankörlük eder   (küfre döner)se ben onu muhakkak ki kâinatdan hiç birini azâblandırmayacağım bir azâb ile azâblandırırım”. 
116-Allah: “Ey Meryem oğlu Îsâ, insanlara Allahı bırakıb da beni ve anamı iki tanrı edininiz diyen sen misin?” dediği zaman o, (şöyle) söyledi: “Seni tenzih ederim (ya Rab), hakkım olmadık bir sözü söylemekliğim bana yakışmaz. Eğer onu söyledimse elbette bunu bilmişsindir. Benim içimde olan (her) şey'i Sen bilirsin. Ben ise Senin zâtinde olanı bilmem. Şübhesiz ki ğaybları  hakkıyle bilen Sensin Sen”.
117- Ben onlara senin bana emretdiğinden başkasını söylemedim, (dediğim hep şu idi:) “Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allâha kulluk edin. Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcu idim. Fakat vaktâ ki Sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehban yalınız Sen oldun. (Zâten) Sen (her zaman) her şey'e hakkıyle şâhidsin”.
  
118-“Eğer kendilerine azâb edersen şübhe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları yarlığarsan mutlak galib (ve) yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakıykaten Sensin Sen”(79).
  (79) Resulüllâh sallellâhü aleyhi ve sellem bütün bir gecede bu âyeti okuyarak üm­metinin afvini niyaz etmişdir “Neseî: Ebûzer radıyallâhü anh”
119
-(Bu süâl ve cevablardan sonra) Allah dedi (diyecek) ki: “Bu (gün) doğru söyleyenlerin sadâkatları kendilerine fâide vereceği bir gündür. Altından ırmaklar akan cennetler —ki orada ebedî ve daimî kalıcıdırlar— Onlarındır. Allah kendilerinden razî olmuşdur, kendileri de Ondan razî olmuşlardır ve işte bu, en büyük kurtuluş ve seâdetdir”.
120-    Göklerin, yerin ve içlerinde ne varsa (hepsinin) mülk(-ü tasarruf)u Allâhındır. O her şey'e hakkıyle kadirdir.

 

 
Geri