MAKALELER  
HADİS ÖĞRENİMİ İÇİN YAPILAN SEYAHATLER

HADİS ÖĞRENİMİ İÇİN YAPILAN SEYAHATLER

Dr. NureddinITR

(Çeviren: Dr. Raşit Küçük)


                Bu yazı el-Hatîbu'l-Bağdadî'nin "er-rıhle fî talebil-hadîs" adlı eserinin muhakkik tarafından yazılan mukaddimesinden alınmıştır.

                 Hz.Peygamberin hadisleri, Kur'an-ı Kerim'den sonra, İslâm'ın ikinci ana kaynağını teşkil eder. Bu büyük fonksiyonu sebebiyle, âlimler, azami gayreti göstererek, hadisleri ve isnadlarını tesbit için olanca güçlerini seferber etmişlerdir. Her türlü zorluğa göğüs gererek, çok uzak mesafelere bile ilmî seyahatler (rıhletu'l-ilm) yapmışlardır. Bu seyahatlerin tek gayesi, hadis öğrenmek, hadislerin, hattâ tek bir hadisin senedini araştırmaktır. Böylelikle, Allah'ın emrine uyulmuş, Allah Rasûlü'nün müslümanları teşvik ettiği ilmî araştırma tahakkuk etmiş olmaktadır.

                Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: "Bütün insanların, toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Her topluluktan bir gurubun toplanıp dini iyice öğrenmeleri ve kavimleri kendilerine dönüp geldikleri zaman Allah'ın yasak kıldığı şeylerden kaçınmaları için onları uyarmaları gerekmez mi?"(1)

                Hz.Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır: "İlim öğrenmek arzusuyla bir yola çıkan kimseye, Allah, cennete giden yolu kolaylaştırır"(2)

                Hadis öğreniminde seyahat, muhaddislerin yolunun gereklerinden biri ve onların tahsilindeki metodlarındandı (menhec). Nitekim, ibnus-Salâh şunları söyler: "Hadis talebesi, kendi beldesi ve çevresindeki hadislerin öğrenimini tamamlayınca başka beldelerdeki âlimlere yolculuk yapmalıdır"(3).

                Yahya b.Main, dört sınıf insanın tam olgunluğa erdiklerine kani olmadığını söyler ve bunları şöyle sıralar: Dağ bekçisi, kâdînin münâdisi, muhaddisin çocuğu, kendi beldesinin hadislerini yazıp, hadis öğrenimi için seyahate çıkmamış olan kimse.(4)

                Hadislerin senedlerine göz atan bir kimse, ilim için yapılan seyahat­lerin rolünü net olarak görebilir. Herhangi bir hadisin senedini ele alıp, seneddeki râvîlerin biyografilerini incelediğimizde, çok kere birden çok beldeye nisbet edildiklerini görürüz. Hadis öğrenimi için yapılan seya­hatler, onları bir araya getirmiş ve aralarındaki uzaklığı yakınlaştırmıştır. Hattâ, bir hadisin senedinde bir nesil peş peşe gelmiş olabilir.

                Hadisçiler nezdinde, ilim yolunda yapılan seyahatlerin bir takım önemli hedef ve maksatları vardır. Biz onların en mühimlerine işaret etmek istiyoruz.


                Hadis tahsili

                Hadis öğrenimi, özellikle İslâm'ın ilk asırlarında, ilmî seyahatlerin temel sebebini teşkil etmektedir. Sahabe(5), tâbiûn ve onları takip eden nesillerin seyahatleri bu cümledendir.

                Şöyle ki, onlardan bazılarının hadislerin tamamını bildiklerini söyle­memiz mümkün olsa da, sahabeler, İslâm coğrafyasının çeşitli beldelerine dağılmışlardı. Onların her birinin Hz. Peygamber (s.a.s.)'den aldığı bir hadis, bir ilim vardı. Üstelik halîfeler onları birer İslâm davetçisi ve öğretici olarak çeşitli memleket ve beldelere gönderiyorlardı. Meselâ, Abdullah b.Mes'ûd Irak'a, Ebu'd-Derdâ Şam'a bu maksatla gönderilmişlerdi...

                Daha sonra, sahabelerin öğrendikleri hadis ve bildikleri ilimler, tâbiûn tabakasındaki talebeleri arasında gelişip yayılmış ve onların arasında dağılmıştır. Bundan dolayı âlimler, sünnet-i Nebeviyeye ait ilmi tam manasıyla elde etmek için, hadisi, en iyi bilenlerin bizzat kendilerinden öğrenmeye ihtiyaç duymuşlardır. Müslümanlar, bu hususta insanlığa ilim tarihinde yüksek bir misâl teşkil etmişler ve hedefe ulaşmışlardır. Bir tek hadis için bile yorucu seyahatler yapılmıştır. El-Hatibu'1-Bağdadî'nin "er-Rıhle fı talebi 'l-hadîs" adını taşıyan eseri, bu konuda açık bir delildir.

                Rivayetin sabitliğini ve sahihliğini garanti etmek

                Ebû Eyyûb, Resulullah (s.a.s.)'den duyduğu bir tek hadisi kendisi ile, Mısır'da ikâmet etmekte olan Ukbe b.Âmir'den başka duyan sahabe kal­mamış olması sebebiyle, rivayetin sıhhatini tesbit etmek için, Medine'den Mısır'a yolculuk yapmıştır(6).

                Şu'be b.el-Haccâc da, abdestin fazileti ve abdestten sonraki duâ hadi­sinin senedini tedkîk için yorucu bir yolculuğa çıkmıştır. Kendisi bu hadisi Ebû İshak es-Sebîî'den "bu hadis müdellestir" diye işitmiş, senedin haki­kati ona açıklanmamıştı. Şu'be, hadiste tedlis yapanları (müdellis) araştırmada son derece hassas idi. O, bu yorucu yolculuğun neticesinde müessif sonuca ulaşmış, seneddeki râvîlerden birinin ta'n edilmiş olduğu için sened zincirinden düşürüldüğünü görmüştü. Bunun üzerine şu sözü söylemekten kendini alamadı: "Bu hadis, benim hayatımı bitirip mahvetti, sahih olsaydı, bana ehlimden, malımdan ve bütün dünyadan daha sevimli olacaktı."(7)

                Muhaddisin önceden aldığı hadisin isnadı ile, seyahatleri neticesinde elde ettiği aynı hadisin isnadının bir ve beraber olması, yada rivayet edilen metnin sığasında veya manasında ittifak bulunması, rivayet ettiği hadise mana yönünden uygun olan başka hadisler işitip alması da(8), rivayetin sübûtunu ve sıhhatini garanti etmek (tesebbüt) anlamı taşır. Böylece, muhaddisin itmi'nana ulaşması yanında, hadis de takviye edilmiş olur. Neticede, şayet hadiste önceden sıhhatini şüpheye düşüren bir za'f varsa(9), böylelikle delil kabul edilmeye lâyık bir dereceye yükselir, hadis sahih ise sıhhati daha da kuvvet kazanmış olur(10). Rivayetlerin ve isnadların araştırılması, bazı kere de, daha önce sahîh olduğu farzedilen bir hadisin amelden düşüren kusurlarının bulunduğunu ortaya çıkarır(11).

                Senette üstün isnadı (Ulüvvü'l-isnâd) araştırmak

                Ulüvv, yani senedin üstünlüğü, muttasıl olmasının yanında, hadisin senedindeki vasıtaların adedinin azlığından ibarettir.

                Âlî isnad, muhaddisin bir hadisi, hayatta olan bir hadis üstadından rivayette bulunan bir râvîden duyup, müteakiben muhaddisin o üstada gidip hadisi bizzat kendisinden dinlemesi ile meydana gelir. Böylelikle seneddeki nakil vasıtalarının sayısı azalır.

                İsnadın âlî olmasının en büyük faydası, senedi birtakım karışıklıklardan ve kusurlardan uzak hale getirmesidir. Çünkü senedin ricalinden her birinin, nakil esnasında kendi cihetinden birtakım hatalara düşmesi ihtimal dahilindedir. Vasıtalar azalınca hata ihtimali de azalmış olur. Böylece isnadın âlî olması hadis için bir kuvvet olmaktadır(12).

                Bu sebeplerden dolayı, muhaddisler âlî isnada büyük bir ehemmiyet vermişlerdir, bu konuda eserler telif etmişler, onu elde edebilmek için güçlüklere göğüs germişler, âlî isnâd peşinde uzak diyarlara yolculuk yapmışlardır. Hattâ onlar, zamanlarındaki bir muhaddisten alınan bir hadisi işitir işitmez, onu bizzat o kişinin ağzından duymak için yolculuk yapmışlardır.

                Hafız Ebu'l-Fadl el-Makdisî şöyle der(13): "Hadis ehli, âlî isnadı taleb ve onu üstün tutmada icma etmişlerdir. Aksi takdirde nazil ile yetinir ve onlardan hiçbiri seyahate çıkmazdı".

                Ahmed b. Hanbel, "âlî isnadı taleb etmek, seleften kalan bir sünnettir" demektedir.

                Yahya b.Maîn'e, ölüm döşeğinde, "canın ne istiyor" denildiğinde,"hâli (boş ve tenha) bir ev, âlî bir isnâd"cevabını vermiştir".(14).

Ahmed b.Hanbe'e, "kişi, âlî isnadı taleb uğrunda seyahat eder mi? denildi, o da, "evet, Allah'a yemin ederim ki öncelikle yapar. Alkame ve el-Esved'e Hz.Ömer'den hadis ulaşırdı da, onlar Ömer'e gidip o hadisi bizzat O'ndan dinleyene kadar hadisin sıhhatine kanaat getirmezlerdi."(15)

                Ebul-Âliye şunları söyler: "Biz Basra'da, Resulullah (s.a.s)ın ashabından naklen rivayetler duyardık ta, buna razı olmayarak, binitimize binip Medine'ye kadar gider, o rivayetleri bizzat kendilerinden dinlerdik..."(16)

Zikredilenler dışında da pek çok misâller vardır.

                Râvilerin hallerini araştırmak

                Râvînin, hadisi aynen işitip aldığı gibi naklettiğini bilmek, bu ilmin medarı olan ana gayedir. Bu sebeple, olanca gayret sarfedilmiş, tenkid kaideleri vaz' edilmiştir. Hiç şüphesiz, râvîlerin halleri ve haberleri sonuna kadar incelenmiş ve onların makbulü ile merdudu birbirinden ayrılmıştır. Biz, "Menhecu'n-nakd" isimli eserimizde şöyle demiştik: "Münekkid imamların, râvîlerin adaleti, hıfzı, uyanık davranışları konusundaki ince­lemeleri, ilim için seyahatleri ve meşakkatler, yalancı ve zayıf râvilerden sakındırmaları yönünde gayretleri olmasaydı, İslâm'ın işleri karışır, zındıklar her yeri istilâ eder, deccaller ortaya çıkardı"(17).

Bu konunun ehemmiyetine, râvîleri çeşitli yönleriyle ele alıp inceleyen ve onların hallerinden bahseden ilimlerin sayılarının otuza ulaşması, yeterli delil teşkil etmektedir(18).

                Yahya b.Maîn'in, Ebû Nuaym el-Fadl b.Dükeyn'in hıfzını ve teyak­kuzunu imtihan etme çabası ve nihayet onun bu hususlarda çok üstün bir dereceye ulaşmış olduğuna şehâdet etmesi, bu konuya yönelik seyahatlerin misâllerindendir (19.)

                Şayet insanlar ve ilim talebeleri, bu asırda da, teliflerle meşgul olup, yayılan fikirlerin kaynağı olan müelliflere dikkat etse ve selefin yaptığı gibi onların hallerini araştırsalar, kitap sahibi pek çok kişinin okunmaya değer olmadıklarını anlar, böylece birçok zararlardan da korunmuş olurlardı(20). Bunun sonucu olarak da rahata düşkünlük ve yayıncıların ticari propa­gandalarını kolaylaştırıcı uydurma şöhret yerine aldatıcı unvanlarla kazanılmamış bir kuvvet ortaya çıkardı. Zira âlimler ile görüşmek için yapılan seyahatler, onların gizli kalmış yanlarının açığa çıkmasına sebep olmaktaydı.

Hadislerin tenkidi ve illetleri konusunda ulemanın müzakeresi

                Hadis kritiği ve hadislerin illetlerini bilme ilmi, keskin bir kavrayış ile sened ve rivayetleri derinliğine incelemeye ihtiyaç hissettiren büyük bir ilimdir. Bu sebepledir ki, ulemâ, bu sahada mütehassıs olmak ve ilmî meleke kazanmak için seyahat etmek, müzakerede bulunmak ve sahasının önde gelen ihtisas sahihi âlimleri ile buluşmak gereğine inanırlar.

                el-hatîbu'l-Bağdâdî, "el-Kifaye" isimli eserinde şöyle demektedir(21) "Şayet muttasıl ile mürselin hükmü bir olsaydı, hadis yazanlar seyahate çıkmaz, çeşitli ülke ve şehirlerde bulunan âlimler ile buluşmak ve onlardan hadis duyabilmek için yolculukların meşakkatlerine katlanmazlardı."

                Süfyân b.Uyeyne Mekke'de ikâmet etmekte idi. Âli b.el-Medîni, kendisi ile hadis müzakeresinde bulunmak üzere Irak'tan Medine'ye kadar yolculuk yapardı. İbn Uyeyne der ki: Âli b.el Medînî'ye olan aşırı muhabbetim sebebiyle beni ayıplıyorlar. Allah 'a yemin ederim ki, kesinlikle, onun benden öğrendiğinden daha çoğunu ben ondan öğreniyorum. Yahyhâ el-Kattan da, "Ben Âli'den, onun benden öğrendiklerinden daha çoğunu öğrenmekteyim " der.

                İmam Ahmed b.Hanbel, her gece yüz rekat veya daha fazla nafile namaz kılardı. Yahya b.Maîn kendisini ziyarete gittiğinde ise, az miktarda nafile namazla yetinir, Yahya ile hadis müzakeresine otururdu. Bu konuda oğlu kendisine bîr söz yönelttiğinde "Oğulcuğum, kılınamayan nafile namaz sonra da kılınabilir, fakat bu gencin yanındaki ilim gittiği zaman onu bir daha elde etmek mümkün değildir" derdi.

                Hadislerin illetleri konusunda, et-Tirmizî'nin İmam el-Buhârî'den elde ettiği bilgiler, ilim için seyahatin mükemmel neticelerindendir. İşte O'nun "el-İlelu'l-Kebîr" kitabı bu hususta en büyük şahittir. Zira et-Tirmizî, kitabındaki hadislerin ekserisinde İmam el-Buhârî'den pek çok nakil yapmaktadır. et-Tirmizî, "el-Câmi" olarak ta isimlendirilen "es~Sünen"in sonunda, bu karşılıklı bilgi alışverişini kendi açıklamasıyla ortaya koymuştur: "Bu kitapaki (el-Câmi) hadislerde, seneddeki kişiler (rical) ve tarihle alâkalı olarak zikredilen illetler, benim tarih kitaplarından (22) elde ettiğim bilgilerdir. Bunların pek çoğunu ise, Muhammed b.İsmâil (yani el-Buhârî) ile karşılıklı münazara etmişimdir... "(23)demektedir.


                İlmî yönden güçlü olmak

                İnsanın içinde yaşadığı ortam ve çevreden tesirlendiği muhakkaktır. Bazan insana içinde bulunup yaşadığı alışkanlıkları da tahakküm edebilir. Başka bir ortama seyahat ettiği zaman, araştırılan yeni problemler veya üzerinde inceleme yaptığı geçmiş meseleler hakkında yeni görüşlere tesadüf eder. Böylece bakış ufku genişler, yeni problemler ve görüşleri araştırma gayretine girer. Çoğu kere bu durum, kendisini zamanla üzerinde ısrarla

İurduğu ve ayrılmadığı görüş ve ictihadlarını değiştirmeye sevk eder. Bu konuda Şafiî fıkhı önemli bir delil teşkil eder. İmam eş-Şafiî'nin iki mezhebi olduğu meşhur ve maruftur: Kadîm (eski) mezhebi, cedîd (yeni) mezhebi. Yeni mezheb, pek çok ana meselelerde eskisi ile bağdaşmaz. İmam eş-Şafiî,   Ebû   Hanîfe'nin   ashabından   İmam   Muhammed   b.el-Hasen

eş-Şeybânî, diğerleri ve başka alimlerle bir araya gelme imkânı bulduğu Irak'a seyahatinden sonra yeni mezhebini benimsemiştir.

                İbn Haldun, bu konuya muhtasar ve hususi bir fasılda yer vermiştir ki, biz onun metnini aynen nakletmeyi uygun bulduk: "İlimleri öğrenmek için seyahat ve ileri gelen üstadlarla buluşma, öğretimde kemali artırıcı bir unsurdur" başlığını koymuştur. (24)

                Zira insanlar, bilgi ve anlayışlarını, düşünce ve meziyet olarak kazandıklarını bazan alimlerden duyup manasını kavrayarak bazan da doğrudan doğruya taklid ve beraber olma sonucu meleke kazanmak suretiyle elde ederler ki bu ikincisi daha kuvvetli ve daha kalıcı olmaktadır. Binaenaleyh bir takım    köklü   alışkanlıkların ve insan nefsinde yer eden prensiplerin meydana gelmesi,   karşılaşılıp görüşülen üstadların çokluğu ile orantılıdır,diğer taraftan ilimlerin öğretiminde ıstılahlar öğrencilere karışık gelmektedir. Hatta onlardan pek çoğu, ıstılahları ilimden bir bölüm zannederler, Bu noktada   öğreticilerin   metodlarının   farklılığı   sebebiyle,   yüz yüze görüşmeden bu inanç ve kanaatleri kendilerinden izâle edilmiş olmaz. Bu sebeple ehli ile bir arada bulunma ve kendileri ile görüşülen üstadların sayı-çokluğu, kişiye, ıstılahlar konusunda görülen ihtilafları anlama ve istılahları  temyiz  etme   vasfını kazandırır.   Böylece ilmi,   ıstılahlardan soyutlar, onların, öğretim vasıtaları ve ilme ulaşmanın yolları olduğunu anlamış olur.   Bu  ıstılahlar,  onun  ilmî kuvvetlerini derinlemesine bir anlayışa ve melekelerde sağlamlığa sevkeder. Başkaları ile münasebet,

telkin, ilim alınan üstadların sayıca çokluğu ve çeşitliliği ile ilmî melekelerin takviyesi yanında, anlayışını tashih edip temyiz gücünü de kazandırır.

                Bütün bunlar, Allah'ın, kendisine ilim ve hidayet yollarını müyesser kıldığı kimseler içindir. Hulâsa, ilim öğrenme uğrunda ulemâ ile buluşmak ve ileri gelen kişilerle görüşmek suretiyle ilmi artırmak ve olgunluk kazanmak için seyahat zarurîdir. Allah, dilediği kimseyi doğru yola ulaştırır.


                Âlimin elde ettiği ilmin neşri

                Bu cümleden olmak üzere, çoğu kere âlim, ehil kişilerin bol olmayışı veya bu ilim ve ihtisas sahasına o belde ehlinin ihtimamının azlığı sebebiyle, onun olgunluğunu kaldıramayacak bir beldede mütehassıs olur. Birtakım meşhur olmuş görüşlerin daha geniş manada tartışıldığı veya daha çok ihtiyaç duyulan bir şehre seyahate çıkar. Böylece hem ilmî derecesini yük­seltmiş, hem de başkalarını ilimden faydalandırmış olur. Şayet ilim için seyahat olmasaydı, onun rütbesi yükselmez, ihtisasının meyveleri de çoğalmazdı. Meselâ Şeyh İzzuddîn b. Abdisselâm, Şam'dan ayrılışında Kerk şehrine uğramış, orada kendisini şehrin idarecisi karşılayıp bu şehirde ikâmetini istemiştir. Şeyh ona "senin belden benim ilmimden küçük" diyerek Kahire'ye yönelmiştir.

                Bazan âlim veya edebiyatçının seyahati, ilmini veya edebî bilgisini or­taya koyma ve çeşitli ülkelerde onu yayma sebeplerinden biri olabilir.


                Umumî kültürü geliştirmek

                Bu da, âdet, kültür, hikmet, örnek ve güzel sözlerden yeni olanlara kişinin nefsinin yatkınlığıyla alâkalıdır. İnsan, bunların tesirinde kalır ve kendisine yeni bir şekil verir. Neticede, her seyahat ve karşılaşmadan bir fayda hâsıl olur. Bir hikmeti, bir nükteyi hıfzeder veya kendisi için yepyeni ve güzel bir hadise meydana gelebilir. Böylece, ezberlediklerinden bah­setmek suretiyle insanları kendisine cezbetmeye yarayacak bir metot kazanmış olur. İnsanlarda, başkalarının haberlerine muttali olma, onların halleri ile ilgili olan, alışmadıkları birtakım hasletleri bilme arzusu vardır. Bu sebeple, seyyahlar vardıkları yerde baş köşeye oturtulur. Seyahat ha­tıraları, meşayihlerinin halleri ve üstadlarının haberleri ile de insanların alâkalarını çekerler. İçtimaî müşâhadeleri, hikmetli latifeleri, dinledikleri ince nükteler ve karşılaştıkları şaşırtıcı olaylar da ilgi çekicidir.


                Nefiste fazilet ve kemâlâtı artırmak

                Şüphe yok ki bu, seyahat edenlerin seyahatlerine sebep teşkil eden hedeflerden biridir. Seyyahlar, hallerini ve sıfatlarını örnek alacakları fazi­let sahibi kimselere yönelirler.

İmam, âlim, hafız ve zâhid Ahmed b.Ferh el-İşbîlî(25), imam en-Nevevî hakkında şunları söyler: "İmam Muhyiddin (en-Nevevî) üç mertebe geçirmiştir ki, her mertebe bir şahsa ait olsaydı, ilim yolcuları ona koşarlardı: İlim, zühd, emr-i bil-ma*ruf ve nehy-i ani'l-münker."(26)

                Büyük imam Yahya b.Yahya b. Bükeyr et-Temîmî(27), İmam Mâlik b.Enes'den hadis dinleyip almak üzere yola çıkmış, bu gayeyi tahakkuk ettirdikten sonra Mâlik'in yanında kalmış ve "O'nun şemailinden istifade etmek üzere kaldım" demiştir.

                Ayrıca yolculukta insanın âdet ve alışkanlıkları değişikliğe uğradığı gibi, yolculuğun insanın nefsinde kökleştirdiği güzel ahlaklarda kazanılır.

                Meselâ, çok kere yolcunun bedenî yorgunlukları ve dostlarından ayrıl­manın nefsine verdiği elemler ona sabır ahlakını, insanları idare etme ve onlara karşı iyi davranma edebini kazandırır. Çünkü vatanından uzakta olan kimse bu edebe olan ihtiyacı, kendisinin hasebini ve toplum içindeki mevkiini bilen bir çevrede yaşayan kimseden daha şiddetle hisseder. Bu sonuncunun bilinip tanınması, dinlenilmesini kolaylaştırır.

                Bu, büyüklerden faziletleri öğrenme usûlü, ihtilâflar karşısında hoşgörülü olma yolunu açar. Böylece her kişi, başkasının hata ve bilgisizliğini veya ictihad ve görüşlerini mazur görür, muhalifini hakir görme veya onu bid'at çıkarma yada sapkınlıkla itham etmede acele davranmaz.

                Samimi ve içten yeni dostluklar kazanmak

                Samimî ve içten dostluk, insanın dünyada faydalandığı şeylerin en zevklilerindendir. Allah (c.c), insanların birbirini sevmesini, cennet ehlinin nimetlerinden biri olarak zikreder: "Onların göğüslerindeki kini çıkartıp attık, hepsi kardeşler olarak köşkler üzerinde karşı karşıya oturup soh­bet ederler"(28)

                İlim için seyahat, kendileriyle tanışılan yeni dostlar kazanmanın önemli bir vesilesidir. Onlar vasıtasıyla beldenin halkı da tanınmış olur. Dost meclislerinde onların fazilet ve iyiliklerinden bahsedilir. Bu durum, milletlerin birbirlerini tanıma ve sevmelerine de sebep teşkil eder. Müslü­manlar, birbirlerini sevme ve birbirleri ile yardımlaşma gayesi ve hedefine yönelmişlerdir. İslâm beldelerinin hepsi, Müslüman'a açıktır. Dünya ona dar değildir. Geçim de zor değildir. Yeryüzünde İslâm coğrafyasının hudutlarına sınır yoktur.

                İlim için seyahatin meyvesini vermesi ve hedeflerinin tahakkuk etmesi için, riâyet edilmesi gereken birtakım esaslar vardır. İlim öğrenmek isteyen talebe, hangi ilim uğrunda yola çıkacaktır? Bu konuda önemli birkaç nok­tayı özetleyeceğiz:

                1. Kendi beldesinin âlimlerinin hadis bilgisini,değişik bölgelere seyahatten önce almış olmak. Bu en kolay ve külfeti en az olandır. Aldığı hadislerin sabit ve sahihliği, tedvin ve zabtı, müşkillerinin halli konusundaki soru­larını hadis talebesi kendi beldesinin âlimlerine her an sorma imkânına sahiptir. İlim talibi bir kimse, kendi beldesinin âlimlerini kesinlikle hafife almamalıdır. Komşusunun evindeki dirhemi, kendi evindeki dinardan hayırlı ve üstün görmek, bazı gafillerin vasıflarındandır. Talebe kendi bel­desinin âlimlerinden hadis almayı bitirince, seyahate karar verir ve yola koyulur(29).

                2.  İlim için seyahate çıkılacak yerlerin seçimi isabetli olmalıdır. Bu da, kendisinden istifade edilip ilim alınacak âlim ve fazıl kimselerin orada ikâmet etmesine bağlıdır. Alimler buna önem verir ve bu konuda istişare yaparlar. el-Hatîbu'1-Bağdâdî, hocası Ebu Bekr el-Berkânî ile seyahat konusunda istişare etmiştir. Ahmed b.Hanbel'e bir kişi, "kimden hadis yazılmasını uygun bulursun?" diye sormuş, o da, "Ahmed b. Yusuf'a git, çünkü o şeyhu'l-İslâm 'dır"demiştir.(30)

                Ma'mer der ki, bana Eyyub "eğer bir kimseye müteveccihen yolculuk yapacaksan İbn Tâvûs 'a git, yoksa ticaretine devam et" dedi.(31)

                3.  Talip, alınan ilmî materyalin, isnâd ve metinlerden kendisinin bil­mediklerini    dinleyip almayı, çoğaltmayı, hocaları çoğaltmaya takdim eder. Hafız İbn Hacer, en-Nuhbe adlı eserinin şerhinde şöyle der(32): "İlim için seyahete çıkar ve seyahati sırasında kendi yanında olmayan rivayetleri elde  eder. Alacağı   rivayetlerin   çokluğuna   önem   vermesi,   hocaların çokluğuna önem vermesinden daha evlâdır". Şerhin şerhinde de şöyle denilmektedir(33): "Hadis talibinin, alacağı hadisleri artırmaya olan gayreti şeyhleri, yani isnadları artırmak için gösterdiği gayretten daha çok olmalıdır. Zira esas gaye daha önemlidir ki o da, mücerred rivayet olmayıp dirayettir, ama dirayetin tashihi için rivayetin çokluğuna ihtiyaç duyulur. "

                4.  İlimde, derinliğine bir araştırmaya güç yetirebilmek için tahkik ehli âlimler ile müzakereye önem vermelidir. Bu da, ilmin müşkilleri için olan görüş veya çarelere kendisini ulaştıracak şeye hazırlanmakla olur. Onları tahkik ve anlayış ehline anlatır, kendisi için vaki olan müşkilleri onlara arz eder. Bununla, ilimdeki muktedirliğini ve derinlemesine bilgisini artıran yeni görüşler kazanır veya kendisine müşkil gelen hususları halledebilir. Bu, âlimin kendisi ile mükemmelleşip yükseldiği önemli bir faidedir. Bu konuda  gevşek davranılmaması,   durum  gerektiriyorsa,   bu   hususları arzedeceği   üstadlarını   artırmayı   arzu   etmesi   icab   eder.   Tıpkı,   bir araştırmacının anlaşılması zor olan meseleleri çözebilmek için, yazılı kay­naklara   müracaat   etmesi   gibi.   Canlı   kaynak   olan   üstâdlar,   bizim karşılaştığımız   müşkilleri   halletmede   kitaplardan   daha   mühimdirler. Çünkü onlar, hâtıra gelen şeyleri derinliğine tedkîk etme ve sonuna kadar münakaşaya muktedir olabilirler.

                5.  Yolculukta, umûmi edeb kaidelerine riâyet etmek gerekir. Bu edeb, bütün sefere çıkanlardan, özellikle ilim öğrenmek için seyahat edenlerden veya güzel hasletlerden birini elde etmek isteyenlerden beklenir. Bu gibi kimselerin edebe riâyeti diğer insanlarınkinden daha önemlidir. Yolculuk­taki adabın en mühimi ise, itaat, ibâdetler ve Allah'ın zikrine devam etmek, malından da cömert davranmaktır. Sonra, yolculuğun ve yolun yorgunluklarına tahammül etmek, arkadaşlarına karşı sabırlı davranmak ve bunların dışında, burada zikretmek suretiyle sözü uzatmak istemediğimiz edeb ve sünnetlere riâyet etmek gelir(34). Biz, insanın nefsinde büyük bir te'sir icra edenleri te'kîden hatırlatmış olmaktayız ki, onlar nefsi süsler ve onu yükselten birtakım faziletler kazandırır. Hattâ büyük zat­lardan pek çoğu, bu hasletleri kazanmak üzere nefisleriyle mücâhede için seyahat etmişlerdir.


                Tarihçe

                Müslümanlar, ilim ve hadis öğrenimi için, gerçekten çok erken bir tarihten itibaren ilmî seyahat yoluna girmişlerdir. Bunun başlangıç tarihi nübüvvet asrıdır.

                el-Hatibul-Bagdâdînin "Kitabu'r-rıhle"si ve onda naklettiği sahîh hadisler ile bizim onun üzerine yaptığımız ilâve kısmı, bu konuda mühim birer vesikadır. Bu durum, ilim öğrenimi ve özellikle hadis öğrenimi için seyahatin büyük ehemmiyetine delil teşkil eder. Ayrıca, Allah'ın rızasını arzu ederek çok büyük meşakkatlere göğüs germek ve nefsini rahatsız etme pahasına hadis öğrenmeye çıkmak, büyük bir iman ve din kuvvetine delâlet eder.

                Fakat bazı müsteşrikler, meselâ Goldziher vb. rıhle (hadis seyahati) ye, vesîka ve ilmî delillerin tesbit ettiğinden tamamen farklı bir tarih ver­mektedirler.

                Burşiye, Goldziher'in sözlerinden özetleyerek şöyle der(35): "Emevî emperyalizminin katıksız dünyevî baskı rejimi: Bu baskıcı "melik" diye isimlendirilir, takva sahipleri ona kötü bir yer tayin etmişlerdir. Böylece de takva ehli olanlar, idarî cihetten, amme hayatından uzaklaşmışlardır. Onlar, yanlarında bulunan ne varsa, İslâm şeriatiyle ilgili derin ve köklü araştırmalar için verdiler. Bulunması imkan dahilinde olan her mekânda, Peygamber'in sünnetini araştırdılar. Bu, hadis öğrenimi için olan seyahat­lerin başlangıcıdır."

                Realitede ise, hakikaten pek çok deliller bu kanaatin geçersizliğini ortaya koymaktadır. Biz onlardan bir kaçına işaret edeceğiz:

                1.  Sahabelerin Resulullah (s.a.s.)'e yolculuklarına işaret etmeliyiz. Meselâ, Dimâm b.Sa'lebe gibi. Onun hakkındaki inceleme, Hz.Peygamber (s.a.s) ile karşılaşmadan önce kendisinin müslüman olduğuna, fakat Pey­gamber (s.a.s.)'den kendisine ulaşan sözleri bizzat ağzından dinlemek için O'na geldiğine delâlet etmektedir.

                2.  Râşid halîfeler asrının başlarından itibaren tâbiûnun seyahatleri sabit bulunmaktadır. Daha önce de zikrettiğimiz gibi Alkame ve el-Esved, Hz. Ömer'den kendilerine nakledilen bir hadisi işittiklerinde, bununla yetinmeyerek, bizzat O'na yolculuğa çıkıp kendisinden dinlemişlerdir. Bu, Emeviler devrinden önceki bir zamanda vuku bulan ve bir tek hadisin öğrenimi için seyahat yapıldığına delâleti zahir olan sahîh bir haberdir. İmâm, muhaddis ve büyük hafız Ebu Amr İbnu's-Salâh, bu haberi ilim için seyahatin sünnet olduğuna ve bunun, hadis öğrenimindeki ehemmiyetine delil getirmektedir.(36)

                3.   Emevîler öncesi dönemden beri rıhle'nin vukuu (ki Emevîler zamanında takva sahiplerinin idarî mekanizmadan uzak durduğu kabul edilmemiş bir iddiadan ibarettir) zannedildiği gibi, takva ehli kişilerden ida­renin alınması ile bu hüküm arasında bir bağlantı olmadığına delâlet eder. Ancak bu, İslâm'a hizmet yönünde dînî ve ilmi bir müdafaa ve onun hü­kümlerini istihraç , Hz.Peygamber (s.a.s.)in hadislerini rivayette hata yapmaktan sakınmadan ibarettir.

                4. Goldzieher ve bu fâsid zanda ona tâbi olanlar, hakimler ve cemaatin kendileriyle kaim olduğu Müslümanların imamlarına yönelttikleri bazan şiddet derecesine varan halleriyle tenkid anlayışını da bozmuşlardır. Bunu, birtakım mansıblardan uzak duran insanlardan, sultaya ulaşmaya bir çaba ve bir makama yükselmeye aşırı meyil saymışlardır. Ancak, ilimleriyle amil olan âlimler bunu Allah'ın Müslümanlara farz kıldığı emr-i bi'1-ma'ruf ve nehy-i ani'l münker vazifesini yerine getirmek için yapıyorlardı. Bu sayede milletler üzerine efdaliyyet rütbesine ulaşıyorlardı, şu âyet-i kerîmede olduğu gibi: "Siz insanlar arasından çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyeder ve Allah 'a inanırsınız "(37).

                Fakat Goldziehere, tenkîdini siyâsî-dünyevî bir renge büründürmek için, Kur'an ve sünnette var olan  bu  farîza etrafındaki pek  çok  nasslar topluluğunu bilmezlikten gelmektedir. Belki de o, bu konuda maddî-şahsî değerlerine veya yaşadığı sosyal çevresine boyun eğip itaat etmektedir.

                5.   Hadis öğrenimi yolunda seyahat eden ileri derecedeki âlimler, sahabe asrı ve ondan sonraki asırlardan beri, siyasî tamahkârlıklardan veya bir  mevki   ve   makam   isteği   ile   arzularına   ulaşmaktan   çok   uzak durmuşlardır. Belki de onlar dünyaya, onun metâına veya makam ve mevkilerine  başlarını   kaldırıp  bakmaktan,   insanların   en   uzak   olanlarıdırlar. İşte, bir tek hadisi öğrenmek için yapılan seyahatlerle ilgili haberlerde onların isimleri vardır. Biz, el-Hatîbu'1-Bağdâdî'nin "er-Rıhle" kitabına yaptığımız ilâvede (ta'lik) onları  tanıttık.  Bu durum,  hadis öğrenme yolunda seyahat ile dünyayı tercih ettirenlerden hiçbir şeyle alâ­kası bulunmadığına en beliğ delili teşkil eder. Müsteşriklerin sözleri ancak dünyevî maksattan başka hiçbir şeye inanmayan Avrupalının hayalinin ürünleri olan bir vehimden ibarettir. Önce, müslümanların üstün fazîlet sahibi olduklarının sabitliği vakıasına sabredilmelidir.

                6.  Umûmî olarak şer'î ilimlerin öğrenimi, hassaten de hadis öğrenimi büyük bir ibadet ve Allah'a yakınlık vesîlesidir. Allah (c.c) ve Peygamber (s.a.s), ilim öğrenmeye ve bunun için seyahate, bol ecir ve Allah katında birtakım derecelere yükselmeye teşvik etmişlerdir. Bilinen bir husustur ki, Müslümanlar dînî maslahatlarına ve Rablerine yakın olmaya son derece

düşkündürler. Onlar, hadis öğrenme arzularını nefsî arzu ve isteklerine, dünyevî zevklerine nasıl karıştırmış olabilirler. Özellikle, Kur'ân-ı kerîm ayetleri ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hadislerinde(38), riyadan son derece sakındıran ve mutlaka uzak kalınmasını isteyen pek çok nasslar vardır. Çünkü riya, amelleri boşa giderir, sahibini de Allah katında şiddetli azaba maruz bırakır.

                Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve kullukta hiç kimseyi Rabbine ortak kılmasın "(39)

                Münafıkları tavsif ederken de şöyle buyurur: "Onlar namaza kalktık­larında insanlara gösteriş yaparak tembel tembel kalkarlar"(40).

                Bir başka âyette şöyle buyurmaktadır. "Şu namaz kılanların vay hâline ki, onlar namazlarından gafildirler, (kıldıkları namazın değerini bilmez, ona önem vermezler). Onlar gösteriş (için ibadet)yaparlar. En ufak bir yardımı esirgerler "(41)

                Ebû Hureyre, Resulullah (s.a.s)'i şöyle buyururken işittim diyor: "Kıyamet gününde, üzerine ilk hüküm verilecek kimse, şehid edilen bir adamdır. Bu adam getirilir ve Allah kendisine nimetlerini tarif eder, o da o nimetleri tanır. "Bu nimetler için ne yaptın?" denilir, o da "senin için harbettim, nihayet şehit düştüm" der. Allah: "Yalan söyledin, çünkü sen cesur denilmek için çarpıştın gerçekten de böyle denildi" buyurur. Sonra Allah onun için emir verir ve yüzüstü sürüklenip cehenneme atılır.

                İlim öğrenen, öğreten ve Kur'an okuyan bir adam getirilir. Allah ona da nimetlerini tarif eder ve o bu nimetleri tanır. "Bu nimetler için ne yaptın?" der, adam "ilim öğrendim ve öğrettim. Senin rızan için Kur'an okudum" der. Allah, "Yalan söyledin, fakat sen ilmi âlim denilsin diye öğrendin, Kur'an 'ı da o kâri'dir denilsin diye okudun, şüphesiz denildi de" der. Sonra onun hakkında Allah emir verir ve yüzüstü sürüklenerek o da cehenneme atılır.

                Allah 'ın, kendisine bolluk verdiği ve malın her çeşidini ihsan ettiği bir adam getirilir. Allah kendisine nimetlerini tarif eder. O da o nimetleri tanır. Allah, "bu nimetler için ne yaptın?" der. Adam, "infak edilmesini istediğin hiçbir yol bırakmayıp, senin rızan için malı harcadım " der. Allah, "yalan söyledin, lâkin o cömerttir desinler diye yaptın, gerçekten böyle de denildi" der. Sonra onun hakkında da emir verir, o da yüzüstü sürüklenip cehenneme atılır"(42)

                Câbir (r.a.)'den nakledildiğine göre, Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Alimlere karşı öğünmek, sefihler karşısında mücadele ve münakaşa etmek, meclislerde üstün ve seçkin görünmek için ilim öğrenmeyiniz. Kim böyle yaparsa onun yeri cehennemdir cehennem "(43)

                Ebû Hureyre (r.a.), Resulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu naklet­mektedir: "Her kim, kendisi ile Allah'ın rızası ve hoşnutluğu aranılan bir ilmi, dünyalık bir mala kavuşmak için öğrenirse kıyamet gününde cennetin kokusunu bile duyamaz"(44)                                                                  

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

1- et-Tevbe, 9/ 122.
2-Müslim ve başkaları rivâyet etmiştir.
3- Ibnus-Salah, Ulumul-hadîs, Thk, Nuru'd-Din Itr.Haleb. 222.
4-age. 223.
5-Sahabilerin Hz. Peygambere yaptıkları seyahatlerden. "er-Kıble fi 'talebil-hadis"in başındaki mukaddimede bahsettik. Aynı şekilde, sahabîlerin birbirlerine olan seyahatlerinden da bahsedilmiş bulunmaktadır.
6-Bkz. Er-rıhle, H.no:34-38
7-A.g.e.. H.no:59-60 Ayrıca muhakkikin uzunca olan notuna bkz. Bu tâbi, mutâbi veya mutebât diye isimlendirilir.
8-Muhaddisler bunu da şâhid diye isimlendirirler. Tâbi ve şâhid hakkında bilgi için bkz. Itr, Menhecun-nakd fi ulumil hadis, Dımaşk, P.. 74-75;s.394-398
9-Bu hasen li ğayrihi dir. Bilgi için bkz. A.g.e. P. 39, s. 249-252
10-Bu konuda bilgi için bkz.Itr, el- İmamut-Tirmizi ve'l-muvazene beyne cami'ihi ve beynes-sahihayn
11-Bkz. Itr, el- İmamut-Tirmizi, 132-150, Menhec, 399-432
12-Ulumu'l-Hadis, 231, Menhec, 355
13-O, Muhammed b. Tahir dir. Bk. Meseletül- uluv ve'n-nüzül, Varak, 5A
14- Ulumul-hadîs,231
15-a.g.e. 223, Itr el-Müstedrek ale'r-rıhle, no:92
16-er-rıhle, h.no:21
17-Menhec,84
18-age. 66-173 de oldukça doyurucu bilgi vardır.
19- Müstedrek ale'r-rıhle, no:106
20-Bu sebeple biz müslümanların ve ilim taliplerinin,müellifinin veraına(Allah korkusuna) güvenmedikleri kitaplar hakkında dinleri için ihtiyatlı davranmalarını vera ve ilimerini bildikleri alimlerle münasebet kurmalarını uygun görüyoruz. Bu iş gerçekten önemlidir.
21-el-Hatibu'l-Bağdadi, el- kifaye fi ilmi'r-rivaye, 402-403
22-Buradaki tarihten maksat, rical tarihi yani biyografik eserlerdir.
23- Itr, el- İmamut-Tirmizi, 17-18:267
24- İbni Haldun, Mukaddime, Mısır,1348,1930. 34fasıl(Birinci kitaptan altıncı faslın kısımlarındandı.) s.478
25-Bk. Ez-zehebi, Tezkiratu'l-Huffaz, Hindistan 3. Baskı 1486
26-A.g.e. 1470-1486, en-Nevevi ile ilgili olarak bk. Dirasat tatbikiyyefi'l-Hadisi'n-Nebeviyye,376 vd.
27-Bk. Tezkiratu'l-Huffaz,415
28-Hicr, 15/47
29-Muhaddisler   bunu tasrih etmişlerdir. Ulümü'l-hadis, 222; İbni Hacer, Şerhu'n-nuhbe, 154 (el-Adevi 'nin Laktu'd-Dürerhaşiyesi ile ) Aliyyül-Kâri, Şerhtu'ş-şerh, 266
30-er-Rıhle,No:18
31-Age.No:19
32-Şerhu'n-Nuhbe,154
33-Aliyyü'l-Kari, 266
34-Biz onların en mühimlerini, el-Hac ve'l umre fi'l-fıkhi'l İslami, adlı eserimizde zikrettik. Bk.187-191
35-Dirasat fi's-sünneti'l-İslamiyye, Tarihu'l asri'l emevi, fıkra 3
36-Müellif burada bir müşteşrikle olan hatırasını uzunca zikretmektedir. Mahiyeti metinde geçtiği için tekrara lüzum görmedik. (M.)
37-Âli İmran, 3/110
38-İzah ve bilgi için bkz. Gazali, İhya, III, 285-326
39-el-Kehf, 18/110
40-en-Nisa, 4/42
41-el-Maun, 107/4-7
42-Müslim, Kitabu'l- İmara,Bab men katele li'r-riya ve's-sum'a istehakka'n-nar, VI,47
43-İbni Mace, H.No: 254 Mevaridu'z-zem'an
44-Ebu Davud, Kitabu'l İlm, Bab Talebi'l-ilm gayri'l-lah, III, 361; İbni Mace, No:252 Bu konuda pek çok sahih hadis vardır.
(İlim ve Sanat)

 
Geri