NEV'İYAT // MÜNEKKİDHANE  
NUSAYRİLİK ÜZERİNE

                                                                             NUSAYRİLİK ÜZERİNE


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ


“Ey inananlar! Allah'tan sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler, ancak müslüman olarak can verin.”(Âl-i İmran/102)


Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.
Salat ve selam alemlerin efendisi olan Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve selemle olsun. Ashabına ve ehli beytine en güzel selamlar olsun.
Bundan sonra bilki bu kitabın yazılmasındaki amaç şudur.
         İslam dininin Nusayrilikle eşit olmadığını ve Nusayriliğin şu andaki haliyle tamamen batıl olduğunun ispatı delillerle ve belgelerle yapılacaktır.
Bu eserimizde kullanacağımız temel kaynak kitaplar tamamen bu batıl dinin önderleri tarafından anayasa kitabı olarak kullanılan kitaplar olacaktır. Özellikle bu kitapları seçmemizin sebebi şudur, Nusayriliğe inanan kişilerin bu kitaplardan haberdar olmaları ve kendilerine öğretilen batın namazının nereden kaynaklandığını “kaynağından” öğrenmeleridir. Tevfik bizden yardım Allah’tandır. İş bu hususta oluşturulan çalışmalar tamamen Araplar tarafından yapılmıştır. Dışarıdan kimsenin müdahalesi yoktur. Biz bu çalışma ile sadece Allahtan sevap bekleriz hiçbir maddi çıkarımız yoktur. Sonuç itibariyle hidayetine vesile olacağımız insanlardan sadece Allah razı olsun demeleri bizim için yeterlidir. Beğenmeyenler ise zaten lanetlerini üzerimize yağdıracaktır. O lanet ise lanete müstahak olanlara kesinlikle gidecektir. Bundan hiç şüphemiz ve kaygımız yoktur. Bismillah deyip başlıyoruz.


1.Bölüm:
“Dinde doğru şey”lerin tespit edilmesi ve “doğru din”e tabi olunması Allah’a inananlar için elbette ki hiç istisnasız hayat gibi gereklidir. O halde ilk önce dinin ne olduğunun tanımlanması gerekiyor. Ondan sonrada hak dinin tanımlanması, hak ile batıl dinlerin farkının ortaya çıkarılması gerekiyor. Bu apaçık bir şekilde ortaya çıktıktan sonra ise dinin insanlar üzerine yüklediği inanç ve ameli sorumlulukların kim tarafından ve ne şekilde belirlenmesi gerektiği hususunda bilgilendirme olacaktır.
        
1.1.DİN NEDİR?
         İlk önce din kelimesinin sözlük anlamına bakalım,
1. Anlam: Ceza, ivaz.
         Bu manadan çıkan sonuç şudur, bir kişi bir iş yaptığında onun karşılığını görür işte bu karşılık görme işine “ceza” denir. Cezanın asıl manası “yapılan işin karşılığı” demektir. O halde bu manaya göre din, yaptığımız işlerin karşılığını göreceğimizi belirten bir ifade yerine geçer.


2. Anlam: Cenab-ı Hakk'ın Dergâh-ı Uluhiyyetine kulluk edasına vesile ve medar olan ibadet, İslâm, şeriat. Buradaki anlamı ise şudur: Allahu tealaya nasıl ibadet yapacağımızı açıklayan, ne tür şeyleri yapmamız gerektiğini ve netür şeylerden kaçınmamız gerektiğini ifade eden kurallardır.


3. Anlam: İman ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab-ı Hak tarafından teklif olunan Hak ve hakikat kanunlarının hey'et-i mecmuasıdır. Bu tanımdaki anlamı yukarıdaki anlama benzese de biraz farklılık vardır. O da şudur, insanların nasıl inanmaları gerektiğinin ve nasıl amel (ibadet) yapmaları gerektiğinin Allah tarafından insanlara bildirilmesi ve teklif edilmesidir.


4. Anlam: Âdet, hâl, siyaset. Buradaki anlamı ise şudur. Bazı davranışların sürekli olarak tekrarlanmasıdır ki biz buna adet diyoruz. Bu adetlerin sürekli olarak tekrarlanması ise insanların halinin anlatır.


5. Anlam: Hesab. Yapılan davranışların karşılığının ölçülmesidir.
Din kelimesinin daha çok anlamları olmakla birlikte bizim asıl ilgilendiğimiz kısmı inanç ve ibadettir.  Bütün bu tanımların ortak olarak sunduğu tanım şudur.
“Din: Allah tarafından gönderilen ve peygamberler aracılığı ile insanlara duyurulan, tutanlara sevap tutmayanlar ise azap gerektiren emirlerdir. Bu emirler insanların hayatlarını Allahın istekleri doğrultusunda yaşamalarını emreder. “


Burada önemli birkaç hususu belirtmek gerekiyor. Dünyada şu anda yüzlerce din var. Herkes kendi dininin doğru olduğunu ve onun emirleri doğrultusunda yaşanması gerektiğini savunmaktadır. Herkesin kendine göre delilleri vardır. Fakat şimdi gerçek din ile batıl din arasındaki farkı belirtirsek birçoklarını otomatikman elemiş oluruz.
        
1.2 GERÇEK DİNİN ÖZELLİKLERİ
                  
1. Gerçek din, Yüce Allah'ın bir kanunudur ve birtakım sağlam hükümlerin kutsal bir mecmuasıdır.  Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere gerçek din Allah’ın kanunlarıdır. Herhangi birisi çıkıp ta herhangi bir fikri, din diye insanlara sunabilir fakat o sunduğu fikir batıl olur. Bunu tarihte yapanlar çok olmuştur. Mesela firavun kendisini rab olarak tanımlandırıyordu ve kendisini rab olarak kabul etmeyenleri ise öldürüyordu. Kendisine secde edilmesini istiyordu. Aynı zamanda Hindistan’ın şahı olan şah-ı ekber de aynı şeyleri yaptırmıştır. Kendisine secde edilmesini ve ibadet edilmesini emretmiş yapmayanları ise ya hapse atıyor ya da öldürtmüştü. Çağımızda da Nusayri şeyhleri kendilerinin Allah’ın makamını işgal ettiklerini söyleyip merasim (kendilerince namaz tabir edilir) sırasında orada bulunanlara secde etmelerini emrini vererek, orada bulunan insanları kendilerine secde ettiriyorlar. İlginçtir ki orada secde yapanlar neden secde yaptıklarını da bilmezler sadece yaparlar. Çok az kısmı bilir. Bunun ispatını ileride yapacağız sadece ön bilgi olması açısından bu bilgileri veriyoruz. Şimdi bu durumu inceleyelim gerçek din Allah’ın kanunu olduğuna göre Allah’ın hangi emrinde insana secde edilmesi ve o insanın rab veya Allahın yerini işgal ettiğine dair bir belirti vardır. Şimdi şeyhlerin şu sözlerini duyar gibiyim. “Oğlum bu batın bir bilgidir. Hz. Ademe melekler secde ayetini görmüyor musun”? Evet bunların hepsine tek tek değineceğiz. Zaten bizim Nusayri şeyhlerinin tek sığındıkları şey iki cümledir.


1-Oğlum bu batındır.
2-Oğlum bu acz dir. Sen anlamazsın.


İlginçtir bu sözleriyle bile Allah’a iftira ediyorlar haberleri yok. Onlara göre, Allah insanlara anlayamayacakları bir din göndermiş, sadece belli bir ırk, belli bir zümre için özel indirmeler yapmıştır. Geri kalan bütün insanların önemi yoktur(!). İşte yukarıdaki iki anlam bu sonucu meydana çıkarır zaten ileride de açıklayacağımız üzere bu batın din sadece arap Nusayrilere özel olarak inmiştir.
2. Allah bunu, peygamberleri aracılığı ile insanlara ikram ve ihsan, buyurmuştur. Gerçek dinin ikinci özelliği ise Allah tarafından indirilen vahyin direkt olarak değil peygamberleri aracılığı ile insanlara bildirilmesidir. Onlarda dini insanlara açık seçik anlatmış, halkın sorumlu olduğu şeylerin ne olduğunu beyan etmişlerdir.
يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
"Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirildiyse onu tebliğ et. Tebliğ etmezsen vazifeni yapmış olmazsın. Allah seni insanlardan korur. Allah kâfirler topluluğunu yola getirmez". Maide/67. Peygamber olmayan insanların çıkıp ta bu batındır bu sadece bize bildirildi diyerek insanları kandırmışlarıdır. Burada kanan insanların suçu meseleyi araştırmayıp, körü körüne şeyhlere, imamlara uymak meselenin aslını öğrenmeye çalışmamaktır. Ancak kandıranların suçu daha çoktur.
3. Bu kanun, insanları hayırlı olan şeye götürür. Gerçek dinin özelliklerinden birisi de budur. Fakat bu batın denilen din nedense insanları bazı hayırlara götürse Allah’ın kesinlikle affetmeyeceği şerleri de emretmektedir. Çünkü bu batın dinin temeli şirke dayalı olduğundan dolayı istenildiği kadar ibadet edilsin hiçbir faydası olmayacağı herkesçe bilinmektedir. Bunu da detaylı açıklamaları ileride gelecektir. Şimdilik sadece özet olarak geçiyoruz.


1.3 DİNLER BAŞLICA ÜÇ KISMA AYRILIR.


Birincisi: Hak dinlerdir. Bunlar yukarda ki tarife uygun olanlardır. Yüce Allah tarafından konulup peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen dinlerdir. Bunlara "İlahî ve Semavî" dinler de denir. Semavî dinlerin hepsi esas bakımından birdirler. Yalnız bazı ibadetler ve hukuk kuralları bakımından aralarında ayrılık olmuştur. Hazret-i Adem'den Hazret-i İsa'ya kadar gelen bütün mübarek peygamberlerin insanlara bildirmiş oldukları dinler, iman esaslarında bir olup yalnız bir olan Allah'a iman etmeye dayalı iken, bunlar sonradan bozulmuş ve asılları kaybolmuştur. Yüce Allah en son ve en büyük Peygamberi olan Hazret-i Muhammed'i Sallallahu aleyhi ve Sellem'i bütün insanlara Peygamber olarak göndermiştir. Onun aracılığı ile de hak dinlerin en sonu ve en mükemmeli, olan İslam dinini kullarına Allahu Teâlâ ihsan etmiştir. İşte bugün yeryüzünde hak din olarak kıyamete kadar yaşayacak olan yalnız bu İslam dinidir.


İkincisi: Asılları değişmiş ve bozulmuş olan dinlerdir. Bunlar, yukarıda söylendiği gibi asılları bakımından birer gerçek din iken sonradan bozulmuş, İlahî niteliklerini kaybetmiş olan dinlerdir.


Üçüncüsü: Batıl dinlerdir. Bunlar asılları bakımından da gerçek din ile ilgisi bulunmayan dinlerdir. Bunlar birtakım milletler tarafından ortaya konmuş olan uydurma inançlardır. Bunlarda akla ve mantığa uygun olan bazı hükümler bulunsa bile konuluşları itibariyle İlahî olmak şerefinden yoksun olup hiç bir bakımdan din kutsallığını taşımazlar. Ateşe, yıldızlara, putlara ve insanlara tapan milletlerin dini bu türdendir.


Şimdi son olarak ortaya çıkan durumu anlayalım. En önemli husus şudur ki, din ve dinin kuralları Allah tarafından belirlenir. İkinci olarak Allahın seçmiş olduğu peygamberler bu kuralları bizlere aktarırlar. O halde birisi bize dese ki dinimizde şu helaldir veya şu haramdır. Ona sormamız gereken ilk şey şudur. Bize bunun Allah tarafından gelip gelmediğini ispatla, delilin nedir? Hangi ayete, hangi hadisi şerife, hangi sahabenin görüşüne yada müctehid imamın içtihadına dayanıyorsun?.
İspat şekillerine bir göz atalım. Nusayri şeyhlerinin ispatları özellikle çok enteresandır. Nerede bir hikâye varsa nerde bir uydurma kıssa varsa nerde bir tevilli ayet varsa hep ondan ispat getirirler. Biz şeyhlerle bu meseleleri tartışırken şeyhler hep hikâye anlatıyorlar. Allah’ın kitabından ayet söylemiyorlar. Bazıları söylüyorlar ama ayete öyle bir mana yüklüyorlar ki insanı hayrette bırakıyor. Bu hayret tabi ki mananın saçmalığındandır yani bir insan ancak bu kadar saçmalayabilir diye hayret ediyoruz.
Tekrar ediyoruz. Din kesinlikle ve kesinlikle bir insanın düşünce ürünü olamaz, kesinlikle bazı hikâyelere dayanarak din temellendirilemez, kesinlikle hiç kimse kendi duygu, his ve fikirlerini din olarak insanlara sunamaz. Sunacağı tek şey şudur Allah şöyle demiştir veya Allah böyle emretmiştir. Bunu da Allah’ın kitabından ispatlamak zorundadır. İspatını da saçma sapan hikâyelere değil Allahın emrettiği şekilde yapmak zorundadır.
Evet, şimdi iyice düşünelim Nusayrilik dini (şuayb din) denilen batın din midir? Yoksa uydurma bir şey midir? Yoksa önceden doğru idi de şimdi bozulmuş mudur? Bunu incelemeye başlıyoruz. Şunu unutmayalım bir tartışmada her iki taraf elbette farklı fikirlerde bulunacaktır. Yalnız kimin doğru söylediğini anlamak için her iki tarafında ortak olarak kabul ettiği bir hakeme başvurmamız gerekiyor. Her iki tarafında ortak olarak kabul ettiği hakem ise “KUR’AN-I KERİM”dir. Yalnız bu hususta da Nusayriler üç guruba ayrılmıştır.
1.Grup :         Kur’an ne değiştirilmiş ne de eksiltilmiştir. Kur’an-ın hem zahiri hem de batını vardır. Biz Kur’an-ın batınıyla amel ediyoruz.
2.Grup :       Kur’an değiştirilmemiştir ama eksiltilmiştir ve eksik olan kısım bizim öğrendiğimiz batın 16 suredir . Eksik olan kısmı bizdedir. İşte biz bunu öğreniyoruz ve bunu öğretiyoruz.
3.Grup :       Kur’an hem değiştirilmiş hem de eksiltilmiştir. Bu yüzden Kur’an-a inanmak gereksizdir. 16 sure bize yeterde artar.
Şimdi yapılması gereken şudur. Her gurubun kendine göre delilleri var. Fakat 3 gurubunda ortak özelliği var. Bu özellik ise 16 sure.
Her gurup 16 sureye iman eder ve orada yazılanları kabul eder.
Her gurup 16 sureyi batın din olarak tanımlandırır.
Her gurup 16 sureyi batın namaz olarak ta adlandırılır.
Her gurup 16 sureyi çocukken öğrenir ve ne öğrendiğini bilmez. Kendisine öğretilen tek şey bunların ezberletilmesi ve bunu kimseye anlatmamasıdır.
Her gurup 16 süre esnasında sır olarak tabir edilen “ayn, mim, sin” i öğrenir. Bu ayn, mim, sin in ne olduğunu, ne anlama geldiğini bazıları bilir, bazıları bilmez.
Her gurup Hz. Ali’nin Zahiren imam Batında ise HAŞA ALLAH olduğunu öğrenir. Yalnız diğer ilahlardan haberi olmaz…


O halde her gurup bu 16 sureye iman ediyorsa. İlk hakem bu 16 sure olsun. Yalnız 16 surenin şahitliği ile bir hakem daha gösteriliyor ki oda Kur‘an-dır. Asıl sorun burada başlıyor. Çünkü bu iki hakem çok az yerlerde uyuşuyor çoğu şeylerde birbirlerine zıt gidiyor. Güçlü olan ise Kur’an dır.  Çünkü 1. ve 2. gurup Kur’an-ı kabul ediyor. Yalnız 2.gurup eksiltilmiştir diyor.
Şimdi 2.gurubun bu sözünü çürütüyoruz. “2.Grup: Kur’an değiştirilmemiştir ama eksiltilmiştir ve eksik olan kısım bizim öğrendiğimiz batın 16 suredir . Eksik olan kısmı bizdedir. İşte biz bunu öğreniyoruz ve bunu öğretiyoruz.” diyorlar
Bu cümleden şu sonuçlar çıkar.
1.                             Kur’an değiştirilmemiştir.
2.                             Kur’an eksiltilmiştir.
Madem Kur’an değiştirilmemiştir ve eksik olan kısım sizdedir. O halde değişmemiş olan kısım ile eksik olan kısmı bir arada görebilirsiniz. Sizdeki 16 sure Kur’anın eksik olan kısmı ise neden sadece bununla amel ediyorsunuz. (Aslında onla da amel etmiyorsunuz. Çünkü içinde ne yazdığından haberiniz yok.) O zaman aralarında bir sorun olmaması gerekir. Bir elmanın iki yarısı gibi. O halde niçin değiştirilmeyen kısım eksik olan kısmın tam zıddını söylüyor. Madem durum böyledir. O halde ya bu 16 surede sorun var. Ya da Kur’an da sorun var. Kur’an ın değiştirilmediğini kabul ediyorsanız. Değiştirilmeyen kısımda Allahın o kadar çok emirleri var ki neden onları yapmıyorsunuz da sadece 16 süreye itibar ediyorsunuz. İkisinin de uyum içinde olması gerekir. Birbirlerini yalanlamamaları gerekir. Ama bu iki kısım tam manasıyla birbirlerini yalanlıyorlar. Bunun ispatını da geniş olarak kitaplar bölümünde işleyeceğiz. İlerde de göreceğimiz gibi HAMDEN EL HASİBİ bu tarikata girmek isteyenlere KUR’AN-I KERİM-i EZBERLEME şartı koymuş. KUR’AN-I KERİM-i ezberlemeyen bu tarikata giremezdi. Yalnız ileride de şunu gözler önüne sereceğiz.. şu andaki uygulanan ve öğretilen 16 süreden HAMDEN EL HASİBİ’nin haberi bile yok…


3.Gurubun sözüne gelince,
“3.Grup :      Kur’an hem değiştirilmiş hem de eksiltilmiştir. Bu yüzden Kur’an-a inanmak gereksizdir. 16 süre bize yeterde artar.”
Onlar ne söylediklerin farkında bile değiller.
Çünkü madem 16 sure size yetiyor....…
Ve madem 16 sürenin içinde HAMDEN EL HASİBİ diye biri geçiyor….
Ve madem onu seyyid olarak görüyorsunuz…..
Ve madem HAMDEN EL HASİBİ KUR’AN-I KERİM-i ezberlemeyen tarikata giremez diye şart koşmuş…
Hem madem EBU SAİD diye yine 16 surede ismi geçen ve takdis edilen birisi var…
VE madem oda KUR’AN-I KERİM-in hepsi olmasa da KUR’AN-I KERİM-in helal ve haramlarının hepsini kapsayan cüzlerin ezberlenmesini şart koşmuş…
Siz nasıl oluyor da bunların şart koştuğu şeylere aykırı söz söylüyorsunuz.. söylerseniz acaba onlara muhalefet etmiş olmuyor musunuz, onlar bu zamanda olsaydı size ne derlerdi acaba..  16 sürenin içinde neden Kur’anın içinden sureler ve ayetler koymuşsunuz. Eğer Kur’an değiştirilmişse 16 surenin içine Kur’an dan koymuş olduğunuz sureler de değiştirilmiştir. Nasıl oluyor da itibar ediyorsunuz. Hem onun değiştirildiğine inanıyor hem de ondan ayetler ve süreler alıyorsunuz. Bu akıllı insanların söyleyeceği bir söz değildir. Kur’an ı inkâr eden kendi batın namazını da inkâr etmiş olur.


         1.gurup zaten Kur’an ı kabul ediyor. O halde asıl hakem Kur’an dır. Başkası olamaz.
         Nusayrilerin kurucularının Kur’an-a imanları tamdı. Fakat sonra gelenler hem Nusayriliği bozdular bugünkü haline getirdiler hem de insanları şirke soktular. Evet, yanlış okumadınız. Muhammed İbn-i Nusayr, Hamden El Hasibi ve diğerleri (ki bunlar 3 gurubunda inkar edemeyeceği kişilerdir çünkü 16 sürede isimleri geçiyor) kendi kitaplarında Kur’anla ilgi öyle şartlar sunmuşlar ki şu anda olsalardı hiç biriniz Nusayri olamazdınız. Çünkü Nusayri olabilmenin ilk şartı Kur’anı ezberlemektir. Kur’an-ı ezberlemeyen bu tarikata giremezdi. Hamden el hasibi bu şartı koşmuşsa, 2. ve 3. guruba soruyorum Hamden el hasibi mi daha iyi biliyor siz mi?. Siz zaten bu adamın kurduğu tarikata mensupsunuz. Bu zamanda yaşıyor olsaydı siz ona da itiraz mı edecektiniz. Yani ey Hamden el hasibi sen cahilsin sen bilmezsin Kur’an değiştirilmiştir biz ona inanmıyoruz sadece senin öğrettiğin (işin aslı bu 16 surenin nerden geldiği de belli değil) 16 süreye inanırız mı diyecektiniz. Oysa diyemezdiniz, ağzınızı bile açamazdınız çünkü öyle dediğiniz andan itibaren sizi tarikatına almazdı. İyi de Hamden el hasibi’nin böyle bir şartı koştuğunu nerden bileceğiz. Hikâye anlatmadığını nasıl anlayacağız derseniz. Korkmayın onunda sırası gelecek ama önce işin özetinden gidiyoruz.  
         Şimdi tekrar 2. ve 3. guruba sesleniyorum Hasibi’ye itiraz hakkınız var mı? Yoksa onun şartını kabul mü ederdiniz. Zaten bu zamanda olsalardı dediğim gibi hiç kimse bu tarikata giremezdi sadece hafızlar girebilirdi. Her neyse daha sonra gelenler sadece bakara suresini, daha sonra gelenler ise sadece fatihayı bilsin yeter, daha sonra gelenler ise hiç bir şey bilmese de olur demişler. Ve iş bugünkü duruma gelmiş yani anlayacağımız milletimiz bazı çıkarcı şeyhler tarafından Kur’an dan bilinçli bir şekilde uzaklaştırılmış ve şeyh takımı hariç Kur’an-ı okumasını bilen doğru dürüst kimse kalmamıştır.. Bizim milletten KUR’AN-I KERİM-i okumasını bilen kaç kişi çıkar acaba. Ben söyleyeyim 1000 de 1 kişi belki çıkar. Zaten kadınlarımız, annelerimiz, bacılarımız, şeytan olarak ilan edildiklerinden onların din öğrenme hakkı bile yoktur. Kaç tane kadın çıkar acaba Kur’an okumasını bilen belki de hiç çıkmaz. Herkes burada kitabı okumayı kessin ve düşünsün etrafında kaç tane kadın Kur’an okumasını biliyor. Annesinden karısından ve bacısından başlasın düşünmeye. Bu batın din, kadınlarımızı ne hale getirdi. Tam manasıyla şeyhlere tapan ve onlar ne derse onu yapan köleler haline geldiler. Kadınlar kim tarafından şeytan olarak ilan edildiğini ve neden onlara din öğretilmediğini size kaynaklarıyla ve daha nice saçmalıkları hepsini gözler önüne sereceğim Allah’ın izniyle. Zaten bir insanı KUR’AN-I KERİM den uzaklaştırmak için birkaç şey yapılır.
1.Kur’an’ın değiştirildiği kabul ettirilir.
2.Kur’an’ın eksiltildiği kabul ettirilir.
3.Kur’a’ın asıl manaları değiştirilip başka manalar verilir.
Bu üç şey yapıldığı zaman insanların elbette ki bu kitaba karşı bir isteği kalmaz. Zaten sistem bunun üzerine kurulmuş.


Sistemin  1.aşaması Kur’an-ın devreden çıkarılması
             2.aşama Batının devreye sokulması
             3.aşama bu batın dinin aracılığı ile menfaatlerin sular gibi akıtılmasıdır. İlginçtir değil mi şeyhlerin evlerinin 3-5 katlı olması ve hiç çalışmadan bu kadar zenginliği bulmaları baya düşündürücüdür. Hepsi olmasa da çoğu bu durumdadır. Etrafımızdaki ziyaretlerin kasaları kim tarafından boşaltılıyor hiç merak ettiniz mi? Peki bu batın din adı altında ister zekât olsun, ister sadaka olsun, ister feks yemin olsun ne olursa olsun para tek bir kaynakta toplanıyor o da şeyhlerin kasası. Evet, maalesef milletimiz bu çıkarcı şeyhler tarafından uyutulmuş ve paraları da, beyinleri de sömürülmektedir. Fakat bu insanlar Kur’an okurlarsa ve onunla amel ederlerse paraların nereye verilmesi gerektiğini çok iyi bileceklerinden asla bu şeyhlere sıra gelmezdi. Fakat şeyler bunu bildiklerinden insanlara Kur’anı öğretmiyorlar. Aynı şekilde hacc bile yaptırılmıyor. Git ziyarete tavaf et tamam. Tabi ziyaretin kasasını da unutma çünkü Arabistan’a gitmekten kurtuldun seni yol parasından kurtarıyoruz derler. Ziyarete hac niyetiyle giden gariban tabiî ki kasaya mutlaka bir şeyler atacaktır. Kasadan şeyhe ve böylece çark dönüp gidiyor. Hele şeyhlerin parası bitince kapı kapı dolaşıp sana fatiha okuyacağım demeleri yok mu tam bir sömürü örneğidir. Milletimiz şöyle der -şeyh kapıya kadar gelmiş bize bir fatiha okuyor eli boş göndermek olmaz açar cebini ne emeklerle kazandığı parayı bir anda şeyhe zekat olarak verir. Bir de şeyhlerin bayram gecelerinde yapmış oldukları merasimde her gelen tarafından zekatlandırılması yok mu tam bir cukkalama işidir. Yani paraları cukkaya indiriyorlar. Daha çok örnekleri var ama dediğimiz gibi önce özetliyoruz. Doğrusu şeyhlerin bu sistemini takdir etmemek mümkün değil. Profesörleri toplasanız halkı gaz sıkmadan nasıl uyutup onları soyarız diye sorsanız eminim bu şeyhlerin bulduğu sistemi akıllarına getiremezler.
         Ey Nusayri şeyhleri size bravo! Doğrusu bu güne kadar bizleri iyi soydunuz hâlâda soymaya devam ediyorsunuz ama artık halkımız bilinçleniyor ve KUR’AN-I KERİM’e yöneliyor. Artık size dur diyecek yeni bir nesil geliyor. Kurmuş olduğunuz bu sömürü dinin sonu artık geldi. Mersin’de Hatay’da Adana’da ve diğer illerimizde artık KUR’AN-I KERİM’le gençler yetişiyor ve sizin bu uydurduğunuz batın dinin ne kadar saçma olduğunu gözler önüne sermek için bu çalışmayı yaptı ve yapmaya devam edecek.


         Evet, sayın okuyucularımız şu anda daha çok meseleler var ama artık özeti bırakıp ayrıntılı bir şekilde açıklamalara başlayacağız. Din, Tabiî ki Allah tarafından indirildiği için ilk önce Allah inancını işleyeceğiz. Nusayrilikte Allah inancı nasıldır. Kur’an-da Allah inancı nasıldır. Allahın Tecelli etmesi aslında nasıl olur Nusayri şeyhleri ne hale getirdi? Zahir- Batın ne demektir? Allahın izniyle Hepsini bu bölümde açıklayacağız. Bu batın dinin içini dışına çıkaracağız ve şeyhlerin 3 temel esas üzerine bina ettikleri bu sömürü dininin ayrıntılarını gözler önüne sereceğiz.
         İşte başlıyoruz.

 
Geri