MAKALELER  
MEDRESELERİN ISLAHI ...

MEDRESELERİN ISLAHI VE DARU'L-HİLAFETİ'L ÂLİYE MEDRESESİ

Talha Hakan ALP


Giriş

a-) İslamî Eğitim Kurumları:

     İslamî eğitim tarihi üzerine yapılan araştırmalarda medrese öncesi ve medrese sonrası olmak üzere başlıca iki dönemin varlığına dikkat çekilmektedir. Muhtemelen "medrese" kelimesinin kavramsal olarak ifade ettiği anlam ve medreselerle diğer eğitim kurumları arasındaki eğitim anlayış ve düzeniyle alakalı farklılıklar araştırmacıları bu iki dönem arasında ayrım yapmaya itmiş olmalıdır.

     Medrese kavramı sözlükte mekan ismi olup ders görülen yer anlamına gelir. Bu kelimenin kavramsal anlamına bakıldığında medrese; sürekli ve sistemli eğitim görülen, ayrıca talebe ve hocalarının her türlü ihtiyacını karşılayacak (kütüphane / mektebe, yemekhane / imaret, yurt / seken, hamam, revir / daru'ş-şifa ve vakıflar gibi) yan kurumları bulunan eğitim müesseseleridir. Medreselerle başta camiler olmak üzere diğer eğitim müesseseleri arasında eğitim düzeni açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Medrese öncesi eğitim kurumlarında eğitim işi medreselere göre daha serbesttir. Medreselerde vakıf sahiplerinin şartlarına göre müderrisler tayin edilirken önceki eğitim kurumlarında -mesela camilerde- kendisini bu işe ehil bulan ve çevresinden yeterince destek gören hemen herkes ders verebilmekteydi. Ayrıca medreselerde okunacak ilimler ve bu ilimlerin hangi mezheplere göre okunacağı konusu vakıf şartlarına göre belirlenirken diğerlerinde bu konu hocaların takdirine göre belirlenmekteydi.

     Yaygın kanaate göre ilk medrese faaliyetlerinin hicrî beşinci asrın ortalarında başladığı bilinmekte ve bu tarihe kadar süren medrese öncesi dönemde islamî eğitimin başlıca mescit, ev (Daru's-Seken), Küttap, (Daru'l-Kurra) ve Daru'l-Kuran gibi kurumlarda verildiği belirtilmektedir.  

b-) Medrese öncesi eğitim kurumları:

       Mekke döneminde Peygamberimizin toplantı yeri olarak kullandığı Zeyd bin Erkam'ın evi aynı zamanda ilk islamî eğitim kurumudur. Zamanla alternatif eğitim kurumları çıkmış olmasına rağmen eğitim tarihindeki yerini koruyan evlere sonraki asırlardan bir örnek olarak İmam-ı Şafii'nin talebesi er-Rabî' bin Süleyman'ın evini gösterebiliriz. Kaynaklarda verilen bilgiye göre İmam-ı Şafii'nin kitaplarını okumak üzere yaklaşık dokuz bin kişinin binekleriyle birlikte er-Rabî'nin evi önünde toplandığı bildirilmektedir[1].

      Medine'ye hicretin ardından Mescid-i Nebevî'nin inşasıyla eğitim genel olarak mescide taşınmıştır. Medreseler yaygınlaşana kadar İslamî eğitim kurumlarının başında gelen mescitlere birkaç örnek olarak Mısır'da hicrî 21 yılında inşa edilen Amr camisini, Şam'da hicrî 87 yılında inşa edilen Emevî camisini, Bağdat'ta hicrî 145 yılında inşa edilen Mansur camisini ve yine hicrî 360 yılında Mısır'da inşa edilen Ezher camisini zikredebiliriz.    

     Mescitlerin yanında küttap ve daru'l-kurra adı verilen başka eğitim kurumlarının varlığı da bilinmektedir. İsimlerine cahiliyye döneminde de rastlanan[2] küttapların, İslam dininin ilim tahsilini teşvikiyle kasaba ve köylere kadar yayıldığı ve buralarda sayıları binlere varan talebelere eğitim verildiği bilinmektedir. Mesela bu dönemde Dahhak bin Müzahim'in (v. 105 h.) idare ettiği küttaplardaki talebe sayısının üç bine vardığı ve talebeleri denetlemek üzere binek kullandığı rivayet edilmektedir. Yine hicrî ikinci asırda, İbn-i Havkal'ın tespitiyle, sadece Sakliya'ya bağlı Balarm şehrinde üç yüz kadar küttap bulunduğu bilinmektedir[3]. Medreselerin kuruluşundan sonra da faaliyet gösteren küttaplar, çocuklara medrese öncesi okuma-yazma eğitiminin verildiği ilk mektepler konumundadır. Kaynaklarda genel okuma-yazma eğitiminin dışında sadece Kuran eğitimine hasredilen bir eğitim kurumu olarak Daru'l-Kuranlardan da söz edilir. Örneğin hicrî birinci asrın sonlarına doğru Ebu'l-Kasım el-Belhî'nin muallimlik yaptığı ve çok sayıda öğrencisinin bulunduğu bir Daru'l-Kuran'ın varlığından haberdarız.

      Ayrıca Medine'ye hicretin ardından Mescid-i Nebevi'nin bitişiğinde kurulan Suffa'yı özel olarak zikretmemiz yerinde olur. Suffa başta fakir muhacirler olmak üzere kendini ilme verenler için yapılmış hem bir barınak hem de bir eğitim müessesesidir[4]. Suffa'da yaklaşık olarak yetmiş sahabinin kaldığı belirtilmekte ve burada eğitim gören sahabilerin İslam'a yeni giren kabilelere muallim olarak gönderildiği bildirilmektedir[5].

      Hicrî ikinci asrın sonlarına doğru kütüphane ve tercüme kurumu olarak tesis edilen Beytü'l-Hikme (Daru'l-Hikme) de özellikle aklî / hikemî ilimlerin müzakere edildiği önemli bir kurumdur. Musul'da Ebu'l-Kasım Cafer el-Mavsılî (v. 333. h.) Daru'l-İlim adında bir kütüphane inşa ettirmiş ve içerisine hemen bütün ilimlerle alakalı kitapları toplayarak insanların hizmetine sunmuştur. Bunlar gibi hicrî 395 yılında Kahire'de inşa edilen  Daru'l-Hikme de içinde her çeşit kitabın bulunduğu ve her ilim dalından alimin toplanıp ilmî müzakerelerde bulunduğu eğitim kurumlarındandır.

     İsimlerine yer verdiğimiz bu kurumların yanında bazı kitapçıların da (Havanîtü'l-Verrakîn) ilmi tartışmalar için kullanıldığı bilinmektedir. Yakut el-Hamevî, Cahız'ın bu gibi dükkanlardan kiralayıp araştırma yapmak üzere kullandığını nakleder. Bunlardan başka emir ve vezirlerin sarayları da ilmî ve edebî meclislerin tertip edildiği eğitim kurumları arasında zikredilebilir. Ayrıca bu saraylarda devlet adamlarının evlatlarına özel derslerin verildiği de bilinmektedir. Hatta saraylarda eğitim veren hocalara özel olarak müeddip adı verilir[6].

c-) Medrese sonrası eğitim kurumları:

      Medrese sonrası dönem hicrî beşinci asrın ortalarında büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün (v. 485 h.) Bağdat'ta inşa ettirdiği Nizamiye medresesiyle başlar. Bağdat'ın dışında Isfahan, Rey,  Nişabur, Merv, Belh, Herat, Basra, Musul, ve Amul gibi şehirlerde de Nizamülmülk'ün inşa ettirdiği medreseler bulunmaktadır. Bazı kaynaklar onun Irak ve Horasan'ın her şehrinde bir medrese kurduğunu ve Nişabur'da bir hastane / bimaristan ve Bağdat'ta bir ribat inşa ettiğini belirtmektedir[7].

      Aslında yaygın kanaatin aksine ilk İslam medreselerinin Nizamiye medreselerinden çok daha önce kurulduğunu söyleyebiliriz. Bağdat'ta kurulan Nizamiye medresesinin ilk medrese olmadığını ileri süren Tacettin es-Sübkî, Beyhakiyye ve Sa'diyye medreseleri başta olmak üzere Nişabur'da Nizamiye'den önce kurulmuş dört medreseden söz eder ve bunlardan önce de başka medreselerin bulunduğuna işaret eder. Es-Sübkî Nizamiye medreselerinin ilk İslam medreseleri olarak tanınmasını ilk olarak bu medreselerde hoca ve talebelere ücret verilmiş olmasına bağlar[8]. Bir diğer tarihçi el-Makrizî ilk medrese fikrinin hicrî üçüncü asrın sonlarına tesadüf ettiğini söyler. El-Makrizî'nin (v. 845 h.) beyanlarından, İslam dünyasında kavramsal anlamıyla ilk medrese planının Abbasî halifesi el-Mutezıd billah'a ait olduğunu öğreniyoruz. El-Mutezıd billah, Bağdat'ta sarayını inşa ettirirken inşaat alanını geniş tutmuş ve saray binasından arta kalan alana eğitim binaları yaptırmayı planlayarak bu binalarda ilim-sanat erbabına ücretsiz eğitim-öğretim imkanı sunmayı hedeflemiştir[9]. Ne var ki el-Mutezıd billah'ın bu planını gerçekleştirip gerçekleştirmediği hakkında bilgi sahibi değiliz. Kaynaklarda kurulduğu kesin bilinen ilk medresenin Nişabur'da Hassan el-Kureşî el-Ümevî'nin (v. 349 h.) medresesi olduğu belirtilmekte ve yine bu yıllarda Ebu Hatim İbn-i Hayyan et-Temimî'nin ismine nispet edilen bir medresenin varlığı bilinmektedir[10].

      Muasır araştırmacılardan Naci el-Maruf da, Nizamiye medreselerinden önce Horasan ve Maveraünnehir'in çeşitli bölgelerinde sayıları otuz üçe varan muhtelif medreselerin bulunduğunu kaydetmektedir[11]. Fakat gerek es-Sübkî'nin değindiği maaş uygulaması, gerekse ilk örneklerine göre daha sistemli ve sürekli eğitim vermesi sebebiyle Nizamiye medreseleri İslam dünyasında ilk medreseler olarak tanınmıştır[12]. Bu bakımdan bazı muasır araştırmacılar, Nizamiye medreselerinden önce kurulan medreseleri küçük medreseler olarak tanımlarken daha sonra kurulan medreseleri de büyük medreseler olarak tanımlamaktadır[13].

      Nizamiye medreselerinden sonra medrese geleneği İslam coğrafyasının hemen her bölgesine yayılmış ve başta devlet adamları olmak üzere toplumun ileri gelenleri tarafından kasaba ve köylere varıncaya kadar çok sayıda medrese inşa ettirilmiştir. Nuaymî (v. 978 h.) Dimeşk medreselerini tanıtmak için kaleme aldığı ed-Daris fi Tarihi'l-Medaris adlı eserinde -Daru'l-Kuran ve Daru'l-Hadislerin dışında- bu şehirde kurulan tam 130 adet medrese hakkında bilgi vermektedir. Yine Makrizî (v. 845 h.) el-Hıtat adlı eserinin Mısır medreselerini tanıttığı bir bölümünde 75 kadar medrese ismi zikretmektedir. Ayrıca Coğrafya bilgini İbn-i Cübeyr, hicrî altıncı yüzyılda Bağdat'ın doğu tarafında otuz kadar medrese bulunduğunu ifade etmektedir[14].          

      İslamî eğitim kurumları içinde en önemli mevkii ihraz eden medreselerde başta şer'i ilimlerle alakalı eğitim verilmekte ve tek bir mezhebe göre tedrisat yapılan medreselerin yanında iki veya dört mezhebe göre tedrisatın yapıldığı medreseler de bulunmaktaydı. Mesela hicrî 631 yılında Bağdat'ta Halife el-Mustansır billah tarafından kurulan el-Medresetü'l-Mustansıriyye'de aynı anda farklı hocalar tarafından dört mezhebe göre eğitim verilmekteydi[15]. Bu medreselerde şer'i ilimlerin yanında lügat ve edebiyat ilimleri de öğretilmekte; hatta bunlardan başka mantık, matematik, hikmet, tıp ve astronomi ilimleriyle alakalı dersler verilmekteydi. İslamî ilimler arasında hadis eğitimine ayrıcalık tanındığı için bu ilimle alakalı eğitim genelde Daru'l-Hadis diye anılan müstakil ya da medreselere bitişik özel binalarda verilmiştir.

d-) Anadolu ve Osmanlı medreseleri:

      İlk olarak Selçuklular döneminde yaygınlaşan medreseler Anadolu'ya da Selçuklular eliyle girmiştir. En eski Anadolu medreseleri hicrî yedinci asırda inşa edilen Konya medreseleridir. Bunlar hicrî 640 yılında inşa edilen Sırçalı medresesi, hicrî 649 yılında inşa edilen Karatay medresesi ve hicrî 674 yılında inşa edilen İnce Minareli medresesidir. Selçukluların eğitim anlayışını kendilerine örnek alan Osmanlılar da  medrese faaliyetlerine ağırlık vermiş ve ilk padişahlardan itibaren memleketin muhtelif bölgelerinde büyük medreseler inşa etmişlerdir. Osmanlı beyliğinin kuruluşundan yaklaşık 32 yıl sonra, ilk Osmanlı medresesi Orhan gazi tarafından hicrî 730 (veya 731) yılında İznik'te kurulmuş ve Davud-ı Kayserî (v. 751 h.) buraya baş müderris tayin edilmiştir. Bursa'nın fethiyle beylik merkezi buraya taşınarak medrese faaliyetleri Bursa'ya geçmiş ve oradan da Edirne'nin fethi üzerine beyliğin buraya taşınmasıyla burada da çok sayıda medrese inşa ettirilmiştir. Nitekim Osmanlı eğitim tarihi üzerine yapılan araştırmalara göre Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'da Sahn-ı seman medreselerini (medaris-i semaniye) inşa ettirmesine kadar medrese faaliyetleri devletin siyasi ve kültürel merkezleri olan İznik, Bursa ve Edirne'de icra edilmiştir.

      İstanbul'un fethinin ardından kurulan Sahn-ı Seman medreseleri, Süleymaniye külliyesinin kurulduğu miladî 1557 yılına kadar devletin en yüksek eğitim kurumları olarak ün salmıştır. Sahn-ı seman medreselerinin kuruluşu üzerine yapılan düzenlemelerle medreselerin sınıfları/bölümleri yedi mertebeyken Süleymaniye külliyesinin kuruluşuyla bu sınıflar ona yükselmiştir. Miladi 1557 yılından itibaren Osmanlı eğitiminde geçerli olan on sınıf şunlardan ibarettir:

·                    İbtida-i hariç

·                    Hareket-i hariç

·                    İbtida-i dahil

·                    Hareket-i dahil

·                    Musıla-i sahn

·                    Sahn-ı Seman

·                    İbtida-i Altmışlı

·                    Hareket-i altmışlı

·                    Musıla-i Süleymaniye

·                    Süleymaniye

       Miladî on sekizinci asrın başlarından itibaren bu sınıflara Hamise-i Süleymaniye ve Daru'l-hadis-i Süleymaniye sınıfları eklenerek bunlar on iki sınıfa yükselmiş ve medreselerle ilgili son ıslah hareketi olarak 1914 yılında Daru'l-Hilafeti'l-Aliyye medreselerinin kuruluşuna kadar da bu derecelendirme geçerliliğini korumuştur[16].

         İlk şekliyle Sultan Fatih tarafından ihdas edilen bu sınıflar başlıca dört grupta tahlil edilebilir. Hariç sınıfları, dahil sınıfları, sahn-ı seman sınıfları ve Süleymaniye sınıfları. Elimizde medreselerde okutulan ilimlerin hangi sınıflara tekabül ettiğini detaylı olarak gösteren belgeler bulunmamaktadır. Bu nedenle yukarıda belirtilen sınıflarda tek tek hangi kitapların okutulduğu ve her bir sınıfın hangi seviyeye tekabül ettiği konusunda net bilgi veremiyoruz. Bununla birlikte hariç medreseleri daha çok alet ilimlerinin tahsil edildiği medreseler iken dahil medreseleri daha yüksek düzeyde eğitim verilen medreselerdi. Cevdet Paşa'nın şu ifadeleri de bu fikri desteklemektedir: ".talebeden biri danişment olmak murad eylerse ibtida ulemadan bir zata varıb hariç derslerini yani mukaddimat-ı ulumu talim ve tahsil ettikten sonra ol zatın tavassut ve delaletiyle müderrisînden birine varub ve dahilî derslerini görüp sahn derslerine kesb-i liyakat eylerdi ve sahn medreselerine dahil olabilmek için onların idadiyesi hükmünde bulunan medreselerde ikmal-i ulumu mürettebe etmek lazım gelirdi ki, bunlara mûsıla-i sahn deniliyor.[17]" Cevdet Paşa'nın mukaddimat-ı ulum derslerinin okutulduğu medreseler diye nitelendirdiği Hariç medreselerinden önceki ilk üç sınıfta; başlıca Kelam ilminden Haşiye-i Tecrit, Belağat ilminden Şerhu'l-Miftah okutulduğu ve yine Kırklı medreselerde Şerh-i Mevakıf ve Şerh-i Makasıt gibi kitaplar okutulduğu nazar-ı dikkate alınırsa Osmanlıların ilk devirlerinde ilmî seviyenin ne kadar yüksek olduğu daha iyi anlaşılır. Ayrıca ilk sınıfın Haşiye-i Tecrit sınıfı olduğunu düşünürsek, ders programlarına bakıldığında bugünkü medreselerin yukarıdaki hiyerarşide on sınıf içinden ancak birinci sınıfa dahil olabileceği görülür.

      Yukarıda sırasıyla isimleri belirtilen bu medreselere girebilmek için önce sıbyan mekteplerinde okuma ve yazma eğitimi almak gerekmekteydi. Sıbyan mekteplerinde eğitimini tamamlayan bir talebenin bu medreselerdeki toplam tahsil süresi nizamî olarak yaklaşık on beş senedir. Osmanlı eğitim sisteminde umumî medreselerin dışında bir de ihtisas medreseleri bulunurdu. Bunlar Daru'l-Hadis, Daru'l-Kurra ve Daru't-Tıptır. Umumî medreseleri ikmal eden bir talebe tercihine göre ya memuriyet hayatına atılır ya da bu medreselerden birine girerdi. 

Medreselerin Islahı

       Osmanlılarda medrese faaliyetleri Fatih devrine kadar belli bir vasatta seyir ederken Fatih'in düzenlemeleriyle daha sıkı ve sistemli hale getirilmiştir. Miladî on altıncı asrın ortalarına kadar medreselerde bu düzen korunmuşsa da daha sonraki tarihlerde istismarın önüne geçilememiş ve eğitim işi iyice gevşemiştir. Medreselerin eski disiplin ve düzenini kaybetmesinin en önemli sebebi iltimastır. Gerek sınıf geçme sırasında gerekse görev alma sırasında ilmî kudreti olmayan kimseler zadeganlık ve iltimas yoluyla isteklerine ulaşmada sıkıntı çekmemiş ve böylece toplumda liyakatsiz müderris ve kadıların sayısı artmıştır. İstismarın yanında on altıncı asırdan itibaren Osmanlı devletinin siyasî, iktisadî ve askerî alanlarda maruz olduğu zafiyet ilmiye sınıfına da sirayet etmiş, devlet bütün kurumlarıyla duraklama ve çökme dönemine girmiştir. İdarî aksaklığın yanında medreselerde ilmî anlamda da bir duraklama ve gerileme dönemi yaşanmış ve medreseler muasır Avrupa topluluklarında baş gösteren ilmî ve felsefî hareketleri takip edemeyecek hale gelmiştir[18]. Başta Katip Çelebi olmak üzere bir çok araştırmacı Osmanlı medreselerindeki ilmî durgunluğu aklî ve tecrübî ilimlerin ihmaline bağlamaktadır.

       On altıncı yüzyılın son yarısından itibaren ilmiye sınıfındaki bozukluğu ortadan kaldırmak amacıyla temelde medreselerle ilgili ıslah çalışmaları başlatılmıştır. İlk olarak 15 Ekim 1577 tarihinde III. Murat tarafından verilen fermanda; ulemanın Fatih Sultan Mehmet'in koyduğu kanunlara uyması, talebenin derslerinden başka işlerle meşgul olmaması ve makam elde etmek için usulsüzlük yapılmaması konusunda önemli ihtarlar yer almaktadır. Medreselerin ıslahı için on sekizinci asrın başlarında ve ortalarında da bazı girişimlerde bulunulmuş ve fakat bunlar uzun vadeli sonuç vermemiştir. Artık eski ihtişamını yitiren medreselerle ilgili olarak Tanzimat'tan sonra da iyileştirme çalışmaları yapılmış; fakat her nedense medreseler modernleşen Osmanlı toplumunda hak ettiği ilgiyi bulamamış ve dönemin yeni tesis edilen mekteplerinin gölgesi altında kaybolmaya yüz tutmuştur. Nihayet 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından sonra daha ciddi ıslah hareketleri gözlenmiş ve Tophane medresesindeki açılışın ardından çıkarılan 26 Şubat 1909 tarihli Medaris-i İlmiye Nizamnamesi ile medrese tahsili on iki yıl olarak kabul edilmiştir. Bu nizamnameye göre dinî ilimlerin yanında matematik, coğrafya, tarih, felsefe, fizik, kimya, astronomi ve kozmoğrafya gibi dersler medrese müfredatına dahil edilmiştir. Ancak bu teşebbüs de beklenen sonucu veremeyince yeni ıslah hareketleri beklenmiştir.

        Medreselerdeki esaslı ıslahat Mustafa Hayri Efendi'nin şeyhülislamlığı sırasında dört yıllık çalışmalar sonunda gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar bağlamında 1914 senesinde öncelikle hilafet merkezi olan İstanbul'daki medreselerin iyileştirilmesi planlanmıştır. Bu meyanda İstanbul medreseleri Daru'l-Hilafeti'l-Aliyye medreseleri adı altında toplanarak yeni bir eğitim-öğretim planı uygulanmıştır. Daru'l-Hilafeti'l-Aliyye medresesi, başarılı bir plan olmasına rağmen faaliyeti döneminde Osmanlı Devleti I. Dünya savaşına girmiş, umumi seferberlik ilan edilerek gençlerin harbe iştirak etmesi üzerine talebe ve zaman sıkıntısı çektiğinden beklenen verimliliği gösterememiştir. Son olarak medreseler 430 sayılı ve 3 Mart 1924 tarihli tevhid-i tedrisat (öğretim birliği) kanunuyla Maarif vekaletine devredilmiş ve ardından kapatılmıştır. O zamana kadar bu medreselerde eğitimine devam eden talebeler Daru'l-Fünun bünyesinde açılan İlahiyat fakültesine naklolunmuştur[19].

         Her ne kadar Daru'l-Hilafeti'l-Aliyye medresesi uzun süre eğitim veremeden kapatılmışsa da, biz bu girişimi, yirminci yüzyılın başlarında medrese tasavvuruna iyi bir model teşkil etmesi ve kurucularının Osmanlı eğitim tarihi boyunca elde ettikleri tecrübelerini yansıtan bir plan üzerine oturması açısından günümüz medrese faaliyetleri için önemli buluyoruz. Bu nedenle bir sonraki yazımızda, 1333 yılında İstanbul/Ahmet Kamil matbaasında basılıp neşredilen Daru'l-Hilafeti'l-Aliyye medresesi tanıtım kitapçığını esas alarak müessesenin kuruluş felsefesini, eğitim metodunu ve ders programını incelemeye çalışacağız.

Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi

Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin kuruluş amacı:

         Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi kitapçığında[20], medresenin kurulmasını gerektiren hususlar ve medresenin kuruluş amacıyla ilgili olarak "ıslah-ı medaris nizamnamesinin esbab-ı mûcibe layıhası" başlığı altında müstakil bir bölüm vardır. Bu bölümde yer alan ifadeler mezkur medresenin kuruluş amacını gösterdiği gibi o dönem medreselerinin durumunu da gözler önüne sermektedir. Bu sebeple ilgili bölümden bazı pasajları buraya aynen aktarmak istiyoruz.

"..Padişahın hilafet makamını haiz olmaları hasebiyle İslam dininin hamisi bulunduğuna nazaran şer'i ilimlerin kemalatını etrafa yayan medreselerin her türlü tekemmülata mazhar ve diğer ülkelerin ilmî müesseselerinin her yönden gıpta ile bakması lazım iken mezkur medreselerin maalesef bir aralık ihmale uğraması ve hal ve zamanın ihtiyaçlarına göre terakkilerini teminden kat-ı nazar edilmiş olmasının kuruluşları dönemindeki intizamı bile pey der pey ortadan kaldırdığı acı gerçeklerdendir. Hilafet gereği yüce hükümetin daima önem verdiği bir müessese olması lazım gelen medreseler yetiştirdiği fazilet erbabının  tehzib-i ahlak ve tenvir-i efkar-ı millet ve muamelat-ı umumiye ve ahval-i ictimaiyye-i memlekete ettikleri ve edecekleri hizmet itibarıyla da nazar-ı dikkat ve ehemmiyyettten bir lahza ayrılmamak hikmet-i hükümet gereği olup filhakika dört seneden beri medreselerin ıslahı ve ilim talebelerinin hallerinin iyileştirilmesi zımnında hükümet ve milletçe bazı tedbirler alınmış ve imkanlar nispetinde fedakarlık örneği sergilenmişse de konunun genişliği ve ehemmiyeti göz önünde bulundurulursa daha bir hayli çalışmak ihtiyacı doğmaktadır. Büyük sultanlar ve diğer vakıf sahipleri taraflarından İstanbul'un muhtelif mahallelerinde vücuda getirilmiş medrese binaları içinde tarihî ve mimarî kıymeti ve aranan şart ve özellikleri haiz olanlar bulunduğu gibi kısmî tadilat ve tamirat neticesinde talebenin refah ve huzurla ikametlerine müsait bulunanlar da olduğundan bunların tefriki ve bir yerden idare edilmesinin faydaları tecrübe edilmiş olması hasebiyle hepsi aynı usul ve kuralların feyz-i idaresinden eşit surette faydalanabilmesi için heyet-i mecmuasının bir medrese sayılması ve şu suretle var olan talebenin hami-i din ve hâzin-i ilm-i yakın olan hilafet-i muazzama-i islamiyyenin makarr-ı mes'udunda bulunması haysiyetiyle Daru'l-Hilafeti'l-Aliye medresesi ismiyle teberrük için tesmiyesi tensip edilmiş ve ulum-i âliye ve 'âliyenin on iki senede bihakkın tahsili kabil olabileceği tecrübe ile sabit olmasına binaen medrese-i mezkûre için müddet-i tahsil on iki sene olarak kabul edilmiştir."[21]         

Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin bölümleri:

         Tahsil müddeti toplam on iki sene olarak takdir edilen Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi üç bölümde tanzim edilmiş ve birinci bölüme "tâli kısm-ı evvel", ikinci bölüme "tâli kısm-ı sani" ve üçüncü bölüme de "âlî" ismi verilmiştir. Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin talebe sayısı da tahdit edilerek tali kısımlarına iki yüz altmışar, âli kısmına da iki yüz talebe tahsis edilmiştir. Medresenin idarî işlerinin daha düzenli olabilmesi için her bir bölüm/sınıf dörder şubeye taksim edilerek her bir şube ve bölüm için müstakil müdürlük teşkil edilmiş ve şube müdürlükleri bölüm müdürlüklerine, bölüm müdürlükleri de medresenin umum müdürlüğüne, bu sonuncusu da ders vekaletine bağlanmıştır. Ayrıca âli kısmından mezun olanlar veya bu düzeyde ilim sahibi olduğunu imtihanla kanıtlayanlar için ihtisas medresesi (Medresetü'l-Mütehassısîn) kurulmuş ve bu medrese için Yavuz Sultan Selim Camii yanındaki bina tahsis edilmiştir[22].

Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin metodu ve eğitim felsefesi:          Mektepler karşısında gözden düşen medrese imajını yeniden eski satvetine kavuşturma amacıyla kurulan Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi, Osmanlı toplumunun her türlü ihtiyacına cevap verebilecek ve ihraz ettiği içtimaî mevkinin gereklerini karşılayabilecek kapasitede ilim adamı yetiştirmeyi hedeflemiş ve bu sebeple sadece İslamî ilimleri değil, müspet bilimleri de öğretim programı içine almıştır. Medresede eğitim-öğretim kalitesinin arttırılması için sadece ders programının zenginliğiyle yetinilmemiş, bunun yanında talebenin beklenilen seviyeye erişebilmesi için ders verecek hocaların ehliyetini ispat etmiş, sahalarında kariyer sahibi kimseler olmasına da önem verilmiştir. Nitekim makalenin ileriki bölümlerinde medresenin hocaları liste halinde verildiğinde genellikle hoca efendilerin ihtisas sahalarıyla alakalı eser vermiş kimseler olduğu görülecektir.

Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesine alınacak talebelerde aranan özellikler:

         Islah-ı medaris nizamnamesinin 28. maddesinde medresenin tali kısmına alınacak talebelerin on üç-on sekiz yaşları arasında olması, bulaşıcı hastalığa yakalanmamış ve kötü ahlakla tanınmış olmaması gerektiği bildirilmiştir. Ayrıca bu kısma kaydolunacak talebelerin resmi ya da gayr-ı resmi yollarla Rüştiye veya altı senelik İptidaî mektebinin diplomasına sahip olması veya bu derece tahsilde bulunduğunu imtihanla ispat etmesi gerektiği belirtilmiştir. Nizamnamenin 29. maddesinde anılan imtihanlarda talebeler; Kuran-ı Kerim kıraatı, temel dini bilgiler, Türkçe (okuma, yazma ve dilbilgisi kuralları), temel matematik bilgisi, muhtasar coğrafya (umumî ve Osmanî), muhtasar tarih (umumî ve Osmanî) ve güzel yazı derslerinden sorumlu tutulacağı bildirilmiştir. Nizamnamenin 32. maddesinde de medresenin âlî kısmına girmek isteyenlerin on sekiz yaşından küçük olmamaları gerektiği ve imtihana tabi tutulacağı belirtilmektedir.

Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinde eğitim ve intizam: Nizamnamenin 43. maddesinde medresede ders süresinin bir saat olduğu ve günde dört ya da beş saat ders yapılacağı belirtilmektedir. Nizamnameye göre eğitim her sene Eylül ayında başlayıp Mayıs ayına kadar devam eder. Senelik imtihanlar Haziran ayı içerisinde yapılır. Temmuz ve Ağustos aylarıyla Ramazan ayında medrese tatil edilir. Talebenin sene boyunca bütün derslere katılması zorunludur ve her gün şube müdürleri tarafından muhtelif zamanlarda yoklama yapılarak derse katılım kontrol edilir. Bir senelik ders müddeti içerisinde makbul özrü bulunmadığı halde otuz derse katılmayan talebe sene sonu yapılan sınıf geçme imtihanına katılamaz. Bundan başka özrü olmaksızın devamsızlığı bir aya varan talebelerin medreseden kaydı silinir. Makbul özrü bulunduğu halde bir sene boyunca otuz derse katılamayan talebeler ise sınıf geçme imtihanına alınmayarak sınıflarında bırakılırlar.

      Nizamnamenin 53. maddesinde talebelerin medrese içinde uymaları gereken kurallar şöyle anlatılır: "Talebe sabahları uykudan kalkar kalkmaz abdest alarak cemaatle namaz kılacak ve diğer vakitlerde de namazlarını cemaatle eda edecektir. Yemekten sonra elini ve ağzının dışını sabunla ve ağzının içini misvak veya fırçayla temizleyecektir. Çamaşırlarını Cuma günleri yıkayacak ve ayda bir defa saçlarını ve haftada bir defa tırnaklarını kesecek ve on beş günde bir sıcak su ile banyo edecektir. Ayrıca sabah, öğle ve akşam saatlerinde birer defaya mahsus odalarının pencerelerini açarak havalandıracak ve sobalara fazla yakacak ve mangallara yanmamış kömür koymayacaktır. Dershane, yemekhane ve medreselere azimet ve avdette vakar ve intizamını muhafaza edecektir. Velhasıl nizamnamenin 12. maddesinde ta'dad olunan memnu'attan ve her hal ve tavırda sıfat-ı muhtereme-i ilmiyeye münafi harekattan içtinap edecektir."

       Nizamnamenin 12. maddesinde de yine benzer hususlara riayet edilmesi istenmekte ve özellikle temizlikle ilgili konulara dikkat çekilmektedir. Ayrıca 12. maddede medresenin koridor ve bahçesinde sigara içilmemesi ve talebenin akşam vakitleri oyun ve eğlence merkezlerine gitmemesi hususunda kesin ihtarlar yer almaktadır.

Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin ders programı: Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi tanıtım kitapçığının bir bölümünde medresenin her üç bölümünde mer'î olan dersler bir cetvel halinde verilmiştir. Bu cetvelde verilen bilgilere göre medresenin tâlî bölümünün birinci kısmında (talî kısm-ı evvel) okutulan dersler haftalık programa göre şöyledir:

a-) Talî kısm-ı evvel:

Birinci sınıf: Haftada iki ders Kuran-ı Kerim tertili, iki ders fıkıh (ibadat) bölümü, dört ders sarf ve lüğat, bir ders pratik Arapça ve Arapça tatbikat, iki ders peygamberler ve İslam tarihi, dört ders Türkçe (okuma, yazma ve dilbilgisi), iki ders Farsça, iki ders hesap (amelî), iki ders coğrafya (umumi), iki ders fen bilgisi, bir saat hat dersi.

İkinci sınıf: haftada iki ders Kuran-ı Kerim tertili, dört ders fıkıh (ibadat bölümü), dört ders sarf ve lügat, bir ders pratik Arapça ve Arapça tatbikat, iki ders peygamberler ve İslam tarihi, üç ders Türkçe (okuma, yazma ve dilbilgisi), iki ders Farsça, iki ders hesap (amelî), iki ders coğrafya (umumî), iki ders ahlak ve sosyal bilgiler, bir saat hat dersi.

Üçüncü sınıf: Haftada bir ders Kuran-ı Kerim tertili, bir ders hadis-i şerif (ahlakî ve içtimaî konulara ait), dört ders fıkıh (nikah ve talak bölümü), dört ders nahiv, bir ders pratik Arapça ve Arapça tatbikat, iki ders Türkçe (tatbikat ve kitabet), iki ders muhtasar tarih-i umumî ve türk tarihi, iki ders coğrafya (umumî), iki ders cebir, bir ders matematik, üç ders mevalid-i selase (canlılar, bitkiler ve madenler) ve ziraat bilgisi, bir ders hıfzu's-sıha. 

Dördüncü sınıf: Haftada bir ders hadis-i şerif (ahlakî ve içtimaî konulara ait), dört ders fıkıh (nikah, talak ve feraiz), dört ders nahiv, bir ders pratik Arapça ve Arapça kitabet, bir ders hitabet ve vaaz, iki ders Türkçe (tatbikat ve kitabet), iki ders muhtasar tarih-i osmanî, bir ders hesap (nazarî), bir ders cebir, bir ders usul-i defterî, bir ders matematik, bir ders mevalid-i selase ve ziraat bilgisi, iki ders muhtasar hikmet-i tabiiye (fizik) ve kimya, iki ders malumat-ı kanuniye.

b-) Talî kısm-ı sanî

Beşinci sınıf: Haftada iki ders hadis-i şerif, üç ders fıkıh (muamelat), dört ders nahiv, üç ders belağat, bir ders vadı', bir ders pratik Arapça ve Arapça kitabet, iki ders Türkçe (edebiyat), iki ders Osmanlı tarihi, bir ders hesap (nazarî), bir ders matematik, iki ders hikmet-i tabiiye (fizik), iki ders kimya.

Altıncı sınıf: Haftada iki ders hadis-i şerif, üç ders fıkıh (muamelat), üç ders belağat, bir ders pratik Arapça ve Arapça kitabet, dört ders mantık, bir ders adab-ı munazara, iki ders Türkçe (edebiyat), iki ders Osmanlı tarihi, bir ders mekanik, bir ders müsellesat (üçgenler), bir ders hikmet-i tabiiye (fizik), bir ders kimya, iki ders heyet (astronomî).

Yedinci sınıf: Haftada üç ders tefsir-i şerif, üç ders fıkıh (muamelat), dört ders usul-i fıkıh, dört ders kelam, iki ders siyer, bir ders tarih-i din-i İslam ve edyan, üç ders belağat, bir ders pratik Arapça ve Arapça kitabet, iki ders iktisat ve maliye, bir ders hıfzu's-sıha.

Sekizinci sınıf: Haftada iki ders tefsir-i şerif, üç ders fıkıh (ukubat), iki ders feraiz, dört ders usul-i fıkıh, üç ders kelam, bir ders hitabet ve vaaz, bir ders tarih-i din-i İslam ve edyan, üç ders belağat, bir ders pratik Arapça ve Arapça kitabet, iki ders felsefe (muhtasar), bir ders sosyolojî, bir ders pedogojî.

c-) Kısm-ı alî

Dokuzuncu sınıf: Haftada dört ders tefsir-i şerif, iki ders hadis-i şerif, bir ders usul-i hadis, üç ders fıkıh, bir ders fıkıh tarihi, dört ders usul-i fıkıh, iki ders kelam, bir ders kelam tarihi, bir ders felsefe, iki ders hukuk ve kanun, üç ders Arap edebiyatı.

Onuncu sınıf: Haftada dört ders tefsir-i şerif, üç ders hadis-i şerif, dört ders fıkıh, dört ders usul-i fıkıh, iki ders kelam, bir ders kelam tarihi, iki ders felsefe, üç ders hukuk ve kanun, bir ders Arap edebiyatı.

On birinci sınıf: Haftada dört ders tefsir-i şerif, üç ders hadis-i şerif, dört ders fıkıh, üç ders usul-i fıkıh, iki ders hilafiyat, üç ders kelam, bir ders felsefe, bir ders hukuk ve kanun, üç ders arap edebiyatı.

On ikinci sınıf: Haftada dört ders tefsir-i şerif, üç ders hadis-i şerif, dört ders fıkıh, üç ders usul-i fıkıh, iki ders hilafiyat, dört ders kelam, bir ders felsefe, bir ders hukuk ve kanun, iki ders Arap edebiyatı.

Dâru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi derslerinde takip      edilen kitaplar:

Tanıtım kitapçığında takip edilen kitaplarla ilgili olarak şunlar yer almaktadır.

a-) Talî kısm-ı evvel

Kuran-ı Kerim tertili: Tâlî kısm-ı evvelin birinci sınıfında tecvidin pratik bir surette talim ve tatbiki ile birlikte Sübhaneke'den başlayarak Duha suresine kadar talim ve hıfz ettirilmesi, ikinci sınıfta talim ve tatbike devamla beraber Nebe', Mülk, Rahman, Fetih ve Yasin surelerinin ezberlettirilmesi, üçüncü sınıfta Cezerî'nin mehariç, harflerin sıfatı, tenvin ve medlerin hükümleri, vukuf, terkık ve tefhım bahislerinin nazarî ve amelî biçimde tedrisi kararlaştırılmıştır. Aynı kısmın hadis-i şerif derslerinde geçici olarak İmam Nevevî'nin kırk hadisi ders kitabı olarak seçilmiştir. Daha sonra ahlakî ve içtimaî konulara ait hadisler hocalar tarafından bir kitapta derlenerek gelecek sene okutulması kararlaştırılmıştır.

Fıkıh: Birinci sınıfta Nûru'l-İzah metni, ikinci sınıfta şerhi Merakı'l-Felah, üçüncü sınıfta Sadru'ş-Şeria'nın Vikaye şerhinden nikah ve talak kitaplarının okutulması münasip görülmüştür. Ancak anılan Vikaye şerhinin kafi miktarda nüshası bulunmadığından geçici olarak Merakı'l-Felah ile iktifa edilmesi tensip edilmiştir. Dördüncü sınıfta da mezkur Vikaye şerhinin nikah ve talak bölümlerinin itmamı münasip görüldüğü halde zikredilen sebepten ötürü geçici olarak bu konuların Mülteka'dan tedrisi ve Feraizden Siraciye kitabından kırk hal ve asabeler bahsinin kısaca işlenmesi kararlaştırılmıştır.

Sarf ve lügat: Lügat ilminden birinci sınıfta her derste kolay kelimelerden asgari otuz kelimenin yazdırılarak müzakere edilmesi münasip görülmüştür. Sarf ilminden de ileride müstakil bir eser vücuda getirilinceye kadar şimdilik sırasıyla Emsile, Bina ve Maksut kitaplarının tedrisi kararlaştırılmıştır. İkinci sınıfta lügat ilminden her derste asgari kırk kelime bellettirilmesi münasip görülmüştür. Sarf ilminden de nispet, tasğır ve cemi bahislerinin ilavesiyle Kifaye metninin tedrisi kararlaştırılmıştır.

Nahiv: Üçüncü sınıfta Ecrûmiyye ile Katru'n-Neda kitaplarının kamilen, dördüncü sınıfta Evdahu'l-Mesalik kitabının yarıya kadar tedrisi mukarer olmakla beraber kafi miktarda nüshaları bulunmadığından bunların yerine Avamil, İzhar ve Cami kitaplarının okutturulması kararlaştırılmıştır.

Pratik Arapça, Arapça tatbikat ve kitabet: Her dört sınıfta günlük hayatta sıkça kullanılan kısa cümlelerin tekrarı ve ders esnasında daima Arapça konuşulması suretiyle talebenin Arapça konuşmaya ve dördüncü sınıfta güzel yazı yazmaya alıştırılması münasip görülmüştür.

Hitabet ve Vaaz: Hitabet derslerinde teoriden ziyade pratiğe ehemmiyet verilerek bu hususta talebenin varsa yeteneğinin geliştirilmesi yoksa bir yere kadar meleke kazanmaları hedeflenmiştir. Bunun için hutbe ve vaazın genel kural ve adabının talimi, yer yer tatbikat yapılması ve Peygamberimiz başta olmak üzere sahabe ve tabiin büyüklerinden rivayet edilen meşhur hutbelerin talebeye ezberlettirilmesi kararlaştırılmıştır.

Peygamberler ve İslam tarihi: Peygamberler tarihi için Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya'sının birinci cildinin, İslam tarihi için de Efdalüddin beyin Muhtasar Tarih-i İslam adlı eserinin kamilen okutulması kararlaştırılmıştır.

Türkçe (kıraat, imla ve dilbilgisi): Birinci ve ikinci sınıfta okuma yazmayla beraber mufassal sarf ve nahiv kaidelerinin tamamlanması ve okuma için müderrisler tarafından ileride bir okuma kitabı yazılana kadar şimdilik Ata beyin birinci ve ikinci kısmının esas alınması uygun görülmüştür. Dilbilgisi için de Atıf ve Mesut efendilerin mükemmel Kavaid-i Osmaniye'sinin ders kitabı olarak tayini kararlaştırılmıştır.

Türkçe (tatbikat ve yazı): Tatbikat ile mezc edilerek kitabet-i hususiye tedrisatı ve ikmali mümkün olduğu kadar lügat bellettirilmesi ve ikinci sınıfın sonlarında lüzumu kadar resmî yazışmaların öğretilmesi kararlaştırılmıştır.

Farsça: Birinci sınıfta Muallim Feyzî efendinin Mufassal Zeban-ı Farisi kitabının sonuna kadar tedrisi ve gerektiği kadar lügat bellettirilmesi, ikinci sınıfta Gülistan ve emsali üzerinden hikemî, içtimaî ve ahlakî parçaların seçilerek talimî ve münasip görülenlerinin ezberlettirilmesi uygun görülmüştür.

Muhtasar tarih-i umumî ve Türk tarihi: Bilhassa Türkler hakkında tafsilat verilmek üzere muhtasar tarih-i umumî dersi verilmesi ve bunun için Ahmet Refik beyin son olarak basılan Muhtasar Tarih-i Umumi adlı eserinin seçilmesi münasip görülmüştür. ^

Muhtasar tarih-i osmanî: Bugüne kadar takip olunmak üzere muhtasar tarih-i osmanî dersi verilmesi ve bunun için Ahmet Refik beyin son olarak basılan Osmanlı Tarihi kitabının seçilmesi münasip görülmüştür.

Coğrafya: Birinci sınıfın ilk yarısında kadar kısaca riyazî, tabiî ve beşerî coğrafya konularının işlenmesi ve ikinci yarısında Asya, Afrika ve Avustralya; ikinci sınıfta Osmanlı memleketleri ve Amerika; üçüncü sınıfta Avrupa coğrafyalarının tedrisi uygun görülmüştür. Bu derslere kitap olarak muvakkaten riyazî, tabiî ve beşerî coğrafya konuları için İsmail Münir beyin yeni usulde yazılmış Umumî Coğrafya kitabı; Asya, Afrika ve Avustralya için Memduh Süleyman beyin coğrafya kitaplarının ve Memalik-i Osmaniye için Safvet, Faik Sabri ve İbn-i Nusret Cevat beylerin coğrafya kitaplarından birinin ve Amerika için Memduh Süleyman beyin mezkur kitabının ve Avrupa için Faik Sabri beyin kitabının seçilmesi kararlaştırılmıştır.

Ahlak ve sosyal bilgiler: Hakkı Behiç beyin malumat-ı medeniye ve ahlakiye kitabı tedris olunacaktır.

Kanun bilgisi: Haydar Rıfat beyin yeni basılan kitabının fıkha ait kısmının geçilerek gerektiğinde bazı bahislerin ilavesiyle tedris mukarrerdir.

Fen bilgisi: Satı beyin birinci ve ikinci kısım Durus-i Eşya kitabının tedrisi mukarrerdir.

Hisab-ı amelî: Salih Zeki beyin beşinci ve altıncı hisap kitaplarının tedrisi mukarrerdir.

Hisab-ı nazarî: Hasip beyin kitabı tedris edilecektir.

Cebir: Üçüncü sınıf için Salih Zeki beyin Mücmel Cebir kitabı, dördüncü sınıf için İzzet beyin cebir kitabı mukarrerdir.

Geometri: Üçüncü sınıfta daire bahsinin sonuna kadar işlenecek, dördüncü sınıfta tamamlanmak üzere Hendese-i Musattaha/düzlem geometrisi tedrisi, üçüncü sınıf için Salih Zeki beyin idadilere mahsus amelî ve nazarî hendese kitabının birinci kısmının ve dördüncü sınıf için mezkur kitabın ikinci kısmının tayini münasip görülmüştür.

Usul-i defterî: Matbaa-i Amire müdürü Hamit beyin Usul-i Defterî kitabının metin kabul edilmesi kararlaştırılmıştır.

Muhtasar hikmet-i tabiiye ve kimya: Bazı bahisleri tafsile edilmek şartıyla Osman nuri beyin hikmet ve kimya kitabının tedrisi.

Mevalid-i selase ve ziraat bilgisi: Üçüncü sınıftaki üç saat mevalit dersinden iki saatının hayvanlara tahsisiyle Sâtı beyin Hayavanat kitabı, bir saatının nebatata tahsisiyle Harun Reşit beyin Nebatat kitabı, dördüncü sınıfın ilk üçte birlik döneminde tabakat, ikinci üçte birlik kısmında ziraat bilgileri işlenmek üzere tabakat dersi için Sait beyin İlmü'l-Arz kitabı ve ziraat bilgileri için Faik beyin Ziraat Dersleri kitaplarının tedrisi mukarrerdir.

Hıfzu's-sıha: Tahriri olarak tedrisi mukarrerdir.

b-) Talî Kısm-ı Sanî

Tefsir-i Şerif: Yedinci sınıfta Fatiha suresinden başlayarak Fetih suresinden Cuma suresine ve sekizinci sınıfta Cuma suresinden Kuran-ı Kerim'in sonuna kadar okutturulmak üzere Celaleyn tefsirinin tedrisi mukarrerdir.

Hadis-i Şerif: Beşinci ve altıncı sınıfların her ikisinde Birgivi'nin Usul-i hadis metni gösterildikten sonra ahlakiyat ve içtimaiyata ilişkin ve bahse uygun hadis-i şeriflerin ilave edilmesi ve kitabın ikmal edilmesi şartıyla Tirmizi'nin Şemail-i Şerife'sinin tedrisi mukarrerdir.

Siyer-i Nebî: Siret-i İbn-i Hişam'ın tedrisi mukarrer ise de basılmış nüshalar bulunmadığından şimdilik İsmail Hakkı beyin Mukaddimat-ı Siyer-i Celile-i Nebeviyyesi ikmal olunduktan sonra Buhari'nin Kitabü'l-Meğazî'sinin tedrisi mukarrerdir.

Fıkıh: Beşinci, altıncı ve yedinci sınıflarda Sadru'ş-Şeria'nın nikah ve talak kitaplarından maadasının tedrisi ve sekizinci sınıfta Sadru'ş-Şeria'nın ikmali münasip görülmüştür. Bu kitabın ikmalinden sonra İmam-ı Muhammet'in el-Asar kitabının tedrisi mukarrer ise de matbu nüshası kafi miktarda olmadığından bunların yerine Mülteka tedrisi mukarrerdir.

Feraiz: Siraciye metninin tedris ve ikmali ve pratik yapılarak tarif ve tatbikata devam edilmesi münasiptir. Bundan başka feraize ait konuların bitmesi durumunda Tevsi-i intikal kanun-i muvakkatının tedrisi mukarrerdir.

Usul-i Fıkıh: Yedinci ve sekizinci sınıflarda bu sene bidayetinden başlatılmak ve daha sonra münasafaten olmak üzere Menar şerhi İbn-i Melek'in tedrisi mukarrerdir.

İlm-i Kelam: Yedinci sınıfın ilk yarısında Emali'nin, son yarısında Müsayere metninin okutulması münasip görülmüştür. Sekizinci sınıfta Müsayere metninin ikmali mukarrer ise de bu kitabın kafi miktarda matbu nüshası bulunmadığından şimdilik Kaside-i Nuniye şerhi Hayalî'nin tedrisi mukarrerdir.

Felsefe: İlm-i ruhun tahrir-i olarak tedrisi mukarrerdir.

Mantık: Önce mantık ilmine ait taksimat ve muhtasar kaidelerinin takrir ve tefhimi ve sonra Gelenbevî'nin Burhan kitabının tedrisi mukarrerdir.

Adab: Gelenbevî'nin Adap risalesinin tedrisi mukarrerdir.

Nahiv: Beşinci sınıfta Evdahu'l-Mesalik kitabının tedris ve ikmali mukarrer ise de kafi miktarda matbu nüshası bulunmadığından şimdilik Cami'nin tedrisi mukarrerdir.

Belağat: Her sene dörtte birlik kısmı okutulmak üzere Telhıs şerhi Muhtasar'ın tedrisiyle ikmali ve bu sene her dört sınıfta Muhtasar'ın başından okutturulması münasip görülmüştür. Beşinci sınıfta üç saatin birinde el-Kafi fi İlmeyi'l-Aruz ve'l-Kavafî kitabının tedrisi ve muhtasar dibacesinin üç derste ikmali mukarrerdir.

Vad'ı: Vad-ı nevi bahislerinin ilavesiyle Ali Kuşçu'nun aynı isimle bilinen eserinin tedrisi mukarrerdir.

Mükaleme ve Arapça kitabet: Her dört sınıfta tedavülü bol olan cümlelerin tekrar ve tefhimi ve ders esnasında daima Arapça konuşulması ve talebenin Arapça konuşma ve yazmada meleke kazanması ve Kısm-ı Ali'de Arap edebiyatı derslerini takibe istidat peyda etmelerini temin edecek derecede tedrisata ehemmiyet verilmesi mukarrerdir.

Hitabet ve vaaz: Nazariyattan ziyade ameliyat ve tatbikata ehemmiyet verilmesi ve bu hususta tabii istidatı bulunan talebenin kabiliyetini geliştirmek, istidadı bulunmayanların bir dereceye kadar meleke kazanmalarına ihtimam gösterilmesi münasiptir. Ayrıca ilişkili konular üzerine tatbikat ve intikadata devam edilmesi ve tatbikat esnasında hitabet şartları, hutbe özellikleri ve bu konuda temel kaidelere dair konuların ana hatlarıyla bellettirilmesi mukarrerdir. Bundan başka Fahr-i kainat efendimiz hazretleriyle ashab-ı güzinin ve ümmetin büyüklerinin bazı hutbelerinin ezberlettirilmesi kararlaştırılmıştır.

Türkçe edebiyat: Recai Zade Ekrem beyin Talim-i Edebiyat kitabının bazı bahislerinin izah ve ilavesiyle tedrisi mukarrerdir.

Tarih-i din-i İslam ve edyan: Yedinci sınıfta geçmiş dinler ve sekizinci sınıfta din-i İslam tarihinin tahriri olarak okutulması mukarrerdir.

İlm-i içtima: Tahriri olarak okutulması mukarrerdir.

İlm-i terbiye: Satı beyin Fenn-i Terbiye kitabının tedrisi mukarrerdir.

İlm-i iktisat ve mali: Senenin üçte ikisinde ilm-i iktisat ve geri kalan üçte birlik bölümünde ilm-i mali gösterilmek üzere Cavit beyin Malumat-ı İktisadiye kitabının esas kabul edilmesi ve ilm-i malinin tahriri olarak tedrisi mukarrerdir.

Hisab-ı nazarî: Hasip beyin kitabının tedrisi mukarrerdir.

Hendese: Kat-ı zait, kat-ı nakıs ve kat-ı mükafi bahisleriyle beraber hendese-i mücesseme tedrisi ve bunun için Salih Zeki beyin Mekatib-i İdadiyeye mahsus ameli ve nazari hendese kitabının üçüncü kısmıyla Ahmet Zeki beyin Münhaniyat-ı Müstamele kitabının tedrisi mukarrerdir.

Mekanik: Binbaşı Kamil beyin eserinin tedrisi mukarrerdir.

Müsellesat: İsmail Hakkı beyin Mekteb-i Harbiye'de tab'olunan Müsellesat kitabının tedrisi mukarrerdir.

İlm-i heyet: Ahmet Ziya beyin Heyet kitabının tedrisi mukarrerdir.

Hikmet-i tabiiye: Beşinci sınıf için Salih Zeki beyin Musahhah Yeni Hikmet-i Tabiiye ve altıncı sınıf için yine aynı zatın Tefeyyüz Kütüphanesi tarafından tab'olunan Muhtasar Hikmet ve Kimya kitaplarının tedrisi mukarrerdir.

Kimya: Tahriri olarak tedrisi mukarrerdir.

Hıfzu's-sıhha: Tahriri olarak tedrisi mukarrerdir.

c-) Kısm-ı Âlî:

Tefsir-i Şerif: Birinci sınıfta Bakara suresinden Maide suresine kadar, ikinci sınıfta Maide suresinden Yusuf suresine kadar, üçüncü sınıfta Yusuf suresinden Şuara suresine kadar, dördüncü sınıfta Şuara suresinden Fetih suresine kadar tedris olunmak üzere Celaleyn tefsiri.

Hadis-i Şerif: Sağanî'nin Meşarık'ının her dört sınıfta ikmal edilmek üzere müsavi nispette bittaksim tedrisi ve dibacesinin okutturulmasından sarf-ı nazar olunması mukarrerdir. Gelecek sene Kütüb-i Sitteden birinin kabulüyle sonraki senelerde mezkur kitapların sırasıyla kabul ve tedrisi mukarrerdir.

Usul-i Hadis: Nevevî'nin Takrib'i ve bu seneye mahsus olmak üzere ikinci ve üçüncü sınıflarda hadis-i şerif dersinden birer saat yine Nevevî tedrisine tahsisi münasip görülmüştür.

Fıkıh: Her dört sınıfta ikmal edilmek ve her sene tam dörtte biri okunmak üzere Tahavî'nin Şerh-i Maani'l-Asar kitabının tedrisi mukarrer ise de matbu nüshaları bulunmadığından şimdilik Hidaye'nin tedrisi mukarrerdir.

Tarih-i ilm-i fıkıh: Ümmehat-ı Kütüb-i Fıkhıye ile Tabakat-ı fukahaya dair kitaplardan seçerek dersin tahriren yapılması mukarrerdir.

Usul-i fıkıh: Birinci sınıfta Kadı Adut şerhinin bazı bahisleri takrir edilmek üzere Muhtasar-ı Münteha metninin tedrisi; ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda her sene üçte birlik kısmı okunarak tamamlanmak üzere İbn-i Hümam'ın Kitabü't-Tahrir'inin okutturulması mukarrer ise de her iki kitabın matbu nüshası bulunmadığından şimdilik Tevdîh okutturulması kararlaştırılmıştır.

Felsefe: Birinci sınıfta mantık-i tatbiki, ikinci sınıfta ahlak-i nazarî ve amelî, üçüncü sınıfta ilm-i mabadettabia ve dördüncü sınıfta tarih-i felsefe ve felsefe-i İslam okutturulması ve bu sene her sınıfta baştan başlanarak ilm-i ruh gösterilmesi ve tedrisatın tahriri olarak yapılması mukarrerdir.

Hukuk ve kanun: Bu sene her sınıfta hukuk hakkında bir fikr-i umumi ve esasi verildikten sonra hukukun tarifi ve taksimini ve her şubeye ait kavanin-i ahkam-ı esasiyesinin hulasa edilerek nazariyat ile memzucen ve tahriren tedrisi mukarrerdir.

Edebiyat-ı Arabiye: Birinci sınıfın iki saatinde Muallakat-ı Seba'nın ikmali ve bir saatinde edebiyat-ı arabiye tarihinin tahriri olarak tedrisi, ikinci sınıfın iki saatinde Makamat-ı Hariri'nin bidayetinden itibaren en az yirmi beş makamenin okutturulması ve bir saatinde edebiyat-ı arabiye tarihinin tahriri olarak tedrisi ve üçüncü ve dördüncü sınıflarında Divan-ı Hamâse'nin bidayetinden başlanarak tedrisatına devam olunması mukarrerdir.

Hilafiyat: Üçüncü sınıfta birinci cildi ve dördüncü sınıfta ikinci cildi okunmak üzere İbn-i Rüşt'ün Bidayetü'l-Müçtehit kitabının kabulü kararlaştırılmıştır.

İlm-i kelam: İlm-i kelam ve felsefe müderris ve mutahassıslarından makam-ı meşihat-ı ulyaca seçilen bir encümen marifetiyle mufassal bir ilm-i kelam kitabı telif edilinceye kadar şimdilik birinci ve ikinci sınıflar için Şerh-i Mekasıt'ın ilim ve umur-i amme bahisleriyle ilahiyat kısmının nihayetine kadar, üçüncü ve dördüncü sınıflarda Tehzibü'l-Kelam'ın münasafeten ve dördüncü sınıfta Risale-i Hamidiye'nin tedrisi mukarrer ise de mezkur kitapların yeterli miktarda matbu nüshası bulunmadığından şimdilik her sınıfta Celal kitabının tedrisi mukarrerdir.  

Tarih-i ilm-i kelam: İlm-i kelam ve felsefe müderris ve mutahassıslarından makam-ı ali-i meşihatça seçilen bir encümen tarafından ilm-i kelam tarihine dair bir kitap telif edilene kadar şimdilik Şehristanî'nin el-Milel ve'n-Nihal kitabının tedrisi mukarrerdir.

Daru'l-Hilafeti'l-Aliye Medreselerinin Getirdiği            Yenilikler:

      Makalemizin bu kısmına kadar kuruluş sebeplerine, idari yapısına ve eğitim programına yer verdiğimiz Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medreselerinin bundan sonra medrese sistemine ne gibi yenilikler getirdiği ve medreselerin ıslahı bakımından ne mana ifade ettiği konusu üzerinde durabiliriz.

     Nizamnameden de anlaşılacağı üzere Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medreselerinin getirdiği en önemli yenilik eğitim sistemi ve anlayışıyla alakalıdır. Bir kere sınıf sistemi ilk defa Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medreselerinde uygulanmıştır. Bundan önce medrese sisteminde eğitim takvimi senelere göre değil, okutulan kitaplara göre belirlenmekteydi. Mesela bir kitap ismi olan Haşiye-i Tecrit eski medrese sisteminde bir sınıfın adıdır. Bir talebenin bu sınıfı geçebilmesi aynı zamanda mezkur kitabı okuması anlamına gelirdi. Bu kitabı okuması için net bir takvim de belirlenmiş değildi. Oysa Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medreselerinde eğitim süresi on iki sene olarak takdir edilmiş ve sınıf geçme işi sene sonu yapılacak umumi imtihanları kazanmaya bağlanmıştır. Ayrıca sene içinde talebelerin derslere katılımını denetlemek için yoklama sistemine geçilmiş ve bir sene zarfında makbul bir özrü bulunmadan 30 derse katılmayan talebenin sene sonu imtihanına katılamayacağı karara bağlanmıştır. Gerçi 13 Şubat 1910 tarihinde padişah tarafından onaylanan medrese nizamnamesinde medreselerin eğitim süresi 12 sene olarak takdir edilmişse de bunun hangi medreselerde ve ne kadar tatbik edildiği hususu pek açık değildir.

       Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medreselerinde göze çarpan bir diğer yenilik, ehliyet ve liyakat konusunda gösterilen titizliktir. Nizamnamede de görüleceği gibi gerek medreseye kayıt aşamasında gerekse sınıf geçme aşamasında talebeler imtihana tabi tutulmakta ve seviye tespitine büyük önem verilmektedir. Bundan önceki dönemlerde de liyakat tespiti için belli usuller çerçevesinde imtihanlar yapıldığı bilinmektedir. Fakat bu imtihanların zamanla kuru bir formalite haline döndüğü ve adam kayırmacılığın yaygınlaştığı hususu hemen her tarihçinin ifade ettiği bir konudur.

       Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin nizamnamesinde göze çarpan bir diğer husus da temizlik ve intizamla alakalı maddelerdir. Bu maddelerde talebelerin ağız temizliğinden sınıfların havalandırılmasına kadar temizlik işi geniş çaplı olarak denetim altına alınmıştır. Ayrıca talebelerin dershanelere ve yemekhaneye giriş çıkışları, ders vakitlerinin dışında çarşı pazardaki hal ve harekatı da medrese yetkililerince takip edilmiştir.

       Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medreselerinde asıl önemli değişiklik ders programı ve müfredatla alakalıdır. İlk defa Türkçe, Türk tarihi ve müspet ilimler bu medreselerde tedris edilmiştir. Ders programında da görüldüğü üzere farklı yoğunluklarla medresenin ilk altı sınıfında Türkçe dilbilgisi ve Edebiyat dersleri bulunmaktadır. Yine ders programında gördüğümüz kadarıyla medresede; Coğrafya, Sosyal bilgiler, Hukuk, Fen bilgisi (alt bilimleriyle), Matematik (alt bilimleriyle), Usul-i defterî, Ziraat bilgisi, Sağlık bilgisi, İktisat, Felsefe, Kimya, Astronomi ve Sosyoloji gibi gayr-ı dinî ilimler de öğretilmektedir. Aslında yetkililer programda yaptıkları bu değişiklikle medreseleri dönemin gözde eğitim kurumları olan mektepler seviyesine çıkartmak istemişlerdir. Nitekim o dönemde devlet ricali medreselerden ellerini çekerek mekteplere yönelmiş ve medreseleri kaderiyle baş başa bırakmışlardır.

       Bu durum 19. yüzyıldan itibaren Batıda hızlanan ilmî ve felsefî hareketliliğin Osmanlı topraklarına yansımasıyla alakalıdır. Batıdaki Rönesans hareketleri ve sonrasında yaşanan ilmî, felsefî ve siyasî gelişmeler devlet ricali ve aydınlar tarafından merakla izlenmiş ve bundan böyle Osmanlı eğitim sistemi Batıya göre yönünü belirlemeye başlamıştır. Bunun ilk sonucu olarak eğitimde dinî alanla gayr-ı dinî alan ayrışması/çatışması baş göstermiş ve klasik dönemin yegane eğitim kurumu olan medreselere karşı modern bilimlerin öğretildiği mektepler alternatif oluşturmaya başlamıştır. Gerçi mekteplerin kuruluşu I. Mahmut dönemine kadar gider. İlk olarak I. Mahmut devrinde Kumbaracı Ahmet Paşa'nın gayretiyle Üsküdar'da bir Mühendishane okulu açılmış ve ardından III. Selim döneminde ordudaki yenilik hareketlerine paralel olarak Mühendishane-i Bahr-i Humayun (1773) ve Mühendishane-i Berr-i Hümayun(1794) gibi özellikle askerî mektepler tesis edilmiştir.[23] Fakat bu dönemde kurulan mektepler medrese eğitimine alternatif olarak hazırlanmış genel eğitim kurumları değildi. Bunlar daha çok askerî alanda ihtisas amaçlı eğitim kurumlarıydı. Oysa Tanzimat'la birlikte değişim genel bir olgu haline gelmiştir. Artık çoğu devlet adamı ve aydın, değişimi hayatın bütün alanlarına yayarak batılılaşmayı toplumsal bir proje olarak görüyordu. Bu projenin bir parçası olarak o dönemde medreselere alternatif eğitim kurumları tesis edilmiş ve devletin ileri gelenleri bütün ilgi ve desteğini bu kurumlara/mekteplere teksif etmiştir.

       Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin ders programındaki değişiklik sadece Türkçe dersleri ve modern bilimlerle sınırlı değildir. Nizamnamedeki derslerden de anlaşılacağı üzere İslam tarihi, dinler tarihi, mezhepler tarihi ve islamî ilimler tarihi gibi geleneksel medrese müfredatında olmayan bir çok ders Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi programında yer almaktadır. Bu açıdan Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi, programında gayr-i dinî ilimlere yer vermekle medrese eğitim sisteminde genel olarak, dinî ilimlerde de özel olarak bir değişim başlatmıştır. Bir bakıma Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesinin, geleneksel medrese müfredatının yanında, İlahiyat Fakülteleri ve genel olarak İslam dünyasında bulunan el-Camiatü'l-İslamiyyelerdeki ders programını da ihtiva ettiğini söyleyebiliriz.

       Bunlardan başka Osmanlı medreselerinin kendi tarihî gelişimi göz önünde bulundurulduğu zaman önemli sayılacak bir diğer değişiklik de bazı ders kitaplarında göze çarpmaktadır. Daru'l-Hilafeti'l-Âliye Medresesinin ders kitaplarına bakılırsa Arapça, fıkıh ve usul-i fıkıh gibi derslerde yaygın ders kitaplarının yerine o dönemde matbu nüshalarına nadir rastlanan bazı kitapların metin kabul edilmesi düşündürücüdür. Mesela Nahiv dersleri için Avamil, İzhar ve Molla Camî yerine Ecrumiye, Katru'n-Neda ve Evdahu'l-Mesalik; fıkıh dersleri için Mülteka yerine Sadru'ş-Şeria'nın el-Vikaye şerhi, İmam-ı Muhammet'in Kitabü'l-Asar'ı ve Hidaye yerine İmam-ı Tahavî'nin Şerhu Maani'l-Asar'ı; Usul-i fıkıh dersleri için Mirat yerine Muhtasaru'l-Münteha ve et-Tahrir adlı eserlerin seçilmiş olması, bugün medrese sistemini referans kabul eden islamî eğitim kurumları için önemli bir husustur.

       Sonuç olarak makale boyunca tanıtmaya çalıştığımız Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi altı yüzyıllık Osmanlı medrese geleneğinin son halkasıdır. Ayrıca modernleşme eğilimlerinin yoğun olduğu bir dönemde kaybolmaya yüz tutan medrese mirasını ihya planının olabilecek en iyi eseridir. Bundan başka Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi; Ahıskalı Ali Haydar efendi (Efendi Baba), Elmalılı Muhammet Hamdi efendi, Düzceli Zahit efendi (Kevserî), Ömer Nasuhi Bilmen efendi, Mehmet Akif Ersoy, Tahiru'l-Mevlevî ve İzmirli İsmail Hakkı bey gibi mümtaz şahsiyetlerin müderrislik yaptığı bir kurum olarak devr-i inşasında pek gözde bir ilim müessesesidir.

        Bu bakımdan günümüz İslamî eğitim kurumları Daru'l-Hilafeti'l-Âliye medresesi tecrübesini hafife almayıp programı iyice incelemeli ve bugünün şartlarını göz önünde bulundurarak programlarını yeniden düzenlemelidir.

(www.darulhikme.org)

 
Geri