NEV'İYAT // MÜNEKKİDHANE  
SA'LEBE HADİSİ

Sa'lebe Kıssasıyla İlgili Rivayet Üzerine Sened Ve Metin Esaslı Tahliller 
DOÇ. DR. KADİR PAKSOY

Asırlar boyunca İslâm âleminde yaygın hale gelen Sa‘lebe hadisi, özellikle halkı zekât vermeye teşvik etmek, cimrilik ederek vermeyenleri Sa‘lebe’nin durumuna düşmekten sakındırmak için nakledilmektedir. Ülkemizde de bu rivayet daha ziyade Ramazan ayında vaiz ve hatiplerin cemaate büyük bir hararet ve heyecanla anlattıkları en çarpıcı misallerden biri olarak güncelliğini korumaktadır. Aynı zamanda gazete ve mecmuaların Ramazan sayfalarında sunulan en popüler malzemelerden birisi sayılmaktadır.

Sa‘lebe hadisi, Kütüb-i Sitte gibi temel kaynaklarda yer almamaktadır. Taberânî ve Beyhakî’nin eserleri gibi zevâid türünden bazı hadis kaynaklarında ve tefsir, tarih, tabakat kitaplarında bulunmaktadır. Kıssanın kahramanı Sa‘lebe b. Hâtıb ise Bedir ashabındandır. Bu makalede Sa‘lebe hadisinin sened ve metin yönünden tahlili yapılarak sıhhat durumu ele alınacaktır.

Sa‘lebe Hadisi 
Taberî, İbn Kâni‘, Taberânî, Beyhakî, İbn Abdulber ve Vâhidî gibi müelliflerin Ebû Umâme’den naklettikleri rivayet şöyledir:

Sa‘lebe b. Hâtıb Hz.Peygamber’e (s.a.s.) geldi ve ‘Yâ Resûlallah, bana mal vermesi için Allah’a dua et!’ dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Yazık ey Sa‘lebe, şükrünü eda ettiğin az mal, şükrüne güç yetiremediğin çok maldan hayırlıdır.” buyurdu. Sa‘lebe tekrar aynı şeyi istedi. Allah Resûlü (s.a.s.) “Yazık ey Sa‘lebe, benim gibi olmak istemez misin? Zira şu dağların altın ve gümüş olarak benimle beraber yürümesini dileseydim mutlaka gerçekleşirdi.” buyurdu. Sa‘lebe tekrar ısrarla ‘Yâ Resûlallah, bana mal vermesi için Allah’a dua et! Yemin ederim ki, Allah bana mal verirse her hak sahibinin hakkını mutlaka vereceğim.’ dedi. Bunun üzerine Hz.Peygamber (s.a.s.) şöyle dua etti: “Allahım Sa‘lebe’ye mal ver!”

Derken Sa‘lebe birkaç koyun edindi. Koyunları tırtılların üremesi gibi sürü haline geldi. Medine’ye sığmaz olunca taşraya göç etti. Daha önce vakit namazlarını Rasûlullah’ın arkasında kılarken sadece öğle ve ikindiye iştirak etti. Koyunları biraz daha çoğalınca ancak cuma namazına katıldı. Koyunları daha da artınca uzak bir vadiye intikal etti; cuma ve cemaati terk etti.

Bir defasında Rasûlullah (s.a.s.) ashabına “Sa‘lebe’ye ne oldu (hiç görünmüyor)?” diye sordu. Vaziyetinden bahsedilince üzülerek –üç kez- “Yazık oldu Sa‘lebe’ye!” buyurdu. Bu arada Hz.Peygamber’e (a.s.) zekâtı emreden şu âyet nazil oldu: “Onların mallarından sadaka al ki, bununla onları temizleyesin, arındırasın. Onlar için dua da et; çünkü Senin duan onlar için sükûnettir. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.” (9.Tevbe 103).

Bunun üzerine Peygamber (sallahu aleyhi ve sellem) Cüheyne ve Benû Selime kabilesinden seçtiği iki zâtı zekât memuru olarak görevlendirdi. Hayvanların nisap miktarlarını belirten bir nâme verdi. Sa‘lebe ile Benû Süleym’den falanca şahsın zekâtlarını tahsil etmelerini emretti. Onlar da Sa‘lebe’ye varıp zekâtını tahsil etmek istediler. Ancak Sa‘lebe bunun bir cizye ya da haraç olduğunu öne sürdü. Önce diğer insanlardan tahsil etmelerini, dönüşte kendisine uğramalarını söyledi. Onlar da Benû Süleym’deki şahsa vardılar. O şahıs zekât memurlarının geldiğini haber alınca develerinin en seçkinlerini hazırlayarak güzellikle karşıladı. Zekât memurları ona en iyilerini vermesinin gerekmediğini, zira kendilerinin böyle bir niyetlerinin olmadığını söylediler. O da bilakis bu seçtiklerini alıp götürmelerini, zira bunları gönül hoşnutluğuyla Allah’dan hayır murad ederek verdiğini ifade etti. Zekât memurları develeri alıp yola koyuldular. Tekrar Sa‘lebe’ye uğradılar. Sa‘lebe zekât kayıtlarına baktı ve ‘Bu cizyeden başka bir şey değildir. Gidin, beni rahat bırakın!’ diye başından savdı. Onlar da Medine’ye döndüler. Rasûlullah (a.s.) onları görür görmez –henüz onlar bir şey demeden- “Yazık oldu Sa‘lebe’ye!” buyurdu. Benû Süleym’den zekâtını veren şahıs için de hayır (bereket) duasında bulundu. Bir müddet sonra Sa‘lebe hakkında şu âyetler nazil oldu: “Onlardan kimi de Allah’a şöyle kesin söz vermişlerdi: Eğer Allah bize lütfundan verirse biz de mutlaka sadaka (zekât) vereceğiz ve elbette sâlihlerden olacağız. Fakat Allah lütfundan onlara (servet) verince cimrilik edip onun hakkını vermediler. Allah’a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeyi âdet edinmeleri sebebiyle Allah da bu işlerinin neticesini kalplerinde kıyamet gününe kadar sürecek bir münafıklık kıldı.” 9.Tevbe 75-77. Bu âyetleri işiten Sa‘lebe’nin bir yakını gidip ona dedi ki: ‘Yazıklar olsun sana ey Sa‘lebe! Sen helak oldun; Allah senin hakkında bu âyetleri indirdi!’ Sa‘lebe ağlayarak Medine’ye geldi ve ‘Yâ Resûlallah, zekâtımı kabul et!’ diye yalvardı. Ama Hz.Peygamber (a.s.) onun zekâtını kabul etmedi. Daha sonra Halife Hz.Ebû Bekr’e bilahare Hz.Ömer’e geldiği halde onlar da kabul etmediler. Nihayet zekâtı kabul edilmemiş olarak Hz.Osman devrinde öldü.

Rivayetin Sened Yönünden Tahlili 
Bu rivayet, sahabî Ebû Umâme ile birlikte ilk dört tabakada tek ravi kanalıyla nakledilmekte; beşinci tabakadan itibaren ravilerin sayısı artmaktadır. İlk dört tabakada yer alan raviler şunlardır: Ebû Umâme, Kâsım, Ali b. Yezîd ve Mu‘ân b. Rifâa. Bu ravilerin cerh ve ta’dil durumları ise şöyledir:

1) Ebû Umâme Sudey b. Aclân el-Bâhilî (ö.86/706) Şam bölgesine hicret ederek o civarda hadis rivayetinde bulunmuş ve Humus’ta vefat etmiş dönemin son sahabîlerinden biridir. Kütüb-i Sitte ravisidir. Hadis imamlarının ittifakıyla sahabenin hepsi âdildir.

2) Kâsım b. Abdurrahmân (ö.112/731) tâbiîndendir; Sünen-i Erbaa ravisidir. Yahyâ b. Maîn, İclî ve Tirmizî onun makbûl bir ravi olduğunu söylemişlerdir. Ebû Hâtim de sika ravilerin kendisinden naklettiği rivayetlerin müstakim olduğunu, fakat zaîf ravilerin ona münker rivayetleri nisbet ettiklerini belirtmiştir.

3) Ali b. Yezîd el-Elhâni ed-Dımaşkî (ö.~117/737) Kâsım’ın arkadaşıdır ve genellikle ondan rivayette bulunur. Tirmizî ve İbn Mâce’nin ricalindendir. Ancak Tirmizî’ye göre zaîf bir ravidir. Ahmed b. Hanbel onun ve şeyhi Kâsım’ın zayıf olduklarına temas eder ve kendilerinden şaşılacak derecede illetli rivayetlerin geldiğini söyler. İbn Maîn ve Ebû Hâtim, bu ravinin Kâsım yoluyla Ebû Umâme’den naklettiği bütün rivayetlerin zayıf hatta münker olduğunu ve isnâddaki illetin Ali b. Yezîd’den kaynaklandığını belirtirler. Buharî, Ali b. Yezîd hakkında “Münkeru’l-hadîs” tabirini kullanmıştır ki, bunun anlamı söz konusu raviden hadis nakletmek caiz değildir. Ebû Zür‘a, Nesaî, Dârakutnî, İbn Adiy, Hâkim ve daha bir çok muhaddis mezkûr ravinin rivayetlerinin ittifakla terk edildiğini (metrûk olduğunu) söylemişlerdir.

4) Mu‘ân b. Rifâ‘a es-Selâmî ed-Dımaşkî (ö.157/774) İbn Mâce’nin ricalindendir. İbnu’l-Medînî ve Ebû Dâvûd’a göre makbûl bir ravidir. Ebû Hâtim’e göre hadisleri yazılabilir ama ihticac edilemez. İbn-i Maîn’e göre zaîf bir ravidir. Cûzecânî’ye göre hüccet değildir. Ya‘kub el-Fesevî’ye göre leyyin (gevşek) bir ravidir. İbn Hibbân’a göre münkeru’l-hadîstir, münker rivayetleri çoktur. İbn Adiy’e göre ise naklettiği rivayetlerin umumuna mütâbaat yoktur.

Hadis otoritelerinin raviler hakkında beyan ettikleri bu ifadelere göre Sa‘lebe hadisi, isnâd yönünden son derece zaîf, illetli ve münker bir rivayettir. Özellikle üçüncü ravi Ali b. Yezîd, içlerinde en şiddetli tenkit edilen ve rivayetleri ittifakla terk edilen bir şahıstır. Buharî, “münkeru’l-hadîs” tabiriyle cerh ettiği bu tür ravilerden hadis nakletmenin caiz olmadığını söylemiştir. Ebû Hâtim ile Yahyâ b. Maîn de Ali b. Yezîd’in rivayetlerinin tamamının illetli olduğunu ve bilhassa Kâsım’dan naklettiği haberlerin münker olduğunu belirtmiştir. İbn Hibbân ise şu uyarıda bulunmuştur: “Ali b. Yezîd’in rivayetlerini alırken ciddi bir ayıklama yapmak gerekir. Çünkü o genellikle muasırı Kâsım’dan nakilde bulunur. Kendisinden nakledenlerin ekserisi de tenkit edilen kimselerdir. Öyle ki, bu şahsın bulunduğu isnâdda sadece kendisi cerh edilmekle kalmıyor, bazen iki yahut üç mecrûh ravi bulunuyor. Hal böyle olunca bazen illetin hangisinden kaynaklandığını tespit etmek zorlaşıyor... Mu‘ân b. Rifâa da mecrûh bir ravidir; mürselleri merfû yapar; meçhûl kimselerden münker şeyleri nakleder. Eğer rivayetlerinde maklûb, münker ve akl-ı selime zıt hususlar ağırlıkta ise derhal terk edilmelidir.”

Hadis Münekkidlerinin Rivayeti Değerlendirmeleri 
Sa‘lebe hadisinin sıhhat yönü hakkında âlimlerin ifade ettikleri görüş ve değerlendirmeler şöyledir:

İbn Hazm, Sa‘lebe hadisinin Mu‘ân b. Rifâa, Ali b. Yezîd ve Kâsım gibi zaîf raviler kanalıyla nakledilen asılsız ve bâtıl bir rivayet olduğunu; ayrıca nüzul sebebi yönünden de Tevbe 75-77 âyetlerinin münafıklar hakkında genel olduğunu, dolayısıyla bunun Sa‘lebe ile bir ilgisinin bulunmadığını kaydeder.

Sa‘lebe b. Hâtıb’ın Biyografisi 
Beyhakî, Şuabu’l-îmân adlı eserinde Sa‘lebe’nin münafıklardan olduğu ve bu münasebetle zekâtının kabul edilmediği kanaatindedir. Delâilu’n-nubuvve’de ise bu hadisin tefsir ehli arasında (müfessirler mâbeyninde) meşhur olduğunu ancak zayıf isnâdla mevsûl olarak rivayet edildiğini belirtir.

İbn Abdulber, ed-Dürer’de Sa‘lebe b. Hâtıb’ın zekât vermekten imtina etmesi sebebiyle hakkında Tevbe 75 âyetinin indiğini ancak bu âyetteki münafık nitelemesinin Bedir’e iştirak eden bir sahabî hakkında vârid olan haberlere zıt düştüğünü, dolayısıyla onun hakkında inmiş olabileceğine ihtimal vermediğini ifade eder.

İbnu’l-Esîr, Sa‘lebe kıssasının sahîh olmadığını yahut Bedir’e katılan Sa‘lebe hakkında şâibeli olduğunu belirtir.

Kurtubî, Tefsîr’inde ilgili âyetin Sa‘lebe b. Hâtıb hakkında indiğine dair nakledilen rivayetin yaygın olduğunu, ancak bunu Bedir ehlinden bir sahabî için pek tutarlı bulmadığını söyler.

Zehebî, Sa‘lebe hadisinin münker olduğuna temas eder.

Irâkî ve Heysemî, Taberânî’nin naklettiği Sa‘lebe hadisinin Ali b. Yezîd adında metrûk bir ravi sebebiyle zayıf olduğuna dikkat çekmişlerdir.

 

 
Geri