NEV'İYAT // SÜNNET  
PEYGAMBERİMİZİN KURAN TEFSİRİ

Son çeyrek asırdır Türkiye’mizde ilmi kendinden menkul bir takım zevat Hz. Peygamberin (s.a.v.)hadislerinin dinin bir kaynağı olduğunu inkâr etmekte onu alelade bir şahsiyet gibi görmeye ve göstermeye çalışmaktadır. Dini kaynaklara inmekten aciz, Arapça ve usul bilgisi olmayan, hadis ilminin inceliklerinden bihaber bu şahıslar bir papağan gibi ezberledikleri ayetlerin kendi anladıkları şekilde yorumlanması ve anlaşılması gerektiğini ve işin doğrusunun da bu olduklarını iddia etmektedirler.
Hz. Peygamberin (s.a.v.)  hadislerini inkâr etmekte ya da kendi güdük akıllarına uymayanları, uydurma ve zayıf olmakla itham etmekte ama kendi zekâlarına uygun olanları da yeri geldiğinde kullanmakta bir beis görmemektedirler.
Allah’ın kitabını heva ve heveslerine göre yorumlamakta bir beis görmeyen Harici kalıntıları, Kur’anın ayetlerini yorumlama hakkını Hz. Peygambere (s.a.v.) nedense vermemekte ve kadim ulemayı da Hz. Peygambere (s.a.v.)  olan sevgi ve verdikleri değerden dolayı şirkle itham ederek, tekfir bile edebilmektedirler.
Yine onlara göre Hz. Peygamber (s.a.v.) haram koyma yetkisine sahip değildir. Kendileri aynı zamanda Allah’ın ayetleri hakkında "bu helaldir bu haramdır" diyerek “Allah’la, Resulünün arasını açmak” istemektedirler. Ebu Hüreyre’den rivayete göre,   Resûlullah hac ayetini tebliğ ettiğinde, bir adam haccın her sene için mi farz olunduğunu sordu. Resûlullah: “Evet, dersem farz olur. Farz olduğu halde terk ederseniz saparsınız. Ben bir şey söylemediğim müddetçe, siz de sükût edin (susun, soru sormayın). Zira sizden önceki milletleri, çok sormaları ve peygamberlerine karşı olan ihtilafları mahv etmiştir!..”*(R.G.)
Aşağıda Hz. Peygamberin (s.a.v.) Kuran ayetlerini nasıl yorumladığının örnekleri vardır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

1- Hz. Ali (r.a.) dedi ki: Size en Allah’ın Kitabındaki en faziletli ayeti bildireyim mi? O ayet şudur: “Başınıza gelen her musibet, kendi yaptıklarınız sebebiyledir. Allah ise günahların birçoğunu bağışlıyor” (Şûra, 30). Resûlullah bu ayeti okuyup bana dedi ki: Ey Ali, bu ayeti sana tefsir edeceğim: Size dünyada gelen her türlü hastalık, ceza, belâ yaptıklarınız sebebiyledir. Allah Teala, ahirette onları ayrıca tekrar cezalandırmayacak bir kerem sahibidir. Dünyada affedip de ceza vermediği duruma gelince, Allah Teala,   affından sonra cezalandırmaya dönmeyecek olan bir hilim sahibidir”(1). Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ben o ayeti sana tefsir edeceğim ya Ali!” demek suretiyle tefsir edeceğini açıkça bildirmiştir. Bu duruma başka misaller de vardır. (2)
2-Adi b. Hatim dedi ki: Tevbe sûresinden “(Yahudiler ve Hıristiyanlar) hahamlarını ve papazlarını, Allah'dan başka rabler edindiler.” (Tevbe,31) ayetini okuduğu sırada Resûlullahın huzuruna vardım. Dedi ki: “Onlar, hahamlarına ve papazlarına ibadet etmediler, lakin onlar herhangi bir şeyi helal kılınca, öbürleri de onlara uyarak helal saydılar” (3).
3-Suheyb (R.A.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) “İyi işler yapanlara en güzel bir mükâfat ile bir de ziyade vardır.” (Yûnus,26) ayetini okuyup dedi ki: “Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girince bir münadî şöyle seslenir: Ey cennet ehli, Allah Teala’nın size karşı bir vadi vardır ki onu gerçekleştirmek istemektedir. Onlar: — Allah bizim mizanımızı ağır kılmadı mı, yüzümüzü ak çıkarmadı mı ve cennete girdirip cehennemden kurtarmadı mı? Daha başka ne vadi olabilir ki?” derler. Resûlullah devamla: Bunun üzerine Allah hicabı açar, onlar da O'na bakarlar. Allah'a yemin ederim ki onlara bu temaşadan daha sevimli gelen hiç bir şey olmayacaktır.” (4)
4-Berâ b. Âzib r.a.)'den: Hz. Peygamber (s.a.v.) “Allah, iman edenlere dünya hayatında da âhirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder”(İbrahim, 27) ayeti hakkında: “Bu ayet kabir azabı hakkında nazil olmuştur. Kabirde ölüye: Rabbin kimdir? diye sorulur. O da: Rabbim Allah ve Peygamberim Muhammed’dir. İşte bu, Aziz ve Celîl olan Allah'ın “Allah iman edenlere dünya hayatında da âhirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder”   ayetindeki   “sabit söz”ün delâlet ettiği sözdür.” buyurdu (5).   Örnekler de görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v.), herhangi bir vesile ile ayeti okumasını müteakip,   onun hakkında bir açıklamada bulunuyordu. Buna dair çok misal mevcuttur (6).
5-İmran b. Husayn diyor ki: Resûlullah bir gazvede bulunuyordu. Yolda ilerlerken O'nun ashabı birbirlerinden uzaklaşmışlardı. Birden Resûlullah şu ayeti yüksek sesle okudu. “Ey insanlar, Rabbinizden sakının zira kıyamet zelzelesi pek müthiş bir şeydir.” (Hac.1). Ashab derhal bineklerini süratlendirerek Hz. Peygamberin etrafında toplanınca: “Bu günün hangi gün olduğunu biliyor musunuz?” dedi. “Allah ve Resulü pekiyi bilir.” dediler. “Bu gün, Allah'ın Hz. Âdem'i çağıracağı gündür. O'na “Ey Âdem, ateşe girecekleri gönder” der. O: “Ateşe girecekler ne kadardır?” diyecek. Allah: “Her bin kişiden dokuzyüz doksan dokuzu cehennemde, biri cennettedir.” Bunun üzerine ashabı derin bir sükûta gömülüp, çok üzüldüler. Resûlullah bu durumlarını görünce onları müjdeler ve “Sizden bir kişiye karşılık Ye'cüc ve Me'cüc'den bin kişi cehenneme gönderilecektir” buyurur (7).
Tebûk gazvesinden dönerken (8) nazil olan bu ayeti, Peygamberimiz (s.a.v.) ashabını toplayarak izah etmiştir. Ayette (9) zikri geçen günün, hangi gün olduğunu bildirmiştir.
6-Ebu Hureyre dedi ki: “Eğer yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir topluluk getirir de onlar sizin gibi olmazlar” (Muhammed, 38) ayeti indiğinde Selman Resûlullahın yanında bulunuyordu. Ashab: Biz yüz çevirdiğimizde bizim yerimize getirilecek olanlar kimlerdir acaba? deyince, Resûlullah, elini Selman'ın omuzuna koyarak: “Bunun kavminden kimseler olacaktır. Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki din, Ülker yıldızında asılı olsaydı bile Faris diyarından bazı şahsiyetler ona kavuşabilirlerdi” buyurdu (10).
7-Ebu'd-Derdâ diyor ki: Hz. Peygamberin minberde “Rabbinin huzurunda hesap vermekten korkan kimseye iki cennet var” (Rahman, 46) ayetini okuduğunu işitince dedim ki: “Ey Allah'ın Resulü, zina etse, hırsızlık yapsa da mı” Resûlullah yine ayeti okudu. Ben tekrar aynı soruyu sordum. Hadisin devamında üçüncü defa sormasından sonra Resûlullah yine ayeti okudu ve “Ebu'd-Derdâ istemese de (böyledir)” buyurur (11).
8-Ebû Sâ'îd el-Hudrî anlatıyor: Resûlullah bir gün: hutbe irad edip “Kim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır, orada ne ölür ne de yaşar.” (Tâhâ, 74), ayetine gelince buyurdu ki: “Cehennemde temelli kalacak olanlar vardır, ne ölürler ne de yaşarlar. Ama orada devamlı kalmayacak olanlara gelince, ateş onlara bir miktar dokunur, sonra şefaatçiler şefaat ederler. Müteakiben onlar bölük bölük alınıp “hayat” veya “haya” nehri denilen bir ırmağa atılıp oradan sel uğrağında kalan otlar gibi sür'atle biterler”
9- “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz...” (Âli İmran, 110) ayeti hakkında, Resûlullah'ın (s.a.v.) “Siz daha önce gelmiş olan yetmiş ümmetin en hayırlısı ve Allah katında en kerîm olanısınız.” dediği rivayet olunmaktadır (12). Diğer örnekler için bkn. de mevcuttur (13).
10-Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkı da dar bir geçimdir...” (Tâha, 124) ayeti, biliyor musunuz kimin hakkında inzal buyrulmuştur? diye sorunca dediler ki: “Allah ve Resulü pek iyi bilir.” Buyurdu: “O, kâfirin kabrinde göreceği azaba dairdir...”. Hz. Peygamber bundan sonra, ona doksan dokuz yılan musallat kılınıp, kıyamete kadar onu ısıracaklarını bildirmiştir (14).
11-Resûlullah (s.a.v.), “O gün (yer) bütün haberlerini anlatacaktır.” ayetini okuyarak, “Onun haberleri nedir, bilir misiniz?” dedi. «”llah ve Resulü pek iyi bilir” dediler. Buyurdu: “Onun haberleri, sırtında taşıdığı her erkek ve kadın hakkında, “falan gün, falan şeyi yaptı” diyerek şahitlik etmesidir.” (15).
12-Enes diyor ki: Hz. Peygamberin huzurunda bulunuyorduk. Güldü ve “Biliyor musunuz neye gülüyorum?” dedi. “Allah ve Resulü pekiyi bilir” dediler. Buyurdu ki: “Kıyamet gününde, kulun Rabbiyle mücadele etmesine gülüyorum (şaşıyorum) . “Kul diyecek ki: Ey Rabbim, sen beni zulümden masun kılmadın mı? Cenab-ı Allah: “Evet”. Kul: Öyleyse ben kendim hakkında, sadece kendimden şahid isterim, başkasını kabul etmem.” Allah Teala: Şahid olarak ben kâfi değil miyim, kirâmen kâtibin melekleri kâfi değil mi?” diye defalarca tekrar buyurur. Sonra da o kulun ağzı mühürlenir, azaları ne yapmışsa anlatır. O kul: “İstemiyorum sizi, defolun, ben mücadele ediyorum” der (16). Görüldüğü üzere, insanın kendisi aleyhindeki şahitliği bildirilerek şu ayetler tefsir edilmiştir: «Nihayet oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhine şahitlik ettiler, derilerine dediler ki: “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?..» (Fussilet, 21 - 22).
13-İbn-i Abbas dedi ki: Birisi Hz. Peygamberden “Sebe” hakkında (Sebe', 15) sorup, “Ey Âllahın Resulü Sebe nedir, erkek mi kadın mı yoksa bir yerin mi adıdır?” Resûlullah buyurdu ki: “Bir adamın adıdır; onun on evladı oldu. Onlardan altısı Yemen'e, dördü de Şam'a yerleşti.   Yemen'dekileri Mezcih,   Kinde,   Ezd, Eş'ariyyûn, Enmâr ve Himyer'dir, hepsi de araptır. Şam'dakiler ise: Lahm, Cüzam, Âmile ve Gassan’dır» (17).
14-Hz. Ali: “Resûlullahdan hacc-ı ekber gününü sordum, o da: “Kurban bayramı günüdür” dedi” (18).
15-Ubey b. Kâ'b bildiriyor: “Onu (Yunus'u) yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik” (es-Saffât,147) ayetindeki (fazlalığı) sordum, Resûlullah “yirmi bin” dedi (19).
16-Haccın farziyyetine dair ayette “... Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hacc etmesi Allahın insanlar üzerinde hakkıdır...” (20) buyurulmaktadır. Bir adam buradaki “yol”un mânasını sorunca, Resûlullah (s.a.v.) “azık ile binek” olduğunu bildirmiştir (21).
17-Ümmü Hâni “... Toplantı yerinde meşru olmayanı yapacak mısınız?” (el-Ankebut, 29) ayetinde bildirilen “meşru olmayan” işin ne olduğunu sorunca, Resûlullah “Yoldan geçenlerle alay ediyorlar ve onlara fiske halinde taş atıyorlardı” demiştir (22).
18-Mahmûd b. er-Rebi diyor ki: Elhâkümü't-tekâsür nazil olunca Resûlullah sureyi bize okudu, “Sonra o gün size verilen nimetlerden elbette sorulacaksınız” (23) ayetine gelince, yanındakiler,“Hangi nimetlerden sorulacağız ki ola ola bir suyumuz, bir de hurmamız var, kılıçlarımız boynumuzda asılı (her an savaş içindeyiz), düşmanımız ise karşıda, daha neden sorulacak bize?”. deyince buyurdu ki: “Bu nimetler ilerde olacaktır” (24). Gönül ferahlığının (25), sıhhat ve emniyetin (26), karın doyurma, soğuk su, gölge, güzel ve normal yaradılışın, uyku lezzetinin (27); insanı örtecek esvabın, başını sokacak evin (28) sorulacak nimetler cümlesinden olduğuna dair rivayetler de vardır. Mücmel ayetler hakkında sualler azımsanmayacak kadar çoktur (29).
19-Resûlullah (s.a.v.) Hacc, 78 ayetindeki “harec” kelimesini “darlık” olarak tefsir etmiştir (30)
20-Bu rivayete göre Resûlullah’a (s.a.v.) tesbihin yani “sübhânallahi” sözünün mânası sorulmuş, o da “Allah'ı kötülüklerden tenzih etmektir” cevabını vermiştir (31).
21-Ümmü Seleme diyor ki: “Ya Resûlallah, bana Allah Teala'nın “وَحُورٌ عِينٌ“(el-Vakı'a, 22)  kavli hakkındabilgi verir misin?” dedim. Dedi ki: “Hûr: beyaz, îyn: ceylan gözlü, etrâb, yani aynı yaştadırlar” demekdir (32). Bu hususta başka misaller de vardır (33).
22-Ubâde b. Sâmit'ten rivayete göre o, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) şöyle bir sual sormuştu: “Ya Resûlallah, Allah Tealanın “Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır” (Yûnus, 64) kavli hakkında ne dersiniz (bu müjde nedir?) Resûlullah buyurdu ki: “Ümmetimden hiç kimsenin senden önce sormadığı —yahut senden önce hiç kimsenin sormadığı— bir şey sordun, ayetteki büşrâ (müjde), salih kişinin (bir lafza göre: müslüman kişinin) gördüğü veya ona gösterilen sadık rüyadır” (34).
23-“Ey iman edenler, kendi odalarınızda (evlerinizden) başka evlere, sahiplerinden izin almadan ve onlara selam vermeden girmeyin! Bu, sizin için daha hayırlıdır. Ola ki, düşünürsünüz.” (35)  Ayet, selam vermeden ve istinas edilmeden başka bir eve girmeyi men' etmektedir. Ebû Eyyûb diyor ki: “Ey Allanın Resulü, selamı biliyoruz, ya istinas nasıl olur?” buyurdu ki: “Adamın sübhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber” (gibi bir şey) söylemesi, öksürmek suretiyle hane halkına geldiğini bildirmesidir” (36).
24-Mu'âz (r.a.) “Ey iman edenler! Nasûh tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları, önlerinde ve yanlarında koşar da, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye kâdirsin." derler.” (37)  ayette emr edilen “nasûh tevbe” nin nasıl olacağını sorunca buyurmuşlar ki “Kul bulaştığı günahtan tam nadim olur, Allahdan afv diler, sütün memeye dönmemesi gibi o günaha dönmez” (38).
25-İbn Abbas'tan rivayete göre: “İyi bilin ki Allah'ın velilerine korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır”(39) ayetinde geçen “Allah'ın veli kulları”nın tavsifi istenmiş, Resûlullah: “O kimselerdir ki görüldüklerinde Allah Teala hatırlanır” buyurmuştur (40).
26-Hurileri tavsif eden bir ayette (41)   geçen   “Saklı inciler gibi” tabirinin mânası sorulunca, “Onların safveti, el değmemiş olan, sedefteki inci safveti gibidir” demiştir (42).
27-Peygamberimizden, “Rabbinin, seni övgüye değer bir makama çıkaracağını, umabilirsin” (İsra, 79) ayetindeki makam sorulmuştu. Onun “şefaat” makamı olduğunu söyledi (43).
28-“Sonra  (ey insanlar), hiç şüphesiz, hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız.” (44). Ayeti inince Zübeyr: “Aramızda dünyada olup bitenden sonra, yine mi muhakeme tekerrür edecek?” diye sordu, Resûlullah “Her hak sahibine hakkı verilinceye kadar” cevabını verince Zübeyr: “Öyleyse vaziyet müthiş!” dedi (45)
29-Yahudiler gelerek Resûlullah'a (s.a.v.) dediler ki: “Senden beş şey soracağız. Bunların cevabını verirsen hak peygamber olduğunu anlayacağız.” Sonra İsrail'in kendine haram kıldığı şeyi (46), peygamberin alâmetini, ra'di ve sesini (47), çocuğun erkek veya kız olmasının sebebini ve semanın haberini kendisine kimin getirdiğini (48) sordular. Peygamberimiz (s.a.v.) bunların cevaplarını vererek, ilgili ayetleri açıklamıştır. Uzunca olan bu hadiste, rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v.) birinci soruya “Deve eti”, ikincisine “Gözleri uyur, kalbi uyumaz” üçüncüsüne “Buluta müvekkel melektir”, dördüncüsüne: “İkisinin suyu birleşir, erkeğinki galip gelirse çocuk erkek, kadınınki galip gelirse kız olur”, beşincisine “Cibril” diye cevap vermiştir. Yahudiler de tasdik etmişlerse de Cibril hakkında “O bizim düşmanımızdır, harb ve azap indirir, Mikâil deseydiniz tabi olurduk” demişlerdir (49).
30-Bir yahudi gelerek Resûlullah'a (s.a.v.) dedi ki: “Sen cennette, cennet ehlinin yiyip içeceğini iddia ediyorsun?” cevaben buyurdu ki: “Onlardan her birine-yemek, içmek ve cinsî iktidar bakımından yüz adamın kuvveti verilecektir.” Adam: Yiyen ve içenin dışarı çıkma ihtiyacı olur. Hâlbuki cennette bu yoktur, deyince Hz. Peygamber bu ihtiyacın ter şeklinde vücuttan atılacağını bildirdi (50). Bu hadise vesilesiyle cennette yeme ve içmeyi haber veren ayetlerin tefsiri (51) yapılmış olmaktadır.
31-Bir yahudi arkadaşına dedi ki: Gel seninle şu peygambere gidelim de “Andolsun ki biz Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik” (52) ayeti hakkında soralım, dedi. Öbürü: Onun hakkında peygamber deme, zira seni işitirse gözü dört açılır. dedi. Derken gelip sordular; Nebî (s.a.v.) dedi ki: (O dokuz ayet şunlardır) : Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayın, hırsızlık etmeyin, zina etmeyin, haksız yere Allahın muhterem kıldığı canı öldürmeyin, sihir yapmayın, faiz yemeyin ve suçsuz birini, öldürtsün diye idareciye teslim etmeyin, namuslu kadına zina iftirası atmayın (yahut savaştan kaçmayın, dedi. Bu tereddüt râvî Şu'be'dendir). Ve size mahsus olarak ey yahudiler, Cumartesi günü hududu aşmayın” (53). Bundan sonra yahudiler, Hz. Peygamberin elini ayağını öpmüşler, peygamberliğine şehadet ettikleri halde, yahudilerin öldürmelerinden korkarak açıkça İslam’a girmemişlerdir.
32-Muğîre b. Şu'be dedi ki: Hz. Peygamber bazı ihtiyaçları için beni, Necrân ahalisine gönderdi. Onlar bana “Senin inandığın peygamber, Musa'nın kardeşi olan Harun'un, Meryem'in kardeşi olduğunu iddia etmiyor mu? —Halbuki Mûsâ, İsa'dan şu kadar sene önce yaşamıştır” (Müslim rivayetinden)— dediler. Buna karşı nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Döndüğümde meseleyi Resûlullaha anlattım. Buyurdu ki: “Hz. Meryem zamanındaki insanlar, kendilerinden önce geçen peygamberlerinin ve iyi kimselerin isimlerini çocuklarına isim yaparlardı” (54).
Necrân hristiyanları “Ey Harun'un kız kardeşi senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın değildi” (55) ayetini kasd ediyorlardı. Kâ'bu'l-Ahbâr da tarihî malûmatına itimad ederek, ayetteki Harun'un, Hz. Musa'nın kardeşi olmadığını söylemişti (56). Hz. Peygamber (s.a.v.) bu ayetteki kardeşten muradın, aynı ana veya babadan dünyaya gelen çocuklar olmadığını, buradaki Harun'un, Musa'nın kardeşi değil de, onun adının verilmiş olduğu başka bir Hârûn olduğunu bildirmiştir (57). Yahut Musa'nın kardeşi olan Harun'un soyundan olduğu için, bu akrabalığa işaret edilmiştir. Nasıl ki Tamîm kabilesinden olana “yâ ehâ Tamim!” (ey Tamimin kardeşi!), Mezarîye “yâ ehâ Muzar!” denilir.
33-Ebû Hüreyre'den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.): “Kadınların hayırlısı odur ki, kocası kendisine bakarken mesrur olur, bir şey emr ettiğinde yapar, yalnız kalınca kendi ırzını ve onun malını korumakla kocasının hukukunu muhafaza eder” dedikten sonra “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü Allah, insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmış ve ayrıca erkekler mallarından (karılarını ve çocuklarını geçindirmek için) harcamada bulunmuşlardır” (58) ayetini okumuştur (59).
34-Ebû Musa'nın rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.v.): “Allah zalime muhakkak ki mühlet verir, verir de onu yakalayacağı zaman göz açtırmaksızın ansızın yakalar” buyurduktan sonra (60) “Rabbinin yakalayışı —(ahalisi) zulm eder halde bulunan memleketleri yakaladığı zaman— işte böyle olur. Şüphesiz ki onun çarpması pek acıklıdır, pek çetindir” (61) ayetini okumuştur. Her iki misalde zikr edilen hadisler, okunan ayetlerin mânasını te'kid etmektedirler. Hz. Peygamber(s.a.v.) Kur’anın, Kur’anla nasıl tefsir edildiğini göstermiştir.
5-Resûlullah(s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü (cennet ehli, cennete; cehennemlikler de cehenneme ayrıldıktan sonra) ölüm, aklı karalı alaca bir koyun suretinde olarak getirilir. (Cennet ile cehennem arasında durdurulur). Müteakiben: Ey cennet ahalisi! Sizler bunu tanıyor musunuz? denilir. Cennetlikler hemen boyunlarını uzatıp başlarını ona doğru kaldırırlar ve ona (o koyuna) bakarlar. Ve cennet ahâlîsi: Evet, tanıyoruz, bu ölümdür derler. Sonra: Ey cehennem ahâlîsi! Sizler bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Onlar da başlarını kaldırarak bakarlar ve: Evet tanıyoruz, bu ölümdür derler. Bunu ta'kîben koyun suretindeki ölümün (cennetle cehennem arasında) kesilmesi emrolunur ve derhal boğazlanır. Bundan sonra: Ey cennet halkı! Cennette ebedî yaşayacaksınız, artık ölüm yoktur. Ve ey cehennem halkı! Sizler de karargâhınızda ebedîsiniz, artık ölüm yoktur denilir.” Bundan sonra Resûlullah şu ayeti okudu: “Sen onları ilâhî emrin yerini bulduğu vakit ile hasret (ve nedamet) günü ile korkut. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar hâlâ îman etmiyorlar. Şüphe yok ki arza ve onun üzerindekilere biz vâris olacağız biz! Onlar (nihayet) bize döndürüleceklerdir” (62). Resûlullah (s.a.v.) bu ayeti okurken eliyle dünyaya işaret etmiştir (63).
36-“Hiçbir bir kul yoktur ki onun için gökte iki kapı bulunmasın. Kapılardan birinden rızkı çıkar, öbüründen yaptıkları ve söyledikleri girer. Kul ölünce, onlar da onu kaybederler ve üzerine ağlarlar” Resûlullah bunu söyledikten sonra (64) “Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı” (65) ayetini okudu ve kâfirlerin, yerde salih bir amel işlemedikleri gibi, Göğe de hiçbir sözlerinin yükselmediğini söyledi.
37-Berâ (r.a.)'den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) kafirin ruhunun kabzedilip göğe çıkarılışını anlatırken dedi ki: “Melekler onu yükseltirler, meleklerden müteşekkil hiç bir meclise uğramazlar ki “nedir bu habîs ruh?” denilmesin. Yükselten melekler de dünyada iken kendisine verilen en kötü vasıfla onu anarak “filandır” diye cevap verirler. Nihayet göğe varırlar ve gök kapısının açılmasını isterler, ama bu kapı onlara açılmaz” (66). Resûlullah bunu söylemesini müteakip : “Bizim ayetlerimizi yalan sayıb da onlara karşı kibirlenmek isteyenler (yok mu?) onlar için gök kapıları açılmayacak, onlar deve iğne deliğine girinceye kadar, cennete girmeyeceklerdir. Biz günahkârları böyle cezalandırırız” (67) ayetini okumuştur.
Bu üç örnekte zikredilen hadislerle Resûlullah (s.a.v.), söz konusu ayetlerde geçen “hasret günü”, “gök ve yerin ağlaması” ve “gök kapılarının açılması” mefhumlarını beyan etmiş, ayetleri okumak suretiyle de onları açıkladığına dikkatleri çekmiştir (68).
38-Resûlullah (s.a.v.) “Dua ibadetin ta kendisidir” dedikten sonra, “Rabbiniz şöyle buyurdu: "Bana yalvarın ki, size karşılık vereyim; çünkü Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, yarın hor, hakir cehenneme gireceklerdir." buyurdu” (69) ayetini okudu (70). Hz. Peygamber hadisinde belirttiği hükmü ayetten çıkarmış, ayeti okumak suretiyle de merciini bildirmiştir.
39-Resûlullah (s.a.v.) “Yalan şahitlik, Allaha şirk koşmaya denk sayılır” dedikten sonra “...O halde murdardan, putlardan kaçının, yalan sözden çekinin” (72) ayetini okuyarak (73),   onunla istidlal ettiğini bildirmiştir.
40- Hz. Ebû Bekir'den rivayete göre, Resûlullah (s.a.v.): “Herhangi bir günâh işledikten sonra abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra, o günâhtan dolayı Allah'a istiğfar eden hiç bir müslüman yoktur ki Allah onu afv etmesin” dedikten sonra “Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra Allahtan mağfiret isterse o, Allahı çok yarlıgayıcı, çok esirgeyici bulur” (74) ve “Ve çirkin bir günâh işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allahı hatırlayarak hemen günâhlarının yarlıganmasını isteyenlerdir...”(75) ayetlerini okumuştur (76). Mağfiret dileyenin af olunacağına dair sözüne, bu ayetlerle istidlal olunacağına dikkati çekmiştir. Bu hususta başka misaller de vardır (77).
40-“Mü'minin firasetinden sakının; zira o Allanın nuru ile bakar” dedikten sonra Resûlullah “Elbette bunda işaretten anlayanlar için ibretler vardır” (78) ayetini okudu (79). Mü'minin firasetinden bahs etme makamında Hz. Peygamber (s.a.v.), firaset ehline yer veren ve onlara mahsus birtakım ibretler olduğunu bildiren bu ayeti okumuş, ibret alanların da mü'minler olduğuna işaret etmiştir.
41-Mekke'nin fethi günü, Kâbenin etrafındaki 360 putu, Hz. Peygamber asâsıyla iterken, bu vaziyetin, şu ayetlerin bir nevi tefsiri olduğuna işaret etmek üzere “De ki: Hak geldi, batıl zeval buldu. Şüphesiz ki batıl dâim zeval bulucudur” (80) ayeti ile “De ki: «Hak geldi, batıl (şirk) kayboldu gitti ve geri de dönmez” (81) ayetini okudu (82).
42-bir gün Resûlullah (s.a.v.) diyordu ki: “Kim Allaha kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmayı ister. Kim Allaha kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.” Râvi diyor ki: Bunun üzerine oradakilerden bir topluluk yere kapanıp ağlamaya koyuldular. “Niçin ağlıyorsunuz?” deyince “Biz de ölümden hoşlanmıyoruz” dediler. Bunun üzerine buyurdu ki: “Öyle değil, ölüm gelip çattığında «Şimdi, eğer o, mukarreblerden ise, artık rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti onundur» (83). O vakit, ölen kimse bununla müjdelenince Azız ve Celîl Allaha kavuşmak arzu eder, Allah Teala ise ona kavuşmayı daha çok ister. Lâkin “(Ölen) eğer tekzibçilerden, sapıklardansa, işte (ona da) kaynar sudan bir ziyafeti Ve cehenneme bir atılış” (84). O adam bununla müjdelenince Allaha kavuşmayı istemez, Allah Teala ise ona kavuşmayı daha çok kerih görür” (85).
43-Resûlullah’a (s.a.v.) içinde taze hurma bulunan bir tabak getirilince “Güzel bir kelime, kökü sabit (ve sağlam) ve dalları da yukarıda olan güzel bir ağaç gibidir” (86) ayetini okudu ve “O ağaç hurmadır” dedi. “Kötü bir kelimenin hali de (gövdesi) toprağın üstünden koparılıvermiş kötü bir ağaç gibidir ki onun hiç bir sebatı (tutunma ve yerinde kalma kabiliyyeti) yoktur» (87). “O da hanzala (ebu cehil karpuzu) dır” (88) dedi (89). Hurma getirilmesi, bu ayetlerin böylece açıklanmasına vesile olmuştur.
44-Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki (90): “Ey insanlar Allah tayyibdir (yani noksanlardan münezzeh, paktır) ve tayyib (pak, helal) olandan başkasını kabul etmez. Allah Teala (bu hususta) Resullere ne emretmişse, mü'minlere de onu emretmiştir. Resullere: “Ey resuller, tertemiz ve helal olan şeylerden yiyin, güzel amellerde bulunun. Çünkü Ben ne yaparsanız hakkiyle bilenim.”  (el-Mümin 51) Mü'minlere de: “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerinden yiyin. Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin” (el-Bakara, 172) buyurdu.
Sonra Resûlullah dedi ki: “Bir kimse ki Allah a itaat yolunda kirlenmiş ve tozlara karışmış olarak uzun seferler yapar, ellerini semaya uzadır: Ya Rab! diyerek dua eder. Hâlbuki yemesi haram, içmesi haram, giymesi haramdır, haram ile gıdalanmıştır. İşte sıfatı şunlar olan böylesi için nereden ve nasıl dua kabul edilir.”
Bir başka hadisinde “Temiz ve helal ye ki duana icabet edilsin? Muhammed’in (s.a.v.) nefsi elinde olan Allaha yemin ederim ki, kişi haram lokmayı içine yuvarlayınca kırk gün müddetle ondan kabul olunmaz” demiştir (91).
Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) helal yemenin lüzumundan söz ederken, siyak münasebetiyle umumî ve mutlak olarak duaya icabet edileceğine dair şu ayetleri tahsis etmek suretiyle açıklamıştır:”Kullarım sana Beni sorarlarsa bilsinler ki Ben yakınım. Onlardan biri Bana dua ederse duasına karşılık veririm. O halde onlar da Bana icabet etsinler» Beni tasdik etsinler ki doğru yolu bulalar” (el-Bakara, 186).
“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, duanıza icabet edeyim. Bana kulluk etmeye tenezzül etmeyenler, zelil olarak cehenneme gireceklerdir.” (el-Mü'min, 60).
45-Seleme b. el-Ekva diyor ki: Peygamber (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk, yanımızdan bir cenaze geçirildi ve ölü hakkında güzel şeyler söylendi. Bunun üzerine : “Vacib oldu” buyurdu. Sonra yanından bir başka cenaze geçirildi ve ölü hakkında başka türlü sözler sarfedildi (yani kendisinden iyi şekilde bahsedilmedi) . Yine: “Vacib oldu” buyurdu.  “Ne vacib oldu ya Resûlellah?” dediler. Cevap verdi: “Melekler, Allanın semâdaki şahitleri, siz ise yerdeki şahitlerisiniz, neye şahitlik ederseniz vacib olur, olması gerekir.” Sonra da şu ayetleri okudu: “De ki: Çalışın; Allah, Resulü ve mü'minler amellerinizi göreceklerdir» (Tevbe, 105). Dedi ki:  (Bu) Allah Teala'nın şu sözünün manasıdır: “Tâ ki insanlar hakkında şahidler olasınız” (Bakara, 143) (147). Peygamberimiz'in (s.a.v.) siyak münasebetiyle beyan ettiği başka ayetler de vardır (92).
46-Hz. Ebû Bekir'den rivayete göre Resûlullah, “...Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalanır” (93) ayetini, kısa bir ziyade ile “Kim bir kötülük yaparsa onunla dünyada cezalanır” şeklinde, dünya hayatına tahsis etmek suretiyle tefsir etmiştir (94).
47-Rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ey îman edenler! Siz nefisleriniz(i ıslah etmey)e bakın. Kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar vermez» (95) ayetine, kısa bir ziyade ile şu açıklamayı getirmiştir: “... Kendiniz doğru yolu bulunca kâfirlerden sapanlar size zarar vermez.” (96). Böyle bir açıklama olmasa, bu ayetten bir çoklarının anladığı gibi, herkesin sadece nefsi ile ilgilenmesi şeklinde bir mâna çıkarılırdı (97). Bu tefsir, mü'minlerin kendi aralarında, neme lazımcılık olamayacağını, marufu emir, münkerden nehy etmelerinin lâzım geldiğini göstermektedir.
48-“Cennetlikler için orada temizlenmiş eşler vardır” (el-Bakara, 25) ayeti hakkında, Ebû Sa'îd el-Hudrî Hz. Peygamber 'in: “Hayızdan, gaitadan, tükürük ve balgam gibi hallerden temizlenmiş” izahını rivayet etmiştir (98).
Rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) “Dinlerini (bir kısmına inanıb bir kısmını inkâr etmek sûretiyle) parça parça edenler, ayrı ayrı fırkalar olanlar (yok mu?) sen hiç bir vech ile onlardan değilsin”(99) ayetine şu fıkrayı ziyade ederek “Onlar da senden değildirler, onlar bu ümmetten olan bid'at, şüphe ve dalâlet ehlidir” demiştir (100). Böylece, itikadı ve ameli düzgün olan mü'minlerin birbirleri hakkında bu ayeti kolayca tatbik ederek, büyük zararlara yol açılmasına mani olmuştur.
49-“İman edenler, bununla beraber îmanlarını zulümle de bulaştırmayanlar, işte ancak onlardır ki emin olmak hakkı kendilerinindir. Onlar doğru yolu bulmuş kimselerdir.” (101) ayeti inince, “İçimizde nefsine zulm etmeyen kim var?” diyerek, bu durum Resûlullah’ın (s.a.v.) ashabına ağır gelmişti. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) dedi ki: “Zannettiğiniz gibi değil, buradaki zulüm Lokman'ın oğluna dediğidir: “Evladım sakın Allaha ortak koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür. (Lokman, 13).” (102)
50-“De ki: Ey kendilerinin aleyhinde (günahta) haddi aşanlar, Allanın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar» (103) ayeti inince bir adam kalkarak: “Şirki de mi ey Allanın Resulü?” deyince Hz. Peygamber (s.a.v.) bu suali kerih görerek buyurdu (104): “Şüphesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasını bağışlamaz. Ondan başkasını, dileyeceği kimseler için, yarlıgar. Kim Allaha eş tutarsa muhakkak pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur” (105).
51-Peygamberimiz “Gaybın anahtarları O'nun nezdindedir, onları O'ndan başkası bilemez...” (Enam, 59) mücmel ayetinde geçen “gaybın anahtarlarından” muradın ne olduğunu şu mübeyyen ayetle tefsir etmiştir. “Gaybın anahtarları beştir ki onları Allah'dan başkası bilemez: “Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir, rahimlerde bulunanı O bilir. Kimse yarın ne kazanacağını ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden haberdar olandır.” (Lokman, 34) (106).

**************************************************************************************************

*En-Nesâ'î, V. 110; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II. 447-448; el-Müstedrek, II. 293; el-Buhârî, K. el-İ'tişâm, 2. bab; et-Taberî, XI. 105; Müslim, K. el-Hac, No. 411
(1) Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 266; et-Taberî (Halebî), XXV. 32; İbn Kesîr, VI. 205 (İbn Ebî Hatim'den); ed-Durru'-Mensûr, VI. 9.
(2) Er-Ra'd 39 hakkında yine 'Ali'den : el-İtkân, II. 196 (İbn Merdeveyh'den); el-Fecr 21 hakkında yine 'Ali'den: ed-Durru'l-Mensûr, VI. 349 (İbn Merdeveyh'den). 
(3) Et-Taberî, XIV. 209, Ha. No. 16631; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; ed-Durru'l-Mensûr, III. 230; el-Buharî, et-Târîhu'l-Kebîr, IV. 1-106 (Ahmed M. Şâkir'den).
(4) Et-Taberî, XV. 67, Ha. No. 17626; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII,175;Müslim I,297;et-Tirmizi, K.et-Tefsir; İbni Mace, Hadis No, 187
(5) Müslim, LI, Ha. No. 73; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; en-Nesâ'î, IV. 101; İbn Mâce, Ha. No. 4269; Tefsiru'n-Nesâî, v. 47b.
(6) El-İtkân, II. 196 (Hûd 117); el-A'râf 143 hakkında: et-Taberî, XIII. 99, Ha. No. 15088; et-Tirmizî, K. et-Tefsir; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbanî, XVIII. 144;  el-Müstedrek, II. 320–321; en-Nisâ' 41 hakkında: et-Taberî, VIII. 370, Ha. No. 9518; ed-Durru'l-Mensûr, II. 164;  Âli İmrân 104 hakkında: İbn Kesir, II. 86; ed-Durru'l-Mensûr, II. 62; el-îtkân, II. 192. Âli 'İmrân 102 hakkında: et-Tirmizî, XL, Ha. No. 2585; Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 17a.; İbn Mâce. Ha. No. 4325; el-Müstedrek, II. 294.; et-Taberânî, el-Mu'-cemu's-Sağîr, v. 139b; İbn Ebî Hatim, v. 51b-52a; ed-Durru'l-Mensûr, II. 59. el-Kamer 4849 hakkında: İbn Kesîr, VI. 479; ed-Durru'l-Mensûr, VI. 137. el-Vâkı'a 7 hakkında: İbn Kesîr, VI. 509; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 296.; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr.; ed-Durru'l-Mensûr,VI.163. et-Talâk 2 hakkında: Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 106b. el-Me'âric 36-39 hakkında: el-Müstedrek, II. 502; ed-Durrul'-Mensûr, VI. 267, el-Müzzemmil 17 hakkında:    İbn Kesîr,VII.   149; ed-Durru'l-Mensûr, VI. 279.  el-Muddessir 56 hakkında: Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 110a; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; İbn Mâce, Ha. No. 4299; el-Müstedrek, II. 508; İbn Kesîr, VII, 165;  ed-Durru'l-Mensûr, VI. 287. et-Tekvîr 7 hakkında: İbn Kesîr, VII. 223; ed-Durru'l-Mensûr, VI. 154.  el-Hac 19-20 hakkında:  el-Müstedrek, II. 387; et-Taberî. (Halebî), XVII. 133-134; İbn Kesîr, IV. 625.
(7) Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 211- 212. et-Taberî (Halebî), XVII. 111.; et-Tirmizî K. et-Tefsîr. Başta ayet zikri geçmeksizin Ebû Saîd el-Hudrî'den : el-Buhârî, K. et-Tefsîr, V. 241; Abd b. Humeyd, el-Müsned, v. 121b; Tefsîrü'n-Nesâ'î, v. 68a-68b; Tefsîru Abdirrezzâk, v. 60a (Enes'den); Yahya b. Sellâm, Tefsir, v. 39a (el-Hasandan). Müslim, I, Ha. No. 379
(8) İbn Kesir, IV. 611 (İbn Ebî Hâtim'den).
(9) El-Hac 1.
(10) Et-Taberî  (Halebî), XXVI.  66;  et-Tirmizî, K.  et-Tefsir.; ed-Durrul'-Mensur, VI. 57.; îbn Kfesîr, VI. 325.
(11)Tefsiru'n-Nesâ'î, v. 99a-99b; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 293;  et-Taberî  (Halebî), XXVII.  146;İbn Kesîr, VI. 501 (Bunlardan başka el-Beğâvî'den); ed-Durru'l-Mensûr. VI. 146.
(12) Tefsîru 'Abdirrezzâk, v. 6b; 'Abd b. Humeyd, el-Müsned, v. 61b; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; et-Taberî, VII. 104, Ha. No. 7622; Tefsîru İbn Ebî Hatim, v. 55.; Ahmed M. Şakir ayrıca şunlara nisbet eder: İbn Mâce, Ha. No. 4288; el-Müstedrek, IV. 84; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V. 3, Sünenü'd-Dârimî, III. 313.
(13) en-Nebe' 23 hakkında: İbn Kesîr, VII. 198 (İbn Ebî Hatim'den). 'Ali 'îmrân 134 hakkında: Tefsîru 'Abdirrezzâk, v. 14a; Ebû Dâvûd, Ha. No. 4778; İbn Kesîr, II. 116. en-Necm 42 hakkında: İbn Kesîr, VI. 463 (el-Beğâvî'den).
(14) Et-Taberî (Halebî), XVI. 228; İbn Kesîr, IV. 544-545, (el-Bezzâr'dan); Ebû Ya'lâ, el-Müsned, v. 300a; el-Mustedrek, II. 381 (Ebû Sa'id'den).
(15) Et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; Tefsîru'n-Nesâî, v. 118a; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 234; el-Müstedrek, II. 532; İbn Kesîr, VII. 349; ed-Durrul'-Mensûr, VI. 380.
(16) Müslim, LIII, Ha. No. 18; El-Bezzâr, el-Müsned, v. 18a-18b; et-Taberî (Halebî), XXIV. 107; İbn Kesîr, VI. 168, 642.
(17) Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 249-250; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; et-Taberî (Halebî), XXII. 76; İbn Kesîr, V. 539 (İsnad için hasen der, ayrıca îbn 'Abdil-berr'e nisbet eder.; Fethu'l-Bârî, X. 154 (el-Hâkim'in tashihini söyleyerek).
(18) Et-Tirmizî, K. et-Tefsîr ve K. el-Hac, 110. bab, Ha. No. 957; Aynı hadis sual kaydı olmayarak İbn Ömer'den: Ebû Dâvûd, Ha. No. 1945; el-Müstedrek, II. 331; et-Taberî, XIV. 124, Ha. No. 16447; İbn Kesîr, III. 361-362.
(19) Et-Taberî, (Halebî), XXIII. 104; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr garib diyerek); İbn Kesîr, VI. 37 (Fazla olarak İbn Ebî Hatimden).
(20)Âl-i İmran, 97
(21) Süfyân es-Sevrî, Tefsir, s. 37; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; et-Taberî, VII. 39; İbn Mâce, Ha. No. 2496; İbn Mâce, Ha. No. 2897 (İbn Abbas'dan); İbn Ebî Hatim, v. 48a; İbnu'l-Münzir, v. 48b. (el-Hasanu'1-Basrî'den mürsel olarak); Tefsîru 'Abdirrezzâk, v. 6a (Katâde'den mürsel olarak); Kenzu'l-'Ummâl, II. 2 (eş-Şafi'î ile et-Tirmizî ve el-Beyha-kî'den (Âişeden). ed-Durru'1-Mensûr, II. 56.
(22) El-Müstedrek, IV. 283 (ez-Zehebî tashihine muvafakat eder); Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 227; et-Taberî (Halebî), XX. 145; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr.
(23) Tekâsür, 8.
(24) Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 335; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; İbn Mâce, Ha. No. 4158; el-Humeydî, el-Müsned, I. 33, Ha. No. 61; Tefsîru 'Abdirrezzâk, v. 109b; et-Taberî (Halebî), XXX. 287; İbn- Kesîr, VII. 363.
(25) Ed-Durru'l-Mensûr, VI. 391. (Ahmed b. Hanbel, İbn Mâce ve İbn Merdeveyh ve el-Hâkîm et-Tirmizî'den).
(26) İbn Kesîr, VII. 364 (İbn Ebî Hâtim'den).
(27) Aynı yer, (İbn Ebî Hâtim'den).
(28) Et-Taberî (Halebî), XXX. 287; İbn Kesîr, VII. 363 (Ahmed b. Hanbel'den az lafız farkıyla).
(29) Meselâ, ez-Zümer 53 hakkında: Ahmed b. Hanbel, XVIII. 260-261; et-Taberî (Halebî), XXIV. 16; İbn Kesîr, VI. 100-101; Fethu'l-Bârî, X. 170 (Fazla olarak et-Taberânî, el-Mu'-cemu's-Sağîr'den). ez-Zümer 63 hakkında: İbn Kesîr, VI. 106 (İbn Ebî Hâtim'den), (ve Ebû Ya'la'dan). el-Mâ'ûn 5 hakkında: et-Taberî (Halebî). XXX. 313; İbn Kesîr, VII. 381 (el-Hâkim, el-Beyhakî, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr'den nakl ve merfu rivayeti talil eder.); ed-Durru'l-Mensûr, VI. 400. Âli İmrân 169-170 hakkında: Tefsîru 'Abdirrezzâk, v. 15a-15b.; Müslim, XXXIII, Ha. No. 121.; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr.; İbn Ebî Hatim ve İbnu'l-Münzir, v. 87a. en-Nisâ' 123 hakkında: Ahmed b. Hanbel, XVIII. 121-123.; 'Abd b. Hu-meyd, el-Müsned, v. 2a.; el-Bezzâr, el-Müsned (Murat Molla), v. 1a.; Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 25a; İbn Ebî Hatim, v. 183b-184a; et-Taberî, IX. 241-243.  el-Kevser 1 hakkında: el-Buhârî, K. Et-Tefsîr, VI. 93.; Tefsiri 'Abdirrezzâk, t. 110a.
(30) El-Mustedrek, II. 391 (ez-Zehebî tashihine muvafakat eder).
(31)Et-Taberî (Halebî), XV. 2; ed-Durru'l-Mensûr, I. 110.
(32) Et-Taberî (Halebî), XVII. 188; İbn Kesîr, VI. 524 (et-Taberanî'den); ed-Durru'l-Mensûr, VI. 150-151 (İbn Merdeveyh'den)
(33) Bu mevzudaki diğer misaller için bakınız: et-Tevbe 114 hakkında: İbn Kesîr, III. 463 (İbn Cerîr ve İbn Ebî Hatim'den)es-Şaffat 48–49 hakkında: et-Taberî (Halebî), XXIII. 57, 58; İbn Kesîr, VI. 12 ve VI. 524-525 (et-Taberânî'den); ed-Durru'l-Mensûr, VI. 150-151. er-Rahmân 64 hakkında: ed-Durrul'-Mensûr, VI. 149 (et-Taberânî ve İbn Merdeveyh'den). el-Vâkı'â 28 hakkında: el-Mustedrek, II. 479; İbn Kesîr, VI. 518-519; ed-Durru'l-Mensûr, VI. 154, 156. el-Muzzammîl 4 hakkında: ed-Durru'1-Mensûr, VI. 277. el-Burûc, 1 hakkında: ed-Durru'l-Mensûr, VI. 331. el-Furkân 61 ve en-Nisâ 78 hakkında: zikredilen yer.
(34) Ubâde hadisi: Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 175-176; et-Tirmizî, XXXV, 3. bab, Ha. No. 2273; İbn Mâce, Ha. No. 3898; el-Mustedrek, IV. 391. (İbn Hacere göre munkatı'dır).
(35) En-Nûr 27.
(36) İbn Kesîr, V. 84 (İbn Ebî Hâtim'den, “ğarîb” diyerek).
(37) Et-Tahrîm 8.
(38) Ed-Durru'l-Mensûr, VI. 245 (İbn Merdeveyh'den, aym mânada sual zikr edilmeksizin İbn Mes'ûd rivayetiyle Ahmed b. Hanbel, îbn Merdeveyh ve el-Beyhakî'den).
(39) Yûnus 62.
(40) Tefsîru'n-Nesâ'î v. 42a., et-Taberî, XV. 119, Ha. No. 17704; İbn Kesîr, III. 512 (el-Bezzâr'dan); ed-Durru'l-Mensûr,III. 310.
(41)   El-Vâkıa 23.
(42) Et-Taberî (Halebî), XXVII. 178; İbn Kesir, VI. 524 (et-Taberânî'den nakl ettiği uzun hadis içinde); ed-Durru'l-Mensûr VI. 150.
(43) Et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rab-bânî, XVIII. 195; et-Taberî (Halebî), XV. 145; îbn Kesîr, IV. 341.
(44) Ez-Zümer 31.
(45) Et-Tirmizî, K. et-Tefsîf; el-Humeydî, el-Müsned, I. 33. Ha. No. 60, (No. 63 de fazla olarak “Evet, her hak sahibine hakkı verilinceye kadar.” vardır); Ahmed b. Haribel, el-Müsned, III. 21; el-Müstedrek, II. 435; Ahmed b. Hanbel, el-Fethü'r-Rabbânî, XVIII. 259-260; Bülûğul-Emânî-şerhinde; Zübeyr'in sözü için “Dünyada aramızdaki sevgi ve nifaktan sonra mı böyle olacak? demektir. O sonra olacak hadiseyi bilmiyordu” izahatı vardır.
(46) Âli İmrân 93.
(47) Er-Ra'd 13.
(48) El-Bakara 97.
(49) Lubâbu'n-Nukûl, s. 12-13.; el-Vâhidî, Eshâbu'n-Nuzül, s. 15 (muhtasar olarak). es-Suyûtî bu hadîsin Ahmed, en-Nesâ'î ve et-Tirmizî'den menkul olduğunu bildirir.) İbn Kesîr, el-Bakara, 97.
(50) Abd b. Humeyd, el-Musned, v. 40.; Tefsîru'n-Nesâ'î, V. 89a
(51) Mesela, ez-Zuhruf 71, 73.
(52) El-İsrâ 101.
(53) Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 197; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; et-Taberî Halebî), XV. 172-173. İbn Kesîr, IV. 358'de ayrıca en-Nesâ'î ile İbn Mâce'ye de nisbet ettikten sonra hadîsi ta'lîl eder, müşkil bir hadis olduğunu söyler. Zira râvîlerden Abdullah b. Seleme'nin hıfzındaki arıza sebebiyle, muhtemelen dokuz ayetle, “on emir”i karıştırmış olduğuna, bu emirlerin Firavun'a karşı hüccet olmalarının düşünülemeyeceğini öne sürer.
(54) et-Taberî, (Halebî), XVI. 78; Müslim, K. el-Edeb, Ha. No. 9;  et-Tirmizî, K.  et-Tefsîr;  Tefsîru'n-Nesâ'î,  v. 58b;  el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 207-208.
(55) Meryem 28.
(56) İbn Kesîr, IV. 453.
(57) Bülûgu'l-Emânî, XVIII. 207-208, not: 3.
(58) En-Nisâ 34.
(59) Et-Taberî, VIII. 295;(Ahmed  M. Şakir  ayrıca  şunlara nisbet eder:Musnedu't-Tayâlisî, 306; ed-Durru'l-Merisûr, II. 151.).
(60) El-Buhârî, K, et-Tefsîr, V.  214.;  Müslim,  XLV,  Ha.  No. 61; et-Tirmizî, K. t-Tefsîr; et-Taberî, XV. 475.
(61) Hûd 102.                    
(62) Meryem 39.
(63) Müslim, LI, Ha. No. 40; el-Buhârî, K. et-Tefsîr, V. 237.; Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 58b.; Ebû Ya'la, el-Musned, v. 68a.; et-Taberî, (Halebî), XVI. 87.; et-TinnM, K. et-Tefsîr.
(64) İbn Kesîr, VI. 253 (Ebû Ya'la ile İbn Ebî Hâtim'den); et-Tirmizî, K. etTefsîr (“ğarîb” diyerek).; ed-Durru'l-Mensûr, VI. 30 (ayrıca İbn Merdeveyh, Ebû Nu'aym ve el-Hatîb'den).
(65) Ed-Duhân 29.
(66)  İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, v. 13a-14a (mutavvel olarak.); et-Taberî,' XII. 424.; İbn Kesîr, III. 166-67.; Ahmed M. Şa-kir : Ahmed b. Hanbel, IV. 287-88.; Ebû Dâvûd, Ha. No. 3212.; 3753.; el-Mustedrek, I. 3740 (alâ şerti'ş-Şeyhayn).
(67) El-A'râf 40.
(68) Bu neviden başka misaller için : el-Enbiyâ 104 hakkında : el-Buhârî, K. et-Tefsîr, V. 240.; Musnedu'd-Darimi, v. 162b.; Müslim, LI, Ha. No. 58. el-A'râf 172 hk.: et-Taberî, XIII, 222; el-Mustedrek, I. 27. Âli  îmrân  180 hk.:  et-Taberî, VII. 436.; el-Buhârî, V. 172.
(69) Ebû Dâvûd, No. 1479; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 87a; İbn Mâce, No. 3828; et-Taberî (Halebî), XXIV. 78.
(70) El-Mü'min 60.
(72) El-Hacc 30
(73) Et-Tirmizî, K. eş-Şehâdât, 3. bab, Ha. No. 2300; et-Taberî, (Halebî), XII. 154; Ebû Dâvûd, Ha. No. 3599; İbn Kesîr, IV. 637.
(74) En-Nisâ 110.
(75) Âli İmrân 135.
(76) Ahmed b. Hanbel, el-Musned, I. 2; Ebû Dâvûd, Ha. No. 1521; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr (Âli İmrân 135 tefsirinde); îbn Kesîr, II. 118, 389-390.
(77) Bu neviden diğer misaller için: el-En'âm 44 hakkında: Ahmed b. Hanbel, el-Musned, IV. 145; et-Taberî, XI. 362; (Mahmûd M. Şakir: Mecma'u'z-Zevâ'id, VII. 20; ed-Durru'l-Mensur, III. 12) el-îsrâ 13 hakkında: et-Taberî (Halebî), XV. 50-51; İbn Kesîr, IV. 286 (Abd. b. Humeyd'den). el-Kehf 105 hakkında: Müslim, XL, Ha. No. 18; el-Buhârî, K. et-Tefsîr, V. 236; et-Taberî (Halebî), XVI. 35. en-Nahl 48 hakkında: Abd b. Humeyd, el-Musned, v. 5b; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr. el-Kasas 43 hakkında: İbn Kesîr, V. 283 (el-Bezzâr'dan); ed-Durru'l-Mensûr, V. 129 (el-Hâkim'in tashihini söyleyerek). Sebe 39 hakkında: İbn Kesîr, V. 558 (Ebû Ya'la ve İbn Ebî Hâtim'den). Fussilet 23 hakkında: İbn Kesîr, VI. 171 (Ahmed b. Hanbel).
(78)   El-Hicr 75.
(79) Et-Taberî (Halebî), XIV. 46; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr (“gârîb” diyerek); İbn Kesîr, I. 576; et-Tâc, IV. 155 (Yalnız et-Tirmizî'den).
(80) El-İsrâ 81.
(81) Sebe 49
(82) Müslim, XXXII, Ha. No. 87; el-Buhârî, K. el-Megazî, V. 92–93, K. et-Tefsîr, V. 227; el-Humeydî, el-Musned, I. 46; Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 52b; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; îbn Ke sîr, IV. 343.
(83) El-Vakıa 88-89. <
(84) El-Vakıa 92-94.
(85)   Ahmed b. Hanbel, el-Musned, IV. 260; İbn Kesîr, VI. 541.
(86) İbrâhîm 24-25.
(87) İbrâhîm 26.
(88) İbrâhîm 26 ayetinin okunması ve onun “hanzala” ile tefsiri yalnız et-Tirmizî, et-Taberî ve el-Mustedrek'de vardır.
(89)    Et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; et-Taberî  (Halebî),    XIII. 205; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 187;  Abd b. Humeyd, eî-Musned, v. 105a; el-Buhârî, K. el-İlm, I. 22; Müslim, L. Ha. No. 64; et-Taberânî, el-Mu'cerrra's-Sagir, v. 84.; el-Mustedrek, II. 352.; İbn Kesîr, IV. 122-123.
(90) Müslim, K. Ez-zekat, Ha. No.65; Musned’ud-Darimi V 157b; etiTirmizi, K. Et-Tefsir
(91) İbn Kesîr. I. 158 (İbn Merdeveyh)'den).
(92) Mesela, Âli İmrân 195 hakkında: et-Taberî, VII. 491 (A. M. Şakir: Ahmed b. Hanbel, el-Musned, Ha. No. 6570; el-Müstedrek, II. 71-72; Hilyetu'l-Evliyâ, I. 147. Lokman 6 hakkında: et-Tirmizî, K. el-Buyû, 51. bab ve K. et-Tefsîr; İbn Mâce, Ha. No. 2168; et-Taberî  (Halebî), XXI. 60; İbn Kesîr, V. 377'de talil eder. el-Hicr 87 hakkında : el-Buhârî, K. et-Tefsîr, V. 199, 222; Musnedu'd-Dârimî, v. 186b; Ebû Dâvûd, No. 1458; Ebû Ya'lâ, v. 311a; et-Taberî, XXIII, 466; el-Kehf 54 hk.: el-Buhârî, K. el-İ'tisâm, VIII, 155-156.; Tefsîru Abdirrezzâk, v. 54a; Tefsîru'n-Nesâ'î, 54b; İbn Kesîr, IV. 400. en-Nisâ 110 hk.: et-Taberî, II. 491. Yâsîn 12 hk.: Müslim, V, No. 281; el-Müstedrek, II, 428. eş-Sâffat    65-66    hk.:    İbn Kesîr,    VI.    18     (et-Tirmizî en-Nesâ'î ve İbn Mâce'den). el-A'râf 182 ve ez-Zuhruf 55 baklanda: İbn Kesîr, VI. 231 (İbn Ebî Hâtim'den)
(93)En-Nisâ 123.
(94) Ahmed b. Hanbel, el-Musned, I. 6; Ebû Ya'lâ, el-Musned, v. 3a; et-Taberî, IX. 241, Ha. No. 10522 (Ahmed M. Şakir Ahmed b. Hanbel rivayetini taz'îf eder).  Bu rivayetler için: et-Taberî, IX. 244, Ha. No. 10530 (Ahmed M. Şakir tashih eder ve el-Buhârî; et-Tirmkâ, el-İnşikâk sûresi tefsirinde) ve diğerlerine nisbet eder. Bu hadisi Ebû Dâvûd, No. 3093; İbn Ebî Hatim, v. 184a'da rivayet ederler. Başka rivayet için: el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 122.  El-Mâ'ide 105.
(95) el-Maide 105
(96) Ed-Durru'l-Mensûr, II. 339 (Ahmed b. Hanbel, et-Taberânî, İbn Ebî Hatim ve İbn Merdeveyh'den).
(97) Bu ayet hakkında, başka yönleriyle, Peygamberimizin ayrıca uzun açıklamaları da vardır. İbn Kesîr, Taberî gibi müfessirlerin bu ayeti tefsirine dair sayfalarında bu rivayetler bulunabilir.
(98)  Et-Taberî, I.  397;   ed-Durru'l-Mensûr, I.  39   (el-Hâkîmin Şeyheyn şartı üzerine tashihini söyleyerek); el-İtkân, II. 191 «İbn Kesîr, Tefsirinde ref'ine itiraz, Tarihinde ise isnad için “hasen” der.» demektedir.
(99)   El-En'âm 159.
(100) Et-Taberî, XII. 270-271, Ha. No. 14266 (Mahmûd M. Şakir: Bu haber merfû olarak sahih değildir. Bu ümmet ve ehl-i salât hakkında olduğuna dair Ebû Hureyre'ye mevkuf 14264 ve 14265 numaralı haberler sahihtir. İbn Kesîr ref'ini reddeder. Mecma'u'z-Zevâld VII. 22-23'de tahric eder, et-Taberânî'nin el-Mu'cemu'l-Evsat'da sahih isnadla rivayet ettiğini bildirir.” diyor). es-Suyûtî, el-İtkân, II. 194'de et-Taberânî'nin ve başkalarının «ceyyid bir isnadla» rivayet ettiğini söyler. Sonra: “et-Taberânî sahih isnadla Ebû Hureyre'den tahric ettiğine göre Resûlullah dedi ki “Dinlerini parça parça edenler, ayrı ayrı fırkalar olanlar” bu ümmetteki bidat ve heva ehlidir.”
(101) El-En'âm 82.
(102) El-Buhârî, K. et-Tefsîr, VI. 20; Tefsîru Abdirrezzâk, v. 26b; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 140; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 31b; el-Bezzâr, el-Musned (Murat Molla), v. 158a; Ebû Ya'lâ, el-Mus-ned, v. 238a; et-Taberî, XI. 495; Diğer rivayetler için: İbn Kesîr, III. 59.
(103) Ez-Zumer 53.
(104) Et-Taberî, VIII. 449, Ha. No. 9730. (Mahmûd M. Şakir hadisin isnadını tashihe meyi eder.); İbn Kesîr, II. 313'de aynı haberi, Ebû Ca'fer er-Râzî ile İbn Merdeveyh'den nakleder.
(105) En-Nisâ 48.
(106) Sufyân es-Sevrî, Tefsir, s. 199; el-Buhârî Sahîh'inin beş ayrı yerinde, muhtelif vechlerden az farklarla rivayet eder. Bunlardan biri, K.el-İstiskâ, 29. bab (M. F. Abdulbâkî, Mehâsinu't-Tâ'vîl, VI. 2344, Not:l'den); Müslim, I. Ha. No. 7 (Ebû Hureyre'den bu mânada); Tefsîru Abdirrez-zâk, v. 71a; Abd b. Humeyd, el-Musned, v. 100a (Ebû Hureyre'den); Ebû Ya'lâ, el-Musned, v. 252b; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 230 (İbn Abbâs'dan); İbn Mâce, Ha. No. 64, 4044; et-Taberî (Halebî), XXI. 88.
(Doç. Dr. Suat YILDIRIM'ın Peygamberimizin Kuran Tefsiri, kitabından alınmıştır )

 
 

 
Geri