MAKALELER  
HADİS VE HADİS İLMİ

HADİS VE HADİS İLMİ

Yar. Doç. Dr. Abdullah AYDINLI

Hz. Peygamber'in (s.a.s.) hayatının her cephesi ile ilgili tüm haberleri içine alan hadis'in İslam dinindeki yeri, Hz. Peygamber'in varlığıyla eşdeğerdedir. İlahi mesaj "beyan" Kur'an'ın insanüstü âlemden yeryüzüne inmesine vasıta olan Hz. Peygamber, örnek yaşayışı ile de bu mesajın tatbikini mümkün kılmıştır. Binaenaleyh bu hayat ile ilgili haberler yani hadisler müslümanlık için hayati ehemmiyete sahiptirler. Hemen ilave etmek gerekir ki, dörtte birine yakını müslüman olan insanlık âlemi için de hadislerin büyük önemi vardır.
Biz burada hadislerin sadece müslümanlar için taşıdıkları başlıca ehemmiyet noktalarını kısaca açıklamaya çalışacağız:
Bunları iki ana başlık altında toplayabiliriz


A- Kuran'ı Anlamak:

 Müslüman, Kuran'a göre yaşamak, onun tavsiyelerine, emir ve yasaklarına uygun bir hayat geçirmek zorundadır. Bu da Kuran'ı, ilahi maksada muvafık bir şekilde anlamakla mümkündür. Bu imkânı bize, en büyük ölçüde ancak hadis sağlamaktadır. Çünkü Kur'an ta'limleri karşısında hadisin ifa ettiği, Kur'an'ın anlaşılması ve tatbik edilmesi için zaruri olan bazı görevler vardır.
        İlahi kelamı tebliğle beraber Hz. Peygamber'e verilen ve bir ayet-i kerimede kısaca "tebyin:açıklama" olarak belirtilen bu görevleri şöylece sıralayabiliriz:
        1. Kur'an'ın mücmellerini (kısa ve öz ayetlerini, hükümlerini) açıklamak:
        2. Kur'an'ın müşkillerini (anlaşılması güç ayetlerini) açıklamak.
        3. Kur'an'ın bazı mutlak (salt, kayıtsız, şartsız) hükümlerini takyid etmek (bir kayda, bir şarta bağlamak).
        4. Kur'an'ın bazı amm (umumi) hükümlerini, tahsis etmek (bir şeye, bir kimseye ayırmak).
        5 Kur'an'ın bazı hükümlerini te'kid etmek.
        Takdir edilir ki bir metni anlamak da onu uygulayabilmek için her zaman yeterli olmaz. Bunun için onun uygulanışını da görmek gerekecektir. İşte Hazreti Peygamber bir taraftan bu ve benzeri şekillerde Kur'an'ı açıklayarak onun daha iyi anlaşılmasını sağlamış, diğer taraftan ona uygun yaşayışı ile de nasıl tatbik edileceğini bilfiil göstermiştir.
B- Hazreti Peygambere uymak:

Her Müslüman Hz. Peygambere itaat etmekle mükelleftir. Pek çok ayet-i kerime bu hususla ilgilidir. Ez-cümle birkaçının mealini zikredebiliriz: 
"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah'a ve Peygamber'e döndürün, eğer Allah ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu, hem daha hayırlı, hem netice itibariyle daha güzeldir. (Nisa, 59)
"Öyle değil, Rabbine Andolsun ki onlar aralarında kimi oraya, kimi buraya çektikleri (kavga ettikleri) şeylerde seni hakem yapıp sonra verdiğin hükümden yürekleri hiç bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. (Nisa, 65)
"Allah ve Peygamber'i bir işe hüküm ettiği zaman gerek mümin olan bir erkek, gerek mümin olan bir kadın için (ona aykırı olacak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Kim Allah'a ve Resul'üne isyan ederse muhakkak ki o, apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır. (Ahzab, 36)
Bu ve benzeri ayetlerde Hz. Peygamber'e itaat; muhatapların zekâ anlayış ve inanç bakımlarından durumları farklı olduğu için, değişik uslüb ve açıklıkta, her seviyeden insanın anlayabileceği şekilde beyan edilmiştir.
Bu itaat mecburiyeti, Hz. Peygamber'e itaatin Allah'a itaat etme sayılmasındandır: "Kim o Peygamber'e itaat ederse muhakkak Allah'a itaat etmiştir. (Nisa, 80). Zira Hz. Peygamber sadece kendisine vahyedilene uymaktadır. Kur'an'la beraber kendisine "hikmet' de verilmiştir.
Bu durumda hadis yani Hz. Peygamber, hüküm koyma bakımından Kur'an'la aynı otoriteye sahiptir denilebilir. Bu, yukarıda değinildiği gibi, Hz. Peygamber'in, doğrudan vahye bağlı meselelerde vahye, bir kısım alimlerce "sünnet" olarak anlaşılan, Kur'an'da "Kitap"la birlikte Hz. Peygamber'e verildiği bildirilen "hikmet"in kaynağı kabul edilen ilhama bağlı meselelerde bu ilhama, sair hususlarda da ictihad-ı nebevisine istinat etmesinden neşet etmektedir.
Söylemek gerekir ki, Hz. Peygamber'in ictihadının behemehal vahye veya ilhama, bunların mahsulü bir nassa dayanması icap etmez. Hz. Peygamber'in vahye muhatap olacak, onu alacak en güzel şekilde olmasını takdir eden ve, müslümanlara örnek olarak lütfeden Cenab-ı Hakk onun vereceği kararlara uymakla müslümanları mükellef tutmuştur. İtaat yükümlülüğünü sadece vahye dayalı meselelere bağlarsak, Allah'a itaatle birlikte Resul'e itaati emreden ayetlerdeki "Resul'e itaat" kaydını anlamamız mümkün olmaz.
Tabiatıyla bu durum, bilhassa Hz. Peygamber'den sonra gelen müslümanlar için, O'nun hadislerle bize intikal eden sünnetine uyma mecburiyetini ifade eder. Hz. Peygamber'e ittiatı emreden ve ebediyete kadar geçerli olacak olan ayetleri başka nasıl anlayabiliriz?
Sahabe-i Kiram başta olmak üzere ilk müslümanlar bu hususları hakkıyla takdir edip anladıkları için gerekeni yapmada, fazlası kabil olamayacak şekilde sa'yü gayret göstermişlerdir. Şöyle ki:
1. Hayatlarını tanzim hususunda, Kur'an'la beraber tek mercileri hadis (sünnet) olmuştur. Bu sebeple ortaya çıkan problemlere çözüm önce Kur'an da aranmış, orada bulunamadığında Resulullah'ın hadisine başvurulmuş, sünneti araştırılmıştır. Öyle- ki Hz. Peygamber'in davrandığı gibi davranmak bir sahabenin ve sonraki müslümanın en tabii hali olmuştur:
Seyyar anlatıyor: Sabit el-Bûnânî ile yürüyordum. Çocuklara rastladığında onlara selam verdi. Sabit de, Enes'le beraber yürüdüğünü, çocuklara rastladığında onlara selam verdiğini haber verdi. Enes de, Resulullah ile beraber yürüdüğünü, çocuklara rastladığında onlara selam verdiğini rivayet etti.
Sonraları, Sufyân Sevrî'nin; "İnsan başını bile hadise göre kaşımalıdır." sözünü doğrulayacak derecede, en önemsiz işlerde bile Hz. Peygamber'e uymada titizlik gösterilmiştir. Hatta "Hz. Peygamber'i her işlerinde taklit edebilme arzusu bazı sahabede o dereceyi bulmuştur ki, Peygamber sevgisinden fazla bir nasibi olmayanların bunları makul karşılayabilmesi mümkün değildir'. 
Bu arada günlük konuşmalarda Hz. Peygamber'in sözleri vird-i zeban edilmiş, ağızdan düşürülmemiştir. İşte pek çok misalden biri:
Resulullah (s.a.s.), Cabir isimli bir sahabesinin devesini satın almak isteyince; "Şuna şuna mukabil onu bana satar mısın? Allah seni bağışlasın!" demişti. Artık bu söz müslümanların hep söyledikleri bir söz olmuş, "Şöyle şöyle yap, Allah seni bağışlasın" denmeye başlanmıştı.
Kur'ani ve Peygamberi emirler doğrultusunda bu peygambere ittiba arzusuyladır ki sahabe ve diğer ilk müslümanlar hayatın her safhası ile ilgili çok ayrıntılı bilgiler ihtiva eden hadislerin sonraki nesillere intikalini sağlamışlardır. Bu vakıanın boyutlarını, Ebu Hatim İbn Hibban'ın tespitiyle dört rekâtlı bir namazda Resulullah'ın altı yüz sünnetinin nakledilmiş olduğu haberiyle takdir edebiliriz. Gerçek şu ki, her zaman örnek alınması gereken bir hayat böyle mufassal nakledilmiş olmalıdır.
2. İçtimaı münasebetlerinde sünnet ve sünnete ittiba mihenk taşı olmuş, sünnetin ruhuna aykırı şeyler (bidatler) şiddetle reddedilmiştir. Nakledeceğimiz şu hâdise buna güzel bir örnek teşkil eder:
Abdullah ibn Muğaffel'in bir akrabası sapanla taş atmıştı. Bunun üzerine Abdullah ona mani olup şöyle dedi: "Resulullah (s.a.s.) sapanla taş atmayı yasakladı ve şöyle buyurdu: "0 (sapanla taş atmak) ne bir av aylar, ne de bir düşman parçalar! Fakat diş kırar, göz çıkarır". Bu ikazdan sonra adam yine sapanla taş atmaya başlayınca Abdullah ona şöyle çıkıştı: 'Ben sana Resulullah (s.a.s.) onu yasakladı, diye haber veriyorum, sonra sen (yine) sapanla taş atıyorsun! Seninle ebediyen konuşmam!".
Bu sebeple bidatçilerin rivayet ettikleri hadisler de, ekseriya, kabule şayan görülmemişlerdir. Muhammed ibn Sirin'in sözü meşhurdur "(Önceleri) isnadı sormazlardı. Fitne ortaya çıkınca (hadis rivayet edenlere); "Bize ravilerinizin ismini söyleyin!" dediler. Bunun üzerine sünnet ehline bakılıp hadisleri alınmaya, bid'atçılara bakılıp hadisleri alınmamaya başlandı".
3. İlk müslümanların, Hz. Peygamber'in özellikle müsaade edip karışmadığı meşru istek ve zevklerini düzenlenmede bile hadis amil olmuştur. Örnek olarak Enes ibn Malik'le ilgili bir haberi zikredelim:"Bir terzi, Hz. Peygamber'i (s.a.s.) yaptığı bir yemeğe davet etti. Ben de Hz. Peygamber'le beraber gittim. (Terzi) arpa ekmeği ile içinde kabak ve kurutulmuş et bulunan bir çorba ikram etti. (Bu yemekte) Hz. Peygamber'in (s.a.s.), tabağın etrafında kabak aradığını gördüm. Bu sebeple o günden sonra kabağı sevmekteyim?
Şu haberlerin de; zevk, duygu ve arzuların hadis muvacehesinde yönlendirilmesi ile ilgileri vardır:
Zeyneb binti Ebi Seleme anlatıyor: Hz. Peygamber'in (s.a.s.) hanımı Ümmü Habibe'nin, babası Ebû Sufyân İbni Harb öldüğünde, yanına girmiştim. İçinde zağferan sarısı veya başka esans bulanan bir güzel koku istetti ve onu genç bir kıza sürdü. Sonra kendi yanaklarına sürerek şöyle dedi: "Vallahi benim güzel kokuya ihtiyacım yok. Ne var ki Resulullah'ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu işitmişimdir: "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kadının bir ölüye üç günden fazla yas tutması helal değildir. Ancak koca için dört ay on gün yas tutar".
Bir hastalık sebebiyle karnına dağlama yaptıran 1-Habbâb'ın sözleri: "Hz. Peygamber'in (s.a.s.) ashabından benim uğradığım belaya uğramış olan hiç kimse bilmiyorum. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) zamanında bir dirhem bile bulamazken şimdi evimin bir köşesinde kırk bin (dirhemim) var. Resulullah (s.a.s.) bizi nehyetmiş veya ölümü temenni etmemizi yasaklamış olmasaydı muhakkak ki ölümü temenni ederdim".
Şu haberde de aynı espriyi bulmak mümkündür: İbn Sirin anlatıyor: Kılıcımı Semure İbni Cundeb'in kılıcı (örneğine) göre yaptım. Semure de kılıcını Resulullah'ın (s.a.s.) kılıcı (örneğine) göre yaptığını söyledi.
4. İlk müslümanların yer ve yurtlarının harici şekillenmesinde dahi hadisin rolü olmuştur.
Ebû Eyyüb el-Ensâri'nin rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Helâya girdiğinizde, küçük ve büyük abdest esnasında kıbleyi ne önünüze ne de arkanıza almayınız. Fakat (Medine'ye göre) doğuya yahut batıya yöneliniz". Hadisin râvisi Ebû Eyyüb ilave eder: "Sonraları Şam'a geldiğimizde kıbleye doğru inşa edilmiş tuvaletler bulduk. Bu durumda (gücümüzün yettiğince kıbleden) yan çizer ve Allah'tan bağış dileriz". Yeni yapılan evlerin istikametinde herhalde bu ve benzeri haberler etkili olmuştur.
Hicri 8. yılda Medine'ye gelmiş olan Abdulkays heyeti ile ilgili uzun bir hadisten nakledeceğimiz şu parça da İslam coğrafyasının şekillenmesinde hadisin etkisine bir örnek sayılabilir:
"... Sonra 0 (Hz. Peygamber), hepimize doğru dönüp sordu: "Azıklarınızdan herhangi bir şey var mı? Topluluk buna sevindi ve yüklerine doğru koştular. Her biri bir miktar hurma getirdi ve onları bir deri yaygı üzerinde O'nun önüne yığdı. Hz. Peygamber'in elinde, bir arşından uzun, iki arşından kısa bir değnek vardı. Bununla işaret ederek; "Bu hurma çeşidine ta'dûd mu diyorsunuz?" buyurdu. "Evet" dedik. Bir diğer yığın için, "Ya bu sırfın mı?" buyurdu. "Evet" dedik. "Ya buna barnî mi diyorsunuz?". Biz (yine) "Evet" dedik. 0 zaman Hz. Peygamber; "Gerçekten bu, hurmalarınızın en iyisi ve en faydalısıdır '.' buyurdu. Ravi demiştir ki; "Seyahatimizden döndüğümüzde bu cinsten mümkün olduğu kadar çok diktik ve en fazla onu sevdik. Öyleki hurma dikimlerimizin en büyük kısmını teşkil etti ve hurmalarımız (hep) barni (çeşidi) oldu".
Böylece hadis (sünnet), İslam toplumunun tekevvününde ve İslam coğrafyasının şekillenmesinde fevkalade müessir olmuş, neticede diğerlerinden farklı ölçü ve değerlere sahip bir medeniyet vücuda gelmiştir. Bu medeniyetin bünyesi içinde doğup gelişen itikadî, siyasî, hukukî fırka, meşreb ve mezheplerin sebeb-i vücutlarının en mühimlerinden biri olarak hadisi ve ona "karşı' takınılan tavrı zikretmemiz gerekir. Aynı şekilde söz konusu grupların çeşitli yabancı etkilerden azade kalmalarının, Kur'an'la beraber hadise bağlılıkları ölçüsünde olduğunu ilave etmeliyiz 
5. "İslam toplumsal değişimin temel dinamiği olan" bu hazinenin korunup sağlıklı bir şekilde sonraki nesillere intikali hususunda da ilk müslümanlar görevlerini bihakkın yapmışlardır. Onlar her imkân ve fırsatı değerlendirerek hadisin öğrenimi ve öğretimi için çalışmış, bu gaye ile meşakkatli, uzun yolculuklar yapmışlar, sonraki nesiller için mühim usuller geliştirmişlerdir. Bu suretle, diğer dini ilimler meyanında hadis ilmi doğup gelişmiştir.
Hadis İlmi
Hadisle, hadisin öğrenilip, alınıp nakledilmesiyle ilgili meseleleri ele alan hadis ilmi başlıca iki ana kola ayrılır:
A- Rivâyetu'l-Hadis İlmi: Hadislerin, usulüne uygun olarak alınıp nakledilmesini konu edinen hadis ilmi. Hadislerin bu şekilde nakledilmesiyle günümüze intikali başlıca dört safhada olmuştur. Bu safhalar, aynı zamanda Dirayetu'l-Hadis İlmi'nin bir bilgi dalı olarak da mütalaa edilmesi gereken Hadis Tarihi'nde incelenmektedir. Bu sebeple denilebilir ki Hadis Tarihi, Rivayetu'l-Hadis ile Dirayetu'l Hadis İlimleri arasında müşterek bir hadis bilgi koludur. Ancak biz burada, birincisi ile daha yakın bir alaka içinde gördüğümüz Hadis Tarihini, dolayısıyla hadislerin günümüze gelinceye kadar geçirdikleri dört safhayı kısaca sunmak istiyoruz.
1. Tespit Devri: Hicri birinci asrın sonlarına kadar ki bir zaman dilimini içine alan bu dönemde, hadislerin sözlü ve yazılı olarak öğrenilip öğretilmesi, değişik yazı malzemeleri üzerine kaydedilmesi ve bu şekilde, sözlü ve yazılı olarak tespit edilip koruma altına alınması söz konusudur. 
 2. Tedvin Devri: Daha önce değişik yazı malzemeleri üzerine dağınık bir şekilde kaydedilmiş, kısmen de sözlü olarak nakledile gelmiş olan hadislerin (yine dağınık da olsa) bir kitab "divan" içinde bir araya toplanması dönemi. Bu devrede, hem bir ravinin değişik yerlerde kaydetmiş olduğu hadisler, hem de muhtelif ravilerin rivayet etmiş olduğu hadisler bir kitap içinde bir araya getirilmeye çalışılmıştır. Bu işe bu dönemde devletin de resmen el attığı görülmektedir. Bu konuda halife Ömer İbni Abdilaziz'den önce babası Mısır valisi Abdülaziz İbni Mervan'ın (v. 85 h.) resmi bir teşebbüsünü gösteren bir rivayet vardır. Bu resmi ve gayr-ı resmi faaliyetler hicri 1. asrın sonlarından 2. asrın ilk yarısına yakın bir zamana kadar yoğun bir şekilde devam etmiştir.

3. Tasnif Devri: Önceki dönemde dağınık bir şekilde kitaplarda toplanmış olan hadislerin çeşitli maksatlarla muhtelif tertiplerde (Müsned, Musannef, Câmi', Sünen, Muvatta, Sahih...) bir sınıflamaya tabi tutulduğu dönem. Hicri 3. asrın sonu, 4. asrın başlarına kadar süren bu dönemden günümüze pek çok eser ulaşmıştır. Bu dönemde yazılan eserler o kadar meşhur olmuştur ki, Tedvin Devri'nde yazılan eserlere ihtiyaç bırakmamış ve onların unutulup kaybolmalarına sebebiyet vermişlerdir. Sonraki dönemlerde ve günümüzde en muteber hadis kitapları kabul edilen Kütüb-i Sitte bu dönemde telif edilmiştir.
4. Tehzib Devri: Tasnif Devri eserlerinin, daha kullanışlı, daha şümullü ve daha anlaşılır bir hale getirilmeleri için ele alınıp üzerlerinde çalışmaların yapıldığı dönem. Cem', istidrak, istihrac, zeva'id, atraf, şerh vb. çalışmalara sahne olan bu dönem günümüze kadar gelmektedir. Günümüzde bu sahada, hadis için, yeni görüşler ışığında tasnif, şerh ve (baskı teknikleri, bilgisayarlar gibi) modern imkânlardan yararlanma faaliyetleri müşahede edilmektedir.
B- Dirâyetu'l-Hadis İmi: Hadislerin, elverişli olmaları halinde kabul edilip aksi halde reddedilmeleri bakımlarından konu edildiği hadis ilmi. Buna göre bu ilimde Rivayetu'l-Hadis İlmi'nin nazariyatı yapılır, usulüne uygun olan hadislerin nasıl öğrenilip nakledileceği, bunların muhtelif şekilleri, ravilerin, rivayet edilen metinlerin değişik yönlerden durumları, çeşitleri ele alınır ve bunların sonucu hangilerinin kabul edilebileceği, hangilerinin kabul edilemeyeceği, bunların prensipleri ortaya çıkarılır.

İslami literatürde Hadis İlimleri "Ulûmu'l Hadis", Hadis Usûlü "Usûlü'l Hadis",İlmu'l Mustalah ve kısaca Hadis İlmi gibi muhtelif adlarla zikredilen bu ilim, günümüze kadar ki gelişme seyri içinde yedi merhale geçirmiştir.

1-Doğuş Devri: Bu dönem hicri 1. asrı içine alır. Sonraki gelişmelere sebep olacak uygulamalar, dönemin en bariz vasfıdır. Bu uygulamalarla hadisin nakli ve alınmasında titizlik gösterme (tesebbüt), nakledilen haberleri Kur'an'ın ve meşhur hadislerin hükümleriyle mukayese, hadisi ilk duyandan almaya gayret gibi mühim prensipler vazedilmiş oluyordu. Bu sebeple hadis nakleden kimseden icabında şâhit isteniyor, yemin ettiriliyor, kimden duyduğu soruluyor, (Kur'an'ın ihmaline, hatalara ve suiniyet sahiplerinin istismarına sebep olabileceği için) fazla rivayete engel olunuyor, hadis öğrenimi veye ilk duyandan almak için uzun ve meşakkatli yolculuklara çıkılıyordu. Neticede bazı hadisler alınıyor (Makbûl:Sahih, Hasen), bazıları kabul edilmiyordu (Merdûd: Za'if, Mevzû). Bu arada hem Resulullah'ın (s.a.s.) söz ve işleri (Merfû), hem de sahabenin (Mevkûf), az da olsa tabiûnun (Maktû') söz ve işleri naklediliyordu. Diğer taraftan bu haberlerin bir kısmı, birbirinden alarak nakleden ravilerin isimleri verilerek rivayet edilirken (Muttasıl, Müsned), bir kısmı da bu ravilerin isimleri verilmeksizin (senedsiz) naklediliyordu (Munkatı', Mürsel, Müdelles).
2. Olgunlaşma Devri: Hicri ikinci asrın içine alan bu dönemde muhtelif hadis bilgi kolları teşekkül etmeye, ıstılahlar kullanılmaya başlanmıştır. Söz konusu bilgi kollarından özellikle cerh ve ta'dil ilmi, tahammül ve eda yolları ilmi, sahih hadis ilmi, üzerlerinde çokça durulanlardır. Hadis usulüne dair dönemde yazılmış bir eserin varlığı bilinmektedir. Ancak hicri 3. asırdan günümüze ulaşan büyük eserlerin bu asırdan müjdeleyicileri olmalıdır.
3. Te'lif Devri: Hicri 3. asır başlarından 4. asır ortalarına kadar süren bu devrede hadis ıstılahları daha yaygın bir şekilde kullanılmaya, tarifleri yapılmaya, bu zamana kadar teşekkül etmiş olan, muhtelif hadis bilgi kolları (ulumu'l-hadis) ile ilgili malumat derlenmeye ve bunların her biri için ayrı kitaplar te'lif edilmeye başlanmıştır. Hadislerin sahih, hasen ve za'if diye, sıhhat bakımından üçe ayrılmasına ilk olarak şahit olduğumuz bu dönemde (ve daha öncekilerde) kullanılan ıstılahların muhtevaları, lügat manalarına uygun genişlikte olup bazı ıstılahların da ferdi kullanılışları çok yaygındır.
Hadis ilminin altın çağı olan bu dönemde usule dair te'lif edilen eserler müteakip asırlarda kendilerinden müstağni kalınamayacak eserlerdir.
Genel olarak bu dönem eserlerinin göze çarpan bir hususiyeti, usule dair bu müstakil eserlerde rivayetu'l-hadis ilminin konusuna giren rivayetlerin bulunması yanında, bu sonuncu ilme dair eserlerde de usul konularının bolca yer almasıdır. Yani dirâyetü'l-hadis ilmi ile rivâyetu'l-hadis ilmi bu dönemde iç içe karşımıza çıkar. Örnek olarak Sahihu'l Buhari'deki Kitabu'l-İlm bölümünü (1/13-25), Sahihu Müslim'in Mukaddime'sini (1/3-35), Tirmizi'nin el-Cami'üs-Sahih'ini (Sünen'ini), Zuheyru'bnu Harb'in Kitbu'l-İlm'ini zikredebiliriz.
Te'lif Devri, eserleriyle hadis tarihi boyunca etkisini sürdürmüştür. Dönemin sonraki asırlara etkisini en bariz ve basit bir şekilde, hadis usulü ilminin diğer bir adı olan "ulûmu'l-hadis" terkibinde görmek mümkündür. Şöyle ki; sonraları hadis usulü ilminin bir bölümü olacak olan bir konu bu dönemde müstakil te'life sahip bağımsız bir "ilim" telakki ediliyor, bu yüzden, hepsi hadisle ilgili olduğu için tümüne birden "ulûmu'l-hadis: hadis ilimleri" ismi veriliyordu. Daha sonra bu bilgi kolları tek bir ilim, hadis ilmi (hadis usûlü) bünyesinde toplanıldığı halde isim uzun süre çoğul olarak (ulûmu'l-hadis) kalacaktır, bu sebeple Hakim Nisâbüri'nin eserinin ismi Ma'rifetu Ulûmi'l-Hadis, İbnu's-Salah'ınki Ulûmu'l-Hadis'tir. Ancak Suyûtî'de isim tekil olacaktır: Elfiyye fi İlmi'l-Hadis.
        Bu dönemin konumuzu ilgilendiren eserlerinden şunlar zikre şayandır:
1-İhtilafu'l-Hadis, eş-Şafi'î, (Kitabü'l-Umm sonunda matbu').
2-er-Risale, eş-Şâfi'î, şerh ve tah.: Ahmed Muhammed Şakir, Kahire,  1979 (İlk   fıkıh usulü sayılan bu eser hadis usulü için de ilk eser sayılmalıdır).
3-el-İlel, Aliyyu'bnu'l-Medeni, tah.: Mustafa elA'zami, Beyrut, 1972, 125 s,
4-Kitübu'l-İlel ve Ma'rifeti'r-Ricâl, Ahmed ibn Muhammed ibn Hanbel,   tah.: Dr. T. Koçyiğit ve Dr. 1. Cerrahoğlu, Ankara 1963, 1. c.
5-Kitabu'l-İlel, et-Tirmizi, (Sünen'inin sonunda matbu)
6-Kitatbu'l-Tarihi'l-Kebir, el-Buhari, Diyarubekr

7-Kitabu'l-Merasil, Ebü Davud, Kahire, 1310.
8-Takdimetu'l-Cerh ve't-Ta'dil, İbn Ebi Hatim er-Razi, Beyrut, 1371.
9-et-Tesviyetu Beyne Ahberena ve Haddesena ve Zikru'l-Hucceti fi Zalik, et-Tahavi, Serez, 620


4-Tedvin Devri: Hicri 4. asır ortalarından 7. asır başlarına kadar süren bu dönemde daha önce ayrı ayrı te'liflere konu olan hadis bilgi kollarının tek bir kitapta toplanıp bir bütünlüğün sağlanmış olduğu görülür. Tabiatıyla yine de bazı konuları müstakil olarak ele alan eserler (Hatib Bağdadi'ninkiler gibi) telif edilecektir. Ancak bu dönemin fârık vasfı muhtelif hadis bilgi kollarının bir araya getirilmesidir. Hadis ıstılahları da hala tariflerden çoğunlukla yoksun olup örneklerle izah edilmektedirler.
Bu dönemin mühim ve bilindiği kadarıyla bütün hadis tarihinin, müteaddit hadis usulü konularını bir araya getirmiş olan ilk eseri:

1-er-Râmehurmuzi'nin el-Muhaddisu'l-fâsıl beyne'r-Râvi ve'l-Va'sidir (Beyrut, 1391/1971, Daru'l-Fikr, Dr. M. Accac el-Hattb'in tahkikıyle).
2-Daha sonra Ebü Nu'aym bu esere, ilave, çıkarma ve değiştirmeler ihtiva eden bir Mustahrec yazacak;

Hakim Nisabürî de mühim eseri Ma'rifetu Ulümi'l-Hadis'ini (el-Medinetu'l-Münevvere, 1397/1977, Dr. S. M. Huseyn'ın tahkikıyle) te'lif edecektir.)
Hemen hemen her hadis usulü konusuna, sonrakilerin dayanakları olacak olan müstakil eserler tahsis etmiş olan Hatib Bağdadi, bu dönemin unutulmayacak hadis usulü müelliflerindendir. Konumuzu ilgilendiren eserleri arasından şunları kaydedebiliriz:

3-el-Kifaye fi İlmi'r-Rivaye, (Haydarabad, 1347),

4-el-Cami' li-Ahlakır-Ravi ve Âdabi's-Sami' (Kuveyt, 1981, M.Re'fet'in, tahkikıyle, Riyad, 1403/1983, Dr.Mahmud et-Tahhan'ın tahkikıyle),        

5-Takyidu'l-llm (1395/1975, Yusuf el-Aşş'ın tahkikıyle),

6-er-Rihle fi Talebi'l-Hadis (Beyrut, 1395/1975, Nureddin Itr'ın tahkikiyle).
Bu dönemdeki, hadis usulünün müteaddit konularını ihtiva eden eser müellifleri arasında:

1- Ma la Yese'u'l-Muhaddise Cehluh (Bağdad, 1387,1967, Subhı's-Samerra'inin tahkikiyle) müellifi Ebu Hafs el-Meyanci ile,        

2-Hadis usulü tarihinin mühim teliflerinden biri olan el-İlma'

3- Ma'rifeti Usüli'r-Rivayeti

4- Takyidi's-Sema' (Kahire, 1389/1970, S.Ahmed Şakir'in tahkiki ile) müellifi Kadı İyad'ı da zikretmek gerekir.
5. Tehzib ve İkmâl Devri: Hicri 7. asır başlarından 10. asra kadar süren bu dönemde, önceki dönemde yapılanlar değerlendirilerek daha tertipli daha cami eserlerin telifi yanında ıstılahlara hem efradını cami ağyarını mani tarifleri getirilmeye çalışılmış hem de ıstılahlar daha da teferruatlandırılmıştır. Bu dönem eserlerinde ayrıca yeni bir tertip arayışı çabaları müşahede edilmektedir.
Bu dönemin hiç şüphesiz ilk zikredilecek eseri:

1- İbnu's-Salah'ın meşhur Ulûmu'l-Hadisi'dir. Mukaddime ismiyle de bilinen bu kitabın tertibi biraz karışıktır. Çünkü, nakledildiğine         göre, kitap,    müellifin usul konularını, talebesine imla etmesi yoluyla meydana gelmiş, sonradan da, nüshalar arasında farklılık olmasın diye   müellif kitabında       bir değişiklik yapmamıştı.
Müteaddit baskıları bulunan (Hindistan, 1304, Ebu'l-Hasenat el-Leknevi neşri; Mısır, 1326; Haleb, 1350, M.Rağıb et-'Tabbah neşri; Beyrut, 1972, Nureddin ltr'ın tahkiki; son zamanlarda Aişe Abdurrahman'ın tahkiki) Ulumu'l-Hadis üzerinde pek çok çalışma yapılmıştır:
İbnu's-Salâh'ın talebesi Muhyiddin en-Nevevi, Ulûmu'l-Hadisi ikinci defa kısaltarak et-Takrib ve'tTeysir (Mısır, 1388/1968, Mtb. M.A. Sabih, 63     s. Et-Takrib Fransızcaya tercüme edilmiştir: Le Takrib d'an-Nawawi, W.Marçais, Paris, Journal Asiatique, t.16-l8'de) ismini vermiştir. Suyüti ise bu muhtasarı mufassal bir şekilde şerh etmiştir: Tedribu'r-Ravi fi Şerhi Takribi'n-Nevevi, (Mısır (?), 1379, 1-11 (Abdulvahhab Abdullatif        tahkikiyle).
İbn Kesir de Ulumu'l-Hadis'i ihtisar etmiştir: el-Bâisu'l-Hasis fi Ihtisari Ulumi'l-Hadis (Beyrut, ty.). Muasır müelliflerden Ahmed Muhammed Şakir de bu muhtasarı şerh etmiştir: el-Ba'isu'l-Hasis Şerhu İhtisari Ulumi'l-Hadis (Mısır, Beyrut, 252 s).
Ulumu'l-Hadis'i, Iraki önce nazma çevirmiş Elfiyyetu'l-Hadis, (Hindistan ve Mısır baskıları vardır.), sonra bunu şerh etmiştir: Fethu'l-Muğis bi- Şerhı Elfiyyeti'l-Hadis (Kahire, 1355/1937).

Iraki'nin elfiyye'sini, Sehavi (Fethu'l-Muğis Şerhu Elfiyyeti'l Hadis, Luknov, 1303; Kahire, 1388, I-III) ve

Zekeriyya el-Ensari de (Ethu'l-Bâki fi Şerhi Elfiyyeti'l Iraki, Fas, 1354) şerh etmişlerdir.
Suyüti de İbnu's-Salah'ın bu eserini nazma çevirmiştir: Elfiyyetu's-Suyûti fi İlmi'l-Hadis, (Mısır, 1353, (Ahmed M. Şakir'in tahkikıyle).
Ulumu'l-Hadis üzerine ayrıca Iraki'nin et-Takyid ve'l-Izah Lima Utlıka ve Uğlika min Mukaddimeti lbni's-Salâh (Haleb, 1350) isimli bir şerhi,

Zerkeşi'nin en-Nuket al Mukaddimeti İbni's-Salâh (Topkapı, 21279) isimli bir eseri ve

Muasır müelliflerden M. Rağıb et-Tabbah'ın el-Mısbah alâ Mukaddimeti İbni's-Salah (Haleb, 1350) isimli bir ta'liki vardır.
Bedruddin İbn Cemâ'a el-Kinani'nin el-Menhelu'r-Revi fı'l-Hadisi'n-Nebevi'si (Mısır, Daru'l Kütüb, 217) ile;

Siracuddin el-Bulkini'nin Mehasinu'l Istılah fi Tazmini Kitabi İbni's-Salah'ı da (Köprülü,228) Ulûmu'l-Hadis üzerine yapılan çalışmalardandır.
2-İbn Hacer'in Nuhbetu'l-Fiker fi Mustalahı Ehli'l-Eser'i (Kalküta, 1862; Mısır, 1301) bu dönemin ve bütün hadis usulü tarihinin en mükemmel     eseridir. Çok veciz yazılmış olduğu için Nuzhetu'n-Nazar adıyla bizzat kendisinin şerh ettiği bu eserini İbn Hacer, her ne kadar    Ulumu'l-Hadis'ten ihtisar ettiğini söylüyorsa da o bu eserinde orijinal bir yol takip etmiş, yaptığı tarif ve açıklamalarla bir çığır açmıştır. 
İbn Hacer'in bu eserinin hem metni hem de şerhi üzerinde birçok çalışma yapılmıştır. Bu eseri;

Kemaluddin Ebu Abdillah Muhammed eş-Şemeni (?) (Şerhu'n-Nuhbe, Evkafu Bağdad, 379, Hadis);

İsmail Hakki (Şerh ale'n-Nuhbe, Rağıb, 242);

Mınkârizâde (Şerhu'n-Nuhbe, Damadzâde, 327);

M.Ekrem ibn Abdirrahman es-Sindî (İm'ânu'n-Nazar bi-Şerhi Nuhbeti'l-Fiker, Bircende, Haydarabad, Mektebetu'ş-Şeyh Muhıbbullah Şah,13);

Abdurraûf el-Munâvi (el-Yevâkit ve'd-Dürer ü Şerhi Nuhbeti'l-Fiker, Mısır, Daru'l-kütüb 6663);

Aliyyu'l kari (Aliyyu'l Kâri Alâ şerhi muhabetil-fiker (İstanbul, 1327); şerhetmiş,

İbn Kutlubuğa (Hâşiye alâ Nüzheti'n-Nazar, Evkafu Bağdad, 2878) ile

İbrahim el-Halebi (Hâşiye alâ Şerhi Nuhbeti'l-Fiker, Bursa Camii Kebir, 3532, 40a-70b) haşiyelemişlerdir. 
Muhammed Radıyuddin Ebu'l-Fadl ise İbn Hacer'in bu eserini nazmetmiştir:

 Silkud'-Durer fi Mustalahı Ehli'l-Eser ve Nazmı Nuhbeti'l-Fiker (Berlin, Dâru'l-Kütübi'l-Melikiyye, 1113).
Nuhbetu'I-Fiker ve şerhi Nuzhe, müteaddit defalar Türkçe'ye tercüme edilmişlerdir:
el-Eseru'l-Mu'teber fi Tercemeti Nuhbeti'l-Fiker, Abdunnâfi', Ma'müretulaziz, 1301.
Terceme-i Nuhbetu'l-Fiker, Fatih Ahmed, 1261.
Terceme-i Nuhbetu'l-Fiker, Ramazanzâde İffet Efendi, el-Aziz, 1301.
Hadis Istılahları Hakkında;

 Nuhbetu'l-Fiker Şerhi, ter.: Doç. Dr. Talat Koçyiğit, Ankara 1971.
Bu dönemde yazılan diğer hadis usülü eserleri arasında

et-Tibî'nin el-Hulasa fi Usüli'l-Hadis'ini (Bağdat, 1391/1971, Subhı's-Samerra'i'nin tahkikıyle),

Ebu'l-Feyz Muhammed ibn Muhammed el-Hanefi'nin Cevahiru'l-Usül fi İlmi Hadisi'r-Resulünü (el-Medinetu'l-Münevvere, 1393 Ebu'l-Me'ali el-    Mubfirekfüri'nin tahkikiyle),

es-Seyyid Izzuddin Muhammed ibn İbrahim el-Vezir'in Tenkihu'l Enzar'ını (Muhammed ibn İsmail es-San'ani'nin, Tavzihu'l-Efkar li-Me'ani Tenkihı'l-Enzar isimli şerhi, Muhammed Muhyiddin Abdulhamid'in tahkikiyle matbudur: Kahire, 1366) zikredebiliriz.
6. Duraklama Devri: Hicri 10. asırdan 14. asrın başlarına kadar süren bu dönemde orijinal bir eserin pek yazılmadığı, önceki dönemlerin bazı eserleri üzerine şerh ve haşiyelerin yapıldığı görülür.

Bu dönemde yazılan eserler arasında;

Ömer ibn Muhammed el-Beykuni'nin Manzume fi Mustalahı'l-Hadi'ini "el-Beykûniyye" (Mısır, 1368/1949),

Muhammed ibnu's-Seyyid Mustafa eş-Şehravi ed-Desüki'nin Kitabu Behceti't-Tahdis fi Beyani Usüli İlmi'l-Hadis'ini  (Bursa, H.Çelebi, 146)  zikredebiliriz.
Burada, İslam aleminde genel olarak hadis ilimleri için duraklama devri kabul edilen bu dönemde Hindistan'da, tam aksine bilhassa Şah Veliyullah ed-Dihlevi ile talebesi ve takipçilerinin gayretleri ile hadis ilimlerinin büyük bir canlılık gösterdiğini kaydetmeliyiz. Bu dönemde Hind bölgesi hadis âlimlerinin yazmış olduğu hadis usulü kitaplarından bir kaçını kaydedebiliriz:
Bulğatu'l-Ğarib fi Mustalahı Âsari'l-Habib, S.Murtaza el-Bilgrâmi ez-Zebidi.
Umdetu'l-Usul fi Ahadisi'r-Resül, Muhammed Şah ed-Dihlevi.
el-Ucaletu'n-Nafi'a, (Farsça), Abdulaziz ibn Veliyyullah ed-Dihlevi
Menhecu'l-Vusül ila Istılahı Ahadisi'r-Resül, (Farsça), S.Sıddik Hasan el-Kannevci.
7. Uyanış Devri: Hicri 14. asır başlarından günümüze kadar gelen bu dönemde bir uyanış ve canlanış müşahede ediyoruz. Kaynaklara dönüş hareketinin de verdiği iştiyakla hadis ve usulünü ilgilendiren klasik mevzularla beraber yeni meselelerin de yer aldığı eserler kaleme alınmaya başlandı. Herhalde bu dönemin en bariz vasfı eskiyi anlamaya çalışmanın yanında yeni problemlere hal çaresi arama gayretidir. Buna paralel olarak, modern baskı tekniklerinin verdiği imkânlarla eski eserlerin tenkitli neşirleri yapılmakta, yeni usul ve anlayışla eserler te'lif edilmektedir. Bu dönemde görülen diğer bir husus, muhtelif hadis bilgi kollarının müstakil olarak mufassal ilmi çalışmalara konu edilmiş olmasıdır. 

Bu dönemde yazılan hadis usülü kitaplarından şunlar zikre şayandır:

Tevcihu'n-Nazar ila Usüli'l-Eser, Tahir el-Ceza'irî, Mısır 1328.
Kava'idu't-Tahdis min Funûni Mustalahı'lHadis, Muhammed Cemaluddin el-Kasimi, tah.: Muhammed Behcetu'l-Baytar, 1380/1961 (Müellif; hadisleri sahih, hasen, za'if ve bunlar arasında müşterek olanlar şeklinde taksim etmekle sonraki yazarlara öncülük etmiştir).
Kava'id fi Ulumi'l-Hadis, Zafer Ahmed e-Tehanevi, tah.: Abdulfettah Ebü Ğudde, Beyrut, 1392/1912 (Türkçesi: Yeni lJsül-i Hadis, ter.: Doç.Dr. İbrahim Canan, İzmir, 1982).
Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi,(1. Cild, Mukaddime Ahmed Na'im, İstanbul, 1346/1928, Ankara, 1970.)
Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, (Prof. M. Tayyib Okiç, İst. 1959).

el-Menhecu'l-Hadis fi Ulumi'I-Hadis, Prof.Dr. Muhammed Muhammed es-Semahi,(Kahire. 1377, 1382/1963) (Bir hadis ansiklopedisi ortaya        koymak maksadıyla yazılan eserde yeni meseleler ve bunların hal çareleri ile hadis ilimlerinin esasları geniş bir şekilde ele alınmıştır. Eser,       tarihu'l-Hadis, mustalahu'l-hadis, rivayet, ruvat gibi müteaddit kısımlardan meydana gelmiştir).
Menhecu'n-Nakd fi Ulumi'l-Hadis, (Nureddin Itr, Dımeşk, 1399/1979.)
Dirasat fi'l-Hadisi'n-Nebevi ve Tarihi Tedvinih,(Dr. M.M. el-A'zami, Beyrut-Dımeşk, 1400/1980, I-II.)
Menhecu'n-Nekd 'Inde'l-Muhaddisin, Dr. M.M. el-A'zami, Riyad, 1402/1982.

Anahtarlarıyla tarihini vermeye çalıştığımız Dirayetu'l-Hadis İlmi bu şekilde günümüze gelmiştir. Hadisin sahih, güvenilir bir surette naklini sağlamak maksadıyla geliştirilen ve bunu tarih içinde hakkıyla ifa eden bu ilmin, bu gün, İslam tarihindeki, bilhassa ilk asırlardaki fikri ve ilmi hareketleri değerlendirmede, elde edilen bilgi birikimi ve tecrübe ile yeni kültürel meselelere çözümler ve izahlar bulmada icra edeceği büyük görevler vardır. Bunun için yazma halindeki eserlerin ilmi neşirlerinin yapılması, dağınık halde diğer ilim dallarına ait eserlerde de bulunan hadis usulü meselelerinin ciddi ilmi araştırma ve incelemelere konu edilmesi gerekmektedir.
Çeşitli İslam ülkelerinde yapılmakta olan bu çalışmaların merkezi bir tedvirinin imkân ölçüsünde sağlanması veya en azından ilgililerin birbirinden haberdar olmaları, ülkemizin de bu faaliyetlerde, bulunması gereken yeri alması şayan-ı arzudur.                                                                                           

 (İlim ve Sanat )

 
Geri