MAKALELER  
HADİSİN SÜBUTUNU TESBİTTE KURAN İLE...

HADİSİN SÜBUTUNU TESPİTTE "KUR'ÂN İLE KARŞILAŞTIRMA"  MESELESİ

Ayhan TEKİNEŞ


Îslâm hukukçuları hadislerin ihtiva ettiği fikhî hükümleri belirleme, kelâmcılar ve muhaddisler ise sıhhatini tespit maksadıyla hadisin Kur'ân'la karşılaştırılması (arz) üzerinde durmuşlardır. Fıkıh bilginlerinin konuya yaklaşımı "anlama", hadisçilerin ve kelamcıların yaklaşımı ise "bilgi" eksenlidir. Hadislerin doğru anlaşılması, isabetli yorumlanması için Kurân'la karşılaştırılması usûlü Hz. Peygamber döneminden itibaren uygulanmıştır. Ancak sıhhati belirlenmiş her hadisin Kurân'la karşılaştırılması ve sübûtu hakkında karar verilmesi tartışmalı bir meseledir. Zira bir haberin sübutunu tesbit ile muhtevasının anlatılması ayrı ayrı meselelerdir Hadisleri daha iyi anlamak için Kur'an ile karşılaştırmanın faydası, hatta zarureti açıktır. Lâkin rivayet kuralları hakkıyla yerine getirilerek nakledilen haberlerin, bazı ilkelere aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ise tartışmaya, açık bir husustur. Bu çalışmada, "arz" konusu, anlama ve sübut arasındaki söz konusu farktan hareketle ele alınmıştır. 1.


I-   Hadisleri Kuran ile Karşılaştırmanın Tarihçesi:

Hadisi, Kuran ile tashîh etme isteği oldukça eskidir. Haricîler'in bir kısmı Kur'ân'ı yeterli görmüşler ve "Bize Allah'ın Kitabı yeter"2 demişlerdir. Onlar, şer'î hükümlerin ancak Kuranda bulunduğu takdirde delil olabileceğini iddia etmiş; recmi ve mestler üzerine meshi bu sebeple kabul etmemişlerdir.3. Bu görüşleri nedeniyle hadislerin Kur'an'a arz edilmesi ile ilgili rivayetin haricîler tarafından uydurulduğu ileri sürülmüştür.4, Şâfii sünneti inkar edenler içinde bir grubun, sünnetin kabulü için Kur'ân'a muvafık olma şartını ileri sürdüğünü nakletmiştik.5 Şayet bahsi geçenler, hariciler ise, bu durumda onların, hadislerin sübûtunu tespit için Kur'ân ile karşılaştırmayı ilk defa öne sürenler olduğu söylenebilir. Nitekim daha sonraki Haricilerin de "arz" metodunu" benimsedikleri görülmek­ledir.6. Mu'tezile kelamcıları da Kur'ân'a aykırı hadislerin kabul edilmeyeceğini ileri sürmüşlerdir 7. Mesela ünlü Mu'tezile kelâmcısı Ebû Ali el-Cübbâî (ö. 303/916), isnadı sahih olsa da Kur'ân ile çelişen hadisin kabul edilmeyeceğini söylemektedir.8 Keza "Kötü laflar etmek (el-bezâu) ve süslü konuşmak (beyân) nifakın kısımlarındandır. Haya ve az konuşma da imanın şubelerinden ikisidir".9 hadisi hakkında da Câhız (ö. 255/869), "Kur'an, beyan'a teşvik etmişken Resûlullah'ın (s.a) az konuşmaya teşvik etmiş olmasından Allah a sığınırız. Ayrıca Resulullah'ın (s.a) kötü söz söylemekle beyanı birlikte anmasından da Allah'a sığınırız"10 diyerek, "arz metodunu" benimsediğini ortaya koymuştur


Hicri üçüncü asırda İslam bilginleri arasında arz konusundaki tartışmalar hızlanmıştır. Bu dönemde İmâm Şafi (ö 204/8I9) İle İsâ b. Ebân'ın (ö. 221/836) "arz metodu" hakkında tartıştıkları nakledilmiştir Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybânî'nin talebesi ve Basra kadısı olan İsâ b.Ebân 11,  haber-i vahidlerin Kur'ân'a arz edilmesi gerektiğini öne sürmüştür 12. Ona göre haber-i vâhidleri nakleden râvilerin hata yapması da isabet etmesi de mümkündür. Halbuki hadisin Kur'ân'a muhalif olmayacağı açıktır. Bu durumda haberlerin sıhhatinden ancak Kur'an'a "arz" ile tamamen emin olunabilir.13. Râzî ise Şâfi'nin konuyla ilgili görüşünü, "Hadisin sıhhatinin şartları ancak, hadisin Kur'an'a aykırı olmamasıyla gerçek­leşir"14 şeklinde nakletmektedir. Bu durumda Şafiî'nin hadisin sıhhati için gerekli görülen şartlar içinde açıkta "Kur'ân'a uygunluk" zikredilmese de neticede, hadislerin sahih kabul edilmesi için ilen sürülen şartlara hakkıyla riâyet edilmesiyle "Kur'ân'a uygunluk" gerçekleşir, kanaatinde olduğu söylenebilir Bir başka deyişle Şâfıî, haberlerin rivayeti esnasında her tabakadaki raviler tarafından karşılaştırmanın zaten yapıldığını, bu şekilde sıhhati belirlenmiş bir hadisi ayrıca Kur'ân'a arz etmenin gerekli olmadığını ileri sürmüştür.15


Hadislerin Kur'ân ile karşılaştırılmasını gerekli görenler, hadisin sıhhatini ve hucciyetini Kur'ân'a uygunluk şartına bağlamak istemişlerdir. Bunlar "sahih sünneti" belirleme amacıyla "sübûtu kati" olan ve "ilm-i yakîn" ifade eden Kur'ân âyetleriyle, Ekseriyeti İtibarıyla "sübutu zanni olan hadisleri sınamak ve kontrol etmek gerektiğini söylemişlerdir.16 Meselâ Mutezile bilginlerinden Kâdî Abdülcebbâr, yanılması mümkün bir râvinin haberiyle (haber-i vâhid) Kur'â'n'a itiraz edilemeyeceğini söyler"17. Hadisin subutunu tespit için Kur'ân ile karşılaştırmak isleyenler iki şekilde hareket etmişlerdir. "Ya hadisin Kur'ân'ın umumuna veya ruhuna aykırı olduğu iddia edilmiş ya da hadisin belirli bir âyel ile çeliştiği öne sürülmüştür Her iki durumda da Kur'ân'ın değişmeden geldiği, hadislerin bir çoğunun ise âhâd haberler olduğu bu nedenle de hatalı ya da eksik nakledilmiş olabilecekleri kazıyyesinden hareket edilerek, söz konusu hataların Kuran ile tashih edilmesi arzu edilmiştir Nitekim çağdaş bilginlerden Muhammed Gazalî, ısrarla bu ilk husus üzerindc durmakta ve hadislerin sübûtunu tespit ederken, "Kur'an'a vukufiyetle kazanılan meleke"nin 18 ve "Kur'ân'ın ruhu"nun 19 esas alınması gerekliğini öne sürmektedir. Ona göre "vahiyle çelişen bir hükmün hadiste varid olması mümkün değildir"20, bu nedenle-Kür'ân ile çelişmesi, hadisin illetli ve şaz olduğunu gösterir. 21. Kur'ân'ın genel ilkelerine aykırı olduğu gerekçeliyle hadisin reddedilmesi geçmişte de ileri sürülmüş bir iddiadır. Meselâ, cehennem azabına sebep teşkil eden bir günah işlediği söylenen kişi hakkında Peygamber (s.a}, o şahsın yakınlarına "Onun yerine bir köle azat edin. Umulur ki Allah o kölenin her hır uzvuna karşılık, sizin arkadaşınızın bir uzvunu cehennem ateşinden kurtarır" 22 buyurmuştur. Bu hadisin zahirinden fidyeyi kişinin kavminin vereceği anlaşılmakladır. Tahâvi, bazı kişilerin bu rivâyete şöyle itiraz ettiklerini nakletmîştir:  "Allah'ın Kitabının günahkârlardan bu gibi manaları reddettiğini tesbit ettik. Meselâ, ihramlı kişinin öldürdüğü av hayvanının keffareti konulu anlatıldıktan sonra şöyle buyrulmuştur. "Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatsın"23. Allah Teala, ihramlı iken av hayvanının öldürulmesınin cezasını, o işi yapan kişinin çekeceğini bildirmiştir. Günahtan dolayı verilen bütün keffaretlerde de durum böyledir. Bir başkası, işi yapanın yerine keffareti yerine getiremez"24


Konunun ictihadî yanının ağır basması sebebiyle, rivayetlerin hatasız nakledilebilmesi için objektif ilkeler belirlediklerinden emin olan muhaddisler "Kur'an'la çelişme"yi hadislerin reddi için başlı başına bir delil olarak görmemişlerdir. Muhaddisler, herhangi bir  kişinin Kur'an'ın zahirinden anladığı mana ile Resülullah'ın sünneti reddedilseydi, bu seklide sünnetin çoğu reddedilir ve sünnet fonksiyonsuz hâle gelirdi kanaatiyle "arz" metodunu benimsememişlerdir.25. Hatta muhtemelen bu nedenle bazı hadisçiler, "Resûlullah'ın (s.a) sünneti, Kur'ân'a hâkimdir (kadı); Kur'an ise sünnete hâkim değildir" görüşünü öne sürmüşlerdir.26. Hadislerin kabulü için muhaddislerin belirledikleri rivâyet kuralları dışında. Kur'ân'a uygunluk ve haberlerin mütevâtir olması gibi kriterler arama isteklerinin çoğalması üzerine, muhaddisler de sünneti müdafaa etmek arzusuyla eserler telif etmişlerdir 27.


Muhaddisler, hadislerin Kur'an ilc karşılaştırılmasını nazarî olarak kabul etmedikleri gibi, uygulamada, hadis metinleriyle ilgili tenkitlerinde de bu metottan istifade etmemişlerdir. Nitekim ünlü hadis bilgini Müslim (ö. 261/874) hadis metinlerindeki illetleri incelediği Kitâbu't-Temyiz adlı eserinde "Kuran'la çelişme'yi bir illet olarak zikretmemiştir 28. Keza Mâliki fakihi, muhaddis İbn Abdilberr de (ö. 463/1070) et-Temhid adlı eserinde, hadislerin illetlerini incelerken "Kur'ân'a muaraza'yı zikretmemiştir.29. Hanefi fakîhi Ebû Ca'fer et-Tahâvi ise (ö 321/933) hadislerin açıklanması ve anlaşılmasında Kur'ân'dan delil getirmeye ve karşılaştırmalar yapmaya önem vermiş ve bir çok yerde hadisleri rivayet ve metin olarak değerlendirdikten sonra "Kur'ân'ın zahiri anlamı da bunu gösteriyor" diyerek tercih görüşü âyetlerle desteklemeye özen göstermiştir 30. Buna rağmen o, Kur'ân'a aykırılığı hadisin red gerekçelerinden birisi olarak kabul etmemiş; Kur'ân'a aykırı olduğu için tenkid edilen bir çok hadisi müdafaa etmiş ve reddetmek yerine yorumlamayı tercih etmiştir 31. Keza Ehl-i hadis'in önde gelen isimlerinden İbn-i Kuteybe, (ö. 276/889) kelâmcıların öne sürdüğü "bazı hadislerin Kur'ân'a aykırı olduğu" iddiasını kabul etmeyerek bu iddiaları tenkit etmiştir.32


II.   Hadisleri Kur'ân ile Karşılaştırma Konusundaki Rivayetler:

Hadislerin Kur'ân'la karşılaştırılmasının gerekli olduğunu ileri sürenler, görüşlerini bir kısım rivayetlerle desteklemişlerdir Hanefî mezhebinin ünde gelen fakihlerinden Kâdi Ebû Yusufun (ö. 182/798), mürsel olarak naklettiği bir hadiste, Yahudilerin Hz. Musa (a.s), Hristiyanların da Hz. İsâ hakkında yalan vee mübalağalı sözler söylediği anlatılmakta ve Resulullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmekledir:

"Benim sözlerim yayılacaktır. Size benden bir hadis gelirse, Allah'ın Kitabı'na uygun düşeni ben söylemişimdir. Uygun olmayanı ise söylememişimdir" 33.

Bu hadis Abdullah b Ömer'den mevsul olarak da nakledilmiştir.34 Ancak isnadı zayıftır. Bu hadisin isnadında Ebu Hâdır b.Abdulmelik  Abdirabbih vardır ki bu ravi "münkeru'l-hadis"tir.35 Şafiî ise aynı hadisi şu şekilde rivayet etmiştir:

"Benden size gelen hadisleri Allah'ın Kitabı'na arz edin: uygun olanı ben söylemişimdir, aykırı olanı ise söylememişimdir."36

Şâfi, bu hadisi, rivâyetine itibar edilen hiç bir râvinin nakletmediğini, isnâdının da munkatı oldugunu söyleyerek tenkit etmiştir.37

İbn Abdilberr'in (ö.463/1071) naklettiği bir hadiste Rcsûlullah(s.a)şöyle buyurmuştur:

"Bana nisbet edilen her şeyi, Allah'ın Kitabına arz ediniz; ona uyarsa, ben söylemişimdir, ona aykırı ise ben söylememişimdir. Ben,   ancak Allah'ın kitabına muvafık olurum zira Allah, beni, onunla Hidayete erdirmiştir."38               

İbn Abdilberr, bu haberi kabul etmemekte, Kur'ân-ı Kerim'de Resûlullah (s.a)'e itaat etmeyi emreden ayetlerin mutlak olduğunu, bir kısım bidatçıların iddia ettiği gibi, "Resûlullah'ın, sadece Allah'ın Kitâbı'na uygun düşen sözlerine ittiba edin" buyrulmadığını söylemektedir.39

Bu konudaki rivayetlerin en meşhurlarından birisi de, şu haberdir:

Sevban (r.a), Resulullah'ın (s.a)  şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Dikkat edin! İslamın karşısına musibetler, hezimetler çıkacaktır".   Orada bulunanlar "O zaman biz; ne yaparız, ya Resülallah!" dediler Bunun üzerine Resulullah 'Sözlerimi Kitab'la karşılaştırın Kitab'a uygun olan benim sözümdür, ben söylemişimdir" buyurdu"40.

Bu rivayetin isnadı tenkid edilmiş, isnâddaki Yezid b. Rebî'a'nın metruk bir râvi olduğu, münker hadisler rivayet ettiği söylenmiştir.41. Bu zat özellikle "Ebu'l-Eş'as'dan Sevbân" tarîkıyla rivayet ettiği haberlerde aşırı '"ihtilâfla, (karıştırma) suçlanmıştır 42 Yezid b Rebi'a'nın aynı zamanda bir fakîh olması 43, fukaha arasında böyle bir hadisin maruf olduğunu göstermektedir Kâdı Ebû Yûsuf da yukarıda kendisinden nakledilen hadisi, şaz rivayetlerden sakındırmak, özellikle fakihler arasında bilinen rivayetlere itibar edilmesi gerektiğini vurgulamak maksadıyla naklettiğini ifade etmiştir. Ona göre, "Çoğunluğun kabul ettiği, fakîhlerin bildiği, Kur'ân ve sünnete uygun rivayetlerin kabul edilmesi gereklidir". Bu nedenle o "Rivayet olarak nakledilse de Kur'ân'a uygun düşmeyen hadis, Resûlullah (s.a)' in sözü değildir"44 kanaatindedir

Arz metoduna delil olarak öne sürülen hadislerden biri de Ebü Hureyre'nin (r.a), Resûlullah'tan (s.a) rivâyet ettiği şu hadistir:

"Size benden ihtilaflı hadisler nakledilecektir. Allah'ın Kitabı'na ve sünnetime(sahih) uygun olanlar, benim sözlerimdir. Allah'ın Kitabına ve sünnetime muhalif olanlar ise benim sözüm değildir"45.

Bu hadisin isnadında Salih b. Musa b. İshak el-Kûfi vardır. Hakkında "mûnkeru'l-hadis, "leyse bi şey" ve "hadisleri yazılmaz" denilmiştir;. Özellikle sika râvilerden hiç kimsenin mütabaat etmediği münker hadisler nakletmiştir, hadisleriyle ihticac edilmez, metruku'l-hadis bir râvidir 46. Hadisin metnine gelince, görüldüğü gibi bu haberde Kur'ân ve sahîh sünnetle yalnızca "ihtilaflı" hadislerin karşılaştırılması istenmiştir ki, bu zaten hadisçilerin kabul ettiği bir metoddur. Bilindiği gibi hadislerin ihtilaflı olması durumunda tercih sebeplerinden birisi de, hadisin Kur'ân ve meşhur sünnete uygunluğudur 47.

Hadisin Kur'ân'a arz edilmesine delil olarak ileri sürülen bu rivayetlerin hiç birinin gerek isnâd gerek metin yönünden "arz" meselesine delil olamayacağı anlaşılmaktadır, ilk üç rivayetin isnadı munkatıdır; dördüncü ve beşinci hadislerin jsnâdları ise oldukça zayıftır Ayrıca görüldüğü gibi dördüncü ve beşinci hadislerin metinlerinde her durumda, hadisin Kur'anla karşılaştırılması emredilmemektedir. Bu sebeple anılan hadislerin "arz metoduna" delil olması uygun değildir. Böylece hadisçilerin "arz"ı reddetmelerinin sebebinin öncelikle, bu konuda sıhhat şartlarını taşıyan bir hadısın bulunmaması olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İbn Hacer "arz" hakkındaki hadislerin bütün tarîklerinin tenkid edildiğini ifade etmiştir. 48 Ayrıca Firüzâbâdî ve Sağani gibi âlimler arz ile ilgili hiç bir hadisin sabit olmadığını öne sürmüşler ve "Sizden birini koltuğuna yaslanmış, benim emretiğim veya nehyettiğim hususlardan birisi kendisine ulaştığı halde; 'bilmiyorum biz Allah'ın Kitabı'nda bulduğumuz (hükme) uyarız, derken bulmayayım" hadisinin de bunu teyid ettiğini söylemişlerdir 49 Hatta arz metodunu benimseyenler bile bu konudaki hadislerin zayıf olduğunu itiraf etmişlerdir. Mesela, Leknevî (ö.1304/1889) hadislerin Kur'ân ile karşılaştırılmasının lüzumuna inandığı halde, söz konusu rivayetlerin zayıf olduğunu ifade etmektedir 50. Ahmed Muhamıned Şâkir de "arz hakkında" sahih veya hasen bir hadis yoktur; bu konuda bir çok lafız nakledilmiştir, ancak bunlar ya mevzu' veya ihticac ve istişhada uygun olmayan son derece zayıf haberlerdir" demiştir 51.


III.    Hadisleri Anlamaya Yönelik Karşılaştırmalar:

Hz Peygamber, bazı sözlerinin bitiminde Kur'ân'dan âyet okuvarak, Kur'ân-Sünnet alâkasını ve bütünlüğünü göstermek istemiştir 52. Bazı sahâbîler de rivâyet ettikleri hadislere Kur'an âyetleriyle istişhad ederek, bu alaka ve bütünlüğe dikkat çekmişlerdir.53 Selef âlimleri, Hz. Peygamber'den bir hadis duydukları zaman onu tasdik eden bir âyeti de zikrederlerdi 54. Hatta bazı âlimler "Sahih hadisin lafzını veya lafzının bir kısmını veyahut manasının bir kısmını Kur'ân'da arayın, bulursunuz" demişlerdir.55. Bu düşünceden hareket eden bir kısım İslâm bilginleri hadislerin manasını içeren veya hadislere işaret eden ayetleri tespite önem vermişlerdir Meselâ Mağrib âlimlerinden Abdüsselâm b. Abdurrabmân b.Berrecan (ö. 530/1136), Sahîh-i Müslim'in hadislerinin Kur'ân'daki kaynaklarını Kitâbu'l-irşad adlı bir eserde göstermiştir.56    

Hadisler, fakihler tarafından, âyetlerle karşılaştırılarak fıkhî bir hüküm çıkarılmaya çalışılır. Bu durumda ya ayetteki ya da hadisteki bilgi, içtihada açık, delaleti zannî bir bilgidir. Fakihlerin âyetle hadisi karşılaştırmalarının sonuçları da bir "içtihad" neticesinde ortaya çıktığı için, diğer müçtehitleri bağlayıcı değildir Nitekim âyetlerle çeliştiği gerekçesiyle bazı hadisler fakihler tarafından delil olarak dikkate alınmamış 57; lâkin diğer müçtehidler, hadislerle ayetler arasında bir çelişkinin asla söz konusu olamayacağını söyleyerek aynı hadisi farklı şekilde yorumlayarak delil kabul etmişlerdir 58. Hatta âyetlerle açıkça çeliştiği iddia edilerek neshe karar verilen bazı durumlarda bile, müçtehit fakîhler arasında farklı tulumlar bulunduğu görülmektedir 59. Bu durum genelde hadis veya âyetin delaletinin kesin olmamasından kaynaklanmaktadır. Delâleti zanni olan nazardan da fakihler İçtihat neticesinde farklı hükümler istinbat etmektedirler Hadisin sıhhati, hadisin subûtu ile bir niteliktir. Hadisin dalaletinin tespiti ise, anlama ile ilgilidir.


Fakihler, hadisleri amel açısından merdud ve makbul hadis şeklinde ikiye ayırmışlardır. Meselâ Serahsî {ö. 490/1097) makbul hadisi, "amelde hüccet olan hadis" şeklinde tanımlamıştır.60 Hanefîler, Kur'ân ve meşhur sünnete muhalif haber-i vahidi "amel konusunda "munkatı" olduğu gerekçesiyle "manen munkatı" kabul etmişlerdir. Hanefilere göre manevi inkıta dört şekilde gerçekleşir Birincisi, hadisin Kurân'a aykırı olmasıdır, ikıncisi, hadisin meşhur sünnete muhalif olmasıdır, üçüncü hadisin "umumi belva"ya muhalif şaz bir hadis olmasıdır. Dördüncüsü ise, ilk dönemden itibaren âlimlerin hadisi dikkate almamasıdır. Bu da sahabiler arasında bir meselede ihtilaf edildiği halde, hadisin bahsi geçen konuda delil olarak nakledilmemesiyle anlaşılır 61. Hanefîler, Kur'an'a ve meşhur sünnete aykırı bir hüküm ihtiva ettiğinde haber-i vahidi, manayla rivayet edilerek anlamı değiştirilmiş olabileceği ihtimaline binaen, "amelde delil" kabul etmemişlerdir. 62 Fakîhlerin hadisle ameli terk etmeleri, hadis için bir kusur olsa da, bu durum her zaman hadisin sahih olmadığı anlamına gelmez.

Arz metodunun uygulaması olarak gösterilen Hz Aîşe'nin bazı rivayetlere yaptığı istidrâklar hadisin sübütuna yönelik tenkitler değildir. Hz. Aişe'den nakledilen söz konusu örnekler incelendiğinde bunların bir kısmında onun, "fetva" maksadıyla ayetleri serdettiği: diğer bir kısmında ise hadisin bildiği mahfuz şeklini naklederek, rivayetten kaynaklanan hataları düzelttiği görülmektedir, Hz. Aişe, âyet-i kerimeleri hadisleri reddetmek için delil olarak ileri sürmemekte yalnızca kendi fikrîni teyid etmek gayesiyle âyet-i kerimeleri nakletmektedir. Şu hâdise buna güzel bir örnektir:

İki kişi Hz Âişe''nin yanına gelerek Ebu Hureyre'nin, Resulullah'tan (s.a)  "Uğursuzluğun kadın, binek ve evde olduğunu" rivayet ettiğini söylediler. Bunun  Hz. Âişe "Kur'an'ı Ebu'l-Kasım'a indiren Allah'a yemin ederim ki o böyle söylememiştir. Allah'ın Peygamber'i "Câhiliye döneminde insanlar uğursuzluğun kadın, ev ve binekte olduğunu söylüyorlardı." buyurmuştur" dedi ve "Yerde ve nefislerinizde vuku bulan bütün musibetler, bizim onu yaratmamızdan önce mutlaka bu kitapta yazılmıştır."63   ayetini okudu 64 .


Hz, Âişe burada önce hadisin eksik ezberlendiğini söyleyerek, raviyi tenkid etmekte daha sonra hadisin doğru şeklini nakletmektedir. Ayet-i kerimeyi ise, ilk rivâyeti reddetmek için değil, naklettiği hadisteki fikri desteklemek maksadıyla okumaktadır. Hz. Âişe'den "arz metodu"na delil olarak nakledilen rivayetlerin bir kısmı bu örnekteki gibidir 65. "Arz metodu"na delil olarak zikredilen diğer rivayetler ise, daha ziyade Hz. Âişe'nin bir "fetvası" niteliğindedir. Bu rivayetlerde, Hz. Âişe kendisine sorulan bazı konuları, doğrudan ayetlerle cevaplandırmıştır ki, bu cevap onun o meseledeki içtihadı olarak değerlendirilmelidir. Mesela;


Mesruk'tan nakledildiğine göre. Mesrûk  "Ey anneciğim! Muhammed  Rabbini gördü mû?" diye sormuş; bunun üzerine Aişe (r.anha) "Söylediğin şeyden tüylerim ürperdi. Kim sana Muhammed Rabbini gördü diye bir söz naklederse yalan söylemiştir" dedi ve peşinden "Gözler onu idrak edemez, O gözleri idrak eder. Allah, latif ve habirdir.66 ayetini okudu, daha sonra da "ancak o, Cibril'i iki defa asli şeklinde görmüştür."diye ilave etti 67.

Görüldüğü üzere Hz. Aişe burada belirli bir konu ile ilgili görüşlerini açıklamakla yetinmiştir Onun bu ifadelerine dayanarak konuyla ilgili hadisleri tenkit etmek mümkündür, ancak reddedilmesi gerektiğini iddia etmek isabetli değildir. Nitekim Davudoğlu da burada aynı kanaati paylaşmakta ve "Hz. Âişe. Resûlullah'tan (s.a) bir hadis rivayet ederek Onun Rabbi'ni görmediğini ispat etmemiştir. Eğer böyle bir hadis olsaydı onu mutlaka söylerdi. Bu babda söyledikleri kendi içtihadından ibarettir.68 demektedir. Hz. Aişe'nin bu konulardaki görüşleri içtihat niteliğinde olduğu için bir çok içtihat gibi bunlara muarız ve bu görüşlere delil olan başka âyet ve hadislerde ileri sürülmüştür.69


İbn Ebî Müleyke'den rivayet edildiğine göre "Hz. Peygamber'in hanımı Hz. Aişe (r.a) bilmediği bir şeyi duyduğunda onu öğreninceye kadar araştırırdı Bir gün Hz Peygamber "Kim hesaba çekilirse azap olunur" buyurdu. Bunun üzerine Aişe (r.a), Allah Teâlâ  "İşte böylesi kolay bir hesaba çekilir" 70 buyurmuyor mu? diye sordu Hz. Peygamber "Bu arzdır, kim inceden inceye hesaba çekilirse helak olur" diye cevapladı 71. Görüldüğü gibi Hz. Aişe, hadisi daha iyi anlamak için Kurân'la karşılaştırmıştır. İbn Hacer de "Bu hadiste, Sünnet'e Kur'an'la mukabele etmenin caiz olduğuna delil vardır" demiştir 72. İbn Hacer'in burada "arz" yerine "mukabele" kelimesini tercih etmesi de, "karşılaştırma"yı anlama manasında değerlendirdiğini hatıra getirmektedir.


IV,   Hadisin Sübutuna Yönelik Karşılaştırmalar:

Muhaddisler ve kelamcılar, rivayetleri daha çok sübût açısından ele almışlar, hadislerin bilgi değeri üzerinde durmuşlardır Hadisin ifade ettiği bilginin delâlet ettiği mânalar üzerinde derinlemesine tahliller ise bir önceki bölümde işaret ettiğimiz gibi daha çok fakîhler, zaman zaman da dil bilginleri yapmışlardır. Kelamcılar, hadis metinleri, mana ile rivâyeti edilmiş olabilir düşüncesiyle hadis metinlerini tahlilden kaçınmışlar, daha ziyade âyet-i kerimeler üzerinde durmayı tercih etmişlerdir, Kelamcılar. hadis metinleriyle subut açısından ilgilenmişler; hadisin sûbutunü belirlemek için ravilerin belirli sayıda olmasını (tevatür) veya hadisin kesin delillerle çelişmemesi gerektiğini öne sürmüşlerdir. Muhaddisler ise, hadislerin sıhhati için belirledikleri esasların yeterli olduğu kanaatindedirler.  Bu nedenle onlar arz metodunu benimsememişlerdir. Muhaddisler, sahih hadisler için böyle bir karşılaştırmayı uygun bulmamışlar; ancak zayıf ve metrûk rivayetlerin Kurân'la çelişkisini. uydurma alâmeti kabul etmişlerdir Nitekim İbn Kuteybe, sarık üzerine mesh edilmesiyle ilgili hadisler için "Başa mesh edilmesi, Kur'ân'la sabit bir hükümdür; lafzı ihtilaflı bir hadis sebebiyle (muhtelef), bu hüküm kaldırılamaz" 73 diyerek bu hususa işaret etmiştir. Zayıf veya uydurma olma ihtimal bulunan hadisler, sahih bir aslı olabileceği düşünülerek Kur'ân'la karşılaştırılmış uygun olanlar için "isnadı zayıftır fakat mânası doğrudur" denilmiştir Bunun örneklerini "mevzu'at" kitaplarında görmek mümkûndür.


Muhaddislerin hadisin sıhhatini belirlemek için üzerinde ısrarla durduğu hususlardan birisi, hadisin rivayetleri arasında çelişki bulunmamasıdır. Bunu belirlemek için onlar, bir hadisin muhtelif rivayetlerinin bir araya getirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir Ayrıca onlar, ihtilaflı rivâyetlerden birisini tercih etmek için hadisleri konuyla ilgili âyetlerle karşılaştırmışlardır. Mesela; "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra. Mekke'nin bir semtinde (batn), onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir" 74 Bu âyet-ı kerîmenin nüzûl sebebi hakkında sahabilerden iki haber nakledilmiştir. Enes'den (r.a) nakledilen birinci habere göre Hz. Peygamber, Mekke'ye iki fersâh kadar uzaklıktaki Ten'im mevkiinde sabah namazı kılarken, Mekkeli seksen müşrik, Hz. Peygamber ve ashabına saldırmış; Resûlullah (s.a) bu kişileri yakalamış sonra da serbest bırakmıştır. Bunun üzerine bu âyet nâzil olmuştur.75, Misver b. Mahreme (r.a) ve tabiînden Mervân b. Hakem'den nakledilen ikinci habere göre ise Hudeybiye sulhundan sonra Kızıldeniz sahilindeki "Sîfu'l-bahir" mıntıkasında toplanan Ebu Basir ve arkadaşlarıyla ilgili anlaşma maddesinin iptal edilmesi için Mekkelilerce yapılan talebin, Hz. Peygamber tarafından kabul edilmesi üzerine indirilmiştir. 76. Tahavi bu iki rivayet arasındaki müşkili şöyle yorumluyor: "Birinci haberde, olayın Ten'im mevkiinde geçtiği belirtilmiştir. Ten'im ayette geçen "Mekke'nin bir semti" (batn Mekke) ifadesiyle uyuşmaktadır. "Sifu'l-bahr" ise bilindiği gibi Mekke'de değildir Böylece ayetin nûzûl sebebinin birinci rivayet olduğu anlaşlmaktadır 77 Hadiste bildirilen kesin bilginin âyetteki bilgiyle çelişkisine Örnek olarak gösterilmesi mümkün olan bu misalde, yukarıda izah edildiği gibi, ayetle çelişen rivayet diğer rivayetle ihtilaflıdır. Zaten hadisin farklı rivâyetleri arasında ihtilaf olduğunda Kur'an metnine uygınluk bir tercih sebebi olarak kabul edilmiştir.78 


Bazı alimler haber-ı vâhidlerin itikadî konulardaki hücciyetini, onların Kur'anla ve diğer kesin delillere uygun olması şartına bağlamışlardır. Fakat hadislerin mutlak manada kabul ve reddi için anılan delillerle karşılaştırılması istenmemiş, teabbudi naslarda haber-ı vâhidlerin delil olduğu, böyle bir karşılaştırma gereği duyulmadan kabul edilmiştir el-Hatib el-Bağdâdî, haber-i vâhidlerin itikadi konularda delil olması için, akılla, muhkem Kur'ân hükümleriyle, meşhur ve ameli sünnetle tezat teşkil etmemesi gerektiğini öne sürmüştür 79. Ebu Hanife de itikadî konulardaki hadislerin Kur'ân'a uygunluğuna önem vermiştir. O, hadisin Kur'an'a aykırı olamayacağını. Allah'ın Peygamberi'nîn, Allah'ın Kitabı'na muhalefet edemeyeceğini, raviler Kur'an'a muhalif bir haber nakletmişlerse bu haberi reddetmenin Hz. Peygamber'i reddetmek anlamına, gelmeyeceğini söylemekte ve "mü'min zina edince başından gömlek çıkarıldığı gibi imanı da çıkarılır" 80 hadisini âyet-i kerimelere 81 aykırı olduğu gerekçesiyle kabul etmemektedir. 82 Ancak o. Kur'an'a arz konusunda çok ihtiyatlı davranmakta ve kendisine sorulan aynı mânadaki başka bir hadis hakkında şöyle demektedir: "Allah, içki içen kimsenin kırk gün ve kırk gece kıldığı namazı kabul etmez." 83 sözünün tefsirini bilmiyorum.. Söyleyenlerin, bu sözü, hakikate (adl) aykırı  bir şekilde tefsir ettiklerini bilmedikçe de onları yalanlamam" 84. Bu ifadede açıkça görüldüğü gibi hadisi değil, hadis hakkındaki açıklamaları kabul etmemekte, hadisi Kur'ân'a aykırı olduğu gerekçesiyle reddetme konusunda acele etmemektedir.


Hanefiler, hadis metninin yalnızca Kur'ân ile karşılaştırılmasırıı değil, meşhur hadislerle karşılaştırılmasını da gerekli görmüşlerdir. Hatta onlar, öncelikle hadisin bütün rivâyetlerin bir araya getirilmesi, daha sonra benzer hadislerin dikkate alınarak Resülullah'ın uygulamalarındaki genel esasların ortaya konulması gerektiği üzerinde durmuşlar; bununla birlikte Kur'ân ile karşılaştırmayı da ihmal etmemişlerdir. Ancak bütün bunlar ihtiyatlı bir üslûpla yapılmış; kesin ifadeler kullanmaktan sakınılmıştır. Nitekim Hanefi fakihlerinden Tahavi, Resûlullah (s.a.)'ın ünlü münafık Abdullah bin Ubey b. Selûl'ün cenaze namazını kıldığını bildiren rivâyetleri tenkid etmiş "cenaze namazını kılmadığını bildiren" rivayeti tercih etme sebebi olarak da "Allah Teâlâ'nın Peygamberi'ni "Onlardan vefat eden birinin namazını ebediyyen kılma"85 âyetiyle uyarmasını göstermiştir. Resûlullah'ın (s.a) Allah'ın nehyettiği bir şeyi yapması imkânsızdır. Tahâvî'ye göre namaz kıldığını bildiren rivayetler bazı ravilerin yanılgısıdır (vehm)86. Görüldüğü gibi Tahâvî, ilgili âyeti delil getirerek, konuyla ilgili hadisler arasında bir tercih yapmaktadır. Ona göre, böyle bir rivayetin kabul edilmesi Hz. Peygamber'in ismetiyle bağdaşmaz. O, söz konusu haberi, Hz. Peygamber'in benzeri durumlardaki diğer uygulamaları ile de karşılaştırmakta, Hz. Peygamber'in borçlunun 87, ganimet malından çalan 88 ve intihar eden 89 kişilerin cenaze namazlarını kılmadığını bunlardan daha kötü bir durumda münafık olarak ölmüş kişinin namazını da kılmayacağını söylemektedir 90. Neticede, Tahâvî, cenaze namazının kılındığı hakkındaki rivayeti, hadisin cenaze namazını kılmadığını bildiren farklı rivayetlerini, Hz. Peygamber'in aynı konudaki benzer uygulamalarını ve ilgili âyet-i kerimeleri dikkate alarak "Bu rivayetlerde, Hz. Peygamber'in onun namazını kılmadığı, ona şahitlik etmediği ve daha önceden de (cenazesine) gelmediğine delil vardır. Resûlullah'ın fiillerine en uygun olan da budur" 91 diyerek reddetmiştir.


Kelâmcılar, yukarıda işaret edildiği gibi, hadisin sübûtunu belirlemek için, hadisin kesin delillere aykırı olmaması gerektiğini ifade etmişlerdir. Buna dayanarak bazı fırkalar, özellikle de itikâdî konulardaki bir kısım hadisleri Kur'ân'a aykırı olduğu gerekçesiyle reddetmişlerdir 92. Özellikle Mutezile kelâmcıları, kesin delillerle tespit ettiklerini öne sürdükleri Kur'ânî ilke ve prensiplere aykırı buldukları hadisleri kabul etmemişlerdir. Meselâ, Mutezile bilginleri kabir azabını kabul etmedikleri için bu konudaki hadisleri de Kur'ân'a aykırı olduğu gerekçesiyle reddetmişlerdir. Hz. Peygamber, Bedir'de öldürülen müşriklere seslenmiş ve "Muhakkak ki onlar sizin işittiğiniz gibi işitiyorlar" buyurmuştur 93. Bu hadisin "...sen kabirde bulunanlara sesini duyuramazsın" 94 ve "...muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın" 95 mealindeki âyetlerle çeliştiği ileri sürülmüştür 96. Konuya bir başka örnek; Mu'tezile bilginleri, "Hz. Peygamber'e büyü yapıldı ve Zû Ervân kuyusuna konuldu" 97 şeklindeki rivayetin doğru olmadığını iddia etmişlerdir. Zira Mu'tezile, sihrin tesirini kabul etmemekte ve Hz. Peygamber'e sihir yapılmasını onun ismetiyle bağdaştıramamaktadır. Onlara göre sihir şeytanın işlerindendir. "Ona ne önünden ne de ardından bâtıl yaklaşamaz" 98 mealindeki âyette geçen "bâtıl" kelimesiyle de şeytan kastedilmiştir. O halde, ayette anlatıldığı gibi, şeytan ve şeytanın işi olan sihir Hz. Peygamber'e tesir edemez; Allah Teâlâ onu bütün bunlardan korumuştur 99. Burada da görüldüğü gibi Mu'tezile kelâmcıları, sihri kabul etmedikleri için, sihrin bütün çeşitleriyle şeytanın işi olduğunu öne sürmüşler ve bu ilkeye dayanarak konuyla ilgili sahih rivayetleri tenkit etmişlerdir.


Hadislerin Kur'ân ile çeliştiği iddiası şu iki sebepten dolayı ihtiyatla karşılanmalıdır: Birinci sebep, yukarıda işaret ettiğimiz, önyargılı tutumdur. Farkında olunsun veya olunmasın önkabuller insanların naslara bakışını, kabul ve reddini veya yorumunu etkilemektedir. İkincisi ise, hatalı anlamadır. Bir önceki bölümde ifade edildiği gibi, hadislerin Kur'ân ile karşılaştırılması gerçekle, bir anlama problemidir. Yanlış anlama neticesinde bazı hadislerin Kur'ân ile çeliştiği öne sürülmüştür. Meselâ, "Benim kabrim ile minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir"100 hadisi "Cennetü'l-me'vâ da onun (sidretü'l-münteha) yanındadır"101 âyetiyle çeliştiği için tenkit edilmiştir. Halbuki hadisteki ifade mecazdır. Hadiste Hz. Peygamber'in kabri ile minberi arasının aynıyla bir cennet bahçesi olduğu değil, burada kılınan namazın ve yapılan zikrin insanları cennete götüreceği anlatılmak istenmiştir 102.

Keza "Peygamber (s.a) cariyelerin para kazanmasını yasaklamıştır"103 hadisinin Kur'ân ile çeliştiği öne sürülmüştür. Tahâvî bu konudaki tenkidi şöyle naklediyor:

"Bu hadisi Resûlullah (s.a)'den nasıl kabul edebilirsiniz? Allah'ın Kitab'ı ve Resûlullah'ın sünneti bunu reddeder. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ellerinizin altında bulunanlardan (köle ve cariyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir iyilik görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın"104. Alimler arasında mükâtebe konusunda ihtilaf yoktur, kadınlar da mükatebede erkekler gibidir. Resûlullah, döneminde Berîre adlı bir cariye mükâtebe ile hürriyete kavuşturulmuştur"105.

Görüldüğü gibi hadisin zahiri anlamıyla âyetler ve fiilî sünnet çelişmektedir. Bu durumda hadis, te'vil edilerek muhtemel anlamlardan birisi tercih edilmiş ve Hz. Peygamber'in söz konusu hadiste cariyelerin kötü yollardan kazanç temin etmesini yasakladığı öne sürülmüştür 106.

Keza başka bir hadiste de Ebû Ubeyde'nin (r.a) "Ey Allah'ın Rasûlü, biz seninle müslüman olduk, seninle cihad ettik, bizden daha hayırlı bir kişi var mıdır?" sorusu üzerine Resûlullah (s.a) "Evet vardır; onlar beni görmedikleri halde bana iman eden bir topluluktur" buyurmuştur 107. Ashabın faziletini bildiren âyet ve hadislerle çeliştiği için bu hadisin kabul edilemeyeceği iddia edilmiştir 108. Hadis, yorumlanarak çelişki çözümlenmiştir. Tahâvî, hadiste anlatılan kişilerin, iman ettiği halde düşman korkusundan Hz. Peygamber'in yanına o ana kadar gelememiş, ancak daha sonra gelen sahabîler olduğunu söyleyerek, hadise yöneltilen itirazı cevaplamıştır 109.


Resûlullah (s.a) "Evet vardır; onlar beni görmedikleri halde bana iman eden bir topluluktur" buyurmuştur 107. Ashabın faziletini bildiren âyet ve hadislerle çeliştiği için bu hadisin kabul edilemeyeceği iddia edilmiştir108. Hadis, yorumlanarak çelişki çözümlenmiştir. Tahâvî, hadiste anlatılan kişilerin, iman ettiği halde düşman korkusundan Hz. Peygamber'in yanına o ana kadar gelememiş, ancak daha sonra gelen sahabîler olduğunu söyleyerek, hadise yöneltilen itirazı cevaplamıştır .

Hadisin sübûtuna yönelik karşılaştırmalar incelendiğinde, Kur'ân ile çeliştiği öne sürülen hadisler ya isnâd açısından zayıftır ya da hadisle âyet arasında yorum farklılığından kaynaklanan zahirî bir çelişki söz konusudur. Hadislerin sübûtunu yönelik tenkitlerin gerçekte hadisleri anlama ile ilgili bir eksiklikten kaynaklandığı söylenebilir. Hadislerin Kur'ân'a arz edilmesi, nasları anlama ve yorumlama açısından önemlidir. Çoğu zaman nasları farklı şekillerde anlamak ve yorumlamak mümkün olduğu için, bu tür karşılatırmalarda gerçekte nasla sabit bilgi değil, naslardan anlaşılan mânalar mukayese edilmiş olmaktadır. Bu nedenle denilebilir ki, hadisin Kur'ân'a aykırı olduğunu söyleyenler, gerçekte hadisin akla aykırı olduğunu iddia etmektedirler 110. Bu kişiler, aslında kendilerinin Kur'ân'dan anladığı mâna ile hadisten anladıkları mânanın çeliştiğini öne sürmüş olmak­tadırlar. Dolayısıyla denilebilir ki, hadislerin sübûtunu tespit maksadıyla yapılan karşılaştırmalar, neticede hadisin bir yorumu olmaktadır.


Değerlendirme

Teknik olarak sıhhat şartlarını kendinde toplamakla birlikte Kur'ân'a aykırı gibi görünen bir haber, haber-i vâhid de olsa, iyice araştırılmadan inkâr edilmemelidir. Zira Resûlullah'tan (s.a) sübûtu sahîh hiç bir hadis, bazen zahiren bir ihtilaf var gibi görünse de, gerçekte Kur'ân'a muhalif değildir 111. Yanlış anlamadan kaynaklanan sayılı örnekler dışında, sahih hadislerin Kur'ân ile çelişkisini göstermek mümkün değildir. Zahiren Kur'ân ile çelişkili gibi görünen rivayetler de uygun bir şekilde izah edilmiştir 112. Hadisin Kur'ân'a arz edilmesi, birçok açıdan sübjektif bir değerlendirmedir 113. Muhaddisler ise, hadis tenkidini sübjektiflikten kurtarmaya önem vermişler, bu bağlamda hadislerin sıhhatini tespit için standart kriterler belirlemeye çalışmışlardır. Bu sebeple onlar, sübjektif değerlendirmelere yol açan "arz metodu"nu kabul etmemişlerdir. Ayrıca bir takım fırkaların kendi görüşlerine aykırı hadisleri reddetmek maksadıyla "hadisi Kur'ân'a arz" yaklaşımını benimsemesi, hadisçileri "arz konusundaki haberleri, zındıklar ve haricîlerin uydurmuş olduğu" kanaatine sevk etmiştir 114.

Sahih bir hadisin, Kur'ân'a dayandığı, ona aykırı olmaması gerektiği açıktır. Ancak bu münasebet belli bir bilgi ve kültür seviyesine sahip insan aklı tarafından her zaman anlaşılmayabilir. Bu itibarla hadis usûlüne uygun olarak Hz. Peygamber'in söylediği bilinen bir hadisi, geçerli saymak gayesiyle Kurân'a arzetmek yersizdir; çünkü bu nitelikteki hadis, kendi başına hüccettir 115. Arap dili, çok geniş ve zengin bir dildir. Bir peygamberden başkasının onu bütün yönleriyle bilmesi ve kavraması mümkün değildir. Dolayısıyla Arapçanın en mükemmel örneği olan Kur'ân'ı en iyi anlayan da Hz. Peygamber'dir 116. Onun Kur'ân'ı anlamadaki tecrübesinin bir benzeri yoktur ve olmayacaktır da. Binaenaleyh Hz. Peygamber'in Kur'ân'dan bizim anlamadığımız bazı derin hakikatleri ve ince mânaları anlamış olması mümkündür. Bu nedenle onun bu tecrübesinin neticesi olan hadislerinin, Kur'ân ile uygunluğunun anlaşılması da her zaman mümkün olmayabilir 117. Bu konuyu Sa'îd b. Cübeyr'in (ö. 95/713) yaklaşımı gayet iyi özetlemektedir. Sa'îd b. Cübeyr kendisine "rivayet ettiğin hadis Allah'ın Kitab'ına aykırı" diyen bir adama "Bana bak! Ben sana Resûlullah'tan hadis rivayet ediyorum, sen onu Allah'ın Kitabı'na arz ediyorsun. Allah Resulü, Allah'ın Kitabı'nı senden çok daha iyi bilir" 118 şeklinde karşılık vermiştir.

Hadisin Kur'ân'la karşılaştırılması, hadisin anlaşılması (fıkh) ve yorumlanması (tevil) için bir zarurettir. Nitekim İslâm bilginleri hadisleri yorumlarken veya muhtemel yorumlardan birini tercih ederken Kur'ân'a uygunluk ilkesine riayet etmişlerdir 119. Ancak hadisin sıhhatinin belirlenmesi ve delil kabul edilmesi için Kur'ân'a arz edilmesinin, genel ve temel bir esas olarak ileri sürülmesi kanaatimizce isabetli değildir 120. Hadisin sıhhatinin tesbiti için bu kriterin, nihaî bir esas gibi kullanılması, hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü her ilim dalının konusu, gayesi ve bunlara uygun olarak metodu farklıdır. Nakli ilimlerde ilk yerine getirilmesi gereken husus naklin sıhhatidir. Dirayet yönü ne kadar önemli olsa da, ona ilk önceliğin verilmesi durumunda nakli ilimler akli ilimlere dönüşür 121. Kasaca, sahih hadisin Kur'ân'a arzı, hadisçilerin kesinlikle kabul etmediği bir metoddur. Yukarıda yerinde incelendiği gibi, bu tutumlarının haklı gerekçeleri de vardır. Fakîhler ve muhaddisler gerçekte birbirini tamamlayan iki farklı açıdan konuya yaklaşmışlardır; muhaddisler, rivayeti korumayı, fakîhler ise muhtevayı korumayı esas almışlardır. İlk anda aralarında bir ihtilaf var gibi görünse de, netice itibarıyla her iki grubun da sünneti muhafaza etme kaygısıyla hareket ettiğini kabul etmek gerekir.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yrd.Dr. Sakarya Ünv. İlahiyat Fak. Hadis Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi
1-Hadisleri Kur'an  ile karşılaştırma konusundaki çalışmalar için bk   Yıldırım. "Hadisleri Kur'anla Karşılaştırma Meselesinin Kaynakları", s.105-114; ayrıca yazarın hu konuda şu kitabına bakılabilir: Peygamberimizin Kuran'ı Tefsiri, s. 91-96. ayrıca bk  Çakın. s. 237-185; Kockuzu,s.194-204
2-Zehebi,s.19; Şehristani,I,164
3-Bağdadi,s.19; Şehristani,I,164
4-İni Abdilberr, II,191
5-Şafii, Cimaul-ilm, s. 11 vd.
6-Haricîlerin İbadiyye koluna mensup Muhammed b. Yusuf Attafeyyiş el-Hafsi (ö. 1332/1914) arz metodunu savunmakta ve mezheb ilkelerine uygun olmayan bazı hadisleri de, Kur'an ile çeliştiği için reddetmektedir. Bilgi ve örnekler için bak Hafsi,I 36 vd. hız
7-Basri, II.642
8-İbnu'l-Murteza, s 69
9-Hadis için bak. Ahmed b. Hanbel, V, 269; Tirmizi, hadisin "hasen garib" olduğunu söylemiş ve hadiste zikredilen: "beyan"ı şu şekilde açıklamıştır.: "Allah'ın razı olmadığı şekilde insanları övmek maksadıyla uzatarak, süsleyerek söz söylemekte ustalaşmış hatipler gibi çok söz söylemektir.". "Birr, 78
10-Cahız I. 174-175.
11-Zehebi, Siyeru a'lamın-nubela, X, 440
12-Razî, IV. 438
13-Basri,II. 643
14-Razi IV.438
15- Basri,II. 643
16-Sıhhatini tespit maksadıyla sünnetin Kur 'an'la  karşılaştırılması gerektiğine inanan çağdaş bilginlerden Belik bu konuda ileri sürdüğü gerekçeler için bk   Belik, s   29 vd. ; bu eserde Kur'an'a aykırı reddedilen hadislere örnek için bk a. mlf.,age., s. 69-125. Bu eserin tenkidi için bk Behnesavi, s,346 vd.
17-Kadı Abdulcebbar, I, 191
18-Gazali, s. 103
19-Gazali. s 81.
20-Gazali, I. 77.
21-Gazalî, I, 31
22-Nesai, III, 172, (hadis no.4891): Taberani, XXII, 221.Hadisin farklı rivayetleri için bk Tahâvî II, 201-205
23-el-Maide(5), 95
24-Tahâvî, II,206. Hadisin yorumu için bk. A.mlf., a.g.e., II,206-207
25- İbni Kayyım s 82.
25- İbni Kayyım s 82.
26- Dârimi (ö.255/869). Yahya b. Kesir'in(ö.129/747)bu sözünü "sünnct Allah'ın Kitabına  hükmedicidir. (Kadıyetün) şeklinde bab başlığına alarak kendisinin de söz konusu görüşe katıldığını belirtmiştir.. bk Darimi, "Mukaddime" 49, sünen, I, 117, aynı söz için bk. İbn-i Kuteybe, Te'vilu muhtelif'i'1-hadis, s. 136 ; a.mlf., el- ihtilaf fi'l-lafz, s. 31. Bazı muhaddısler, "sünnct Kur'ân'a hakimdir ifadesini, (anlaşılması ve ahkamının tatbikiaçısından) Kur'an'In sünnete daha çok ihtiyacının olması" şeklinde yorumlamışlardır.Nitekım Muhammed b   Nasr el-Mervezi (ö.24/907), İbn Ebi Kesir'in yukarıdaki sözünün akabinde Mekhûl'un (ö.118/736) "Kur'an'ın Sünnete olan ihsiyacı, sünnetin Kur'ân'a olan ihtiyacından daha fazladır" sözünü zikrederek. bu hususa işaret etmiştir, bk. Mervezi, s. 33-
27- Ahmed b. Hanbel'in (ö 241/855) bu maksatla Kitabu Ta'atir-Rasül adlı mûstakil bir eser telif ettiği nakledilmiştir.bk İbn Kayyim, s.82
28-Müslim, Kitâbu't-temyiz
29- Muhammcd b. Ya'iş I.420422
30-Tahavi, VII, 205 vd.
31- Tahavi, II, 82
32-İbn-i Kuteybe'nin Te'vil'inde hadisleri red sebebi olarak "Kur'an'a muhalefet", 17 babda zikredilmiştir. bk. İbn-i Kuteybe, a.g.e. hadis no.1,5,15,16,17,28,43,44,,44(İki tane), 47, 18,50,51,63,84, 87,94
33-Ebû Yûsuf, s. 24. 25
34- Heysemi I, 170
35-Heysemi I, 170, bk İbn Hacer. Lisânu't-mizan, IV, 67. 67.
36-Şafi, er-risale, s. 224  
37-Şafiî, ag.e . s 225. Ona göre bu konuda itibar edilmesi gereken Sufyan b. Uyeyne'nin naklettiği şu hadistir: "Sizden birini koltuğuna yaslanmış, benim emrettiğim veya nehyettiğim hususlardan birisi kendisine arz edilince, bilmiyorum; "biz Allah'ın Kitabında bulduğumuz (hükme) uyarız derken bulmayayım".er-Risale, s. 225,226; 89,90; Tirmizi, İlm, 10; Ebu Davud, İmara, 33; Sünne, 5; A.İbni Hanbel II, 367,483
38- İbn Abdilberr, II, 191; bu rivayetin tenkidi için ayrıca bk. Yıldırım, agm. S.105 vd.
39- İbn Abdilberr, II,190
40-Taberani, II, 94; ayrıca bk. Heysemi, I,170; Müttaki, I, 179
41-İbn Hacer. Lisânu'l-mîzan, VI. 286.
42-İbn Ebi Hatim, IX. 261, Zehebi. Mizanu'l-İ'tidal VII, 239; İbn Hacer, age .aynı yer ;bk
43- İbn Hacer, age .aynı yer, bk; , Zehebi. Mizanu'l-İ'tidal VII, 239.
44-Ebu Yûsuf, age..s.31
45-Hatib el-Bağdadi. s.  470.  el-Hatib el-Bağdadi'nin naklettiği seneddeki ravılerîn çoğunluğu Kufelidir. Ravilerin arasında ibn Cerir et-Taberi'nin ve Kadı Ahmed b   Kâmil'in bulunması. Kufe çevresinde ve fakihler arasında bu haberin ma'rûf olduğunu göstermektedır. Ayrıca bk Darekutni IV, 208. Darekutni hadisin senedindeki Salih b  Musa için "zayıf  bir râvidir: hadisiyle ihticac edilmez denmişitr. bk  a mlf. aynı yer.
46-Zchcbi, Mizanu'l-İtidal III, 414, 415; İbn Hacer, Tehzibu'l-Tehzib,IV,404,405     
47-Bilgi içın bk. Hazimi, s 79. 80
48-Acluni, I, 86
49-Leknevi, s. 463; bu konuda bilgi için ayrıca bk.Küçük, s. 126-164, s. 147,148
50-Leknevi, s. 466
51-Şafii, er-risale, s. 224(4 nolu dip notu)
52-Küçük, s. 143, 144
53-Yıldırım, Peygamberimizin Kur'an'ı Tefsiri, s.88-90
54-İbni Kayyım el-Cevziyye, İ'lamu'l-muvakki'in,II,313
55-Kettani,III,24
56-Bilgi ve örnekler için bk. Kettani, III, 24-26
57-Kur'an'la çeliştiği için reddedilen hadislere örnek olarak bk. Serahsi, I, 365,366; Hazimi,s. 100-106
58-bk. Hazimi, s. 106-109
59-bk.Mesela, "Mirasçı için vasiyet yoktur" (Ahmed b. Hanbel, IV, 186, 238) hadisi, vasiyet ayetiyle (el-Bakara (2), 180) çeliştiği iddiasıyla eleştirilmiştir. Bazı alimler vasiyet ayetinin söz konusu hadisle çeliştiğini ileri sürerek aralarında bir çelişki bulunmadığını belirtmişlerdir. Bk. İbni Kuteybe, s. 129. Sünnetin Kur'an'ı nesh etmesini caiz görmeyenler ise, miras ayetleriyle zımnen nesh edilmiş olan "mirasçı için vasiyet yoktur" hükmünü Peygamber(s.a.v)'in söz konusu ifadesiyle beyan ettiğini öne sürmüşlerdir. Bk. Mervezi,s. 72
60-Serahsi ,I, 364
61- Serahsi, I, 364 vd
62- Serahsi,I, 364- 365
63-el-Hadid (57), 22
64-Ahmed bin Hanbel,VI,150,240. Suyuti, s.69,70
65-Buna benzeyen diğer üç örnek için bk.Suyuti, hadis no:11,12; 42, 47
66-el-Enam (6), 50
67-Suyuti, s. 67, 68; Bu kabil iki ayrı örnek için de bk. Aynı eser hadis no.34; 40
68-Davudoğlu, II, 653
69-Bu konudaki ihtilaflar için bk. Davudoğlu, II, 647-657
70-el-İnşikak (84), 8
71-Buhari, "İlim", 37
72-İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, I, 301
73-İbni Kuteybe, s. 167
74-el-Feth (48), 24
75-Müslim. "cihad" 133; Tirmizi, "tefsiru'l Kur'an"  49;Ahmed b. Hanbel, II, 124, 290
76-Buhari, "Şurut", 15; Ahmed b. Hanbel, IV, 328
77-Tahavi, I, 54; İbni Hacer de Buhari'deki Misver hadisi hakkında "bu haberin zahirinden ayetin Ebu Basir'in durumuyla ilgili olduğu anlaşılsa da bu şüphelidir. Ayeti Kerime, Müslim'in Selam bin Ekva ve Enes'den tahriç ettiği gibi, Hz. Peygamberi öldürmek isteyen bir topluluğun yakalanması üzerine indirilmiştir." değerlendirmesini yapmaktadır. bk. İbni Hacer, Feth, XI, 184,185
78-Hazimi, s. 79, 80
79-Hatib el- Bağdadi, s. 472
80-Ebu Davud, "Sünne", 15; Tirmizi "İman", 11
81- en-nur (24),2; en-Nisa (4) 16
82-Ebu Hanife, s. 24, 25
83- Tirmizi "Eşribe", 1; Ahmed bin Hanbel, II, 176; V, 171
84--Ebu Hanife, s. 25
85-et-Tevbe (8), 84.
86-Tahâvî, I, 73.
87-Müslim, Ferâiz, 14.
88-İbn Mâce, Cihâd, 34
89-Müslim, Cenâiz, 107.
90-Tahâvî, 1, 76, 77 (bab, 9).
91-Tahâvî, 1, 75.
92-Meselâ bir hadiste "Kim rızkının genişlemesini ve ömrünün uzamasını arzu ederse, akrabalarını ziyaret etsin" buyurulmuştur (Buhâri, "Edeb", 12) Bu hadiste bildirilen hükmü "Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geriye atabilirler ne de bir an ileriye alabilirler" (el-A'râf (7), 34) âyetinin "nakz" ettiği öne sürülmüştür. Hadisin yorumu için bk. İbn Kuteybe, s.134. Başka örnekler için ayrıca bk-İbn Kayyim. a.g.e., s. 83.
93-Buhâri, "Megâzi". 8. 12.
94-Fâtır (35). 22.
95-er-RÛm (30), 52.
96-İbn Kuteybe, s. 106; başka bir örnek için bk. a.mlf.. a.g.e. . s. 90.
97- Buhârî. "Bedul-halk", 11; "Tıbb". 47
98-Fussılet(41),42.
99-Bu iddia ve cevabı için bk. lbn Kuteybe. s. 120.
100-Buhâri, "Fadlü's-salât fî mescidi Mekke ve'l-Medîne", 5.
101-en-Necm (53), 14.
102-lbn Kuteybe, s. 90, 91.
103-Ahmed b. Hanbel, II, 287. 382; Buhâri, "İcâra". 20.
104-en-Nûr (24), 33.
105-Tahâvî, II, 82.
106-Tahâvî, II, 83; hadisin yorumu için ayrıca bk. İbn Hacer, Feth, X. 27. 28.
107-Ahmed b. Hanbel, IV. 106; el-Hâkim. II, 85.
108-Tahâvî. VI. 256.
109-Tahâvî, VI. 265, 266.
110- Behnesâvî. s. 348.
111- Ibn Kayyim. a.g.e.. s. 82. 83; Abdulganî Abdulhâlik. s. 495, 497.
112-Hanefiler Kurân'la çelişkili görünen rivayetlerin bir kısmının nesh olduğunu; diğer mezhep ımâmlan ise takyid ve tahsis kabilinden olduğunu öne sürmüşlerdir, bk. Şevkânî, I, 232.
113-bk. Polat. s.185.
114- Hadisçilerden Abdurrahmân b. Mehdi (Ö.198/813) (bk. ibn Abdilberr. ag.e., II. 191) ve Yahya b.Main (Ö.233/847) bu kanaattedirler, bk. Küçük, s. 147.
115- bk. Yıldırım, s 108-114.
116- Şâfıî. er-Risâle, s. 42.
117-Hûlî, s. 78 vd
118-Dârimî. "Mukkaddime", 49.
119-Meselâ bk. Tahâvî, II, 113. 206.
120-Bu kanaatteki hadisçıler için bk. Muhammed Uveyda, Muhammed İmâra"nın "es-Sünnetü'n-ncbeviyye masdarun li"l-ma"rife" adlı bildirisine yaptığı ta'lîk, (es-Sünnetü'n-nebeviyye ve menhecuha ft binâi'l-ma'rifeti ve'l-hadâra ). II. 445.
121-Mustafa Sabri. s. 52. 53.

(İLAM Araştırma Dergisi)

 
Geri