NEV'İYAT // MÜNEKKİDHANE  
“KUR’ÂN İSLÂMI"(!) ÜZERİNE II (Muhammed İMAMOĞLU) 4-Resulullah’ın Sadece Kelamı Nakleden Olduğu İddiası Sünneti inkar edenlerin bir başka iddiası da Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sadece bir nâkil-i kelâm, diğer bir ifâdeyle bir "postacı" olduğu, vazifesinin, sadece Kur'ân'ı tebliğden ibaret bulunduğudur. Buna ilişkin olarak da Kur’ân-ı Kerim’den “Bilin ki, Rasûlümüzün üzerine düşen açıkça tebliğden başka bir şey değildir.”(Maide 92) ve benzeri ayetleri delil göstermektedirler. Kur’an İslamcılarının görmezlikten geldiği bir ayetle bu şüpheye cevap verelim: "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin. Sizden olan idarecilere de. Eğer aranızda herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Peygamberine götürün. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız (bunu böyle yapın) Bu daha hayırlıdır. Netice olarak daha güzeldir.”(64) Görüldüğü gibi âyetin başında "Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin" buyrularak "itaat edin" emri iki defa zikredilmiştir. Aslında Allah'a itaat peygambere itaat demektir. Buna rağmen İtaat emrinin iki kez zikredilmesi, "Kur'an'da zikredilmeyip sadece sünnette zikredilen hükümlere uymak gerekmez" şeklindeki vehim ve kuruntuları bertaraf etmek ve Resulullah'ın hiçbir kimse için sabit olmayan müstakil ve özel bir İtaat edilme hakkına sahip olduğunu beyan etmek içindir. Bu nedenledir ki müslümanlardan olan idarecilere itaat etme emri tekrarlanmamıştır. Çünkü onların Allah'a ve Peygambere itaat dışında ayrı bir itaat edilme hakları yoktur. Kur'an gibi veciz bir kitapta itaat emrinin tekrarı, gözden kaçırılmamalıdır. Yine âyet-i kerimenin devamında: "Eğer aranızda herhangi bir şey hak­kında anlaşmazlığa düşerseniz onun hükmünü Allah'a ve Peygamberine götürün" buyurulmaktadır. Elbetteki anlaşmazlık konusu olan meseleyi Allah'a götürmekten maksad, Allah Teala'nın kitabı olan Kur'an'a başvurmaktır. Akıl sahibi hiç bir kimse, "Bundan maksat meseleyi bizzat Allah'ın kendisine götürmektir" diye bir İddiada bulunamaz. Meselenin hükmünü Resulullah'a götürmekten maksat ise, Resulullah hayatta iken bizzat kendisine götürmek, vefatından sonra da sünnetine başvurmaktır. Resulullah'ın vefatından sonra "sünnetinin hakemliğini kabullenmemek" âyetin geniş kapsamlı manasını delilsiz olarak daraltmaktır, ilmi olmayan ve İslâm'ın ruhuna ters düşen bir davranıştır. Çünkü bu iddiaya göre, Kur'an'ın bu emri, sadece Resulullah'ın yirmi üç yıllık peygamberliği dönemi için geçerli olur ki, bu da "Kur'an'ın hükümlerinde esas olan kıyamete kadar baki olmasıdır" esasına ters düşmekte ve Resulullah'ın Kur'an'ı uygulama pratiği olan sünnet hazinesini hiçe saymaktır. Böylece âyetin cümle ve kelimelerinden sünnetin şer'î bir delil olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yeter ki onu düşünüp anlayacak akıllar bulunsun. Başka bir âyette: "Ey Muhammed! De ki: "Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse Peygamber sadece kendisine yüklenilen yükümlülükten sorumludur. Sizler de size yüklenilen yükümlülükten sorumlusunuz. Eğer Peygambere itaat ederseniz, hidâyete kavuşmuş olursunuz. Peygambere düşen, ancak tebliğ etmektir"(65) buyurulmaktadır. Görüldüğü gibi bu âyette de peygambere İtaat ayrı bir emir olarak zikredilmiş ki, Peygamberin de özel bir itaat hakkı bulunduğu vurgulansın. Ayrıca Peygambere itaatin hidâyete eriştireceği zikredilmiş ve böylece Rasulullah(sav)’ın zatının ve sünnetinin mü'minlerin rehberi olduğu beyan edilmiştir. Bu âyette dikkati çeken diğer bir husus da şudur: "Peygambere itaatin insanları hidâyete ulaştıracağı" vadiyle "peygambere düşen ancak tebliğ etmektir" fermanının yan yana zikredilmesidir. Bu da göstermektedir ki, "Peygambere düşen ancak tebliğ etmektir" ifadesinden maksad: " Peygamber, sapanların ve isyankârların yaptıklarından sorumlu değildir" demektir. Yoksa bundan maksad "Peygamber ancak Allah'ın emirlerini tebliğ eden bir postacı niteliğindedir. Onun sünnetinin şer'î hiçbir değeri yoktur" demek değildir. Eğer böyle olsaydı Allah'a itaatin emredilmesi yeterli olurdu. Ayrıca Resulullah'a itaat etme emri yersiz ve anlamsız bir uzatma sayılır ve Resulullah'a itaatin hidâyete ulaştıracağı vadi gerçek dışı bir vaad olurdu. Haşa Allah Teala böyle bîr vâdden münezzehtir. Diğer bir âyette "Allah ve Rasulü, bir şey hakkında hüküm verdiği zaman herhangi bir mümin erkeğin ve mümin bir kadının kendi işlerinde başka hükmü seçme hakları yoktur. Kim Allah'a ve Rasulü’ne isyan ederse, şüphesiz ki o açıkça sapmıştır"(66) buyurulmaktadır. Bu âyetteki: "Allah'ın verdiği hükümden" maksat O'nun bize gönderdiği Kur'an'daki hükümlerdir. "Resulullah'ın verdiği hükümlerden maksat ise, "Hayatta iken hakemlik yapıp verdiği hükümler ve beyan ettiği emir ve yasaklardır." "Rasulullah(sav)’ın bu hükümlerine sadece o hayatta iken uymak gereklidir. Vefatından sonra onun hükümleri bizi bağlamaz" diyebilir miyiz? Bunu söylemekle delilsiz bir iddiada bulunmuş olmaz mıyız? Böyle bir iddia ne derece doğru olur? Bugün Rasulullah(sav)’ın sünnetini kabul etmeyen bir insan onun hangi hükmünü kabullenmiş olur? Allah Teala(c.c) birçok âyetinde, kendisiyle birlikte Peygamberine itaat edenleri övmekte onların mertebelerinin yüksek olacağını ve kurtuluşa ereceklerini belirtmektedir. "Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, İşte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar”(67)] Şayet Rasulullah'a itaatin bir anlamı olmasaydı, onu Allah'a itaatle birlikte zikretmenin manası ne olurdu? Rasulullah(sav)’a itaat, sünnetini almamızı gerekli kılmaz mı? Rasulullah(sav)’ın sünnetini reddederek ona itaati hiçe sayanlar, bu âyetler karşısında ne cevap vereceklerdir? Yine şu âyetlerde: "Kim Allah'a ve Rasulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'ndan çekinecek olursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir." (68) "Aralarında Peygamberin hükmetmesi için Allah'a ve Rasulüne davet edildikleri zaman müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" olur. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir."(69) "Allah'a ve Peygambere İtaat edin ki merhamet olunasınız"(70) buyurulmaktadır. Âyetlerde Allah'tan korkmanın; Allah'a ve Rasulü'ne itaatle olacağı, müminlerin Allah'ın ve Rasulü'nün hükmüne çağırılmaları halinde "işittik ve itaat ettik" diyecekleri belirtiliyor. "Ben sadece Kur'an'a İtaat ederim, hadisler beni bağlamaz" diyenler, takvaya nasıl erişebilirler ve mümin olma sıfatını nasıl muhafaza edebilirler? Allah Teala diğer bir çok âyet-i kerime'de de kendisiyle birlikte Peygambere itaat etmeyenleri kınamakta ve onları küfürle vasıflandırmaktadır: "Ey iman edenler! Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin. Davetini işittiğiniz halde peygamberden yüz çevirmeyin."(71) "De ki Allah'a ve Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez."(72) Peygamberin sünnetini reddedenler bu âyeti çok iyi düşünmeli ve felsefi cedellerden vazgeçmelidirler. "Ey iman edenler! Allah'ın Rasulü sizi kendinize hayat verecek şeyle­re davet ettiği zaman Allah'ın ve Rasulünün davetini kabul edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve O'nun huzurunda toplanacaksınız. "(73) Netice, Resûlullah (s.a.v.) sadece bir "nakilci" diğer bir ifâdeyle "postacı" değildir. Zaten bir peygamberin tebliğ ettiği hükümleri sadece nakletmekle yetinmesini, onu öğretme ve açıklama görevinin olmamasını düşünmek, mümkün değildir. Onlar tebliğ ettikleri hükümleri öğretmişler, açıklamışlar, uygulamışlar, uygulamaları da kontrol etmişlerdir. KUR’AN İSLAMI SÖYLEMİNİN GENEL DEĞERLENDİRMESİ Yukarıdan beri söylediklerimizin, Sünnet'in bağlayıcı bir din kaynağı olduğu konusundaki şüpheleri ortadan kaldırmaya yeteceğini umarak Kuran İslamı söylemi hakkında genel bir değerlendirme yapacak olursak: 1- Hz. Peygamber'in sünnetinin bir tarafa bırakılıp ,salt Kur'ân metnine dayalı bir İslâm anlayışı oluşturma düşüncesi ve bunun "Kur'ân İslâm'ı" gibi birtakım söylemlerle dile getirilmesi hiçbir anlam ifade etmemektedir.Bu proje Müslümanlara ait bir proje olmayıp, İslam düşmanlarının ve bid’atçilerin ortak bir projesidir. Çünkü bu anlayış Hz. Peygamber'i yalnız bir postacı gibi Kur'ân'ı insanlara tebliğ eden ve Kur'ân lafızları doğrultusunda amel eden bizim gibi bir insan konumuna düşürmektedir. Böylesi bir düşünce Allah'ın kendisine yüksek otorite verdiği Peygamber'i ve onun yaşam tarzını gözardı etmektir ki, zaten Kur'ân'ın temel prensibine aykırıdır 2-Kur'ân İslâmcıları söylemlerini delillendirirken aynı zamanda hadîslere/rivayetlere de başvurmaktadırlar. Halbuki bu düşünceye sahip olanlar, hadîsleri veya rivayetleri" mişnalar!"(74) olarak değerlendirmekteler, onları bu dinin "müşrik din adamları (!)",dedikleri İslâm alimleri tarafından uydurulduklarını dile getirmektedirler. Ne var ki, her defasında hadîslerin Hz. Peygamber tarafından yasaklandığına dair rivayet onlar için bulunmaz bir delil olabilmekte ve hatta rivayet tekniği açısından son derece zayıf olan başka rivayetler de kullanılabilmektedir. Böylesi bir tavır ise bu söylemin ve iddiaların kendi içerisindeki tutarsızlıklarını göstermektedir. 3-Kur’an İslamı söylemi, sonuçta bu söylemi savunanları İslam'ı anlamada ve yorumlamada keyfiliğe sevk etmektedir. Rasulullâh Efendimizin Sünneti seniyyesine ve Müctehid alimlerin görüşlerine dayanmadan,heva ve heveslerine göre fikirler serdetmeleri onların acayip sonuçlar çıkarmalarına yol açmaktadır. Mesela; Kur'ân'ın 19 rakamı sistemi üzerine kurulduğu iddiası(75) ve Muddessir Suresi 26-30. âyetlerde geçen "Sekar" kelimesinin bilgisayar (!) şeklinde açıklanması(76) gibi. 4-Kur’an İslamcıları hadislerin büyük oranda uydurulmuş olduğu anlayışına dayalı olarak hadisler vasıtasıyla haberdar olduğumuz kıyamet alametleri,Hz. İsa (as)’nın Kıyametten önce inişi, Mehdi (a.s) ve Deccal, kabir azabı, Sırat, Mizan, Hz. Peygamber (s.a.v)'in kevnî mucizeleri... gibi gaybî hadiseleri inkar etmekte ve hayatın muhtelif cephelerini düzenleyici nitelikteki dinî hükümleri - günümüz anlayışı ve yükselen değerleriyle bağdaşmadıkları gerekçesiyle Kur’an dışı görmektedirler. Örneğin;Pek çok Kuran İslamcısı İslamın temel şiarlarından biri olan tesettür emrini hafife almakta ve İslamın ceza hukuku ile ilgili bir çok hükmünü Kuranî(!) ve insanî(!) bulmamaktadırlar.(77) 5-Yine bazı Kuran İslamcılarının,iddialarını ispatlayabilmek için İslam düşmanı müsteşriklerin bile ileri sür(e)mediği hakikat dışı fikirleri ortaya attıkları görülmektedir.Buna; Fereç Hüdür adlı nevzuhur bir Kuran İslamcısının, meşhur sahabi Ebu Hureyre(r.a)’nin hayal ürünü bir şahsiyet olduğunu ve böyle bir sahabinin yaşamadığını iddia etmesini (78)örnek verebiliriz. 6- Kuran İslamcıları canlarını bu din uğruna feda eden müctehid imamlara tabi olan Müslümanları atalar dinine tabi olmakla (!)ve müşriklikle(!) suçlarken,kendileri ise müsteşrik hayranı ve Allah’ın dinini az bir menfaat karşılığında satan bel’am kılıklı kravatlı kare kafalı prof’lara tabi olmaktadırlar. (79) HÂTİME Bütün bu tartışmaların ve Hz. Peygamber (s.a.v)'in Sünneti'nin bağlayıcı olup olmadığı münakaşalarının ötesinde biz, Sünnet-i Seniyye'yi kurtuluşumuz için bir sığınak, bir melce olarak görüyoruz. Çünkü eğer bu gelip geçici dünya hayatında bize düşen, Allah Teala'nın muradına uygun yaşamak ve O'nun rızasına ulaşmak ise, bunun yolunu iki cihanın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) en güzel şekilde yaşayarak göstermiş ve öğretmiştir. Her türlü akademik ve metodolojik tartışmanın ötesinde şu gerçeği inkâr edecek birisi bulunacağını düşünemiyoruz: Kur'an'ı en doğru şekilde anlayan ve en ideal biçimde hayata aksettiren insan Hz. Peygamber (s.a.v)'dir. Şu halde O'nun Kur'an'ı anlama ve yaşama biçimi konusunda bize kadar intikal etmiş olan haberlere müstesna bir hassasiyet ve titizlik göstermemiz gerekir. Elimizdeki bu Hadis külliyatı, başka hiçbir sebep olmasa bile sırf bu sebeple böyle bir itina ve dikkati hak etmektedir. Bize kadar intikal etmiş olması bile başlı başına bir mucize olan Hadis külliyatının içinde yer alan ve ulema tarafından sahih addedilmiş olanları, "ya gerçekten sahih ise ve Efendimiz öyle buyurmuş, öyle davranmışsa?!" tarzındaki bir endişe ile, Nebevî emanete varis olmanın kıvanç ve sorumluluğu ile hareket etmeli değil miyiz? Öyleyse hepimizin, Hadisler hakkında konuşurken Allah Teala'dan korkması ve Efendimiz (s.a.v)'den gelecek en küçük bir azarlamayı, sitemi ve daha da kötüsü O'nun şefaatinden mahrum bırakılmayı hesaba katması gerekir diye düşünüyoruz. Amellerimizin başı ve sonu, alemlerin Rabbi olan Allahu Teala’ya hamdetmektir. ******************************************************************************** DİPNOTLAR 1-Bk. Mehmet Görmez, 'Kur'ân İslâm’ı ve Kitâbü's-sünne", (Musa Carullah'ın Kitâbü's-sünne isimli eserine yazdığı giriş, s. II). Ankara Okulu Yay. 1998 2-Mustafa Ertürk’ün,” İslam'ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri “adlı sempozyumda sunduğu “ Kuran İslâmı Söyleminin İlmi Değeri “adlı makalesi , s. 214, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2003 3-Ebubekir Sifil ile yapılan “ İslam Modernizmi Üzerine” adlı röportajdan iktibasen Milli Gazete 3-4 Ekim 2000 http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=soylesi&no=6 Kur’an İslamcılarının özellikle kadınlarla ilgili görüşleri çok manidardır. Kur’ânî(!) fikirlerinden birini nakledelim:Kur’an İslâmını savunduğunu iddia eden bir sitede aynen şu ifadeler geçmekte:”Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle( Nur 31 ve Ahzab 59) sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur.” http://www.kurandakidin.net/bolumler/22basortusu.htm 4-İmam Hattabî şu açıklamayı sunar: Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) "koltuğuna kurulmuş karnı tok..." sözüyle refah ve keyf ehlini kastedmiştir. Bunlar evlerine kapanmış, ilim taleb etme zahmetine katlanmayan kimselerdir. İlim alınacak şahıslara ve yerlere başvurmayı gereksiz görürler, oralara uğramazlar. Günümüzün tabiriyle cehaletin ördüğü fildişi kulelerinde oturdukları yerden ahkâm keserler. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/359-364. 5 Ebu Davud, Sunne, 5; Tirmizi, İlm, 10; ibn Mace, Mukaddime, 2; Beyhaki; Es-Sunenul Kubrâ, VII/76; IX/331-2. 6 Bkz. Hakim, Mustedrek, I/109; Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, Beyrut-1985, I/24; Suyuti, Sünnetin İslamdaki Yeri, İst.-2000, s. 23.Umran Yayıınları 7 Hz. Peygamber'in din adına olmayan ve bazen bir takım siyasi toplumsal hedefler gözeterek yaptığı uygula­malarına olan itirazları ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Hz. Ömer'in şartların Müslümanların lehine olmadığını düşünerek Hudeybiye'de itiraz etmesi gibi. Bkz. İbn Sa'd, Tabakât, II/101. Haricilik hareketinin dayandığı kimse olarak iddia edilen Abdullah bin Zilhuveysira'nın ganimet taksiminde payına razı olmayarak Rasulullah'a 'adaletli davran' demesi, buna sinirlenen Hz. Ömer'in boynunu vurmak istemesi üzerine Hz. Peygamber'in ileride çıkacak Haricileri tarif etmesi, onların okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklarını söylemesi için. Bkz. Buhari, İstitâbetu'I-Murteddin, 7; Şehristani, el-Milel ve'n-Nihal, Beyrut-1992, I/107-8. 8- Geniş bilgi için. Çağatay, Neşet; Çubukçu, İbrahim Agah, İslam Mezhepleri Tarihi, Ankara-1985. 9- Müslim, Sahih, Mukaddime, I, 14. 10- Dârimî, Mukaddime, 11-Tevbe Sûresi, 97. Rivayet için bkz. Emîn, Ahmed, Fecru'l-lslam, Beyrut-1975, s. 82. Bu örneği ve aşağıda serdedilecek örnekleri Enbiya YILDIRIM’ın “İslam'ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri “adlı sempozyumda sunduğu “Sünnet ve Rivayet karşıtı Söylemlerin Tarihi” adlı makaleden iktibas ettik, s. 155-163, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Annkara 2003 12 Hacc/22, 29. 13 Ebû Dâvûd, Zekât, 9; Cihâd, 63. 14- Haşr/59, 7. 15 Bkz. Abdurrezzâk, Musannef, XI/255; Hâkim, Mustedrek, 1/109-10; ibn Abdilber, Cami', 11/191; et-Temhîd li mâ fi'l-Muvattai mine'l-Meâni ve'l-Esânid, Fas-1990, 1/151; Beyhakî, Delâil, I/25-6; Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 1/173; Suyûtî, Sünnet, 24-5, 55. Hayanın hayır olması hadisiyle ilgili olarak da İmrân(ra)'ın başından benzer bir olay geçmiştir. Bkz. Buhârî, Edeb, 77; Ahmed b. Hanbel, Musned, İV/445. Bir rivayette de Hz.İmrân'ın "Kur'ân nazil olmuş, Rasûlullah da sünnetlerini ortaya koymuştur. Sizler de bize uyun. Vallahi böyle yapmazsanız sapıtırsınız" dediği geçmektedir. Ahmed b. Hanbel, Musned, İV/445. Bu rivayetler Hz. İmrân'ın benzer olaylarla karşılaştığını veya bazı hadislerin red dedilmesi üzerine insanları ikaz ettiğini göstermektedir,Hz. İmrân'ın Mutezile'nin merkezi Basra'da bulunması nedeniyle benzer olayları yaşamış olması muhtemel gözükmektedir 16- Beyhaki, Delailü’n Nübüvve, 1:25; Abdurrezzak, el-Musannef, 11:255; Bağdadi, el-Kifaye. S.12 17-Haşr/59,7 18. Buhâri, büyü: 25, Tâlak: 51; Müslim, Libas: 119; Ebû Davud, Teraccül: 5 19-Hicr/15 95, Rivayet için bkz. Dârimî, Mukaddime, 40; Suyûtî, Sünnet, s. 92. 20-Hâkim, Mustedrek, I/77; Suyûtî, Sünnet, s. 81. 21-Abdurrezzâk, Musannef, 11/517-8; Hâkim, Mustedrek, I/258. 22- İbn Abdilber, Cami; 11/191. Suyûtî, a.g.e., s. 57. 23- Dârimî, Mukaddime, 49; Suyûtî, a.g.e., s. 93 24- Hâkim, Kitâbu Ma'rifeti Ulûmi'l-Hadis, Medine-1977, s. 65. Suyûtî, a.g.e., s. 56. 25- Kâsımî, Muhammed Cemâluddîn, Kavâidu't-Tahdîs, Beyrut-1987, s. 307. 26- Muhammed Ebu Zehra, İmam Şafîî, s. 211 *-Tarihte ortaya çıkan vak'alar, Sünnet'i reddetme, düşüncesinin dinî hasbilikten çıkmadığını göstermektedir. İlk fikir babalarını yabancı ve bilhassa yahudi menşe'lilerin teşkil ettiği şia hareketleri, hep hadîse karşı çıkmıştır. Çünkü mütevâtir olması sebebiyle Kur'ân'a dil uzatmak, O'nu gözden düşürmek mümkün değildir. İslâm'ı yıkabilmek için Kur'ân-ı Kerîm'in yorumunu istenen şekle dökme yolu kalmaktadır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sünneti ve bu sünnetin vazettiği Kur'ân'ı anlama ve yorumlama metodu mü'minler arasında muteber kaldıkça bu yol da kapalıdır. Öyle ise, ne yapıp yapıp Sünnet'i aradan çıkarmalıdır. Mûtezile öyle yapmıştır. İlk mutezilîler "mütevatir hadîsten başkasını tanımayız" demiş, ancak hadîsin mütevatir sayılması için ravilerden birinin cennetlik olması şartını koymuştur. Burada cennetlikten maksad Aşere-i mübeşşere'den birisi değil, kendi görüşlerinde olanlardan biridir. Hemen belirtelim ki, prensipte hadîs kabul etmeyen bunlar, yeri geldikçe -ve bilhassa muahhar olanlar- kendi görüşlerini te'yîd eden hadîs uydurmaktan da çekinmemişlerdir. Şu halde, hadîs düşmanlığı, ilmîlik, hasbîlik, Kur'ân sevgisi gibi dinî gayretten gelmiyor, sapık fikirlerine sünnette delil bulamamaktan ileri gelmektedir. 27- Geniş bilgi için bkz. Daudi, Zaferullah, Pakistan ve Hindistan'da Hadîs Çalışmaları, İnsan Yayınları, İs­tanbul 1995. 28- Daudî, a.g.e., s. 275-6. 29-Geniş bilgi için bak:Aziz Ahmed, Hindistan ve Pakistan’da Modernizm ve İslam, s.41-72, İstanbul-1990, Yöneliş Yay.,ayrıca Abdülhamit Birışık, Hint Düşünce ve Tefsir Ekolleri, s. 326, İst-2001 30- Bkz. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, Ankara-1983, s. 319. Keza o fiten hadislerine çok az güvenirdi. Bkz. Juynboll,Modern Mısır'da Hadis Tartışmaları, s. 28. Cemaleddin Efganî, İran'ın Esedâbâd şehrinde doğdu. Necef medreselerinde tahsil gördü. Pek çok dil bilirdi. Son derece hareketli bir yapısı vardı. Daha sonra siyasî işlere bulaşmış, Mısır hükümeti kendisini sürgün etmiş, o da Paris'e giderek, orada Mısırlı ögrencisi Muhammed Abduh ile birlikte "el-Urvetü'l-Vüskâ" adlı bir gazete çıkarmıştır. Bilahare İstanbul'a davet edilmiş, burada yaptığı bir konuşmadan dolayı devrin âlimleri tarafından tenkid edilmiş ve İstanbul'dan kovulmuştur. Efganî, masonluğa intisab etmiştir. Hatta İngiliz belgelerine göre bir ilâha inanmayı şart koşan İskoç Mason Locası'na üye iken, buradan Allahsızlık ithamıyla kovulmuş, o da Allahsızlığın makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası'na reis olmuştur.( Alaaddin Yalçınkaya, Cemaleddin Efgani, İstanbul 1991, Osmanlı Yayınları, s. 131–132; Muhammed Reşad, Cemaleddin Efgani Hakkında Makaleler, İstanbul 1416/1996, s.21) Taraftarlarınca Efgani'nin masonluğu, davası uğruna yaptığı -ne davasıysa- bir iş olarak yorumlanmışsa da konunun ehlin e yapılan tenkidlerle bunun bir safsata olduğu anlaşılmıştır. 31- Aslen Bağdatlı olan Reşid Rıza, Trablus ve Şam’da okumuştur. Abduh’un talebesidir. O da üstadı gibi mucizeleri inkâr etmiş, hadislerle ve icmâ ile hükmü kesinleşmiş pek çok meseleyi reddetmiştir.( Reşid Rıza’nın bozuk görüş ve fikirlerinin isabetli bir tenkidi için bkz. Hasib es-Samarrai, Dinî Modernizmin Üç Şövalyesi, (Trc. Ali Nar-Sezai Özel), İstanbul 1419/1998, Bedir Yayınları, s. 149-264 32- Mecelletü'l-Menâr, IX/VII, Mısır 1906, s. 515-524. Bu makalede zikredilen iddialara genel çerçevesiyle tenkitler yapılmıştır. Mesela bk. Mustafa es-Sibâî, es-Sünnetü ve mekânetühâ fi't-teşrî'i'l-islâmf, Beyrut 1985, s. 153-165 33- Enbiya YILDIRIM a.g.m , s.183 34- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin isteği üzerine; Prof. Dr.Hüseyin Atay, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Dr. Beyza Bilgin, Prof. Dr. Rami Ayas, Dr. Arif Güneş ve Dr. Hasan Elik isimli öğretim üyeleri, "İslam Gerçeği" ismini verdikleri bir eser hazırlamışlardır.Bu eserde, Allah(cc)’ın dinini az bir paha ile satan ilahiyatçılar şu hezeyanlarını din adına ileri sürmüşlerdir:”Laiklik, din adı altında kendi keyiflerini egemen kılmak isteyen güçlere karşı bir savunma ve nefes alma çaresi olarak keşfedilmiştir. Şura ayetlerinin laiklik bağlamında iyi kavranması gerekmektedir.” İslam Gerçeği,s.100, Ankara-1995 35-Yaşar Nuri Öztürk’ün görüşlerine yazılmış pek çok reddiye vardır.Bilhassa muhterem Ebubekir Sifil hocamızın Modern İslam düşüncesinin Tenkidi-1 (Yaşar Nuri Öztürk’ eleştirisi), Kayıhan Yayınları, İstanbul 1998. adlı eserini okuyucularımıza tavsiye ederim. 35-Yaşar Nuri Öztürk, Kur'an'ın Temel Kavramları, Sh:505, Yeni Boyut Yayınları 36-Bak: Öztürk, Yaşar Nuri, Kur'ân'daki İslâm, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 1992. Yaşar Nuri Öztürk’ün bu görüşlerinin tenkidi için bz: Modern Fetvalar Çağdaş Hurafeler , Ebubekir Sifil, Alperen Yayınları , Ankara-2001 37-Yüksel, Edip, Sakıncalı Yazılar, İst.-Devlet Yayınları, s. 7. 1957 'de Molla Sadrettin Yüksel'in Oğlu olarak Bitlis'te doğdu. İstanbul Akıncılar Derneği bünyesinde Etkinlikler'de bulundu. Karışık dönemde kardeşi Metin Yüksel öldürüldü (1979).. 1 Temmuz 1986'da kutsal olduğu iddia edilen 19 sayısıyla ilgili özel vahy aldığını iddia etti. Düşünceleri nedeniyle kendini sıkışmış hissettiğini öne sürerek ülkesini terk etti, ABD'ye göçtü. Allah'ın elçisi olduğunu iddia eden Reşad Halife'nin öğrencisi oldu. 1989 yılında evlendi, http://www.19.org ve http://www.islamicreform.org sitelerini oluşturdu. Reformist görüşleri üzerine bir çok kitap yazdı. Türkiye'de çeşitli tartışma programlarına katıldı. Temel Görüşleri: Dini Tek kaynak Kur'an'dır. Hadis ve Sünnet dinde esas alınmamalıdır. Kur'an'ı koruyan sistem 19 Mucizesi olarak savunduğu kodlamadır. Muhammed Son resul değildir. Son nebidir. Kadınlar başlarını örtmek zorunda değillerdir.Domuzun sadece eti haramdır, yağı yenilebilir. Namaz günde 5 Vakit değil, 3 Vakittir. Hacc'ı birkaç günde yapmak şart değildir, 4 ay içinde yapılabilir. 38- Yüksel, Müslüman Din Adamlarına 19 Soru, İst.-Gösterge Yayınları, s. 8, 4, 13 39-el-En'âm (6), 38. 40-en-Nahl (16), 89. 41-el-Mâide (5), 3. 42-el-En'âm (6), 57; Yûsuf (12), 40. 67. 43- Alusi, Ruhul-Me’ani, 14:216.’den naklen İsmail Mutlu’nun , “Sünnet İnkarcılarının Bahaneleri” adlı makalesi, Gülistan Dergisi, Aralık–2005, http://www.gulistandergisi.com/dergi_oku.php?id=108 44- Tefsiru’t-Taberi, 9:518,519. 45-- Kurtubi, Câmiul Beyân 6:63-64. 46- A’raf, 32. 47- En’am, 138-139-140. 48- Müslim, Fezailu’s-Sahabe, 95-96. 49- A’raf, 157. 50- Ebu Davud, Sünen, 5. 51- Buhari, Müslim. 52-Buhari, Zekat 61, büyü’:67-73, ıtk:10, Mekatib: 2-5, Hibe:7: Müslim, ıtk,5;Tirmizi, Büyü’: 33: İbn-i Mace, ıtk: 3: Ebu Davud, ıtk, 2. 53- Nisa Suresi, 59. Ayet. 54-Müslim, Kit. Zühd bab: 72 hn. 3004; Ebû Dâvûd Kit. İlim bab: 31ın. 3647, 3648, Dârimî Kit. Mukaddime bab: 47; Müsned, İmam Ahıned, c. III sh. 12, 31 55-İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/27-28. Ebû Dâvûd, Kit. İlim, hn: 3646 Darinıi; Kil. Mukaddime bab: 13; Müsned İmam Ahmed c. II. sh. 162, 192 56-Buhârî, Kit. İlim, bab: 39; Tirmizî, Kil İlim, bab: 12 hn: 2668; Menakib, bab: 46 hn: 3841; Müsned, İmam Ahmed, c. II sh. 249. 57-Buhârî Kit. İlim bab: 39; Lukata 7; Ebû Dâvûd, Kit. Menasik, bab: 89 hn: 2017; Tir­mizî, Kit. İlim bab: 12, hn: 2667; Müsned îmam Ahmed, c. II, sh. 238. 58-Tirmizî, Kit. İlim, bab: 12. hn: 2666 (Not: Bu hadisin ravilerinden biri eleştirilen bir zattır.) 59-Merhum Muhammed Hamidullah’ın ”El-Vesaiku's-Siyasiyye (Hz. Peygamber Döneminin Siyasi-İdari Belgeleri)” (Kitabevi Yayınları-İstanbul) adlı eseri bu konuda geniş malumat içermektedir. 60-Hicr, 9. 61-İbn-i Hazm, en-Nebel el-Kafiye fi Usulü Ahkam’id-Din; s.46. 62-İbn-i Hazm, el-İhkam, 1:116-119. 63-İbn-i Kayyım, es-Sevaik, 534. 64-Nisa, 59 65 Nur, 54 66 Ahzab, 36 67] Nisa, 69 68 Nur, 52 69 Nur, 51 70 Ali İmran, 132 71 Enfal, 20 72 Ali İmran, 32 73 Enfal, 24 74- Öztürk, Yaşar Nuri, Kur'ân'daki İslâm, s.72,Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 1992 ve bu iddiaya verilen cevap için bak: Ebubekir Sifil, Modern İslam düşüncesinin Tenkidi I(Yaşar Nuri Öztürk’ eleştirisi), s.145-149, Kayıhan Yayınları, İstanbul 1998 75- Reşad Halife, Kur'an'da 19 Mucizesi(!) olarak bilinen ve İslam dünyasında tartışmalara yol açan "matematiksel sistemi"ni 1974 yılında açıkladı. 1974 yılında Kur'an'da 19 sayısı ve katları üzerine kurulu bir matematiksel sistemin mevcut olduğunu ve Tevbe Sûresinin:128–129. ayetlerinin bu matematiksel sistemi bozduğunu iddia ederek bu ayetlerin Kur’an’a ait olmadığını öne sürdü ve bu ayetleri içermeyen Kur'an nüshasını çevirisi ile beraber 1989 yılında Amerika'da yayımladı. Reşad Halife, hadis ve sünnetin "Şeytani öğretiler" olduğunu, hadislerin Peygamber adına uydurulmuş ve kitleleri dinden ve Tanrı'dan uzaklaştıran palavralar olduğunu ve sadece Kur'an'ın dini kaynak alınması gerektiğini savundu(!). 76-Yaşar Nuri ÖZTÜRK Kur’an’daki İslam s.18-21 77-Kur’an İslâmını savunduğunu iddia eden bir sitede aynen şu ifadeler geçmekte:”Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle( Nur 31 ve Ahzab 59) sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur.” http://www.kurandakidin.net/bolumler/22basortusu.htm 78- http://www.kuran-tekkaynak.com/KURAN/id4.htm Fereç Hüdür, 10 yıllık çalışmamın(!) ürünü dediği "KÜTÜB-İ SİTE'NİN ELEŞTİRİSİ VE KURAN'A ARZI" İsimli kitabında dört büyük mezheb imamı ve hadis uleması hakkında acaibul garaip fikirler(!) serdetmektedir. Bu rezilnameyi de âlim olarak lanse edilen bazı zevat muhibbanlarına tavsiye etmektedir. 79-Kuran İslamcılarının internet sitelerinde Peygamber Efendimizden Muhammed diye bahsedilirken, sıra rejimin destekçisi prof’lara gelince “sayın, kıymetli,değerli”gibi iltifatlar yağdırılmaktadır.  
Geri