MAKALELER  
GAZALİ'NİN BİLGİ TEORİSİ

Mehmet Bayraktar

                a. Gazali'nin bilgi teorisini her yönüyle ele almak ve onu yansıtabilmek pek güç bir iştir. Bu güçlüğün bazı sebebleri var: Her şeyden önce eserlerin çokluğu, bunların bazılarının henüz elde olmayışları, elde olanlarının bazılarının da gerçekten Gazali'ye ait olup olmadıklarının henüz açıklıkla ıspatlanmamış olması, nihayet Gazali'nin fikir hayatının çok dalgalı oluşu eserlerinde hitab ettiği zümreye göre uslüb ve terminoloji değiştirmiş olması.

                Fakat biz, daha çok, Gazali'nin felsefe ve tasavvufla iştigal etmeye başladığı devirlerde, yani olgunluk devrinde yazdığı ve üzerlerinde şüphe olmayan eserlerini dikkate alarak, Gazali'nin bilgi teorisini anlayabildiğimiz ölçüde anlatmak istiyoruz.

                Gazali'nin görüşleri toptan bir değerlendirmeye tâbi tutulacak olursa, onun bilgi teorisinin birbirine bağlı iki yönü olduğu görülür: Allah'ı bilmek olarak bilgi teorisi, tabiatı bilmek olarak bilgi teorisi. Gazali birinciyi, diğer tasavvıflar gibi hasseten Ma'rifet nazariyesi olarak görür ki, konusu Allah'dır, ikincisi, İlim nazariyesi olarak görür ki, konusu eşya, tabiattır. Biz burada Gazâli'nin bilgi teorisinin sadece ikinci yüzünü, yani İlim teorisini ele alacağız.

                b.  Gazali Bilgi Teorisinin Form el Kaynakları:

                Gazali, hayatı boyunca İslâmi bir düşünme tarzı ortaya koymaya ça­lışmış ve haklı olarak İslâm kültürüne ve düşüncesine giren yabancı akımlara karşı çıkmıştır. Bu bakımdan Gazali her şeyden önce, genel düşüncesinde ol­duğu gibi, bilgi teorisinde de daha ziyade başta Kur'an-ı kerim ve Hz. Peygam­ber'in genel dünya görüşü içinde ve onların terminolojileriyle işe girişir. Fakat bununla birlikte, isteyerek veya istemeyerek, çeşitli konularda özellikle konumuzla bir ölçüde alakası olan mantık ve felsefenin çok somut konuların­da kendisi de yabancı düşüncelerden veya onların, kendinden önceki filozof olsun, kelâmcı ve hatta fıkıhçı olsun, Îslam düşünürleri tarafından İslâmi bir havaya büründürülerek yapılan yorumlarından etkilenmiştir. O hâlde Ga­zâli'nin bilgi teorisinin üçüncü bir kaynağı olarak da İslâm kültüründe Gaza­li'den önce var olan felsefe geleneğini zikredebiliriz.

                c.   Gazâli'ye Göre Bilgi Nedir?

                Doğruluğu ya sübjektif veya objektif olarak deneylenmiş ve dinde apaçık bildirilmiş, şüpheden uzak her türlü veri, Gazâli'ye göre bilgidir. O halde bilgi, karakter itibariyle, ister insan ve kuvvelerinin mahsûlü (kesbi) olsun, ister dini (vehbi) olsun, insan aklının tasavvur kuvvesinin kabul ettiği bir veridir. Zira Gazali bilgiyi şu şekilde tanımlar: "Okuyucum, bilmiş ol ki; İlim, insan ruhunun, müfred halde veya mürekkep halde olsun eşyanın haki­katlerini ve çeşitlerini niteliğiyle, niceliğiyle, mahiyetiyle, cevheriyle, özüyle maddeden mücerret olarak tasavvur etmesidir...

                Bilinen, bilgisi akla (hafıza) nakşedilen şeyin kendisidir.....(1)

Görüldüğü gibi, bilgi aklın eşyayı kavraması sonucu elde ettiği bir soyutlamadır, fakat eşyanın gerçekliğine uygun bir soyutlamadır. İnsanın, şüpheden uzak, eşyanın gerçekliğine uyan bir soyutlama yapması mümkün müdür? Başka bir deyişle, gerçekten insan kesin bir bilgi sahibi olabilir mi veyahut da bilmek mümkün müdür? İşte Gazali bilgi teorisini diğer düşünürlerinkinden ayıran özelliklerden bazıları Gazali nin bu sorulara verdiği cevap­lar içerisinde kendini göstermektedir.

                d.  Gazâli'ye Göre Bilmek Mümkün müdür?

                Gazali bilhassa bu soruyu kendi kendine sormağa başladığı zamanlar­dır ki, şüphe krizi içine düşmüştür. Ancak onun niyeti gerçekten bilgiyi ara­mak, başka bir deyişle eşyaya sağlam metodlarla yaklaşımı aramak olduğu için, bu şüphelerden kurtulması kolay olmuştur. Bilindiği gibi, felsefede metodik şüphecilik denen bu tür metod daha sonra Descartes tarafından da ele alınmıştır; bu konuda Descartes'in Gazali'den etkilenmesi imkân dahilinde­dir. (2) Gazâli'ye göre doğru bilginin ilk şartı şüphedir. İnsan ancak şüphe­lenirse bildiği şeyleri yeniden araştırır; dolayısıyla neticede kesin bilgiye ula­şır. (3)

O hâlde Gazali için yapılması gereken şey neydi? Birincisi, bilen olarak yani bilginin sujesi olarak gerçekten insanın kendisini, yani yetilerini tanıması; ikincisi de, herkesin veya en azından insanların çoğunluğunun doğ­ru olarak kabul ettiği ölçüleri tesbit etmekti. İşte Gazâli'ye göre, insankendini gerçekten tanır, neyine güveneceğini neyine güvenemeyeceğini bilir ve hiç kimsenin şüphelenmediği doğru kriterler tesbit ederek bilgiyi bu sağlam temellere oturtursa, insanın elde edeceği bilgi doğru ve kesin bilgidir, bu şartlar altında doğru bilmek mümkündür.

                e.  Bilmek için önce insanın kendisini bilmesi gerekir;

                Gazali'ye göre insanın hiç şüphe edemeyeceği şey kendi varlığıdır. Fakat Gazali için bu yeterli değildir. Bundan sonra insanın bilgi elde etmeye yarayan duyularını, aklını, kalbini tanıması gerekir.

                Gazali'ye göre, beş duyu, akıl ve kalb insandaki bilgi elde edebilen kuvvelerdir, ancak başta duyular ve akıl sınırlı bir güce sahib oldukları için her zaman yanılgıya düşebilir ve böylece de her zaman bize doğru bilgi ver­meyebilirler. 0 halde duyular ve aklın verilerinin deneye tabi tutulmaları gerekir. Eğer deney sonucu doğrulukları sabit olursa, o zaman, o veriler doğru bilgiler olarak kabul edilmelidir. O hâlde Gazâli'ye göre, bilme fakat doğru bilme fiilinde, insanın kendisini bilmesi demek, insanın beş duyu, akıl ve kalb gibi kuvvelerinin bilmedeki sınır ve şartlarını tanıması, onlardan bilhassa beş duyu ve akün her zaman yanılabileceğini kabul etmesi demek­tir.

                f.   Herkesin Doğru Kabul Ettiği Şeylerin Tesbiti.

                İnsan, kendi varlığından şüphe etmeyecek kadar kendini bildikten ve kendi varlığının şuurunda olarak, kendi kuvvelerinin sınır ve kapasi­telerini tanıdıktan sonra bilginin tamamen sübjektif planda kalmaması için ve bilginin herkesin gözünde kesinlik değeri taşıması için, insanların ortak olarak doğru kabul ettiği temel bilgilerin tesbiti gerekir. Bunlar aklın, doğru­luğu veya yanlışlığı hakkında hiç bir araştırmaya girmeden kabul ettiği apa­çık bilgilerdir. Gazali bunları "Zarurât" ve "Mahsusât" olarak adlandırır.  

                Gazâli'ye göre, ikinci tip zaruri ve bedihi, yani doğruluğundan şüphe edilmeyen bilgiler, dini bilgilerdir. Bunlar da temel bilgilerdir.

O hâlde Gazali nin bilgi teorisinin temelini, zaruri ve bedihi insanlık bilgileriyle ilâhi menşe'li dini bilgiler teşkil eder. Burada hatırlatılması gere­ken bir husus var, o da Gazâli'nin dini bilgiden kastının, Kuran-ı Kerimde ve Hz. Peygamberin hadislerinde verilen bilgiler olduğu hususudur. Dinin yorumu mahiyetindeki görüşler "dini bilgi" kategorisi içerisine girmediğin­den bunlar doğru veya yanlış olabilir.

                g.   Bilmek Fiili Nedir?

                Yukarıda kısaca anlatmak istediklerimizden de anlaşılacağı üzere, Gazâli'ye göre bilmek, temel bilgilere dayanarak, önce eşyayı beş duyu ile algılamak, sonra akılla idrâk etmek, daha sonra duyuların ve aklın verilerini tecrübe etmektir. Tecrübe de, ya içsel bir tecrübedir ki yeri kalbur, ya da dışsal bir tecrübedir, yani elde ettiğimiz verilerin eşyaya uygun olup olma­dığını bizzat eşyayı inceleyerek deneylemektir.

                1- Beş Duyu ve Algılamak :

Gazâli'ye göre bilmek ve bilgi, önce eşyayı beş duyu ile algılamak­tır. Ancak duyularımız yanılgıya her zaman müsait olduğu için bu safhadaki verileri hemen doğru kabul etmemeli, onlardan şüphe etmelidir.

                2- Akıl ve Akli îdrâk :

                İnsan, beş duyunun verilerini daha sonra akla havale etmelidir. Akıl, bunlar üzerinde düşünmelidir.

                Akıl erdirme sonucu bazı veriler elde edilebilir. Akıl, duyularla elde edilen algıların doğruluğuna veya yanlışlığına hükmedebilir. Bununla bera­ber, Gazali'ye göre akıl da tabiatı icabı yanılgıya müsait olduğu için, aklın verilerine de hemen güvenip bunları doğru bilgi kabul etmemelidir.

                3- Tecrübe ve Sezgi :

                Aklın verileri üçüncü derecede tecrübeye havale edilmelidir. Eğer bilme fiilinin konusu sırf fiziki bir şeyse, aklın bu şey hakkındaki verileri bizzat o şeye tatbik edilerek, onların şeye uygun olup olmadıkları eşya üze­rinde gözlenmeli ve denenmelidir. Neticede elde edilecek veriler, artık doğru bilgilerdir. Eğer bilmek fiilinin konusu metafizik âlemle ilgili ise, bunu kalbe havale etmeli, derunî veya içsel bir tecrübe, yani sezgi yoluyla bilgi elde edilmelidir. Burada hatırlanması gereken nokta, insanın kalbini bir bilgi va­sıtası olarak kullanabilmesi için, önce kalbin temizlenmesi, yani kalbde lökalize olduğu düşünülen ruhun, bedenin baskılarından kurtarılması, eşyayı gerçeklikleriyle algılamak için "kalb gözü" nün açılması gerektiğidir ki, bu­nun tasavvufta bazı metodları vardır. Hatta Gazali'ye göre ruhunu kalbde bedenden bağımsızlaştırılabilen ve kalb gözü ile görme mertebesine erebilen kimseler, sadece metafizik âlemin bilgisini değil fiziki dünyanın bilgisini bile doğrudan doğruya elde edebilirler.

                Buraya kadar anlattıklarımızı, daha kısa olarak şöylece formüle edebiliriz : Gazâli'nin bilgi teorisine göre, bilgi elde etme vasıtaları, beş duyu, akıl ve kalbtir. Bilgi elde etmede metodlar ise, hissi ve akli idrâke dayanarak tec­rübe ve gözlem, derunî idrâke dayanarak sezgidir.

                Gazali'ye göre bilmede, önce duyularla başlamak, sonra akla geçmek ve nihayet kalbe gitmek insanın embriyolojik gelişimine de uygundur. Yani, bilgi elde etme yolları ve metodlanyia insanın embriyolojik gelişimi ve organ­ların teşekkülü arasında Gazali, bir paralellik görür. O bunu en son yazdığı eserlerinden olan el-Munkiz min ed-Delâl'ında anlatır, özetle şöyledir: "İnsanda ilk yaratılan dokunma hissidir. Bununla soğukluk, sıcaklık,yaşlık ku­ruluk, yumuşaklık, sertlik vb. gibi varlıkların sıfatları idrâk edilir...

                Bundan sonra insanda göz yaratılır. Bununla renkleri, şekilleri idrâk eder. Beş duyuyla bilinen âlem içerisinde en geniş saha göze ait olandır. Son­ra insanda işitme meydana gelir. Sesleri, nağmeleri onunla işitir. Daha sonra onda tatma kuvveti yaratılır. Böylece mahsusat âlemini idrâk vasıtaları ta­mamlanmış olur...

                Daha sonra insan diğer bir safhaya yükselir. Bu safhada da akü yaratı­lır. Bununla vacipleri, caizleri, muhal olan şeyleri idrak eder ve bundan ev­velki safhalarda kendisinde bulunmayan birtakım yetenekleri kazanır.

                Aklın ötesinde bir safha daha vardır ki orada başka bir göz açılır. Onunla gaybı, gelecekte vuku bulacak hâdiseleri ve daha aklın anlamaktan âciz kaldığı bazı şeyleri görür...(5) Gazâli'nin, organların teşekkülü ile ilgili sıralaması da az çok bugünkü modern embriyolojik teorilere uygunluk arz eder.

                Bilgi kaynakları ve vasıtaları konusunda burada ilâve edilmesi gere­ken bir husus vardır ki, bu da Gazali ye göre Rüyâ-yı Sâdıka yoluyla da gerçek bilginin   elde edilebileceği görüşüdür. Bazı îslâm düşünürleri gibi Gazâli'ye göre de rüya ikiye ayrılar: Birincisi Rüyâ-yı Kâzibe, yalancı rüyadır ki, bu günlük hayattaki gerçekleşmemiş arzu ve isteklerin, uykuda yeniden ortaya çıkması veya yaşanmış basit olayların tekrarıdır. Bu tür rüyanın in­sana vereceği hiç bir mesaj yoktur. İkincisi, gerçek rüya, Rüyâ-yı Sadıkadır ki, bu, insan ruhunun uykuda Levh-i Mahfuz'dan kalbe yansıttığı bilgilerdir. Bunlar insana bilgiler verir, ancak çoğu kez mesajları sembollerle ifade edil­diği için insan onları açıkça anlayamaz; anlaşılmaları tâbiri gerektirir. {6) Bir de Yekzâ vardır ki, insanın uyanık iken gördüğü rüyadır. Bu rü­yada bilgiler, sembolsüz, açık ve seçik olarak insana Allah tarafından verilir. Bu daha çok Peygamberlerin Vahy alması olarak değerlendirilmiştir. Mama­fih, bazı insanlara da bu yolla bilgi verilebilmektedir. (7}

                Gazali'nin rüya yoluyla bilgi elde edebileceği hakkındaki görüşle­ri bu günkü modern psikoloji ve psikanaliz yönünden oldukça enteresandır. Zira bu konu bugünkü tıp ve psikolojiyle ilgilenen bilim adamları arasında, üzerinde çok çalışılan konulardan biridir. Meselâ psikanalizin kurucusu sa­yılan Freud başta rüya yoluyla bilgi elde etme tezinin bir saçmalık ve hurafe olduğunu savunmasına rağmen, hayatının sonuna doğru bu görüşünden vazge­çerek, Gazali gibi rüyanın da bir bilgi kaynağı olabileceğini savunmuştur. Şöyle der: "Diğer taraftan işaret edelim ki eski hikmetlerin, rüyalarla gele­ceği önceden görme iddiaları haklı, oldukça enteresan bir olayıdır." (8)

                Bugün birçok bilim adamı bu görüşü paylaşmakta ve bu konuda çe­şitli deneyler yapmaktadırlar.

                Gazâli bilgi teorisinin önemli konularından biri de ilimlerin ve bilgi­lerin sınıflamasıdır. Ancak Gazâli'ye ait değişik sınıflamalar bulunduğu ve bu sınıflamalar onun eserlerinde az çok farklarla işlendiği için bu konu ol­dukça uzundur. Bu sebeple burada bu konuya girmek istemiyoruz.

                ğ. Bilginin değeri Problemi :

                Burada, üzerinde kısa da olsa durulması gereken bir konu da ilimlerin ve ilmi bilgilerin değeri problemidir.

                Genel olarak Gazali, bilginin şu üç değeri üzerinde durmaktadır: Gerçeklik değeri, faydacılık değeri ve ahlâki değeri.

                Gazâli'ye göre, her şeyden önce kesin bilgi bize varlığın gerçekliğini yansıtmalıdır. Bilginin gerçekliğinin iki kriteri vardır. Birincisi genelde dini nasların açık manalarına aykırı olmaması, ikincisi objektif bir karakterde ol­masıdır, îşte bu iki kritere birden uyan bilgi ancak gerçeklik değerine sahip­tir. Aksi takdirde bilgi şahsî ve indî inançlar ve fikirlerden öteye geçemez.

                Faydacılık değerine gelince, bilgi ya insanın dünyasına ya da âhiretine faydalı olmalıdır, ya maddi hayatına ya da manevi hayatına katkıda bu­lunmalıdır. Böyle olmayan bilgiler Gazâli'ye göre muteber bilgiler değildir.

                Gazali için bilgilerin insanı terbiye edici olması gerekir. İnsanın ahlâki yaşantısına katkıda bulunmayan her bilgi toplum ve ferde zararlıdır.

                Diğer taraftan Gazali ayrı ayrı ilim dalları üzerinde de durur. Genelde akli ilimler denen felsefe, matematik, astronomi, fizik ve diğer tabiat ilimle­rinin bir ilim olarak kötü veya dini inanca ters düşen yerleri yoktur. Fakat bu ilimleri iyi bilmeyen kimselerden bazıları, bu ilimlerdeki bazı görüşleri iyi anlayamadığı zaman bazı şüphelere ve onların zararlarına maruz kalabilir. Aynı şekilde bu ilimlerde temayüz etmiş kimseler, eğer niyetleri kötü ise, bu ilimleri kötüye kullanabilirler. Bu ilimlerle iştigal eden ve öğrenen kimsele­rin bu iki noktaya dikkat etmeleri gerekir.(9)

                Burada belirtilmesi gereken bir nokta vardır ki, o da çoğu kez Gaza­li 'yi iyi bilmeyen kimselerin onu bir felsefi ilimler düşmanıymış gibi göster­meleridir. Gerçekte Gazali, felsefi ilimleri bir ilim oldukları için değil, felse­fecileri hatalı görüşlerinden, başka bir deyişle felsefecileri felsefelerinden do­layı tenkid etmiştir. Yoksa bu ilimlerin tamamen göz ardı edilmesini söyle­memiştir. (10)

                Burada aynı şekilde Gazali'nin ilim anlayışı, ilmi tartışmalar konusun­da daha önce hiç kimse tarafından ifade edilmeyen ve onun geniş görüşlülü­ğünü ve tenkid felsefesinin temelini teşkil eden şu cümlelerini de aktarmadan konuyu bitirmek istemiyoruz, "Gerçekten anladım ki, bir ilme hakkı ile va­kıf olmayan bir kimse, o ilimdeki bozukluğu anlayamaz. O derece vakıf ol­malı ki, o ilmin o devirde en âliminin ilmine eşit olup mütalaa ve tahkikat neticesinde onun derecesini geçmeli; onun muttali olmadığı derinliklere dalabilmeli. işte o zaman o ilmin bozuk olduğu iddiasının bir hak olduğu mey­dana çıkar..."

                Binaenaleyh anladım ki, bir mezhebin* hangi görüşler üzerine kuruldu­ğunu anlamaksızın, künh ve hakikatine varmaksızın o mezhebi reddetmek karanlığa taş atmak gibidir.

                İşte çok manalı bir ilim ve tenkidçi zihniyet anlayışı örneği. Genç müslüman ilim adamları veya namzetleri her şeyden önce bu örnek zihniyete bu gün her zamankinden daha çok muhtaçtırlar. Şu veya bu zihniyete veya akıma uzaktan karşı olmak yetmez, onu yakından tanımak gerekir, İlmi zihni­yet budur.


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

1-Gazali; er-Risâletü'l-Ledüniyye, Mısır, 1328, s.l; Türkçe terc. "İlahi Sır, A.Şener -Ş.Topaloğlu, 2 bsk., İstanbul 1973, s.9

2- Palacios (A.M.); Algazel, Zaragoza, 1901, s. 17; of. Montgomery (W.); The Faith and Practice of al-Ghazali, London, 1953, s. 12

3-Gazali, Mizânü'l-amel, Mısır, 1328, s.216; cf. Çubukçu (I.A); Gazali ve Şüphecilik, Ank. Ü. İlahiyat Fak. Yay. II, Ank. 1964. s.81

4-Gazali; el-Munkizu mine'd-Delâl, Kahire, 1303, s.4

5- Gazali; el-Munkiz mined-Delâl, s. 34-35

6-Gazali, İhya, Kahire 1302, C.IV, s. 457; Kimya-yı Sa'adet, Tahran, tarihsiz, C.II, s. 993

7-Gazali, İhyâ, C.IV, s. 457; Cevâhirü'l-Kur'ân, s. 35 vd.

8-Freud (s.); le Reve et son lnterpretation, Fransızca terc. H.Legros, NRF, Les Essais XLYIII,, Paris, 1925, s. 134

9-Gazali; el-Munkiz min ed-Delâl, s.8-30

10-Gazali, Munkiz'in felsefi ilimlere ayrılmış çeşitli bölümleri

* Burada "mezheb" sözüyle "ekol", "düşünce hareketi" kastedilmektedir. (yayıncının notu)

(İlim ve Sanat)

 
Geri