HİKAYELER  
BUZDAN KÂSE

            Meşhur Şeyhülislam Dürrîzâde Abdullah Molla, Sultan II. Mahmud zamanında zenginliği ile birlikte ikramının bolluğu ve kibarlığıyla şöhret bulmuştu.

            Abdullah Molla'nın her tarafa yayılan bu şöhreti padişahın da Kulağına gitmiş. Sultan II. Mahmud,  Dürrizâde'nin kibarlığı hakanda söylenilenleri biraz abartılı bulmakla birlikte, işittiklerinin doğru olup olmadığı hakkında kesin bir kanaate ulaşmayı da arzu etmiş. Bu düşüncenin şevkiyle Dürrizâde' nin konağına misafir olmak istemiş.

            Kararlaştırılan gün Üsküdar'da Yeni Valide Camii'ni ziyaret edip ikindi namazını da Mihrimah Sultan Camii'nde kıldıktan sonra, bu caminin karşısında bulunan Nizamiye karakoluna gelerek, ileri gelen devlet adamlarıyla beraber burada buluşmuşlar. O gün saat on bir buçuktan sonra (iftardan yarım saat önce)  rikab merasimi (padişahın yola çıkış töreni) icra olunur gibi  devlet erkanı önde, padişah ise maiyeti ile birlikte onları takip ettiği hâlde, büyük bir gösterişle Dürrizâde'nin konağına doğru yola çıkarlar.

            Padişahın ansızın konağı teşrif edecek olmasından kimsenin haberi olmadığından, böyle hazırlıksız yakalanmaları kahya efendiyi telaşlandırmış ve durumu hemen Dürrizâde'ye haber vermiş. Bu hal karşısında soğukkanlılığını hiç kaybetmeyen Abdullah Molla, kahyasının telaş ettiğini görünce "Efendi ne telaş ediyorsun? Hareme haber gönderin, harem tablalarından bir iki tanesini dışarıya versinler. Benim yemeğimi de efendimize takdim ediniz." diyerek padişah ve maiyetini karşılamaya inmiş. Bu sırada iftar vakti de gelmiş olduğundan herkes kurulan sofralara oturmuş ve umduklarından daha nefis yemekler yemişler.

            Sultan Mahmud ise Dürrizâde'yi karşısına alarak birlikte iftar etmişler. Padişah kendisine  sunulan yemeklerin lezzetini takdir etmekle birlikte her yemek kabının çok kıymetli ve nefis kaplar olduğunu görmüş, yalnız pilavdan sonra gelen hoşafın bulunduğu kabın billur olduğu halde diğer kaplar gibi nefis bir işçiliğe sahip olmamasının sebebini Dürrizâde'ye sorduğu zaman efendi: "Kulunuz hoşafın lezzetini bozmasın diye buz parçalarını hoşafın içine attırmıyorum da, gördüğünüz gibi buzdan kâse yaptırıp hoşafı onun içine koyduruyorum." demiş.

            Padişah bu hadiseyi anlatırken bunu kendiliğinden anlayamadığından "Pek utandım" dermiş. Yemekten sonra "Efendi sizin aşçı pekiyi, isterseniz bizim aşçıyla değiştirelim" diyerek kendisini taltif etmiş. Sultan Mahmud, bu hadiseden sonra Dürrizâde'nin ismi ne zaman huzurunda zikrolunsa "Adam pek kibardır!" dermiş

   (Ali Rıza Bey)

 
Geri