NEV'İYAT // SÜNNET  
MEVZU/UYDURMA HADİSLER I

 

UYDURMA OLDUĞUNDA İTTİFAK EDİLEN HADİSLER..

ALİYYÜ'L-KARİ

Tahkik: Abdülfettah Ebu GUDDE

Çeviren: Halil İbrahim KUTLAY

 

Ali bin Sultan Muhammed el-Karî el-Herevî

Afganistan'ın Herat şehrinde tahminen 930 H./1524 M. yılında dünyaya geldi. Herat âlimlerinden ders aldı. Gençlik yıllarında Mekke'ye göç ederek oraya yerleşti. İbn Hacer el-Heytemî, Aliyyü'l-Müttekî, Kutbeddin el-Mekkî gibi meşhur âlimlerden ders aldı. Hadis, Fıkıh, Tefsir, Kıraat dersleri verdi. Molla Aliyyü'l-Karî lakabıyla meşhur oldu. Her yıl güzel hattıyla, bir mushaf yazıp bunu ücretle hediye ediyor ve böylelikle bir yıllık geçim masrafını karşılıyordu. 1014 H./1605 M. yılında Mekke-i Mükerreme'de vefat etti.

 Fıkıh, Hadis, Tefsir, Kıraat, Usûl, Kelâm, Feraiz, Tasavvuf, Tarih, Tabakat, Teracim, Arap Dili ve benzeri ilimlerde birkaç sayfa­lık risale ile on ciltlik kitap arasında değişen 125'i aşkın pek çok nâdir eser telif etti. Fethu Babi'l-İnaye, Şerhu ş-Şifa Şerhu'ş-Şemail, Şerhu'ş-Şatıbiyye, Şerhu Ayni'l-İlm, Şerhu Şerhi'n-Nuhbe, Mirkatü'l-Mefatih, el-Meuzûâtü'l-Kübra ve el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Hadisi'l-Mevzû en çok bilinen eserleridir.

 

Abdülfettah Ebu Gudde (1917-1997).

Suriye'nin Halep şehrinde dünyaya geldi. 1948 yılında Ezher Üniversitesi'nden me­zun oldu. Mısır'da bulunduğu sıralarda son Osmanlı Şeyhülislâmı Mustafa Sabrı Efendi ve Ders Vekili Muhammed Zahid el-Kevserî'den özel dersler aldı. Şam Üniversitesi'nde Öğretim üyeliği yaptı. 1967-1988 yılları arasında Suudi Arabistan Riyad Üniversitesi'nde Hadis ve Hadis Usulü dersleri verdi. Hadis, Hadis Usulü, Hadis Ricali, Kur'ân İlimleri, Fıkıh, Fıkıh. Usûlü, Akaid, Tasavvuf, Arap Dili ve Edebiyatı, Eğitim ve Öğretim Metodlanyla ilgili 70'den fazla te'lif veya tahkik eseri neşretti. Uluslararası pek çok konferans ve sempozyuma katıldı, akademik tebliğler sundu. Riyad'da vefat etti. Üstad Ebu Gudde'nin Safahat min Sabri'l-Ulemâ, Kıymetü'z-Zemen Inde'l-Ulemâ, er-Rasûlü'l-Muallim, Lemehat min Tarîhi's-Sünne isimli telif eserleri ile tahkikini yaptığı Muhasibî'nin Risa-letü'l-Müsterşidîn, Tehanevî'nin Kavaid fi Ulûmi'l-Hadis, îbnü'l-Kayyim'in el-Menaru'l-Münîf ve Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûâtü'l-Kübra adlı eserleri Türkçe'ye tercüme edildi. Ebu Gudde'nin tahki­ki ile yayınlanan Aliyyü'l-Karî'nin el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Hadisi'l-Mevzû adlı eseri ise ilk defa Türkçe'ye tercüme edilmektedir.

 

Önsöz

 

Allah'a hamd, O'nun son Rasûlüne salât ve selâm ile... Din adına işlenen en büyük cinayetlerden biri, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) adına hadis uydurulmasıdır. Bu, inkâr edilmeyen üzücü tarihî gerçeklerden biridir.

Mevzu (Uydurma) Hadisler; Peygamberimiz'e yamanan, uydurulmuş, asılsız sözler ya da onun mübarek sözü olmadığı halde ona nisbet edilen başka zevata ait güzel sözlerdir.

Sahabe ve Tabiîn döneminden sonra dini lekeleme ve karalama amacıyla kasıtlı olarak hadis uyduran zındıklar olduğu gibi, ticarî kazanç arzusuyla hadis uyduran çıkarcılar, yö­neticilere şirin görünmek amacıyla hadis uyduran dalkavuklar veya insanları ibadete, hayra ve iyiliğe davet etme gibi kendilerine göre iyi niyetle hadis uyduran safdil kimseler de olmuştur. Böylece bazı bid'at ve hurafeler, asılsız inançlar ve çarpık düşüncelerle nezih dinimize leke sürülmek istenmiştir.

Ancak dinini korumayı taahhüt eden Cenab-ı Hakkın izni ve yardımıyla; mütehassıs, nıünekkîd, müttekî İslâm alimlerinin ihlash gayretleriyle hadis uydurmacıları ve uy­durdukları hadisler tek tek tesbit edilmiş, dinin nezaheti ve safiyeti asırlar boyunca aynen korunmuştur.

 

Bunun yanında gafletle, yanlışlıkla veya gerekli araştır­ma yapılmaması gibi sebeplerle bazı güzel sözler, bazı İslâmî eserlerde "Hadis" diye yer almıştır. Değerli âlimlerin eserlerinde hadis diye yer alan bu sözler hadis âlimleri tarafından büyük bir dikkat ve itina ile incelenmiş, hadis olmayan sözleri hadis diye nakleden bu eserlerin müellifleri değerli kişiler olsa bile, Allah Rasûlünün şahsiyeti Ön plana alınarak bu sözlerin hadis olmadığı açık ve net olarak ifade edilmiştir.

el-Masnu fi Ma'rifeti'l-Hadisi'l-Mevzû isimli elinizdeki kitap, uydurma hadisler konusunda yapılan ilmî çalışmaların özü ve hulâsası denilebilecek bir eser olup müellifi Molla Aliyyü'l-Karî'nin hassasiyet ve titizliği, merhum muhakkik Abdülfettah Ebu Gudde üstadımızın dikkat ve itinası sebebiyle ilim dünyasında takdirle anılan eserlerden biridir. Ebu Gudde'nin yazdığı dipnotlar da eserin aslı kadar değerli ilmî gayretin mahsulü olarak kabul edilmelidir.

         Bu kitapta gerçekten asılsız uydurma hadisler ele alındı­ğı gibi; halk arasında veya ilim dünyasında "Hadis" olmadığı halde çeşitli sebeplerle "Hadis" diye nakledilen sözler de ele alınmaktadır. Dolayısıyla bu kitabın muhtevasına en uygun başlık belki de "Hadis Diye Nakledilen Meşhur Sözler" olabilir. Bir kısmı mana itibariyle doğru olan, büyük zevata ait güzel sözler, zaman zaman halkın dilinde ya da bazı eserlerde, yazarlarının derinliğine inceleme imkânı bulamamaları sebebiyle olsa gerek, hadis olarak nakledilmiştir.

Müellifimiz, hadis diye nakledilen bu meşhur sözlerin hadis olmadığını dile getiren bazı âlimlerin ifadelerini şâhid göstererek bu sözlerin asılsız olduğuna/hadis olmadığına işa­ret etmiştir. Kitapta ele alınan uydurma hadisler, alfabetik olarak düzenlenmiş olup her hadis hakkında ya bizzat müellif tarafından kısa ve özlü hüküm verilmiş, ya da bazı âlimlerin hükümleri müellif tarafından özet olarak nakledilmiştir.

Genel olarak kitaptaki hadisler, halkın veya ilim erbabının dilinde yaygın sözler olduğu için, kitapta verilen bazı hükümlere ilk anda tereddütle yaklaşılsa da; takva sahibi, ehil ve mütehassıs âlimlerin açık ve net hükümleri, bizim için kesin delil ve hüccet manası taşıdığı için aynen kabul edilmeli­dir.

         Peygamberimiz (s.a.v)'in mübarek lisanından sâdır olmayan sözlerin; güzel sözler olsa bile, O'nun adına nakledilmesi, O söylemiş gibi kabul edilmesi, bu sözlerin "Uydurma Hadis" kapsamında değerlendirilmesi sonucunu doğurmaktadır.

         Tercümede mümkün olduğu kadar asla bağlı kalınmış, ilmî tercüme kriterleri göz önünde bulundurulmuş, ancak bazı gerekli notlar tarafımızdan ilâve edilmiştir. Ayrıca ele alınan her hadisin yer aldığı bazı kaynaklar, hadis araştırmacılarına kolaylık olması için dipnotlarda özellikle zikredilmiştir. İlâve notlarımız genellikle "bkz." ile başlamaktadır. Bunun dışındaki ilâvelerde açıklamanın sonuna (Çev.) notu konulmuştur.

Türkçe'ye ilk defa tercüme edilen bu özlü eser, daha çok Hadis ilimleriyle meşgul olanlara hitap etse de, Hadis âlimlerinin hadis olmadığında ittifak ettikleri uydurma hadîsleri konu edindiği için, inşaallah halkın da istifade edeceği eserlerden biri olacaktır.

İslâmî hassasiyet, ilmî emanet ve hadis nakletmedeki ihtimam, tarih boyunca yaşamış Hadis âlimlerinin en önemli özelliklerindendir. Cenab-ı Hakkın huzurunda mahrum ve Allah Rasûlü'nün önünde mahcup olmama gibi manevî bir ilkeden hareket eden münekkid hadis âlimleri; hadisler ve hadis ravileri hakkında hatır-gönül gözetmeden ve taassuba kapılmadan; daima Hakkın hatırını gözetme azim ve kararlığıyla dikkatli ve isabetli hüküm vermeye çalışmışlardır.

Hadis âlimlerinin gayretli ve samimî çalışmaları sayesinde Allah Rasûlü'nün sahih hadisleri, nesillerden nesillere büyük bir titizlikle devredildiği gibi; uydurma hadisler de dillerin, gönüllerin ve İslâm toplumunun nezih yapısının lekelenmemesi için ümmeti bilgilendirme ve şuurlandırma amacıyla özel olarak telif edilen Mevzu (Uydurma) Hadisler kitaplarında toplanmıştır.

Bazı hadislerin zayıf veya mevzu (uydurma) olduğunda hadis âlimleri arasında ilmî ihtilaflar da yaşanmamış değildir. Aşırı titizliğe sahip âlimlerle aşırı hoşgörülü âlimler bir yana; ilim erbabının büyük çoğunluğu orta yolu izleyerek hadisleri sened ve metin tenkidine tâbi tutmuşlar, hadislerin durumuna uygun isabetli hüküm vermek için azamî gayret sarfetmişlerdir.

Sünnetin yazılı belgeleri olan hadisler hakkında hadis âlimleri tarafından yapılan ilmî çalışmalar sayesinde, sahih hadislerle sahih olmayan hadisler birbirinden ayrılmıştır.

 

Bize düşen görev; Allah'ın Kitabının açıklaması ve uygulaması niteliğindeki Allah Rasûlü'nün nezih mirası olan sahih ve makbul hadislere sahip çıkmak, uydurma hadislerden, her çeşit bâtıl, bid'at ve hurafe olan inanç, uygulama ve düşüncelerden uzak durmaktır.

"Meşhur uydurma hadislerin tesbit edilmesi" gibi çok önemli ve hayırlı; ama hassas olduğu kadar çok zor bir konu­da telif edilen bu eseri ve tercümesini nezdinde makbul kılmasını, hatalarımızı affetmesini Cenab-ı Hak'dan niyaz ederiz.

 

Dr. Halil İbrahim KUTLAY

 

 

 

Takdim

 

 

Her çeşit hayır, lütuf, nimet ve muvaffakiyetin gerçek sahibi Allah'a hamd olsun. Hak ve hikmetle konuşan, Hak Yol'a davet eden, Allah'ın kulu ve Rasûlü Efendimiz Muhammed Mustafa'ya; O'nun ehl-i beytine ve abdest azaları nurla parlayan şerefli ashabına ve onlara gü­zellikle uyan âbid, sâlih ve âlimlere salât ve selâm olsun.

Elinizdeki şu eser, —Allah'a ve O'nun değerli lütfuna hamd olsun- âlimler, talebeler ve kültürlü kesim nezdinde birinci baskısı büyük iltifata mahzar olan; İmam Aliyyü'l-Karî (r.a)'nin el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Hadisi'l-Mevzû kitabının Arapça yayınlanan ikinci baskısıdır.

Kitabın nüshalarının bir kaç yıl önce tükenmesi sebebiy­le kitaba yönelik talep ve arayışın giderek artması üzerine yeni baskıyı yapmış bulunuyorum. Bu baskıda ta'lik ve tah­kik, tesbit ve tevsik olarak pek çok ilaveler yaptım. Böylece kitabın bu baskısı, Allah Tealâ'mn lütfü ve muvaffakiyeti ile önceki baskısına nisbetle daha istifadeli ve okuyucuya yararı açısından daha zengin bir şekle bürünmüş oldu.

Kitaba yazdığım giriş yazısında; cerh ve ta'dil kitapları uydurma hadisler kitaplarında, rical âlimleri, muhadısler ve münekkidlerin kullandıkları ifadeleri inceleyenlerin gördükleri ıstılâhî lafızların büyük bir kısmının titizlikle derlenmesi ve ihtiva ettiği nâdir ilmî inceleme sebebiyle; in-şaallah üstadların da talebelerin de istifade edeceği; konu­sunda az rastlanan, çok faydalı zengin ilâveler yapmış bulu­nuyorum.

Bu kitabın; pek çok ilim erbabının dillerinde dolaşan, bir çok yazar ve müellifin yazılarında sık sık rastlanan uydurma hadislerin yaygınlaşmasının sebep olduğu lekelerden İslâmî Kültürün arınmasına yardımcı ve destek olması için; kitaba yeni eklediğim notlar ve ilâvelerde hem ilmî hem de kültürel hususlara ağırlık vermeye özen gösterdim.

Uydurma hadisler; inanç, ibadet, ahlâk, düşünce ve sosyal hayatın pek çok yönüne zarar vermekte, İslâm'ın safiyetini ve nezahetini bulandırmakta, bunlardan kurtulmak cidden zorlaşmakta; bunun için devamlı şuurlandırmaya, sürekli ve kesintisiz hatırlatmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu kitapla; halkın, Öğrencilerin ve kültürlü kesimin kalemlerinin, zihinlerinin, dillerinin ve kültürlerinin islâm'a sokuşturulan her şeyden temizlenmesi ve özellikle Allah Rasûlü'nün hadislerine eklenen asılsız ilâvelerden arındırıl­ması konusunda; Allah Telâ'nın âlimlere ve Sünnet-i Mutahhara'ya hizmet ehline yüklediği büyük görevin bir kısmını olsun yerine getirmiş olmayı ümid ediyorum. Zira atılacak kabukların O'nun hadisinin özüne sokulmasının korkunç tehlikesi, büyük zararı ve derin etkisi olmaktadır.

Sonsuz ikram sahibi olan Allah'tan bu kitabı faydalı kılmasını, gayretlerimi kabul eylemesini ve bunu kendi nezdindeki "sâlih ameller" kefesine koymasını, huzuruna çıkacağımız günde, makamında bizim için istifadeli kılmasını niyaz ediyorum ki;

"O gün Allah; Peygamber'i ve O'nunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Onların nurları, önlerinde ve sağ taraflarında parıldayacak ve şöyle diyeceklerdir: Ey Rabbimiz!.. Nurumuzu tamamla. Bizi bağışla. Şüphesiz sen, her şeye gücü yetensin." [1]

[1]Tahrim: 8

 

"O gün mü'min erkekler ile mü'min kadınları önlerinde ve sağ taraflarında nurlar parıldarken görürsün. (O mü'min ve mü'mine kullara şöyle denilecektir.) Bugün size verilecek müjde: İçinde ebedî kalacağınız altlarından ırmaklar akan Cennetlerdir. İşte büyük kazanç budur." [2]

[2]Hadid: 12

 

Allah, bu kitaptan istifade edip de arkamdan sâlih dua ile bana ikramda bulunacak olan ve bu dua sebebiyle, görevli meleğin: "Amin! Din kardeşine yaptığın duanın bir misli de sana olsun!" şeklindeki duasına nail olacak olan herkesi mükâfatlandırsın.

Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun. Efendimiz Muhammed Mustafa'ya; Onu ehl-i beytine, ashabına ve onlara tâbi olanlara kıyamet gününe kadar salât ve selâm olsun.

Riyad, 24/1/1398 Abdülfettah Ebu Gudde[3]

 [3]Abdulfettah Ebu Guddenin (öl. 1997) hayatı hakkında geniş bilgi için bkz. “Abdülfettah Ebu Gudde ve Örnek İlmî Şahsiyeti", Dr Halil İbrahim Kutlay, Yeni Şafak Gazetesi, 17 Şubat 1999; Altınoluk dergisi, Mart 1999 (Çev.)

(Rahmetullahi Aleyh)

 

 Giriş

 

Hakkı emreden, doğruluğu farz ve yalancılığı haram kılan, bâtıldan uzak durmamızı emreden Allah'a hamd olsun.

"Benim adıma yalan uydurmak, her hangi bir kimse aleyhine yalan uydurmak gibi değildir. Kim benim adıma yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın" buyuran Allah'ın kulu, rasûlü ve nebisi Efendimiz Muhammed Mustafa'ya; O'nun ehl-i beytine, ashabına... Tahrif edenlerin tahrifine, bâtıl yolda yürüyenlerin çalıp çırpmalarına, yalancıların yalanlarına karşı onun sünnetini savunan; şer'î hükümlerin koruyucuları ve sünnetin râvileri olan âlimlere, ashab-ı kirama güzellikle tâbi olanlara salât ve selâm olsun.

Amellerin en değerlisi, mükâfatların en büyüğü ve manevî gıdaların en bolu; sahih hadisi uydurma olandan, doğru olanı yalan yere uydurulan sözlerden ayırdedebilmektir. Böylece Hak, hak ehline ve sahiplerine ulaştırılmakta, bâtıl açığa vurulmakta, bâtıl söz sahibi teşhis edilmekte, Sünnet-i Seniyye asılsız ve bâtıl sözlerden, desise ve sapıklıklardan uzak tutulmakta, Allah'ın mü'min kulları; kendilerinin güzel davrandıklarım sanarak, yalanla amel etme ayıbından ve bâtıla sarılma tehlikesine düşmekten kurtarılmaktadır.

         Uydurma hadisi sahihinden ayırdetme konusunu ele alan kitapların halkın hizmetine sunulması, ilim ehli üzerine bir borçtur. Bu hizmet, onların söyledikleri ve delil getirdikleri hadisler konusunda şuur ve basiretlerini artırmakta, dinî kültür üzerine atılan lekelerden temizlemekte, böylece insanların uydurma hadislerden yüz çevirip sahih hadislere yönelmelerine vesile olmaktadır. Bu ise, başlı başına hayırlı bir çalışmadır.

Hatta "uydurma hadis" kitaplarının neşredilmesi; -başkaları bir yana- ilim yolcusuna, hiçbir araştırma ve inceleme yapmadan duyup ezberlediği yalan yere uydurulmuş bâtıl hadisleri şahit ve delil getirme tehlikesine düşmekten sakınması hususunda yardımcı olmaktadır. Ne yazık ki, ilim talibinin hafızasında bu çeşit hadisler ne kadar da çoktur!.. Zira sık sık okuduğu tefsir, hadis, fıkıh, usûl, ahlâk, edebiyat, tarih, Arap dili ve grameri vb. eserlerde ilmî hiçbir kaideye uyulmaksızın zikredilen pek çok hadis, zihnine takılmakta, o hadisleri okuduğu anda bunları tahkik edebilmek için vakit veya ilmî hazırlık imkânı bulamamakta, böylece bu hadisler ilim talibinin dilinde veya gönlünde yer etmekte, o da bunları okuduğu veya duyduğu gibi nakletmekte, istenmeyen pek çok kötü neticeler bu durumdan kaynaklanmaktadır.

Şuurlu ve basiretli kişi olması beklenen ilim yolcusun­dan istenen; "uydurma hadisler" kitaplarına sık sık başvurması ve bu kitapları defaatle gözden geçirmesidir. Zira bu ki­taplara defalarca bakması, onun bu çeşit hadislerden daha çok korunmasına ve uzaklaşmasına vesile olacak, gönlünde var olan "Efendimiz Allah Rasulü (s.a.v)'nden naklettiği her hadisi mutlaka en iyi şekilde tesbit etme" duygusunu güçlen­direcektir. Sonra göz ve basiretle yapılan bu canlı tekrar, ilim talibinin gönlünde bâtıl olanı sahih olandan, zayıf hadisi sahihinden ayırdedebilme melekesi olarak yerleşecektir. Bu çok hayırlı bir husustur.

Şuurlu ve araştırmacı ilim talebesi; uydurma hadisler konusunda bilmediklerim öğrenmek, bildiklerini hatırlamak ya da zayıf veya uydurma hadis olduğu halde yanüarak sabit veya sahih hadis zannettiği bir hususu düzeltebilmek için uydurma hadis kitaplarına çokça nazar etmeye daima ihtiyaç duymaktadır. Sahih hadisleri okuyup inceleme yanında; "uydurma hadisler" kitaplarına çokça nazar etmek, ilim talibini bu çeşit uydurma hadisleri kabul edip sürekli delil olarak kullanmasını engelleyecek en hayırlı üstaddır. Bu çe­şit hadisleri Öğrenmeleri ve terk etmeleri konusunda halkın şuürlandırılması ve bunların yerine Allah Rasûlü (s.a.v)'den gelen sahih hadisleri öğrenmeleri hususunda en iyi yardımcıdır.

Sahih hadisler, müslümanın dini ve dünyası hakkında ihtiyaç duyduğu her şeyi karşılama konusunda tam anlamıyla yeterlidir. Allah'a hamd olsun ki, Allah, ezelden beri Hak­kı var kılmış, bâtıla ihtiyaç bırakmamıştır.

Uydurma hadisler, her zaman ve her yerde yaygınlaşınca, eski ve yeni pek çok değerli hadis âlimi, bunları açıklamak için kitap ve risaleler telif etmiş, bu konuda güçlerinin yettiği son noktaya kadar çaba harcamıştır. Allah, İslâm'a ve özellikle Sünnet'e yaptıkları bu hizmetlerine karşılık onları mükâfatlandırsın.

Bu konuda telif edilen en güzel eserlerden biri, muhaddis, fakîh, çok yönlü allâme İmam Aliyyü'l-Karî (r.a)'nin el-Masnû' fi Ma'rifeti'l-Hadisi'l-Mevzû adlı eseridir. Müellif, bu eserinde; küçük hacimli olması ve kolayca istifade edilmesi ve Öğrenilmesi için, pek çok âlimin izlediği, zayıf veya sahih hadisleri derleme yolundan ayrılarak sadece uydurma hadisleri ele alma yolunu tercih etmiştir.

Ben de tertemiz nebevi sünneti, sünnetten olmayan şeylerden koruma yolunda bir hizmet sunabilme gayesiyle bu

eseri tanıtmayı ve neşretmeyi arzu ettim. Zira bu ve benzeri kitapların neşredilmesi; dillerin, kalemlerin ve toplumun Allah Rasûlü (s.a.v) adına yalan yere uydurulmuş hadislerden arındırılması konusunda yardımcı olacaktır. Bu, önemli dinî bir görev olup ben böylece bu görevi bir parça olsun yerine getirmiş olmayı ümid ediyorum.

Muvaffakiyeti lütfedecek olan sadece Allah'tır.

 

 Müellif Aliyyü'l-Kari Ve Eseri

 

Kitabın müellifi, Kıraat ilminde imam olması dolayısıyla "Karî" lakabıyla meşhur olan Nureddin Ali bin Sultan Muhammed el-Karî, el-Herevî, el-Mekkî, el- Hanefî'dir.[4]

[4] Müellifimiz ülkemizde "Molla Aliyyü'l-Karî" diye tanınmaktadır. Hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgi için bkz.: Halil İbrahim Kutlay, el-İmam Aliyyü'l-Karî ve Eseruhu fi'l-Hadis, Daru'l-Beşairi'l-İslâmiyye, Beyrut 1987; ayrıca Diyanet İslâm Ansiklopedisi, "Aliyyü'l-Karî" maddesi: 2/403 (Çev.)

Aliyyü'l-Karî, en faziletli ilim Öncülerinden biri ve en seçkin muhakkiklerin önderi olup; İmam, Muhaddis, Fakîh, Usulcü, Müfessir, Kıraat âlimi, Kelâmcı, Münazara Üstadı, Feraiz âlimi, Sûfî, Tarihçi, Arap Dili, Nahiv ve Edebiyat üstadı idi.

Horasan şehirlerinin en büyüğü; makam, ilim ve fazilette en değerlisi olan, -bugün Afganistan sınırları içinde bulunan- Herat'ta dünyaya geldi. Herat âlimlerinden ders aldı. Daha sonra Mekke'ye göç etti ve oraya yerleşti. Mekke'nin meşhur âlimlerinden ilim elde etti. Hem Arap hem de Acem âlimlerinden ilim telakki etmek suretiyle her iki fazileti bir arada topladı. Anlatıldığına göre; her yıl güzel hattıyla, üzerinde kıraat ve tefsirden inciler bulunan bir mushaf yazıyor, bunu ücretle hediye ediyor, bununla bir yıllık geçim masraflarını karşılıyordu.

Allah, müellifimize nâdir bir zekâ, üstün bir akıl, ince bir anlayış, meseleleri tafsil ve tetkik hususunda sabır, tahkik konusunda hayrete değer bir aşk ve bunun yanında kolay anlaşılır bir ifade kabiliyeti lütfetmişti. Bu özelliklerle pek çok ilme dalma imkânı bulmuş, bu ilimlerden en zengin şekliyle hissedar olmuştu.

Müellifimiz; Fıkıh, Hadis, Tefsir, Kıraat, Usûl, Kelâm, Feraiz, Tasavvuf, Tarih, Tabakat, Teracim, Edebiyat, Arap Dili (Lügat), Nahiv, Vaz' İlmi ve benzeri ilimlerde, birkaç sayfalık risale ile on ciltlik kitap arasında değişen boy boy 125'i aşkın pek çok nâdir eser telif etmiştir. Bu eserleri, ana dili Arapça olmamasına rağmen, dilinde herhangi bir yabancılık tesiri hissedilmeksizin, imkânsız derecede basit (sehl-i mümteni') denilebilecek ama gerekli olanı ifade eden, gereksiz olandan uzak bir üslûpla, konuyu tam anlamıyla kuşatan, farklı ve nâdir güzellikte bir ifade tarzıyla kaleme almıştır.

İmam Abdül-Hayy Leknevî, Aliyyü'l-Karî hakkında; "Bütün eserleri, hicrî 1000 yılının başlarında kendisim "müceddid'lik derecesine eriştiren; konusunda nefis, nâdir ve faydalı eserlerdir", demiştir.

Asrında şöhreti pek çok ülkeye yayılmış, layık olduğu ilmî makama nail olmuştu. Hayatının sonuna kadar ilmi ve eserleriyle insanlığa faydalı olmaya devam etmiş, nihayet hicrî 1014 yılı Şevval ayında (1605 M.) Mekke-i Mükerreme'de vefat etmiş, Ma'lâ kabristanına defedilmiştir.

Vefatından haberdar olan Mısır âlimleri, ilimde ve din­deki imametini takdir etmeleri sebebiyle; Ezher Camii'nde büyük bir cemaatle gıyabî cenaze namazını kılmışlardı.

Allah Tealâ ona rahmet eylesin ve ona bol lütuf ve rızasını ihsan eylesin.

 

 KİTABIN ASIL NÜSHASI

 

Müellif Aliyyü'l-Karî merhumun biyografisini yazan pek çok ilim erbabı, onun "Uydurma Hadisler" konusunda iki ayrı eseri olduğunu zikretmiş, bazıları birine el-Mevzûâtü's-Sugra diğerine el-Mevzûâtü'l-Kübra ismini vererek birbirlerinden ayırdetmişlerdir. el-Mevzûatü'l-Kübra diye bilinen bu ikinci kitap, meşhur olan ve âlimlerin elinde dolaşan ki­tap olup yazma nüshaları da, birkaç baskı yapan matbu nüshaları da çoktur.

Üstad Aliyyü'l-Karî'nin "Uydurma Hadisler" konusunda iki ayrı eseri olduğunu öğrenip de onun bu iki eserinden biri olan el-Mevzûatü'l-Kübra sına vâkıf olduğumdan bu yana; yazma eserler kütüphanelerine ve fihristlerine başvuruyor, araştırıyor, hadis-i şerifle meşgul olan âlimlere el-Mevzûâtü's-Suğra adlı eserini soruyordum. Ama bu eseri gören ya da bilen birine rastlamıyordum. Bu durum yirmi yıldan uzun bir süredir devam etmişti.[5]

[5] Hindistan'a yaptığım ziyaretlerden birinde Rampur şehri Rıza Kütüphanesinde el-Masnû' fî Ma'rifeti'l-Mevzû kitabının iki yazma nüshasına vâkıf oldum. Ziyaret süresinin kısa olması, bana bu iki yazma nüshayı inceleme ve bunlardan istifade etme imkânı vermemişti. İnşaallah gelecek bir ziyarette bu fırsatı elde edeceğimi ümid ediyorum.

İki yıl önce (1387 H/1967 M) Cenab-ı Hak, bana Suudi Arabistan'ın Riyad şehrinde Şerîa Fakültesi'nde ders verdi­ğim sırada el-Mevzûâtu's-Suğra kitabının matbu nüshasına vâkıf olmayı nasib etti. Bu nüsha, kitabın Hindistan'ın Lahor şehrinde on dördüncü asır başlarında basılmış eski bir nüshasıydı. Buna vâkıf olmakla çok sevindim. Allah'a hamd olsun, aradığımı bulmuştum. Bu nüsha, matbu olmasına rağmen "Kibriti Ahmer'den daha nâdir" denilecek bir nüshaydı.

Kitabın bu ilk baskısı, (Matbau Muhammedi) matbaasında 40 sayfa olarak orta boydan biraz küçük basılmış, üzerin­de ne baskı tarihi, ne sahibi, ne de derleyenin ismi bulunmayan, makbul-gayri makbul bazı ta'likatın not edildiği bir nüsha olup haşiyelerinde Muhammed b. Tahir el-Fettenî (r.a)'nin Mecmeu Bihari'l-Envar kitabından alınma Tezkire-tü'l-Mevzûât hulâsası vardı. Kitabın bu baskısı çok hatalı bir baskı olup, tahrifat, değiştirme ve kelime düşüklüğü ile dolu bir baskı idi. Bu baskı hakkında kısaca: "Kitabı temize geçiren, bunun canına okumuş", diyebilirim.

Her neyse, yine de faydalı ve nâdir bulunan bu kitaba erişmemize vesile olması sebebiyle, Allah neşreden kişiyi her hayırla mükâfatlandırsın, diye dua ediyorum.

 

 KİTABIN TAHKİKİNDE İZLENEN YOL

 

Bu kitapta yaptığım ilk çalışma, önce asıl matbu nüshada olduğu gibi aynen yazmak, düzenledikten sonra da ikinci defa yazmak oldu.

Daha sonra kitabın ibarelerini ve hadislerini; müellifin diğer kitabı olan el-Mevzûâtü'l-Kübrdmn allâme tarihçi ve muhaddis üstadımız Muhammed Ragıb et-Tabbah (r.a)'ın huzurunda beldemiz Halep'te 1362 H. [1939 M.] yılında okuduğum bana ait nüshası ile birer birer karşılaştırarak tashih ettim. Aynı zamanda iki ayrı yazma nüsha ile karşılaştırdım. Yine onu müellifin nakilde bulunduğu ya da müelliften nakil yapan "uydurma hadisler kitapları" ile karşılaştırarak tashih ettim. Nihayet kitap, Allah'ın izniyle ilk düzgün şekline dönmüş oldu.

Kitabın asıl nüshasında ele alman hadisler, pek çok yer­de düzensiz olarak yer almış, zikredildiği (harfte) daha sonra yer alması gereken hadisler daha önce yer almış, daha önce yer alması gerekenler daha sonra yer almıştı. Bunun üzerine bu hadisleri yeniden kendi harflerinde ve asıl olması gereken yerlerinde düzenli bir şekilde zikrettim.

Bu kitaba yaptığım hizmette ve ta'likatta, okudukları her şeyi açık bir şekilde anlayarak net bilgi arzu eden kültürlü okuyucuların durumunu göz önünde bulundurduğum gibi, ilmî hususları da göz önünde bulundurdum. Rasûlullah (s.a.v)'a nisbeti sahih olsun-olmasın, manası kapalı olan kelime ve cümleleri şerh ettim. Zira her iki durumda da bunların anlaşılması, iyi bilinmesine ve ezberlenmesine yardımcı olacaktır.

Bazı durumlarda, hadisin derecesini açıklama yanında, delil getirilen lafzın manasını açıkladım ya da hadisin kültürel yönünü gözeterek örnekleri çoğalttım. Bazı sözlerin ken­dilerine nisbet edildiği şahsiyetler, meşhur imamlardan olmadıkları takdirde, bu zatların biyografilerini kısaca zikrettim.

Zira bir sözün sahibinin hayatının anlatılması, o sözün ya kabul ya da reddedilmesine destek olacak, ya da o sözle anlatılmak istenen asıl maksadı aydınlatacaktır.

Okuyucunun göreceği gibi, pek çok yerde müellif merhumu tenkit ettim. Zira müellifin bazı ifadelerinin, bu tenkitleri gerekli kıldığı görüşündeydim. Onun biyografisini veren bazı müellifler; "Onun uydurma hadislerle ilgili her iki kitabı hakkında bazı tenkitler bulunmaktadır", demişlerdir. Bu ki­taptan Allah'ın izniyle daha çok istifade edilebilmesi için; açıklama, inceleme, düzeltme ve tamamlama niteliğindeki tenkitleri kitaba ilâve ettim.

Sahih hadislerde uydurma hadise gerek bırakmayacak bir mana bulunduğu takdirde, bizi uydurma hadise muhtaç bırakmaması ve yalan olanın reddedilip onun yerine doğru olanın takdim edilmesi için bu sahih hadisleri zikrettim. Bu, gerçekten hayırlı, alternatif bir çalışma olmuştur.

Müellif, uydurma hadisin bir kısmına işaret etmişse, bu konuda ön bilgisi bulunmayan okuyucunun; hakkında hüküm verilen hadisi bilmesi ve verilen hükümden yararlanabilmesi için, bu uydurma hadisi ya tam metniyle ya da okuyucunun zihninde tam metnini canlandirabileceği bir ifade ile zikrettim.

Kitaptaki hadisleri, daha Önce işaret edildiği şekilde dü­zenledikten sonra sırasıyla numaralandırdım. Müellifin kitabın sonunda naklettiği paragrafları da kolaylıkla gönderme yapılabilmesi ve başvuru kolaylığı sağlayabilmesi için aynı şekilde numaralandırmaya tâbi tuttum. Hadisin tarihî veya edebî bir konuyla ilişkisi olduğu takdirde, konunun daha iyi anlaşılabilmesi ve okuyucunun başka eserlere başvurma ve araştırma yapma zorunda kalmaması için bu hususları da kısaca zikrettim.

Bazen müellifin, aynı hadis hakkında el-Mevzûâtü'l-Kübra kitabında bu kitapta verdiği hükümden farklı hüküm vermesi ya da farklı söz söylemesi sebebiyle verdiği hükmü tenkit ettim. 149 no.lu hadisin sonunda Mirkatü'l-Mefatîh Şerh Mişkâti'l-Mesabîh kitabına yaptığı göndermeden; müellifin, bu kitabını Mirkatul-Mefatîh kitabından sonra telif etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak müellif, bu kitabı el-Mevzûâtü'l-Kübra dan önce telif etmiş olmalıdır. Zira el-Meuzûâtü'l-Kübra'da uydurma olduğuna kesin hüküm verildiği halde bu kitapta yer almayan bazı hadisler bulunmaktadır.

Müellifin zayıf, hasen ve sahih hadisleri zikretmeksizin; "sadece (uydurma hadis)leri zikretme" şeklinde izlediği bu metodu, daha sonra Muhammed el-Kavukcî et-Tırabulsî (öl. 1305 H.) el-Lü'lüü'l-Marsû fîma Lâ Asle Lehû ev bi-Aslihi Mevzu kitabında ve Muhammed el-Beşîr Zafir el-Ezherî (öl. 1325 H.) Tahzîru'l-Müslimîn mine'l-Ehadîsi'l-Mevzûa ala Seyyidi'l-Murselîn kitabında aynı şekilde uygulamıştır. Ancak bu iki zat kendilerinden önce bu metodu uygulayan kimselere işaret etmemişlerdir. Bu son iki kitap da basılmıştır.

Hafız Sehavî'nin; el-Makasıdü'l-Hasene fi Bey ani Kesir mine'l-Ehadîsi'l-Müştehira ale'l-Elsine kitabının başında (s.3) de işaret ettiği gibi; (Uydurma Hadis)'in hadis diye adlandırılması, "Hadis" kelimesinin sözlük manasının dikkate alınması sebebiyledir.

Yalan sözün "Hadis" diye adlandırılmasına İmam Müslim'in Sahih'inin mukaddimesinde (1/62) naklettiği şu hadis, şahitlik etmektedir:

"Semura b. Cündüb ve Mugîre b. Şube (r.a)'den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Kim, yalan olduğunu bildiği veya zannettiği bir hadisi benden naklederse, o iki yalancıdan biridir."

Yani yalan hadis nakleden kimse, bu yalanı ilk söyleyen kişiye katılmış olur. Böylece her ikisi de günah ve sorumlulukta ortak olurlar. Rasûlullah (s.a.v), bu hadisinde yalan sözü "Hadis" olarak adlandırmaktadır.

 

 

KİTABIN İSMİ

 

Müellif Aliyyü'l-Karî, bu kitabının başında da, el-Mevzûâtü'l-Kübra'sının başında da bu iki kitaptan her biri için özel bir başlık zikretmemektedir. Belki de müellif, bu iki kitaptan her biri için tercih ettiği özel başlığı, bu iki kitaptan her birinin kapağında yazmakla yetinmiş olabilir. Fakat çoğunlukla hattatlar kitabın kapağında zikredilen başlığı aynen koruma konusunda serbest davranabilmekte, bazen bu konulan başlıklarda tasarruf edebilmektedirler. Bu sebeple de kitap başlıklarında bir nüshadan diğerine büyük farklılıklar görülebilmektedir.

Bu iki kitaptan her birinin adlandırılması konusunda âlimlerin ifadeleri birbirlerini tutmamaktadır. Abdülhayy el-Leknevî, Tuhfetü't-Talebe fi Tahkik Meshı'r-Rakabe kitabmda (s.4); (Boynu meshetmek, kıyamette boyna halka geçirilmesine karşı güvencedir), hadisi hakkında Aliyyü'l-Karî'nin sözünü nakletmekte ve nakledilen kitabı el-Masnû fi Ma'ri-feti'l-Mevzû şeklinde adlandırmaktadır. Halbuki Leknevî' nin müelliften aynen naklettiği ifadesi, el-Mevzûâtü'l-Kübra'da yer almakta, Sugra'da bu ifade yer almamaktadır.

Yine Leknevî, Tuhfetü'l-Ahyar fi İhyai Sünneti Seyyidi'l-Ebrar kitabında (s.172) (İhtilâfü Ümmeti Rahmetün) hadisi hakkında Aliyyü'l-Karî'nin sözünü nakletmekte ve nakledilen kitabı el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Mevzû şeklinde adlandırmaktadır. Halbuki zikredilen ifade, Sugra'da bulunmamakta, tamamıyla Kübra'da yer almaktadır.

Leknevî, es-Siâye fi Keşf ma fi Şerhi'l-Vikaye kitabında (1/442) {Mü'minin tükrüğü şifadır), hadisi hakkında Aliyyü'l-Karî'nin sözünü nakletmekte ve nakledilen kitabı yine el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Mevzû şeklinde adlandırmaktadır. Halbuki müelliften nakledilen bu söz, sadece Kübra'da yer almakta; Sugra'da hiç zikredilmemektedir.

Yine Leknevî'nin Rad'u'l-İhvan an Muhdesat Âhir Cum'ati Ramazan isimli risalesinde (s. 432) (Kim Ramazanın son Cuma günü farz namazlardan birini eda ederse...) hadisi hakkında Aliyyü'l-Karî'nin sözünü naklettiğini, nakledilen kitabı Tezkiretü'l-Mevzûât şeklinde adlandırdığını ve Aliyyü'l-Karî'nin sözü sona erdikten sonra; "Bu ifade, onun uydurma hadisler hakkında yazdığı el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Mevzû şeklinde adlandırılan diğer muhtasar risalesinde de aynen yer almaktadır", dediğini görmekteyiz.

Aliyyü'l-Karî'nin bu iki kitabın adlandırılması konusun­daki Aclûnînin Keşfü'l-Hafa daki (1/8) şu ifadesi de çelişkilidir:

"(Karî diyor ki) dediğimde; bununla Molla Aliyyü'l-Karî'nin uydurma hadisler hakkındaki el-Esraru'l-Merfûa fi'l-Ahbaril-Mevzûa şeklinde adlandırılan kitabı murad edilmektedir. Bu kitap ise Suğra ve Kübra diye bilinmektedir."

Aclunî, bu ifadesiyle aynı ismi iki kitabın ismi olarak kullanmış olmaktadır.

Birkaç sayfa önceki bir dipnotta (s. 20) Hindistan'a yaptığım ziyaretlerden birinde Rampur şehri Rıza Kütüphanesinde Aliyyül-Karî'nin Mevzuat kitabının iki nüshasını gördüğümü ifade etmiştim. Bu iki nüshadan her birinin üzerine el-Masnû fî Ma'rifeti'l-Mevzû ismi yazılı olup numaraları 897 ve 898 idi. Yine aynı kütüphanede kitabın 899 no.hı bir üçüncü nüshası bulunmakta olup onun üzerinde ise el-Esraru'l-Merfûa fi'l-Ahbari'l'Mevzûa yazılı idi. O zaman ziyaret süresinin kısa olması, bana bu iki yazma nüshayı iyi inceleyip isimlerinin muhtevaya uygun olup olmadığını te'kid edip istifade etme imkânını vermemişti.

Değerli hocam Abdülvehhab Abdüllatifin; İbn Arrak'ın Tenzihti'ş 'Şeriati'l-Merfûa kitabına yazdığı mukaddimede (Sin) sayfasında uydurma hadislerle ilgili eserleri sayarken şu ifadesi yer almaktadır:

"Bu konuda Aliyyü'l-Karî'nin Tezkiretü'l-Mevzûâti'l-Kübrâ ve's-Sugrâ yani el-Hibâtü's-Seniyyat ve el-Esraru'l-Merfûa adlı eserleri bulunmaktadır. Onun aynı zamanda el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Mevzû isimli bir risalesi de vardır."

Abdülvehhab Abdüllatif, bu ifadesinde de Sahavî'nin el-Makasıdü'l-Hasene kitabına yazdığı mukaddimede (H) sayfasındaki ifadesinde de, müellifin Sugra eserini el-Esraru'l-Merfûa adıyla adlandırmaktadır. Bu ise, az sonra göreceğimiz gibi bir hatadır.

Üstad Abdülvehhab, bu ifadesiyle Aliyyü'l-Karî'nin uydurma hadislerle ilgili kitaplarını üç kitap olarak kabul etmiş olmaktadır. Halbuki müellifin biyografisinde bu konuda zikredilen kitapları ikidir. Üstad Abdülvehhab, el-Makası-dü'l-Hasene kitabının mukaddimesinde de aynı yolu izlemiştir.

Doğru olan şudur ki; el-Mevzûâtü's-Sugrâ kitabı el-Masnû fî Ma'rifeti'l-Mevzû adıyla adlandırılan kitaptır. Bunu bizzat müellif Aliyyü'l-Karî, Şerhu Şerhi'n-Nuhbe kitabında Uydurma Hadis konusunda (s. 127) şu ifadesiyle açıkça belirtmektedir:

"-Zerkeşî ve diğerlerinden sonra Üstadlarımızın üstadı Süyûtî ve Sehavî, halk dilinde meşhur olan hadisleri derlemiş ve bunları gönüllere şifa verici bir şekilde açıklamışlar, bu hadisleri tahric edenleri belirtmişler ve geniş nakiller yaparak bazılarının batıl olduğuna hükmetmişlerdir."

"Ben de hadis âlimlerinin uydurma olduğu ve aslının batıl olduğu konusunda ittifak ettikleri hadisleri bir risalede topladım. Buna el-Masnû fi Ma'rifeti'l-Mevzû adını verdim. Hadis talibi, bundan müstağni kalamaz."

Bu kitaba verilen isim konusunda son söz budur. Ancak Kettanî'nin er-Risaletü'l-Müstatrafe kitabında (s. 153) ve Abdurrahman el-Muallimî'nin; Şevkânî'nin el-Fevaidü'l-Mecmûa kitabına yazdığı mukaddimede (s. 6) ve Üstad Ab­dülvehhab Abdüllatifin adı geçen her iki mukaddimesinde kitabın başlığında yer alan (Hadis) kelimesi, müellifin az önce zikri geçen ibaresinde yer almamaktadır.

Bu kelime, Şerhu'n-Nuhbe baskısında düşmüş olabileceği gibi; kitabın bazı yazma nüshalarında müellif tarafından veya kitabın konusunu daha açık bir şekilde ifade etmesi için bazı âlimler tarafından ilâve edilmiş olabilir.

Ben de bütün bu sebepleri dikkate alarak, kitabın muhtevasını daha net bir şekilde gösterdiği için, kitabın başlığın­da bu ilâve kelimeyi kullandım. Kitap için el-Masnû fî Ma'rifeti'l-Mevzû başlığı yerine, el-Masnû fî Ma'rifeti'l-Hadisi'l-Mevzû başlığım tercih ettim.

 

 UYDURMA HADİSLERLE İLGİLİ BAZI ISTILAHLAR

 

Değerli hadis âlimlerimizin; kendileri için belirledikle­ri, kitaplarında ve ifadelerinde üzerinde yürüdükleri, verdikleri hükümlerde mutlak ifadeleri üzerlerine inşa ettikleri özel ilmî ıstılahlar vardır.

Bu ıstılahları bilenler, doğru ve isabetli olan çizgiyi bu­lur, bunlardan habersiz olanlar yanlışlık ve tutarsızlığa düşebilirler. Bu ilmî ıstılahların pek çoğu, âlimlerin gönüllerin­de yaşamakta olup bunları kitaplarında yazıya geçirmemiş-lerdir. Bu ıstılahları yazıp tesbit eden âlimler ise pek azdır.

Bu takdim yazısında; okuyucunun bilgi sahibi olması, uydurma hadislerle ilgili bu ve benzeri kitapları okurken istifade etmesi için; hadis âlimlerinin uydurma hadislerle ilgili hükümlerinde ve sözlerinde riayet ettikleri ama önemli olmasına rağmen, uydurma hadisler konusunda eser veren zevatın büyük bir kısmının dikkatini çekmeyen bu kaidelerden bir kısmım burada zikretmeyi uygun görmekteyiz:

 

I. "BU HADİSİN ASLI YOKTUR" (LÂ ASLE LEHÛ)

 

Hadis âlimlerinin ıstılahlarından biri, bir hadis hakkın­da söyledikleri (Bunun aslı yoktur/Lâ asle lehû) ifadesidir. Bu ıstılah, farklı yerlerde farklı anlamlarda kullanılmaktadır:

A- Muhaddisler, bazen "Bu hadisin aslı yoktur, bu lafızla aslı yoktur, bunun aslı yoktur, bunun aslı bilinmiyor, aslı bulunamadı" ve benzeri ifadeler kullanmakta; bu ifadelerle söz konusu hadisle birlikte nakledilen herhangi bir isnadın bulunmadığını anlatmaktadırlar.

Hafız Süyûtî (r.a) Tedrîbü'r-Ravî'de (Hadis İlimlerinin Yirmi ikincisi) konusunun sonlarında (s. 195) şöyle demiştir: "Muhaddislerin, bir hadis hakkında; "Bunun aslı yoktur", sözü hakkında İbn Teymiyye şöyle diyor: Bunun manası, bu hadisin isnadı yoktur, demektir."

Abdülfettah —Ebu Gudde— diyor ki: Bir hadisin isnadı yoksa; bu hadisin hiçbir değeri olmayıp buna iltifat edilemez. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in mübarek sözlerinin bize nakledilmesinde ancak sabit ve sahih olan bir isnada ya da bunun yerine geçebilecek makbul bir isnada itimad edilebilir. Bu şekilde olmayan isnadın hiçbir değeri yoktur.

 

Bu kullanımın örneklerinden biri nebevi medihlerde, meselâ: Geyiğin Peygamberimiz (s.a.v)'e selâm vermesi hadisi hakkında kullandıkları "Bu hadisin aslı yoktur, ne söylenmesi ne de şiir olarak okunması caiz değildir", ifadesidir. Çünkü bu rivayet, apaçık bir yalandır. Bu yalanın Peygamberimiz (s.a.v)'in şemaili ile ilgili bir konuda söylenmesi, onun haram ve yasak oluşunu kat kat artırmaktadır.

Bu kitabın hadisleri arasında 91. no.lu hadisde müellif Aliyyü'l-Kari'nin şu sözü gelecektir:

"Geyiğin selâm vermesi hadisi" dillerde ve nebevî medhiyelerde meşhur olmuştur. İbn Kesir şöyle demiştir: "Bunun, aslı yoktur. Kim, bunu Peygamberimiz (s.a.v)'e nisbet ederse yalan söylemiş olur."[6]

[6] Söylenmesi veya şiir olarak okunması aynı şekilde caiz olmayan -uydurma- hadislerden biri, bazı nebevî medihlerde manzum veya nesir olarak söylenen; "Peygamberimiz (s.a.v)'in dünyaya geldiği gün Kisra'nın sarayının burçlarının sarsılması, sarayın on dört şahnişinin (balkon) yıkıldığı, İran'da bin yıldır sönmeyen ateşin söndüğü, Iran şehirlerinden Hemedan ve Kum arasında bulunan susuz ve kurak Sâve gölünün taştığı, İran hükümdarlarından Lûbezan'ın bir rüya gördüğü ve bu rüyanın Arap Kâhini Satîh tarafından yorumlandığı..." şeklindeki rivayettir.

Hadis olarak nakledilen bu rivayet sahih değildir. Ne söylenmesi ne de şiir olarak okunması caiz değildir. Bu yalanın Peygamberimiz (s.a.v)'in şemaili ile ilgili bir konuda söylenmesi ve olağanüstü olaylar hakkında olması onun yasak oluşunu kat kat artırmaktadır. Bazı âlimlerin siyer veya tarih kitaplarında bunu zikretmeleri, meselâ: İbn Cerir et-Taberî'nin Tarih'inde (2/131-132); Ebû Nuaym el-Isfahanî'nin Delâilü'n-Nübüvve (s.96-99); Beyhakî'nin Delâilü'n-Nübüvve (1/67-71) Kastallânî'nin el-Mevahibü'l-Ledünniyye (1/23); Zürkanî'nin Şerhu Mevahibi'l-Ledünniyye (1/121-122); Süyûtî'nin el-Hasâisu'l-Kübra (l/51)'da bu gibi haberleri zikretmeleri sakın seni aldatmasın. Zira bu müellifler ve benzerleri, eserlerinde bir konuda nakledilen, sahih olan-olmayan bütün rivayetleri, doğru ve sahih olarak kabul ettikleri için değil; bu rivayetlerin tescil edilip bilinmesi, araştırılıp incelenebilmesi için aynen nakletmektedirler. İmam İbn Cerîr et-Taberî (r.a), Tarih'inin mukaddimesinde şöyle demiştir: "Bu kitabımızı inceleyen şunu iyi bilmelidir ki; burada zikrettiğim bütün rivayetlerde itimadım, rivayet ettiğim haberler ve ravilerine isnad ettiğim nakillerdir. Bu kitabımda geçmişlerin haberleriyle ilgili olarak zikrettiğimiz bir haberin sahih bir delilini, hakikî manasını bilemediği için; okuyucunun münker, dinleyicinin şeni' gördüğü bir haber yer alırsa; okuyucu bu haberin bizim tarafımızdan değil, haberi bize nakleden kimselerden bu şekilde geldiğini, bizim sadece bize gelen haberleri geldiği şekliyle aynen naklettiğimizi bilmelidir."

İmam Hafız Süyûtî de el-Hasais’u'l-Kübra'da (1/47-49) Ebu Nuaym el-Isfahanî'nin Delâilü'n-Nübüvve kitabında yer alan; Peygamberimiz (s.a.v)'in doğumu esnasında meydana geldiği söylenen, kasideci ve hikayecilerin Mevlid-i Nebî konusunda naklettikleri acaip olayların zikredildiği, yalan olduğu gayet açık ve net olan, baştanbaşa çirkin ve uydurulmuş acaip haberlerden olan; üç uzun hadis naklettikten sonra; şöyle demiştir: "Bu haber ve bundan önceki iki haber son derece münkerdir. Kitabımda bu hadislerden daha münker hadis zikretmedim. Bunları zikretmeye gönlüm razı değildi. Ancak bu konuda Hafız Ebu Nuaym'e tâbi oldum."

Hafız îbn Hacer, Fethu'l-Bari’de (6/410) Efendimiz (s.a.v)'in iki omuzu arasındaki Peygamberlik Mührü babı'nda Siyer-i Nebî müelliflerinin bu konuda naklettikleri sahih olmayan haberleri zikrettikten sonra; bu haberlerin zayıf ve bâtıl olduklarını belirtmeksizin, sessiz bir şekilde zikretmelerini yadırgamıştır.

Hafız Zürkanî, Şerhu'l-Mevahibi'l-Ledünniyye'de (1/156-157) bu haberleri zikrettikten sonra Hafız îbn Hacer'in şu sözünü naklet-miştir:

"Şeyhul-İslâm Hafız İbn Hacer Fethu'l-Barî'de şöyle demiştir: Bu hadislerden hiçbiri sabit olmamıştır. Bunların bazıları bâtıl, bazıları ise zayıftır. Bu çeşit haberlerin sükût edilerek nakledilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Hafız Kutbeddin Şerhu's-Sîre'de bu haberlerin tamamını zikrederek uzun uzun nakiller yapmıştır. Hafız Moğoltay da ez-Zehru'l-Basim'de ona tâbi olmuş, bu hadislerin duru­mu hakkında bir açıklama yapmamıştır. Doğru olan, zikrettiğim hükümdür. Bu hadislerden İbn Hıbban'ın Sahih 'indeki ifadelere aldanma. Zira o, bu hadislerin durumundan habersiz kalmış, bu hadisleri sahih olarak kabul ederek, Sahih'ine almıştır." İmam Hafız Irakî (r.a) Elfıye'sinin başında Siyer-i Nebî hakkında şöyle demiştir:

"İlim talibi bilsin ki, Siyer;

Sahihi de, münkeri de ihtiva eder.

İsnadları olmasa da muteber;

Siyer âlimlerinin anlattıklarını hep zikreder."

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: "Kisra'nın sarayının burçlarının sarsılması... hadisi, isnadının munkatı (kesintili) olması yanında münker hadislerdendir. Hafız Zehebî Tarihu'l-îslâm'da (1/28): Bu münker ve garib bir hadistir, demiştir."

Hadis alimleri, (Münker) lafzını çoğunlukla (Mevzû/Uydurma) anlamında kullanmaktadırlar. Bu ifade ile söz konusu hadisin isnadının zayıflığı ve sabit olmaması yanında manasının münker (yadırganır, kabul edilemez) olduğuna işaret etmektedirler. Nitekim Hafız Zehebî'nin Mizanü'l-İ'tidal fi Nakdi'r-Rical kitabı gibi cerh edilen râvilerle ilgili kitaplarda; İbn Arrak'ın Tenzihü'ş-Şerîati'l-Merfâa ani'l-Ahbari'l-Mevzûa kitabı ve elinizdeki Masnû kitabı gibi uydurma hadisler kitaplarında bu mananın yaygın olarak kullanıldığım görebilirsiniz. Meselâ, kitabımızdaki 66 ve 398 no.lu hadislerle; 406, 453, 455 ve 463 no.lu paragraflara bakılabilir. Buralarda (münker) lafzı, (mevzû/uydurma) anlamında kullanılmıştır. Ayrıca şu anda tesbit edebildiğim şu Örneklere de bakabilirsiniz: İbnü’l Cevzî, Mevzuat: 2/13; Mizanü'l-Î'tidal: 1/47; 3/129, 449; 4/211-212; Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Merfûa: 1/134 Hadis No: 5; 1/135 Hadis No: 7; 1/146 Hadis No: 35; 1/148 Hadis No: 40; 1/170 Hadis No: 2; 1/171 Hadis No: 6; 1/193 Hadis No: 42; 1/193 Hadis No: 43; 1/308 Hadis No: 81; 1/334 Hadis No: 20; 1/341 Hadis No:l; 1/353 Hadis No: 39; 1/374 Hadis No: 94; 2/32 Hadis No: 16; 2/36 Hadis No: 41; 2/205 Ha­dis No: 24; 2/292 Hadis No: 33, 34; 2/309 Hadis No: 85; 2/320 Hadis No: 4. Bu konu istifade edilecek konulardan olup bu konuda daha önce yazan bir kimse görmedim. Cenab-ı Hakka ihsan ettiği lütfundan dolayı hamdolsun.

 

 

B- Muhaddisler, bazen de isnadı bulunan (müsned) hadis hakkında "Bu hadisin aslı yoktur," ifadesini kullanmakta; bu ifadeyle söz konusu hadisin nisbet edildiği sahabî veya tabiî'ye, ya da Allah Rasûlü (s.av.)'ne yalan yere nisbet edilen uydurma bir hadis olduğunu ifade etmektedirler. Bu durum, hadisin bir senedi olup da bu senedinde yalancı veya hadis uydurmacısı bir râvi bulunduğu ya da nakledilen sözün yalan olduğunu haykıran açık bir delil veya karine bulunduğu takdirde söz konusudur. Dolayısıyla muhaddislerin böyle bir hadis hakkındaki; "Bunun aslı yoktur", ifadesi bu hadisin her hangi bir senedinin bulunmadığı değil, bu hadisin yalan olduğu anlamına gelmektedir.

Bu çeşit kullanımın örneklerinden biri, Hafız İbn Hacer'in Tehzîbü't-Tehzîb kitabında (11/52-53) hadis ravilerinden (Hişanı b. Ammar ed-Dimaşkî)'nin biyografisindeki şu ifadesidir: "Ebu Davud diyor ki: Hişam, senedi olan ama hiçbir aslı olmayan dört yüz hadis rivayet etmiştir." Bu ifade­nin benzeri, Hafız Zehebî'nin Mizanü'l-Î'tidal kitabında (2/302) nakledilmektedir.

Bu kullanımın örneklerinden biri, Hafız Zehebî'nin Mizanul-İ'tidal kitabında (4/268) hadis râvilerinden (Nuaym b. Hammad)'ın biyografisindeki şu ifadesidir:

"Nuaym, İsa b. Yunus'dan, o Hariz b. Osman'dan, o da Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr'den, o da babasından, babası da Avf b. Mâlik'den merfû olarak -yani senediyle Peygamberimiz (s.a.v)'den—rivayet ediyor: Ümmetim yetmiş küsur fırkaya ayrılacak. Bunlar arasında ümmetim için en büyük fitne: Dinî emirlerde kendi görüşleriyle kıyas yapan ve bununla haramı helâl, helâli haram kılanlardır."

Muhammed b. Ali b. Hamza el-Mervezî anlatıyor: Yahya b. Maîn'e bu hadisi sordum. İbn Maîn:

- Bunun aslı yoktur, dedi. Bunun üzerine:

- Peki!. Hadisi rivayet eden Nuaym nasıl biridir? dedim. İbn Maîn:

- Sika (Güvenilir bir ravi)'dir, dedi. Ben:

-  Peki!. Böyle güvenilir bir ravi, nasıl bâtıl bir hadisi nakledebiliyor? dedim. İbn Maîn:

- Makbul olduğunu zannederek nakletmiş olabilir, dedi.

Ebu Davud diyor ki: Nuaym b. Hammad'm Peygamberimiz (s.a.v)'den senediyle rivayet ettiği yirmi kadar hadis vardır ki, hiç bîrinin aslı yoktur. Ebu Zür'a ed-Dimaşkî diyor ki: Nuaym b. Hammad'm bize Velid b. Müslim'den; onun İbn Câbir'den; onun da İbn Ebî Zekeriyya'dan; onun da Reca b. Hayve'den; onun da Nevvas b. Sem'an'dan rivayet ettiği; "Allah vahiyle konuştuğu zaman..." hadisini hocam Dühaym'e arz ettim. Dühaym: Bunun aslı yoktur, dedi." Hafız Zehebî'nin Afgan'daki ifadesi burada sona ermektedir.

Hafız Süyûtî'nin el-Leâli'l-Masnûa fi'l-Ehadîsi'l-Mevzûa kitabında ve onun kaynağı olan İbnül-Cevzî'nin tenkid edi­len kitabı el-Mevzûât kitabında pek çok yerde her iki âlimin de senediyle hadisi zikredip: (Bu hadis bâtıldır, aslı yok­tur); ya da (Uydurmadır, Allah Rasûlü'nün sözü olarak aslı yoktur) dediklerim görüyorsun. Bu örneklerden biri için bakınız: el-Leâli'l-Masnûa: 1/11

İşaret ettiğim yerlerden biri de İbnü'l-Cevzî (r.a)'nin; el-Mevzûât kitabında (1/331-332) "Osman b. Affan'ın Faziletleri Babı"nda zikrettiği şu ifadesidir: "İbrahim b. Abdillah el-Farisî anlatıyor: Bize Yahya b. Şebib el-Yemanî anlattı. Dedi ki: Humeyd et-Tavil'in, bize Enes b. Mâlik'den rivayet ettiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: "Cennete girdim. Bir elma aldım ve onu kestim, içinden bir huri çıktı. Gözlerinin kirpikleri kartal tüyleri gibiydi. Bu huri kıza: Sen kime aitsin? dedim. Ben Osman b. Affan'a aidim, dedi."

Muhammed b. Seriyy el-Kantarî anlatıyor: Bize Yahya b. Şebib; Humeyd'den; o da Enes'den rivayet ettiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: "Cennete girdim. Elime bir elma konuldu. Onu elimde evirip çevirmeye başladım. Elma parçalandı, içinden hoşlanılacak bir huri çıktı. Kaşları kartalların pençelerinin tüyleri gibiydi. Bu huri kıza: Sen kime aitsin? dedim. Ben haksız yere öldürülen Osman b. Affan'a aidim, dedi." Bunu Abbas b. Muhammed el-Alevî, Ammar b. Harun el-Müstemlî'den; o Hammad b. Seleme'den; o Sabit'ten; o da Enes'den aynı şekilde rivayet etti.

(İbnü'l-Cevzî diyor ki:) Bu hadisin Allah Rasûlü (s.a.v)'nden nakli sahih değildir. İlk iki tarikin birleştiği nokta (Yahya b. Şebib)'dir. Onun hakkında İbn Hıbban: Sevrî'nin rivayet etmediği hadisleri Sevrî'den rivayet etmiştir. Bu râvi, hüccet olarak kabul edilemez, demiştir.

Üçüncü tarik râvileri arasında (Abbas b. Muhammed el-Alevî) bulunmaktadır. İbn Hıbban onun hakkında: Ammar b. Harun'dan aslı olmayan hadisler rivayet etmektedir, demiştir.

(İbnü'l-Cevzî devamla diyor ki:) Bu hadis, ne Hammad, ne Sabit, ne Enes, ne de Allah Rasûlü (s.a.v)'nün kelâmından hiçbir aslı bulunmayan bir şeydir. Ukaylî: Bu hadis, uydurmadır, aslı yoktur, demiştir." İbnü'l-Cevzî'nin Mevzûat'taki ifadesi burada sona ermektedir.

Gazzalî, İhyâu Ulûmi'd-Diride (4/606) "Her Gün Okunan Evradın Tertibi" bölümü birinci babında; Kürz b. Vebere'nin; Şam halkından bir adamdan, onun da ibrahim et-Teymî'den rivayet ettiğine göre; Hızır aleyhisselâm, İbrahim et-Teymî'ye -iki sayfayı aşan uzun bir dua olan- el-Müsebbeatü'l-aşr duasını Öğretti ve Bu duayı bana Muhammed (s.a.v) verdi, dedi" hadisini zikretmektedir.

Hafız Irakî de İhya Tahrici'nde bu hadis hakkında şu notu düşmüştür: "Kürz b. Vebere hadisinin aslı yoktur. Hızır'ın Peygamberimiz (s.a.v) ile buluştuğu ya da buluşmadığı, Hızır'ın hayatta, olduğu ya da vefat ettiği şeklinde hiçbir hadis sahih değildir."

Gördüğünüz gibi, bütün bu hadislerin isnadı bulunmak­tadır. Ancak bu isnadlar çürük ve düşük isnadlardır. Bu sebeple hadis âlimleri bu hadisler hakkında: Bunların aslı yoktur, demişlerdir. Bu ifadeleriyle bunların uydurma ve yalan hadisler olduklarını anlatmak istemektedirler.

 

C- Hadis âlimleri bazen de; "Bu hadisin ne kitapta ne de sahih veya zayıf sünnette aslı yoktur", demektedirler. Bununla söz konusu hadisin manasının ve muhtevasının şer'î nasslardan tamamen uzak olduğunu ve bunun manasını genel olarak destekleyecek bir delil bulunmadığını ifade etmektedirler.

 

D- Hadis âlimleri bazen de; "Bu hadisin ne kitapta ne de sahih sünnette aslı yoktur", demektedirler. Bununla söz konusu hadisin manasının ve lafzı muhtevasının ne Kur'ân-ı Kerim'de, ne de Allah Rasûlü (s.a.v)'nden sabit olan sahih bir hadiste yer almadığını ifade etmektedirler. Bu konudaki olumsuz ifadeleri, bu hadisin muhtevasının sabit olan şer'î nasslarda bulunmadığını, zayıf rivayetlerde bulunabileceği şeklinde anlaşılabilir.

Bu ifadeler arasındaki farklılık, bu ilimle meşgul olanlar tarafından kolaylıkla anlaşılmaktadır. Önceki Örneklerde geçtiği gibi; bu farklılık bazı karinelerle de anlaşılmaktadır. [7]

[7] Yukarıda zikredilen bu ifadeler, (Lâ asle lehû/Bunun aslı yoktur)

 

 II. "BU HADİSİ BİLMİYORUM" (MA VAKAFTÜ ALEYH)

         "Bunu bilmiyorum", "Bunu bilemedim", "Buna vâkıf olamadım", "Bunun aslını bilmiyorum", "Bunun aslı yoktur) olumsuzluk sigasıyla gelmiştir. Bunun yanında olumlu siga ile gelen (Lehû aslün/Bunun aslı vardır) ifadesi de zikredilebilir.

Hadis âlimlerinin; (Asıl) kelimesini hem olumlu hem de olumsuz olarak kullandıklarının belirtilmesi ve bu ifadeler arasındaki farklılığın daha açık şekilde ortaya konulması için burada muhaddislerin (Lehû aslün/Bunun aslı vardır) şeklindeki ifadelerini de zikretmeyi arzu ettim. Zira birbirlerine zıt olanlar, birbirlerinin güzelliklerini ortaya koyarlar. Eşya zıddı ile ayırdedilebilir.

(a) Hafız İbn Hacer Hedyü's-Sarî kitabının sonunda (2/201) İmam Buharî'nin biyografisinde şöyle demiştir: "Süleym b. Mücahid diyor ki: Muhammed b. İsmail -yani Buharî- bana şöyle dedi: Sahabe ve tabiîn hadislerinden -yani mevkuf hadislerden- rivayet ettiğim her hadisin mutlaka Allah'ın Kitabından ve Rasûl'ünün Sünnetinden bir aslı vardır."

Buharî'nin buradaki (Mutlaka onun bir aslı vardır), ifadesi o hadisin Kitab ve Sünnette sabit olduğunun ifadesidir. Zira sahabe ve tabiînin dinî meselelerdeki sözleri, onların Kitab ve Sünnet bilgilerine dayanır. Söz konusu hadisin (aslının var olması)'nın anlamı budur.

b) İbn Arrak, Tenzihü'ş-Şerîati'l-Merfûa kitabında (2/383) şu hadisi nakletmektedir: "Cennette bir çarşı vardır. Orada alış veriş yok, sadece kadın-erkek suretleri (resimleri) vardır. Bir erkek bir sureti beğenirse o surete girer. Orada hiçbir kimsenin benzerlerini görmediği güzellikte beyaz gözlü huriler topluluğu vardır. Onlar yüksek sesle şöyle derler: Biz ebedîyiz, yok olmayız. Biz razı olanlarız, hiç kızmayız. Biz yumuşak tenlileriz, hiç kurumayız. Ne mutlu bizi alanlara!. Ne mutlu bizim aldıklarımıza!.." (İbn Arrak devamla diyor ki:) "Bu hadisi Abdullah b. Ahmed, Zevâidü'l' Müsned'de Hz. Ali (r.a) hadisi olarak rivayet etmiştir. Bu hadis, sahih değildir. İsnadında (Abdurrahman b. İshak Ebu Şeybe el-Vasitî) vardır. O, metruk (günlük hayatta yalancılıkla suçlanması sebebiyle terk edilen) bir râvidir."

İbn Hacer el-Kavlü'l-Müsedded'de îbn Arrak'ın bu görüşünü tenkit etmek üzere şöyle demiştir: "Bu hadisi Tirmizî, adı geçen (îbn İsdım", "Bunun aslına vakıf olamadım," "Bu lafızla bilmiyorum", "Bu lafızla görmedim", "Bunu bulamadım", "Bunu bu şekilde bulamadım", "Bu konuda hiç bir şey vârid olmadı", "Ne bunu tahric eden, ne de isnadı bilinmiyor" ve benzeri..) tariki ile tahric etmiş ve "garibdir", demiş, aynı râvinin bir başka hadisinin "hasen" olduğuna hükmetmiştir. Hakim, bu râvi tarikıyla gelen bir başka hadisin "sahih" olduğuna hükmetmiştir. İbn Huzeyme de Sahih'inde onun hadisini tahric etmiş, ancak "(Abdurrahman) hakkında hâlâ gönlümde bir şeyler var", demiştir. Bu hadisin Câbir hadisi olarak gelen bir şahidi bulunmaktadır. Bu şahidi Taberanî el-Evsat'ta; Ebu Nuaym Sıfatü'l-Cenne kitabında rivayet etmiştir. Bunun senedinde (Câbir b. Yezid el-Cu'fî) bulunaktadır. Bu râvi ise, zayıftır.

Bu hadiste garip karşılanan husus, "Bir erkek -oradaki- bir sureti beğenirse, o surete girer", ifadesidir. Kanaatimce; orada o sureti beğenen erkeğin şekli değişmekte, oradaki surete benzemektedir, yoksa gerçekte o suretin içine girecek değildir.

Suretler ve resimlerle ilgili cümle hariç; (Cennetteki çarşı) hadisinin aslı Müslim'in Sahih'inde Enes hadisi olarak, Tirmizî ve ibn Mace'de ise Ebu Hureyre hadisi olarak geçmektedir." İbn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

Hafız îbn Hacer, az önce geçen ifadesinde bu hadisin bir kısmıyla ilgili olan ve çeşitli tariklerle gelen sahih bir aslının bulunduğu kanaatine varmıştır. Bu da sonuçta Müsned hadisinin bir aslının bulunduğunu, böylece İbnü'l-Cevzî'nin verdiği "uydurma hadis" hükmünün reddedilmesi gerektiğini göstermektedir.

c) Allâme Aliyyü'l-Karî'nin Mirkatü'l-Mefatîh Şerhu Mişkâti'l-Mesabîh kitabında (4/445) şu ifade yer almaktadır: "Hadis şarihlerinden biri diyor ki: Akîk taşından yüzük kullanılması, onun fakirliği gidermesi, mübarek oluşu ve akik taşından yüzük kullanan kimsenin daima hayır içinde olacağı hakkında rivayet edilen hadislerin hiç biri, hadis hafızlarının ifadelerine göre sabit değildir. (Aliyyü'l-Karî devamla şöyle diyor:) "Akik taşından yüzük kullanın. Zira o mübarektir", hadisini Ukaylî Zayıf Râviler kitabında; îbn Lâl Mekârimü'l-Ahlâk kitabında, Hakim Tarihinde; Beyhakî, Hatib, İbn Asakir ve Deylemî Müsnedü'l-Firdevs kitabında Hz. Aişe (r.anhâ)'dan rivayet etmiştir. Hadis tariklerinin çokluğu hadisin aslının bulunduğunu göstermektedir....

Süyûtî, Tedrîbü'r-Ravı'de (s.195) Hadis Çeşitlerinin Yirmi Üçüncüsü konusunun sonlarında diyor ki: "Hafız İbn Hacer: Hadisler hakkında derin bilgisi olan münekkıd bir hadis hafızı, bir hadis hakkında; "Bunu bilmiyorum", derse; o hadisin reddi konusunda bu ifadeye güvenilir, demiştir."

Süyûtî devamla diyor ki: "Zira hadislerin derlenmesinden ve telif edilen kitaplara başvurulmasından sonra, bir hafızın başka hadis hafızlarının ifadeleri hakkında bilgi sahibi olmaması uzak bir ihtimaldir. Tercih edilen görüş, böyle bir hadisin bulunmadığı şeklindedir."

 

Yine Süyûtî, aynı eserde (s.180) Hadis Çeşitlerinin Yirmi Birincisi konusunda şöyle diyor: "İbnü's-Sübkî'nin Cem'u'l-Cevami' adlı eserinde Mahsul ve başka eserlerden naklen deniliyor ki: Yalan olduğu kesin olan hadislerden biri, rivayetler arasında derin araştırma yapıldığı halde ne râvilerin gönüllerinde ne de kitapların derinliklerinde bulunamayan hadislerdir. Mu'temed müellifi bu şekilde ifade etmiştir. Izz b. Cemâa da şöyle demiştir: Bu konunun kesinlik ifade ettiği tartışılabilir. Ancak bu durumun zann-ı gâlib ifade etmesi kesin olan son noktadır."...Aliyyü'l-Karî'nin sözü burada sona ermektedir.

Aliyyü'l-Karî'nin; (Hadis tariklerinin çokluğu hadisin aslının bulunduğunu göstermektedir), ifadesi hadisin sonuçta sabit olduğunu göstermektedir. Bunun örneklerinden biri elinizdeki kitapta "Din, temizlik üzerine bina edilmiştir", şeklindeki 86. hadiste gelecektir. Bu hadis hakkındaki notumuzda hadisin aslının bulunduğunu yani sonuçta hadisin sabit olduğunu göreceksiniz. Bu İfadenin benzerleri, tahric kitaplarında göreceğiniz gibi, sayılamayacak kadar çoktur.

İbn Arrak Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Merfûa (1/7-8) şöyle diyor "Uydurma hadisin bazı alâmetleri vardır: Bunlardan biri İmam Fahreddin Razî'nin zikrettiği gibi; hadisin hadislerin istikrar bulup derlenip toplandığı bir zamanda rivayet edilmiş olup araştırıldığı halde ne râvilerin hafızalarında ne de kitapların derinliklerinde bulunamamasıdır. Sahabe asrına yakın dönemde henüz hadisler istikrar bulup derlenmemişti. O dönemde ravilerden biri başkalarının bilmediği bir hadisi rivayet edebilirdi.

Hafız Alâî diyor ki: "Böyle bir araştırmayı İmam Ahmed, Ali b. Medînî, Yahya b. Maîn ve bunlardan sonra yaşayan Buharı, Ebu Hatim, Ebu Zür'a ile sonrakilerden Nesaî, Darakutnî gibi; ancak bütün hadisler hakkında ya da hadislerin büyük çoğunluğu hakkında bilgi sahibi olan büyük hadis hafızı yapabilir.

Zira bir hadisin uydurma olduğuna hükmedebilmek, -genellikle- hadisin bütün tariklerinin toplanması ve uzak beldelerde rivayet edilen hadislerin tamamı veya büyük bir kısmı hakkında bilgi sahibi olmakla mümkündür. Ravilerin rivayet ettikleri hadislerle rivayet etmedikleri hadisler ancak bu şekilde ayırdedilebilir. Bu mertebeye ulaşmayanlar, bulamadığı bir hadis için nasıl uydurmadır diye hükmedebilirler?

İbn Arrak devamla diyor ki: Bundan anlıyoruz ki, Hafız Alâî'nin zikrettiği hadis hafızlarından biri veya onların emsali [8] böyle bir zat bir hadis hakkında; "Ben bunu hadis olarak bilmiyorum", ya da "Bunun aslı yoktur", derse bu ifade, o hadisin uydurma olduğuna hükmedilmesi için yeterlidir. Doğrusunu bilen Allah'tır!.." İbn Arrak'ın ifadesi, parantez arası ilavesiyle birlikte burada sona ermektedir.

[8] Meselâ: Hafız Ziyaeddin Makdisî, İbn Salâh, Münzirî, Nevevî, İbn Dakikı'1-Iyd, İbn Teymiyye, Mizzî, Zehebî, Sübkî, Zeylaî, İbn Kesîr, İbn Receb, Irakî, Heysemî, İbn Hacer, Sehavî, Süyûtî gibi son dönem hadis hafızları da bunlara ilave edilebilir.

 

 III. "BU HADİS SAHİH DEĞİLDİR" (LÂ YASIHHU)

 

Bir hadis hakkında: "Sahih olamaz", "Sabit olamaz", "Sahih olmadı", "Sabit olmadı", "Sahih değildir", "Sabit değildir", "Bu konuda hiçbir şey sabit olmadı" gibi tâbirler zayıf râviler veya uydurma hadisler kitaplarında kullanıldığında bu ifadeler; "Bu hadis uydurmadır, kesinlikle sahih (makbul) olarak nitelendirilemez" demektir.[9]

[9] Hadis hafızları, kendi görüşlerine göre hadislere verilecek hüküm açık olsa bile; hükümlerinde ve lafızlarında daima gözettikleri ihtiyatlı ifade kullanma prensibini korumaları; açık ve net lafızlara ancak önemli bir münasebet olduğu takdirde nadiren başvurmaları sebebiyle bu ifadeleri kullanmaktadırlar.

Bu ifadeler, ahkâm hadisleri hakkında kullanıldığında ise, bu ifadelerle anlatılmak istenen husus, bu hadisin ıstılahı anlamda "sahih olmaması"dır.

Üstadımız İmam Kevserî (r.a) İntikadü'l-Mugnî ani'l-Hıfz ve'l-Kitab adlı esere yazdığı takdim yazısında (s. 11) diyor ki: "Uyarı: Zamanının nâdir müsnid hadis âlimlerinden İbn Himmat ed-Dimaşkî, et-Tenkît ve'l-İfade fi Tahric Ehadîs Hatimeti Sifri's-Seâdeh kitabında diyor ki: 'Buharı gibi ahkâm hadisleri hakkında eser yazan âlimler (Lem yasıhh/Sahih değildir) ifadeleriyle ıstılahı anlamdaki sahihliği ifade etmektedirler.' Uydurma hadisler ve zayıf râviler hakkında eser yazan âlimler ise (Lem yasıhh/Sahih değildir) ve (Lem yesbüt/Sâbit değildir) ifadeleriyle daha genel bir manayı ifade etmektedirler. Birinci ifadeye göre; ıstılahı anlamda sahih olmayan hadis; hasen veya zayıf olabilir. İkinci ifade ise hadisin batıl ve asılsız olduğunu gerektirir."

Üstadımız İmam Kevserî (r.a) adı geçen kitabın mukaddimesinde (s. 9) Ukaylî'nin Zayıf Râviler kitabında Sahihayn ricalinden pek çok kimseyi cerh etmesi tavrıyla ilgili olarak diyor ki: "Ukaylî'nin bu kitabı zayıf râviler hakkında olduğuna göre -bir hadis hakkındaki- (La yasıhh/Sahih değildir) ve (Lâ yesbütü/Sabit değildir) şeklindeki ifadelerden; zamanının nâdir müsnid hadis âlimlerinden İbn Himmat ed-Dimaşkî'nin dediği gibi; o hadisin yalan olarak uydurulmuş manası anlaşılmaktadır.

Yine üstadımız. Kevserî, Makalâtü'l-Kevserî kitabında (s. 391) şöyle diyor: "Hadis münekkıdlerinin zayıf ve metruk râviler kitaplarında bir hadis hakkındaki (Lâ yasıhh/Sahih değildir) şeklindeki ifadeleri, bu ilim ehlinin açıkça ifade ettikleri gibi; bu hadisin bâtıl olduğu manasında olup "sahih olmasa bile hasendir" manasında değildir. İntikadü'l-Muğni mukaddimesinde açıkladığım gibi; ahkâm hadisleri kitaplarında durum tamamen farklıdır."

 

"SAHİH DEĞİLDİR" (LÂ YASIHHU) ISTILAHININ ÖZEL KULLANIMINDAN HABERSİZ OLAN BAZI GÜNÜMÜZ ALİMLERİ

 

 

Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki: Son dönem ve çağdaş âlimlerden pek çoğu (Lâ yasıhhu) ıstılahının kullanılış şeklinden habersiz bulunmaktadırlar.

 

1. Bedreddin ez-Zerkeşî: Bu ıstılahtan habersiz olan son donem âlimlerinden biri: İmam, muhaddis, fakîh, usulcü, çok yönlü âlim Bedreddin Ebû Abdillah Muhammed b. Bahadur b. Abdillah ez-Zerkeşî eş-Şafiî el-Mısrî (r.a)'dir. (745-794).

Süyutî'nin el-Leâli'l-Masnûa (1/11), İbn Arrak'ın et-Tenzîhü'ş-Şeriati't-Merfûa (1/140) ve Leknevî'nin er-Raf ue't-Tekmîl kitabında (II. bsk s.138) naklettiği gibi; Zerkeşî, İbn Salalın Mukaddimesi üzerine yazdığı ......inde şöyle demektedir:

"Bizim (Bu hadis uydurmadır) sözümüz ile (Lâ yasıhh/ Sahih değildir) sözümüz arasında büyük fark bulunmaktadır. Zira birincisi yalan ve uydurmayı isbat etmekte, ikincisi ise hadisin hiç sabit olmadığını haber vermektedir. Bu ikinci ifadeden hadisin mevcut olmadığı anlamı çıkmaz. Bu mana, İbnü'l-Cevzî'nin (La yasıhh/Sahih değildir) ve benzeri ifadeler kullandığı her hadiste bulunmaktadır." Zerkeşî'nin sözü burada sona ermektedir.

Zerkeşî'nin bu sözü iki açıdan tenkide değer bulunmaktadır:

Birincisi: Bu ifadelerin ahkâm hadisleri kitaplarında kullanılması ile uydurma hadisler, zayıf ve metruk râviler kitaplarında kullanılması arasında ayırım yapmaksızın genel bir hüküm verilmesi yanlıştır.

ikincisi: Zerkeşî'nin; "Bu mana, İbnü'l-Cevzî'nin (La yasıhh/Sahih değildir) ve benzeri ifadeler kullandığı her hadiste bulunmaktadır", ifadesidir ki, bu görüş kesinlikle reddedilmeye layık bir görüştür. Zira İbnü'l-Cevzî kitabını "Ahkâm Hadisleri" konusunda değil, "Uydurma Hadisler" konusunda telif etmiştir. Dolayısıyla onun bu kitabında ele aldığı bir hadis hakkında; (Lâ yasıhh/Sahih değildir) veya (Leyse bi-sabit, Lâ yesbütü! Sabit değildir) demesi bir başka hadis hakkında (bâtıl) demesi gibidir. İbnü'l-Cevzî, hadisin sahih olmaması ya da sabit olmaması şeklinde verdiği hükmün manası, o hadisin bâtıl olmasıdır, anlayışıyla doğru yolda yürümektedir. Zira onun bu ifadeleri, ahkâm hadisleri hakkında değil, uydurma hadisler hakkındadır.[10]

[10] Hafız Zehebî (r.a)'nin Mizanul- İ'tidal fi Esmai' r-Rical kitabında (1/521) "Hasen b. Muhammed b. Yahya el-Alevî"nin biyografisinde şöyle deniliyor: Bu zat hayasızlık edip ishak ed-Deberî'den; o da Abdürrrezzak'dan -uydurma olduğu- güneş gibi açık bir isnadla "Ali, beşerin en hayırlıyıdır. Kabul etmeyen kâfir olur", sözünü hadis olarak nakletmiştir. Yine -Hatib-i Bağdadî- İshak ed-Deberî'den; o Abdürrezzak'dan, o Ma'mer'den; o Muhammed b. Münkedir'den, o Abdullah b. Samit'ten; o da Ebu Zerr'den merfû olarak: "Ali ve zürriyeti kıyamet gününe kadar vasileri mühürlerler", sözünü hadis olarak rivayet etmiştir.

Bu iki söz, îshak ed-Deberî el-Alevî'nin yalancılığını ve rafizî olduğuna delâlet etmektedir. Bu Alevî'nin iftirada bulunması şaşılacak bir şey değildir. Asıl hayret edilecek olan şey, Hatib'in -Bağdadî'nin Tarihu Bağdad (7/421)'daki- biyografîsindeki şu sözüdür: Bize Hasen b. Ebî Talib nakletti, dedi ki: Bize Muhammed b. İshak el-Kani'î nakletti, dedi ki: Bana en-Neseb kitabının müellifi Ebu Muham­med Hasen b. Muhammed b. Yahya nakletti, dedi ki: Bize İshak b. İbrahim nakletti, dedi ki: Bize Abdürrezzak nakletti. Bize Servî, Muhammed b. Münkedir'den, o da Câbir'den merfû olarak şu hadisi nakletti: "Ali, beşerin en hayırlısıdır, kabul etmeyen kâfir olur." -Tarihu Bağdad'daki ifade ise; "Ali, beşerin en hayırlısıdır, bundan şüphe eden kâfir olur", şeklindedir.

-Hatib- daha sonra şöyle demiştir: "Bu, münker bir hadistir. Bunu bu isnadla Hasen el-Alevî'den başkası rivayet etmemiştir. Bu, sabit değildir.

Zehebî diyor ki: Hadis hafızları, "Sabit değildir", ifadesini bu söz gibi apaçık bâtıl olan bir söz hakkında değil, "Kulleteyn hadisi" ve "Dayı mirasçı olur", gibi hadisler hakkında kullanır. Rezil-rüsvay olmaktan Allah'a sığınırız."

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: "Hatib (Leyse bi-sabit/Sâbit değildir) ifadesiyle hadisin "batıl" olduğu manasını kasdetmektedir. Hadis hakkındaki "Bu, münker bir hadistir. Bunu bu isnadla Hasen el-Alevî'den başkası rivayet etmemiştir", sözü bunu desteklemektedir. Bu hadisin bâtıl olduğu şeklindeki hüküm konusunda Hatib-i Bağdadî ile Zehebî (r.a) arasında fark bulunmamaktadır. Fakat Zehebî, bu kuraldan habersiz kalmış ve Hatib-i Bağdadî'nin sözü hakkında tamamlayıcı yorum yapmakta acele davranmıştır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır!..

İbnü'l-Cevzî'nin Mevzuat kitabında hakkında (Lâ yasıhh/Sahih değildir) ifadesini kullandığı hadisleri saydım. Bunların sayısı üç yüz hadisi geçti. Süyûtî'nin İbnü'l-Cevzî'yi -tenkit ettiği- hadislerdeki tenkidi (Lâ yasıhh/ Sahih değildir) sözünün manası hadisin bâtıl olmasıdır, yoksa ıstılahı açıdan sahih olduğunu reddedip hasen ve zayıf olduğunu isbat etmek değildir. Bu mana, her iki üstadın yani İbnü'l- Cevzî veya Süyûtî (r.a)'nin aklından bile geçmemiştir. İbnü'l-Cevzî kitabının mukaddimesinde (1/30,52) kitabını "şeriatımızı inanılması imkânsız olan sözlerden uzak kılmak ve meşru olmayan şeylerle amel etmekten sakındırmak için uydurma hadisleri derleyip telif ettiğini" açıkça ifade etmektedir.

Süyûtî ise, el-Leâli'l-Masnûa kitabının sonunda (2/474) şöyle demiştir: "İbnul-Cevzî Mevzuat kitabının mukaddimesinde (1/29,35) şöyle diyor: Hadisler altı kısımdır... Altıncısı: Yalan olduğu kesin olan uydurma hadisler ki bunlar bazen gerçekten uydurma olabilirler. Bazen de başkalarının sözleri olduğu halde Rasûlullah (s.a.v) adına uydurulmuş olabilirler." Bütün bu ifadeler İbnu’l-Cevzî'ye aittir." Süyûtî'nin sözü burada sona ermektedir.

 

2. Süyûtî, İbn Arrak ve Aliyyül-Kari gibi bir grup âlim, bu konuda İmam Zerkeşî'ye tabi olmuşlar, onun bu sözünü aynen kabul etmiş, hatta istifade edip takdir ederek nakletmişlerdir.

Bu âlimlerden Süyûtî, el-Leâli'l Masnûa'da (1/11); İbn Arrak Tenzîhü'ş-Şeriati'l-Merfûa'da (1/14); müellif Aliyyü'l-Karî bu kitabın başında (s.44) ve el-Mevzûâtü'l-Kübra kitabının mukaddimesinin sonunda bu görüşü zikretmiş, hatta müellif el-Mevzûâtü'l-Kübra da bu görüşü tatbik etmiş, "Çamur yemek haramdır", hadisi ile "Kim bu Beytullah'ı bir hafta tavaf ederse.." hadislerinde bunu uygulamıştır.

3. Abdülhayy el-Leknevî: Yine bu âlimlerden Abdül-hayy el-Leknevî, er-Raf ve't-Tekmîl kitabında (6. Uyarı)'yı bu konuya tahsis etmiş, Zerkeşî ve Aliyyü'l-Karî'nin sözlerini istifade ve takdir makamında zikretmiş, onların sözleriyle başkalarının bu konudaki sözlerini birbirleriyle kaynaştırmış, ancak er-Raf ve't-Tekmîl kitabının sonundaki (s. 378-381) bir sözü üzerine yazdığım dipnotta açıkladığım gibi; Leknevî, yaptığı nakilleri tutarlı bir şekilde zikredememiş,bu konuyu ilmî bir şekilde çözememiştir.

4. Cemaleddin el-Kasimî: Bu âlimlerden Cemaleddin el-Kasimî, Kavaidut-Tahdîs kitabında (I. bsk. s.104) Zerkeşî'nin sözünü yine istifade ve takdir makamında zikretmiştir.

5. Muhammed Hadır Huseyn: Çağdaş âlimlerden olup bu ıstılahtan habersiz olan âlimlerden biri olan Üstadımız Büyük Allâme Ezher Şeyhi Seyyid Muhammed el-Hadır Huseyn et-Tunisî el-Mısrî (r.a), Ömer b. Bedr el-Mavsılî'nin el-Muğnî anil-Hıfz ve'l-Kitab kitabına yazdığı mukaddimesin­de Zerkeşî'nin görüşünü benimsemiştir. Ayrıca âlimlerden pek çokları da aynı görüşü benimsemişlerdir.

6. Abdurrahman el-Muallimî: Bu zat, Şevkânî'nin el-Fevaidü'l-Mecmua fi'l-Ehadîsi'l-Mevzûa kitabına yazdığı ta'likatta (s.19-20) önce Şevkânî'nin şu sözünü zikretmiştir: "Müezzinin; (Eşhedü enne Muhammeder-Rasûlullah) sözü esnasında şehadet parmakların içini göze sürme hadisi hakkında İbn Tahir Tezkirede; sahih değildir, demiştir.

Allâme Muallimi (r.a), bu hadis hakkında şu notu düşmüştür: "(Lâ yasıhh / Sahih değildir) ifadesi -az da olsa-kuvveti olan bir hadis için kullanılır. Halbuki sünneti bilen kişi, bu hadisin "bâtıl" olduğu konusunda tereddüt etmez.

Yine Şevkânî şöyle demiştir: "Kim müezzinin; (Eşhedü enne Muhammede'r-Rasûlullah) sözünü işittiğinde, “Merhaba ey sevgilim ve gözümün nuru Abdullah oğlu Muhammed”, derse ve baş parmaklarını öper ve gözlerine koyarsa, gözleri kör olmaz ve asla göz ağrısı çekmez." Bu hadis hakkında Tezkirede; sahih değildir, denilmiştir."

Allâme Muallimi (r.a), bu ikinci hadis hakkında ise şu notu düşmüştür: "Makasıd'da denilmiştir ki: Bu hadisi mutasavvıflardan biri, içinde meçhul râviler bulunan munkatı' (kesintili) bir senedle Hızır'dan (!) nakletmiştir." Muallimi diyor ki: Ben de diyorum ki: Bu gibi hadisler hakkında (Lâ yasıhh/Sahih değildir) ifadesi ile yetinilir mi?" Muallimi'nin sözü burada sona ermektedir.

Muallimi bu ıstılahı bilseydi; Şevkânî'nin ve onun bu ifadesini nakledenlerin, bu iki hadisin hiç şüphesiz "bâtıl" oldukları görüşüne uygun olarak doğru yolda olduklarını, her hangi bir itiraza gerek olmadığını görecekti.

7. İbn Arrak: Tenzlhuş-Şeriati'l-Merfûada (1/140); İbnü'l-Cevzî'nin Mevzuat kitabında (1/112) zikredip (Lâ yasıhh/Sahih değildir) hükmünü verdiği şu hadisi zikretmiştir: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah bir peygamberine kendisiyle onun arasında bir vahiy indirmişse, mutlaka Arapça indirmiştir. Sonra o Peygamber de kavmine onların diliyle duyurmuştur." İbn Adiyy bunu Ebu Hureyre hadisi olarak tahric etmiştir. Hadis sahih değildir. Senedinde (Selman b. Erkam) vardır. Metruktür, hiçbir şey değildir."

         Bunun ardından İbn Arrak şöyle demiştir: "Zerkeşî, İbn Salah üzerine yazdığı Nüket'inde yer alan şu ifadesi sebebiyle tenkide uğramıştır: "Bizim (bu hadis uydurmadır) sözümüz ile (Lâ yasıhh/Sahih değildir) sözümüz arasında büyük fark bulunmaktadır. Zira birincisi yalan ve uydurmayı isbat etmekte, ikincisi ise hadisin hiç sabit olmadığını haber vermektedir. Bu ikinci ifadeden hadisin hiç var olmadığı anlamı çıkmaz. Bu mana, İbnü'l-Cevzî'nin (La yasıhh/Sahih değildir) ve benzeri ifadeler kullandığı her hadiste bulunmaktadır."

İbn Arrak diyor ki: Sanki burada bu şekilde ifade edilen ince bir nükte bulunmaktadır. Zira hadisin uydurma olduğuna delâlet eden bir ipucu ortaya çıkmamıştır. Son noktada ona göre hadis, uydurma olabilir. Zira metruk veya yalancı râvi yoluyla gelmiştir. Bu sebeple uydurma hadisler arasına sokulmuş olabilir. Uydurma hadisler arasına sokulmuş olma ihtimali, hadisin ancak yalancı veya yalancılıkla suçlanan sadece bir kişiden nakledilmesi durumunda caiz olabilir.

Hafız İbn Hacer, bu sonuncusunu -yani yalancılıkla suç­lanan kişiyi- Nuhbe'de (metruk) vasfıyla özel olarak ayır­mış, (Uydurma Hadisler) sırasında zikretmemiş; el-Kavlü'l-Müsedded de ise rüyada bu hadis için Uydurma isminin kullanılabileceğini zikretmiştir.

Göreceksiniz ki; İbnü'l-Cevzî'nin bazı ricali sebebiyle illetli saydığı hadislerin pek çoğunda, tenkit edilen raviler yalnız kalmamışlardır. "Hadis hafızının; (La yasıhh/Sahih değildir) ve benzeri ifadesi, benim zikrettiğim nükte sebebiyle ise; bu güzel bir ıstılahtır."

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: "İbn Arrak'ın, îbn Cevzî'nin sözlerinden bu sonucu çıkarması, hatalı bir sonuç çıkarmadır. İbn Arrak, İbnü'l-Cevzî'nin kitabını asıl konu­sundan çıkarmış, onun zikrettiği uydurma hadisleri (Onun görüşüne göre uydurma olması muhtemel olan hadisler) diye saymıştır!... Bu, son derece hatalı bir ifade şeklidir. Sebebi ise, İbn Arrak'ın bu konudaki önemli kaideden habersiz olmasıdır.

îbn Arrak, Îbnü'l-Cevzî'nin sözünde bir parça doğrudan sapma ihtimali görünce; sözün sonunda vardığı netice konusundaki tereddüdünü şöyle ifade etmiştir: "Hadîs hafızının; (La yasıhh/Sahih değildir) ve benzeri ifadesi, benim zikrettiğim nükte sebebiyle ise; bu güzel bir ıstılahtır."

Benim cevabım şudur: Bu kaide, İbn Arrak'ın zikrettiği nükte sebebiyle değil; âlimlerin ifadelerinde gelenek haline getirdikleri ve Muhaddis İbn Himmat ed-Dimaşkî'nin açık bir ibare ve veciz bir lafızla özetleyip kalıba döktüğü kaidedir.[11]

[11] Ayrıca İbn Arrak, adı geçen kitabında nakledilen sözünün sonunda bu hatalı sonuca varmasıyla ilgili olarak şunu zikretmiştir: "Bu güzel bir ıstılahtır. Zehebî Muğnî'nin sonlarında buna dikkat çekerek yalancılıkları sebebiyle ittifakla terk edilen râvilerden söz söylerken şöyle demiştir: Râvilerden biri tek olarak Allah Rasûlü (s.a.v)'nden bir hadis naklettiği takdirde; o râvinin hadisini rivayet etmek, ancak o râvinin durumunu açığa vurmak, onun sakıt (düşük) bir kimse olduğunu açıklamak ve haberinin sahih olmadığını bildirmek şartıyla helâl olabilir. Eğer o hadisin metninde onun uydurma olduğuna dair karineler (ipuçları) varsa ona dikkat çekilir ve insanlar o çeşit hadislere karşı sakındırılır." İbn Arrak'm sözü burada sona ermektedir. Bu ifadede birkaç hata bulunmaktadır:

İlk olarak: Bu sözü Zehebî, Manî'nin sonlarında değil, Divanü'd-Duafa ve'l-Metrûkîn {s. 273)'de zikretmektedir. Zira Zehebî, Divanü'd-Duafa ve'l-Metrûkîn kitabının sonunda ricali beş tabakaya ayırmış ve şöyle buyurmuştur: "...Beşinci Tabaka: Ebu'l-Bahterî Vehb b. Vehbe'l-Kadı, Muhammed b. Said el-Maslub, Mukatil b. Süleyman, Kelbî ve benzerleri gibi; uydurma hadisleri rivayet etmeleri, belâlar getirmeleri ve yalancılıkları sebebiyle terk edilmeleri konusunda ittifak edilen râvilerdir. Bu kişilerden sadece biri, Allah Rasulü (s.a.v)'nden bir rivayette bulunduğu takdirde bunun rivayeti helâl değildir...

İkinci hata: İbn Arrak'ın naklettiği Zehebî'nin sözü; hakkında (sahih değildir) denilen hadisle (uydurmadır) denilen hadis arasındaki ayrım yapma sonucu değildir. Zehebî, bu sözüyle hadis uydurmakla meşhur olan yalancılardan birinden bir hadis naklettiğinde durumunu bilmeyen kimse aldanır endişesiyle; o hadisle birlikte onu rivayet eden râvisinin hadis uyduran yalancı biri olduğu da zikredilmelidir. Zehebî, hadis sahih değildir ve uydurma değildir diye hük-medilmernesini kasdetmemiştir. Zehebî'nin sözünde ne bu ıstılaha; ne de îbn Arrak'm anladığı ayrıma dikkat çekilmemiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır!..

İbn Arrak'ın kitabı Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa anil-Ahbari'ş-Şerîati'l-Mevzûa gibi uydurma hadisler kitaplarından biri açıldığında orada hadisler hakkında yüzlerce defa; "Sahih değildir, sabit değildir" denilerek hükmedildiği görülür.

Meselâ: Burada her babın sadece (Birinci Fasıl) hadislerinden, yani müellif îbn Arrak'ın mukaddimesinde söyleyip açıkladığı gibi; İbnul-Cevzî'nin uydurma olduğuna hükmettiği ve başkaları tarafından muhalefet edilmeyen hadislerden bir kısmım zikredelim: Sayfa 134 Hadis 2; s. 170 Hadis 4; s. 171 Hadis 5; s. 179 Hadis 32; s. 172 Hadis 9; s. 173 Hadis 10; s. 174 Hadis 14; s. 175 Hadis 17, 19; s. 176 Hadis 25; s. 178 Hadis 28; s. 179 Hadis 32; s. 228 Hadis 3; s. 321 Hadis 4; s. 328 Hadis 12; s. 342 Hadis 7; s. 345 Hadis 10; s. 357 Hadis 52; s. 365 Hadis 71.

İkinci ve Üçüncü Fasıl bir yana; hadisleri ittifakla uydurma olan (birinci fasıl)da (Lâ yasıhh/Sahih değildir) ifadesinin yer aldığı bu yerlere baktığın zaman; îbn Arrak (r.a)'ın beklentisi ve desteklediği görüşün yanlışlığı ortaya çıkmaktadır.

Bunun sebebi, daha önce ifade ettiğim gibi, İbn Himmat'ın dile getirdiği kaideden habersiz olmasıdır.

 

 MUHADDİSLERİN, (LÂ YASIHH) İFADESİNİ UYDURMA HADİSLER KİTAPLARINDA "BÂTIL" MÂNASINDA KULLANDIKLARINA DAİR ÖRNEKLER

 

Bu şerefli ilme talip olanlara açıklayıcı bir örnek olması için; (bâtıl) ifadesinin (Lâ yasıhh, Leyse bi-sahih/Sahih değildir) veya (Lâ yesbütü, Leyse bi-sabit/Sabit değildir) ifadesiyle aynı manada olduğunu açık bir şekilde ifade eden belirten muhaddislerin ibarelerinden bir kısmım burada nakletmeyi uygun görüyorum:

 

1. îbnu-l Cevzî, Mevzuat kitabında (1/113) Cenab-ı Hakkın; "Ey Musa!.. Sana on bin dil kuvvetiyle konuşuyorum. Bende bütün dillerin kuvveti var. Ben hepsinden daha güçlüyüm” 3, ifadelerinin yer aldığı; Allah'ın Hz. Musa'ya Tur Gününde Hz. Musa ile konuşması hadisini ele alınca; bu hadisin hemen ardında; "sahih değildir", dedi. Süyûtî el-Leâli'l-Masnûada (1/12) bunu; "Ben de derim ki: Bu hadisin uydurma olduğu şeklinde verilen hüküm tartışmalıdır" diyerek tenkit etti.

Süyûtî'nin bu sözü ile; İbnul-Cevzî'nin bu hadis hakkında kullandığı; "sahih değildir" ifadesinin "uydurmadır" manasında olduğunu kesin olarak ifade ettiği çok açıktır. Hatta Süyûtî, İbnü'l-Cevzî'nin bu hükmü hakkındaki tenkidinde; "Ben de derim ki: Bu hadisin uydurma olduğu şeklinde verilen hüküm tartışmalıdır", ifadesini kullanmıştır.

 

 

2. İbnü'l-Kayyim, el-Menaru'l-Münîfde (s. 67) şöyle diyor: "Hızır konusunun ve Hızır'ın hayatta olduğunun zikredildiği hadislerin hepsi yalandır. Onun hayatta olduğu hakkındaki tek bir hadis bile sahih değildir."

 

3. Yine İbni'l-Kayyim el-Menaru'l-Münîfde (s.120) şöyle diyor: "Abdest azalarını yıkarken okunacak duaların hepsi bâtıldır. Bu konuda sahih olan hiçbir şey yoktur."

 

4. Hafız İbn Receb el-Hanbelî, Letaifü'l-Maarif fi ma liMevasimi'l- an minel-Vezâif kitabında (s. 123) şöyle diyor: "Receb ayına özel bir namaz yoktur. Receb ayının ilk Cuma gecesi olan Regaib Gecesi Namazının fazileti konusunda rivayet edilen hadisler yalan ve bâtıldır, sahih değildir. Bu namaz bütün âlimlere göre bid'attir."

 

5. Hafız Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene'de (s.130) "(Gül, Peygamberimiz'in terinden veya Burak'ın terinden yaratıldı), hadisi hakkında şöyle demiştir: "Nevevî: Sahih değildir, demiştir. Üstadımız Hafız İbn Hacer de aynı şekilde; Bu hadis uydurmadır, demiştir. Daha önce İbn Asakir de aynı görüşü ifade etmiştir." (Aynı ifade kitabımızda 71. Hadiste gelecektir.)

 

6. Hafız Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene (s. 49)'da: "Pirinç hadisi sabit değildir.” Lâm harfinde (Lev kâne) hadisi olarak gelecektir." Lâm harfinde (s. 346)'da ise; "Pirinç adam olsaydı, yumuşak bir adam olurdu", üstadımız diyor ki: "Üstadımız Hafız İbn Hacer bu hadis uydurmadır, demiştir. Bunun bâtıl ve uydurma olduğunu açıkça ifade edenlerden biri, Ebu Abdillah İbnul-Kayyim olup, el-Hedyü'n-Nebevî'de  (3/330) bunu ifade etmiştir."

7- Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât'ta Kitabü'l-İlim başında (s. 33) şöyle diyor: "Hatib, senediyle İbn Ömer'den merfu olarak; ilim taşıyanlar, dünyada Peygamberlerin halifeleri, ahirette ise şehidlerdendir, hadisini rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Hatib diyor ki: Bu cidden münkerdir. Bunu bu isnadla sadece üstadımız Ebu'l-Abbas Ahmed b. Muhammed el-Bistamî'den yazdık. Bu, sabit değildir. İbnü'l-Cevzî, bunu el-İlel kitabında zikretmiş, Mizan müellifi ise; bu bâtıl bir haberdir, demiştir."

 

8. Süyûtî, yine Zeylü'l-Mevzûât'ta. (s. 202) diyor ki: "Hafız Mizzî şöyle demiştir: Bu Ved'âniyye hadislerinde belirtilen senedlerle Peygamberimiz (s.a.v)'den nakledilen tek bir hadis bile sahih değildir. Bunlar çalıntıdır. Bunları İbn Ved'an, ilk defa uyduran kişiden yani Zeyd b. Rifaa el-Hâşimî'den çalmıştır. Zeyd, Allah'ın yaratıkları arasında hadis konusunda en câhil, hayası en az, yalan konusunda en cür'etkâr kişi olup bu hadislerin büyük bir kısmını Hadis ehli arasında sahih ve meşhur olan bazı senedler kullanarak uydurmuştur."

 

9.  Süyûtî, yine Zeylü'l-Mevzûât'ta (s. 203) diyor ki: "Nevevî'nin Fetvalarında veya başka eserlerinde bâtıldır, diye zikrettiği hadisler bölümü: Nevevî'ye; “Kim nefsini bilirse Rabbini bilir, Kim Rabbini bilirse dili sürçer” hadisi sabit midir? diye soruldu. Nevevî: Sabit değildir, diye cevap verdi. Nevevî'ye; Hz. Ali'nin: “Hz. Peygamber (s.a.v)'i yıkadığımda göz pınarlarının suyunu emdim ve içtim, ilklerin ve sonların ilmine vâris oldum, sözü” sorulduğunda; Nevevî: Sahih değildir, diye cevap verdi.

 

10. Süyûtî Leâlide (1/211) diyor ki: “Ya Ali!., Tuza devam etmelisin. Zira o, cüzzam, alacalık, cinnet gibi yetmiş derde şifadır.” Sahih değildir. Bununla suçlanan Abdullah b. Ahmed b. Amir veya babasıdır. Çünkü bu ikisi ehl-i beytten hepsi bâtıl olan bir nüsha rivayet etmektedirler."

 

11. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat kitabında (3/35), Süyûtî Leâlî'de (2/253) ve İbn Arrak Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Merfûa' da (2/242) diyor ki: Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre “Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur: Ehl-i Beytin yemekleri az, karınları nurlu olur.” Sahih değildir. Ukaylî diyor ki: Hadisin senedindeki (Abdullah b. Muttalib) meçhuldür. Hadisi mahfuz olmayıp münkerdir. Ahmed diyor ki: İbn Muttalib'in üstadı olan Hasen b. Zekvan'ın hadisleri bâtıldır."

 

12. İbn Arrak, Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Merfûada. Kitabu'l-At'ıme'de (2/236) İbnü'l-Cevzî'nin uydurma olduğuna hükmedip de başkalarının muhalefet etmediği hadisler için ayırdığı Birinci Bölümde şöyle diyor: Kim baklayı kabuğuyla beraber yerse, Allah o kimseden yediği kadar dert çıkarır. Bu hadisi Darakutnî ve İbn Adiyy Hz. Aişe (r.a) hadisi olarak rivayet etmişlerdir. Sahih değildir. Birinci rivayette Bekr b. Abdillah Ebu Asım, ikinci rivayette ise -meçhul râvi- Abdullah b. Ömer el-Hurasanî bulunmaktadır. Abdüssamed b. Mutayr bu ikisini desteklemektedir. Sanki bu hadisi o çalmış ve isnadını değiştirmiş gibidir. Zehebî Mizan'da diyor ki: İbn Adiyy: Bu bâtıldır, demiş, (Abdüssamed b. Mutayr) hakkında ise: "o, şu bâtıl hadisin sahibidir" demiştir.

 

13. İbn Arrak, yine Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Merfûa da (2/ 193); "İbn Ömer'den rivayet ediliyor: Kim bir yiyeceği kırk gün saklarsa, o Allah'tan, Allah da ondan uzak olur”, hadisini nakledip şöyle demiştir: "Bu hadisi, Ahmed Müsned'inde rivayet etmiştir. Sahih değildir. Senedinde Asbağ b. Zeyd vardır ki o, yalnız başına rivayet ettiğinde hüccet olarak kabul edilmez." İbn Arrak'ın bu ifadesini Hafız Irakî ve îbn Hacer tenkid etmişler ve Irakî: Bu hadisin uydurma olduğu tartışılır, demiştir."

 

14. Yine Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Merfûa da (2/241) şöyle denilmektedir: İbn Abbas'dan şu hadis rivayet edilmektedir: “Sizden biriniz bir yemeğe davet edilir de yemek istemezse; afiyet olsun, demesin. Zira afiyet Cennet ehline aittir”. Bu hadisi Darakutnî rivayet etmiştir. Sahih değildir. Zehebî Telhîsu'l-Mevzûât'ta diyor ki: Bu bâtıldır. Zira Allah şöyle buyurmaktadır: "Onu afiyetle ve hoşlukla yiyin."

15. el-Masnû isimli elinizdeki kitapta 373 no.lu ölmeden önce ölünüz, hadisi hakkında şöyle deniliyor: Askalâni: Bu sabit değildir, demiştir."

Bu konuda verdiğimiz örneklerden başka sağa sola serpilmiş pek çok Örnek daha bulunmaktadır. Araştırmacılar, kaynaklarda bunları göreceklerdir. Belirtilen Örneklerle yetinelim. Başarı Allah'tandır.

 

BU KİTAPTA YER ALAN HADİSLER HAKKINDA "UYDURMADIR, ASILSIZDIR" HÜKMÜ VERİLİRKEN KULLANILAN LAFIZ SİGALARI

 

Bu kitaptaki hadislere "bâtıl (asılsız, geçersiz)" olduğu hükmü verilirken kullanılan lafız sigaları hakkında bu sigaların hadislerdeki ve paragraflardaki yerlerine işaret ederek, istatistikî bilgi vermeyi uygun gördüm. Bu kitap başka eserler için ölçü kabul edilecek olursa; bu bilgi, her lafzın münekkid hadis hafızlarının sözlerinde az veya çqk kullanılışı hakkında istatistikî örnek şeklinde kabul edilebilir.

Bu istatistikî bilgi vesilesi ile, araştırmacının Hadis Ricali, Cerh-Ta'dil ve Uydurma Hadisler kitaplarında gördüğü ıstılahı lafızların büyük bir kısmını ihtiva eden bir çizelge elde edilebilir.

Hadisin yalan, uydurma ve bâtıl olduğu ya da hadis olmadığı şeklinde açıkça ifade edildiği lafızlara temas etme­dim. Bu lafızları dokuz grupta topladım. Bütün bu lafızların sayısı aşağıdaki sıralama üe 61 sigayı bulmaktadır:

 

BİRİNCİ GRUP:   (Aslı yoktur) vb.

İKİNCİ GRUP: (Sabit değildir) vb.

 

S. Hadis No: 13, 15, 18, 31, 33, 36, 38, 41, 57, 69, 75, 78, 90, 92, 101, 103, 106, 115, 120, 137, 148, 150, 180, 191, 196, 200, 204, 214, 217, 221, 227, 232, 235, 242, 248, 249, 251, 253, 261, 264, 283, 288, 301, 303, 315, 324, 325, 336, 341, 344, 354, 355, 360, 364, 378, 379, 383, 385, 390, 391, 395, 399, 417, 425, 458, 463, 472, 475.

9.  Hadis No: 332.

10. Hadis No: 37, 47, 108, 121, 129, 222,  350.

11. Hadis No: 28, 63,116, 211, 289, 318.

12. Hadis No: 55, 91, 159, 327, 421,466, 470, 473.

13. Hadis No: 9, 18, 32, 96, 113, 140, 199, 223, 384, 414.

14. Hadis No: 238, 277, 308.

15. Hadis No: 257.

16. Hadis No: 144.

17. Hadis No: 141

18. Hadis No: 74

19. Hadis No: 74

20. Hadis No: 65, 275

21. Hadis No: 85.

22. Hadis No: 139.

 

ÜÇÜNCÜ GRUP: (Sahih olamaz, Sahih değildir) vb.

DÖRDÜNCÜ GRUP: (Bilinmiyor) vb.

 

23. Hadis No: 215, 327.

24. Hadis No: 4, 446.

25. Hadis No: 160.

26. Hadis No: 476.

27.  Hadis N0: 373.

28.  Hadis N0: 27, 76, 269, 299, 348.

29. Hadis No: 61.

30.  Hadis N0: 39, 54, 71, 131, 246, 345, 362, 366, 388, 402, 427, 438, 463.

31. Hadis No: 134.

32. Hadis No: 300.

33.  Hadis No: 167.

34.  Hadis No: 421.

35.  Hadis No: 293.

36. Hadis No: 216.

37. Hadis No: 47, 260.

38. Hadis No: 33, 195, 326.

 

BEŞİNCİ GRUP: (Bulunamadı) vb.

ALTINCI GRUP: (Bilgi sahibi depim) vb.

 

39. Hadis No: 282, 329.

40. Hadis No: 309.

41.  Hadis No: 43

42.  Hadis No: ı, 2, 12, 16, 82, 126, 170, 186, 205, 209, 273, 386.

43. Hadis No: 98, 158, 163, 381.

44. Hadis No: 285.

45. Hadis No: 58, 73, 86.

46. Hadis No: 51, 60, 171, 256, 357.

47. Hadis No: 8, 46, 64, 109, 143, 179, 387, 459, 462.

48. Hadis No: 305.

49. Hadis No: 88.

50.  Hadis No: 3, H; 24, 62, 77, 127, 135, 155, 185, 188, 263, 280,296, 356.

51. Hadis No: 21, 247,. 279, 295.

52. Hadis No: 192.

53. Hadis No: 132.

 

UYDURMA HADİSLERLE İLGİLİ ISTILAHLAR

 

YEDİNCİ GRUP: (Bilmiyorum) vb.

SEKİZİNCİ GRUP: (Hatırlamıyorum) vb.

DOKUZUNCU GRUP: (Münkerdir) vb.

54.  Hadis 55. Hadis 56. Hadis 57. Hadis 58. Hadis 59. Hadis 60.  Hadis 61. Hadis 62. Hadis 63. Hadis 64.  Hadis 65. Hadis 66. Hadis 67. Hadis No: 128. No: 294 No: 224. No: 40. No: 107, 239. No: 284. No: 359. No: 367. No: 136. No: 367. No: 463. No: 453.No: 398. No: 66, 406, 455.

Bu giriş bölümünü, bu kitaptaki çalışmayı ilim talebeleri ve diğer mü'minlere yararlanmaları ümidiyle takdim ediyorum. Bu çalışmayı güzel bir şekilde suna­bilmek ve kolaylavŞtırabilmek için elimden geldiği kadar gayret ettim. İşte çalışmam elinizdedir. Bu konuda açıklama yapıp sözü uzatacak değilim. Nezih Sünnet'e hizmet etme, Sünnet'i yaşama, eserlerini ve ilimlerini yayma   konusunda   beni   başarılı   kılmasını   Cenab-ı Hak'dan niyaz ederim.

Bu çalışmamı kabul etmesini, ecrimi bol kılmasını, hatalarımı ve günahlarımı affetmesini, kusurlarımı ve ayıplarımı örtmesini Cenab-ı Hak'dan ümid ediyorum. O çok çok bağışlayıcı ve son derece merhamet edicidir. Bu kitaptan veya hizmet ettiğim diğer kitaplardan istifade edenlerin bana faydalı olacak sâlih dualarından mahrum kalmayacağım inşallah.

 

Sözlerimi İmam İbnü'l-Cevzî (r.a)'nin şu duasıyla noktalıyorum:

"AllahımL Senin dinini anlatan dile; sana ulaştıran ilimlere nazar eden göze; sana hizmet yolunda yürüyen ayağa; Rasûlünün hadisini yazan ele azab etme! Senin izzetin aşkına, beni Cehennem'e koyma! Ehli gayet iyi biliyor ki, ben senin dinini savunuyordum. Allahım!.."

 

Amin!.

 

Beyrut, 01 Cemaziyelevvel 1389 H./Abdülfettah EBU GUDDE (Rahmetullahi Aleyh)

 

 

Müellif Aliyyü'l-Kari'nin Mukaddimesi

 Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Allah'a sonsuz hamdolsun... Seçtiği kullarına selâm olsun...

Her şeyi yoktan var eden Allah'ın rahmetine en muhtaç kulu Ali bin Sultan Muhammed el-Karî diyor ki:

Hadis hafızlarından bir gurubun, halk dilinde meşhur olan hadisleri derlediklerini; bu hadisler arasında hangilerinin sahih, hasen, zayıf veya uydurma olduklarını güzel bir metotla açıkladıklarını görünce; sabit olan hadislerin sınırı hatta sayısı bile tesbit edilemeyeceği için, sadece hakkında "Bunun aslı yoktur" veya "Bu uydurmadır" denilen hadislerle yetinerek, bu asılsız ve uydurma hadislerin en güzel şekilde tesbit edilmesine vesile olması için, bu konuda yazılanları özetleme düşüncesi gönlüme doğdu.

Hadis hafızlarının uydurma olup olmadığı konusunda ihtilaf ettikleri hadisler, bir rivayette uydurma ama diğer rivayette sahih olabileceği için, bu çeşit ihtilaflı hadisleri bu kitapta hiç zikretmedim.[12]

[12] Bu ifade genel olarak ve çoğunlukla doğru olsa da, bazı dipnotlarda görüleceği gibi; müellif, bu eserinde uydurma olduklarında ihtilaf edilen bazı hadislerle, uydurma olmayıp da zayıf, hasen, hatta sahih olan bazı hadislere de yer vermektedir. Örnek olarak; 25, 58, 73, 93, 94, 95, 103, 104, 111, 118, 142, 201, 203, 220, 237 no.lu hadislere ve diğerlerine bakabilirsiniz..

Zira bütün bu görüşler, muhaddislerin hadislerin senedlerini incelemeleri sonucu vardıkları görüşlerdir. Aksi takdirde sahih olarak görülen hadisin gerçekte uydurma, uydurma hadisin ise gerçekte sahih olması; hatta yakînî ilim ifade etme konusunda kesin ve açık olan mütevatir hadis olması bile aklen caiz olacağı için; [13] itimad konusunda kesinlik aramaya gerek yoktur.

[13] Bu ihtimal, yalancı râvinin meselâ bir rivayette doğru söylemesi ihtimali gibidir. Bu iki ihtimalden her biri, her hangi bir delilden kaynaklanmamaktadır. Dolayısıyla iltifat edilemeyecek tamamen atılacak yanlış bir kanaat olarak kabul edilmelidir.

Bu sebepledir ki, Zerkeşî şöyle demiştir: "Bizim (Sahih değildir) ifademizle (Uydurmadır) ifademiz arasında açık bir fark bulunmaktadır. Zira bir hadisin uydurma olması, o hadiste yalanın sabit olması demektir. (Sahih değildir) sözümüz ise, hadisin güvenilir râviler kanalıyla sabit olmadığını bildirmektedir. Bu ifade, hadisin tamamen asılsız olduğu anlamında değildir."[14]

[14] Evet, bu görüş ahkâm hadisleri konusunda doğrudur. Ancak ki­taba yazdığım giriş bölümünde geniş bir şekilde açıkladığım gibi; bu görüş, uydurma hadisler konusunda isabetli bir görüş değildir. Zira uydurma hadisler hakkında kullanılan "Bu hadis sahih değildir", ifadesi; "Bu hadis bâtıldır", ifadesi gibidir. Müellif, bu konuyu derinliğine inceleyememiş, yukarıda geçen ifadesinde Zerkeşî ile birlikte ayni görüşü benimsemiştir. Daha sonra müellif, uydurma olduğunda ittifak edilen bir çok hadis hakkında bu eserde naklede­ceği veya söyleyeceği "Sahih değildir" veya "Sabit değildir" ifadeleriyle çelişkiye düşecektir.

Allah'tan isabetli olanı göstererek muvaffak kılmasını niyaz ediyorum. Doğru yola iletecek olan sadece Allah'tır.

 

“ I” ELİF  HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

1. HADİS: "iyilik yaptığın kimsenin kötülüğünden sakın." [15] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.[16]

[15] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.46;   Îbnü'd-Deyba': Temyiz:   s.14; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 105; Aclunî, Keşf: 1/44. Sehavî'nin sözü­nün devamı şöyledir: "Bu söz, selef âlimlerinden birinin sözü olabilir. Herkes için geçerli bir ifade değildir. Değerli kimseler hakında değil, seviyesiz kimseler hakkında söylenmiş olmalıdır/'

[16] (Lâ a'rifuhu/Bunu bilmiyorum) ifadesi veya benzeri bir ifa­de, hadis hafızlarından biri tarafından kullanılmışsa ve ciddî bir tenkide uğramamışsa; o hadisin uydurma olduğuna hükmedilmesi için yeterlidir.

Ibn Arrak, Tenzihü'ş-Şerîati’l Merfûa'da (1/7-8) şöyle diyor: "Uydurma hadisin bazı alâmetleri vardır: Bunlardan biri, İmam Fahreddin Razî'nin zikrettiği gibi; hadisin, hadislerin istikrar bulup derlenip toplandığı bir zamanda rivayet edilmiş olup araştırıldığı halde ne ravilerin hafızalarında ne de kitapların derinliklerinde bulunamamasıdır. Sahabe asrı ile ona yakın dönemde henüz hadisler istikrar bulup derlenmemişti. O dönemde râvilerden biri başkalarının bilmediği bir hadisi rivayet edebilirdi."

Hafız Alâî diyor ki: "Böyle bir araştırmayı ancak; İmam Ahmed, Ali b. Medînî, Yahya b. Maîn ve bunlardan sonra yaşayan Buharı, Ebu Hatim, Ebu Zür’a ile sonrakilerden Nesaî, Darakutnı gibi bütün hadisler hakkında ya da hadislerin büyük çoğunluğu hakkında bilgi sahibi olan büyük hadis hafızı yapabilir. Zira bir hadisin uydurma olduğuna hükmedebilmek, genellikle hadisin bütün tariklerini toplamak ve uzak beldelerde rivayet edilen hadislerin tamamı veya büyük bir kısmı hakkında bilgi sahibi olmakla mümkündür. Râvilerin rivayet ettikleri hadislerle rivayet etmedikleri hadisler ancak bu şekilde ayırd edilebilir. Bu mertebeye ulaşmayanlar, bulamadığı bir hadis için nasıl uydurmadır diye hükmedebilirler?"

İbn Arrak devamla diyor ki: ''Bundan anlıyoruz ki, Hafız Alâi'nin zikrettiği hadis hafızlarından biri veya onların emsali (Meselâ: Hafız Ziyaeddin Makdisî, İbn Salâh, Münzirî, Nevevı, İbn Dakikıl Iyd, ibn Teymiyye, Mizzî, Zehebi, Sübkî, Zeylaî, İbn Kesir, İbn Receb, Irakî, Heysemî, İbn Hacer, Sehavî, Süyûtî gibi son dönem, hadis hafızları da bu listeye ilave edilebilir, diyorum. Abdülfettah Ebu Gudde) böyle bir zat bir hadis hakkında; 'Ben bunu hadis olarak bilmiyorum", ya da "Bunun aslı yoktur", derse bu ifade, o hadisin uydurma olduğuna hükmedilmesi için yeterlidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah dır!.." İbn Arrak'ın ifadesi, parantez arası ilavesiyle birlikte burada sona ermektedir. Bu konunun geniş açıklaması mukaddimede (s.28" 39 arası) geçmişti. Oraya bakınız.

 

2. HADİS: "Soğuktan sakınınız. Zira o kardeşiniz Ebu'd-Derdâ'ya soğuk öldürmüştür." [17] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.[18]

[17] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.17; AliyyüTKarî,  Kübrn:  s. 104; Aclunî, Keşf: 1/39; Hut, Esne'b Metaiih s.29(?).

[18] Ebu'd-Derdâ (r.a) sahabî olup, Allah Rasûlü (s.a.v)'nden sonra da uzun bir müddet yaşamış, Hz. Osman'ın halifeliği esnasında hicrî 32 yılında vefat etmiştir. Soğuktan öldüğü sabit değildir.

 

3. HADİS: "Bulaşıcı hastalığa yakalananlardan sakının." [19] Sehavî: Bunu -hadis olarak- görmedim, demiştir.[20]

[19] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.18; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s.13; Alıyyü'1-Karî, Kübra: s. 104; Aclunî, Keşf: 1/40; Hut, EsneTMetalih(?) s.29

[20] Sehavî'nin el-Makasıdü'l-Hasene (s.l8)'deki ifadesinin devamı şöyledir: Bulaşıcı hastalığa yakalananlardan sakınma emri, halkın zannettiği gibi -bulaşıcı hastalığa yakalananlardan uzaklaşma anlamında- olmayıp hastalığın bulaşmasından korkarak kaçınma anlamında olabilir. Buharî'nin Sahihinde (Tıb 19 Fethu'l Barî: 10/158 Hadis No: 5707) ve Müslim'in Sahih'inde (Selâm Bab 33 Şerhu'n-Nevevî: 14/213 Hadis No: 2220) Ebu Hureyre (r.a)'den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Bulaşma, kuşların uğursuzluğu, baykuş uğursuzluğu, Safer ayı uğursuzluğu yoktur. Cüzamlıdan aslandan kaçar gibi kaç." Hadisin lafzı Buharî'ye aittir. Sehavî'nin ifadesi basit tasarrufla birlikte burada sona ermek­tedir.

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Bana göre bu hadisin manası şu şekildedir: (Lâ advâ) "Bulaşma yoktur" demek, birbirinize hastalık bulaştırmayın demektir. Yani bulaşıcı hastalığa yakalanan kişi, Allah'ın takdiriyle hastalığı bulaştırmaktan kaçınarak sağlıklı kişilerle beraber olmaktan sakınsın. Buradaki (lâ advâ) kelimesindeki (lâ); "Kime bu aylarda hac farz olursa, hacda cinsel davranışlarda bulunmak, günaha yönelmek ve tartışmak yoktur. "(Bakara: 197) mealindeki ayetinde geçen (lâ rafese) kelimesindeki (lâ) gibi nehiy (yasaklama ve sakındırma) anlamındadır: Yani hac görevlerini yerine getirme esnasında -ihramlı iken- cinsel davranışta bulunmasın, günaha yönelmesin, tartışmasın, demektir.

Bu sahih hadisin devamındaki (ve-lâ tıyerate) kelimesindeki (lâ) da aynı şekilde nehiy (yasaklama ve sakındırma) anlamındadır. "Kuşların uğursuzluğu yoktur", demek kuşların uçuşunu uğursuz saymayın, demektir. Zira araplar Cahiliyet döneminde kuşların uçuşundan uğursuzluk anlamı çıkarırlar, onları gidecekleri yerden engellemeye çalışırlardı.

"Baykuş uğursuzluğu yoktur" (ve-lâ hâmete), demek, baykuşu uğursuz saymayın, demektir. Cahiliyette Araplar, öldürülen kişinin intikamı alınmazsa, onun ruhunun baykuş olacağına, bu baykuşun onun intikamı alınıncaya kadar "beni kanla sulayın", dediğine inanırlardı. İslâm, bu çeşit bütün batıl inançları yasaklamıştır.

Safer ayı uğursuzluğu yoktur"'(ve-lâ safera), demek Safer ayını uğursuz saymayın, demektir. Araplar, savaşın, baskınların, intikamın yasaklandığı mübarek haram aylarından çıkıp da ölümün, savaşın, soygun ve baskınların yapıldığı Safer ayına girdiklerinde bu durum onlara çok ağır geliyordu. Bu da, Cahiliyette arapların Safer ayını uğursuz saymalarına sebep olmuştu. İslâm ise bu inancı yasaklamıştır. Zira vakit; mücerret vakit olması açısından uğursuzluk veya zarar getirmez. Uğursuzluk veya zarar, insanın bu vakitte yaptığı kötülükten doğmaktadır. Kötü kişi kötülüğü işlemek suretiyle, zamana da zemine de uğursuzluk getirmektedir, aksi ise doğru değildir. Peygamberimiz   (s.a.v)'in   "Cüzzamlıdan   aslandan  kaçar gibi kaç",  ifadesi; aynı hadisin devamı olup bazı âlimlerin zannettiği gibi ayrı bir hadis değildir. Böylece hadisin başı ile sonu arasında tam olarak irtibat kurulmaktadır. Hikmet deryası Rasul-i Ekrem (s.a.v), sağlıklı insanın Allah Teâlâ'mn takdiriyle kendisini koruması için, hastalığa sebep olan şeylerden kaçınmasını emrettiği gibi; bulaşıcı hastalığa yakalanan hastanın da yine Allah Teâlâ'nın takdiriyle başkalarına hastalığı bulaştırıp onları da hasta etmemesi için, sağlıklı insanlarla birlikte olmasını yasaklamaktadır.

Bu mana, Buharî'nin Sahih’inde (Tıb 54 Fethul Barî: 10/243 Hadis No: 5774) ve Müslim'in Sahihinde (Selâm Bab 33 Şerhu'n Nevevî: 14/215 Hadis No: 2221) Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet ettiği şu hadise tam olarak uygunluk arz etmektedir: Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Hastalıklı olan, sakın sağlıklı olanla beraber olmasın." Hadisin lafzı Buhari'ye aittir. Bu hadiste Rasûlullah (s.a.v), hastalıklı develerin sahibine, bu develeri sağlıklı develerin yanma koymayı yasaklamaktadır. Bunun sebebi, Allah Teâlâ'nın takdiriyle meydana gelecek olan bulaşma olayıdır.

Dolayısıyla İslâm, maddî varlıklarda bulaşma olayını kabul etmektedir. Hatta manevî konularda bile bulaşma olayı kabul edilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki: "Kişi, arkadaşının dini üzerinedir. Sizden biriniz, kiminle arkadaşlık yaptığına iyi baksın." Bu hadisi Ebu Davud (4/259) ve Tirmizî (9/223 Zühd 45); Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir. Yine Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: "Sadece mü'minle arkadaşlık yap. Yemeğini de sadece takva sahipleri yesin." Bu hadisi Ahmed (3/38), Ebu Davud (4/259 Edeb 16), Tirinizî (9/242 Zühd 56), İbn Hıbban (1/383) ve Hakim (4/128); Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etmişlerdir.

Yine Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: "Her doğan çocuk, fıtrat üzerine doğar. Onu yahudi, mecusı veya nasranî yapan ana-babasıdır."Bu hadisi Buharı (3/197 Cenaiz 80) ve Müslim (16/207 Kader 35) rivayet etmiştir. Bu lafız, Buhari'ye aittir. Yani ana-baba, çocuğunun Yahudi, Nasranî ve Mecusilerle birlikte olması sebebiyle onun Yahudi, Nasranî ve Mecusi olmasına sebep olmaktadır.

 

4.HADİS: "Hızır ve İlyas (a.s)'ın her yıl hac mevsiminde Mina'da buluşması” hakkındaki hadis: [21] Askalânî diyor ki: Bu konuda hiçbir şey sabit olmamıştır.

[21] bkz. İbn Hacer el-Askalânî, îsahe: 2/118; Sehavî. Makasıd: s.22; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s. 14. Aliyyü'1-Kari, Kübra: s. 106; Aclunî, Keşf: 1/49.

 

5.HADİS: "Toplanın ve ellerinizi kaldırın," dedi. Toplandık ve ellerimizi kaldırdık. Sonra -üç defa- şöyle buyurdu: "Allahım!.. Kur'ân'ın kaybolmaması için Öğretmenleri bağışla. Dinîn kaybolmaması için âlimleri aziz eyle." [22] Uydurmadır.

[22] bkz. Süyûtî, Leâlî: 1/198; AliyyülKarî, Kübra: s. 107; Acluni Keşf 1/49.

Aynı şekilde: "Allahım!.. öğretmenleri bağışla, ömürlerini uzun eyle ve kazançlarını bereketli eyle." [23] hadisi de uydurulmuştur. Leâlî'de böyle denilmiştir.[24]

[23] bkz.   Süyûtî,   Leâlî:   1/198;   Aliyyül-Karî, Aclunî, Keşf 1/49.

[24] Süyûtî, Leâlî:  1/198-199

 

6.HADİS: "Allahım!.. Kur'ânın kaybolmaması için öğretmenleri bağışla. Dinin kaybolmaması için âlimleri aziz eyle." [25] Uydurmadır. Leâlî'de böyle denilmiştir.[26]

[25] bkz.   Süyûtî,   Leâlî:   1/198;   Aliyyü'1-Karî,   Kühra:   s.107; Aclunî, Keşû 1/49.

[26] Süyûtî, Leâlî: 1/199. Müellif Aliyyü'1-Karî, bu ve bundan sonraki hadisi 5. hadisle birlikte zikretmiştir. Ben de bu iki hadisi dikkat çekmek için iki ayrı rakamla bağımsız iki hadis olarak zikrettim.

 

7.HADİS: "Allahım!.. Öğretmenleri bağışla. Ömürlerini uzun eyle ve kazançlarım bereketli eyle." [27] Uydurmadır. Leâlî'de böyle denilmiştir.[28]

[27] hkz. Süyûtî, Leâlî: 1/198; Aliyyü'1-Karî, Kühra: s. 107; Ac­lunî, Keş£ 1/49.

[28] Süyûtî, Leâlî: 1/198

 

8.HADİS: "Allahım!.. Din hakkında bilgisizce konuşmaktan sana sığınırım." Hadis olarak bulunamamıştır.

 

9.HADİS: "Allahım!.. İslâm'ı iki Ömer'den biriyle destekle." [29] Bu lafızla aslı yoktur.[30]

 

10.HADİS: "Dövme ile tedavi, en son tedavidir." [31] İbnü'd-Deyba'ın dediği gibi; bu, hadis değil, (halk arasında yaygın) bir sözdür.

[29] bkz. Sehavî, Makasıd: s.87; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s.38; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.132; Aclunî, Keşf:  1/210;

[30] Bunun yerine  aynı manadaki şu —hasen- hadis yeterlidir: "Allahım!.. Şu iki adamdan: Ebu Cehil veya Ömer b Hattab'dan hangisi sana daha sevgili ise onunla islâm'ı aziz eyle." Bu  hadisi  Ahmed  Müsned'inde   (2/25),  Tirmizî   Cami' inde (Menakıb 17), İbn Sa'd Tahakat'ta, Beyhakî Delâil'de; Harice b. Abdillah b. Süleyman b. Zcyd b. Sabit'ten; o Nafi'den; o da Ibn Ömer'den bu lafızla merfû olarak rivayet etmiştir. (Sehavî, el-Makasıdül Hasene: s.87)

[31] bkz. Sehavî, Makasıd: s.5; İbnü'd-Deyba', Temyiz:  s.11; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 100; Aclunî, Keşf: 1/14.

 

11.HADİS: "Allah'ın kitabından bir âyet, Muhammed ve ehl"i beytinden daha hayırlıdır." [32] Askalânî: Bunu —hadis olarak— görmedim, demiştir.

[32] bkz. Sehavî,  Makasıd: s.6; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s.11; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.100;  Aclunî,  Keşf  1/20;  Hut,   Esne'b Metalib: s.23. Sehavî, diyor ki: "Bunu -hadis olarak- görmedim. Benden önce hocam İbn Hacer el-Askalânî de aynı ifadeyi kullanmıştır."

 

12.HADİS: "Allah, Kitabından başkasının sahih olmasını murad etmemiştir." [33] Sehavî: Bunu -hadis olarak— bilmiyorum, demiştir.[34]

[33] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 15; Îbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 12 Alıyyul-Karî, Kühra: s.101; Aclunî, Keşf: 1/35.

[34] Bu, İmam Şafii (r.a)'nin sözüdür. Şafiî'nin talebesi Müzcî diyor ki: Şafiî'ye Risale kitabını seksen defa okudum. Her defasında yeni bir hata bulur, "Getir, dur bakalım. Bunu düzeltelim. Allah, kendi kitabından başka bir kitabın sahih olmasını murad etmedi", derdi. Bunu İmam Abdülaziz el-Buharî, İmam Pezdevî'nin. Usul’une yazdığı Keşfü'l-Esrar adındaki şerhinin başlarında (1/4) zikretmiş, İbn Abidin de Reddül' Muhtar haşiyesinde (1/19) nakletmiştir.

Hatib Bağdadî, Mûdıhu Evhâmil-Cem' ve't-Tefrik kitabında (1/6) Müzeni'nin şu sözünü nakletmiştir: "Bir kitap aslıyla yetmiş defa karşılaştırılsa bile, yine o kitapta hata bulunur. Allah, kendi kitabından başka bir kitabın sahih olmasını murad etmemiştir."

 

13.HADİS: "Çocukların sünnetini gizli tutun. Nikâhı duyurun." [35] Sehavî diyor: Birinci cümlenin aslı yoktur.

[35] bkz. Sehavî, Makasıd: s.28; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s. 16; Aliyyü'l-Karî, Kühra: s.lll; Aclunî, Keşf: 1/70; Hut, Esne'h Metaiib: s.37.

 

14.HADİS: "Allah dünya semasına inmeyi murad edince, arşından bizzat iner." [36] Bunu hadis olarak rivayet eden deccaldir.[37]

[36] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûat s.2;  Sehavî, Makasıd: s. 15; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 12; Aliyyü'1-Karî,  Kühra: s.112; Ac­lunî, JTe£i? 1/80.

[37] Süyûtî'nin Zeylül Mevzûat (s.2'3)'ında ifade edildiği gibi: Bu sözü hadis olarak rivayet eden kişi, Ebubekir Muhammed b. Isa et-Tarasûsî'dir. Tarasûsî diyor ki: Bize Nuaym b. Hammad rivayet etti. O da şöyle dedi: Bize Cerîr rivayet etti. O Leys'den, o da Bişr'den, o da Enes'den Allah Rasûlü'nün şöyle buyurduğunu rivayet etti..." Süyûtî, bunu naklettikten sonra bu rivayete şu tenkidi yöneltmiştir: "Nuaym b. Hammad, belâlı pek çok haberleriyle bizi yordu. Onun rivayetlerini ne kadar savunabiliriz ki!.. Bu hadisi Nuaym'den rivayet eden Tarasûsî hakkında İbn Adiyy şöyle demiştir: Rivayet ettiği hadislerin çoğunun mütabii (destekleyicisi) yoktur. O, hadiste hırsızlık yapan kimseler arasındadır. Başkası ise şöyle demiştir: O, deccal bir muhaddistir. Bu hadiste belâ; ondan mı, yoksa üstadı Nuaym'den mi, bilmiyorum."

 

15.HADİS: "Allah Teâlâ buyurdu ki: Dünyayı tahrip etmek istediğimde önce Beyt'imi tahrip ederim. Sonra dünyayı tahrip ederim." [38] Irakî diyor ki: Bunun aslı yoktur.[39]

[38] bkz. Gazzali, İhya: 1/243. Dipnot 1; Aliyyü'l-Karî, Kübra: S-112; Aclunî, Keşf 1/81.

[39] Hafız Zeyneddin eHrakî,  Tahrîc Ehâdisi'l-İhyâ, Kitabül Hacc,   Beytullah'ın  ve   Mekke-ı   Müşerrefe'nin   Fazileti   Babı Gazzali, İhya: 1/243. Dipnot 1)

 

16.HADİS: Ya Muaz!.. Husayb [40] arazisine gelince oradan hızlı geç. Zira orada huriler vardır." [41] Bu arazi Yemen'dedir. Sehavî diyor ki: Bunu hadis olarak bilmiyorum.

[40] Kamus da deniliyor ki: "Husayb -zübeyr vezninde olup- Yemen'de bir yerdir. Kızları çok güzeldir. Husayb arazisine girince oradan hızla  geç, sözü bu yer hakkındadır."   (bkz. Firûzâbadî, el-Kamusu'l-Muhît s.95 Il.bsk. Daru'r-Risale, Beyrut 1987 M.)

[41] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.15; İbnü'd-Deyba,  Temyiz: s. 19; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 113; Aclunî, Keşf: 1/88.

 

17.HADİS: "Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar." [42] Zeyl'de: Bu uydurmadır, denilmiştir.[43]

[42] Devamı şöyledir:  "Allah -talebenin okuduğu- her yaprağa karşılık bir şehir bina eder. Bu şehirlerden her biri dünyanın on katı kadardır."

[43] Süyûtî, Zeylül Mevzûat s.47 (bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.113; Aclunî, Keşf 1/88.

 

18.HADİS: "Yatsı namazı ile akşam yemeği aynı anda olursa, önce yemekten başlayın." [44] Irakî diyor ki: Hadis kitaplarında bu lafızla aslı yoktur.[45]

[44] bkz. Sehavî, Makasıd: s.38; İbnü'd-Deyba':  Temyiz: s.2ü; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.113;  Aclunî,  Keşf:   1/90;  Hut,   EsneT Metalib: s.43.

[45] Bunu Irakî Şerhu Süneni't-Tirmızî'de söylemiştir. (Sehavî, el-Makasıdül Hasene:   s.38)   Irakî,   Tahricü   Ehâdîsi'l-İhya'da Yemek  Edepleri  bölümünde  ise  şöyle  demiştir:  "Bu  konuda meşhur olan   hadis:  "Akşam yemeği hazır olur da namaz için kaamet getirilirse, önce yemek yiyin", şeklindedir.

Irakî'nin işaret ettiği şu hadis, -yukarıdaki- uydurma hadise ihtiyaç bırakmamaktadır: Buharı (9/505) ve Müslim (5/45)'in Enes (r.a)'den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.av) şöyle buyurmaktadır: "Akşam yemeği hazır olur da namaz için kaamet getirilirse, önce yemek yiyin", Bu konudaki "Yemek hazır olduğunda namaz yoktur", hadisi de sahihtir. Bu hadisi Müslim (5/47) Hz. Aişe (r.a) vasıtasıyla Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet etmiştir. Bu hadis, nefiy -olumsuz ifade- olup, nehiy (yasaklama) anlamındadır. Yani hiç kimse arzuladığı yemek hazır olduğunda namaz kılmasın, demektir.

 

19.HADİS: "Kur'ân okuyanın sultana sığındığını görürsen, bil ki o hırsızdır. Onun ahmaka sığındığım görürsen, bil ki o gösterişçidir. Sana: Sen şefaat et de böylece mazlumun cezasını düşüresin, ya da haksızlığı gideresin, denildiğinde aldanmaktan sakın. Zira bu İb-lis'in  hilesidir. Günahkâr  Kur'an  okuyucuları bunu kendilerine basamak edindiler." Bu söz, Sevrî'nin sözüdür.[46]

[46] Sevrî: İmam, muhaddis, müfessir ve fakih Süfyan es-Sev rîdir.  Bu hadisi Ebu Nuaym el İsbehânî Hılyet’ü'l-Evliya'da(6/376-377) Süfyan es-Sevrî'nin hayatını anlatırken nakletmiştir. Asal nüshada bu hadisin metninde tahrif ve eksiklik olup bu eksiklik Hılye'den düzeltilmiştir.

Yine şu söz de Sevrî'nin sözüdür: "Ben kızdığını biriyle karşılaşırım da, o bana, Nasıl sabahladın? derse, kalbim ona karşı yumuşuyor. Ya insan tiritlerini yediği ve yaygılarında oturduğu kimseye nasıl karşı çıkabilir?.[47]

[47] Ebu Nuaym, Hılye: 7/17

Bu konuda şu zayıf hadis gelmiştir: "Allahım!.. Hiçbir fâcirin nimetini bana nasib etme ki, kalbim ona meyletmesin. "[48]

[48] Bu hadisi Gazzalî, İhya'da 12/149) Helâl ve Haram Bölümü'nde sultanlar ve zâlimlerle birlikte olmanın helâl olduğu durumlar babında zikretmiştir. Onun lafzı şu şekildedir: "Allahım!.. Hiçbir facirin nimetini bana nasib etme ki, kalbim onu sevmesin." Irakî'nin ihya Tahricindeki lafzı da bu şekildedir. Irakî diyor ki: "Bu hadîsi İbn Murdeveyh  Tefsir'de Kesir b. Atıyye vasıtasıyla ismi bilinmeyen meçhul bir râviden rivayet etmiştir.   Bunu Ebu Mansur Deylemî Müsnedü'l Firdevs'de Muaz'dan; Ebu Musa el-Medînî Tazyîu'l Umûri ve'l-Eyyâm kitabında ehl'i beyt tarikiyle mürsel olarak rivayet etmiştir. Hadisin bütün isnadları zayıftır."

Gazzalî, bu hadisi ikinci defa ihya'da (4/298) Muhabbet, şevk ve ünsiyet bölümü'nde Muhabbetin Hakikati ve Sebepleri konusunun sonunda nakletmiştir. Irakî burada hadisi Deylemî'den tahric etmiş ve "zayıf ve munkatı' -kesintili- bir senedle rivayet etmiştir," ifadesini kullanmıştır.

Denilmiştir ki: Alim kimse arandığında, o şimdi emirin kapısındadır, denilmesi ne kadar çirkindir!..

 

20.HADİS:  "Sevgi  samimi  ise,   edep  şartları  düşer." [49] İbnü'd"Deyba' Hadis değildir, demiştir.

[49] bkz. Sehavî, Makasıd: s.40; İbnü'd-Dcyba', Temyiz: s.21; Aliyyül Karî, Kübra: s.116; Aclunî, Keşf 1/116.

 

21.HADİS: "Bana salavat getirdiğinizde umumî ifade kullanın." [50] Sehavî diyor ki: Bu lafızla görmedim.[51]

[50] bkz. Hatib, Tarihu Bağdad: 7/281; 8/105; Sehavî, Makasıd: s.40; İbnü'd'Deyba',  Temyiz: s,21; Aliyyü'l'Karî, Kübra: s. 116; Aclunî, Keşf. 1/96;

[51] Sehavî'nin el Makasıdül Hasene'deki (s.40) sözünün devamı şöyledir: "Bu ifade,  "Bana ve Allah'ın diğer Peygamberlerine salavat getirin. Zira Allah beni Peygamber gönderdiği gibi, onları da Peygamber olarak gönderdi." hadisinin manasıdır." Zikri geçen hadisi Beyhakî Şüabü'l-îman'da (1/148 No: 131)Ebu Hureyre'den; Hatib Bağdadî  Tarihu Bağdadila (7/381) Enes den şu lafızla rivayet etmişlerdir: "Bana, Allah'ın nebilerine ve resullerine salavat getirin. Zira Allah beni Peygamber gönderdiği gibi, onları da Peygamber olarak gönderdi." Bu, zayıf bir hadistir.

 

22. HADİS: "Gölge bir buçuk iki zira' arasında olursa öğle namazını kılın." [52] Bâtıldır.

[52] bkz. Sehavî, Makasıd: s.40; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.21; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.116; Aclunî, Keşf: 1/101.

 

23. HADİS: "Sizden biriniz, bir yazı yazdığında o yazıya 'Beleğa' yazmasın. Zira o şeytan ismidir. Sadece 'Allah' yazsın." [53] Uydurmadır. Leâîî' de böyle denilmiştir.[54]

[53] bkz. Süyûtî, Leâli 1/215; Sehavi, Makasıd: s.40; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.21; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.117; Acluııi, Keşf. 1/101.

[54] Süyûtî, Leâlî: 1/215

 

24. HADİS: "Sudan sorumlu olduğunda suda cimrilik yapma." [55] Sehavî: Bunu —hadis olarak— görmedim, demiştir.

[55] bkz. Hatib, Tarihu Bağdad: 9/52; Ebu Nuaym, Hıîye: 3/14; Sehavî,  Makasıd:  s.44; İbnü'd-Deyba1,   Temyiz: s.23;  AliyyüT Karî, Kübra: s.117; Aclunî, Keşf; Hut, Esnel-Metalib: s.49.

[56] Ebu Ubeyd: "Sineğin, hastalığa sebep olduğu gibi şifaya sebep olması için, onu yemeğe veya içeceğe iyice batırın. Bu, Allah  Teâlâ'nın  sineğe   ilhamıyla   olur",   demiş;  Mutamzî  de Mugrib'de bunu nakletmiştir. (Biyolojik incelemelere göre; sinek, yiyecek ve içeceklere toksin salgıladığı gibi, antitoksin de salgılamaktadır. Çev.)

 

25.HADİS: Sivrisinek  sizden  birinizin  tabağına düştüğünde onu -yemeğe- iyice batırın." [56]  Sahihtir,  Ama "yemeğe batırın ve  sonra “atın" ifadesi uydurmadır. [57] Mugrib'de böyle denilmiştir.[58]

[57] bkz. Mutarrizî, Mugrib: 2/187; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/108.

[58] Mutamzî, Mugrib: 2/187

 

26.HADİS: Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz." [59]İbnü'l-Cevzî bunu "Mevzuat" kitabında [60] zikretmiştir.[61]

[59] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236; Zehebi, Mizan: 1/542; Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.24; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/116; Hut, Esne't Metalib: s.51.

[60] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236

[61] Hafız Zehebî, Mizanü'l-Î'tidal'de (1/542) bu uydurma hadisi Huseyn b. Ulvan el-Kelbî'nin biyografisinde onun tarikiyle nakletmiş,   sonra da şöyle demiştir: "Ben de derim ki: Yalancı da yalana doymaz."

 

27.PİRİNÇ HADİSİ": [62] Sabit değildir. İbnü'd-Deyba' bu şekilde zikretmiştir.[63]

[62] Bu hadis, Lam harfinde 252 nolu hadis olarak gelecek olan; Pirinç adam olsaydı yumuşak huylu olurdu" şeklindeki hadistir.

[63] bkz. Sehavî, Makasıd: s.49; İbnü'd-Deyba,  Temyiz: s.25, 152; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.119; Aclunî, 1/126; Hut, Esnel-Metalib s. 100.

 

28.HADİS: Denizdeki toprak, karadaki ahır gibidir. [64] Bunun aslı bulunamamıştır.[65]

[64] Bazı kitaplarda "topraktaki ahır gibidir", denilmiştir.

[65] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.119; Aclunî, Keşf 1/125.

 

29.HADİS: "Niyetini saf kıl. Toprakta uyu." [66] Hadis değildir. İbnü'd-Deyba' bu şekilde zikretmiştir.[67]

[66] bk. Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.29; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.122; Aclunî, Keşf:  1/146; Hut,  Esnel-Metalib s.58.

[67] Yani İbnü'd-Deyba, bu hadisi Temyîzü't-Tayyib Minel Habis Fî' Ma  Yedûru Alâ Elsineti'n Nâs Minel Hadis kitabında zikretmiştir. Ancak hadis, kitabın yayınlanmış baskılarında yoktur. Daha doğrusu ben onu bu baskılarda bulamadım. Kitabın aslı olan Sehavî'nin el-Makasıdü'l Hasene Fi Beyan Kesir Mine'i-Ehadîsi'l-Müştehira  Ale' Elsine  kitabında   (s.61)   mevcuttur.   (Bu  hadis, Temyizü't-Tayyib   kitabının    elimizdeki    Daru'l'Kütübil lmiyye Beyrut 1401/1991 tarihli yeni baskısının 29. sayfasında 144.no.lu hadisin  sonunda  numarasız  olarak  yer   almaktadır.   Muhakkik AbdiUfettah Ebu Gudde merhumun elindeki nüsha, kitabın sonundaki bibliyografyadan anlaşılacağı gibi 1347/1942 yılında yayınlanan Muhammed Ali Subayh baskısıdır. (Çev.)

 

30.HADİS: "Bütün dertlerin aslı, insanın kendi nefsinden hoşnut olmasıdır," [68] Selef alimlerinden birinin sözü olup hadis değildir. İbnü'd-Deyba' bu şekilde zikretmiştir.

[68] bkz. Sehavî, Makasıd: s.62; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.29; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.122; Aclunî, Keşf:  1/147; Hut,  Esne'l-Metalib s.58.

 

31.HADİS: "Dilsiz sarıktan [69] Allah'a sığınırım."[70] Süyûtî diyor ki: Bunun aslı yoktur.[71]

[69] Dilsiz sarık, ucu omuzdan aşağıya sarkıtılmayan sarık demektir

[70] bkz. Süyûtî, Hâvi: 1/471; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.123; Aclunî, Keşf: 1/166.

[71] Süyûtî, bunu el-Hâvî fi'l-Fetâvâ'da (1/471)   ÂH Imran Sır resi'nin 125. âyeti ile ilgili bir meseleyi zikrederken ifade etmiştir.

 

32.HADİS: "Müşteriye yardım edin." [72] Bu lafızla aslı yoktur. "Müşteriye yardım olunur," sözü de böyledir. Bu hükmü İbnü'd-Deyba' zikretmiştir.

[72] bkz. Sehavî, Makasıd: s.68; İbnü'd-Deyba, Temyiz: s.32. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.123; Aclunî,  Keşf 1/166; Hut,  Esnel Metalib: s.62.

 

33.HADİS: "İbadetlerin en faziletlisi en zor olanıdır." [73] Zerkeşî: Hadis olarak bilinmemektedir, demiştir. İbn Kayyim Şerhli Menazilis-Sairin'de: Bunun aslı yoktur, demiştir.

[73] bkz. Sehavî, Makasıd: s.69; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.33; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.123; Aclunî, Keşf:  1/175; Hut,  Esnel Metalib: s.64.

 

34.HADİS: "Cennet ehlinin çoğu, aptaldır." [74] Bu hadisi Bezzar zayıf olarak, Kurtubî ise sahih kabul ederek rivayet etmiştir. [75] Bu hadis "Cennetin en üst makamlarında olanlar, akıl sahipleridir", ilâvesiyle rivayet edilmistir. Bu ilâvenin aslı yoktur.

Hadisin metninde geçen "Bülh" kelimesi, kendi halinde olan anlamındaki "ebleh" kelimesinin çoğuludur. "Ebleh" ise, kötülüğün farkında olmayan ve her şeyi iyi zanneden kimsedir.

Sehl et'Tüsterî, böylelerini kalpleri coşkuyla dolu ve daima Allah ile meşgul olan kimseler olarak açıklamıştır. Yine denilmiştir ki: Ebleh, dünya hakkında bilgisiz olup dininde derin anlayış sahibi olan kimsedir. Makasıd' da şöyle denilmiştir: Böyleleri dünya işlerinde bilgisiz olanlardır.[76]

[74] bkz. Münavî, Feyzul Kadir. Sehavî, Makasıd: s.74; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.34; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.125; Aclunî, Keşf 1/186; Hut, Esnel-Metalib: s.66.

[75] Müellif Aliyyü'l-Karî, el-Mevzıtatü'l-Kübrâ da (s. 126) şöyle demiştir: "Kurtubî, Tezkirede bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Halbuki böyle değildir. Bilakis İbn Adiyy bu hadis hakkında: Münkerdir, demektedir."

[76] Müellifin, el Mevzûatül Kübra'da (s. 127) ifade ettiği gibi; Hadiste geçen ebleh (aptal) kelimesi, "geri zekâlı" anlamında kullanılmamıştır.

 

35.HADİS: "Abdest suyuna değer verin." [77]  İbn Teymiyye: Uydurmadır, demiş, Zejtf'de [78] ise, Onun dediği gibidir, denilmiştir.

[77] bkz. Süyûtî, Zeylül Mevzûat s.203; Aliyyül Karî, Kübra: s.127; Aclunî, Keşf: 1/197.

[78] Süyûtî, Zeylül Mevzûat s.203

 

36.HADİS: "Yaratılmışların dilleri Hakkın kalemleridir. [79] Aslı yoktur. Bu hükmü İbnü'd-Deyba' zikretmiştir.

[79] bkz. Sehavî, Makasıd: s.84; İbnü'd-Deyba',.  Temyiz: s.37. Aliyül Karî, Kübra: s.132; Aclunî, Keşf: 1/205; Hut,  Esne'l-Metalib: s.70.

 

37.HADİS: "Kölenin verdiği eman (güvence) geçerlidir." [80] İbnü'l- Hümam [81]: Bunun aslı bilinmemektedir, demiştir.[82]

[80] bkz.  İbnü'l-Hümam,  Fethu'l-Kadir;  4/302;  Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 134.

[81] İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr, Kitabu's-Siyer: 4/302

[82] Yani  Peygamberimiz   (s.av)'den  senediyle  nakledilen  bu lafıza bir hadis bilinmemektedir, demektir. Ancak bu söz Hz. Ömer (r.a)'in sözüdür. Bunu Abdürrezzak Musannefin de (5/222) Hz. Ömer (r.a)'in sözü olarak rivayet etmiştir. Yine Hafız Zeylaî, Nasbu'r-Râye kitabında (3/396) Hz.  Ömer (r.a)'in sözü olarak nakletmiştir. (Said b. Mansûr, Sünen: 2/3 Hadis No: 250-251; Beyhakî, Sünen: 9/94)

 

38.HADİS: "Ben, zahirle (görünen delillerle) hüküm vermekle emr olundum. Gönülleri bilen ise Allah'tır."[83] Irakî ve başka âlimler, bunun aslı olmadığım kesin olarak ifade etmişlerdir.[84]

[83] bkz. Sehavî, Makasıd: s.91; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.40; Aliyyü'1-Karî, Kiibra: s.134; Aclunî, Keşf 1/192-193; Hut, Esnel-Metalib: s.73.

[84] Bu söz, İbnü'l-Arabî'nin Ahkâmü'l-Kur'anında (1/143) sehven hadis olarak ifade edilmiştir. Talebesi Kadı İyaz,  Terübüt Medarik kitabında (1/101 Fas baskısı) ona uyarak şöyle demiştir: beşerin iç âlem hakkında vereceği hükmün, Allah'ın hüküm ve hikmetini değiştirmesi imkânsızdır. Zira Peygamberimiz (s.av) şöyle buyurmuştur: "Biz Peygamberler topluluğu sadece zahir -görünen deliller- ile hükmederiz. Gönülleri bilen ise Allahtır." Bir başka rivayette iç alemi bilen Allah'tır, denilmiştir. Bir rivayette ise "Bana zahirle (görünen delillerle) hükmetmem emredildi. Gönülleri bilen ise Allah'tır", denilmiştir." Kadı lyaz'ın sözü burada sona ermektedir.

Bu ifade ise bazı âlimlerin dikkat çektiği gibi, hiç kuşkusuz yanlış bir ifadedir. Bu rivayetler asılsızdır. Mizzî, Ibn Kesir, Zerkeşî, İbnü'l-Mülakkm, Irakî ve Sehavî gibi dahi hadis hafızları ve başkaları: Bu hadisler ne meşhur hadis kitaplarında, ne de yaygın hadis cüzlerinde bulunmaktadır, demişlerdir. Burada dikkat çekilmesi gerekli bir husus da şudur: Sehavî, el' Makasıdü'î-Hasene' de (s.91) bu hadisin hükmünü açıklarken yaptığı  bir   nakilde   hata   etmiş,   ondan  sonra   gelen   müellif Aliyyül Karî el Mevzûatü'l-Kübra'da ve Aclûnî Keşfü'l-Hafa'da (1/192-193) Sehavî'ye uyarak şöyle demişlerdir: "Nevevî, Sahihi Müslim Serhinde;  '''Ben insanların kalbini açıp bakmakla, göğüslerini yarmakla emrolunmadımn", hadisini şerh ederken aynen şöyle demiştir: "Bunun anlamı   şudur: "Ben, zahirle (görünen delillerle) hüküm vermekle emrolundum. Gönülleri bilen ise Allah'tır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) de böyle buyurmuştur." Ncvevî'den nakledilen söz burada son ermektedir. Bu nakli ilk yapan Sehavî, Nevevî'nin ifadesini tam nakletmemiş, hata ve yanlışlık buradan kaynaklanmıştır. "Nevevî'nin Sahihi Müslim Şerhi' ndeki (Kitabü'z-Zekât, Müellefe-i kulüba zekât verilmesi babı: 7/163) ifadesini aynen nakledelim. Nevevî (r.a) şöyle diyor: "Bu hadisin anlamı şudur: Ben, zahirle -görünen delillerle- hüküm vermekle emrolundum. Gönülleri bilen ise Allah'tır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) de böyle buyurmuştur: 'Onlar bunu söylediklerinde -başkalarının hakkı müstesna— kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesaplan ise Allah'a, aittir." Yine bir başka hadiste şu ifade yer almaktadır: "Kalbini yarsaydın ya."

Nevevî'nin bu ifadesinde; (Ben, zahirle -görünen delillerle-hüküm vermekle emrolundum...) cümlesi, Allah Rasûlü (s.a.v)' ne nisbet edilmemiştir. Sadece ele alman hadis, Allah Rasûlü (s.a.v)'ne nisbet edilmeyen bu ifadeyle açıklanmıştır. Bu hata, Nevevî'nin ifadesine süratle bakıp da (Nitekim Peygamberimiz de böyle buyurmuştur) ifadesini; sonrasıyla değil de, öncesi ile ilişkili saymaktan kaynaklanmıştır.

(Zahirle —görünen delille— hüküm verme hakkındaki bazı sahih hadisler)

Hadis olmayan bu söz yerine; Buharî'nin Kitabül Megazî'de Ali b Ebî Talib ve Halid b. Velid'in Veda Haccmdan önce Yemen'e gönderilmeleri babında (Fethu'1-Barî: 8/53"54); ve Müslim'in az önce adı geçen konuda (7/163) naklettikleri şu hadis yeterlidir: Ebu Said el-Hudrî (r.a) anlatıyor: Münafıklıkla nitelenen biri Allah Rasûlü (s.av)'ne:

- Allah'dan kork, dedi. Bunun üzerine Halid b. Velid:

- Ya Rasûlallah!.. Bunun boynunu vurayım mı? dedi. Peygamberimiz (s.av):

- Hayır, Belki de o namaz kılan biridir, diye cevap verdi. Halid:

- Nice namaz kılan –münafık- lar var ki, kalbinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:  "Ben insanların kalbini açıp bakmakla, göğüslerini yarmakla emrolunmadım."

Şevkânî, İrşadü'l-Fuhûl'de (s.255) (Delillerin birbirlerine denk gelmesi ve Tercih) bahsinde diyor ki: "Biz zahirle -görünen delille— hükmederiz, hadisinin aslı yoktur ama manası doğrudur. Hz. Abbas(r.a) Peygamberimiz (s.a.v)'e, Bedr'e zorlama sonucu katıldığını söylediğinde; Peygamberimiz (s.a.v)'in ona: "Dış görünüşün bizim aleyhimize idi", demesi; bir başka hadiste: "Ben duyduklarımla hükmederim", buyurması gibi bazı hadislerde bu mana ifade edilmektedir.

 

39.HADİS: "Yemekte lokmayı küçültmekle ve iyice çiğnemekle emrolunduk." [85] Nevevî: Sahih değildir, [86] demiştir.

[85] bkz. Sehavî, Makasıd: s.94; İbnü'd'Deyba',  Temyiz: s.40; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.136; Hut, Esne'l Metalib: s.74.

[86] Yani bu hadis bâtıldır, kesinlikle sahih diye nitelendirilemez, demektir. Hadis hakkında "Lâ Yesbütü" (sabit değildir) denildiğinde de böyledir. Mukaddimede üstadımız Kevserî'nin Intikadü'l-Muğnî ani'l-Hıfz vel Kitah? eserine yazdığı mukaddimedeki şu ifadesi geçmişti: "Uyarı:  Tenkit müellifi -İbnül Hinımat-? diyor ki: Fikhî hükümlerle ilgili hadisleri derleyen Buharı ve diğer âlimler; "Lem yasıhh" (sahih değildir) ifadesiyle ıstılahı manasıyla sahih değildir, demek istemişlerdir. Uydurma ve zayıf hadisler hakkında eser yazanlar ise "hem yasıhh" (sahih değildir) ve "Lâ yeshütü" (sabit değildir) ifade­siyle umumî manayı murad etmektedirler. Birinci ifadeden hadisin hasen veya zayıf olmaması gerekmez, ikinci ifadeden hadisin bâtıl olduğu anlaşıhr."

 

40.HADİS: "Ben arapların en fasih konuşanıyım. Şu kadar var ki, ben Kureyşliyim." [87] Süyûtî: Ne bunu tahric eden bir kimse, ne de senedi bilinmektedir, demiştir.

[87] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.137; Aclunî, Keşf: 1/132.

 

41.HADİS: "Ben dad harfiyle konuşanların -yani Arapların— en fasih konuşanıyım." [88] Ibn Kesir ve Ibn Cezerî'nin dediği gibi! manası doğrudur, aslı yoktur.

[88] bkz. Sehavi, Makasıd: s.95; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.41; Aliyyü'l-Karî,  Kübra: s.136; Aclunî,  Keşf: 1/132; Hut,  Esnel-Metalik a.93.

 

42.HADİS: "Peygamberler lider, Fakihler efendidirler. Onlarla oturmak ziyadedir." Hulâsa'da. [89] belirtildiği gibi, uydurmadır.

[89] Yani bunu tahkik ehli İmam Huseyn b. Abdillah et'Tıybî, el-Hülâsada fî Ma'rifetil Hadis adlı kitabında, İmam Saganî'nin Ed-Durru’l Multakat Fi Tebyini’l Galat kitrabında nakletmiştir. (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki:) Abdullah b. Mesud'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Müttekîler efendi. Fakihler liderdirler. Onlarla oturmak ziyadedir." Bunu Taberanî el-Mu'cemü'l-Kebir'dc rivayet etmiştir. Ravileri güvenilir kimselerdir. (Heysemî, Mecmeuz-Zevâid 1/125; Ebu Nuaym, Hılye 1/134) İbn Cezerî, Kitabül'Kussas ve Müzekkirîn de (s.44) yukarıdaki sözü, İbn Mesud'a ait uzun bir vaaz metni içerisinde Taberanî ve Ebu Nuavm'm rivayeti gibi rivayet etmiştir. Bu hadis, metnin son cümlesidir. Bu son derece nefis, doğru bir sözdür. Zira o şöyle demektedir: ''Müttekîler efendidirler. "Yani takvaları sebebiyle onların şerefi ve yükseklikleri vardır. "Fakihler liderdirler."'Yani Allah'ın dinini açıklama konusunda onlara kendilerine uyulan kimselerdir. Onlarla yanı müttekî fakihlerle oturmak, fakîh olmayıp sadece müttekî olanlarla oturmaktan daha faziletlidir. Zira ilimieri, haram ve helâli bilmelerinden istifade edilmesi sebebiyle, müttekî fakihlerin sohbetinde daha fazla hayır vardır. Dolayısıyla müttekî fakihlerle beraber olmak daha faydalı ve daha kazançlıdır.

Belki de İbn Mes'udun bu sözü, burada zikredilen hadisin aslı olup; ravilerden biri, bu sözün bazı kelimelerini kendi anlayışına göre değiştirip bu sözü merfû hadis olarak nakletmiş, böyle-ce hem manayı bozmuş, hem de Peygamberimiz (s.a.v)'in söylemediği bir şeyi O'na nisbet etmiş olabilir!..

 

43.HADİS: "Gerçeği itiraf eden insaflı davranmıştır." [90] Sehavî: -Hadis olarak- Bu şekilde bilmiyorum, demiştir.[91]

[90] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 102; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.42; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.140; Aclunî,  Keşûl Hafa; Hut,   Esne'l-Metalib: s.95.

[91] Sehavî'nin sözünün devamı şu şekildedir: "Fakat Ahmed ve Hakim Müstedrek'inde el' Esved b. Seri' (r.a)'den şu hadisi nvayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (s.a.v)'e esir bir bedevi getirildi. Bedevi: Ben Allah'a tevbe ediyorum. Muhammed'e yöneltiyorum, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v): "Hakkın ehlini bildi", buyurdu.

 

44.HADİS: "Söz günıüşse, sükût altındır." [92] Süleyman aleyhiaselâm'ın sözü veya Hz. Lokman'ın oğluna nasihatlerinden biridir. Bunu İbnü'd-Deyba' zikretmiştir.

[92] bkz. Sehavî. Makasıd: s.132; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.55; Aliyyü'l-Karî,  Kübra: s.152; Aclunî, Keşf:  1/304; Hut,  Esne'l-Metalib: s.92.

 

45.HADİS: "Âlimler Allah'ın velî kulları değilse, Allah'ın velî kulu yoktur." [93] Hadis değil, bilakis İmam Ebu Hanife (r.a) ve İmam Şafiî (r.a)'nin sözüdür.

[93] bkz. İbn Kesir, Bidaye: 13/100; Sehavî, Makasıd: s.132; İbnü'd-Deyba',  Temyiz s.55; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.153; Hut, Esne'l-Metalıb: s.92. Not: İlk dört kitapta hadis (İn lero tekün..?) şeklinde, son kitapta ise (İn lenı yekûn.?.) şeklindedir. (Çev.)

46.HADİS: "Allah, her mü'minden her münafıka buğzetme, her münafıktan da her mü'mine buğzetme, sözü aldı." [94] Hadis olarak bulunamamıştır.

[94] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.145; Aclunî, Keşf: 1/273.

 

47.HADİS: "Allah, nağmeli duayı kabul etmez." [95] Aslı bilinmemektedir.

[95] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.144; Aclunî, Keşf: 1/288.

 

48.HADİS: "Allah, aklı yarattığında ona: Öne geç dedi, o da öne geçti. Geri kal dedi, O da geri kaldı. Sonra şöyle buyurdu: İzzetime ve celâlime yemin olsun ki, Ey akıl!. Senden daha şerefli bir yaratık yaratmadım. Seninle verir, seninle alırım." [96] Alimler: Bu yalandır, ittifakla uydurmadır, dediler. Makasıd' da böyle denilmiştir.[97]

[96] bkz. Sehavî, Makasıd: s.118; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.49; Aliyyü'l-Karî,   Kübra:  s.143; Acluni,  Kcşf:i21ü;  Hut,   Esne'l-Metalib: s.8Ü

[97] Hafız Irakî, Tahricü Ehadisi'l-İhyâ kitabında bu uydurma hadisin tariklerini geniş bir şekilde açıklamış, Al-lâme Zebîdî de İhya Şerhihde (1/453-455) ondan nakletmiştir.

 

49.HADİS: "Allah, zenginlerin yemeğinin tadını fakirlerin yemeğine nakletmiştir." [98] Süyûtî: Bu uydurmadır, demiştir.

[98] bkz. Sehavî, Makasıd: s.119; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.49. Bu iki eserde de şöyle denilmiştir: İbn Hacer bunun uydurma olduğuna   hükmetmiştir.   Çev.)   Aliyyü'l-Karî,   Kübra:   s.145; Alî, Keşf 1/278; Hut, Esne'l-Metalib: s.78.

 

50.HADİS: "Allah, Beytullah'a her yıl altı yüz bin kişinin haccedeceğini vaad etti. Eğer sayı eksik kalırsa Allah, bunları meleklerle tamamlar. Kabe, mahşerde gerdeğe giren gelin gibi yaratılacak, Beytullah'ı hacceden herkes onun eteklerine sarılacak, Beytullah Cennete girip de hacılar da onunla birlikte Cennete girinceye kadar onun etrafında tavaf edeceklerdir." [99] Irakî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.

[99] bkz. Gazzalî, İhya: 1/241 Dipnot 3; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.145; Aclunî, Keşf: 1/278.

 

51.HADİS: "Allah, işsiz adamdan hoşlanmaz." [100] Zerkeşî: Bunu bulamadım, demiştir.[101]

[100] bkz. Sehavî, Makasıd: s.121; İbnü'd-Deyba,  Temyiz: s.53: Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 146; Aclunî, Keşf: 1/291; Hut,  Esne'h Metalib: s.84,

[101] Halk   arasında   meşhur  olan   söz,   "Allah,   işsiz kuldan hoşlanmaz", şeklindedir. Bu manada sahabe sözü olarak pek çok ifade nakledilmiştir. Hafız Sehavî, el-Makasıdül Hasene'de (s.126) diyor ki: Said b. Mansur, Sünenin de İbn Mes'ud'un bu sözünü şöyle rivayet etmektedir: "Ben ne dünya işinde ne de ahiret işinde boş olan adamdan hoşlanmam." Zemahşerî, Tefsirinde İnşirah Suresi'nde Hz. Ömer (r.a)in şu sözünü rivayet etmektedir: "Ben sizden birinin ne dünya işinde, ne de ahiret işinde boş olmasından hoşlanmam." Beyhakî, Şüab'de Urve b. Zübeyr tarikiyle şu rivayeti nakletmektedir: Urve b. Zübeyr'e: Bu âlemde en kötü şey nedir? denildi. Urve: İşsizlik, diye cevap verdi. Bu uydurma hadiste geçen "Alem" kelimesi Aclûnî'nin Keşfü'l'Hafa'da harekelediği gibi lâm harfinin fethasıyladır.

 

52.HADİS: "Toprak, sünnetsizin idrarından dolayı kırk gün necis olur." [102] Senedinde hadis uydurmacısı Davud [103] bulunmaktadır.

[102] bkz. Zehebî, Mizan: 2/8; İbn Hacer, Lisan: 2/417-; Süyûtî, Zeylül Mevzûat: s.97; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.140; Aclûnî, Keşf 1/223.

[103] Bu   hadis  uydurmacısının   adı  Davud  b.   Süleyman  el-Cürcanîdir. Hadiste geçen (el'Aklef); Sünnet olmayan kişi demektir.  Kitabın  asıl  nüshasında ve  müellifin   ebMevzûatü'î--ffüörasmda ve Aclûnî'nin Keşfül Hafa'sında (1/223) bu hadiste; (el-Aklef) kelimesi (el-Eb'ar) şeklinde zikredilmiştir ki bu kelimede tahrif yapılmıştır. Doğrusu, Süyûtî'nin Zeylü’l Mevzûatın’da (s.97) olduğu gibi ve benim yukarıda yazdığım şekildedir.   Bu   uydurma   hadisin   devamı,   Zehebî'nin   Mizanü'l-İtidal'de (2/8) ve İbn Hacer'in Lisanü'l-Mizan da (2/417) adı geçen yalancı (Davud b. Süleyman’ın biyografisinde şu şekilde yer almaktadır: ''Çocuklarınızı yedinci günde sünnet ettirin. Zİrra bu, daha nezihtir ve derinin daha çabuk iyileşmesini sağlar, toprak, sünnetsizin idrarından dolayı kırk gün necis olur."

 

53.HADİS: "Cennet ehli, Cennette âlimlere muhtaç olurlar. Zira onlar her Cuma Allah'ı ziyaret ederler. Cenab-ı Hak: Benden dilediğinizi temenni edin, buyurur. Cennet ehli bunun üzerine âlimlere yönelirler: Biz, Rabbimizden ne temenni edelim? derler. Alimler de: Şöyle şöyle... temenni edin, derler." [104] Mizan' da bunun uydurma olduğu ifade edilmiştir.[105]

[104] bkz. Zehebî, Mizan 3/436; Süyûtî, el-Camiu's Sagîr (Feyzu'l-Kadir, 2/437)   Fettenî, Tezkiretü'l Mevzûât; s. 18;Aclunî, Keşfül Hafa 1/263; Hut, Esne’l'-Metalib: s.77.

[105] Hafız Zehebî, bunu Mizanü'l-İ'tidal'da. (3/436) yalancılardan biri olan (Mücaşi' b. Amr)'ın biyografisinde zikretmektedir.

 

54.HADİS: "İman hem söz hem de ameldir, artar ve eksilir" veya 'İman hem artmaz ve eksilmez." [106] Firûzâbadî: Hiçbiri sahih değildir, demiştir.

[106] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşf: 1/22,259.

 

55.HADİS: "Bilâl, ezanda (şîn) harfini (sin) olarak değiştiriyordu." [107] Bunun aslı yoktur.

[107] bkz. Sehavî, Makasıd: s.113; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.46; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 140; Aclunî, Keşf: 1/263; Hut,  Esne'l-Metalib: s.86.

 

56.HADİS: 'Yerle gök arasında bulunan ve kendisine Velhân adı verilen Şeytan'ı yanında Adem oğullarının sekiz katı kadar askeri vardır. Onun aynı zamanda Hanzeb denilen bir halifesi vardır." [108] Ibn Cevzi: Uydurmadır, demiştir.

[108] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 112; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.142; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşf 1/265; Hut,  EsneT Metalib: s.86.

 

57.HADİS: "Âlim ve talebesi bir kasabaya uğradıklarında; Allah Teâlâ bu kasabanın mezarlığından kırk gün azabı kaldırır' [109] Hafız Celâl [110]: Bunun aslı yoktur, demiştir.

[109] bkz. Sehavî, Makasıd: s.113; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.46; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşf 1/256.

[110] Bu sözün sahibi Celâleddin Süyûti'dir.

 

58.HADİS: "Bir kulun övgüsü doğu ile batı arasında yayılır da, Allah nezdinde sinek kanadı kadar ağırlığı olmayabilir." [111] İhya'da bu şekildedir. Irakî ise: Bu şekilde bulamadım, demiştir.

Buharı ve Müslim'in Sahihlerinde Ebu Hureyre rivayetiyle şu sahih hadis bulunmaktadır: "Kıyamet günü iri yapılı, şişman adam gelir. Halbuki Allah nezdinde sinek kanadı kadar ağırlığı yoktur. "[112]

[111] bkz. Aliyyül Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşf 1/256.

[112] Bu badis, Sahih-i Buharî'de (Fethul-Barî: 8/324) Kehf Suresi Tefsiri'nde (Bab 6);  Sahih-i Müslim'de (Nevevî:  17/129; Münafikîn 18) Sıfatül-Kıyame kitabının başındadır

 

59.HADİS: "Kısa boylu hanımın boyu uzayabilir." [113] Yani kısa boylu hanım uzun boylu çocuk dünyaya getirebilir. Kamus sahibi diyor ki: Bu bir atasözü olup Cevherî'nin zannettiği gibi hadis değildir.

[113] bkz. Sehavî, Aliyyü'l' Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşf 1/265.

 

60.HADİS: "Sizler, kendilerine amel ilham edilen bir zamandasınız. Öyle bir toplum gelecek ki onlara tartışma ilham edilecek." [114] İhya' da zikredilmiştir. [115] Irakî: Bunu bulamadım, demiştir.[116]

[114] (Yani siz ashabım, bugün İslâm'ı yaşayan bir topluluksunuz. Gelecekte ise tartışmacı bir toplum ortaya çıkacaktır, anlamındadır. Çev.)

[115] bkz.   Gazzalî,   İhya:   1/41;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra:   s.148; Aclunî, Keşf: 1/294.

[116] bkz. Gazzalî, İhya: 1/41 Dip Not No: 3.

 

61.HADİS: "İbrahim Halil ve Ebu Bekir Sıddık'ın Cennette sakalı vardır." [117] Sahih değildir. Musa ve Harun (a.s) hakkında söylenen hadis de böyledir.[118]

[117] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 116; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.48; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.143; Aclunî, Keşf 1/271; Hut,  Esne'l-Metalib: s.88.

[118] Yani bu Peygamberlerin Cennette sakalları olacağına dair söylenen   hadis   de   sahih   değildir.   (Sehavî,    el Makasıdü'l Hasene: s.116; Süyûtî, el-Hâvî li'l-Fetâvâ: 2/569-570)

 

62.HADİS: "Allah'ın Ölüleri  taşıyan  melekleri vardır." [119] Sehavî: Bunu -hadis olarak- görmedim, demiştir

[119] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 127; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.54; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.148; Aclunî, Keşf 1/293; Hut,  Esnel-Metalib: s.89.

 

63.HADİS: "Allah'ın bir meleği vardır ki, iki kaşının arası beş yüz yıllık mesafedir." [120] Bunun aslı bulunamamrştır.[121]

[120] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 148; Aclûnî, Keşf: 1/294.

[121] Aclûnî'nin Keşfü'l-Hafa kitabında (1/294) bu hadis metninde "İki gözünün kılları arasında" ifadesi yer almaktadır. Bu ifade, tahriftir.

 

64.HADİS: "Mescid, -yere atılan- sümükten ezilip büzülür." [122] Bulunamamıştır.[123]

[122] Hadisin devamı: "...derinin ateşte kızarıp büzüldüğü gibi" şeklindedir. Bu hadisi Gazzalî Ihya'da Akaid Esasları kitabının ikinci faslının sonlarında zikretmiş, Iraki: "Onun aslını bulamadım", demiştir.

(Ebu Gudde diyor ki:) Bu söz, Ebu Hüreyre'nin sözüdür. Bunu İbn Ebî Şeybe Musannef de (2/366) Kitabu's-Salat'ta "Mescide tükürmek günahtır, görüşünde olanlar" babında şöyle rivayet etmektedir: Bize Vekî' nakletti: Dedi ki: Bize Mis'ar, Yezid b. Münkız'den; Ebu Hüreyre'nin şöyle söylediğini nakletti: "Mescid, -yere atılan- sümükten dolayı derinin ateşte kızarıp büzüldüğü gibi, ezilip büzülür." lbni Ebî Şeybe, daha sonra aynı sözü bir başka tarikle nakletmistir.

Yine aynı sözü Abdürrezzak Musannef inde Mescide sümük atma babında (1/433); Said b. Mansur Sünen’inde ve Buharı Tarih'inde rivayet etmiştir.

Hadiste geçen (Yenzevî) kelimesi "ezilip büzülür" anlamındadır. Gazzalî ihya'da bunun, dinleyicinin kalbinde tesirinin daha fazla olması için istiare ve sembol niteliğinde olduğunu açıklamakta ve şöyle demektedir: "Zira mescidin sümükten dolayı ezilip büzülmediğini görmektesin. Bunun anlamı şudur: Mescidin ruhu ta'zime layıktır. Mescide sümük atılması ise onu küçümsemek demektir. Ateşin deri ile temas etmesi ne kadar birbirine zıt ise; bu durum da mescidin değerine o kadar terstir." Müslim'in Sahihinde (5/40) Ebu Hüreyre'den naklettiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v), mescidin kıblesinde bir sümük görmüş ve cemaate yönelerek şöyle buyurmuştu:  "Size ne oluyor ki, Rabbinizin huzuruna yöneliyorsunuz ve önünüze tükürüp sümkürüyorsunuz. Sizden biriniz, huzurunda yüzüne karşı sümkürülmesinden hoşlanır mı? Biriniz -mescide- tükürmek zorunda kalırsa soluna ayağının altına tükürsün. Bu imkânı bulamazsa şöyle yapsın. "Hadis ravisi Kasım b. Mihran, bu durumu elbisesini kenarına tükürüp oğuşturarak tarif etti.

[123] bkz.   İbn   Ebî   Şeybe,   Musannef:   2/366;   Abdürrezzak, Musannef.   1/433;  Gazzalî,  İhya:  1/102; Aliyyü'l-Karî,  Kübra: s.295; Aclûnî, Keşf 1/252.

 

65.HADİS: "Size en az verilen şey, yakîn ve sabır azîmetidir. Kime bu iki hususta nasib verilmişse gece namazı ve gündüz orucundan kaçırdığı şeye aldırış etmesin." [124] Gazzalî bunu İhya'da zikretmiş, Irakî ise şöyle demiştir: Bunun aslını görmedim, ibn Abdi'l-Berr, Muaz hadisi olarak şunu rivayet etmiştir: "Allah, yakînden daha az bir şey indirmemiştir."

 [124] bkz.  Gazzalî,  İhya:   1/72;  Zehebî,  Mizan:  4/134;  Süyûtî, Leâli: 1/42; Sehavî, Makasıd: s.148; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.148; Aclûnî, Keşf 1/252.

 

66. HADİS: "Kulun her sözünde istisna etmesi -yani inşaallah  demesi-,  onun imanının kâmil olduğunun alâmetidir." [125] Münkerdir.[126]

[125] bkz.  Zehebî,  Mizan:  4/134;  Süyûtî,  Leâli:   1/42; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 150; Aclûnî, Keşf 1/295.

[126] Yanı batıldır. Zehebî, Mizanü'l İ'tıdal de (4/134) Müarık b. A"bad'ın biyografisinde bu hadisi zikrettikten sonra; "Bu hadis bâtıldır", demektedir. Süyûtî, el-Leâli'l-Masnûa'da (l/42) Zehebî'nin bu sözünü nakletmiş, bunu kabul etmiş ve şöyle demiştir: "Bu hadisin senedindeki âfet, (Davud b. Muhabber)'dir. Deylemî, bunu Müsnedü'l 'Firdevs'de onun tarikiyle tahric etmiştir."

 

67. HADİS: "Günahlardan öyleleri vardır ki, bu günahları Arafat'ta vakfeye durmaktan başka bir şey silemez."[127] Irakî diyor ki: Bunun aslını bulamadım.

[127] bkz.  Gazzalî,  İhya:  1/240; Aliyyü'l-Karî,  Kübra: s.149; Aclûnî, Keşf: 1/297.

 

68. HADİS: "Maddî imkân bulamaman, Allah'ın seni koruduğunun alâmetlerindendir." [128] Tasavvuf erbabı­nın sözlerindendir.

[128] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.149; Aclûnî, Keşf: 1/299.

 

69. HADİS: "Ölü, kendi evinde yedi gün ateş (mum) yakıldığını görür." [129] İmam Ahmed ve başkaları diyor ki: Bu batıldır, aslı yoktur. Bu (âdet) bid'attir.[130]

[129] bkz. Sehavî, Makasıd: s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.55; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.151; Aclûnî, Keşf 1/298.

[130] Yani ölünün evinde ölümünden itibaren yedi gün mum yakılması âdeti, bid'attir.

 

70.  HADÎS: "Ben Rahman'nın nefesini Yemen tarafmda buluyorum." [131] Irakî diyor ki: Bunun aslını bulamadım.[132]

[131] bkz.   Gazzalî,   İhya:   1/104;   3/222;   Heysemî,   Mecmeu'z-Zevaid: 10/55; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.154; Aclûnî, Keşf: 1/304.

[132] Irakî'nin İhya Tahricih.de (1/104 Dip not 2) Akaid Esasları kitabının ikinci faslının sonlarında gördüğüm ifadesi aynen şu şekildedir:"Ben Rahman'ın nefesini Yemen tarafında buluyorum."Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin hadisi olarak rivayet etmiştir. Bu hadisin ravileri sika/güvenilir kişilerdir."

Hafız Heysemî ise Mecmeu'z-Zevaid' de (10/55-56) Ebu Hureyre'den şu hadisi nakletmektedir: Peygamberimiz (s.av) buyurdular ki: "iyi bilin ki; iman Yemen'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, Rabbinizin nefesini Yemen tarafından buluyorum." Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir. Ravileri sahih hadis ravileri. Ancak Şebîb Ebî Ravh müstesnadır. Ama o da sikadır." Beyhakî, bu hadisi el'Esma ve's Sıfat'ta Seleme b. Nüfeyl es-Sekûnî'den rivayet etmektedir. Onun hadisinde şu ifade yer almaktadır: Peygamberimiz (s.a.v), Yemen tarafına sırtını döndüğü bir sırada şöyle demiştir: Ben Rahman'ın nefesini işte şuradan duyuyorum. Bu hadisi Bezzar Afiflerinde rivayet etmiş, Taberanî Kebir'de, Peygamberimiz (s.a.v) Yemen'e işaret ederek; ''Ben Rahman'ın nefesini işte şuradan duyuyorum", lafzıyla rivayet etmiştir. Yine Taberanî Müsnedü'ş-Şamiyyîn'de Ebu Hürcyre'den; "İman, Yemen 'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, Rahman'm nefesini Yemen tarafından buluyorum"; Evsat kitabında Ebu Hüreyre'den "Ben Rabbinizin nefesini Yemen tarafından duyuyorum", lafzıyla rivayet etmektedir. Şeyh Muhammed b. Kasım el-Haydarabadînin, Hasan el'Basrî'nin Hz. Ali (r.a)'den hadis işitmesinin isbatı konulu el Kavlül' Müstahsen fi Fahri'l Hasen kitabında (s.118-120) geniş bir şekilde açıkladığı gibi bu rivayetlerin senedleri sahihtir.

Beyhakî, el-Esma ve's Sıfat'ta hadisin manasını; Peygamberimiz (s.a.v), bu hadisle; Ben huzur ve rahatlığı Yemen tarafından buluyorum, demek istemiştir, şeklinde  açıklamaktadır.

 

71. HADİS: "Gül, Hz. Peygamber (s.av)'in terinden -veya Burak'ın terinden- yaratıldı." [133] Nevevî; Sahih değildir [134] demiş; Askalanî ve başkaları ise: Uydurmadır, demişlerdir.[135]

[133] bkz, Nevevî, Fetâvâ; 288; İbn Hacer, Lisan: 2/219; Sehavî, el Makasıd: s.130; Semhudî, Gammaz: s.46; İbnü'd'Deyba', Tem­yiz: s.55; Aliyyü'1-Rarî, Kübra: s.151; Aclûnî, Keşf 1/30.

[134] bkz. Nevevî, Fetâvâ: s. 288.

[135] "Sahih değildir" ve "Uydurmadır" ifadeleri farklı iki ifade olmakla birlikte; kitabımızın mukaddimesinde (s.40) işaret edildiği gibi ıstılahı açıdan manaları aynıdır.

 

72. HADİS: "İman kalple tasdik, dille ikrar, azalarla ameldir." [136] Ibnü'l-Cevzî, bu hadisin uydurma olduğuna hükmetmiştir. (Abdülfettah Ebu Gudde: Doğru olan budur, demiştir.)[137]  Sehavî ise şöyle demiştir: Bu hadis, İbn Mace'de Abdüsselâm b. Salih'in hadisi olarak yer almaktadır. [138]

[136] bkz.  İbn Mace,   Sünen   1/25   (Mukaddime  9);  Beyhakî, Şüab:  1/47 No:16;  Süyûtî,  İbnü'l-Cevzî,  Mevzuat  1/128;   el-Çamiu's-Sagir   (Feyzu'l-Kadir   3/185);   Süyûtî,   Leâlî:    1/33; Îbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 1/128-129; Zehebî, Mizan: 2/616; Süyûtî, Leâli:   1/33-36;   Sehavî,   Makâsıd:   s.140;   Semhudî,   el-Gammaz ale'l-Lemmaz: s.48; ibn Arrak, Tenzih: 1/79,151; İbnü'd-Deyba, Temyiz: s.59; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.158; Şevkânî, Fevaid: s.293,452; Aclunî, Keşf: 1/21; Hut, Esnel Metalib: s. 102.

[137] Parantez arasındaki bu cümle bir sonraki dipnotun son cümlesi olup önemine binaen metne alınmıştır. (Çev).

[138] (Ebu Gudde diyor ki:) Hadisin Sünen İbn Mace'de olması, onun uydurma olmasına engel değildir. Zira Sünen ibn Mace'de otuzdan  fazla  uydurma  hadis   bulunmaktadır:   (Leknevî,   el' Ecvîbetü'l-Fadıla: s. 71-72, thk. Abdülfettah Ebu Gudde).

Süyûtî, bu hadisi cl-Lealil Masnûa'd'a. (1/33-36) zikretmiş, bu hadis hakkında verilen "uydurma" hükmünün reddedilmesini güçlendiren (mütabik) rivayetler nakletmiştir. İbn Arrak da Tenzîhü'ş-Şeriatil Merfûâda. (1/151-152) Süyûtî'yi desteklemiştir.

Ancak bu hadisin ravilerinden olan (Abdüsselam b. Salih el'Herevî) hakkında Ebu Hatim: Bana göre sadûk (doğru sözlü) değildir, demiş; Ebû Zür'a hadisini kabul etmemiştir. Ukaylî: Rafizîdir, habistir, demiştir, ibn Adiyy: Hadis uydurmakla suçlanmıştır, derken; Nesaî: Güvenilir değildir, demiştir. Darakutnî: Rafizîdir, habistir, "iman kalple ikrardır" hadisini uydurmakla suçlanmıştır, demiştir. (Zehebî, Mizan: 2/616) Ukaylî ve Muhammed b. Tahir eh Makdisî onun yalancı olduğunu ifade etmişlerdir. İbn Arrak Tenzîhü'ş-Şeriati'l Merfûa'da (1/79): "Onu pek çok muhaddis, hadis uydurmakla suçlamıştır", demiştir.

İbn Maîn'den sika olduğuna dair gelen rivayeti Allâme Abduı-rahman eİ'Muallimî el-Yemanî (r.a) Şevkânfnin el Fevaidü'l' Mecmua kitabına yazdığı ta'Iikatında (s.293,452) güzel bir şekilde cevaplamıştır. Oraya bakılmalıdır!.

Ayrıca hadiste mezhebi tarifler sanatı açıkça görülmektedir. İbnü'l-Cevzî'den Önce Hafız Darakutnî de bu hadis hakkında uydurma hükmünü verenlerdendir. Onun bu görüşü az önce Mizan'dan nakledilmişti. Nitekim Bu konudaki görüşlerin tamamını İbnü'l-Cevzî Mevzûât'ında. (1/128-129) nakletmektedir. Doğru olan da budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

 

73. HADİS: "Ey İbn Ravaha!.. Seci'den (kafiyeli konuşmaktan) sakın." [139] Ihya'da böyledir. Irakî şöyle demiştir: "Bu şekilde bulamadım. Hadis, İbn Sünnî'nin er-Riyada ve Ebu Nuaym'in Hılye kitabında Hz. Aişe (r.a) hadisi olarak sahih isnadla rivayet edilmiştir. Hz. Aişe (r.a) Saib'e şöyle demişti: "Seci'den sakın. Zira Peygamberimiz (s.a.v) ve ashabı seci' yapmıyorlardı." İbn  Hıbban rivayetinde:   Seci'den kaçın,  denilmiştir. Buhari de İbn Abbas'ın sözü olarak benzeri bir ifade nakledilmiştir."[140]

[139] bkz. Gazzalî, İhya: 1/35 Dipnot 2; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 156.

[140] Asıl nüshada bu şekilde yer almaktadır. Irakî'nin; ihya Tahririnde (1/35) İlim bölümünde "İlimlerin lafızlarında değiştirilen şeyler" konusunda ifadesi ise şöyledir: "Hadis, Ahmed, Ebu Ya'lâ, İbnüs Sünnî ve Ebu Nuaym'ın er-Riyada kitabında Hz. Aişe (r.a) hadisi olarak sahih isnadla rivayet edilmiştir..." Zebidî, İhya Şerhi' nde (1/246) diyor ki: " .....(?)Irakî şöyle demiştir: Merfû olarak bulamadım

Ahmed ve Ebu Ya'lâ (Müsnedlerinde); Ibnü's Sünnî ve Ebu Nuaym ise Riyadatü'l Müteallimîn isimli kitaplarında... rivayet etmişlerdir."

 

74. HADİS: "Gizli olan nedir? denildi. Olmayan şey, de-di." [141] Askalanî: Bunun aslını bilmiyorum, demiştir.

[141] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 139; Semhudî, Gammaz: s.47; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.58; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.157; Aclûnî, Keşf 1/252; Hut, Esnel Metalib: s.98.

 

“B” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

75. HADİS: "Patlıcan ne niyetle yenilirse o gerçekleşir." [142] Batıldır, aslı yoktur. Hadis hafızları bunu açıkça ifade etmişlerdir.

[142] bkz. Sehavî, Makasıd: s.141; İbnü'd-Deyba':   Temyiz: 60; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 159; Aclûnî, Keşf 1/252; Hut,  Esne'l-Metalib: s. 107'.

 

76. HADİS: "Bakla hadisi." [143] Sâbıt değildir.[144]

[143] bkz.   Süyûtî,   Zeylü'bMevzûât   s. 141;   Sehavî,   Makasıd: s.141; İbnü'd-Deyba':  Temyiz: 60; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.161; Aclûnî, Keşi: 1/252.

[144] (Bakla); Kamus ve şerhi Tacü'l-Arus'ta B-K"L maddesinde şöyle açıklanmaktadır: (el-Bakl) topraktan çıkan her yeşil bitkidir. (el-Bakılâ) ve (el-Bakıllâ) bakla demektir. Müfredi (Bakılaetün) veya (Bakıllatün) şeklinde gelir.

Bakla hadisine gelince; bu uzun bir hadistir. Bu sebeple müellif, hadisin metnini zikretmemistir. Uydurma hadis konusunda eser telif edenlerin bir çoğu da hadisin uzunluğu sebebiyle sadece işaret etmekle yetinmişlerdir. Bu hadiste baklagillerin pek çok cinsinin faydaları zikredilmektedir. Bakla da bunlarda biridir. Bu sebeple bu hadise kısaca (Bakla hadisi) ismi verilmistir. Ben işaret edilen hadisin bilinmesi için hadisin tamamını zikretmek istiyorum:

Bu hadis, Süyûtî (r.a)'nin uydurma olduğuna hükmettiği hadis­lerden biri olup Süyûtî, bu hadisi Zeyîü'l-Mevzûât kitabında (s.141-142) şu senedle zikretmektedir:

"Bu hadisi Tuyurî, Tuyûriyyat'ta, şu şekilde talıric etmektedir: Bize Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Osman es-Sevvak haber verdi: Dedi ki: Bize Ebu'l-Kasım ibrahim b. Ahmed b. Ca'fer el-Hurakî haber verdi. Dedi ki: Bize Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Büşeyra nakletti. Dedi ki: Bana Ebu't-Tayyibi's-Sayyad Muhammed b. Ishak el-Huzaî nakletti. Dedi ki: Bize Ali b. Huseyn nakletti. Dedi ki: Bize -Muhammed bin-Musa b. İbrahim; Hişam b. Urve'den; o babasından; o da Hz. Aişe'den merfû olarak nakletti:

 

l."Kim yatsı namazından sonra cırcır yer, sonra uyursa cüzzam hastalığı burnundan çıkar gider."

2 ."Kim pırasa yer, sonra uyursa, kokusu çirkin olur, basurdan emin olarak geceler, iki melek sabaha kadar ondan uzak durur."

3."Kim kereviz yerse güzel kokuyla geceler, diş ağrılarından emin olarak geceler."

4."Kim hindiba otundan yerse, kendisine zehir ve sihir dokuir maksızın geceler. Hayvanlardan yılan ve akrep dahil hiçbiri ona yaklaşamaz."

5."Kim cennet baklasını yerse, Allah meleklere ona haseneler yazmalarını emreder."

6."Kim. sedef bitkisi yerse, zatülcenb ve taun hastalıklarından emin olarak geceler."

7."Kim turp yerse, usanç hastalığından emin olarak geceler. "Kim soğan-sarımsak yerse, bu mescidimize sakın yaklaşmasın. Zira melekler, Ademoğullarının rahatsızlık duydukları şeylerden rahatsızlık duyarlar."

9."Kim mercimekle birlikte kabak yerse, Allah'ın adı anıldığı zaman gönlü hassas olur, zihni açılır."

10."Kim baklayı kabuğuyla birlikte yerse, Allah yediği kadar derdi ondan çıkarıp atar."

11."Kim yemekten önce ve sonra tuz yerse, en basitleri cüzzam ve baras (alacalık) hastalığı olan, üçyüz altmış çeşit dertten emin olur." (Ayrıca 436 nolu paragrafın sonundaki 864 nolu notta bulunan Tuz hadisi'ne bakınız.)

İbn Arrak, Tenzihü'ş-Şerîa' da (2/266) bu hadisi Süyûtî'den nakletmekte ve şöyle demektedir: "Süyûtî, bu hadisin illetini (kusurunu) beyan etmemiştir. Bu hadisin senedinde Hişam b. Urve'den rivayette bulunan Muhammed b. Musa b. ibrahim yer almaktadır. Bu kişiyi tanımıyorum. Lısanü'l-Mizan'da (5/401) deniliyor ki: Muhammed b. Musa b. ibrahim eHstahrî(?): Meçhul bir şeyhtir." Bu kişi o mudur, başkası mıdır bilmiyorum." İbn Arrak'ın sözü burada sona ermektedir.

Abdülfettah —Ebu Gudde— diyor ki: ibn Arrak (r.a)'ın burada adı geçen râvinin durumu hakkındaki açıklaması, hadisin uydurma olduğu hükmünü tamamlamak için değil, sadece yalancılığı ve sahibini ortaya koymak içindir. Zira adı geçen hadiste yalancılık kokuları her taraftan hissedilmektedir- Bu hadis, senedi araştırılmaya ihtiyaç duyulmayacak kadar asılsız bir hadistir.

Aclûnî, Keşfü'l-Hafa'da, (1/339) diyor ki: Zerkeşî diyor ki: Bakla ve mercimek hadisleri bâtıldır. Necm (el-Gazzî): Bakla hakkında hiçbir şey sahih değildir, demiştir. Firûzâbadî. uydurma hadisler hakkındaki bazı genel hükümleri açıklamak için tahsis ettiği Sifrü's Seadeh kitabının Hatime bölümünde (s.150) şöyle diyor: "Mercimek, bakla, peynir, ceviz, patlıcan, nar ve kuru üzümün fazileti babında hiçbir şey sahih olmamıştır. Zındıklar —Allah onları rüsvay eylesin- bu konularda hadisler uydurmuşlar ve İslâmı lekelemek için bu uydurdukları uydurma hadisleri muhaddislerin kitaplarına karıştırmışlardır;' İbnü'l-Cevzî, Mevzuat kitabında (2/293) Darakutnî tarikiyle Hz. Aişe'nin; "Kim baklayı kabuğuyla birlikte yerse, Allah, ondan onun kadar derdi çıkarır," şeklindeki sözünü nakletmiş ve şöyle demiştir: "Bu sahih olmayan bir hadistir. İbn Adiyy: Bu, batıl bir hadistir, demiştir." Süyûtî, el-Leâli'l-Masnûa'da. (2/218) ve İbn Arrak, Tenzîhü'ş-Şerîa' da İbnü'l-Cevzî'nin bu ifadesini kabul etmişlerdir.

 

77. HADÎS: 'Ümmetimin cimrileri terzilerdir." [145] Sehavî diyor ki: Bunu -hadis olarak- görmedim.[146]

[145] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 143; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s.60; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 162; Aclûnî, Keşf 1/332.

[146] İbnü'd-Deyba, Temyîzü't-Tayyib  (s.60):

 

78. HADİS: "Cimri, çok ibadet eden [147] biri olsa bile; Allah'ın düşmanıdır." [148] Bunun aslı yoktur.

[147] Asıl  nüshada bu şekildedir.  Ancak bu hadisi  zikreden kitaplarda (âbid) yerine (rahib) ifadesi yer almaktadır.

[148] bkz. Sehavî, Makasıd s.143; İbnü'd-Deyba': Temyiz: 61; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.163; Aclûnî, Kcşf: 1/252.

 

79. HADİS: "Soğuk, din düşmanıdır." [149] Hadis değildir, âlimlerden birinin sözüdür.[150]

[149] bkz.   İbnü'd-Deyba':   Temyiz:   61;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra: s.163; Aclûnî, Keşf 1/252.

[150] Bu sözün sahibi olan zat, İmam Malik ve İmam Evzaî'ye benzetilen, Şam diyarının fakîh ve salih zatı büyük imam  Saıd b. Abdülaziz ed-Dimaşkî et-Tenûhî'dir.   167 yılında vefat etmiştir. (Allah rahmet eylesin.)

 

80. HADİS:  "Bereket,  pidenin küçüklüğündedir." [151] Nesaî'den bunun hadis olmadığı nakledilmiştir.

[151] Hadisin tamamı: "Bereket, pidenin küçüklüğünde, ipin uzunluğunda ve nehrin küçüklüğündedir", şeklindedir.

 

81. HADİS: "Ortaklık tenceresi [152] kaynamaz." [153] Hadis değildir.Bunun aslı yoktur, demiştir. Aclûnî ise, Keşfül-Hafa'da. (1/332) şöyle demiştir: "İbnül Gars, bu kelimenin bazı yazma nüshalarda buğday satanlar anlamındaki (hannatûn) şeklinde olduğunu zikretmektedir."

[152] Bu hadis, Aclûnî'nin Keşfül Hafa kitabında (1/331)  "Şirk tenceresi kaynamaz", şeklinde nakledilmektedir. Bu ifade, ha­isin tahrif edilmiş şeklidir.

[153] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.165; Aclûnî, Keşf: 1/331.

 

82. HADİS: "Güler yüzlülük, misafire ikram etmekten daha hayırlıdır." [154] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.

[154] bkz. Sehavî, Makasıd: s.145; Semhudî,  Gammaz, s.50; Aliyyü'l-Karî,   Kübra:   s.166;   Aclûnî,   Keşfü'l- Kavukçî,   Lü'lü': s.30 Mafa:  1/252; Hut,  Esne'l-Metalih: s. 108; Kavukçî,  Lü'lü' s. 30.

 

83. HADİS: "Katile öldürüleceğini müjdele." [155] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.

[155] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s.145;   Semhudî,   Gammaz,  s.50; İbnü'd-Deyba': Temyiz: 62; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 166; Aclûnî, Keşf 1/252; Kavukçî, Lü'lü: s.30.

 

84. HADİS: "Şişmanlık, zekâyı giderir." [156] Hadis değildir. Amr b. As (r.a) ve başkalarının sözüdür.[157]

[156] bkz. Sehavî, Makasıd: s.145; İbnü'd-Deyba':   Temyiz: 62; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.167; Aclûnî, Keşf: 1/252; Hut,  Esne'l-Metalib: s. 109.

[157] Bu mana, pek çok sahabîden (r.anhüm) nakledilmiştir.

 

85. HADİS: "Karpuz ve faziletleri hadisi." [158] Zerkeşî: Sabit olmamıştır, demiştir.[159]

[158] bkz. Deylemî, Zehru'l-Firdevs: 2/35; İbnü'l-Cevzî: Mevzuat: 2/285;    Sehavî,   Makasıd:   s. 146;   Semhudî,    Gammaz,    s. 50; Aliyyül Karî, Kübra: s. 166; Aclûnî,  Keşi: 1/252; Hut,  Esne'b Metalib: s.109; Kavukçî, Lü'lü': s.30.

[159] Müellif,   el-Mevzûatü'l-Kübra  kitabında   Zerkeşî'nin   bu sözünden sonra şöyle diyor: "Karpuzun faziletine gelince, o da aynı şekildedir. -Yanı bu konuda da hiçbir şey sahih değildir-. Ancak Tirmizî'nin Şemailinde ve başka eserlerde karpuz hakkında   gelen,   Aleyhissalâtü   ve's-Selâm   Efendimiz'in   karpuz yediği, özellikle taze hurma ile birlikte karpuz yediği şeklindeki rivayet sabittir."  Bu konudaki hadis  Sünen-i -Ebî Davud ve Sünen'i Tirmizi'de Hz. Aişe (r.a) den; Peygamberimiz (s.a.v) karpuzu taze hurma ile birlikte yerdi, şeklinde yer almaktadır. Ebu Davud rivayetinde şu cümle ilave edilmiştir: "...ve Peygamberimiz (s.a.v): "Bunun  hararetini şunun  soğukluğuyla, bunun soğukluğunu şunun hararetiyle kırıyoruz, derdi." Tamamlayıcı Bilgi: İmam Ahmed'in;  Peygamberimiz (s.av)'in karpuzu nasıl yediğini bilmediği için karpuz yemediği şeklinde zikredilen rivayet sahih değildir. Bazı âlimler bu konuda uyarıda  bulunmuşlardır.   Bunlardan  biri  İmam   İbn   Müflih   el-Hanbelî'dir. Fürü' kitabında (6/308) şöyle demiştir: "İmam Ahmed'in;  Peygamberimiz  (s.av)'in  yeme  şeklini  bilmediği için. karpuz yemekten kaçındığı şeklinde nakledilen rivayet yalandır.  Bu hükmü üstadımız -yani  Şeyh Hafız İbn Teymiyye zikr etmiştir."

 

86. HADİS:   "Din,   temizlik  üzerine  bina   edilmiştir." [160] İhya'da zikredilmiş, Irakî şöyle demiştir: [161] "Bu şekilde bulamadım. İbn Hıbban'ın ed'Duafa (zayıf raviler) kitabında Hz. Aişe hadisi olarak; "Temiz olun. Zira islâm temizdir", rivayeti; ayrıca Taberanî'nin el-Evsat kitabında çok zayıf bir senedle İbn Mes'ud hadisi olarak! "Temizlik imana davet eder", rivayeti bulunmaktadır."[162]

[160] bkz.   Gazzalî,   ihya:   1/49,125;   Sehavî,   Makasıd:   s.146; Semhudî, Gammaz, s.50; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.62; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.167; Aclûnî, Keşf 1/25; Kavukçî, Lü'lü': s.30.

[161] Irakî bu sözü,  İhya   Tahricinde  (1/49)  İlim bölümünde Talebe ve Üstadın Adabı konusunda ve Taharetin Sırları bölümünün başında (1/125) zikretmektedir. Münzirî, bu hadisi Tergibin başında parmakların hilallenmesi konusunda zikretmiş ve şöyle demiştir: Bu hadisi Taberanî, Kebirde İbn Mesud'dan hasen bir isnadla mevkuf olarak rivayet etmektedir. Daha isabetli olan da budur."

[162] Benzeri bir rivayeti, Tirmizî Süneıiinde (10/240-241) Edeb bablarında (Temizlik hakkında varid olan hadisler) babında Sa'd b. Ebî Vakkas (r.a)'dan rivayet etmektedir: Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki: "Şüphesiz ki, Allah iyidir, iyiyi sever. Temizdir, temizliği sever. Son derece ikram edicidir, ikramı sever. Cömerttir, cömertliği sever. Evlerinizin avlularını temiz tutun." Tirmizî: "Bu, garib bir hadistir, —Senedinde bulunan— Halid b. Ilyas zayıf kabul edilmektedir", demiştir. Dolayısıyla hadis, Mişkâtül Mesabîh'de (2/503) "hasen hadistir", diye not düşülmesine rağmen; Ebubekir İbnü'l-Arabi'nin Arıdatü'h Ahvezî ve Mübarek-Fûrî'nin Tuhfetü'l-Ahvezî: kitabında (4/20) dedikleri gibi; zayıf hadistir.

Münavî'nin Feyzu'l-Kadirdeki (2/239) ifadesi hatadan uzak değildir. Zira, Tirmizî hadisi hasen kabul etmemiş ve Nablusî'nin Zehairu'I Mevaris'de (1/237) ifade ettiği gibi. hadisi sadece bir tarikle rivayet etmiştir.

Heysemî, Mecmeu'z-Zevaidde (5/132) Hz. Aişe'den; Allah Rasûlü buyurdu ki: "islam temizdir, temiz olun. Zira Cennet'e sadece temiz olanlar girecektir", hadisini rivayet edip şöyle demiştir: Bu hadisi Taberanî Evsat’ta rivayet etmiştir. Senedinde (Nuaym b. Müverra) bulunmaktadır. O da zayıftır." Suyûtî de el'Camiu's Sagîr'de Ebu Hüreyre'den Peygamberimiz (s.a.v)'in; "Gücünüzün yettiği her şeyle temizlenin. Zira Allah islâm'ı temizlik üzerine bina etti. Cennete sadece temiz olanlar girecektir", hadisini nakletmiş ve şöyle demiştir: Bu hadisi Ebu's-Saalîk et-Tarasûsî Ebu Hüreyre'den rivayetler cüz'ünde rivayet etmiştir." Şihab el-Hafacî'nin Nesimü'r-Riyaz fî Şerhi'ş-Şifa li'l-Kadi Iyaz (1/428) kitabında zikrettiği gibi; Rafiî, bu hadisi Tarihli Kazvînde rivayet etmiştir.

Bütün bu zayıf hadisler, çeşitli tariklerle nakledilmesi sebebiyle bu mananın sabit bir aslının olduğunu ifade etmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır!..

 

87. HADİS: "Beytü'l-Makdis, akreplerle dolu altından bir tastır." [163] Hadis değildir. Bu söz, Tevrat'a nısbet edilmektedir.

[163] bkz. Sehavî, Makasıd: s.148; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.63; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.345; Aclunî, Keşf 1/252.

 

 

“T” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

88. HADİS: "Beytullah'ta tavaf, Tahıyyetü'l-Mescid namazı yerine geçer." [164] Sehavî: [165] Bu lafızla görmedim, demiştir.[166]

[164] bkz.  İbnü'd-Deyba', Temyiz:  s.6o;  Aliyyü'l-Karî,  Kübra: s.170; Aclûnî, Keşf 1/252.

[165] Bu hadisi Sehavî'nin etMakasıdül Hasene kitabının elimizdeki baskısında bulamadım. Sehavî, bu hadisi bu eserin bir başka yerinde ya da bir başka eserinde zikretmiş olabilir mi. bilemiyorum. Ancak Sehavî'nin talebesi İbnü'd-Deyba', bu hadisi   Temyizü't-Tayyib kitabında  zikretmiş  ve  hadis  hakkında yukarıdaki ifadeyi kullanmıştır. Dolayısıyla bu sözün İbnü'd" Deyba'a nisbet edilmesi daha doğrudur. (Çev.)

[166] Müellif (rahmetullahi aleyh), eJ-Mevzûatü'l-Kübra'da şöyle diyor: "Bu ifade, fakihler ve diğer alimlerden sadır olup manası doğrudur. Nitekim Sahih hadisler arasında Hz. Aişe validemizden şu hadis yer almaktadır: "Peygamberimiz (s.a.v)'in, Mekke'ye geldiğinde ilk yaptığı şey, abdest alıp tavaf etmesi idi." Zira Mescid-i Haram'a giren herkesin önce farz veya nafile olarak tavaf yapması sünnettir. Bir özür veya başka bir şey sebebiyle tavaf yapma niyeti olmadığı takdirde Tahıyyetü'l-Mescid namazı kılabilir. "Beytullah'ta tavaf,  Tahıyyetül-'Mescid namazı yerine geçer", hadisinin manası, bu konuda bazı zekâ özürlülerinin yanlış  düşündükleri  gibi; Tahıyyetü'l-Mescid namazı bu mescidde kılınmaz, demek değildir.

 

89. HADİS: "Zebercedi yüzük taşı olarak kullanın. Zira o, kolaylıktır. Onda zorluk yoktur." [167] Askalânî: Uydurmadır, demiştir.

[167] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s. 153;  Semhudî,   Gammaz,  s.52; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.65; Aliyyü'l-Karî, Kübra: 170; Aclûnî, Keşf: 1/252; Hut, Esne'l Metalib: s.lll; Kavukçî, Lülü: s.31.

 

90. HADİS: "Âdeti terk etmek, düşmanlığa sebep olur." [168] Bunun aslı yoktur.

[168] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 155; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.66; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 172; Aclûnî, Keşf:  1/252; Hut,  Esne'l-Metalik s.112.

 

91. HADİS: "Geyiğin selâm vermesi hadisi." [169] Dillerde ve nebevi medhiyelerde meşhur olmuştur. İbn Kesir şöyle demiştir:  Bunun aslı yoktur.  Kim bunu Peygamberimiz (s.a.v)'e nisbet ederse yalan söylemiş olur.[170]

[169] bkz.  İbn Kesir,  Şemail:  s.281;  İbn Hacer,   Fethul Barî: 6/434;   Sehavî,  Makasıd:   s.156;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz:  s.67; Aliyyü'l-Karî, Şerhu'ş-Şifa: 1/639; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 173; Aclûnî, Keşf: 1/252; Zürkanî, Şerhu'l Mevahibi'l-Ledünniyye: 5/151; Hut, Esnel Metalib: s.113.

[170] Hafız İbn Hacer, Fethu Barî'de (6/434): ''Geyiğin selâm vermesi hadisi" nin kuvvetli veya zayıf hiçbir senedini bulamadım", demiştir. Sehavî, el Makasıdü'l-Hasene'de (s.156) Hafız İbn Kesir'in yukarıdaki sözünü kabul edip naklettikten sonra şöyle demiştir: "Fakat genel olarak geyiğin konuşması -yani geyiğin selâm vermesi değil, sadece geyiğin Rasulullah (s.a.y) ile konuşması- hakkında üstadımızın —Hafız İbn Hacer'in- ibn Hacib'in Usul-ü Fıkıh hakkındaki kitabı olan "Muhtasar Kitabının Hadislerinin Tahrici" kitabında altmış birinci mecliste yer alan birbirlerini takviye eden birkaç hadis vârıd olmuştur. (Ebu Gudde diyor ki:) Bütün bu hadisler, olağanüstü bir olayı isbat konusunda itimad edilemiyecek olan zayıf ve çürük hadislerdir. Hadisin çeşitli tariklerle gelmesi sebebiyle muhaddis uydurma hükmü veremediği takdirde; muhtevasının isbatı ancak tercihe layık olan sahih hadisle kabul edilip sabit olabilir. Bu hadislerin isnadları incelendiğinde hadisin derecesini düşüren şiddetli ta'n noktalarından uzak olmadığı ortaya çıkmaktadır. Yine bu hadislerin metinlerini inceleme esnasında aralarındaki şiddetli çelişki açıkça görülmektedir. Allame Zürkanî'nin "Şerhu'l-Mevahibi'l-Ledünniyye"kitabıda (5/151) işaret ettiği gibi; bu hadislerin arasını bulma konusunda açık zorlama yapılmak­tadır.

Müellif Aliyyü'1-Karî (r.a)'nin Kadı Iyaz'ın Şifa kitabına yazdığı şerhte (1/639) yorumladığı gibi; Hafız ibn Kesir'in, yukarıda zikredilen ifadesiyle bu mananın -yani geyiğin selâm vermesi ya da konuşması konusundaki hadisin- hiçbir aslının bulunmadığını ifade etmek istemiş olması da uzak bir ihtimal değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır!..

 

92. HADİS: "Ümmetim, yetmiş küsur fırkaya ayrılacak. Bir fırka dışında hepsi Cennete girecektir." Ashab: Kim bu fırka? diye sordular. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle cevap verdi:

"Bunlar zındıklardır, kadercilerdir." [171] (Bu lafızla) hadisin aslı yoktur. [172] Leâli'de böyledir.[173]

[171] bkz. Hatib, Tarihu Bağdad: 13/307; Süyûtî, Leâli: 1248; Sehavî, Makasıd: s.158; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.68; İbn Arrak, Tenzih: 1/310; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.173; Aclûnî, Keşf: 1/369; Hut, Esnel Metalib: s.115.

[172] Aclunî Keşfü'l-Hafa'da (1/369) bu hadis hakkında şöyle demiştir: "Leâlî müellifi: Bunun aslı yoktur, demiştir, yani bu lafızla aslı yoktur, anlamındadır. Zira hadis, bu lafız dışında makbul vecihlerle rivayet edilmiştir. Bunlardan biri:  "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır... "hadisidir. Bunu Tırmizî rivayet etmiş ve "Hasen sahihtir", demiştir. Bu hadisi; Ebu Davud, Hakim, İbn Hıbban ve Beyhakî de rivayet etmiş ve sahih olarak kabul etmişlerdir. Bir başka rivayet ise İbn Mace'nin Ebu Hureyre'den naklettiği rivayettir.(Çev.)

[173] Asıl nüshada ve müellifin el-Mevzûatül Kübra adlı eserinde (yetmiş fırka) diye geçmektedir. Düzeltme, Süyûtî'nin el-Leâli'l-Masnûa kitabından alınmıştır. Hadis, (bu lafzıyla) hiç şüphesiz uydurmadır.

Üstadımız İmam Muhanımed Zahid el-Kevserî (r.a)'nin; Peygamberimiz (s.a.v)'den sonra çıkacak mezhep ve fırkalar, bunların sayıları, bunlar arasında kurtuluşa erecek olanlar ya da helak olacaklar hakkında gelen hadisler konusunda Ebu Muzaffer el-İsferayinî''nin et-Tebsîr fi'd-Din kitabı için yazdığı takdim yazısında ve Ebu Mansur el-Bağdadî'nin el'Fark beyne'l-Firak kitabının takdim yazısında araştırma ve incelemesi, bulunmaktadır. Bu inceleme, araştırmacıların mutlaka başvurması gerekli olan, takdire değer bir çalışmadır.

 

93- HADİS: "Evlenmeden önce fıkıh Öğrenin." [174] Bu, Hz. Ömer (r.a)'in sözüdür. [175] Bir rivayete göre manası: Evlenmeden, ev ve hizmetçi sahibi olmadan fıkıh tahsil edin, demiştir. Bu manada şöyle bir söz nakledilmektedir: İlim, kadınların baldırlarında kaybolmuştur. [176] Sevrî diyor ki: "Kim başkanlığa koşarsa ilmin çoğuna zarar verir. Kim de başkanlığa koşmazsa yazar, yazar sonra yine yazar." Bu mana, daha kapsamlı bir manadır. Doğrusunu bilen Allah'tır.[177]

[174] bkz. Buharı, Sahih İlim 15; Fethul Bari 1/151); Zemahşerî, Faik 1/623; Ebu Ubeyd, Garibü'l-Hadis: 3/369; Sehavî, Makasıd s.159; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.68; Aliyyü'l-Kari: Kübra: s.174; Aclunî, Keşf: 1/370.

[175] Buharî, Sahihinde (İlim 15; Fethu's Sarî: 1/151) bu hadisi muallâk olarak ve kesin bir siga ile zikretmiştir. Hadis, Kitabu'l-İlim'de, 15 nolu İlim ve Hikmette imrenme babında (Ömer dedi ki) ifadesiyle nakledilmiştir. Hadis, isnadı kesin bir siga ile olarak nakledildiğine göre; Buharî'ye göre Hz, Ömer'e kadar isnadı sahih olan -mevkuf- bir hadistir.

[176] Bu son cümle, Bişr el-Hafî'nin sözüdür. Nitekim 181. hadiste de zikredilecektir.

[177] Müellif, burada (Bir rivayete  göre manası şudur) ifadesiyle gayet güzel bir ifade kullanmış olmaktadır. Zira (tüsevvedü) kelimesinin  manası  hakkında  en  isabetli  ifade,   İmam   Ebu Ubeyd  Kasım  b.   Sellâm'ın   Garibül Hadis (3/369)   kitabında zikrettiği şu manadır: "Bu hadisin manası şudur: Yaşınız küçükken henüz gözde efendiler, başkanlar olmadan ilim öğrenin. Bu durumdan Önce ilim öğrenemezseniz, yaşınız ilerledikten sonra utanır, cahil kalırsınız. O zanan küçüklerden ilim öğrenemezsiniz. Bu durum ise sizi rahatsız eder." Zemahşeri ise Fâik kitabında (1/623) bu sözün manası hakkında şöyle demiştir: "-Dil alimlerinden- Şemir diyor ki: Evlenmeden, ev sahibi ve aile reisi olmadan Önce ilim Öğenin." Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bari'de (1/152) bu iki manayı kabul ederek nakletmiş, diğer görüşleri zayıf kabul etmiştir.

 

94. HADİS: “Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” [178] Hadis değildir.  [179] Bu söz, Seriyyü's-Sekatî (rh.a)'nin sözüdür.[180]

[178] bkz. Süyûtî, Leâlî: 2/327; Münavi, Feyzü'l-Kadir.  4/443; Aliyyü'l-Karî, Kübra: a.175; Aclunî:  Keşf.   1/370;  Hut,  Esnek Metalik s.115; Şevkânî, Fevaid: s.242.

[179] Hadisin bir başka lafzı, (...Altmış sene ibadetten daha hayırlıdır.) şeklindedir. (Aclunî, Keşf 1/370)

[180] Zehebî,  el'İber kitabında (2/5) şöyle diyor: "es-Seriyy b. Mugalles es-Sekatî, Ebu'l-Hasen el-Bağdadî: Büyük evliyadan biridir. Hüşeym ve diğer muhaddislerden hadis Öğrendi. Maruf el-Kerhî'nin sohbetlerinde bulundu. Onun bazı özel halleri ve kerametleri vardır. Doksan küsur yaşlarında iken 253 yılında vefat etti. Rahmetullahi aleyh.

 

95.  HADİS:  Tekbir [181]  cezimdir. [182] (yani uzatılmaz.) Nehaî'nin sözüdür.[183]

[181] Buradaki tekbir, İmam Abdülhayy el-Leknevî'nin es Siâye fî keşf ma fî Şerhi'l-Vikaye kitabında olduğu gibi; ezan, kamet ve namazdaki tekbirler demektir.

[182] bkz. Abdürrezzak Musannef: 2/74; Tirmizî, Sünen (İbn Arabî: 2/91; Mübarek-Fûrî: 1/243); İbn Hacer et-Telhisu'l Habîr 1/225; Süyûtî, Hâvi: 1/535; Sehavî, Makasıd: s.160; Semhudî, Gammaz: s.54; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.68; AliyyüTKarî, Kübra: s.176; Aclûnî, Keşf: 1/252; Hut, Esne'l Metalib: s.118: İbn Abidin, Reddü'l Muhtar Haşiyesi: 1/259; Kavukçî, Lü'lü': s.31.

[183] Zehebî, Iber'de (1/113) diyor ki: "Bu zat, Irak halkının yaşlı fakîhi imam Ebu Imran İbrahim b. Yezid en-Nehaî'dir. Alkame, Esved ve Mesruk'dan ders almış; çocukken Hz. Aişe'yi görmüştür. 95 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin." İmam İbrahim en-Nehaî'nin «Tekbir cezimdir» sözünü Tırmizî, Sünelimde (İbn Arabi şerhi: 2/91 ve Mübarek-Fûrî şerhi: 1/243) Selâmın hazfinin sünnet olduğu hakkında gelen hadisler ba­bında ibrahim en-Nehaî'den nakletmiştir. Hafız İbn Hacer et-Telhîsu'l-Habîr'de (1/225) şöyle demiştir: "Bu hadisin bu lafızla aslı yoktur. Bu, ibrahim en-Nehaî'nin sözüdür. Tirmizî, bunu ibrahim  en-Nehaî'nin  sözü  olarak  nakletmiştir.'  Sehavî,   eb Mekasıdü'l Hasene'de (s, 161) şu tahrici ilâve etmiştir: "Bu hadisi,  onun tarafından -yani İbrahim Nehaî'nin sözü olarak-Said b. Mansur Süneninde (Kıraet cezimdir, Ezan cezimdir) ilâvesiyle rivayet etmiştir. Yine ondan nakledilen bir lafızda: Onlar tekbiri cezmediyorlardı, ifadesi yer almaktadır." Süyûtî, el-Hâvı li'l-Fetâvâ 'da (1/535) "(Tekbir cezimdir), hadisi hakkında kesin cevap" konulu fetvada şöyle demiştir: "Bunun hadis olması konusuna gelince, bu sabit değildir. Hafız İbn Hacer'in dediği gibi; bu, İbrahim en-Nehaî'nin sözüdür. Bu sözün Nehaî'den nakledilen şu senedine vakıf oldum. Abdürrezzak Musannef inde (2/74) şöyle demiştir: Yahya b. Ala', Mugîre'den naklediyor: İbrahim eırNehaî dedi ki: "Tekbir cezimdir. Mânâsı şudur-' Tekbir uzatılmaz." Rivayette bu şekilde açıklamalı olarak gelmiştir. Bu açıklama, ya İbrahim en-Nehaî'den rivayette bulunan raviden, veya Yahya b. Alâ'dan, yahut Abdürrezzak'dan nakledilmektedir. Bu zatların her biri, bu sözün manasında öncelikle başvurulacak zatlardır.

Hafız İbn Hacer, et-Telhisu'l Habir'de (H.225) şöyle demiştir: "Bu manada Tirmizî, Ebu Davud ve Hakim'in Ebu Hüreyre hadisi olarak naklettiği "Selâmın hazfi sünnettir", hadisi bulunmaktadır. Selâmın hazfı demek, selâm vermede süratli olmak demektir. "Cezim" kelimesiyle anlatılmak istenen budur. İbnü'l-Esîr, Nihaye 'de şöyle demiştir: "Bunun manası tekbir ve selâmın uzatılmaması, tekbirin son harfinin harekesinin okunmaması, son harfinin sakin kılınmasıdır." Muhıbb et-Taberî de bu görüşe katılmıştır.

İbn Hacer devamla diyor ki: Bu tartışmalıdır. Zira (hareke) karşılığında (cezim) ifadesinin kullanılması Arap dili alimlerinin yeni ıstılahıdır. Böyle yeni bir ıstılah, -bu sözün nebevi bir hadis olduğu farz edilecek olursa- nebevi lafızlar için nasıl kullanılabilir? Zira Muhakkik Allâme İbn Abidin'in Reddü'l-Muhtar Haşiyesi'nde (1/259) ifade ettiği gibi; Arap nahiv alimlerinin yeni ıstılahına göre (cezim) mutlak olmayıp sadece okuyan kişinin harfin harekesini sükûnla o kumaşıdır. Süyûtî, Hâvi'de (1/536) şu husus ilâve etmektedir Tekbirdeki cezmin, tekbirin sonunun sükûnla okunması olarak açıklanması, ravinin açıklamasına aykırı olduğu için reddedilir. Usûl İlminde kararlaştırıldığı gibi, ravinin açıklamasına başvurulması daha evlâdır. Bu mana, ayrıca hadis ve fıkıh ehlinin açık­lamalarına da aykırıdır."

(Kardeşim!..) Bazı değerli Şafiî ve Hanefî fakihleri tarafından (Ezan cezimdir. ikamet cezimdir. Tekbir cezimdir) ifadesinin fıkıh kitaplarında nebevi hadis olarak zikredilmesine aldanma. Bu sözün İbrahim en-Nehaî'nin sözü olduğunu, nebevi hadis olmadığını öğrendin. Bu babda itimad edilecek olan görüş, de­ğerli ilim erbabı olmalarına rağmen fıkıh erbabının değil, mır haddislerin görüşüdür. Zira Üstadımız İmam Kevserî, Takıyyü'd-Din es-Sübkî'nin esSeyfü'sSakîî fi'r-Redd alâ ibn Zefîl kitabına yazdığı takdim yazısında (s.4-5): "Her ilimde o ilmin imamlarına itimad edilir, başkalarına değil. Zira bir ilimde imam olan kişi, belki başka bir ilimde avam (sıradan insanlar) mertebesinde olabilir." demiştir.

Nassların anlaşılması ve bu nasslardan hüküm çıkarılması konusunda yegâne merci, fıkıh alimleri olduğu gibi; Peygamberimiz (s.av)'den nakledilen hadislerin sübutu konusunda başvurulacak yegâne merci de hadis alimleridir. Diğer ilimlerde de aynı şekilde ehline başvurulur. İmam Abdülhayy el-Leknevî, bu ko-nuyu birkaç kitabında en güzel şekilde incelemiştir. Ben de Leknevî'nin bu ifadelerini el Ecvibetü'l Fâdıle li'l-Es'ileti'l-Aşeratil Kâmile kitabına yazdığım dip notlarda (s.30-32) özetledim. Önemine binaen oraya müracaat edilmelidir. Zira bu malûmat, elde edilmesi için özel yolculuk yapmaya değecek kadar önemli ilmi mesclelerdendir!.. (bkz. Hadis No: 96, 109, 344, 357, 414)

 

96. HADİS: "Siz hanımlardan her biriniz, ömrünün yarısını namazsız geçirir." [184] Hadis hafızları: Bu lafızla aslı yoktur, demişlerdir. [185] Manası "sahih" hadiste geçmektedir. [186]

[184] Bu cümle, hadisin bir kısmıdır. Bu hadisin devamı bazı kitaplarda şu şekildedir:   "Kadınlar akıl ve dinleri noksan kimselerdir. Peygamberimize Dinlerinin  noksanlığı  nedir? diye soruldu.  Şöyle buyurdu: Onlardan her biri ömrünün yansını namazsız geçirir. "Bu lafızla aslı yoktur.

[185] bkz.   İbn   Hacer,   et-Telhîsu'l-Habir:   1/162;   Sehavî,   el Makasıd: s.164; Semhudî, Gammaz s.55; îbnü'd'Deyba',  Temyiz:   s.70;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra:   s.177;   Aclunî:   Keşf:   1/379; Kavukçî, Lü'lü': s.31.

[186] Bu  sahih hadis  Buharî'nin Sahihinde  (1/345) Kitabü'l-Hayz'da, 6 nolu Hayızlının orucu terk etmesi babında; Müslim'in Sahihinde (2/67) Kitabül-İman'da, (133 nolu) Taatlerin eksikliği sebebiyle imanın eksilmesi babında rivayet ettiği şu hadistir. Lafız Buharî'ye aittir: Ebu Said el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre;

Rasûlullah (s.a.v) bir Ramazan bayramı ya da Kurban bayramı sabahı namazgaha çıktı ve hanımlara şöyle seslendi:

-"Ey hanımlar topluluğu! Sadaka verin. Bana sizlerin Cehennem ehlinin çoğunluğu olduğunuz gösterildi, "dedi. Hanımlar:

-Ey Allah'ın Rasûlü!.. Bu ne sebepledir? diye sordular. Pey­gamberimiz (s.a.v) şöyle cevap verdi:

—"Siz çok lanet okuyorsunuz. Beylerinize nankörlük ediyorsunuz. Dengeli bir adamın aklını, aklı ve dini noksan olan sizlerden daha çok başından alan kimse göremedim. ''Kadınlar: -Ey Allah'ın Rasûlü!.-Bizim dinimizin ve aklımızın noksanlığı nedir? diye sordular.  Peygamberimiz (s.a.v):

-"Kadının şahitliği, erkeğin şahitliğinin yarısı değil midir? Dedi. Kadınlar:

—Evet, dediler. Peygamberimiz (s.a.v):

—"işte bu onların akıllarının noksanlığı sebebiyledir. Kadın hayız gördüğü zaman namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor, değil mi? dedi. Kadınlar:

-Evet, dediler. Peygamberimiz (s.a.v): —"Bu da onların dinlerinin noksanhğındandıı; dedi. Müslim Sahih'inde (2/65-68) İbn Ömer ve Ebu Hüreyre'den Ebu Said el-Hudrî'nin hadisi ile aynı manada bir hadis rivayet etmektedir. Bu hadisin sonunda şu ifade yer almaktadır: "Seviyeli bir kadın: Ya Rasulallah!.. Akıl ve din noksanlığı nedir? diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v): "Kadının aklının noksanlığı; iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk sayılmasıdır, işte bu aklın noksanlığıdır. Günlerce namaz kılmadan bekler, Ramazanda da orucunu açar, dedi. Bu da onların dinlerinin noksanlığıdır, dedi.

Söz konusu -uydurma- hadise en yakın ifade, Müslim'deki sahih hadiste yer alan (kadın günlerce bekler de namaz kılmaz) cümlesi olup bu sebeple bu uydurma hadise gerek kalmamaktadır. Şeyh Abdurrahman cl-Cezîrî'nin telifi olan el Fıkh alel'Meza-hibi'IErbaa'nın, Mısır Vakıflar Bakanlığı baskısından ayrı bağımsız olarak yapılan baskısında (1/128) merhum Cezîrî, Hayız babında hayzın en çok müddetinin on beş gün olduğu görüşünde olanların delillerini zikrederken şu ifadelere yer vermektedir: Bunlardan biri: Fıkıh kitaplarında meşhur olan şu hadistir: Peygamberimiz (s.av): "Kadınlar akılları ve dinleri noksan olan kişilerdir, buyurdu. Kendisine: Kadınların dinlerinin noksanlığı nedir? diye soruldu. Peygamberimiz (s.av): "Kadınlardan her biri ömrünün yarısını namazsız geçirir", dedi. Fakat bu hadis sahih değildir. Gerçek şudur ki; Bu sözün hiçbir anlamı yoktur. Zira kadınların hayızlı iken namaz kılmalarına engel olan, bizzat Şeriat koyucunun ta kendisidir. Kadınların günahları nedir ki, bu haksız vasıfla nitelendirilmektedirler?." Cezîrî'nin sözü burada sona ermektedir.

(Ebu Gudde diyor ki:) "Hanımlardan her biri, ömrünün yarısını namazsız geçirir", cümlesi sahih ve sabit olmayan bir ifadedir. Ama hanımların aklı ve din noksanlığıyla nitelendirilmeleri, Buharı ve Müslim'in Sahihlerinde nakledildiği gibi; sabit ve sahihtir. Şeyh Cezîrî'nin akılları ve dinlerinin noksan olmasından dolayı kadınların kınandıkları şeklindeki kanaati varid değildir. Bu onların yaradılıştan gelen fıtrî durumlarıdır. Kınama kanaatinde olan hiçbir kimse yoktur. Hafız İbn Hacer Fethu'l Barî'Ae (1/346) ve ona tabi olarak Kastallânî Irşadü'-Sari'de (1/444) şöyle demiştir: "Kadınların akıllarının ve dinlerinin noksan oluşunu zikretmekten asıl amaç; kadınları kınamak değildir. Zira bu durum, yaradılışın aslında mevcuttur. Fakat buna dikkat çekilmesi, onların, fitnesine aldanmaktan sakındırmak içindir. Bu sebepledir ki Cehennem azabı, noksanlık dolayısıyla değil; nankörlük ve diğer sebepler dolayısıyla zikredilmiştir."

Diğer taraftan, ''Siz hanımlardan her biriniz, Ömrünün yarısını namazsız geçirir", hadisini bazı Şafiî ve Hanbelî fakihler delil olarak zikretmektedirler. Fettenî, Tezkiretü'l- Mevzuat' ta (s.33) şöyle demiştir: "Şafiî imamlardan Beyhakî diyor ki: Bazı fakihlerinıiz bunu zikretmektedirler. Bu hadisi çok aradım ama bulamadım. Bunun hiçbir isnadı yoktur. Hanbelî imamlardan İbnül Cevzî diyor ki: Ashabımızdan bazıları bunu zikretmektedirler. Ben bunu -hadis olarak- bilmiyorum. Nevevî bu hadis hakkında şöyle demiştir: Batıldır, aslı yoktur demiştir. Başkaları da bu şekilde söylemişlerdir."

Bu ifadeler; 95, 109, 344, 357 ve 414 no.lu hadislerde zikrettiğim şu hususu desteklemektedir: Her ilim, bu ilimle meşgul olan ehlinden alınır. Hadis, zirveye ulaşan muhaddislerden; fıkıh da tetkik ehli fakihlerden alınır.

 

97. HADİS: "İnsanların alışkanlık hâline getirdikleri ayları ve bayramları tebrik etmeleri hadisi."[187] Bu konuda (hadis olarak) hiç bir şey vârid olmamıştır.[188]

[187] bkz. Sehavî, Makasıd: s.166; Semhudî, Gammaz: s.55; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.70; Aliyyül Karî, Kübra: s.179; Aclûnî, Keşi 1/252; Hut, Esne'l Metalıb: s.118.

[188] Yani Peygamberimiz (s.a.v)'den bu konuda özel olarak bir hadis gelmemiştir. Bazı şahabı ve tabiînden bazı işlerde bazı tebrik cümleleri nakledilmiştir. Hafız Süyûtî bu rivayetleri Vusulü'l-Emanî bi-Usûli't-Tehânî ismini verdiği risalede toplamıştır. Bu risale, el-Hâvi li'l-Fetavî kitabı içerisinde ve ayrıca müstakil olarak basılmıştır. el-Mevahibü'l-Lediinniyye, Muvatta've başka eserleri şerheden, muhaddislerin son halkası Muhammed b. Abdülbakî ez-Zürkanî'nin tebrikleşme ve bu konuda varid olan hadisler hakkında nefis bir risalesi bulunmaktadır. Bu risale Mısır'da basılmıştır.

 

“TE “ HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

98. HADİS: "Herkese güvenmek acizliktir". [189] Sehavî diyor ki: Bunu bu lafızla bilmiyorum.[190]

[189] bkz. Sehavî:  Makasıd:  s. 168;   Semhudî,   Gammaz:  s.56; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.72; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.180; Aclûnî, Keşf 1/252; Hut, Esnel Metalib: s.119; Kavukçî, Lülü: s.32.

[190] Sehavî'nin; "Bunu bu lafızla bilmiyorum", ifadesi, bu cümlenin bir başka lafızla nebevi hadis olarak geldiği izlenimi vermektedir.  Oysa böyle değildir.  Bu ve bu manadaki ifadeler, hadis olarak gelmemiş,  muhterem insanların sözlerinde yer almıştır.

Hattabî'nin Kitabü'l-Uzle'de (s.64) Abdullah b. Huneyf tarikiyle naklettiği şu rivayette geçen söz de bu güzel sözlerden biridir: "Ömerb. Abdülaziz (rh.a), Muhammed b. Ka'b el-Kurazi'ye: -Kişinin hangi hasletleri onun değerini düşürür? diye sordu. Muhammed b. Ka'b:

-Çok konuşması, sırrını açığa vurması ve herkese güvenmesidir, diye cevap verdi.

 

99. HADİS: "Üç şey vardır ki, bunlara az bile olsa meyledilmez: Dünya, Sultan, Kadın". [191] Doğru bir sözdür, hadis değildir.

[191] bkz. Sehavî: Makasıd s.168; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.72; Aliyyü’l Kari Kübra: s.181; Aclûnî, Keşi 1/386.

 

“CE ” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

100. HADİS: 'Türkün zulmü olsun, arabın adaleti olmasın". [192] İbnü'd-Deyba' diyor ki: Düşük bir sözdür, hadis değildir. Ben de derim ki: Bilakis bu, açık bir inkarcılıktır.

[192] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s. 177;  Semhudî,   Gammaz:  s.58; Îbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.75; Aliyyü'l-Karî,  Kübra: s. 184; Aclûnî, Keşf: 1/404; Kavukçî, Lü'lü': s.32.

 

101. HADİS: "Açlık kâfirdir. Onu öldüren Cennet ehlindendir". Aslı yoktur.

 

102. HADİS: "Cîze, [193] Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Mısır Allah'ın  yeryüzündeki  hazineleridir".[194] Askalanî diyor ki: Bu yalandır, uydurmadır.

 

[193] Cîze: Nil kıyısında, Kahire'ye yakın bir köydür, şimdi Kahire'ye birleşmiştir.

[194] bkz. Sehavî, Makasıd s.178; Semhudî, Gammaz: s.58; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s. 75; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.184; Aclûnî, Keşf: 1/405; Hut, Esne'l-Metalik s.124.

 

“HA” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

103. HADİS: "Bana sizin dünyanızdan (üç şey) kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Namaz gözümün nuru kılındı".[195]

Bu hadisi Nesaî, Taberanî Evsat ta rivayet etmiştir. Gazzalî ve başkalarının ifadelerinde yer alan (Selâs-Üç) kelimesi hakkında İmam İbn Fûrek zorlama açıklamalar yapsa bile, hadis hafızlarının dedikleri gibi, bu kelimenin aslı yoktur. Doğrusunu bilen Allah'dır.[196]

[195] bkz. Nesaî, Sünen: 7/61 No 3939 (Işretü'n-Nisâ: 1); Sehavî, Makasıd:   s.180;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.76;   Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 186; Aclûnî, Keşf: 1/405; Hut, Esne'l Metalib: s. 125.

[196] imam İbn Fûrek'in sabit olmayan bazı uydurma hadisleri zorlama yorumları tenkit edilmiştir. Bu, onun uydurma hadislerin sabit olduğunu farz ederek bu hadislerin anlamı hakkında yaptığı şahsî içtihadıdır. Üstadımız Kevserî (r.a), Beyhakî'nin el Esma   ve's Sıfat kitabına   yazdığı  uzun  mukaddimede   (Y) sayfasında şöyle  demiştir:  "İmam  Ebu Bekir Muhammcd  b. Hasen b. Fûrek'in Allah'ın sıfatları ile ilgili hadisleri te'vil konusundaki kitabı meşhurdur.  İbn Fûrek,  çok zayıf ve çürük hadislere hiç temas etmeyip sadece sabit olan hadislerle yetinseydi, yorumlarında daha isabetli olurdu".

Yine merhum üstadımız Kevserî,  el'Imta' bi sîretıl İmameyn Hasen b. Ziyad ve Muhammed b. Suca' isimli kitabında (s.64)

şöyle diyor: "Bazılarının bazı uydurma rivayetleri uydurma olduğunu kabul ettikleri halde yorumlamalarına gerek yoktur, İbn Fûrek ve başkalarının yaptığı gibi bu uydurma haberlerin sahih olduklarını farz ederek uzun uzun yorum yapmalarına da ihtiyaç yoktur." Zira yorum, sahih ve sabit olan rivayetler için yapılır. Bu rivayetler kesinlikle sahih ve sabit olmadığına göre bunların yorumuna ve tevcihine gerek yoktur.

 

104. HADİS: "Ümmetimden hilâlleyenler ne güzeldir!.." [197] Saganî: Bunun uydurma olduğu açıktır, demiş ve bunu abdest alırken parmaklarını hilâllemek veya yemekten sonra  dişleri temizlemekle  açıklamıştır.[198]  (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: Saganî'nin bu hadis hakkındaki uydurma olduğu iddiası kabul edilemez.)[199]

[197] bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned: 5/416; Münzirî, Tergih:1/132;Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid: 1/235; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.76; Âliyyü'l-Karî, Kübra: s.192; Aclûnî, Keşf: 1/412.

[198] (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki)  Saganî'nin bu hadis hakkındaki uydurma  olduğu  iddiası kabul  edilemez. Hafız Münzirî, bu hadisi  et-Tergîb  ve't-Terhîb' de (1/132-133)  Ebû Eyyûb el-Ensarî' (r.a) den şöyle rivayet etmektedir:

Allah Rasûlü (s.av) yanımıza geldi ve: "Ümmetimden hilâlleyenler ne güzeldir!., "dedi. Ashab: Hilâlleyenler kimdir ya Rasülallah? Diye sordular.Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Abdest alırken parmak aralarını hilâlleyenler ve yemekten sonra dişlerini temizleyenlerdir. Abdestte hilâlleme ağza ve burna su vermek, parmak aralarını ıslatmaktır. Yemekten sonraki hilâlleme ise, diş aralarındaki yemek artıklarını temizlemektir, insanla daima beraber olan iki melek için, namaza durduğunda dişleri arasında yemek artıkları görmelerinden daha sıkıntılı bir şey yoktur". Bu hadisi Taberanî Kebir' de rivayet etmiştir.

Yine Taberanî'nin Kebir'de ve İmam Ahmed'in Müsned'inde (5/416) Ebû Eyyub ve Atâ'dan rivayetlerine göre; Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur: ''Ümmetimden abdest alırken parmak aralarını hilâlleyenler ve yemekten sonra dişlerini temizleyenler ne güzeldir!.." Bu hadisi Taberani Evsat'ta Enes hadisi olarak rivayet etmiştir. Hadisin bütün tarikleri Vasıl b. Abdurrahman er Rakaşî'de birleşmektedir. Şube ve başka âlimler Vasıl'ı sika/güvenilir olarak kabul etmiştir."

Hafız Münzirî, bu hadise (an) lafzıyla başlamış, sonunda da senedi hakkında bilgi vermiştir. Bu hadis, Münzirî'nin kitabının başında (1/3-4) belirttiği gibi; sahih veya hasen ya da buna yakındır ama zayıf değildir. Zira yine Münzirî, kitabının başında; "Hadis zayıf ise onun başında (Ruviye/rivayet olundu) lafzını kullandığını ve bu durumda hadisin sonunda ravileri hakkında söz söylemediğini" ifade etmiştir.

Hafız Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid'de (1/235) Ebu Eyyub (r.a) hadisini Taberanî'nin Kebirinden uzunca, yine Taberanî'nin Kebirinden ve İmam Ahmed'in Mû'snedinden kısaca naklet­miş; "Her ikisinin isnadlarmda (Vasıl er-Rakaşî) vardır. O da zayıftır", demiştir. Heysemî daha sonra Evsaf taki Enes hadi­sini nakletmiş ve "Senedinde ÛVIuhammed b. Hafs el'Ensarî) vardır. Bu raviyi tanıyan, tanıtan birini bulamadım", demiştir. Dolayısıyla hadisin sahih oluşu ihtilaflıdır.

Fakat Zehebî'nin Mizan' da (4/329) Hafız Münzirî'ye nisbet ettiği gibi; Hafız Münzirî (Vasıl eı-Rakaşî)'nin (Vasıl b. Abdurrahman er-Rakaşî) olduğunu belirtmiş; Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib' de (11/104) bunu şu ifadesiyle reddetmiştir: "Bu ravi, Vasıl b. Abdurrahman Ebu Hurra el-Basrî'dir, Rakaşî değildir. Buharı Tarihinde, İbn Ebî Hatim el-Cerh ve'tr Ta'dil'de, Hazrecî Hulasa'da Vasıl b. Abdurrahman Ebu Hurra'nin (Rakaşî) olarak nisbet edildiğini zikretmemiştir. İmam Ahmed'in Müsnedindeki senedinde ise babasının ismi zikre" dilmeksizin (Vasıl er-Rakaşî), şeklinde yer almıştır. Böylece Hafız Hcysemî'nin sözü tercihe layık olmuştur. Zira (Vasıl b. Saib er-Rakaşî), zayıf olduğunda ittifak edilen bir ravidir. Dolayısıyla hadis bu tarikten zayıftır, ama Saganî uydurma olduğu açıktır dese de, uydurma değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah Teâlâ'dır!..

[199] Parantez arasındaki bu ifade, bir önceki dipnotun başından alınmış olup, önemine binaen dikkat çekmek için metne alınmıştır. (Çev.)

 

105. HADİS:  "Kediyi sevmek imandandır". [200]  Uydurmadır. Bu hükmü Sagani ifade etmiştir.

[200] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.191; Aclûnî, Keşi 1/415; Hut, Esne'l Metalıb: s. 126.

 

106. HADİS: "Vatanı sevmek imandandır". [201] Hadis hafızlarına göre bunun aslı yoktur.

[201] bkz. Sehavî, Makasıd: s.183; Semhudî,  Gammaz: s. 60; İbnü'd-Deyba,  Temyiz: s.77; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.189; Aclûnî, Kesf 1/413.

 

107. HADÎS: "Sevgili, sevgilisine azab etmez". [202] Sehavî: Bu sözü merfû (Allah Resûlü'nün hadisi) olarak bilmiyorum, demiştir.

[202] bkz. Sehavî, Makasıd: s.182; İbnü'd-Deyba,  Temyiz: s.77: Aliyyü'l-Karî, Kübra: fi.188; Aclûnî, Keşf  1/411; Hut,  Esne'l Metalik s.129.

 

108. HADİS; "Hacûn ve Bakî iki uçlarından alınır ve Cennette saçılır". [203] Bu iki yer, Mekke ve Medine'nin mezarlıklarıdır. Bu hadisin aslı bilinmemektedir.

[203] bkz. Sehavî, Makasıd: s.185; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.78; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.193; Aclûnî, Keşf 1/419;

 

109. HADİS: "Mescidde konuşma, hayvanın otu yediği gibi, [204] haseneleri yiyip bitirir". [205] Bulunamamıştır. Muhtasar 'da böyledir.[206]

[204] Hadis, şu şekilde de nakledilmektedir:"Mescidde konuşma, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, iyi amelleri yiyip bitirir."

[205] bkz.  Sefarînî,   GızâüT-Elba Şerh Manzûmetıl Âdab: 2/2; Gazzalî, İhya: 1/152; Zebîdî, İhya Şerhi: 3/31; Sübkî, Tabakatü'ş-Şafiiyye: 4/145; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.194; Aclûnî, Keşi: 1/423.

[206]

 

110.  HADİS:  "Söz,  hiç   ara  vermeksizin peş   peşe söylenmez". Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

 

111. HADİS: "Ebrarın (salih kulların) güzel amelleri, Mukarreblere (Allah'a çok yakm kullara) göre günah sayılır". [207] Ebu Said el-Harraz'ın sözüdür.[208]

[207] bkz. Sehavî, Makasıd; s.188; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.79; Aliyyül Karî, Kübra: s. 195; Aclûnî, Keşf: 1/428.

[208] Zehebî Iber'de diyor ki: "Ebu Said el-Harraz diye meşhur olan bu zat, sufiyye şeyhi büyük zahid Ahmed b. İsa'dır. 280 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

 

112. HADİS: "Güzellik, rahmete vesiledir". [209] Tabiînden Ebu Hazim'in sözüdür.[210]

[209] bkz. İbn Abdil-Berr, Nüzhetü'l-Mecalis: 2/19;   Sehavî, Makasıd:   s.188;   İbnü'd-Deyba',Temyiz: s.79; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.195; Aclûnî, Keşf 1/430; Hut, Esnel Metalib: s.132.

[210] Zehebî İber'de diyor ki: "Bu zat, Medine'nin alim, zahid ve vaizi Ebu Hazim Seleme b. Dinar el-Medenî el-A'rac'dır. Güvenilir bir zattır. Zamanında onun benzeri yoktu. Hikmetli sözleri ve   güzel   vaazları   vardı.   140   yılında   vefat   etmiştir."   Ebu Hazim'in; "Güzellik, rahmete vesiledir", sözü; bir şeyin güzelliği, ona rahmet ve şefkat gösterilmesine vesile olur, demektir. Bu sözün; Hafız İbn Abdü'Berr Nüzhetü'l-Mecalis kitabında (2/19-20) zikrettiği güzel bir hikâyesi vardır.

 

113. HADİS: "Nafilelerinizi güzelce eda edin ki, farzlarınızdaki [211] eksiklikler bunlarla tamamlansın". [212] Bu lafızla aslı yoktur.[213]

[211] Hadisteki  "feraizuküm"  kelimesi  kitapta  sehven  hatalı olarak (ferîzukum) şekilde yazılmıştır. Doğrusu, bu hadisi zikreden diğer bütün kaynaklarda olduğu gibi "feraizuküm" şeklindedir. (Çev.)

[212] bkz. Sehavî, Makasıd: s.188; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.80; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.195; Aclûnî, Keşf: 1/428; Hut,  Esne'l-Metalıb: s.127.

[213] Müellif Aliyyü'l-Karî, bu ifadeyle hadisin manasının sabit olduğuna  işaret   etmektedir. Bu,   doğrudur.   Temim  ed-Darî (r.a)'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.av) şöyle buyurmuştur: "Kulun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği şey namazıdır.  Eğer namazı tam olarak eda etmişse,  ona  tam olarak yazılır.Tam olarak eda etmemişse, Allah  Teâlâ meleklerine şöyle buyurur: Bakın, kulum için farzlarını tamamlayacağınız nafile ibadet bulabilecek misiniz? Sonra zekât da aynı şekildedir.  Sonra diğer ameller de buna göredir". Bu hadisi İmam Ahmed (4/103), Ebu Davud (1/229 Salat 145), İbn Mace (1/458 İkame 202) ve Hakim (1/263) rivayet etmiştir. Zikredilen lafız, İmam Ahmed'e aittir. Bu hadis, nafilelerin farzların eksikliğini tamamlaması konusunda açıktır. Bu manada pek çok sahabîden nakledilen başka sahih hadisler de vardır.

 

114. HADİS: "Bir âlimin meclisinde bulunmak bin rekat namazdan daha faziletlidir..." [214] ihya'da. Ebu Zerr hadisi olarak bu şekilde zikredilmiştir. Irakî: "İbnül Cevzî, bu hadisi Mevzuat (Uydurma Hadisler) Kitabında Hz. Ömer hadisi olarak zikretmiştir. [215] Bunu Ebu Zerr tarikiyle bulamadım, demiştir.

[214] bkz. İbnül Cevzî, Mevzuat: 1/223; Gazzalî, İhya: 1/9; Aclunî, Keşf.

[215] İbnül Cevzî, Mevzuat: 1/223; Bu, uzun bir hadis olup her cümlesi yalan olduğunu haykırmaktadır.

 

115. HADİS: "Benim bir kişi için verdiğim hüküm, bir cemaat hakkında verdiğim hüküm gibidir". [216] Aslı yoktur. Bunu Irakî ve başkaları ifade etmiştir.[217]

[216] bkz. Sehavî, Makasıd: s.192; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.81; Aliyyül Karî, Kübra: s.196; Aclunî,  Keşf: 1/436; Hut,  Esnel Metalıb: &.128.

[217] Mana  açısından Tırmizî (7/94;Siyer 37),  Nesaî (7/149; Bey'a  18) ve İbn Mace'nin Sünen' lerinde (2/960;  Cihad 43), Malikin Muvatta'da (2/982;) ve İbn Hıbban'ın Sahih' inde (7/41 No: 4536) rivayet ettikleri şu sahih hadis dolayısıyla bu uydurma hadise gerek yoktur. (Hadisin lafzı, İmam Malik'e ait olup başka âlimlerden biraz ilâve yapılmıştır):

Ümeyye bt. Rukayka (r.anha) anlatıyor: Bir gurup kadınla birlikte İslâm üzerine bey'at etmek üzere Allah Rasûlü'ne gittik. Kadınlar:

-Ya RasûlallahL Biz, sana Allah'a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, ellerimiz ve ayaklarımız arasındaki yavrularımıza iftirada bulunup bühtan etmemek, meşru hususlarda isyan etmemek üzere bey'at ediyoruz (söz veriyoruz)", dediler. Allah Rasûlü (s.a.v):-"Gücünüzün ve takatinizin yettiği kadar" ifadesini kullandı. Hadisin râvisi Ümeyme diyor ki: Bunun üzerine bey'at eden kadınlar:

-Allah ve Rasûlü bize kendi nefsimizden daha merhametlidir. Haydi sana bey'at edelim, Ya Rasûlallah! dediler. -Feihu'l-Barî'deki (8/488) bir rivayete göre; Elini uzat, nıusafaha edelim (tokalaşalım), dediler- Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurdu:

''Sîzin bey'atinizi sözle kabul ettim. Ben kadınlarla tokalaşmıyorum. Benim yüz kadına sözüm, bir kadına sözüm gibidir". Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene' de (s.193) diyor ki: "Nesaî'nin lafzı; Benim bir kadına sözüm, yüz kadına sözüm gibidir", şeklindedir. Bu hadis, Buharî ve Müslim'in şartlarına uygun olması sebebiyle, Darakutnî'nin; Buharı ve Müslim'in Sahihlerine mutlaka almalarının gerekli olduğuna hükmettiği hadislerden biridir."

Ebu Gudde diyor ki: Sünenii Nesaî'nin elimizdeki matbu nüs­hasında hadis; "Benim yüz kadına sözüm, bir kadına sözüm gibidir", şeklindedir. Sehavî'nin zikrettiği lafız, belki de Sünen-i Nesaî'nin yazma nüshalarından birinde zikredilmiş olabilir. Tamamlayıcı Bilgi: Hafız İbnül Cevzî diyor ki: Aleyhis Selâm'a bey'at eden kadınlardan isimleri tesbit edilebilen kadın sayısı dört yüz elli yedidir. Rasulullah (s.a.v) bunlardan hiçbir kadınla bey'at için tokalaşmamış, hanımların bey'atini sadece sözle kabul etmiştir. (Bu bilgi notu, Fas'lı Hadis Hafızı merhum üstadımız Abdülhayy el-Kettanî'nin et-Teratîbüı-İdariyye: II 222 kitabından alınmıştır.) Şemsü lHak el-Azîm-Âbadî'nin Sünen-i Darakutnî'üzerine yazdığı ta'likatında (4/147) "Nevadir" bahsinde belirttiği gibi; Kadı Beşîruddin b. Kerîmüddin el-Kınnevcî el-Hindî (r.a)'nin nâmahrem kadınlarla tokalaşmanın haram olduğunu uzun uzun anlattığı bir risalesi bulunmaktadır. (Not: Yabancı hanımlarla tokalaşmanın haram olduğu konusunda Suriye'li muasır alimlerden Muhammed el-Hamid' (öl. 1970)in Hukmül Islâm fî Musafahati'l-Mereti'l-Ecnebivye isimli veciz ve nefis bir risalesi bulunmaktadır, bkz. Mecmuatü Resaili'ş-Şeyh Muhammed el-Hamid, Mektebetü'd-Da'veh, Hama, l.bsk 1389/ 1970) (Çev.)

 

116.  HADİS:  "(el-Hamdülillah)    Rahman'm   ridâsıdır". [218] Aslı bulunamamıştır.

[218] bkz. Aliyyül Karî, Kübra: s.196; Aclunî, Keşf: 1/443.

 

117. HADİS: "Kızarmaya başlayınca bilirsin". [219] Hadis değildir.[220]

  [219] bkz.   Mecmeul Emsal:   1/138;   Sehavî,   Makasıd: s.195; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.82; AliyyüTKarî, Kübra: s.197; Aclunî, Keşf: 1/443.

[220] Bu söz asıl nüshada, müellifin el'-Mevzuâtü'l Kübra'sında ve İbnü'd-Deyba'ın Temyîzü't'Tayyib Mine'l-Habîs kitabında bu şekilde gelmiştir. Aslı bir arap atasözü olup lafzı "Hıyne taklîne tedrin"; (manası ise: kızartma yapınca bileceksin), şeklindedir. Bu sözün asıl sebebinin bilinmesiyle mana daha iyi anlaşılacaktır: Meydanı MecmeuTEmsal'de (1/138) diyor ki: "Bu sözün sebebi şudur:  Bir adam kötü bir kadınla beraber oldu.  Ona ücretini verdi ve onun kızartma tavasını çaldı. Ayrılmak istediğinde kadın ona: Ben seni kandırdım. Ben bu işe senden daha çok arzu duyuyordum. Paranı da aldım, dedi. Adam da kadına: Sen kızartma yapınca anlarsın, dedi. Bu söz, başkasını aldattığını zanneden ama asıl kendisi aldanan kişi için atasözü olarak kullanılır oldu."

Bu uydurma hadis, el-Makasidü'l-Hasene'de (s.195) ve Keşfü'l-Hafa'da (1/443) "Hıyne tülka tedrî" şeklinde gelmiştir. Bu lafız, bana göre yukarıdaki atasözünün tahrif edilmiş şeklidir. Bu iki eserin müellif, buna doğru mana verebilmek için epey zorlanmışlar ve şöyle demişlerdir: "Bu sözün manası sahih olup şu âyet bu manaya işaret etmektedir: "Onlar azabı görünce kimin yolunun daha sapık olduğunu bilecekler". (Furkan: 42) Sonra "da dünyada insanlara eziyet eden kişinin kıyamet günü ceza göreceği manasını ihtiva eden ama zikri geçen atasözüyle hiç ilgisi olmayan uzun bir hadis nakletmişlerdir. Doğrusunu bilen Allah Teâlâ'dır!..

 

“HI” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

118. HADİS: "Çoluk-çocuğu olmayan bir toplumun eli boş kalır." [221] Mekhul'ün sözüdür.[222]

[221] bkz. Sehavî, Makasıd: s.196; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.83; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 198; Acluni, Keşf 1/445; Hut, Esne'l-Metalik s.135.

[222] Bu zat, Şam fakîhi Ebu Abdillah Mekhul ed-Dimaşkî'dir. Hüzeyl oğullarının azadlı kölesidir. Mevlâsı onu Mısır'da azad etmiştir. Mekhuî: "İlim tahsili için pek çok ülke dolaştım. Hiçbir şehir bırakmadım ki, bildiğim kadarıyla o  şehrin ilmini almış olmayayım. Sonra aynı şekilde Irak, Medine ve Şam'a gittim", diyordu. Mekhul, tabiînden olup bazı sahabeden hadis öğrenmiştir. Onun ilminden,  aralarında  İmam  Evzaî'nin  de bulunduğu pek çok kişi istifade etmiştir. Ebu Hatim: Şam'da Mekhul'den daha fakîh birini bilmiyorum, demiştir. Mekhul, ikramsever, cömert bir kimse idi. Kendisine bir defasında on bin dinar verilmişti. Bunu fakirlere elli dinar, elli dinar dağıtmıştı.   113 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

 

119. HADİS: "Yiyecek depolayan, gazaba uğrar." [223] Hadis değildir.[224]

[223] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.197;  Semhudî,   Gammaz:  s.63; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.83; Aliyyül Karî, Kübra: s. 198; Aclunî, Keşf l/447; Hut, Esne'l-Metalib: s.135.

[224] Müslim'in Sahih'm&e (Müsakat 130 Nevevî Şerhi: 11/43) rivayet ettiği şu sahih hadis, bu söze gerek bırakmamaktadır: Ma'mer b. Abdillah'ın rivayetine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Günahkâr kimselerden başkaları, ihtikâr (karaborsa)yapmaz. "ihtikar, yiyeceği kıymetli olduğu zamanda satın alıp onu fiyatı artırmaya kadar depoda tutmak ve fiyat yükselince   satmaktır.Allah Rasûlü   (s.a.v)'nün   "günahkâr" ifadesi,   bilerek, kasıtlı olarak günah ve masıyet işleyen kimse anlamındadır.

 

120. HADİS: "Yahudilere muhalefet edin, sarıkları kuyruksuz bırakmayın. Zira sarıkların kuyruksuz olması Yahudilerin kıyafetidir." [225] Süyûtî'nin zikrettiği" ne göre, aslı yoktur.

[225] hkz. Aliyyü'l-Karî, Kiibra: s.198; Aclunî, Keşf: 1/479.

 

121. HADİS:"Dininizin yarısını Humeyra'dan [226] alın." [227] Bunun aslı bilinmemektedir. [228]

[226] (Humeyra): "hamrâ" kelimesinin küçültme ismidir. Beyaz tenli, beyazı pembe ile doyurulmuş demektir. Araplar beyaz tenli erkeğe "ahmer", beyaz tenli hanıma "hamrâ" derler. Hz. Aişe (r.anha) beyaz tenli idi. Buradaki "Humeyra" kelimesiyle anlatılmak istenen kişi, Hz. Aişe ((r.anha)'dir. Bu küçültme, sevgi için yapılan küçültmedir. 407 no.lu (Ya Humeyra!..) hadisinin dipnotunda Kurtubî'den naklettiğimiz ifadeye bakınız. (Bu bilgiler ışığında Humeyra'yı "Pembe yanaklı küçük sevimli kız" diye tercüme edebiliriz. Tahiru'l-Mevlevi, Mesnevi Şerhi' nde Humeyra'yı "Pembecik" diye tercüme etmiştir. -Çev)

[227] bkz. İbn Kayyim, Menai: s.60; İbnü'l-Esîr, Nıhaye: 1/438; Zerkeşi, İcabe: s.58; Sehavî, Makasıd: 198; Semhudî, Gammaz: s.63; Ibnü'd-Deyba', Temyiz: s.83; AüyyüTKarîs Kiibra: s. 198; Aclunî, Keşf 1/449; Hut, 'Esne'l-Metalib: s.135.

[228] Mutlaka 407 no.lu (Ya Humeyra!..) hadisinin dipnotuna bakınız.

 

122. HADİS: "Benim hasmım, benim hükmümü verecek olandır." [229] Büyüklerden birine ait sözdür, hadis değildir.

[229] bkz. Sehavî, Makasıd: s.199; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.84; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 199; Aclunî, Keşf 1/454;  Hut, Esne'l-Metalib: s.136.

 

123. HADİS: "Önemli kişi -yani meşhur- olmamak bir nimettir, halbuki hiç kimse böyle bir şeyi istemez." [230]  Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

[230] bkz.  Sehavî,  Makasıd s.202;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz  s.85; Aliyyü'l-Karî, Kübra: &38Q; Aclunî, Keşf/460; Esne'l Metalib: s.142.

 

124. HADİS: "Allah'ın kulu için seçtiği şey, kulun kendi nefsi için seçtiği şeyden daha hayırlıdır." [231] Hadis değildir.

[231] bkz. Sehavî, Makasıd: s.209; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.87; Aliyyül-Karî, JfüArA' s.202; Aclunî, Keşf 1/478; Hut,

 

125. HADİS: "Karga ve benzerlerini görünce! (Hayırdır, hayırdır) denilmesi. [232] Hadis değildir.

[232] bkz. Sehavî, Makasıd: s.206; Aliyyü'l-Karî, Aclunî, Keşf 1/469; Hut, Esne'l-Metalib: s. 139.

 

126. HADİS: "Hayır, kıyamete kadar bende ve benim ümmetim dedir." [233] Askalânî diyor ki: Bunu -hadis olarak— bilmiyorum.

[233] bkz. Sehavî, Makasıd: s.208; Semhudî, Gammaz: s.65; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.87; Aliyyül Karî, Kübra: s.202; Aclunî, Keşf: 1/476.

 

“DAL” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

127. HADİS: "Zâlimin ülkesi, bir müddet sonra bile olsa harabeye dönüşür." [234] Sehavî: Bunu —hadis olarak— görmedim, demiştir.

[234] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.210;  Semhudî, Gammaz:  s.66; Ibnü'd-Deyba',   Temyiz: s.89; Aliyyül Karî, Kübra: s.204; Aclunî, Keşf. 1/480; Esne'l Metalib: s.145; Kavukçî, el-Lü'lüü'l-Marsû' fî-ma Lâ Asle lehu ve bi-aslihi Mevzu s.35.

 

128. HADİS: "Yurtlarında olduğun müddetçe onlarla iyi geçin." [235] Sehavî diyor ki: Hadis olarak bilmiyorum.

[235] bkz. Sehavî, Makasıd s.210; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.89; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.203;  Aclunî,  Keşf l/479.  Hut,   Esne'l -Metalib: s. 145.

 

129. HADİS: "Çoluk-çocuğunuza malınızın üçte birini vererek iyi geçinin." [236] Bunun aslı bilinmemektedir.

[236] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s.211;   Semhudî,   Gamman:  s.66; Ibnü'd-Deyba', Temyiz: s.89; Aliyyül Karî, Kübra.- s.204; Aclunî Keşf 1/481; Hut, Esne'l-Metalib: s.145; Kavukçî, Lûlü? s.35.

 

130. HADİS: "Cennetin kapısını çalmaya devam et." Peygamberimiz (s.a.v), bunu Hz. Aişe'ye söyledi. O da: Ne ile? diye sordu. Efendimiz (s.a.v): "Açlıkla", diye cevap verdi. [237] Irakî diyor ki: Bunun aslım bulamadım.[238]

[237] bkz. Gazzali, İhya: 1/232 Dipnot: 2); Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.204; Keşf l/499

[238] bkz. Irakî, Tahricü'î-İhya (İhya: 1/232 Dipnot 2)

 

131. HADİS: "Sallallahu aleyhi ve sellem'in Cuhfe' de [239] hamama girmesi. [240] Sahih değildir.

[239] Cuhfe: Kamusla, olduğu gibi; Mekke'ye 82 mil uzaklıkta (Mekke - Medine arasında sahilde) bir köydür.

[240] bkz. Aliyyül Karî, Kübra: s.204; Aclunî, Keşf: 1/500; Hut, Esne'l-Metalib: s.146.

 

132. HADİS: "Ezandan sonra okunan duada [241] (ed-Derecetü'r-Refia) ilâvesi. [242] Sehavî: Bu ilâveyi rivayet­lerin hiç birinde görmedim, demiştir.

[241] Yani ezanı dinledikten sonra okunması sünnet olan dua demektir. Bu duayı Buharı (Ezan 8; Fethu'1-Bari 2/77; Tefsir Sure 17 Bab 11; Fethul Barî: 8/303) ve başkaları Cabır (r.a)' den rivayet etmişlerdir: Allah Rasûlü buyuruyor ki: "Kim ezanı dinledikten sonra: Ey bu tam davetin ve kılınmakta olan namazın Rabbi olan Allahım!.. Muhammed'e vesileyi, fazileti ver. Onu, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a ilet, derse; kıyamet günü ona şefaatim helal olur."

Beyhakî'nin Sünen de (1/410 Salât 64 Hadis No: 1933) Buharî kanalıyla naklettiği rivayetinde aynı hadisin başında; "Allahım!.. Bu tam davetin hakkıyla senden istiyorum..." ifadesi; sonunda ise "O'nu kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a ilet"cümlesinden sonra; "Hiç şüphesiz ki, Sen vaadinden dönmezsin", ifadesi yer almaktadır.

Ama bazılarının bu duada; "Ey bu tam davetin ve kılınmakta olan namazın Rabbi olan Allahım!.. Muhammed'e vesileyi, fazileti ver", cümlesinden sonra yaptıkları (ed-Derecetüi-Refîa) ilâvesinin aslı yoktur, söylenmesi de uygun değildir. Hafız İbn Hacer et-Telhîsul Habîr' de; "Bu hadisin rivayetlerinden hiç birinde (ed-Derecetü'r-Refîa) zikredilmemistir. Bazılarının bu duanın sonunda söyledikleri "Ya Erhame'r-Rahimîn" ilavesi de aynı şekilde bu hadisin tariklerinde yoktur", demiştir. Dolayısıyla bu ifadeler söylenmemeli ve bu duaya ilâve edilmemelidir.

[242] bkz. Sehavî, Makasıd: s.212; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.90; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.205; Aclunî, Keşf: 1/483; Hut,  Esne'l-Metaîib: s. 149.

 

133. HADİS: "Dirhem kadar kan yıkanır ve bundan dolayı namaz iade edilir." [243] Senedinde yalancı (Nuh) [244] vardır. Leâlî'de böyledir.

[243] bkz.   Süyütî,   Leâlî:   2/3;   Feyzu'l-Kadîr,   Münavî:   3/543; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.205; Aclunî. Keşi:  1/500; Hut,  Esne'h Metalib: s. 150.

[244] Yani Süyûtî'nin Leâlî kitabında (2/3) olduğu gibi; senedinde Talancı ravi- Nuh b. Ebî Meryem bulunmaktadır.

 

134. HADİS: "Dünya bir saattir, Onu taâtle değerlendir." [245] Lafzı merfû olarak sahih değildir.[246]

[245] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.205; Aclunî, Keşf: 1/500.

[246] Bu sözün merfû olarak nakledilmesi, yani Peygamberimiz (s.av)'e nisbet edilmesi sahih olamaz. Bu, değerli bir insan sözüdür ama hadis değildir

 

135. HADİS:  'Dünya,  ahiretin tarlasıdır." [247]  Sehavî: Bunu -hadis olarak- görmedim, demiştir.

[247] bkz. Sehavî, Makasıd: s.217; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.91; Aliyyül Karî, Kübra: s.206; Aclunî, Keşf 1/495; Hut, Esnel Metalib: s.151.

 

136. HADİS: "Bir dirhem bile olsa borç, bir kız bile olsa çoluk-çocuk, Yol nasıl? demek bile olsa sormak[248] (düşüklüktür.)! [249]   Sehavî:  Merfû (Allah  Rasûlünün hadisi) olarak hatırlamıyorum, demiştir.

[248] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.219; Semhudî.   Gammaz: s.66; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.92; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.207; Aclunî, Keşf. 1/499; Hut, Esne'l-Metalib: s.152.

[249] Bu  üç  cümlenin  haberi,   mahzuf olup   takdiri   (züllürr düşüklüktür) şeklindedir. Asıl nüshada,  ebMevzûâtül Kübra, el-Makasıdül Hasene ve başka eserlerde hadisin lafzı, (Velev dirhemen...velev binten) yerine; sehven (Velev dirhemün.. velev bintün) şeklinde merfû olarak gelmiştir. Düzeltme, Hut el-Beyrûtî'nin Esnel-Metalib kitabından (s. 152) yapılmıştır.

 

 

“RA “ HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

137. HADİS: "Rabbimi (hacıların) Mina'dan ayrüış günü [250] insanların önünde gri renkli bir deve üzerinde, yün bir cübbe ile gördüm." [251] Uydurmadır, aslı yoktur.

Leâlî' de [252]; îbn Abbas'dan gelen merfû rivayet şöyledir: "Rabbimi bol saçlı bir genç suretinde —bir başka rivayette: sakalsız bıyıksız bir genç suretinde- gördüm."[253]

İbn Sadaka, "Ebu Zür'anın, İbn Abbas hadisi sahihtir, bu hadisi ancak mutezile mezhebine mensup olanlar inkâr eder" dediğini nakletmiştir. Hadisin bazı tariklerinde "Kalbiyle" denilmiştir.

Hadis, "Allah'ı rüyada görme" şeklinde yorumlanırsa problem yoktur. [254] "Uyanıkken görme" şeklinde yorumlanırsa muhakkik İbnül Hümam bunun şeklî bir hicab olduğunu ifade etmiştir.[255]

[250] Kurban Bayramının üçüncü günüdür, O gün hacılar Mina'dan Mekke'ye hareket ederler. Bu sebeple o gün Nefr (ayrılış) Günü diye isimlendirilmiştir.

[251] bkz.  Beyhakî,  el-Esma  ve's Sıfat: s.444; Süyûtî, Zeylül Mevzûât: s.2; Süyûtî, Leâlî:  1/29; Süyûtî, Zeylül Mevzûât s.2; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.95; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.209; Aclunî, Keşf 1/526; Hut, Esne'l-Metalib: s.155.

[252] Süyûtî, Leâlî:  1/29-30

[253] Bu hadisin senedi, Süyûtî'nin el Leâlî el-Masnua'da (1/29-30) zikrettiği gibi şöyledir: Hammad b. Seleme, Katade'den; o İkrime'den; o da İbn Abbas (r.a)'dan rivayet ediyor: Peygamberimiz (s.av) şöyle buyurmuştur: ''Rabbimi bol saçlı bir genç suretinde gördüm". Beyhakî bu hadisi el Esma ve'sSıfat kitabında (s.444-446) çeşitli tariklerle, farklı lafızlarla rivayet etmiştir. Birinde; "Rabbimi üzerinde yeşil bir elbise ile kıvırcık saçlı sakalsız bıyıksız halde gördüm", bir başka rivayette; "... Üzerinde yeşil bir elbise ile kıvırcık saçlı sakalsız bıyıksız bir genç olarak...."; bir diğer rivayette;  "... üzerinde inciden bir elbise ile ayakları yeşillik içinde sakalsız bıyıksız bir genç olarak gördüm", denilmiştir. Beyhakî, bu hadisi bu tariklerden başka yine İbn Abbas (r.a)'dan mevkuf olarak rivayet etmiştir. Bu rivayetlerde şiddetli tenkit noktaları bulunmaktadır. Bu gibi sakat ve çürük rivayetlerle akide esası tesbit edilemez. İmam Beyhakî'(r.a)nin beyanına göre; bu rivayetlerin tenkit noktaları, ya Hammad b. Seleme'nin hadis kitaplarına hadis ilave eden üvey evladından, ya da İbn Abbas'ın azatlı kölesi (İkrime'den kaynaklanmaktadır.   Beyhakî'nin açıklamasına göre; Said b. Müseyyeb'in İkrıme hakkında tenkitleri bulunmaktadır. Aynı şekilde Ata, Tavus ve Muhammed b. Şirin de İkrime hakkında tenkitte bulunmaktadır. Malik b. Enes, İkrime'den hoşnut  değildi.  Müslim b.  Haccac,   sahih  hadislerde İkrime'yi hüccet olarak almamıştır. Said b. Müseyyeb, kölesi (Bürd)'e hitaben; "İkrime'nin İbn Abbas adına yalan uydurduğu gibi, sen de benim adıma yalan uydurma', diyordu. Dolayısıyla senedleri ağır tenkitlere uğramış bu gibi hadislere itimad etmek doğru değildir. Özelikle Akide konularının en önemlisi olan Cenab-ı Bari (c.c)'nin sıfatlarını isbat etme konusunda bu çeşit uydurma hadisler delil olamaz. Bu sebeple bu gibi hadislere güvenmek kesinlikle caiz değildir. İmam Beyhakî'nin bu rivayetler hakkında zikrettiği ağır tenkitlere ilave olarak üstadımız İmam Kevserî (rh.a), Beyhakî'nin el Esma ve's Sıfat kitabına yazdığı haşiyelerde (s.444) bu riva­yetler hakkında şöyle demiştir:

"(Hammad b. Seleme)'nin Allah'ın Sıfatları hakkındaki hadisleri, müstakil bir kitap telifini gerektirecek kadar garib rivayetleri ihtiva etmektedir. İbn Kayyim'in Nuniyye’sine reddiye niteliğinde Takıyy es-Sübkî'nin yazdığı esSeyfü’s Sakîl fir'ı-Redd alâ İbn Zefil isimli risalenin sonundaki (s.96) tamamlayıcı nota bakınız. Hammad b. Seleme'yi savunma ve bu hadisleri sahih sayma teşebbüsü, ancak söylediğinin farkında olmayan kişilerden sâdır olabilir. Bid'at ehlinin sımsıkı sarıldığı konularda hadislerdeki illetler ortaya konulduktan ve bariz kusurlar açıklandıktan sonra bile hâlâ sakat görüşlüleri savunmaya teşebbüs eden, islâm'da putperestliği normal gören akıllara yazıklar olsun. Hidayete erdiren Allah Teâla'dır." Kevserî, s. 376 ve 407. sayfalarda ise şöyle demiştir: ''Hammad b. Seleme'yi bazı Sahih hadis müellifleri himaye etmeye çalışmışlardır. Halbuki onun iki üvey evladı onun kitaplarına münker rivayetleri ve diledikleri belâları sokuşturmuşlardır." Üstadımız Kevserî (rh.a), adı geçen el Esma ve's Sıfat kitabına yazdığı takdim yazısının başında; (Hammad b. Seleme)'nin ve benzerlerinin akaid konusundaki rivayetlerinin durumunu ortaya koyan ilmî bir açıklama yapmıştır. Bu konuyu araştıranlar, mutlaka bu açıklama yi görmelidirler.

Keşke müellif (Aliyyü'l- Kari), Zeyl'den naklettiği ifade ile yetinseydi de durumlarını açıklamak için sözü uzatmak zorunda kaldığımız diğer rivayetleri ilave etmeseydi!... Özrümüzün kabulü ricasıyla...

[254] Üstadımız Kevserî şöyle demiştir: "Bu yorumla uydurmacılar hadis uydurmaya teşvik edilmekte, bâtıl bir şeyi Allah Rasûlü (s.a.v)'ne nisbet etmeye cür'etli olmaları âdeta tavsiye edilmektedir. Allah Rasûlü -hâşâ- ne uykuda iken, ne de uyanıkken böyle bir söz söyler!..".

[255] Önceki dipnotlarda bu rivayetlerin değerini (!) öğrendiğine göre; artık bundan sonra bu gibi zorlama yorumlara gerek yoktur.

 

138. HADİS:  "Kötü  yolda  kazanan,   kaybetmiş  olur." [256] Filozofların sözlerindendir.

[256] bkz. Sehavî, Makasıd: s.222; İbnu d-Deyba', Temyiz: s.95; Aliyyül Karî, Kübra: s.211; Aclunî, Keşf: 1/506; Hut, Esne'l-Metalik s.160.

 

139. HADİS: "Kardeşim Hızır'a Allah rahmet eylesin. Sağ olsaydı, beni mutlaka ziyaret ederdi." [257] Askalânî: Bu sabit değildir, demiştir.[258]

[257] bkz. Sehavî, Makasıd s.225; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.96; AliyyüTKarî,  Kübra: s.212; Aclunî, Keşf 1/513; Hut,  Esne'l-Metalib: s.157.

[258] Hafız   İbn   Hacer'in   sözünün   devamı   el-Makasıdül Hasene'de  (a.225)  şu  şekildedir:  "Bu  söz,  selef âlimlerinden Hızır'ın sağ olduğunu inkâr eden bir âlimin sözüdür". 251 nolu hadise bakınız

 

140. HADİS: "Devesinin yuları elinde olduğu halde beni ziyaret eden kimseye Allah rahmet eylesin." [259] Askalâni diyor ki: Bu lafızla aslı yoktur.[260]

[259] bkz.   Süyûtî,   Zeylü'l Mevzûat:   s.204;   Sehavî,   Makasıd: s.225; Semhudî,  Gammaz: s.69; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.96; İbn Arrak, Tenzih: 2/176; Aliyyül Karî, Kübra: s.212; Aclunî, Keşf 1/514; Hut, Esnel Metalib: s.157.

[260] Müellifin  (Bu lafızla)  kaydı,  Sehavî'nin  el-Makasıdü’l Hasene (s.225); İbnü'd'Deyba'nın Temyîzü't-Tayyib mine'l-Habis; Aclûnî'nin Keşfü'l-Hafa(1/426) ve müellif Aliyyül Karî'nin eî-Mevzûâtül Kübra kitaplarında  da  aynen yer almaktadır. (Bu lafızla) kaydı, (aslı yoktur) hükmündeki olumsuz manada aşırı ihtiyatlı olmanın ifadesidir. Yoksa bu kayıtla; bu hadis bu manada ya da buna yakın bir manada gelmiştir, gibi bir anlam kastedilme iniştir. Adı geçen müelliflerin bu hadisin yerine geçebilecek makbul her hangi bir hadis zikretmemeleri de bunun delilidir.

Hafız Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât'da (s.204) bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir: "Hafız İbn Hacer'e bu hadis sorulduğunda; (Bunun aslı yoktur), demiştir." Süyûtî, (Bu lafızla) ifadesini kullanmamış, bu hadisi ele aldığı bölüm için; (s.204) "Hafız İbn Hacer'e sorulup da (Bunların aslı yoktur), diye cevaplandırdığı ve büyük çoğunluğunu Hafız İbn Hacer'in el yazısından naklettiğim hadisler bölümü" başlığım kullanmıştır. Buna göre; Hafız İbn Hacer'in el yazısında (bu lafızla) kaydı yoksa, o takdirde durum gayet açıktır. Yok, eğer bu (bu lafızla) kaydını bizzat Süyûtî hazfetmiş ise bununla güzel bir tasarrufta bulunmuş olmaktadır.

 

141. HADİS: "Bir dirhemin altıda birinin (yani bu kadar küçük bir meblağın bile) ehil olan kişiye verilmesi, yetmiş  yıllık ibadetten daha hayırlıdır." [261] Askalânî: Bunun aslını bilmiyorum, demiştir.

[261] bkz. Sehavî, Makasıd s.226; Ibnü'd-Deyba', Temyiz: s.96; Aliyyül Karî, Kübra: s.212; Aclunî, Aclunî, Keşi 1/515; Hut, Esnel Metalib s. 158.

 

142.HADİS: "Kişinin elçisi, onun aklının gösterge" sidir." [262] Yahya b. Halid'in sözüdür.[263]

[262] bkz. Sehavî, Makasıd: s.227; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.97; Aliyyül Karî, Kübra: s.214; Aclunî, Keşf.   1/517; Hut,  Esnel Metalib s.158.

[263] Bu zat, Abbasî Halifesi Harun Reşid'in veziri Yahya b. Halid el-Bermekî'dir. (öl.190 h.)

 

143. HADİS:'"Ümmetimin ruhbanlığı mescidde oturmaktır." [264] Bulunamamıştır.

[264] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.224; Aclunî, Keşf 1/526.

 

144. HADİS: "Mü'minin tükrüğü şifadır." [265] Yine "Mü'minin artığı şifadır." [266] Merfû (Allah Rasûlü'ne ait) hadis olarak aslı yoktur.

[265] bkz. Sehavî, Makasıd: s.231; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.98; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.214; Aclunî, Keşf: 1/525; Hut,  Esnel Metalib: s. 160.

[266] bkz. İbnü'd-Deyba', Temyiz s.98; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.214; Aclunî, Keşf 1/526; Hut, Esnel Metalib s.160.

 

“ZE” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

145. HADİS: "Mahallenin türkücüsü insanları coşturmaz." [267] Hadis değildir.

[267] bkz. Sehavî, Makasıd: s.222; İbnü'd-Deyba Temyiz: s.99; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.215; Aclunî, Keşf.   1/527; Hut,  Esne'l-Metalib: s. 163.

 

146. HADİS: "Zahmet rahmettir." [268] Hadis değildir.

[268] bkz. Sehavî, Makasıd s.232; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.99; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.215; Aclunî, Keşf 1/527.

 

147.HADİS: "İtibarın zekâtı, darda kalanların imdadına koşmaktır." [269] Bu lafızla bilinmemektedir.

[269] bkz. İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.99; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s-216; Aclunî, Keşf 1/530.

 

148. HADİS: "Takının zekâtı, emanet olarak verilmesidir." [270] Bu söz, Abdullah b. Ömer'in sözüdür.

Beyhakî diyor ki: Abdullah b. Ömer'den merfû olarak rivayet edilen; "Takıların zekâtı yoktur", [271] hadisi bâtıldır, aslı yoktur.[272]

[270] bkz. Sehavî, Makasıd: s.234; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.99; Aliyyül Karî, Kübra: s.216; Aclunî, Keşf 1/530.

[271] bkz. Sehavî, Makasıd s.234; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.99; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.216; Aclunî, Keşi. 1/530.

[272] Bu rivayet;  Sehavî'nin  el Makasıdü'bHasene kitabında (s.224) belirtildiği gibi hadis değil,  Abdullah b. Ömer'in sözü ve şahsî görüşüdür

 

149. HADİS: "Zeydiler bu ümmetin mecûsîleridir." [273] Uydurmadır. [274] Makasıd müellifi: Bunu —hadis olarak— görmedim, demiştir.

Fakat bu hadis, bir grup muhaddis tarafından; "Kaderiyye, bu ümmetin mecûsîleridir", lafzıyla rivayet edilmiştir.[275]

Kazvinî'nin; "Kaderiyye, bu ümmetin mecûsîleridir. Hastalandıklarında onları ziyaret etmeyin.   Öldüklerinde cenazelerinde bulunmayın", hadisi Mesabîh hadislerinden olup uydurmadır, ifadesi ile; "Ümmetimden iki sınıf insan vardır ki, onların islâm'dan her hangi bir nasibi yoktur. Bu iki sınıf, Kaderiyye ve Mürcie sınıflarıdır", hadisi de aynı şekilde uydurmadır; ifadesi doğru değildir.[276]

Bu iki hadisi tahric eden muhaddisleri el-Mirkat Şerhul-Mişkât kitabımızda beyan ettik.[277]

[273] bkz. Sehavî, Makasıd: s.234; Semhudî, Gammaz: s.70; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.100; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.216; Aclunî, Keşf 1/534; Hut, Esnel Metalib: s.165.

[274] İbnü'd-Deyba': "Zeydiler, bu şekildeki bir hükümden çok çok uzaktır", demiştir. İbnü'd-Deyba' (ra), bu ifadesiyle doğru olanı ifade etmiştir.

[275] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud ve Hakim tarafından rivayet edilen "Kaderiyye, bu ümmetin Mecûsîleridir", hadisi; müellif Aliyyü'l-Karî'nin de ifade ettiği gibi uydurma değildir. Bu hadis, az sonra dipnotta Üstad Abdülfettah Ebu Gudde tarafından açıklanacağı gibi; Hafız İbn Hacer'e göre hasen derecesindedir. (Çev.)

[276] Bu ifade, asıl nüshada şu şekilde yer almaktadır: "Fakat Kazvinî şöyle demiştir: "Kaderiyye bu ümmetin mecûsîleridir. Hastalandıklarında onları ziyaret etmeyin. Öldüklerinde cenazelerinde bulunmayın", hadisi "Mesabîh" hadislerinden olup uydurmadır. Ayrıca "Ümmetimden iki sınıf insan vardır kî; onların islâm'dan her hangi bir nasibi yoktur. Bu iki sınıf Kaderiyye ve Mürcie sınıflarıdır", hadisi de böyledir" Ben asıl nüshadaki bu ibareyi almadım. Bunun yerine, asıl nüshadaki bu ibarede bulunan eksikliklerden uzak olduğu için;  müellifin el Mevzûâtü'l-Kübra kitabındaki ibaresini zikretmeyi tercih ettim.

[277] Müellifin bu iki hadisi tahric eden âlimler hakkındaki beyanı Mirkat'da (1/147-149) yer almaktadır. Burada söz konusu olan birinci hadis (Kaderiyye, bu ümmetin Mecûsîleridir, hadisi) hakkında müellif şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed b. Hanbel ve Ebu Davud rivayet etmişledir. Hakim de aynı şekilde Abdullah b. Ömer'den rivayet etmiştir."

Hafız İbn Hacer, Mişkâtü'l-Mesabîh kitabının (Şam baskısının) sonundaki (3/305) "Begavî'nin Mesabîhu's'Sünen'inde yer alan ve Siraceddin el-Kazvinî'nin inceleme sonucu uydurma olduğuna hükmettiği hadisler hakkında verilen cevaplar" başlıklı risalesinde (3/305) aynen şöyle demiştir: "Bu hadisi Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mace rivayet etmiştir. Bu alimler; hadisi senediyle Abdülaziz b. Ebî Hazim'den; o babasından; o İbn Ömer'den; o da Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet etmektedir. Hadis hakkında Tirmizî: hasendir, demiş; Hakim ise hadisi tahric ettikten sonra "senedi sahihtir", demiştir, ubiı Hacer diyor ki): Hakim'in ricali, sahih hadis ricalidir. Fakat Ebû Hazim'in-yani Seleme b. Dinar'ın-Abdullah b. Ömer'­den hadis duymuş olması tartışmalıdır. Münzirî, onun İbn Ömerden  hadis duymadığını kesin dille ifade etmiştir. Ebul'Hasen b. Kattan: Ebû Hazim ona yetişti. Medine'de onunla beraber yaşadı, demiştir. Hadis, Müslim'in görüşüne göre muttasıl (kesintisiz) hadistir. Bu isnad, birincisinden daha kuvvetlidir. Bu, Hasen Hadis'in şartlarındandır.

Kaderiyye hadisi için "uydurma" hükmünü verenlerin dayanağı, belki de Kaderiyye'nin müslüman oldukları halde Mecusilikle adlandırılmış olmalarıdır. Bunun cevabı şudur: Burada anlatılmak istenen husus, Kaderiyye'nin Mecusilerin bütün inançları konusunda değil; sadece "iki fail güç isbat etme" konusunda Mecusîler gibi olmalarıdır. Bundan dolayıdır ki, bu ümmete nisbet edilmeleri caiz olmuştur". Hafız İbn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

Münavî, Feyzu'l-Kadir de (4/354) Peygamberimiz (s.a.v)'in Kaderiyye'yi bu ümmetin mecusileri olarak adlandırmasının sebeplerini açıklamak üzere şöyle demiştir: "Zira Kaderiyye mezhebinin hayrı Allah'a, şerri başkalarına nisbet etmesi, Mecusilerin kâinattaki olayları, biri hayır ilâhı Yezdan, diğeri şer ilâhı Hürmüz olmak üzere iki ilâha nisbet etmelerine benzemektedir. Ancak Mecusîler, onlar bunu hem olaylar hem de kişiler hakkmda söz konusu etmektedirler. Kaderiyye ise bu ayrımı sadece olaylarda yapmaktadır.

(Kaderiyye hakkındaki birinci hadis): "Kaderiyye, bu ümmetin mecusileridir"'hadisi, Kazvinî'nin iddia ettiği gibi uydurma olması bir yana; Hafız İbn Hacer'e göre zayıf bile değildir, hasen derecesindedir.

Bu hadisin hasen derecesini ve gücünü artıran güzel bir şahidi de bulunmaktadır: Heysemî'nin Mecmeu'z'Zevaid kitabında (7/205) Enes b, Malik'den rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Kaderiye ve Mürcie bu ümmetin mecusîleridir. Hastalandıklarında onları ziyaret etmeyin. Öldüklerinde cenazelerinde bulunmayın'. Bu hadisi Taberanî, Evsat'da rivayet etmiştir. Bu hadisin ricali, sahih hadis ricalidir. Ancak ricalinden Harun b. Musa el-Feravî müstesna. Ama o da sika güvenilir bir ravidir."

(Kaderiyye hakkındaki ikinci hadis): Müellif Aliyyü'l-Karî, yukarıda zikri geçen "Ümmetimden iki sınıf insan vardır ki, onların islâm'dan her hangi bir nasibi yoktur. Bu iki sınıf, Kaderiyye ve Mürcie sınıflandır", şeklindeki ikinci hadis hakkında Mirkatü'l-Mefatîh kitabında (1/148) şöyle demiştir: "Bu hadisi Tirmizî, İbn Abbas (r.a)'dan rivayet etmiş ve "Bu, garih bir hadistir", demiştir. Hulâsa'da bu hadis, uydurma hadislerden sayılmıştır. Ancak Ezhar müellifi: Hasen ve garibdir demiştir. Zamanımızdaki hadis ehlinden Mevlânazâde şöyle yazmaktadır: Bu hadisi Taberanî rivayet etmiştir, isnadı hasendir." (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki:) Taberanî'nin Evsaf da rivayet ettiği hadis, Ebu Said hadisidir, İbn Abbas hadisi değildir. Senedinde Amr b. Kasım, et-Temmar ve üstadı Atıyye el-Avfî bulunmaktadır. Heysemî'nin Mecmeu'z-Zevaid'de (7/206) belirttiği gibi, her iki ravi de zayıftır.

(Aliyyü'l-Karî devamla şöyle diyor) "Süyûtî, el'Camiu's Sagîr' de söz konusu hadisi zikrettikten sonra şöyle demiştir: "Bu hadisi, Buharî Tarih'inde; Tirmizî ve İbn Mace Sünen'lerinde İbn Abbas'dan; yine İbn Mace Cabir'den; Hatib İbn Ömer'den; Taberanî ise Evsaf da Ebu Said'den rivayet etmiştir. Ebu Nuaym ise aynı hadisi Hılye' de Enes''den; "Ümmetimden iki sınıf insan vardır ki; benim şefaatim onlara erişemeyecektir. Bunlar Kaderiye ve Mürcie sınıflarıdır". Aliyyül Karî'nin sözü burada sona ermektedir.

Heysemî'nin, Mecmeu'z-Zevaid'de (7/207) Enes b. Malik'den rivayetine göre; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden iki sınıf vardır ki, ne Kevser havuzunda benim yanıma gelecekler, ne de Cennete gireceklerdir. Bu iki sınıf Kaderiyye ve Mürcie'dir." Bu hadisi Taberanî, Evsaf da rivayet etmiştir. Bu hadis ricali sahih hadis ricalidir. Ancak ricalinden Harun b. Musa el-Feravî müstesna. Ama o da sika -güvenilir- bir râ" vidir."

Hafız İbn Hacer, az önce sözü geçen Ecvihe' sinde şöyle demiştir: Bu hadisi Tirmizî ve İbn Mace rivayet etmiştir. Senedi: Nizar b. Hayyan; o İkrime'den; o da İbn Abbas şeklindedir. Tirmizî: Bu hasen ve garib bir hadistir, Nızar muhaddislere göre zayıftır, demiştir. Bu hadisi, ondan oğlu Ali b. Nizar rivayet etmiştir. O da zayıf bir ravidir. Ancak onu Kasım b. Habib bir hadisle desteklemiştir. Hadis her ikisi de zayıf olan iki tarikle geldiği takdirde; iki tarikten biri diğeri ile güçlenir. Tirmizî, bu hadisi bu sebeple "hasen" kabul etmiş olabilir. Yine hadisin Cabir, Ibn Ömer, Muaz ve başkalarından gelen şahidlerini de bulduk. Fakat isnadları zayıftır.

Ancak Kazvinî'nin iddia ettiği gibi; hadisin uydurma olduğuna dair bir alâmet bulunmamaktadır. Zira bu iki sınıfın (Kaderiye ve Mürcie'nin) Müslüman olmadığının ifade edilmesi, bu görüşü savunanların kâfir olduğunu isbat etmek anlamına gelmez. Zira bu ifade, kâmil bir imanın bulunmaması anlamındadır. Yada mana; küfürden nefret ettirmek için mübalağa ifadesi kullanılarak, bu kimselerin kâfirin, inancı gibi bir inanca kapıldıklarının ifade edilmesidir, yoksa bu iki sınıf gerçekten kâfir olmuş değillerdir. Peygamberimiz (s.a.v)'in ''Ümmetimden iki sınıff vardır" ifadesiyle bu iki sınıfı "ümmetinden" kabul etmesi de bu manayı desteklemektedir."

Allâme Münavî, Feyzu'l-Kadir'de (4/208) şöyle demiştir: "Hafız Alâî diyor ki: Gerçek şudur ki, bu hadis  uydurma değil, zayıftır."

 

“SIN“ HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

150. HADİS: "Mü'minin artığı şifadır." [278] Irakî diyor ki: Halk dilinde bu şekilde meşhur olmuştur. Bu lafızla aslı yoktur."[279]

[278] bkz. İbnud-Deyba', Temyiz: s.98,103; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.214; Aclunî, Keşf. 1/526; Hut, Esne'l-Metalib: s.160.

[279] 144 no. ile geçen hadise bakınız.

 

151. HADİS: "Ashabıma sövmek, affolunmayacak bir günahtır." [280] İbn Teymiyye: Bu yalandır, uydurmadır, demiştir.[281]

 [280] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.218; Aclunî, Keşf: 1/537; Hut, Esne'l-Metalib: s.168

[281] Müellifin el-Mevzûâtü'l-Kübra'âa. (s. 218) naklettiği gibi; Ibn Teymiyye (rh.a)'nin yukarıdaki sözünün devamı şöyledir: "'Zira Allah Tealâ buyuruyor ki:  "Hiç şüphesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki günahları dilediği kimse için affeder. "(Nisa: 116)

 

152. HADİS: "Peygamberimiz'in(s.a.v) şehadet parmağı orta parmağından daha uzundu." [282] İbn Hacer şöyle demiştir: Bunu söyleyen kimse hatalıdır. Bu durum Efendimiz (s.a.v)'in ayak parmaklarında vardı.

[282] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s.236;  Semhudî,   Gammaz:  s.72; İbnü'd-Deyba',    Temyiz: s.101; Aliyyül-Karî, Kübra: s.219; Aclunî, Keşf. 1/539; Hut, Esnel Metalib: s.168.

 

153. HADİS: "Sır, hür olanlara aktarılır.” [283] Ayrıca "Hür insanların gönülleri sırların kabirleridir." [284] Takva erbabından birinin sözüdür.

[283] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.240; Semhudî, Gammaz s.72; İbnü'd-Deyba',    Temyiz: s. 102; Aliyyül Karî, Kübra: s.220; Aclunî, Keşf: 1/546; Hut, Esnel Metalib: s.173.

[284] bkz. Sehavî, Makasıd: s.240; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.102; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.220; Aclunî, Keşf 1/546;  Hut, Esnel Metalib: s.173.

[285] bkz. Sehavî, Makasıd s.241; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.103; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.221; Aclunî, Keşf 1/549;  Hut, Esnel Metalib s.174

 

154. HADİS: "Yolculuk, insanların ahlâkını ortaya çıkarır." [285] Hadis değildir.

[286] bkz. Sehavî, Makasıd: s.241; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.103; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.221; Aclunî, Keşf 1/550.

 

155. HADİS: "Mekke'nin beyinsizleri Cenneti dolduracaktır." [286] Askalânî: Bunu görmedim, demiştir.[287]

[287] (Ebu Gudde diyor ki:) "Bu söz, bâtıl olduğu açık bir sözdür. Zira toprak, isyankâr insanı mukaddes kılmaz. Bununla birlikte Mekke'de işlenen kötü amel, diğer yerlerde işlenen kötü amelden daha çok günaha sebeptir."

 

156. HADİS: "Selâmet, yalnız yaşamaktadır." [288] Hadis değildir.

[288] bkz. Sehavî, Makasıd: s.242; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.103; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.222; Aclunî, Keşf 1/551; Hut,  Esnel-Metalik s.174

 

157. HADİS: “Misvak kullanma, kişinin fesahatini arttırır." [289] Saganî: Uydurma olduğu açıktır, demiştir.[290]

[289] bkz. Zehebî, Mizan: 3/193; Münavî, Feyzul Kadîr. 4/149; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.222; Aclunî, Keşf 1/554.

[290] Süyûtî el-Camiu's Sagîr'de bu hadisi; Ukaylî'nin Dunfa(?), İbn Adiyy'in Kâmil, Hatib'in Cami'kitabında zikrettiklerini belirtmiştir. Münavî Feyzu'l-Kadir'de (4/149) şöyle demiştir: "Ömer b. Davud bu hadisi Sinan b. Ebî Sinan'dan senediyle rivayet etmektedir. İbnüTCevzî: "Bunun aslı yoktur. Ömer ve Sınan meçhul ravilerdir. Hadis münker olup mahfuz değildir", demiştir. Zehebî bu hadisi Mizan da (3/193) Ömer b. Sinan'ın biyografisinde zikretmiş ve "Üstadı Sinan gibi o da meçhuldür. Hadis münkerdir. Bu hadisi, sadece Muallâ b. Meymûn rivayet etmiştir. O da zayıftır", demiştir. Veliyyüddin Irakî, bu hadisi Ukaylî'ye   nisbet   ettikten   sonra   şöyle   demiştir:   Senedinde Muallâ  b. Meymûn el-Mücaşiî  vardır.  O zayıftır. Ömer b. Davud ve Sinan meçhul ravilerdir. Hadiste nekâret (güvenilir ravilere aykırılık) bulunmaktadır." Münavî'nin sözü burada sona ermektedir.

(Ebu Gudde diyor ki:) Bu hadis uydurma değilse bile, onun kardeşidir. Feyzu'l-Kadir'de (Ömer), sonundaki vav harfiyle yani (Amr) şeklinde yazılmıştır. Ben onu Mizan' da geldiği şekliyle tashih ettim. Yine Mizan (3/259) ve Lisanül-Mizan'da (4/363) ikinci bir ravi olarak; "Amr b. Davud: Muallâ b. Meymûn'un üstadıdır..." denilmiştir. Belki de aynı ravinin ismi farklı iki şekildedir. Ya da ikisinden biri tahrif edilmiştir?!.

 

158 HADİS: "İçinizde en zayıf olan kişinin hızıyla yürüyün." [291] Sehavî: Bu lafızla bilmiyorum, demiştir.[292]

[291] bkz.   Sehavî, Makasıd:  s.247;  Semhudî,   Gammaz:  s.74; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.104; Aliyyü'l-Karî, Kühra: s.224; Ac-lunî, Keşf: 1/563; Hut, Esnel Metalib: s.172.

[292] Sehavî'nin el-Makasıdü'l-Hasenedeki (s.247) sözünün devamı şöyledir: "Bu hadisin manası Peygamberimiz (s.a.v)'in; Osman b. Ebi'l-Âs (r.a)'ı Taif Emiri olarak görevlendirdiğinde ona söylediği şu hadiste yer almaktadır: "Ya Osman!.. Namazı hızlı kıldırma. Namazı, cemaat içerisinde en güçsüz olanına göre kıldır. Çünkü aralarında yaşlılar, küçük çocuklar, hastalar, uzak diyardan gelenler ve ihtiyaç sahipleri bulunmaktadır." Osman b. Ebil as hakkındaki bu hadisi, Şafiî ve Tirmizî Sünelilerinde rivayet etmiş, Tirmizî bunun hakkında "Hasendir", demiş; İbn Mace de Süneninde (1/316) rivayet etmiştir. Lafız İbn Mace'ye aittir. İbn Huzeyme ve Hakim bu hadisi sahih olarak kabul etmiş, Hakim Müstedrek' te (1/199; 201) bu hadis hakkında; "Müslim'in şartına uygundur", demiştir.

Bu hadisin benzerini Haris b. Ebî Üsame, Ebu Hureyre'den merfû olarak şu şekilde rivayet etmiştir: "Ey Ebâ Hureyre!.. İmam olduğunda cemaati en güçsüz olanına göre kıyas et'Bir başka lafızda ise; "Namaz kıldırırken en güçsüz olan kişiye tâbi ol. Zira aralarında... "denilmiştir." (Sehavî'nin sözü basit bir ilâve ile sona ermiştir.)

Müslim (Salaât 183 Şerhu'n-Nevevî: 4/186); Ebu Davud (1/146; Salât 39; Nesaî (2/23 Ezan 32) ve İbn Mace (1/316 İkame 48) bu konuda Osman b. Ebil as'ın şu hadisini rivayet etmektedir. (Lafız Nesaî'ye aittir.) Peygamberimiz (s.a.v)'e: -Ya RasûlallahL Beni kavmime imam. olarak görevlendir, dedim. Efendimiz (s.a.v):

-"Peki!. Sen onlara imam ol. Namaz kıldırırken en güçsüz kişiye tabi ol", dedi.

(Namaz kıldırırken, en güçsüz kişiye tabi ol) ifadesi, uzun uzun yapılan kıyam ve kıraet esnasında en güçsüz kimsenin güçsüz­lüğünü dikkate al. Sanki sen onun istediği şekilde kıyam ve rüku yapıyormuşsun gibi namazı kıldır. Böylece sanki sen ona uymuş oluyorsun, demektir.

 

159. HADİS:  "Bilâl'ın  (sîn)  harfi,  Allah  nezdinde (şîn)'dir." [293] İbn Kesir diyor ki: Bunun aslı yoktur.

[293] bkz. Sehavî, Makasıd: s.247; Semhudî, Gammaz.- s 75" Ibnu'd-Deyba', Temyiz: s. 104; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.235" Aclunı, Keşf: 1/564; Hut, Esne'l-Metalik s 173

 

“ŞIN” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

160. HADİS: "Hanımlarınıza danışın ama onların görüşlerine uymayın." [294] Bu lafızla sabit değildir.

 

 [294] bkz. Süyûtî, Leâîî: 1/199; Sehavî, Makasıd: s.248; Semhudî, Gammaz a.75; Münavî, Feyzül Kadir. 4/263; Ibnü'd'Deyba, Temyiz: s.225; İbn Arrak, Tenzih: 1/253; Aliyyül Karî, Kübra: s.235; Aclunî, Keşf 2/4; Hut, Esne'l-Metalib: s.177; Kavukcî, Lülü: s. 44.

 

161. HADİS: "En şerli olanlarınız, çocuklarınızın öğretmenleridir. [295] Onlar, yetimlere merhameti en az olan ve yoksullara karşı en katı davrananlardır." [296] Uydurmadır. Süyûtî, bunu Leâli'de zikretmiştir.[297]

[295] Süyûtî'nin Lealii (1/199) ve İbn Arrak'ın  Tenzîhü'ş-Şeri-ati'l-Merfûa kitabında (1/253); (Muallîmûküm / Sizin öğretmenleriniz) lafzıyla gelmiştir.

[296] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.228.

[297] Süyûtî, Leâlî: 1/199

 

162. HADİS: "Hayatın kötüsü, ölümden iyidir." [298] Filozofların sözlerindendir. Bunu İbn Hacer söylemiştir.

[298] bkz. Sehavî, Makasıd: s.251; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.106; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.228; Aclunî, Keşf 2/10;  Hut, Esne'l-Metalib.lll.

 

163. HADİS: "Allah'ın mahlûkatına şefkat, Allah'ın emrini ta'zim etmek demektir." [299] Sehavî diyor ki: Bunu bu lafızla bilmiyorum.

[299] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.253;   Semhudî,   Gammaz:   s.76; İbnü'd-Deyba, Teniyiz: s.107; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.229; Aclunî, Keşf 2/15; Hut, Esne'l-Metalib: s.181; Kavukcî, Lülü":- s.45.

 

164. HADİS: "Yüze karşı teşekkür etmek ayıptır." [300] Hadis değildir. Bunu İbn Deyba' söylemiştir.

[300] bkz. Sehavî, Makasıd: s.253; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 107; Aliyyü'l-Karî, Kübra s.229; Aclunî, Keşf 2/16; Hut, Esne'l-Metalib: s.lSl.

 

165. HADİS: "Kişinin kendi aleyhine şahitliği iki şahide bedeldir." [301] Hadis değildir.

[301] bkz. Sehavî, Makasıd: s.255; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 107; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.230; Aclunî, Keşf 2/17; Hut, Esne'l-Metalib: s.178.

 

166. HADİS: "Müslümanların birbirleri aleyhine şahitlik etmeleri caizdir. Alimlerin  birbirleri aleyhine şahitlik etmeleri caiz değildir. Çünkü onlar birbirlerine hased ederler." [302] Hadis değildir. İsnadı birçok yönden çürüktür. Leâlîde böyledir.[303]

[302] bkz.   Süyûtî,   Leâlî:   2/183;  Aliyyü'l-Kari,   Kübra:   s.230; Aclunî, Keşf 2/20.

[303] Süyûtî, Leâlî: 2/183

 

167. HADİS: "Şöhret, elbisenin kıs angındadır(?)." [304] Hadis olarak sahih olamaz.

 [304] bkz. Sehavî, Makasıd: s.255; İbnü'd'Deyba', Temyiz: s.107; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.230; Aclunî, Keşf: 2/14,

 

168. HADİS: "İnsan şeytanları, cin şeytanlarını yener." [305] İbn Dinar'ın sözüdür.[306]

[305] bkz. Alıyyü'l-Karî, Kübra: s.291; Aclunî, Keşf 2/23.

[306] Bu zat, tabiînin meşhurlarından, âbid ve zâbid Mâlik b. Dinar el Basrî'dir. Enes b. Mâlik, Hasan el-Basrî, İbn Şirin ve başkalarından hadis rivayet etmiştir. Sika -güvenilir- bir râvi-ve âbid idi. Ücretle Mushaf yazıyor ve ondan aldığı ücretle geçimini temin ediyordu. Meyve ve benzeri nefsin hoşuna gidecek yiyeceklerden hiçbir şey yemiyordu. Yoksulluk ve sert hayat şartları içinde yaşamayı tercih edenlerdendi. 127 yılında, bir rivayete göre daha sonra vefat etti. Allah rahmet eylesin.

 

169. HADİS: "Kavmi içindeki şeyh, ümmeti içindeki Peygamber gibidir." [307] Bunu İbn Hıbban ve Deylemî tahric etmiştir. Çok zayıftır. Makasıd' da şöyle denilmiştir: "Üstadımız [308] ve başkaları bu hadisin uydurma olduğunu kesin ifade ile belirtmişlerdir. Bu söz, selef âlimlerinden birinin sözüdür."

[307] bkz. Sehavî, Makasıd: s.257; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.108; Aliyyü'l-Karî,  Kübra: s.231; Aclunî, Keşf: 2/22;  Hut, Esne'l-Metalib: s.%2.

[308] Bu zat, el-Makasıdü'l-Hasene kitabının müellifi olan Sehavî'nin üstadı Hafız İbn Hacer el-Askalânî'dir  
Geri