NEV'İYAT // SÜNNET  
HADÎS VE SÜNNET’İN TANIMI

Hadîs; "tahdis" mastarından haber vermek manasında bir isim iken, sonraları Hz. Peygamber'e nispet edilen bir söz veya iş yahut bir takrire ad olmuştur. Çoğulu ehâdisdir.(Ebu'l-Beka, Eyyub b. Musa, el-Külliyât (tah. Adnan Derviş), 2. baskı, Beyrut, 1993,1/370)

Bazı âlimler, hadîs kelimesinde "yenilik” manası sezip, onun "kadim" kelimesinin karşıtı olduğunu söyleyerek "kadim" sözüyle Kur'ân'ı, "hadis" sözüyle de peygamberimize izafe edilen şeyleri kastetmişlerdir.(Suphi Salih, Ulûmu'l-Hadis, 4-5)

Peygamberimiz(a.s) "hadîs" kelimesini bizzat kendi sözü hakkında kullanmıştır.(Buhari Rikak,51)

Sünnet; yol manasınadır. Bu kelime, iyi yol için de kötü yol için de kullanılır. Ancak şeriat dilinde, dinde hoş karşılanarak takip edilen yola bu ad verilmiştir. Dinde takip edilen yoklan maksat (Ebu'l-Beka, Külliyât, s. 497) Rasulullah'ın (a.s.) ve dinde örnek olmuş sahabenin takip ettiği yol kastedilmiştir. Bundan dolayıdır ki Rasulullah(a.s); "Benim sünnetime ve Benden sonra Hulefa-i Raşidin'in sünnetine tabi olunuz" buyurmaktadır. (Ebu Davud,Sünnet,5; Tirmizî, İlim,16; İbn Mace, Mukaddime,6; Darimi, Mukaddime,  16; Müsned,V/126,127)

Hadîs ve sünnet, biri diğerinin yerinde kullanılan iki kelime olduğu kabul edilmiş ve bunlardan bir sözün, bir hareketin, bir takririn veya bir sıfatın Resul-i Ekrem (a.s.)'e izafesi anlaşılmıştır.(Suphi Salih 'Ulûm,3) Yalnız Ebu'l-Beka'ya göre sünnet, hadîsten daha umûmîdir. Zira sünnet kelimesi; sözü, işi ve takriri ifade ederken; hadîs sadece sözü kapsar.(Ebu'l-Beka Külliyât,497) Subhi Salih ise, "Hadîs; hem fiil, hem söz, hem de takriri ihtiva ettiğinden umûmî; sünnet, ise sadece fiili içerdiğinden daha hususidir, "der. (Suphi Salih 'Ulûm, 5)

Ancak bir çok yerde sünnet; hadîs' den farklı anlamda kullanılmışsa da hadîsçiler, bunların delalet bakımından eşit olduğunu veya en azından birbirlerine yakın olduklarını kabul etmişlerdir. Bazı muhaddislerin Hadîsle sünnet, eş manalıdır" sözlerinden maksatları da budur.(Suphi Salih 'Ulûm,8) O halde bu iki türlü isimlendirmenin aslına bakmayacak olursak hadîsle sünnet aynı şey olmuş olur.

Fakat mutlak sünnetin sadece Rasulullah'ın (a.s.) sünnetine has olduğu söylenemez. Zira hukukçular nezdinde sünnet, din yoludur.(Ebu'l-Beka, Külliyât, 497) Bu da ya Rasulullah'ın (a.s.) ya da sahabenin söz ve fiiline dayanır. Gerçi İmam Şafiî, sünnetin sadece Rasulullah'a (a.s.) ait olan olaylara denilebileceğini söylerse de sünnet normalde tabi olunan ve uyulan yol anlamına geldiğine göre mecazen sahâbînin söz ve fiiline de sünnet adı verilebilir.(Ebu'l-Beka, Külliyât, 498.) Ebu'l-Beka der ki; Bize göre sahabeyi taklit vacip olunca onların yolu, Rasulullah (a.s.) yoluna tabi olmaktan başkası olamaz. Bu da, onların yolunun da sünnet olduğuna delalet eder."

Şunu da hemen ilave edelim ki sünnet dinde uyulan yol anlamına geldiğine göre müstehabı, mubahı, vacipleri ve farzları da içine alır.

Hz. Peygamberin (a.s.) söylediği sözlere, yaptığı hareketlere ve kendisine aktarılan bir olay karşısında susarak onu onayladığını göstermesine sünnet denir. Yüce Allah'ın emri olan farzlar ve vaciplerin dışında uyulması gerekli olan bir yoldur. Sünnet, dünya ve ahireti anlama ve yaşamada, Kur'ân'dan sonra ikinci kaynaktır. Allah'ın kitaplarını kabul etmemek, Allah'ı reddetmektir, Hz. Peygamber'in(a.s.) sünnetinin kaynak olduğunu kabul etmemek, Hz. Peygamberi(a.s.) reddetmektir. Yüce Allah(c.c.), tüm mü'minlere Hz. Muhammed'e(a.s.) itaat etmelerini emretmiş, "Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin, sizden olan yetkililere de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştünüz mü, hemen Allah'a ve Peygamberine arz edin onu, eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanan müminler iseniz. Bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir.” (Nisa, 59)

Kur’an, insanları Hz. Peygamberin emirlerine aykırı davranmaktan, sünnetini değiştirmekten şiddetle kaçındırmıştır. "...Peygamberin emirlerine aykırı hareket edenler, baslarına bir bela gelmesinden veya kendilerine acıklı bir azap dokunmasından sakınsınlar"

Hz. Peygamber(a.s.),   Allah’ın âyetlerini sadece aktarmakla değil, aynı zamanda açıklamakla da görevlidir. " Onları açık mucizelerle ve kitaplarla göndermiştik. Sana da bu Kur'an'ı indirdik, insanlara kendilerine indirileni anlatasın diye. Belki düşünürler.”(Nahl 44)  Kur'ân âyetlerini, Allah'ın en seçkin ve vahyi aktarmakla sorumlu olan son peygamberinden daha iyi kim anlar ve açıklar ki?   Son zamanlarda birtakım kişilerin,   Allah’ın ayetlerini Hz. Peygamberden daha iyi anladıklarını(?)    sanıp,    Hz. Peygamberin (a)   sünnetini devre dışı bırakmak istemeleri, Kur’ân ayetlerini kendi istek ve arzuları doğrultusunda yorumlama çabalarından kaynaklanmaktadır. 

O’nun yaşantısı da mü'minler için en iyi örneği teşkil eder. Kendisini Kur’ân ahlakıyla süsleyen,  "Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hûd/112) ayeti indikten sonra, acaba doğruluk üzere değil miyim diye şüpheye düşüp, aylarca gülümsemeyen, ancak "Sen dosdoğru bir yol üzeresin" (Yasin 36/3) âyetiyle sevinip, tebessüm etmeye başlayan bir peygamber nasıl olur da örnek olmaz ki? "Andolsun ki, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlara ve Allah’ı çok zikredenlere, Allah'ın resulünde mükemmel bir örnek vardır.” (Ahzab,21)

*************************************************************************************************

Kaynak:

1-İ'laü's-Sünne, Zafer Ahmed et-Tehanevi,  Yeni Usulü Hadis, İbrahim Canan

2-el-Menaru'l Münif, İbni Kayyım Cevziyye, Cantaş Yay.

3-Mevzu Hadisler, M.Yaşar Kandemir,D.İ.B.

4-Akıl Vahiy Açısından Sünnet, Dr. Mehmet Erdoğan, İFAV

5-el-Muvafakat, Şatıbi, İz Yay.

6-Kur'an Sünnet Bütünlüğü, Necati Kara, İhtar Yay.

7-Mevzu Hadisler, Abdulfettah Ebu Gudde, İnsan Yay.

8-Sünneti Anlamada Yöntem, Yusuf el-Kardavi, Rey Yay.
Rıza GÖRÜŞ

 
Geri