NEV'İYAT // SÜNNET  
MEVZU/UYDURMA HADİSLER II

 

 

“SAD” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

170. HADİS: "İhtiyaç sahibi kördür." [309] Sehavî: Bunu hadis olarak bilmiyorum, demiştir.

[309] bkz.   Sehavî,   Makasid   s.258;   Semhudî,   Gammaz   s.78 İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.109; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.232; Aclunî Keşf 2/24; Hut, Esnel Metalib: s.183; Kavukcî,

 

171. HADİS: "Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir." [310] Irakî: Bunu hadis olarak bulamadım, demiştir.[311]

[310] bkz. Gazzalî, İhya: 4/61; Aüyyü'l-Karî, Keşf. 2/37.

[311] bkz. Gazzalî, İhya: 4/61 Dip Not 4.

 

172. HADİS: "Az sadaka, çok belâyı engeller." [312] Hadis değildir.

[312] bkz. Sehavî, Makasıd: s.261; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.110 Aliyyü'l-Karî, Kübra s.234; Aclunî, Keşf 2/30; Hut, Esne'l-Metalib s. 184.

 

173. HADİS: "Hadis yazarken kalemlerin çıkardığı gıcırtı, Allah nezdinde Askalân ve Abadan ribatında getirilen tekbire eşittir. Kim kırk hadis yazarsa, Abadan ve Askalân'da öldürülen şehitlerin sevabı verilir.”[313] Mizan'da, Bu, bâtıl bir haberdir, denilmiştir.[314]

[313] bkz.  Zehebî,  Mizan:   1/356; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.233; Aclunî, Keşf: 2/30.

[314] Zehebî, bunu (Bûrî b. Fadl el-Hürmüzî)'nin biyografisinde zikretmiş tir. (Mizan: 1/356)

 

174. HADİS: "Bir toplumun küçükleri, gelecekte o toplumun büyükleridir." [315] (Yani bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.) ilim öğrenmeyi teşvik etmek için sahabeden birinin söylediği sözdür.[316]

[315] bkz. Sehavî, Makasıd: s.261; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.110; Aclunî, Keşf: 2/31; Hut, Esne'l-Metalib: s.184.

[316] Hafız Sehavî el Makasıdü'l Hasene'de (s.261-262) sahabe ve tabiînden bu manada çeşitli rivayetler nakletmektedir. Söz konusu ifadenin nebevi hadis olduğunu isbat için değil, sadece ihtiva ettiği önemli eğitici ve yönlendirici manalar sebebiyle bu rivayetleri burada zikretmeyi uygun buldum.

Hafız Sehavî (r.a) diyor ki:   "Bir toplumun küçükleri, yeni bir toplumun büyükleridir".

Darimî'nin Sünen'inde (1/107) ve Beyhakî'nin Medhal de rivayetine göre; Şurahbîl b. Sa'd anlatıyor: Hasen b. Ali b. Ebî Talib (r.a)  çocuklarını ve  kardeş çocuklarını çağırarak şöyle  dedi: Çocuklarım!.. Yeğenlerim!.. Siz toplumun küçüklerisiniz, Pekyakında yeni bir toplumun büyükleri olacaksınız. İlim Öğrenin. Sizden kim rivayet edemeyecek olursa -ya da ezberleyemeyecek olursa- onu yazsın ve evine koysun".

İbn Abdil Berr'in Camiu Beyanil İlm ve Fadlih kitabında (1/82) Ahmed b. Hanbel tarikiyle sonra Muhammed b. Eban tarikiyle rivayetine göre; Hasen b. Ali çocuklarına ve kardeşinin çocuklarına şöyle dedi: "İlim öğrenin. Siz "bugün" toplumun çocuklarısınız Yarın onların büyükleri olacaksınız. Sizden kim ezberleyemeyecek olursa onu yazsın". (Not: Bu cümledeki "bugün" kelimesine el-Makasıdü'l-Hasene ne de Camiu Beyanil Ilm ve Fadlih kitabında yer almamaktadır. Bu cümlenin bir sonraki cümle ile irtibatlı olması için bu kelimeyi ilâve ettim. Belki de bu kelime ilk kaynaklardan düşmüş olabilir.) Beyhakî'nin rivayetinde; Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr anlatıyor: Burada Kabe'nin arkasında bir halka vardı. Abdullah b. Amr b. Âs tavafa gitti. Tavafını bitirince bu halkaya gitti ve şöyle dedi: "Bana ne oluyor ki, sizin bu gençleri meclisinizden uzaklaştırdığınızı görüyorum. Böyle yapmayın. Gençlere yer açın. Onları yaklaştırın. Onlara hadisi anlatın. Onlar bugün bu toplumun küçükleridir. Pek yakında toplumun büyükleri olacaklardır. Biz de toplumun küçükleri idik, sonra büyükleri olduk."

Yahya b. Eyyüb, Hişam b. Urve'den rivayet ediyor: Babam -Urve b. Zübeyr- şöyle diyordu: "Biz toplumun küçükleri idik. Ama bugün büyükleriyiz. Siz de bugün küçüksünüz, ama pek yakında büyük olacaksınız. İlim Öğrenin ki bununla toplumun lideri olasınız. Size ihtiyaç duysunlar. Allah'a yemin olsun ki, insanlar bana sormaya devam ettiler. Nihayet yaşlandım. Eski bildiklerimi unutmaya başladım."

Yine İbn Abdil Berr adı geçen kitabında (2/83) Osman b. Urve kanalıyla babasından naklediyor. Babası Urve çocuklarına şöyle diyordu: "Çocuklarım!.. Bir âlimden en az istifade edenler onun aile halkıdır. Gelin, benden ilim öğrenin. Zira siz yakında toplumun büyükleri olacaksınız. Ben de kendisine pek önem verilmeyen küçük bir çocuktum. Yaşım ilerleyince insanlar bana sorular sormaya başladılar. Bir kişi için en ağır şey, dini hakkında kendisine bir soru sorulduğunda onu bilmemesidir". Urve'nin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermektedir. Hatib Bağdadî, Şeref Ashabi'l-Hadis kitabında (s.65) diyor ki: Bana Hasen b. Ebî Talib haber verdi. Dedi ki: Muhammed b. Abdillah b. Hemmam el-Kûfî'nin şöyle dediğini işittim: Ab dullah b. Süleyman'ın şöyle dediğini işittim. -Humus yakınlarındaki- Mennes tepesinde Müseyyeb b. Vadıh'm şöyle dediğini işittim:

Ibnü'l-Mübarek hadis âlimlerinin çocuklarını ellerinde kalem ve mürekkep ile görünce onların kendisine yaklaşmalarını söyler ve şöyle derdi: "İşte bunlar bu dinin fidanlarıdır. Bize haber verildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v): şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki, Allah bu dine sahip çıkan, yeni fidanlar yetiştirmekte, dini onlarla güçlendirmektedir". Bugün bu çocuklar, sizin küçüklerinizdir. Sizden sonra pek yakında büyük olacaklardır." Bu sözde geçen hadis, İmam Ahmed'in Müsnedinde (4/200) ve İbn Mace'nin Sünen'inde (1/5) şu lafızla yer almaktadır: "Şüphesiz ki Allah, bu dine sahip çıkan, taatinde kullanacağı yeni fidanlar yetiştirmeye devam etmektedir".

93 nolu hadiste Hz. Ömer (r.a)'in şu sözü geçmişti: "Evlenmeden önce fıkıh öğrenin".

 

175. HADİS: "Ekmeği küçültün ve sayısını çoğaltın ki, size bereket verilsin." [317] Çürüktür. Îbnü'l-Cevzî bunu Mevzuat (Uydurma Hadisler) kitabında zikretmiştir.[318]

[317] bkz. Deylemî, Zehru'l Firdevs: 2/146; İbnü'l-Cevzî, Mevzuat 2/292; Sehavî, Makasıd: s.262; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.110; Ibn Arrak, Tenzih: s.2/245;  Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.234; Aclunî, Keşf: 2/32; Hut, Esne'l-Metalib:'s.184.

[318] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat 2/292

 

176. HADİS: "Yüzükle kılınan namaz, yüzüksüz kılınan yetmiş namaza eşittir." [319] Askalânî'nin dediği gibi, uydurmadır.

[319] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.263;  Semhudî,   Gammaz,   s.79; Îbnü'd-Deyba',    Temyiz s.110; Aliyyül-Karî, Kübra: s.234; Aclunî, Keşf. 2/33; Hut, Esne'l-Metalib: s. 184.

 

177. HADİS: "Sarıkla kılınan bir namaz, sarıksız kılman yirmi beş namaza eşittir”. [320] “Sarıkla kılman Cuma namazı, sarıksız kılınan yetmiş Cuma namazına eşittir. Sarıkla kılınan namaz, on bin hasene ile mükâfatlandırılır." [321] Uydurmadır. [322] Menûfî [323] diyor ki: Bütün bunlar batıldır.

[320] Asıl nüshada bu hadisle ilgili hüküm, bir önceki hadisle İlgili hükümle birlikte gelmiştir. Bir önceki hadiste; (176. Ha­dis: "Yüzükle kılınan namaz, yüzüksüz kılınan yetmiş namaza eşittir". Askalânî'nin dediği gibi, uydurmadır), denilmiştir. -Sarıkla kılınan namazla ilgili 177 nolu- bu hadisin başlı başına uydurma bir hadis olarak uydurma hadisler arasına girmesi için; ben bu hadisi bir önceki hadisten ayırdım. Buna yeni bir rakam verdim ve başına da (Hadis) kelimesini ilâve ettim.

[321] bkz. Sehavî, Makasıd: s.263: İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.lll; Aliyyül-Karî, Kübra: s.234; Aclunî, Keşf. 2/33.

[322] Bu hadis, el-Makasıdü'l-Hasene' de (s.263) buradaki lafızdan biraz farklı olarak ama çok bozuk bir ifade ile mevcuttur. Bu hadis, bu haliyle el-Makasıdül-Hasene' de olduğu gibi; biri İbn Ömer, diğer Enes'den rivayet edilen iki hadisin bir araya getirilmiş şeklidir.

[323] Bu zat, Hafız Sehavî'nin talebesi olan Şihabuddin Ahmed b. Muhammed b. Abdisselâm el-Menûfî el-Mısrî'dir. Üstadının kitabı olan el-Makasıdü'l'Hasene yi   özetlemiş   ve buna ed-Dürretül-Lâmia fi Beyan Kesir Mine'l-Ehadisiş-Şaia adını vermiştir. Menûfî,  931 yılında vefat etmiştir.  (Keşfü'z-Zunûn: 2/1780)

 

178. HADİS: "Alimin arkasında kılınan namaz, dört bin dört yüz kırk namaza eşittir." [324] Batıldır..

[324] bkz. Sehavî, Makasıd: s.266; Aliyyül-Karî, Kübra: s.235; Aclunî, Keşf: 2/37.

 

179. HADÎS: "Gururlu kişinin namazı başından yukarı çıkmaz." [325] (Allah'a yükselmez.)

[325] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.236; Aclunî, Keşf: 2/35.

 

180. HADİS:  "Gündüz namazı [326] dilsizdir." [327] Darakutnî ve Nevevî: Batıldır, aslı yoktur, demişlerdir.[328]

(Müellif Âliyyül Kari diyor ki:) Ben de derim ki: Mübarek günlerde ve muazzam gecelerde kılınacak namazlarla ilgili olarak bazı alimlerin zikrettikleri hadisler hep aynı şekildedir. (Batıl ve asılsızdır.)[329]

[326] Yani gündüz namazlarında imam cehren okumaz.

[327] bkz.  Zeylaî,  Nasbü'r-Râye: 2/1;  Sehavî, Makasıd: s.265; Semhudî,   Gammaz: s.81; İbnü'd-Deyba',   Temyiz s.lll: Aliyyül-Karî, Kübra: s.236; Aclunî, Keşf.  2/36; Hut,  Esne'l-Metalib: s.184; Kavukcî, Lü'lü: s.48.

[328] Hafız  Zeylaî,  bunu Nasbür-Râye'de  (2/1-2)  Nevevî'den nakledip kabul etmiş ve şöyle demiştir: Bu Mücahid ve Ebu Ubeyde b. Abdillah b. Mes'ud'un sözüdür. Her ikisi de Tabiînin Zeylaî, Abdürrezzak'm Musannef inden naklettiği senediyle bu sözü bu iki zâta nisbet etmiştir.

[329] Müellif, bu ifadesiyle kitabın sonunda 463 ve 464 no.lu paragraflarda zikrettiği şu batıl (asılsız) namazları kast etmektedir: "Cuma günü her rekatta on ihlas okunarak kılınacak on iki rekatlı nafile namaz ile hafta içinde her gün kılınacak nafile namazlar hakkında hiçbir şey sahih değildir, batıldır, aslı yoktur... Aynı şekilde her rekatında on beş defa -bir rivayette elli defa- (İza Zülzilet) okunarak kılınacak iki rekatlı nafile namaz; Cuma günleri kılınacak iki, dört, sekiz ve on iki rekatlı nafile namaz ile; Cuma namazından önce her rekatında elli defa ihlas okunarak kılınacak dört rekat nafile namazın da aslı yoktur. Aynı şekilde Aşûra Namazı, Regaıb Namazı da ittifakla uydurmadır. Yine Receb Geceleri Namazı, Receb ayının yirmi yedinci gecesi namazı, Şabanın on beşinci gecesi her rekatta on ihlas okunarak kılınacak yüz rekatlı namazın da aslı yoktur. Bu namazların Kutü'l-Kulûb ve İhya'da ya da Sa'lebî'nin Tefsirinde zikredilmesine aldanma".

 

“SAD” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

181.HADİS: "İlim,kadınların baldırlarında kayboldu." [330] Bişr el-Hâfî'nin sözüdür.[331]

[330] bkz. Sehavî, Makasıd: s.269; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.113; Aliyyül Karî,  Kübra: s.238;  Aclunî,  Keşf: 2/44;  Hut,   Esne'l-Metalib: s. 189.

[331] Zehebî, İber de (1/399) diyor ki: Bu zat, Rabbani zahid ve Önder Ebu Nasr, Bişr b. Haris el-Mervezî'dir. Bişr el'Hafî diye meşhurdur. Hammad b. Zeyd, İbrahim b. Sa'd ve bunların tabakasında olan muhaddislerden hadis dinledi. Önce ilme önem verdi. Sonra kendi meşrebine yöneldi ve kitaplarını gömdü. Az hadis  rivayet  etti.   Fıkıh'da  Süfyan  es-Sevrî mezhebindeydi. Alimler onun menakıbı ve kerametleri hakkında eserler yazdılar. 75 yaşında iken Bağdat'ta vefat etti. Allah Tealâ rahmet eylesin. Talebesi İbrahim el-Harbî diyor ki: Bağdat, Bişr el-Hâfî'den daha kâmil akla sahip olan ve dilini ondan daha iyi koruyan bir başka birini yetiştirmedi. Onun bir müslümanın gıybetini yaptığı duyulmadı. Sanki onun saçının, sakalının her telinde bir zekâ harikası vardı. Onun aklı, Bağdat halkına dağıtılsaydı hepsi üstün zekâlı insanlar olurlar, yine de onun aklından bir şey eksilmezdi.

 

182. HADİS: "Zaruretler, haramları mubah kılar." [332] Hadis değildir.

[332] bkz. Sehavî, Makasıd: s.269; Semhudî, Gammaz: s.83; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.113; Aliyyül Karî, Kübra: s.239; Aclunî, Keşf: 2/45; Hut, Esne'l-Metalib: a.190; Kavukcî, Lü'lü': s.83.

 

183. HADİS: "İki zayıf, bir güçlüyü yener." [333] Hadis değildir.[334]

[333] bkz.  Sehavî,  Makasıd: s.269;  Semhudî,   Gammaz:  s.83; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.113; Aliyyül Karî, Kübra: s.240; Aclunî, Keşf: 2/46; Hut, Esne'l-Metalib: s.189.

[334] Bu söz, Aclûnî'nin Keşfül-Hafa'da (2/36) dediği gibi; ya bir atasözü ya da şiirden bir mısradır. Kanaatimce, belki de şairin şu ifadesinden alınmıştır:

"Düşman olma, bir kişi sebebiyle bir aile halkına, Zira iki zayıf bir güçlüyü yener."

 

“TI” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

184. HADİS: "Ana yoldan git, yol dolaşsa bile. Bakire ile evlen, yaşı geçse bile." [335] Hadis değildir.

[335] bkz. İbnü'd-Deyba', Temyiz-8.114; Aclunî, Keşf 2/49.

 

185. HADİS: "Boşanma, fâsıkların —günahkâr kişilerin— yeminidir." [336] Sehavî: hadis olarak göremedim, demiştir.

[336] bkz. Sehavî, Makasıd: s.273; İbnü'd-Deyba', Temyiz-'s.115; Alıyyü'l-Karî,  Kübra s.241; Aclunî,  Keşf: 2/52;  Hut,   Esne'l-Metalib: s. 193.

 

“ZI” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

186.  HADİS:  "Mü'minin sırtı [337] kıbledir." [338]  Sehavî: Bunu bilmiyorum, demiştir.

[337] Namazda ön saftaki mü'minin sırtı, sütre yerine geçer.

[338] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.280;  Semhudî,   Gammaz  s.87; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.118;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra:   s.243; Aclunî, Keşf 2/69.

 

“AYIN” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

187. HADİS: "Delinin dostluğu yerine, akıllı kişinin düşmanlığı.." [339] Hadis değildir.

[339] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.282;   Semhudî,   Gammaz-   s.88; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 119; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.245; Aclunî, Keşf 2/72; Hut, Esne'l-Metalib: s.198. (Not Ahmak dostun olacağına akıllı düşmanın olsun", atasözü aynı manadadır.) (Çev.)

 

188. HADİS: "Düşmanlık ailede, kıskançlık komşular arasında, menfaatçilik de kardeşler arasında olur." [340] Sehavî: Bu konuda bilgi sahibi değilim, demiştir.[341]

[340] bkz. Sehavî, Makasıd: s.282; Semhudî, Gammaz: s.88; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.119; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.244; Aclunî, Keşf: 2/72.

[341] Sehavî'nin el-Makasıdü'l -Hasene'deki (s.282) ifadesinin devamı şöyledir: "Bunu hadis olarak görmedim. Ancak Beyhakı'nin Şüabü'l-İman kitabında ve başka kaynaklarda (Düşmanlık ailededir) yerine (Düşmanlık akrabalıktadır) lafzıyla; Bişr b. Haris el-Hâfî'in sözü olarak rivayet edilmiştir. Bişr b. Haris el-Hâfî'nin biyografisi 181. hadisin dipnotunda geçmiştir.

 

189. HADİS: "Kişinin düşmanı, [342] kendi işinde çalışandır." [343] Hadis değildir.

[342] Yani karşısına çıkacağı veya çatışacağı rakibi demektir.

[343] bkz. İbnü'd-Deyba', Temyiz s.120; Aliyyül-Karî,  Kübra: s.245; Aclunî, Keşf. 2/73.

 

190. HADİS: "Özrü, günahından daha büyüktür." [344] Hadis değildir.[345]

[344] bkz, Sehavî, Makasıd: s.283; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.120; Alıyyül-Karî, Kübra: s.245; Aclunî, Keş£ 2/76; Hadisin bir başka lafzı: "Özrü günahından daha çirkindir", şeklindedir

[345] Bu söz, atasözlerindendir.

 

191. HADİS: "Araplar, arap olmayanların efendileridir." [346] Aslı yoktur.

[346] bkz. İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 120; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.245; Aclunî, Keşf: 2/75.

 

192. HADİS: "Bana ümmetimin amelleri arz edildi. Onların arasında makbul amel de makbul olmayan amel de gördüm. Bana getirilen salavat müstesna”.[347]

(Yani salavat daima makbuldür.) Bunun senedini görmedim. Bunu Süyûtî zikretmiştir.

[347] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.246; Aclunî, Keşf: 2/75.

 

193. HADİS: "Bazı şeyleri görmezden gelerek değerinizi yüceltin." [348] Hadis değildir.

[348] bkz. Sehavî, Makasıd: s.285; İbnü'd-Deyba, Temyiz: s.121; Aliyyü'l-Karî,   Kübra:  s.246;  Aclunî,  Keşf:  2/78;  Hut,   Esne'l-Metalib-s.199.

 

194. HADİS: "Her hayra bir engel vardır. [349]" Hadis değildir.

[349] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.289;   Semhudî,   Gammaz:   s.92; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.122; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.248; Aclunî, Keşf 2/89; Hut, Esne'l Metalib: s.202; Kavukcî, Lülü; s.51.

 

195. HADİS:"(Bir şeye Allah tarafından) İzin verilmesinin alâmeti, onun kolaylaştırılması dır. [350] Bilinmiyor.[351]

[350] bkz. Sehavî, Makasıd: s.286; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.121; Aliyyü'l-Karî, Kübra 246; Aclunî, Keşf: 2/82; Hut, Esne'l-Metalib: s.206.

[351] Bu söz, Sûfiyye'nin sözlerindendir.

 

196. HADİS: "Ümmetimin âlimleri, İsrailoğulları Peygamberleri gibidir." [352] Demiri, Zerkeşî ve Askalânî'nin dedikleri gibi, aslı yoktur.

[352] bkz. Sehavî, Makasıd: s.286; Semhudî, Gammaz: s.89; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.121; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keşf 2/83;

 

197. HADİS: "İlim iki çeşittir: Din ilmi, beden ilmi."[353]Uydurmadır. Hülâsa'da böyledir. [354]

Zeyl’de(?) [355] deniliyor ki: Hasen'den, o da Huzeyfe (r.a)'den müselsel olarak rivayet edildiğine göre;

Huzeyfe (r.a) diyor ki:

-Ben Peygamberimiz (s.a.v)'e "Bâtın İlmi" nedir? diye sordum. Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki:

-Ben bunu Cebrail'e sordum. Cebrail bana dedi ki:

—Allah şöyle buyurdu: "O, benimle sevdiklerim, dostlarım ve seçkin kullarım arasında bir sırdır. Ben bunu onların kalplerine koyarım. Bu konuda Allah'a en yakın hiçbir melek ve gönderilen hiçbir Peygamber bile bilgi sahibi olamaz." [356] Askalânî diyor ki: Uydurmadır, Hasen (el-Basri), Huzeyfe (r.a) ile görüşmemiştir.

[353] bkz. Tıybî,  el-Hulâsa el Ma'rifeti'l Hadis,  s.85; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keşf 2/89.

[354] Tıybî, el-Hulâsa fî Ma'rifeti'l-Hadis: s, 85

[355] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s. 44

[356] bkz. Tıybî,  el'Hulâsa fî Marifetil Hadis: s. 85; Aliyyül Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Aclunî, Keşf 2/89.

 

198. HADİS: "İlme gidilir, ilim (kimseye) gitmez." [357] Bir başka rivayette:

"İlme koşulur", [358] denilmiştir. Bir başka rivayette ise  şöyle denilmiştir:

"İlim, yüceltilmeye ve kendisine gidilmeye daha lâyıktır."[359]

Bu söz, Abbasî Halifesi Mehdî'nin, iki çocuğunun İmam Malik'den hadis dinlemeleri için onu saraya davet etmesi üzerine, İmam Malik'in Halife Mehdi'ye söylediği sözdür. Yine bu söz, Halife Harun er-Reşid, İmam Malik'den özel ders talep ettiğinde, İmam Malik'in Halife Harun er-Reşid'e söylediği sözdür.

[357] bkz. Sehavî, Makasıd: s.288; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keşf: 2/87.

[358] bkz. Sehavî, Makasıd: s.288; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.122; Aliyyül-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keşf 2/87;   Hut, Esne'l-Metalib: s.208.

[359] bkz. Sehavî, Makasıd: s.288; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.122; AHyyü'l-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keşf: 2/87.

 

199. HADİS: 'Yaşlıların  dinine sarılın." [360] Sehavî: Bu lafızla aslı yoktur, demiştir.

Saganî: "Dünyanın sonu gelip arzular değiştiğinde, bedevilerin ve kadınların dinine sarılın", [361] hadisi uydurmadır, demiştir.

[360] bkz. Sehavî, Makasıd: s.290; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 123; Aliyyü'l-Karî, Küra: s.248; Aclunî, Keşf 2/92.

[361] bkz. Süyutî, Leâlî: 1/131; İbn Arrak, Tenzih: 1/136; Münavî, Feyzu'l-Kadir 1/425; Sehavî, Makasıd: s.290; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.248; Hut, Esne'l-Metalib: s.47.

 

200. HADİS: "Üzüm çift çift,  hurma tek tek (yenir)." [362] Bunun aslı yoktur.[363]

[362] bkz.   İbn  Teymiyye,   Mecmû'ul Fetâvâ:   18/127;   Sehavî, Makasıd:  s.292;   İbnü'd-Deyba, Temyiz, s.124; Aliyyü'l-Karî, Küra: s.248; Aclunî, Keş 2/95; Hut, Esne'l-Metalib: s.208.

[363] Bunu Peygamberimiz (s.a.v)'in, üzüm yerken Selman el Farisî'ye söylediği iddia edilmiştir. İbn Teymiyye (r.a) bu hadisi Mecmû'ul-Fetâvâ'da (18/127) zikretmiş ve "Bu bâtıl bir sözdür", demiştir.

 

201. HADİS: "Salihlerin   anıldığı   yere   rahmet   iner." [364] Süfyan b. Uyeyne'nin sözüdür. [365]

[364] bkz. Sehavî, Makasıd: s.292; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.125; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.249; Aclunî, Keşf 2/91; Esne'l-Metalib: s.205.

[365] Bu zat, Süfyan b. Uyeyne Ebu Muhammed el Hilâlî el-Kûfî el"Mekkî'dir. Hicaz halkının üstadı olup meşhur âlimlerdendir. Tabiînden 87 zata erişmiştir. İmam Şafiî onun hakkında: ibn Uyeyne'deki ilim zenginliğini hiç kimsede görmedim, demiştir. Yine İmam Şafiî: Malik ve İbn Uyeyne olmasaydı Hicaz ehlinin ilmi kaybolurdu, demiştir. Ahmed b. Hanbel ise: Fakihler arasında Kur'an ve Sünneti ondan daha iyi bileni görmedim, demiştir. Hasen b. Imran   anlatıyor:  Süfyan  b. Uyeyne, son haccında Müzdelife'de iken bana: Bu makamda yetmiş defa vakfe yaptım. Her sene: Allahım! Bu makamdaki vakfemi son vakfe eyleme, diye dua ettim. Şimdi ben Allah'dan bundan daha fazlasını istemeye hâyâ ediyorum, dedi. Hacdan döndüğünde yeni giren yılda vefat etti. İbn Uyeyne, 198 yılı Recep ayında 91 yaşında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

 

202. HADİS: Levhi Mahfuz'da (kayıtlı olan bir emir hakkında) "Arşın üzerinden Allah'ın bir şeye "ol!.." dediğini işittim o da oluverdi. Daha Kâf harfi Nûn harfine varmadan olacak olan o şey hemen oluverdi." [366] Hiç şüphesiz uydurmadır.

[366] bkz. Meydanî, Mecmeul Emsal: 2/10; Aliyyü'1-Karî, Kübra s.249; Humud et-Tüveycerî, Faslül-Hitab’ür-Redd alâ Ebî Türab: s.69-90

 

“ĞAYIN” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİS

 

203. HADİS: 'Müzik zinanın [367] nağmesidir". [368] Fudayl'in sözüdür.[369]

[367] "Zina" kelimesinin hemze ile yazılması bir lügat vechidir. Kamus müellifi diyor ki: (Zenâ-yezni-zinen Ve zina): Gayri meşru ilişki kurdu, demektir. Meydanî'nin Mecmau'l Emsal kitabında (2/10) zikrettiği gibi 'Müzik zinanın nağmesidir", şeklinde bir rivayet bulunmaktadır. "Zinanın nağmesi" ifadesiyle zinaya çağırır, zinayı özendirir ve kamçılar demektir. Bu söz, Humud et-Tüveycerî'nin müzik aletlerinin mubah olduğunu iddia eden Ebî Türab'a cevap olarak yazdığı Taslül-Hitab fi'r-Redd alâ Ebî Türab" adlı eserinde (s.69-90) belirtildiği gibi; Abdullah b. Mes'ud (r.a), şair Hutay’e, Süleyman b. Abdilmelik el-Ümevî, Yezid b. Velid b. Adilmelik ve Fudayl b. İyad'dan nakledilmiştir. Gerçekler pek çok kimse tarafından ifade edilmektedir. Genellikle lafızlar ya aynı ya da benzer olmaktadır. Bu mana, Peygamberlik lisanında üstün beliğ bir ifade ile yer almaktadır. Sahih-i Buharîde Kitabu'l-Eşribe 6 no.lu "İçkinin ismini değiştirerek onu haram kılan kimseler hakkında gelen hadisler" babındaki (Fethu'1-Barî: 10/51 Hadis No: 5590) hadis­te; Abdurrahman b. Ganm el-Eş'arî diyor ki: Ebu Malik el-Eş'arî vallahi bana yalan söylemedi. O Peygamberimiz (s.a.v)'den şunu işittiğini söyledi: 'Yemin olsun ki, ümmetimden; zina, ipek, içki ve çalgı aletlerini helâl sayan birtakım kimseler olacaktır".

Bu hadiste Peygamberimiz (s.a.v), bu haramlar arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğunu açıklamaktadır. Zira bunlardan her biri diğerini davet etmektedir. Zina, içki içmenin helâl görülmesine ve müzik âletlerini kullanmanın helâl sayılmasına sebep olduğu gibi; erkeklerin ipek elbise ile süslenmelerine de sebep olmaktadır. Halbuki ipek erkeklere haramdır. Müzikle fazla meşgul olanların gönüllerindeki büyük fesad artmakta, buna daldıkları zaman fesad alevi tutuşmaktadır. Allah'tan bizleri fesaddan uzak kılmasını ve iyilik vermesini niyaz ederiz.

[368] bkz. Aliyyü'ş-Kari Kübra: s.251; Aclunî, Keşf 2/106.

[369] Bu zat, Harem ve Hicaz ehlinin üstadı, zahid bir şahsiyet olan Fudayl b. Iyad Ebu Ali et-Temîmî el-Mervezi el-Horasânî'dir. Hadis rivayet etmiş, kendisinden hadis rivayet edilmiştir. Buharî, Müslim, Ebu Davud. Nesaî ve Tirmizî kitaplarında onun hadislerini nakletmişlerdir. Hafız İbn Hacer  Tehzihü't-Tehzib'de (8/294-297) onun geniş biyografisini vermiştir. İbn Hacer burada şöyle demektedir: İbnü'l-Mübarek diyor ki: Bana göre bugün dünya üzerinde Fudayl'den daha üstün bir kimse kalmamıştır. Yine İbnü'l-Mübarek: O'na baktığımda üzüntüm yenileniyor, nefsime kızıyordum, dedi ve ağladı. Halife Harun er-Reşid: Alimler içerisinde İmam Malik'den daha heybetlisini, Fudayl'den daha çok vera' sahibi olanı görmedim, demiştir. Şerik: Fudayl, kendi zamanında yaşayanlar için hüccettir, demiştir. Fudayl b. Iyad, Mekke'de 187 yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

 

“FE” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

204. HADİS: "Fatiha hangi niyetle okunursa; o gerçekleşir". [370] Bu lafızla aslı yoktur. [371] Sûrelerin fazilet­lerine dair bazı müfessirlerin zikrettikleri hadislerin pek çoğu da aynı şekildedir.

[370] biz. Sehavî, Makasıd: s.298; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.128; Aliyyü'l-Karî, Kübra:  s.251; Aclunî, Keşf 2/106; Hut, Esne'l-Metalib: s.216,

[371] Müellif Aliyyü'l-Karî el-Mevzûâtü'l-Kübrâ’da şöyle demiştir. Zerkeşî bu hadisi Beyhakî'nin Şüab’da rivayet ettiğini ifade etmiş, Süyûtî ise bunu tenkid ederek ed-Düreru'l Müntesırâ'da bu hadisin Şüabda bulunmadığını, Şüabda bulunan hadisin "Fatihatü Kitab her derde şifadır", şeklinde olduğunu, Beyhakî'nin bu son rivayeti Abdullah b. Cabir el-Beyazî hadisi olarak tahric ettiğini söylemiştir. Ebu'ş-Şeyh ibn Hayyan'm Kıtabu's Sevab'ında ise Atâ'nın şu sözü yer almaktadır: Bir ihtiyacın varsa Fatihatü'l-Kitab'ı oku, Allah'ın izniyle ihtiyacın görülsün. insanların ihtiyaçlarının görülmesi için ve önemli arzularının gerçekleşmesi için Fatiha okumayı alışkanlık haline getirmelerinin aslı bu olmalıdır."

Kur'ân ile tedavi olun konusunda gelen hadisler hakkında bilgi sahibi olmak için Rıdvan Muhammed Rıdvan'ın Fezâilü’l Kur'ân ve Abdullah b. Sıddîk el-Gumarî'nin Kemalül İman fi't-Tedavibi'l-Kur'ân adlı eserlerine bakılabilir.

 

205. HADİS: "Cesur olan lezzeti kazanır". [372] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.

[372] bkz. Sehavî, Makasıd s.298; Semhudî, Gammaz: s.65; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.128; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.252; Aclunî, Keşf 2/108; Hut, Esnel Metalib: s.213; Kavukçi, Lülü: s.54

 

206. HADİS: "Recep ayının diğer aylara üstünlüğü, Kur'ân'ın diğer sözlere olan üstünlüğü gibidir. Şaban ayının diğer aylara üstünlüğü, benim diğer Peygamberlere olan üstünlüğüm gibidir. Ramazan ayının diğer aylara üstünlüğü, Allah'ın kullarına olan üstünlüğü gibidir". [373] İbn Hacer: Bu, uydurmadır, demiştir.

[373] bkz. İbn Hacer, Tebyînü'l-Aceb: s.14; Sehavî, Makasıd: s.299;   İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.128; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.254; Aclunî, Keşi 2/110; Hut, Esne'l Metalib: s.214.

 

207. HADİS: "Fakirlik benim övüncümdür. Ben fakirlikle iftihar ederim". [374] Askalânî ve başkaları: Bu bâtıldır, uydurmadır, demişlerdir.

[374] bkz. Sehavî, Makasıd: s.300; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 129; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.254; Aclunî, Keşf 2/113;   Hut, Esne'l Metalib a.217.

 

208. HADİS: "Suskun ağız ve himaye eden Rab." [375] Benzeri "Allah, susan kimsenin dostudur". Ibn Deyba': Hadis değildir, manası sahihtir, demiştir. Ben de derim ki: Birinci terkibin ifadesi ilk bakışta küfürdür. Ancak araya bir atıf harfi takdir edilirse bu durum değişir.

[375] bkz. Sehavî, Makasıd: s.300; Semlıudî, Gammaz s.95; Îbnü'd-Deyba', Temyiz: s.129; Aliyyü'l-Kari, Kübra: s.254; Aclunî, Keşf: 2/114; Hut, Esne'l-Metalib: s.215; Kavukcî, Lülü s.55.

 

209. HADİS: "Ahir zamanda Rum diyarının soğuğu Şam'a, Şam'ın soğuğu Mısıra geçecektir". [376] Sehavî'nin, üstadı Askalani'den naklettiği gibi, bunun aslı yoktur.

[376] bkz. Sehavî, Makasıd: s.300; Semhudî, Gammaz: s.96; İb-nü'd-Deyba',  Temyiz: s.129; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.254; Aclu­nî, ÜTesf 2/114; Hut, Esne'l-Metalib: s.215.

 

210. HADİS: "Hareketlerde bereketler vardır". [377] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

[377] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.301;   Semhudî,   Gammaz   s.96; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.130; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.255; Aclunî, Keşf 2/115; Hut, Esne'l-Metalib: s.216; Kavukcî, Lülü; s.55.

 

 

“GAF” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

211. HADİS: "Allah Rasûlü Cebrail'e:

- Güneş zevale doğru meyletti mi? diye sordu. Cebrail:

- Hayır ve Evet, dedi. Allah Rasûlü:

- Niçin Hem Hayır, hem de Evet dedin? deyince; Cebrail:

- "Hayır" dememden "Evet" dememe kadar geçen bu kısa süre içerisinde güneş beş yüz yıllık mesafe gitti."[378] buyurdu. Bunun aslı bulunamamıştır.

[378] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.256; Aclunî, Keşf 2/128; Hut, Esne'l-Metalib: s.220.

 

212. HADİS: "Mercimek, sonuncuları İsa aleyhisselâm olan yetmiş Peygamber tarafından takdis edilmiştir."[379] Batıldır. Pek çok hadis hafızı bu hükmü açıkça ifade etmişlerdir.

[379] bkz. Sehavî, Makasıd: s.303; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.132; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.256; Aclunî, Keşf 2/120; Hut,  Esne'l-Metalib: s.220.

 

213. HADİS: "Kur'ân Allah'ın kelâmıdır, Kur'an sonradan yaratılmamıştır. Kim bundan başkasını söylerse küfre girer." [380] Saganî: Bu uydurmadır, demiş; Sehavi ise: Bu hadis bütün yollarıyla batıldır, demiştir. İbnü'l-Cevzî, bu hadisi Mevzuat (Uydurma Hadisler) kitabında [381] zikretmiştir.

[380] bkz. İbnü'l-Cevzî,  el-Mevzûat: 1/107;  Sehavî,   Makasıd: s.304;   İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.132; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.257; Aclunî, Keşf: 2/122; Hut, Esne'l-Metalik s.226.

[381] İbnü'l-Cevzî, el-Mevzûat: 1/107-109

 

214. HADİS: "(Kul) kelimesiyle başlayan sûreleri [382] okumak, fakirlikten kurtuluş teminatıdır." [383] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[384]

[382] (Kul) kelimesiyle başlayan sûreler (Kalâkıl Sûreleri) dört tane olup Kâfirûn, İhlas ve Muavvizeteyn Sûreleridir.

[383] bkz. Sehavî, Makasıd: s.305; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.132; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.257; Aclunî, Keşf: 2/125; Hut,  Esne'l-Metalib: s.221.

[384] Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûatü'l-Kübrâ kitabında da Sehavî'nin ifadesi bu şekildedir. Sehavî'nin el-Makasıdü'l-Hasene kitabındaki (s.305) ifadesi ise "Ben bunu hadis olarak bilmiyorum", şeklindedir. Aradaki fark basittir.

 

215. HADİS: "Tırnakların kesilmesi." [385] Tırnak kesme şekli veya tırnak kesme için gün belirlenmesi konusunda Peygamberimiz (s.a.v)'den her hangi bir şey gelmemiştir. Sehavî diyor ki: Bu konuda Hz. Ali b. Ebî Talib'e veya üstadımıza [386] nisbet edilen beyit, her ikisi hakkında da batıldır.

[385] bkz. Sehavî, Makasıd: s.306; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.134; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.257; Aclunî, Keşf: 2/125; Hut, Esne'l-Metalib: s.221.

[386] Yani Sehavî'nin üstadı Hafız İbn Hacer kastedilmektedir.

 

216. HADİS: "Hz. Osman halifeliğe geldiğinde ilk Cuma günü hutbe okumak üzere minbere çıktı, Elhamdülillah, dedi ve titredi. Bunun üzerine şöyle dedi: Ebubekir ve Ömer bu makam için söz hazırlarlardı. Oysa siz konuşan devlet başkanından çok, faal devlet başkanına muhtaçsınız. Hutbeler daha sonra gelecek. Ben hem kendim için hem de sizin için Allah'dan mağfiret diliyorum, dedi ve minberden inip Cuma namazını kıldırdı.[387] İbnül Hümam [388] diyor ki: Bu hadis, hadis kitaplarında pek geçmez, daha çok fıkıh kitaplarında geçer.[389]

[387] bkz.  İbn Abdi'l-Berr, Behcetü'l-Mecalis: 1/73; İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr 1/415; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.258.

[388] İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr (Hidaye Şerhi): 1/415; İbn Abdi'l-Berr Behcetü'l-Mecalis kitabında (1/73) bu kıssayı rivayetleriyle birlikte zikretmektedir.

[389] Görüldüğü gibi bu ifadede Peygamberimiz (s.a.v)'e hiçbir şey nisbet edilmemiştir. Hiç kimse de bunu hadis olarak Peygamberimiz (s.a.v)'e   nisbet etmemiştir. Bu sebeple olmalı ki, Aclûnî bu haberi Keşfü'l-Hafa kitabına almamıştır.

 

217. HADİS: "Kalb, Rabbin evidir." [390] Zerkeşî ve başka­ları: Aslı yoktur demiş, İbn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir. Zeyl'de [391] ise, Bu, aynen onun dediği gibidir, denilmiştir.

[390] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuat s.203; Sehavî, Makasıd: s,308; Semhudî,  Gammaz: s.99; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.133; İbn Arrak,  Tenzih: 1/148; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.258; Aclunî, Keşf. 2/129; Hut, Esne'l-Metalib s.227.

[391] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuat s.203

 

218. HADİS: "Az başarı, çok ilimden daha hayırlıdır." [392] Bu hadis, İhya'da zikredilmiştir.[393]

Irakî diyor ki: Bunun aslını bulamadım. Firdevs sahibi bunu Ebu'd-Derdâ hadisi olarak zikretmiş, ancak (Akıl) yerine (İlim) demiştir. Oğlu Müsnedü'l-Firdevs kitabında bunu zikretmemiştir.

(Müellif Aliyyül Kari diyor ki:) Ben de derim ki: Ebu'l Hattab Irakî'ye Tenkit ederek şöyle demiştir. Firdevs kitabında zikredilen bu hadisi İbn Asakir Ebu'd-Derdâ' (r.a) dan rivayet etmektedir. Taberanî ise bu hadisi İbn Ömer'den; "Az fıkıh, çok ibadetten daha hayırlıdır", şeklinde rivayet etmişlerdir.

[392] bkz. Gazzalî, İhya: 1/31; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.259.

[393] Gazzalî, İhyau Ulûmi'd-Din: (1/31) Kitabü'l-İlim, Zemmedilen İlimin Kötülüğü Babı.

 

“KEF” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

219. HADİS: "Sanki sen dünyadasın ama dünyada hiç bulunmamış  gibisin.  Sanki sen ahirettesin ama ahiretten hiç ayrılmamış gibisin." [394] Ömer b. Abdülaziz'in sözüdür.[395]

[394] bkz. Süyûtî: Zeylü'l-Mevzûât: s.203; Sehavî, Makasıd: s.311; İbnü'd'Deyba',    Temyiz: s. 135;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra: s.260; Hut, Esne'l Metalib: s.229.

[395] Bunu Ebu Nuaym Hılye'de Ömer b. Abdülaziz'den rivayet etmiştir.

 

220. HADİS: "Allah vardı. Onunla birlikte hiçbir şey yoktu. O'ndan başka hiç bir şey yoktu. O'ndan Önce hiçbir şey olmadı." Bütün bu ifadeler sabittir.[396]

Ancak "Allah, eskiden olduğu gibi şimdi de aynı durumdadır", [397] şeklindeki ilâve tasavvuf erbabının sözüdür."[398]

[396] Yanı sahihtir. Buharı Sahih'in de {Fethul Bari: 6/205-206) Bed'ül-Halk  kitabının  başında   "Mahlûkatı  ilk  defa   yaratan sonra onları tekrar diriltecek olan O'dur, âyeti hakkında gelen hadisler" babında ve Kitabü't-Tevhid'de 32 nolu "O'nun arşı suyun üzerinde idi" babında (13/345-347) şöyle rivayet etmektedir (Rivayetleri topluca zikrediyorum): Imran b. Husayn (r.a) anlatıyor: Peygamberimiz (s.a.v)'in huzuruna girdim. Devemi kapıya bağladım. Ona Temimoğullarmdan bir grup gelmişdi.

Allah Rasûlü (s.a.v):

-Müjdeyi kabul edin (size müjdeler olsun) Ey Temimoğulları!.. buyurdu. Onlar da:

-Bize müjde verdin. O halde ikramda bulun, dediler. Efendimiz (s.a.v)'in yüzünün rengi değişti. O sırada Yemen!den bazı kimseler geldiler. Allah Rasûlü (s.a.v):

-Temimoğullarınm kabul etmediği müjdeyi siz kabul edin (size müjdeler olsun) Ey Yemenliler!., buyurdu. Yemenliler: -Müjdeyi kabul ettik Ya Rasûlallah!.. dediler. Biz din hakkında ilim sahibi olmak ve bu yaradılışın başlangıcı nasıldı? diye sana sormak için geldik, dediler.

Peygamberimiz (s.a.v) ilk insan yaradılışı ve Arş hakkında konuşmaya başladı. Şöyle buyurdu: "Allah vardı. O'ndan başka hiçbir şey yoktu. (Bir rivayette: Ondan önce hiç bir şey yoktu. Bir başka rivayette: O'nun dışında hiçbir şey yoktu. Bir başka rivayette: O'nunla birlikte hiçbir şey yoktu." Bu son iki rivayet Fethul Barîden alınmıştır: (6/206) O'nun arşı suyun üzerinde idi. Zikirde her şeyi yazmıştı: Gökleri ve yeryüzünü yaratmıştır... İmran b. Husayn devamla diyor ki: Sonra biri bana geldi ve Ey Imran!.. Devene yetiş!.. Deve gidiyor, dedi. Ben de deveyi aramak için hızla gittim. Bir de ne göreyim deve ile aramıza serap girdi. Yemin ederim ki, keşke deve gitsin diye bıraksaydım da oradan kalkmasaydım diye arzu ettim.

Hafız İbn Hacer (rh.a) Fethu'l Bari'de (6/206-207; 13/346) şöyle demiştir: Peygamberimiz (s.a.v)'in; "Allah vardı. O'ndan başka hiçbir şey yoktu", ifadesindeki Kâne (vardı) manası Allah için kullanıldığında geçmiş zaman manasından ayrılır, ezelî manadan haber verir." Zikirde her şeyi yazmıştır" ise zikirde yani Levhi Mahfuz'da her şeyi takdir etmiştir, demektir. Peygam­berimiz (s.a.v)'in; "Allah vardı. Ondun başka hiçbir şey yoktu", ifadesi bu âlemin hadis (sonradan var edilen bir âlem) olduğu­na delil olarak kabul edilmiştir. Zira "Ondan başka hiçbir şey yoktu", ifadesi bu konuda gayet açıktır. Zira Allah dışındaki her şey daha önce mevcut değildi. Ama sonrada var edildiler. Peygamberimiz (s.a.v)'in; "O'nun arşı suyun üzerinde idi", ifadesi su ve arşın yer ve göklerden önce yaratılmış olduklarına işaret etmektedir. İmam Ahmed ve "sahihtir" diyerek Tirmizî, Ebu Rezîn el-Ukaylî'den merfû olarak; "Su, arşdan önce yaratılmıştır", hadisini tahric etmiştir. Süddî deTefsirinde farklı senedlerle: "Allah yarattıklarından hiçbir şeyi sudan önce yaratmamıştır", rivayetini nakletmektedir.

İmam Ahmed ve "sahihtir" diyerek Tirmizî'nin Ubade b. S amit' (r.a)den merfû olarak rivayet ettiği: "Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Sonra: Yaz, buyurdu. Kalem, kıyamet gününe kadar olacak her şeyi yazdı." Bu hadis ile önce suyun sonra arşın yaratılması şeklindeki bir önceki hadis şu şekilde birleştirilmektedir. Kalemin önceliği su ve arş dışındakilere nisbetledir ya da kalemden çıkan şeye nisbetledir. Yani kaleme: İlk yaratılan şeyi yaz, denilmiştir.

"Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır" hadisine gelince; bunun sabit olan yani delil olarak kabul edilebilecek sahih bir tariki bulunmamaktadır. Sabit olduğu takdir edilecek olursa şu son takdir onun açıklaması olmaktadır. En iyisini bilen Allah'dır. Hafız Ibn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

[397] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.261.

[398] Müellif, el-Mevzûâtü'l-Kübra'da şu cümleyi ilâve etmiştir: "Bu söz, Vahdet-i Vücud ehlinin iftiralarına benzemektedir."

 

221. HADİS: "Cömert, günahkâr olsa bile Allah'ın sevgilisidir. Cimri, ibadet ehli olsa bile Allah'ın düşmanıdır." [399] Bunun aslı yoktur.

[399] bkz. Sehavî, Makasıd: s.316; Semhudî, Gammaz: s.100; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 136; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.263; Aclunî, Keşf. 2/144; Hut, Esnel Metalib: s.245

 

222.  HADİS: "Kötülükten uzak ol ki, kötülük de senden uzak olsun." [400] Bunun aslı bilinmemektedir.

[400] bkz. Sehavî, Makasıd s.319; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.137; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.265; Aclunî, Keşf: 2/149; Hut,  Esne'l Metalib s.238.

 

223. HADİS: "Kelâm, Mütekellim olan Allah'ın sıfatıdır." [401] Hadis değildir. Mutlak ifade olarak kabul edilmez.

[401] bkz. Sehavî, Makasıd s.319; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.137; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.263;  Aclunî,  Keşf  2/149;  Hut,   Esne'l-Metalib: s.245.

 

224: HADİS: "Sofrada konuşmak [402] (caiz midir?)": Sehavî: Bu konuda olumlu veya olumsuz hiçbir şey bilmiyorum, demiştir.[403]

[402] bkz. Sehavî, Makasıd s.320; İbnü'd-Deyba',  Temyiz s.137; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.264;  Aclunî,  Keşf.   2/150;  Hut,   Esnel Metalib: s.245.

[403] Sehavî'nin el Makasıdül Hasene kitabındaki (s.320) sözünün devamı şöyledir: "Evet, Besmele çekmek, önünden yemek, sofrada  taze  hurma  ve   benzeri  çeşitli   meyveler  olduğunda meyveleri  alıp alıp bırakmak, hurma  çekirdeklerini  hurma yemeyen kimsenin önüne koymamak gibi çoğu zaman mutlaka sözlü olarak nakledilen yeme âdabını öğretmekle ilgili hadisler gelmiştir.  Misafiri yemeğe  teşvik  etmek  gibi  misafire  sıcak davranma konuları buna ilâve edilebilir. Hakim'in Menakıbü'ş' Şafiî kitabının sonlarında imam Şafiî'nin;  "Yemek esnasındaki âdabdan biri, az  konuşmaktır",   sözü   de   yer  almaktadır." Sehavî'nin sözü burada sona ermektedir.

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde ve diğer kaynaklarda Ebu Hureyre'den rivayete göre; Peygamberimiz (s.a.v) ashabından birinin yemeğine davetli idi. Ona but takdim edildi. Ondan bir parça aldı. Sonra onlara uzun Şefaat hadisini anlattı. Kuşkusuz bu hadis, sofrada ve yemekte konuşulan bir hadistir. Bir kısmım arz edelim: Buharı, Sahih'inde (6/346) Ehadîsü'l-Enbıya Kitabında "Nuh'u kavmine elçi olarak gönderdik", (Hud: 25) âyeti ile ilgili 3 nolu babda ayrıca Kitabü't-Tefsir'de "Onlar Nuh'la beraber gemiye bindirdiğimiz kimselerin zürriyetleridir. O çok şükreden bir kuldu", (İsra: 3) âyetinin tefsiri konulu 5. babda (8/300) ve yine KitabüTİman'da Şefaatin isbatı ve Tevhid ehlinin Cehennem'den çıkarılması babının sonlarında (3/65,69-70) Şefaat hadisini şu lafızla rivayet etmektedir:

Ebu Hureyre (r.a) rivayet ediyor: Bir davette Peygamberimiz (s.a.v) ile beraberdik. Kendisine but takdim edildi. But yemekten hoşlanırdı. Ondan bir parça kopardı ve şöyle buyurdu: "Ben kıyamet gününde insanların efendisıyim. Bu nedendir, bilir misiniz? Allah ilkleri-sonlan bütün insanları bir meydanda toplayacak..."

Müslim'in lafzı ise şöyledir: Ebu Hureyre (r.a) rivayet ediyor: Allah Rasûlü'nün önüne tirit ve et dolu bir tabak konuldu. Butu eline aldı. Koyun etinin en çok bu tarafını severdi. Ondan bir parça kopardı ve: "Ben kıyamet gününde insanların efendisiyim, dedi. Sonra da ashabının soru sormadıkların görünce: "Bu nasıl olacak, diye sormayacak mısınız? dedi. Ashab: "Bu nasıl olacak ya Rasûlallah? diye sordular. Efendimiz (s.a.v):"İnsanlar Allah'ın huzurunda toplanacaklar."diyerek sözlerine başladı ve devam etti. Bu, iki sayfayayı bulan uzun bir hadis olup, yemek esnasında zikredilmiştir. Dolayısıyla yemek esnasında konuşma meşrudur.

 

225. HADİS: "Her kap içindekini sızdırır." [1] Süfiyyenin sözlerindendir.

[1] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.322; Semhudî,   Gammaz: s.102; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s. 139; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.265; Aclunî, Keşf 2/157.

 

226.  HADİS: "Her bid'at sapıklıktır. İbadetteki bid'at müstesna." [2] Senedinde -hadiste- yalancı bir ravi, bir de -günlük hayatında- yalancılıkla suçlanan bir başka ravi bulunmaktadır.[3]

[2] bkz. İbn Arrak, Tenzih: 1/320; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.268; Aclunî, Keşf:: 2/158.

[3] Senedindeki yalancı ravi,  (Heysem b. Adiyy et-Tâî'  el-Menbicî el-Kûfi'dir.  Günlük hayatında yalancılıkla suçlanan diğer ravi ise kıraat âlimi ve müfessir (Ebu Bekir Muhammed b.  Hasen el Bağdadî en-Nakkaş)'dır.  Her ikisinin biyografisi Zehebî'nin Mizanü'l-Ftidal kitabında  mevcuttur, (bkz.   4/324; 3/520) İbn Arrak'm Tenzihü'ş'Şeriatil Merfûa kitabında (1/320) belirtildiği   gibi;   bu   uydurma   hadisi   Deylemî   Müsnedü'î-Firdevs'de rivayet etmiştir.

 

227. HADİS: "Her ikincinin bir üçüncüsü vardır" [4] ve şairin "Bir şey iki defa olmuşsa mutlaka bir üçüncüsü de olacaktır", [5] sözlerinin aslı yoktur.

[4] bkz. Sehavî, Makasıd: s.323; Semhudî,   Gammaz: s. 102; İbnü'd-Deyba1,    Temyiz   s.139;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.265; Aclunî, Keşf : 2/158; Hut, Esne'l-Metalib: s.240.

[5] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.265; Aclunî, Keşf 2/158.

 

228.  HADİS: "Her yıl -giderek- düşüyorsunuz." [6] Hasan el-Basrî'nin sözüdür. [7] Aynı manada Buharî' nin rivayet ettiği; "Size hiçbir zaman gelmez ki daha sonrası o zamandan daha kötü olmasın. Nihayet Rabbinize kavuşursunuz", şeklinde -sahih- bir hadis bulunmaktadır.[8]

Buna benzer bir ifade, İbn Mes'ud'un sözü olarak rivayet edilmiştir. İbn Mes'ud şöyle demiştir: [9] "Ben bu hadisi; bir yöneticinin ondan sonraki yöneticiden daha hayırlı olacağı, ya da bir senenin ondan sonraki seneden daha hayırlı olacağı manasında anlamıyorum. Ancak ben bu ifadeden şunu anlıyorum: Alimleriniz ve fakihleriniz -vefat edip- birer birer kaybolacaklar. [10] Sonra sizler, onların'yerini tutacak hiç kimse bulamayacaksınız. Onların yerine kendi -şahsî— görüşleriyle fetva veren kimseler gelecektir."[11]

Bir başka rivayette; Bu kötü durum, yağmurların çokluğu veya azlığıyla değil, alimlerin vefatıyla yaşanacaktır denilmiştir.[12]

İbn Abbas (r.a), Cenab-ı Hakkın;   "Onlar bizim bu dünyanın etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı?", [13] ayetini bu mana ile açıklamış; "Bu eksiklik, âlimlerin ve fakihlerin vefatıyla yaşanacak eksikliktir", demiştir.[14]

Bu konuda Ebu Ca'fer'in [15] şu sözü de rivayet edilmektedir: "Bir âlimin ölümü, Şeytan için yetmiş âbidin ölümünden daha sevimlidir."

[6] Yani her yıl giderek daha fazla kötülüklerle ve seviye düşüklüğüyle    karşılaşacaksınız,    demektir.    el-Misbahul Münîr, Kamus ve Kamus şerhi Tacü'l-Arûs'da belirtildiği gibi; (Rezüle-Yerzülü Razaleten ve Ruzaleten): değeri düştü, analammdadır. Müellif el-Mevzûaûü'l-Kübra bu ifadedeki fiili "türzelûn- meçhul siga ile" diyerek harekelemiştir. Lügat kitaplarında bu harekeyi destekleyen bir ifade görmedim. Ancak bu şekilde rivayet edilmişse, rivayet aynen korunur.

[7] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.323; Semhudî,   Gammaz: s.102; İbnü'd-Deyba', Temyiz- s.140; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.266; Aclunî, Keşf: 2/160; Hut, EsneTMetalib: s.240.

[8] Buharı, Sahih'inde Kitabü'l-Fiten'de, "Hiç bir gün gelmez ki, daha sonrası o günden daha kötü olmasın", başlıklı (6 noîu) babdaki senediyle (13/19 Hadis No: 7068) Zübeyr b. Adiyy'den rivayet ediyor:

Enes b. Malik'e gittik. İnsanların Haccac'dan çektikleri sıkıntılar hakkında şikâyette bulunduk. Enes: Sabredin. Zira "Rabbinize kavuşuncaya kadar hiçbir zaman gelmez ki, bu zaman bir önceki zamandan daha kötü olmasın" buyuruldu. Ben bunu bizzat Peygamberiniz (s.a.v)'dan işittim, dedi.

Hafız İbn Hacer Fethu'l-Barî'de (13/21) diyor ki: "Sadece Ömer b. Abdülaziz zamanı bile olsa; bazı zamanların önceki zamandan daha az kötü olduğu gerçeği dikkate alınarak, bu mutlak ifadenin problemli olduğu görülmektedir. Zira Ömer b. Abdülaziz'in zamanı, Haccac'm zamanından az sonra olup Ömer b. Abdülaziz zamanının hayırlı oluşu meşhurdur. Ömer b. Abdülaziz zamanının, kendisinden önceki zamandan daha kötü olması şöyle dursun; "Onun zamanında şer tamamen sönmüştü", denilse; bu söz gerçekten uzak bir ifade sayılmaz. Hasan el'Basrî, yukarıda geçen hadiste genel durumun ve çoğunluğun dikkate alındığını ifade etmiştir. Kendisine Haccac'dan sonra Ömer b. Abdülaziz'in zamanı geldiği söylendiğinde; İnsanların arada biraz nefes almaya ihtiyacı vardır, demiştir. Yine Deccal'in zamanından sonra Hz. İsa (a.s) ile birlikte hayırlı yılların yaşanacağı konusu da bir problem olarak görülmüştür. Kirmanı bu soruya; hadisteki ifade ile Hz. İsa (a.s)'dan sonra yaşanacak zaman murad edilmiş olmalıdır, diye cevap vermiştir. Zira günahlardan korunan (masum) Peygamber'in zamanında şer olmayacağı gerçeği, dinen zarurî olarak bilinmesi gereken hususlardandır." Hafız İbn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

[9] İbn Mes'udun sözünün tamamı şöyledir:  "Hadiste;  Size hiçbir yıl gelmez ki, daha sonrası o yıldan daha kötü olmasın'] buyurulmuştur. Ben bu hadisi; bir yöneticinin ondan sonraki yöneticiden daha hayırlı olacağı, ya da bir senenin ondan sonraki seneden daha hayırlı olacağı manasında anlamıyorum. Ben bu ifadeden şunu anlıyorum: Âlimleriniz, hayırlılarınız ve fakihleriniz -vefat, edip- birer birer kaybolacaklar. Sonra sizler, onların yerini tutacak hiç kimse bulamayacaksınız. Onların yerine dinî meseleleri kendi -şahsî- görüşleriyle kıyas eden kimseler gelecektir." İbn Mesud'un bu sözünü Yakub b. Şeybe Müsned' inde ve Darimî Sünen' inde (Mukaddime Bab 22) Zamanın değişmesi ve zamanda meydana gelecek şeyler babında (1/58) rivayet etmiştir, senedi hasendir. (bkz. Fethu'l-Barî: 13/21)

[10] Darimî'nin rivayeti şöyledir: "Zira âlimleriniz, hayırlılarınız ve fakihleriniz vefat edip birer birer kayboluyorlar."

[11] Bu ifade, Darimî'nin rivayetindeki şu lafızla aynı manadadır:  "Sonra  dini meseleleri kendi şahsî görüşleriyle kıyas eden insanlar gelirler."

[12] Bu  rivayetin, devamı  şöyledir:  "Sonra  dinî meselelerde kendi -şahsî görüşleriyle fetva veren kimseler ortaya çıkar. Bunlar İslâm'ı zedeler ve yıkarlar." Bu hadisi Yakub b. Şeybe Müsned'in&e tahric etmiştir, (bkz. Fethu'1-Barî: 13/21)

Taberanî, sahih bir senedle Hayseme'den naklediyor: Abdullah b. Mes'ud (r.a) hanımına:

-Bugün mü daha hayırlı, yoksa dün mü? diye sordu. Hanımı: -Bilmiyorum, dedi. İbn Mes'ud (r.a):

-Ama ben biliyorum. Dün bugünden daha hayırlı idi. Bugün de yarından daha hayırlıdır. Kıyamet kopuncaya kadar böyle ola­caktır, dedi. Bu rivayeti Hafız Heysemî, Mecmau'z-Zevaid' de (7/286) zikretmiştir.

[13] Ra'd: 41  

[14] İbn Cerir,  Tefsirinde (13/117) diyor ki: İbn Abbas (r.a): Bu,  âlimlerin, fakihlerin ve halkın en hayırlılarının gitmesi demektir, demiştir.

[15] Bu  zat  muhtemelen  tabiînden  değerli fıkıh  âlimi  Ebu Ca'fer (el-Bakır) Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Talib  el-Hâşimî el-Alevî el-Medenî'dir.   56 yılında  doğmuş,   114 yılında  vefat  etmiştir.  Allah rahmet eylesin.  Muhammed b. Münkedir şöyle denilmiştir:  Muhammed b. Alı b.  Hüseyin'den daha faziletli kabul edilen birini görmedim. Nihayet oğlu JVhr hammed'i gördüm. Ona bir gün nasihatte bulunmak istedim. O bana nasihatte bulundu. Zübeyr b. Bekkâr diyor ki: Muham­med b. Ali Hüseyn'e: "Bakıru'Mlm," deniyordu. O, bu lakapla meşhur oldu. Bu lakap; ilmi yardı, ilmin aslını ve gizli yönlerini bildi, anlamındaki (Bakarabılme bakran) fiilinden alınmıştır.

 

229. HADİS: "Hepiniz kazançlısınız. Hepiniz azimlisiniz." [16] Hadis değildir.[17]

[16] bkz.  İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.138; Aclunî,   Keşi:  2/150; Hut, Esne'tMetalib: s.242.

[17] Bu konuda bu söze ihtiyaç bırakmayacak şu hadis bulunmaktadır: İmam   Ahmed   Müsned' inde   (4/345); Buharı   el Edebül Müfred' de Allah Teâlâ'ya en sevimli olan isimler babında (s.384); Ebu Davud'un Sünen'infe (Edeb, 61 No.lu) İsimlerin değiştirilmesi babında (4/287-288) ve Nesaî'nin Sünen' inde Kitabü'l-Hayl'de (6/218) sahabîliği bulunan Ebu Vehb el-Cüşemî (r.a)'den rivayete göre; Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Peygamberlerin isimlerini isim olarak alın. İsimlerin Allah'a en sevimli olanı: Abdullah ve Abdurrahman'dır. Gerçeğe on uygun isimler Haris (kazançlı) ve Hemmam (azimli) isimleridir. En kötü olan isimier ise: Harb (savaş) ve Murre (acı) isimleridir."

Münavî Feyzu'î-Kadîr'de (3/246) diyor ki: "Hadiste; çocuklara Peygamber isimlerini vermek tavsiye edilmektedir. Zira Peygamberler, Ademogullarının efendileridir. Peygamberlerin ahlâkı ahlâkın en şereflisidir, amelleri amellerin en salibidir, isimleri de isimlerin en şereflisidir. Onların isimlerini almak bu isimlerin sahipleri için şereftir. Bu isimlerin verilmesinde hiçbir fayda olmasa, Peygamber isminin o ismin ilk sahibini hatırlatması ve o mana ile irtibatlı olması bile fayda olarak yeterlidir. Ayrıca yeni doğan çocuklara bu isimlerin verilmesinde Peygamberlerin isimlerinin korunması, anılması ve unutulmaması gibi faydalar da bulunmaktadır. Dolayısıyla Peygamberlerin isimlerini vermek mekruh değil, edebe riayet etmek şartıyla bu isimleri vermek müstehaptır. Talha b. Ubeydullah (r.a)'ın on evladı vardı. Her birinin ismi bir Peygamber'in ismi idi. Zübeyr b. Avvam'ın da on evladı vardı. Her biri bir şehidin ismini taşıyordu. Talha Zübeyr'e: -Ben çocuklarıma Peygamber isimlerini veriyorum. Sen ise onları şehitlerin isimleriyle adlandırıyorsun, dedi. Zübeyr: -Ben onların şehit olmalarını arzu ediyorum. Sen onların Peygamber olmalarını arzu edemezsin, dedi." Münavî'nin sözü burada sona ermektedir.

            Ayrıca Abdullah ve Abdurrahman isimleri ile Abdülkerim, Abdülgani, Abdülfettah gibi benzeri isimler Allah Teâlâya en sevimli olan isimlerdir. Zira bu isimler Allah Teâlaya karşı vacip olan, insan için şart olan ve insanın hakiki vasfı olan "Kulluk" sıfatını ihtiva etmektedir. Bu isimlerde (Abd) kelimesi hakiki bir nisbetle (Rabb)'e nisbet edilmiş olmaktadır. Bu isimlerin sahipleri bizzat bunların manalarını taşıyarak tam anlamıyla gerçeğe uygun olanı seçmiş olmakta, bu isimleri taşımakta şereflenmiş ve bu fazileti elde etmiş olmaktadırlar.

İmam Kadı İyaz merhum diyor ki: "Son derece mutlu oldum, uçtum sevinçten; Süreyya yıldızına dokunuyorum Neredeyse: Senin (Ey kullarım!..) hitabının altına girdiğim için, (Tâ"Hâ)'yı bana Peygamber kıldığın için."

(Haris) ve (Hemmam) isimleri, isimlerin gerçeğe en uygun olanlarıdır. Zira "Haris" kazançlı demektir. İnsan ister dünya nimetleri olsun, isterse ahiret nimetleri olsun kazançtan mahrum kalamaz. "Hemmam" ise bir işi yapmaya teşebbüs etti, azimli oldu manasındaki (Hemme bi-emri yehümmü bihi) fiilinden türeyen mübalağalı ismi faildir. İnsan hayır olsun şer olsun  mutlaka  bir  şeylere  teşebbüs  eder.  Dolayısıyla hiçbir insan kazanç ve teşebbüsten uzak kalmaz. Bu sebepledir ki her insan Haris (kazançlı) ve Hemmam (azim)'dır. Harb (savaş) ve Murre (acı) isimlerine gelince; Harb lafzında sıkıntıları hatırlatma; Murre lafzında ise acılık hissini uyandırma manası bulunduğu için kötü isimler olarak kabul edilmiştir. Zira Rasulullah (s.a.v) güzel yorumlamayı ve güzel ismi severdi. Üzücü olan konulardan biri, bugün Müslümanlar arasında Allah Teâlâ'ya kulluk manası ya da İslâmî kimlik taşıyan isimlerin azalması ya da giderek azalmaya yüz tutmuş olmasıdır. Müslümanlar, kalplerinin İslâm'dan uzak olması sebebiyle; çocuklarına ya da kızlarına İslâmî olmayan, ırkçılık damgası taşıyan isimler ya da tamamen yabancı isimler verir oldular. Allah ıslah eylesin. Halbuki yeni doğan yavrulara verilecek isimlerin güzel isimlerden seçilmesi çocukların ana-baba üzerindeki haklarından biridir.

 

230. HADİS: "Her yasak tatlıdır." [18] Hadis değildir

[18] bkz.   Süyûtî,   Zeyîü'l-Mevzuat   s.195;  Sehavî,  Makasıd: s.325; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.141;   Aliyyül Karî, Kübra: s. 268; Aclunî, Keşf:; 2/163; Hut, Esne'l-Metalib: s.24-1.

 

231. HADİS: "Kişinin -ilim yolunda- dinlediği bir kelime, onun için bir yıl –nafile- ibadetten daha hayırlıdır. Bir saat ilmî meseleleri müzakere meclisinde oturması, bir köleyi azad etmesinden daha hayırlıdır." [19] Bu ifade, ZeyJ'de [20]  belirtildiği gibi; Arûs kitabından alınmıştır.

[19] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.195; Aclunî, Keşf: 2/168.

[20] Süyûtî, Zeylül Mevzûât s.195

 

232. HADİS: "Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. Mahlûkatı yarattım. Kendimi onlara tanıttım. Onlar da beni tanıdılar." [21] İbn Teymiyye, Zerkeşî ve Sehavî gibi hadis hafızları, bunun aslının olmadığını açıkça ifade etmişlerdir.[22]

[21] bkz.  Âlûsî,   Ruhu'l'Maanî:   27/21;   Zariyat:   56);   Sehavî, Makasıd: s.327; Semhudî, Gammaz: s.105; İbnü'd-Deyba', Tem­yiz:  s.142;  Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.269;  Aclunî,   Keşf  2/173; Hut, Esne'l-Metalib: s.243; Kavukcî, Lü'lü': s.61.

[22] Müfessir İmam Âlûsî Ruhu'l-Meanî' de Zariyat Suresi'ndeki "Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım", mealindeki (56.) âyetin tefsirinde (27/21) şöyle demiştir. Rivayette gelmiştir ki;   "Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. Bilineyim diye mahlûkatı yarattım."'Bu sözü bu  lafızla  Sa'deddin  Said   el-Ferganî  Müntehe'l-Medarik' de zikretmiştir. Başkaları, meselâ Şeyh-i Ekber (Muhyiddin İbn Arabi) Fütuhat' m Yüz doksan sekizinci babında başka bir lafızla zikretmiştir. Hadis hafızları bu sözü hadis değildir, diye redd etmişlerdir, İbn Teymiyye: "Bu söz Peygamberimiz (s.a.v)' in sözü değildir. Bunun sahih veya zayıf bir senedi bilinmemektedir",  demiş;  İmam Zerkeşî,  Hafız İbn Hacer ve başka hadis hafızları da aynı hükmü şeyi vermişlerdir. Sûfiyyeden olup bu sözü hadis diye rivayet edenler, bu sözün nakil açısından sabit olmadığını itiraf etmekte; ancak "Bu hadis, keşif yohıyla sabit olmuştur", demektedirler. Şeyh-i Ekber, adı geçen babda bunu açıkça ifade etmektedir. Hadisin sahih olduğunun keşif yoluyla tesbit edilmesi, sûfiyyenin sık sık tekrarladıkları sözlerdendir!.." Alûsî'nin sözü burada sona ermektedir. Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: İmam Alûsî (r.a), bununla hadisin sahih olduğunun keşif yoluyla tesbit edilmesi görüşünün, muhaddisler nezdinde hiç dikkate alınmadığına işaret etmektedir. Bu doğrudur. Nitekim bunun geniş açıklaması 414 no.lu 'Yasin hangi niyetle okunursa o gerçekleşir" hadisi için yazılan dipnotta gelecektir. Oraya bakınız. Zira bu notlar, bu ilmi iyi bilen muhaddis hafızların sözlerine sarılmanın gereği hakkında bilgilerimizi güçlendirecek ve istifade edilecek bilgilerdir. Allah Rasûlü'nün Sünnetinden olmayan şeylerin sünnete girmesini engelleyerek Allah Rasûlü'nün (s.a.v) sünnetini korumak için ortaya koydukları muhteşem kaideler sebebiyle Muhaddis Hafızlar; hadisin sahih ve zayıf olduğu konusunda sözü dinlenecek olan, hak sahibi yeg'ane mercidirler.

 

233. Hadis: "Âdem henüz su ile toprak arasında -yani çamur hâlinde- iken ben Peygamber idim." [23] Zerkeşî: Bu lafızla aslı yoktur, demiştir.[24]

[23] bkz. Hakim, Müstedrek 2/600; Süyûti, Hasaıs:  1/4; Sehavî,  Makasıd: s.328;  Semhudî,   Gammaz:  s.104;  İbn Arrak, Tenzih:   1/341;   İbnü'd-Deyba',  Temyiz:  s.142;  Aliyyül Karî, Kübra: s.268; Aclunî, Keşf: 2/173; Hut, Esnel Metalib: s.243.

[24] Lâkin bu manada bir başka lafızla ve birkaç yolla bazı hadisler gelmiştir:

a) Bunlardan biri Meyseretül-Fecr (r.a) hadisidir. Meysere diyor ki: Ya RasûlallahL Ne zaman Peygamber oldun? diye sordum. Allah Rasûlü buyurdular ki: "Adem henüz ruh ile cesed arasında iken ben Peygamber idim. "Bu hadis Ahmed Müsned'inde, Buhariı Tarih' inde, Begavî, İbnüVSeken ve başkaları ''Sahabe"kitaplarında, Ebu Nuaym Hilye'de (9/53) ve Hakim "sahihtir" diyerek Müstedrek'de (2/608) rivayet etmiştir.

Zebidî, Şerhu'l-İhya'âa. (1/453) "Adem henüz ruh ile cesed arasında iken ben Peygamber idim", hadisinin manası yani henüz ruh ve beden hâlinde değildi, demektir.

b)  Bu konudaki bir başka hadis Ebu Hureyre (r.a) hadisidir. Ebu Hureyre (r.a) diyor ki: Peygamberimiz (s.a.v)'e

-Ne zaman Peygamber oldun? Ya da ne zaman Peygamber ya­zıldın? denildi.

— "Adem, ruhla cesed arasında iken", buyurdu. Bu hadisi Tirnıizî (13/99) rivayet etmiş, hasen sahihtir, demiştir. Ayrıca Hakim Müstedrek' de. (2/609) rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. Bir rivayette: Adem çamur halinde toprağa atılmışken, denilmiştir.

c) Irbad b. Sariye (r.a) hadisi: "Ben, henüz Adem çamur hâlinde iken Allah nezdinde Peygamberlerin sonuncusu olarak yazılmışım."Bu hadisi İbn Hıbban ve Hakim (2/600) Sahih' lerinde rivayet etmişlerdir.

d)  İbn Abbas (r.a) hadisi: Ya Rasûlallah!.. Ne zaman Peygamber olarak yazıldın? denildi. "Âdem ruhla cesed arasında iken", diye cevap verdi. Bu hadisi İmam Ahmed ve Darimî Müsned' lerinde; ayrıca Ebu Nuaym ve Taberanî de rivayet etmiştir. (Bu bilgiler, Sehavî'nin el-Makasıdül Hasene adlı eserinden (s.327) özetle nakledilmiştir.) Dolayısıyla hadisin aslı vardır ve hadis zikri geçen lafızlarla sabittir.

 

234. HADİS: "Kuyruk olma, baş ol. Zira baş yok olur, kuyruk kurtulur." [25] ibrahim b. Edhem'in sözüdür.[26]

[25] bkz. Sehavî, Makasıd s.328; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.142; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.270;  Aclunî,  Keşf  2/177;  Hut,   Esne'b Metalib: s.215.

[26] Zehebî Iber' de (1/238) diyor ki: "Belh'li zahid İbrahim b. Edhem Şam'da Lazikıyye yakınlarında Celbe denilen yerde oturmuş, orada vefat etmiş ve orada defnedil mistir. Mansûr, Malik b. Dinar ve aynı tabakadan hadis rivayet etmiştir. Nesai ve başkaları onun sika  (güvenilir ravi)  olduğunu söylemişlerdir. Seyyidlerdendi. 162 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

 

“LAM” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

 

235. HADİS: Tasavvuf hırkasının giyilmesi, Hasan Basrî'nin bu hırkayı Hz. Ali (r.a) eliyle giymesi. [27] Muhaddisler, bunun aslı olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir.

[27] bkz. Sehavi, Makasıd: s.331; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.145; Aliyyül Karî, Kübra: s.270; Aclunî, Keşf.  2/180; Hut,  Esnel Metalib: s.247.

 

236. HADİS: "Aşk yılanı ciğerimi soktu." [28] (İki beyit) [29] İbn Teymiyye diyor ki: Ebu Mahzûra'ınn Peygamberimiz (s.a.v) huzurunda bu iki beyti okuduğu, bunun üzerine Efendimiz (s.a.v)'in şerefli bürdesinin omuzlarından düştüğü, Suffe Ashabının da bunu elbiselerine yama yapmak için aralarında paylaştıkları şeklindeki hadis, hadis ehlinin ittifakıyla yalandır.

[28] bkz. Sehavî, Makasıd: s.333; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.146; Aliyyül Karî, Kübra: s.274; Aclunî, Keşf. 2/ 184.

[29] Bu beyitler için kitabın sonunda 467 no.lu paragrafa bakınız.

 

237. HADİS: "Güvercinle oynamak [30] fakirliğe sebep olur." [31] İbrahim en-Nehaî'nin sözüdür.[32]

[30] Bu söz, müellifin ifade ettiği gibi, İbrahim en-Nehaî'nin sözüdür. Güvercinle oynamak bir çok hadiste uygun görülmemiştir. Bunlardan biri Buharî'nin el-Edebü'l-Müfredde (s.331), Ebu Davud (4/285), İbn Mace (2/1238), Ahmed b. Hanbel ve İbn Hıbban'ın sahihtir, diyerek rivayet ettiği, Beyhakî'nin ŞüabüT Imarida "hasen bir isnadla" rivayet ettiği Ebu Hureyre (r.a) hadisidir:  Peygamberimiz (s.a.v)  bir güvercinin peşini takip eden bir adam gördü ve şöyle buyurdu: ''Şeytan şeytanı takip ediyor. "İbn Mace, bu manada birkaç hadis rivayet etmektedir.

[31] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.333; Semhudî,   Gammaz: s.107; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.146;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra: s.275; Aclunî, Keşf: 2/185; Hut, Esne'l-Metalib: s.262.

[32] Biyografisi 95  nolu hadisle ilgili (240  nolu)  dip notta geçmiştir.

 

238. HADİS: 'İçimize nesebsiz girene de, bizden sebepsiz ayrılana da Allah lanet eylesin." [33] Bu lafızla aslı bilinmemektedir.

[33] bkz. Sehavî, Makasıd: s.334; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.146; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.276; Aclunî, Keşf: 2/186; Hut,  Esne'l-Metalib: s.249.

 

239. HADİS: "Mizah yoluyla bile olsa, yalan söyleyene Allah lanet eylesin." [34] Sehavî: Bunu merfû hadis olarak bilmiyorum, demiştir.

[34] bkz. Sehavî, Makasıd: s.335; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.277; Aclunî, Keşf: 2/187; Hut,  Esne'l-Metalib: s.249

 

240. HADİS: "Şarkı söyleyene de, dinleyene de Allah lanet eylesin." [35] Nevevî ve başkaları: Sahih olamaz, demişlerdir.

[35] bkz. Sehavî, Makasıd: s.335; Semhudî,  Gammaz: s.107; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.147;   Aliyyü'lKarî,   Kübra  s.276; Aclunî, Keşf: 2/186; Hut, EsneTMetalih: s.250.

 

241.  HADİS:  "Her belânın bir yardımı vardır." [36] Hadis değildir.

[36] bkz. Sehavî, Makasıd: s.336; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.277; Aclunî, Keşf 2/189;    Hut, Esne'b Metalib s.250.

 

242. HADİS: "Her odanın bir ücreti vardır." [37] Aslı yoktur.

[37] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147: Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.277; Aclunî, Keşf: 2/189;    Hut, Esne'l Metalib: s.250.

 

243.  HADÎS:   "Her   düşük   -hatalı-   sözü   bulacak -tenkit edecek- biri vardır." [38] Selef alimlerinden birinin sözüdür.

[38] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', temyiz; s.148; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.278; Aclunî, Keşf 2/190;   Hut, Esne'l Metalib: s.251.

 

244.  HADİS:  "Her gayretli kişinin bir nasibi vardır." [39] Bu mânada şu ifade de vardır:

"Kim ciddî çalışırsa —aradığını— bulur. Kim bir işe sımsıkı sarılırsa yola girer ve hedefe ulaşır."[40]

[39] bkz. İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s,148; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.279; Aclunî, Keşf: 2/191;   Hut, Esnel Metalib: s.251.

[40] bkz. Sehavî, Makasıd: s.409; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.182; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.279; Aclunî, Keşf: 2/191,318; Hut, Esne'l-Metalib: s.290

 

245. HADİS: "Beytullah'ı koruyan bir sahibi (Rabbi) vardır." [41] Bu sözü, Abdülmuttalib, fillerle —Kabe'yi yıkmaya— gelen Ebrehe'ye söylemiştir.

[41] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 148; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.279; Hut, Esnel Metalib s.251.

 

246. HADİS: Hz. Ali (r.a) diyor ki: "Peygamberimiz (s.a.v)'i yıkadığımda göz kapaklarında damlalar birikti. [42] Ben de bunu içtim. Böylece öncekilerin ilmine mirasçı oldum." [43] Nevevî: Sahih olamaz, demiştir.

 [42] el-Makasıdül Hasene' de s.328, 504) ve  Temyizü't-Tayyib min el-Habîs de  (ıktelasat mâu..) lafzıyla gelmiştir.  Müellif Aliyyü'l-Karî'nin el Mevzûâtül Kübra kitabının inceleme imkânı bulabildiğim yazma nüshalarında da aynı şekilde (ıktelasat) lafzıyla gelmiştir. Bu ibarede güvenilir lügat kaynaklarına muhalefet bulunmaktadır. Ben lügat kitaplarında (ıktelasa) ibaresini bulamadım. Ancak su birikti, çoğaldı anlamında (Kalesal mâ) denilmektedir.

Süyûtî'nin Zeylü'l-Mevzuat' ında (s.203) şu ifade yer almaktadır: Nevevî'ye: Hz. Ali'nin; "Hz. Peygamberi (s.a.y)'i yıkadığımda göz kapaklarının suyunu emdim ve içtim. Öncekilerin ve sonrakilerin ilmine mirasçı oldum", ifadesi soruldu. Nevevî: Sahih değildir, dedi. (Not: Belki de metinde geçen "ıktelasat" lafzı, Zeylü l'Mevzüat' daki "imtesastü" lafzının tahrif edilmiş şeklidir. (Çev.)

İmam Ahmed'in Müsned' inde (1/267) Müsned İbn Abbas (r.a) bölümünde; Bize "Yahya b. Yemân; Hasen b. Salih'den; Ca'fer b. Muhammed'in şu sözünü nakletti: Hz. Peygamber (s.a.v)'i, vefatından sonra yıkadıklarında kullanılan su, Hz. Peygamber (s.a.v)'in göz kapaklarında birikiyordu. Hz. Ali (r.a) de o suyu yavaş yavaş emiyordu"; şeklinde yer alan hadisin senedi, zayıf ve kesintili (munkatı') dır.

[43] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 148; Aliyyül-Karî,  Kübra: s.281; Aclunî, Keşf: 2/195.

 

247. HADİS: "Kabe'nin taş taş sökülüp yıkılması, bir müslünıanın öldürülmesinden daha basittir." [44] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[45]

[44] bkz. Sehavî, Makasıd: s.340; Ibnü'd-Deyba', Temyiz: s.149; Aliyyü'l-Karî, Kühra: s.282; Aclunî, Keşf 2/198; Hut, Esnel Metalib: s.253.

[45] Sehavî el-Makasıdü'l'Hasene''deki (s.340, 437) söküne şöyle devam etti: "Fakat bu manada bir çok sahabeden; Hz. Peygamber (s.a.v)'in Kabe'ye bakıp;  "Allah seni şerefli kıldı. Seni değerli kıldı. Seni ta'zim etti. Mümin ise hürmet bakından senden daha büyüktür", buyurduğu şeklinde bir çok hadis bulunmaktadır:

Bu hadislerden biri: Abdullah b. Amr b. Âs (r.a)ın şu hadisidir: Allah Rasûlü'nü Kabe'yi tavaf ederken gördüm. Şöyle diyordu:

'Sen ne güzelsin/. Senin kokun ne güzel!. Sen ne büyüksün!. Senin hürmetin ne büyük!. Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin olsun ki, muininin Allah nezdindeki hürmeti (değeri), malının ve kanının hürmeti) ınü'min kula hüsnü zan edilmesinin değeri senden daha büyüktür." Bunu İbn Mace (2/1297) zayıf sayılabilecek (leyyin) bir senedle rivayet etmiştir. Bu konudaki bazı hadisler şunlardır:

a) İbn Abbas (r.a) anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v) Kabe'ye baktı ve şöyle dedi: "Lâ ilahe illallah, Allah seni haram (muhterem, saygın,-hürmetine dokunulmaz) kıldı. Mü'minin de malını, kanını, ırzım ve mü'min kuluna su-i zan edilmesini haram kıldı." Bu hadisi Taberanî,  Kebir' de rivayet etmiştir.  Senedinde  Hasen b.   Ebi Ca'fer bulunmaktadır. O zayıf, ama bazılarınca güvenilir kabul edilen bir ravidir. (bkz. Heysemî, Mecmau'z-Zevâid 3/292)

b)  Enes (r.a) den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Kim bir müslümana haksız yere eziyette bulunursa, sanki Allah Teâlâ'nın Beyt'ini yıkmış gibidir." Hadisi Taberanî, Sağır'de rivayet etmiştir.

c)  Büreyde  (r.a)  den rivayet edildiğine göre;  Hz.  Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  'Müminin öldürülmesi, bütün dünyanın yok olmasından daha basittir. "Hadisi, Nesaî Sünen'inde (7/83) ve Ziya Makdisi el-Muhtare'de rivayet etmiştir.

d) Abdullah b. Amr b. Âs (r.a) dan rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:   "Dünyanın yok olması, Allah'a haksız yere bir mü'minin öldürülmesinden daha basit-tir."Hadisi, Nesaî (7/82) ve Tirmizî   (6/172-173) rivayet etmiş­tir.

e)  Berâ b. Âzib (r.a) den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü Cs.a.v)    şöyle   buyurmuştur:    "Dünyanın   yok   olması,   Allah nezdinde bir müslümamn öldürülmesinden daha basittir." Bu Hadisi, İbn Mace (Sünen: 2/874 Diyat Bab 1 Hadis No: 2619) ve Münzirî Tergîb'de 4/72) rivayet etmiş ve isnadı hasendir, de­miştir.

Sehavî, bütün bu rivayetleri naklettikten sonra şöyle demiştir: "Tirnüzî'ye yazdığım şerhde Kitabü't-Tıb bölümüne yakın Mü'minin ta'zim edilmesi hakkında gelen hadisler babında bu konudaki kelâmı doyurucu olarak naklettim." (Sehavî'nin sözü burada özetle ve bazı ilâvelerle sona ermektedir.)

 

248. HADİS: "Sizden biriniz Hacer-i Esved'e hüsnü zan ederse, Allah bu hüsnü zannını ona faydalı kılar."[46] Sehavî: Bunun aslı yoktur demiş; İbn Teymiyye ise: Yalandır, uydurmadır demiştir.

[46] bkz. Sehavî, Makasıd: s.341; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.149; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.282; Aclunî, Keşf: 2/198; Hut,  Esne’l Metalib s.253.

 

249. HADİS: "Lûtî (homoseksüel), deniz suyu ile yıkansa bile, kıyamet günü yine cünüp olarak gelecektir."[47] Batıldır, aslı yoktur.

[47] bkz. Sehavî, Makasıd: s.342; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.150; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.283; Aclunî, Keşf 2/201; Hut,  Esne’l Metalib: s.253.

 

250. HADİS: "Kıyamet günü sancağı Ali taşıyacaktır." [48] İbnü'l-Cevzî bunu Mevzuat (Uydurma Hadisler) kitabında zikretmiştir.[49]

[48] bkz.  İbnü'l-Cevzî,   el-Mevzûâtul Kübra:  1/388-389; Aliyyü'l-Karî, Kübra s.290; Hut, Esne'bMetalib: s.262

[49] İbnü'l-Cevzî, eî-Mevzûâtül Kübra: 1/388-389

 

251.  HADİS: "Kardeşim Hızır hayatta olsaydı, mutlaka beni ziyaret ederdi." [50] Bunun aslı yoktur.[51]

[50] bkz.  İbnül Kayyim,   el'Menaru'l-Münîf:  s.67-76;  Aliyyü'l-Kari, el-Masnu' : Hadis No.  139; Aliyyül Karî, Kübra: s.287; Hut, Esne'l-Metalib: s.257.

[51] bkz. İbnü'l-Kayyim,  el-Menaru'l Münîf: s.67-76; Aliyyü'l-Kari, el-Masnu': Hadis No. 139.

 

252. HADİS: "Pirinç adam olsaydı, mutlaka yumuşak huylu biri olurdu." [52] Uydurmadır. İbnü'l-Kayyim böyle söylemiş, [53] Askalânî de ona tabi olmuştur.[54]

[52] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.346;  Semhudî,   Gammaz:  s.110; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.152; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.287; Aclunî, Keşf 2/208; Hut, Esne'l-Metalib: s.256.

[53] İbnü'l-Kayyim, Zadül Meâd: 3/330 Peygamberimiz (s.a.v)'in diliyle tavsiye edilen ilâç ve gıdalar konusu; elMenaru'l Münîf fı'sSahih ved'Da'îf s.54.

[54] İbnü'd-Deyba',   Temyizü't-Tayyib min el-Habîs kitabında (s.152 Hadis No. 1119) İbn Hacer'in şu sözünü de ilâve etmiştir: Pirinç hakkındaki bütün hadisler uydurmadır."

 

253. HADİS: "Dünya tamamen taze kan olsaydı, mü'minin dünyadaki rızkı yine helâl olurdu." [55] Zerkeşî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[56]

[55] bkz. Sehavî, Makasıd: s.346; Semhudî,   Gammaz: s.112; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.152; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.287; Aclunî, Keşf. 2/208; Hut, Esne'l-Metalib: s.258.

[56] Aclunî Keşfü'l-Hafa' da (2/159) diyor ki: Necra el'Gazzî: Bu Söz, Fudayl b. Iyad'ın  sözüdür. Bunun sebebi, mü'minin ancak zaruret kadar yemesidir, demiştir.

 

254. HADİS: "(Gizli sırlara ait) Perde açılsaydı, benim yakînî imanım daha fazla artmazdı." [57] Kuşeyrî, Risale'sinde: [58] Bu söz, Amir b. Abdullah b. Abdi-Kays'ın sözüdür, demiştir.[59]

Müellif Aliyyü'l-Karî diyor ki) Ben de derim ki: Meşhur olan görüşe göre, bu söz, Hz. Ali'nin kerremallahu veçhehunun sözüdür.

[57] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.286.

[58] Zekeriyya el-Ensarî, Şerhu'r-Risaletü'ş'Kuşeyriyye, (Babül-Yakîn): 3/79; 1290 H.

[59] Âmir b. Abdullah b. AbdrKays: Amir b. Abdi-Kays et-Temimi el-Anberi de denilmektedir. Tabiînin seyyidlerinden, zahid ve âbidlerdendir. Basra'da tabiînden olup ibadetle meşhur olan ilk kişidir. Onun hakkında "Bu ümmetin âbidi" denilmiştir. Kur'ân'ı Ebu Musa el-Eş'arî'den öğrenmiş, zühd ve ibadette ondan ders almıştır. Sahabeden pek çok kimseye erişmiş ve onlardan hadis rivayet etmiştir. Kendisinden Hasan el-Basrî ve İbn Şirin hadis rivayet etmiştir. Üveys cl-Karanî ve Ebu Müslim  el-Havlanî'nin yaşıtlarındandır. Hafız İbn Hacer, bu zatın Isabe' deki biyografisinde (5/86): Ibn Ebi'd-Dünya, onun her gün bin rekat kılmayı kendi nefsine vacip kıldığını bir çok tarikle rivayet etmektedir, demiştir.  Hafız Ibn Hacer, daha sonra onun mübarek kerametlerinden bazılarını zikretmiştir. Amir b. Abdi Kays, Beytül Makdis'de   55 yılı sonlarında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

 

255. HADİS: "Sen olmasaydın, ben bu kâinatı yaratmazdım." [60] Sağanı: uydurmadır, demiştir.

[60] Halk arasında meşhur hadislerden biri olan bu hadisin uydurma olduğu konusunda âlimler arasında görüş birliği bulunmaktadır.   İmam   Saganî,   el-Ehadîsü'l Mevzûa   kitabında (s.7) "Bu hadis uydurmadır", demiştir. Aliyyü'l-Karî el Esrar'ul' Merfûa kitabında (s.288 Hadis No: 385) İmam Saganî'nin bu ifadesini aynen nakletmiş ve bu uydurma hadis hakkında "Fakat manası doğrudur", demiştir. İmam İbn Asakir bu hadisi benzer bir ifade ile merfû olarak rivayet etmiş; Ibn Asakir'in naklettiği bu rivayeti, İbnü'l-Cevzî el-Mevzûatü'l-Kübra'da (1/288) "Bu hadis, hiç şüphesiz uydurma bir hadistir. Senedinde meçhul ve zayıf raviler bulunmaktadır", diye reddetmiş ve hadisin senedindeki raviler hakkındaki muhaddis imamların görüşlerini nakletmiştir. Bu raviler arasında yer alan (Yahya el-Basrî) hakkında Darakutnî: Metruk (terk edilmiştir) ifadesini kullanmış; Amr el-Fellas; Bu kişi yalancı idi, uydurma hadisler naklediyordu, demiştir. Ahmed b. Hanbel ise Biz, Yahya el'Basrî'nin hadislerini yaktık, demiştir. İmam Süyûtî de el-LeâliTMasnûa kitabında (1/272) IbnüTCevzî'nin bu hadis hakkındaki görüşüne katılmıştır. Aclûnî, Keşfül-Hafa' da (2/214 Hadis No: 2123) Bu söz, hadis olmasa da manası doğrudur, demiştir. (Çev.)

 

256. HADİS: "İnsanlara dışkıyı ufalama yasağı getirilseydi, onu da mutlaka ufalarlar ve: Bunda mutlaka bir şey olmalı ki bu yasaklandı, derlerdi. [61] Bunu İhya sahibi [62] zikretmiş ve Irakî: Bunu -hadis olarak- bulamadım, demiştir.[63]

[61] bkz. Irakî,   TahricüTİhya {.İhya:  1/57 Dipnot l); Sehavî, Makasıd: s.325; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.288; Aclunî, Keşf 2/211.

[62] Gazzalî, İhyau Ulûmı'd-Dîn: (1/57 Dipnot l) Kitabü'l İlm, Mürşid ve muallimin vazifelerinin beyanı babı.

[63] Bu ifadeyi Sehavî el-Makasıdu'l'-Hasene' de (s.325 Hadis No: 831) Irakî'den nakletmiş ve: "İhya hadislerini tahric eden zat diyor ki:  Bunu  sadece  Hasen el Basri'den  mürsel hadis olarak bulabildim. Btı zayıftır. Bunu İbn Şa'hin rivayet etmiştir", demiştir.

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Belki de bu ilâve Irakî'nin et-Tahrıcül-Kebir kitabındadır. Zira elimizde basılı olan ihya' nın dipnotlarında (1/57 Dip Not l) yer alan, küçük hacimli Tahde(?) bu ifade bulunmamaktadır.

 

257. HADİS: "Mü'minin korku ve ümidi tartılsaydı mutlaka birbirine eşit olurdu." [64] Bunun merfû hadis olarak aslı yoktur. Bu söz, selef alimlerinden birinden nakledilen bir sözdür. Makasıd'da böyle denilmiştir. Bir rivayette ise: Bu söz, Sabit el Bünanî'nin sözüdür, denilmiştir.[65]

[64] bkz. Sehavî, Makasıd: s.350; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.155; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.289; Aclunî, Keşf: 2/216; Hut, Esne'l Metalib s.259.

[65] Sabit b. Eşlem el'Bünanî el-Basrî, ilim fazilet ibadet ve şeref açısından tabiînin seyyidlerindendir. Enes b. Malik'le kırk yıl birlikte olmuştur. Basra'da 123 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

 

258. HADÎS: 'İnsanlar, sütleğende [66] neler bulunduğunu bilselerdi, onu mutlaka ağırlığınca altın vererek satın alırlardı." [67] Süyûtî: Bu, uydurmadır, demiştir.

[66] Sütleğen (Hulbe) İbnü'l-Kayyim'in Zadül Meâd'da (3/241-242) ve Kamus sahibi Firuzâbadî'nin. (H-L-B maddesinde) zikrettiği, baklagillerden, bir çok hastalık için yararlı bir bitkidir.

[67] bkz. Sehavî, Makasıd: s.350; Semhudî,  Gammaz: s.110; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.155; AliyyülKarî, Kübra: s.289; Aclunî, Keşf: 2/217; Hut, Esnel Metalıb: s.259.

 

259. HADİS: "Benim Allah'la birlikte özel bir vaktim vardır. Bu vakitte Allah'a yakın bir melek, gönderilen bir Peygamber de benim gönlüme girmez." [68] Sûfiyye den birinin sözü olup hadis değildir.

[68] bkz. Sehavî, Makasıd: s.356; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.158-Ayyul-Karî, Kübra: s.291; Aclunî, Keşf.  2/226; Hut, Esnel Metalib: s.262.

 

 

“ MİM” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

 

260. HADİS: "Mü'min konuştuğunda doğru konuşur. Ona bir şey söylendiğinde bu sözü hemen doğru bulur."[69] Bu lafızla bilinmemektedir.

[69] bkz. Sehavî, Makasıd; s.437; İbnü'd-Deyba, Temyiz; s. 197; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.349; Aclunî, Keşf; 2/385; Hut, Esnel Metalib; .31

 

261. HADİS:   "Mü'min  tatlıcı, [70]   kâfir  içkicidir." [71] Askalânî: Batıldır, aslı yoktur demiştir.

[70] Yani mü'min tatlıyı, kâfir içkiyi sever.

[71] bkz. Sehavî, Makasıd; s.438; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/386; Hut, Esne'l Metalib; s.318.

 

262. HADİS: 'Mü'min uysal ve cömerttir; Münafık ise sahtekâr ve alçaktır. [72]   "Mesabîh"  hadislerinden olup uydurmadır. [73] (Ebu Gudde ise: Hadis hasendir, uydurma değildir, demiştir)[74]zikredilmiş; Irakî: Bunu bulamadım, demiştir.[75]

[72] bkz. Buharî, el Edehül Müfred; Hadis No; 418; Ebu Davud, Sünen; 4/251 Hadis No; 4790; Tirmizî; Sünen; Tuh/e; 8/14; Hakim, Müstedrek; 1/43: Sehavî, Makasıd; s.438; Münavî, Feyzul Kadîr; 6/254; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.350; Aclunî, Keşf; 2/387; Hut, Esnel Metalib; s.318.

[73] Siraceddin el-Kazvînî, Mesabîh hadislerinden olup uydurma olduğuna hükmettiği on sekiz hadis arasında yeralan bu hadisin de uydurma olduğu kanaatine varmıştır. Bu hadis, Mişkâtü'l-Mesabîh''de (2/630) yer almış ve Tebrîzî şöyle demiştir; Bu hadisi Ebu Davud (4/251 Hadis No; 4790) ve Tirmizî (Tuhfe; 8/142) rivayet etmiştir. Müellif, Aliyyü'l-Karî Mirkat'ta (4/742) şu ilâveyi yapmıştır; "Bunu Hakim de Müstedrek' de (1/43-44) rivayet etmektedir. Beyhakî, bunu Ebu Hureyre'den lafzıyla rivayet etmektedir."

(Ebu Gudde diyor ki;) Bu hadisi yukarıdaki (metinde zikredilen) şekliyle Ebu Nuaym Hılye' de (3/110) Haccac b. Fürafi-sa'nın biyografisinde, Hatib Bağdadî (9/38) Süleyman b. Davud el-Mübarekî'nin biyografisinde Hacac b. Fürafisa tarikiyle rivayet etmiştir.

Ibn Hacer, zikri geçen onsekiz hadis hakkında, bunların hiçbirinin uydurma olmadığını isbat için yazdığı ve Mişkât'ın sonunda (3/312) yayınlanan Ecvibe'sinde şöyle diyor; "Bu hadisi Ebu Davud ve Tirmizî Yahya b. Ebî Kesir kanalıyla, Ebu Seleme'den; o da Ebu Hureyre'den tahric etmişler, Tirmizî; garibdir, bunu sadece bu vecihle biliyoruz, demiştir. (Ibn Hacer diyor ki) Bu hadis bu iki zatın Sünen' lerinde "Bişr b. Rafi'den, o da Yahya b. Ebî Kesir'den.." tarikiyle gelmiştir. Hakim bunu "Haccac b. Fürafisa'dan; o da Yahya'dan" mevsûl olarak rivayet etmekte; ancak mevsul veya mürsel olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir, demektedir. (Ibn Hacer devamla şöyle diyor) Haccac'ı hadis hafızları zayıf görmüşlerdir. Bişr b. Rafi' ise ondan daha zayıftır. Bununla birlikte hakkında uydurma hükmünün verilebilmesi için gerekli şartları taşımadığı için bu hadisin "uydurma" olduğuna hükmetmek uygun düşmez." Ibn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

Zikri geçen şart, Hafız İbn Hacer'in Ecvibe sinin başında (3/304) açıkladığı "Bir hadisin uydurma olduğuna hükmedebilmek için; o hadis sadece bir yalancı tarafından rivayet edilmeli ve başka hiçbir ravi yanında bulunmamalıdır", şeklindeki ifadesidir.

Hafız Münzirî Tergib'inde (4/161) bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir; "Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir ki; Bunu Ebu Davud ve Tirmizî rivayet etmiş; Tirmizî garib hadistir, demiş; Ebu Davud ise zayıf olarak kabul etmemiştir. Bişr b. Rafi dışındaki ravileri güvenilir ravilerdir. Bişr'i zararsız gören muhaddisler de vardır." Münzirî, (Bişr b. Raf'i kitabının sonunda "Haklarında İhtilaf Edilen Raviler" babında zikretmiş ve şöyle demiştir; "Onu Ahmed ve başkaları zayıf kabul etmiş, İbn Maîn ve başkaları kuvvetli görmüştür. İbn Adiyy Bişr hakkında; Haberlerinde hiçbir beis yoktur. Ben onun hadisleri arasında münker hadis görmedim, demiştir." Münzirî'nin sözü burada sona ermektedir.

Münzirî'nin; hakkında ihtilaf edilen raviler babında Bişr b. Ra­fi hakkındaki sözü delil olarak alınırsa, bu hadis Münzirî'ye göre; hasendir, ya da en azından hasen derecesine yakındır. Bunun için (Tergîb ve Terhîb) kitabının başındaki (1/3-4) prensibine göre; bu hadisi (zayıf hadisleri naklettiği gibi "ruviye" lafzıyla değil, zayıf olmayan hadislerin başında zikrettiği "an" lafzıyla nakletmiş ve sonunda hadisin derecesi hakkında açıklamada bulunmuştur. Münzirî'nin kitabındaki bu prensibi hakkındaki bilgi 104 nolu hadisin 225 nolu dipnotunda nakledilmiştir.

Azizî, Şerhu'l'Camiu'sSagîr' de (3/399); "İsnadı ceyyid (iyice)dir.", demiş; Münavî ise Feyzu'l-Kadîr''de (6/254); "Kazvinî, bu hadisin uydurma olduğuna hükmetmiş, İbn Hacer ise bunu reddederek; "Bu hadis, hasen derecesinden aşağıya inmez", demiş ve sebebini ayrıntılı olarak belirtmiştir." Dolayısıyla hadis hasendir, uydurma değildir.

[74] Bu cümle, bir Önceki dipnotun son cümlesi olup önemine binaen ve dikkat çekme amacıyla parantez arasında kitabın metni içinde yer almasını uygun gördüm. (Çev.)

[75] Irakî'nin (İhya; 1/46 Dip Not 2) ifadesi; Bunun aslını bulamadım, şeklindedir.

 

264. HADİS: "Mümin, kendi nesebi hakkında —verdiği bilgiye— güvenilen kişidir." [76] Bunun aslı yoktur.[77]

[76] bkz. Sehavî, Makasıd; s.439; İbnü'd-Deyba, Temyiz; s. 198; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/389; Hut,  Esne'l-Metalib; s.319.

[77] Müellif Aliyyü'l-Karî, el-Mevzûâtü'l-Kübra' da; (s.35l) Bu söz   "insanlara   kendi  nesebleri  konusunda   güvenilmelidir", lafzıyla; İmam Malik'in veya başka bir alimin sözüdür." demiştir.

Fakat Üstadımız İmam Kevserî (ra); Bu söz, mutlak manasıyla kabul edilemez. Zira dinsiz hatmilerden Peygamberimiz (s.a.v)' in ehli beytinden olduklarını iddia edenler çıkmıştır. Allah, Rasûlü'nün ehl-i beytini dinsizliğe davet eden, rezaleti yayan ve İslâm'ın temellerini yıkan kimselerden uzak tutmuş, onları bütün bu densizliklerden arındırmıştır. Eşraftan olduklarını iddia edenlerden birçoğu asırlar boyunca neseb belgelerini en ucuz fiyatlarla satmışlardır. Bu konudaki en çirkin örneklerden biri Mısır valisi Büyük Mehmed Ali Paşa zamanında Nakibü'l-Eşraf Ömer Mükrem'e izafe edilen fellahlardan bazılarını hatta bazı kıbtî ve Yahudileri nezih nesebe dahil etmesi şeklindeki uygulamadır. Nihayet aralarında Ezher Üstadlarının Şeyhi Muhammed el-Emir gibi zevatın da bulunduğu bölgedeki âlimlerin büyük bir kısmı, bu konuda hazırladıkları bir tutanağı Mısır Bölge Valisi'ne ve İstanbul'daki Hilâfet Makamı'na takdim etmişler, adı geçen Nakıbül-Eşraf bu vazifeden uzaklaştırılmıştır. Bunun bir benzeri bicrî on birinci asır Mısır âlimlerinden Şihabeddin el-Hafacî'nin Reyhanetül Ehibba kitabında zikrettiği olaydır.

"insanlara kendi nesebleri konusunda güvenilmelidir", şeklindeki söze gelince; bir adamın nesebi meçhul olan bir çocuğu, o çocuğun malından herhangi bir maddî kazanç elde amacı olmaksızın, kendi nesebine ilhak etme talebinin kabul edilmesi manasmdadır. Yoksa meşru delil olmaksızın nezih nesebden olduğunu iddia eden herkesin tasdik edilmesinin gerektiği manasında değildir. Aksi takdirde işler birbirine karışırdı." Üstadımız Kevserî'nin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermektedir, (bkz. Hammadî el-Yemânî, Keşf Esrari'î-Batmıyye, I. Baskı, Matbaatü'l-Envar, Kahire 1357, Kevserî'nin bu kitaba yazdığı Takdim yazısı s. 5-6)

 

265. HADİS: "Mü'mine belâlar verilir[78] Kâfir ise belâlardan korunmuştur."[79] Hadis değildir.

[78] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtül Kübra' da (s.351) diyor ki; "Bu sözün manası şudur; Mü'min kula,  günahlarına kefaret olması için belâlar verilir. Kâfir ise küfür üzerinde devam  etmesi için belâlardan korunur,  nimetlerle  donatılır. Zira Dünya (Cennet'teki nimetlere bakılırsa) mü'minin zindanı, (Cehennem'deki  azaba  bakılırsa)   kâfirin  cennetidir." Bu hadisi Ahmed, Müslim, Tirmizî ve Ibn Mace rivayet etmiştir." Müellifin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermektedir.

[79] bkz. Sehavi, Makasıd; s.439; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198;. Ahyyül Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/388; Hut, Esne'l Metalib; s.320.

 

266. HADİS: "Mü'min -dünya işlerinde- kolay aldanır." [80] Saidb. Cübeyr'in sözüdür.-"[81]

[80] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/389.

[81] Bu zat değerli tabiînden, kıraat alimi, fakîh, müfessir, muhaddis İmam Said b. Cübeyr b. Hişanı Ebu Muhammed el-Esedî el-Valibî el'Kûfî'dir. Fakîh, faziletli, abid, vera' sahibi; ilimde, hadiste ve Kur'anda imam idi. Kûfe'liler, Ibn Abbas'dan fetva almak için geldiklerinde; "Sizin içinizde Said b. Cübeyr yok mu? derdi. Meymun b. Mihran; "Said b. Cübeyr vefat ettiğinde yeryüzünde onun ilmine muhtaç olmayan kimse yoktu", demiştir. Zehebî Iber' de (1(112) diyor ki; Said b. Cübeyr 95 yılında elli yaşlarında iken Haccac tarafından şehid edilmiştir. Allah rahmet eylesin."

 

267. HADİS: "Mü'min, külfeti az [82] olandır." [83] Saganî: Uydurmadır, demiştir. [84] (Ebu Gudde diyor ki: Hadis zayıftır, uydurma değildir.)[85]

[82] Yani mü'min, din kardeşlerine sıkıntısı az olandır, demektir. Kudaî; "Yardımı çok olandır", ifadesini de ilâve etmektedir, (hkz. Münavî, Feyzu'hKadîr; 6/255)

[83] Ebu  Nuaynı,   Hılye;  8/46;   Hatib,   Tarih-i Bağdad; 5/315; İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 2/282; Süyûtî Leâli; 2/281; AliyyülKarî, Kübra; s.350; Münavî, Feyzu'l-Kadîr, 6/255; Aclunî, Keşf; 2/389.

[84] Saganî hu hükmünde Ibnül Cevzî'ye tâbi olmuştur. İbnü'l-Cevzî, bunu Mevzûât'da (2/282) Hatib'den Tarih-i Bağdad' daki (5/315) tarikiyle zikretmiş ve şöyle demiştir; "Bu hadisi uydurmakla  suçlanan  kişi,  Muhammed  b. Sehl  el-Attar'dır. Darakutnî onun hakkında; Hadis uyduruyordu, demektedir." Hafız Süyûtî el-Leâli'l-Masnûa' da (2/281) Ibnü'l-Cevzî'nin bu hükmünü tenkid etmek üzere şöyle demiştir; "Ebu Nuaym bu hadisi Hılye'de (8/46) bu tarikle tahric etmektedir. Ancak Hadisin Beyhakî'nin Şuabül Iman kitabında yer alan bir başka tariki de bulunmaktadır", demiş ve o tariki naklet mistir. Bu ikinci rivayetin senedi zayıftır. Dolayısıyla hadis zayıftır, uydurma  değildir.  Süyûtî,  bu hadisi  el-Camiu's Sagîr' de  Ebu Hureyre (r.a)'den gelen iki tarikine işaret ederek zikretmektedir, (hkz. Münavî, Feyzu'l-Kadîr, 6/255)

Ayrıca bu hadisin bir benzeri, Hz. Ali (r.a)'nin sözü olarak rivayet edilmektedir. Kadı Iyaz'ın Tertibül Medarik kitabında (3/346) şu ifade yer almaktadır; "Süfyan b. Uyeyne diyor ki; Ali b. Ebî Talib (r.a) demiştir ki; "Mü'min, yardımı güzel, külfeti az olandır." Yine aynı eserde (2/67) şöyle denilmektedir; "İbn Vehb diyor ki; İmam Malik'in şöyle dediğini işittim; Deniliyor ki; "Mü'min; yardımı güzel, külfeti az olandır. Facir ise onun zıddıdır"

[85] Bu cümle, bir önceki dipnotun ortalarında yer almış olup önemine binaen ve dikkat çekme amacıyla parantez arasında kitabın metni içinde yer almasını uygun gördüm. ( Çev.)

 

268. HADİS: "Mü'min imrenir, [86] münafık ise kıskanır." [87] Fudayl'in sözüdür.

[86] Başkasında gördüğü nimetin benzerini kendisi için temenni eder, ama bu nimet sahibinin bundan mahrum olmasını istemez.

[87] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra; s.352; Acluni, Keşf; 2/389.

 

269. HADİS: "Allah, hiçbir cahili dost edinmemiştir. [88] Böyle birini dost edinecek olsaydı, onu ilim sahibi kılardı." [89] Sehavî: Sabit değildir, demiştir. Fakat manası doğrudur. Yani böyle birini dost edinecek olsaydı önce onu ilim sahibi kılar, sonra dost edinirdi.

[88] Burada (veliyyen cahilen) ifadesiyle gelmiş, diğer pek çok kitapta ise (min veliyyin cahil) ifadesiyle gelmiştir. İki ifade arasındaki fark basittir.

[89] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.361; Semhudî,   Gammaz; s.121; İbnü'd-Deyha', Temyiz; s.160; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.293; Aclunî , Keşf; 2/235; Hut, Esnel Metalib; s.263

 

270. HADİS: "Allah bir kulu rezil etmek istediğinde onu ilim ve edebden mahrum kılar." [90] Mizan' da: Bu batıldır, denilmiştir.

[90] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 2/235.

 

271. HADİS: "Ben bu duvarın arkasını bilemem." [91] İbn Hacer: Hadis değildir, demiştir.

[91] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.359; Semhudî,   Gammaz; s.119; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;  s. 159;   Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 2/232; Hut, Esnel Metalib; s.266.

 

272. HADİS: "Hiçbir şişman başarılı olamamıştır." [92] İmam Şafiî'nin sözüdür. Ancak İmam Şafiî: Muhammed b. Hasen [93] müstesna, demiştir. Kendisine:

—Niçin? denildiğinde, İmam Şafiî:

-Akıllı kimse, ya dünyası ya da ahireti için düşünmekten uzak kalamaz. Şişmanlık ile düşünce bir arada bulunmaz. İnsan dünya veya ahiret düşüncesinden uzak kalırsa, dört ayaklı varlıklar seviyesine düşer dedi. [94] imam Şafii devamla: Bu konuda şişman hükümdar ve bu hükümdarın ölüm haberiyle tedavi edilmesi kıssası nakledilmektedir, dedi.[95]

[92] bkz. Alıyyü'l-Karî, Kübra; s.282; Aclunî, Keşf; 2/233.

[93] İmam Şafiî, bununla hocası İmam Muhammed b. Hasen eş-Şeybanî'yi   kastetmektedir.   İmanı   Muhammed   b.   Hasen, imam Ebu Hanife'nin ve imanı Malik b. Enes'in seçkin talebelerinden biri olup müctehid imamlardandır. (Çev.)

[94] Bu   konuda   Irak'taki   ilim   otoritelerinden   İmam   Ebu Hanife'nin talebesi, hafız, muhaddis, fakih, âbid İmam Veki' b. Cerrah (61.197) ile ilgili latîf bir olay nakledilmektedir. Said b. Mansûr anlatıyor; Vekî', Mekke'ye gelmişti. Şişman bir kişiydi. Fudayl b. Iyad ona;

-Sen Irak'ın çok ibadet eden şahsiyet olduğun halde bu şişmanlık da nedir? dedi. Vekî';

-İslâm'a duyduğum sevinçten dolayı, diyerek onu ilzam etti. Zehebî Tezkiretül Huffaz' da (1/308) Veki’in biyografisinde bu olayı nakletmiş ve şöyle demiştir; "Yahya b. Eksem diyor ki;

Vekî ile yolculukta ve ikamet halinde arkadaşlık yaptım. Devamlı oruçlu idi ve her gece Kur'ân'ı hatmederdi." Sûfî, muhaddis, hafız imam  Seyfüddin  el-Baharzî  Said   b. Mutahher (ol.659 h.)'in şu şiirini nakletmişlerdir; "Dedi ki; Sevgililerin cisimleri nahif olur, derler;  Sen ise şişmansın, hiç âşık gibi görünmüyorsun. Ben de dedim ki; Aşk, tabiatına aykırıdır öylelerinin; Halbuki benim tabiatıma uygun olup bana gıda olmuştur." Baharzi, aslında bu iki beyti ile meşhur şu iki beyte cevap ver­mektedir;

"Sevdiğimi söyleyince; dedi ki; Yalan söylüyorsun sen; Ne oluyor ki, ben seni şişmanlamış görüyorum. Söz edilemez aşktan, deri kemiğe yapışmadıkça, Kendini tamamen kaybedip de seslenen kişiye bile, Cevap veremeyecek duruma düşmedikçe."

[95] Şişman hükümdar kıssası, İmam Şafiî'nin sözleri arasında nakledilmektedir. Beyhakî, bu kıssayı Menakıbü'ş-Şafiî kitabında (2/120) İmam Şafiî'nin "Hiçbir şişman,  başarılı olamamıştır? sözü ardından nakletmektedir, (bkz. Beyhakî, Menakı-bü'ş-Şafiî; 2/120;  Sehavİ,  el'Makasıdü'l-Hasene; s.l25; Aclûnî, Keşf; 1/249)

 

273. HADİS: "(Yüksek sesle Kur'an) Okuyan kişi, (yanında) namaz kılana insaflı davranmamaktadır." [96] İbn Hacer: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.[97]

[96] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.361; Semhudî,   Gammaz; s.120; İbnü'd-Deyba',  Temyiz; s.160; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.293; Aclunî, Keşf; 2/234; Hut, Esnel Metalib; s.266.

[97]Bunun yerine Ebu Davud'un Sünen' inde (2/38; Tatavvu' 25) Ebu Said el-Hudrî'den rivayet ettiği şu hadis bu konuda yeterli olmalıdır; Allah Rasûlü (s.a.v) mescidde itikâfa durmuştu. Orada bulunan bazılarının yüksek sesle Kur'an okuduklarını işittiğinde perdeyi kaldırdı ve şöyle buyurdu;  "Her biriniz Rabbinize yalvarıyorsunuz. Sakın birbirinizi rahatsız etmeyin. Kur'an okurken ya da namaz kılarken, seslerinizi birbirinizden fazla yükseltmeyin."

 

274. HADİS: "Hangi topluma mantık (tartışma kabiliyeti) verilmişse; mutlaka o kavim amelden mahrum kalmıştır." [98] Bunu ihya müellifi zikretmiştir. Irakî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[99]

[98] bkz. Gazzalî, İhya; 1/41; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.293.

[99] Gazzalî, İhya; 1/41 (Kitabü'l lim, Övülen ilimlerin övgüye değer olan mikdarı babı)

 

275. HADİS: "Çarşamba günü hangi işe başlanmışsa, mutlaka tamamlanmıştır." [100] Sehavî: Bunun aslını görmedim, demiştir.

[100] bkz. Sehavî, Makasıd; s.362; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.160; Aliyyül Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 2/231; Hut,  Esne'l Metalib; s.267.

 

276. HADİS: "Dosta ulaştıran yol uzak değildir." [101] Zünnûn el-Mısrî'nin sözüdür.[102]

[101] bkz. Sehavî, Makasıd; s.364; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.161; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 27239;    Hut, Esnel Metalib; s.267.

[102] Zehebî Iber' de (1/444) diyor ki; "Bu zat, tarikat üstadlarından zahid Zünnûn el'Mısrî'dir. Bu zatın faydalı vaazları ve yüksek sözleri vardır. Abbasî Halifesi Mütevekkil,  sözlerini dinlemek ve istifade etmek için onu huzuruna davet etmiştir.

Zünnûn el~Mısrî H. 245 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

 

277. HADİS: "Katil, öldürdüğü kişinin üzerinde hiçbir günah bırakmaz." [103] İbn Kesir: Bu lafızla aslı bilinmemektedir, demiştir.[104]

[103] bkz. Sehavî, Makasıd; s.264; Semhudi, Gammaz; s.121; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s,162; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.295; Aclunî, Keşf; 2/240; Hut, Esnel Metalib; s.268.

[104] Sehavî'nin el Makasıdü'l-Hasene kitabında (s.364) dediği gibi; İbn Kesir bu ifadeyi Tarih'inde zikretmektedir. İbn Kesir'in sözünün devamı şöyledir; "Bunun manası sahihtir." Hafız Sehavî diyor ki; Bununla meselâ; İbn Hıbban'ın İbn Ömer'den merfû olarak rivayet ettiği; "Kılıç günahları siler" (Inne'sseyfe mahhâun lil'hatâyâ) gibi hadisleri kastetmektedir.

 

278. HADİS: "Hiç kimse bana karşı iki defa büyüklük taslayamamıştır." [105]  Selef  alimlerinden birinin sözüdür.[106] Bunun manası "Mü'min, bir delikten iki defa  ısırılmaz", [107] hadisinden alınmıştır.

[105] bkz. Sehavî, Makasıd; s.365; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.162;  Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.296; Aclunî, Keşf; 2/241.                       

[106] Dineverî'nin Mücalese kitabında zikredilen şu ifade, bu sözün manasını açıklamaktadır; Asmaî'den nakledildiğine göre; Bir bedevi;

-Hiç kimse bana karşı iki defa büyüklük taslayamamıştır,dedi. Kendisine;

-Bu nedendir? denildiğinde; bedevi dedi ki;

-Bana  tekrar  kibirle  davranacak  olsa,   ona  hiç  dönmezdim.

(bkz. el'Makasıdü'l-Hasene; s.365)

[107] Bu sahih hadisi, Buharı Sahih inde (10/439-440) Kitabü'l-Edeb, 83 no.lu Mü'min bir delikten iki defa ısırılmaz babında ve Müslim, Sahihinin sonunda (18/124) Kitabü'z-Zübd, 63 nolu çeşitli hadisler babında şu lafızla rivayet etmektedir: Ebu Hureyre (r.a)'den rivayetle Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki; "Mü'min bir delikten iki defa ısırılmaz." Bu mübarek sözü ilk söyleyen Peygamberimiz (s.a.v)'dir. Bunu ilk defa şair Ebu Azze el-Cümahî'ye söylemiştir. Ebu Azze, Bedir günü kâfir olarak esir alınmıştı. Peygamberimiz'e;

-Ya Rasûlallah! Ben bildiğin gibi çoluk çocuk ve ihtiyaç sahibiyim. Bana ikramda bulun, beni affet dedi. Efendimiz (s.a.v); —Bana karşı olanlara —şiirlerinle— destek vermemen şartıyla, dedi. Ebu Azze bu konuda söz ve ahit verdi. Peygamberimiz (s.a.v) de onu serbest bıraktı. Ancak Uhud Savaşı Gününde müşriklerin arasına katıldı. Onları savaşa teşvik ediyordu. Savaş sonrası esir alındı. Ebu Azze yine;

-Ya Rasûlallah!. Bana ikramda bulun, deyince Allah Rasûlü (s.a.v) bu defa;

-"Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz", buyurdu. -Yani mü'min olsaydın bizimle savaşmak için tekrar gelmezdin Mekke'de yanaklarını şişirip "Muhammed'i iki defa aldattım", demene biz müsaade edemeyiz, dedi. Sonra da öldürülmesini emretti ve öldürüldü, (bkz. Ebu Hilâl el'Askerî, Cemheretül Emsal; 2/267-268; Meydanı, Mecmau'l-Emsal; 2/110)

 

279. HADİS: "Kıskançlık duymayan hiçbir kimse yoktur." [108] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[109]

[108] bkz. Sehavî, Makasıd; s.366; İbnü'd Deyba, Temyiz; s.163; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.296; Aclunî, Keşf; 2/243; Hut, Esne'l-Metalib; s.268.

[109] Sehavî,  ekMakasıdül Hasene kitabında (s.366) diyor ki; "Fakat bu manada Ebu Musa el-Medînî'nin Nüzhetü'l-Huffaz' da Enes'den merfû olarak naklettiği  "Bütün Ademoğullarına hased edilir..."diye başlayan "senedi zayıf uzun bir hadis bulunmaktadır

 

280. HADİS: "Kısa boylu hiçbir kimse, hikmetli konuşmadan mahrum kalmaz." [110] Sehavî: Bunu görmedim, demiştir.

[110] bkz. Sehavî, Makasıd; s.366; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.163; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.297; Aclunî, Keşf; 2/243; Hut, Esnel Metalib; s.269.

 

281. HADİS: "Bir kimseye asıl değerinden fazla değer veren kimsenin; muhatabı nezdindeki değeri, daha fazla düşer." [111] Merfû (Peygamberimiz'e nisbet edilen) hadisler arasında yoktur. Fakat bunun benzeri imam Şafiî (r.a)'nin sözü olarak gelmiştir.

[111] bkz. Sehavî, Makasıd; s.367; İbnud-Deyba', Temyiz; s.163; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.297; Aclunî, Keşf; 2/244; Hut,  Esnel-Metalib; s.269

 

282. HADİS: "Allah'a, gönül almaktan daha muazzam bir şeyle kulluk yapılmamıştır." [112] Sehavî: Bunu merfû hadisler arasında bilmiyorum, demiştir.[113]

[112] bkz. Sehavî, Makasıd; s.368; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 164; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.298 ; Aclunî, Keşf 2/247; Hut,  

[113] Burada "cebril kulûb" denilirken; bir başka lafızda "ceb’ri'l-havâtır" denilmiştir.

 

283.  HADİS: "Evlâdından yüz çeviren kimse, insaflı davranmamıştır." [114] Sehavî'nin dediği gibi, aslı yoktur.[115]

[114] bkz. Sehavî, Makasıd; s.368; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.164; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.298; Aclunî, Keşf; 2/247;    Hut, Esnel-Metalib; s.270.

[115] Müellif Aliyyü'l-Karî, el Mevzûâtü'l-Kübra' da bu ifadenin ardından; "Hatta bu söz, lafzı açısından uydurma, manası açısından batıldır", demiştir. el-Mevzûâtü'l-Kübra'da ve Aclûnî'nin Keşfü'l-Hafa'sında (2/247);  "Ma acfefe"lafzı tahrif edilerek “mâ uzile(?)"denilmiştir. Doğrusu 'tea adele"(?)şeklindedir.

 

284. HADİS: "Hadis öğrenimi yolundaki niyet, sadece hadisin şerefli olması sebebiyle değer kazanmıştır."[116] Hatib: Merfu hadis olarak tesbit edilememiştir. Bu söz, İbn Harun'un [117] sözüdür, demiştir.

[116] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.40; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.298; Aclunî, Keşf; 2J247.

[117] Bu zat; zekâ ve feraset sahibi, âbid, fakîh, hafız, itkan. sahibi, önder, rabbani imam Yezid b. Harun Ebu Halid el'Vasıtî'dir. Bir rivayette;  Onun meclisinde yetmiş bin kişi bulunuyordu, denilmiştir. Kendisinden İmam Ahmed, İbnü'l-Medînî, Abd b. Humeyd ve pek çok muhaddis rivayette bulunmuştur. Hicrî 116 yılında dünyaya gelmiş, 208 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. (Zehebî, Tezkiretül Huffaz; 1/317; İber; 1/350)

Yezid b. Harun'un bu sözü, bazı üstadların yanılması sonucu (Hadis) olarak nakledilmiştir. Hatib Bağdadî Müdrec kitabında hocası Ahmed b. Ali et"Tevvezî tarikiyle bu sözü merfû hadis olarak nakletmiş ve şöyle demiştir; "Bu söz Peygamberimiz (s.av)'den her hangi bir şekilde hadis olarak bilinmemektedir. Bu Yezid b. Harun'un kendi sözüdür. Üstadımız İbn Tevvezî bu konuda yanılmış­tır. Bunun sebebi üstadımıza hadis içerisinde bir söz olarak gelmiş olmasıdır, (bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât;)

 

285. HADİS: "Ebubekir; ne nafile oruç, ne de nafile namaz sebebiyle sizden üstün bir derece kazanmış değildir. O, sadece kalbinde kökleşen bir şeyle (imanla) fazilet kazanmıştır." [118] Irakî; Bunu merfû hadis olarak bulamadım, demiştir.[119]

[118] bkz. Sehavî, Makasıd; s.369; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.165; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.298; Aclunî, Keşf; 2/248; Hut,  Esne'l-Metalib; s,21l.

[119] Sehavî el-Makasıdü'l-Hasene' de (s.369) bunun ardından şöyle demiştir; "Bu söz, Hakim et-Tirmizî'nin Nevadiru'l-UsûI kitabında Bekr b. Abdillah el-Müzenî'nin sözü olarak nakledilmektedir."

 

286. HADİS: "Testi, -kırılmaktan- her defasında kurtulmaz." [120] Hadis değildir.

[120] bkz. Sehavî, Makasıd; s.371; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.166; Alıyyü'l-Karî, Kübra; s.299; Aclunî, Keşf; 2/251;   Hut, Esne'l-Metalib; s.272.

 

287. HADİS: "Kalbden gelmeyen şeye önem vermek zordur."[121]  Hadis değildir.

[121] bkz. Sehavî, Makasıd; s.374; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.168; Aclunî, Keşf; 2/256; Hut, Esnel Metalib; s.272.

 

288. HADİS: "Bir araya gelen hiçbir topluluk yoktur ki, içlerinde bir Allah dostu olmasın. Ne onlar, bu Allah dostunu bilirler. Ne de o Allah dostu, kendisini bilir." [122] Bunun aslı yoktur. Bu, bâtıl bir sözdür. Zira bir topluluk; küfür ve fücur üzerine ölen kâfirler topluluğu da, fâcirler topluluğu da olabilir.

[122] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.300; Aclunî, Keşf; 2/253

 

289. HADİS: "Hiçbir gece yoktur ki, o gece bir melek:

-Ey kabir halkı!.. Kime imreniyorsunuz? diye sorunca, onlar da;

-Mescidlerde bulunanlara (imreniyoruz), demiş olmasınlar."[123] Bunun aslı bulunamamıştır.

[123] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.300.

 

290. HADİS: "Ezanı çok olan şehrin soğukluğu az olur." [124] Uydurmadır. Leâlî'de [125] böyledir.

[124] bkz. Süyûtî, Leâlî; 2/14.

 

291. HADİS: "Hiç bir Peygamber yoktur ki, kendisine Peygamberlik kırk yaşından sonra verilmiş olmasın."[126] İbnül Cevzî: Bu, uydurmadır demiştir.[127]

[125] Süyûtî, Leâlî; 2/14.

[126] bkz. Sehavî, Makasıd; s.372; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.167; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.300; Aclunî, Keşf; 2/253; Hut, Esnel Metalib; s.273.

 

[127] İbnül Cevzî'nin sözünün devamı —Sehavî'nin el'Makasidü'l-Hasene'de (s.372) naklettiği gibi- şöyledir; "Zira Hz. İsa (a.s)'ya Peygamberlik verilmiş ve 33 yaşında iken göklere yükseltilmiştir.  Dolayısıyla Peygamberler hakkında kırk yaşının şart koşulması, kabul edilebilir bir şart değildir."

Müellif Aliyyü'l-Karî, el-Mevzûâtül Kübra' da (s. 300) şöyle diyor; "Peygamberlere kırk yaşında peygamberlik verilmesi hadisi; Hz. Yahya (a.s) hakkındaki (Meryem; 12) ayetinin nassına da aykırıdır; "Biz ona (Yahya'ya) çocukken hüküm verdik." Ayrıca Hz. Yusuf hakkındaki (Yusuf; 15) ayetinin nassına aykırıdır; "And olsun ki, kardeşlerinin bu durumunu onlara pek yakında sen haber vereceksin, diye ona vahy ettik." Eğer hadis sabit olsaydı, Peygamberlerin büyük çoğunluğu hakkında söylenmiş bir söz olarak kabul edilebilirdi."

 

292. HADİS: "Ateş, kuru (odun ve benzeri) şeyleri yakma konusunda, kulun güzel amellerini yiyip bitiren gıybetten daha hızlı değildir." [128] Irakî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[129]

[128] bkz.   Gazzalî,   İhya;  3/148;  Aliyyü'l-Karî,   Kübra;  s.301; Aclunî, Keşf; 2/254.

[129] bkz. Gazzalî, İhya; 3/148 Dip Not 2.

 

293. HADİS: "Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım." [130] Bunun merfû hadis olarak senedi bilinmemektedir. İbn Teymiyye: Bu, uydurmadır, demiştir. Zeyl de [131]: Onun dediği gibidir, denilmiştir. Bu sözün manası: Mü'min kulumun bana iman etmesi ve beni sevmesi, onun kalbine sığdı, demektir. Aksi takdirde hulul (Allah'ın insan vücuduna girmesi) inancı küfürdür." Zerkeşî: Bunu mülhidler (inançsızlar) uydurdu, demiştir.

[130] bkz.   Süyûtî,   Zeylii'l-Mevzûât;   s.203;   Sehavî,   Makasıd; s.373; Semhudi, Gammaz; s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.168; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.301; Aclunî, Keşf; 2/255; Hut,  Esne'l-Metalib; s.27'4.

[131] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.203

 

294. HADİS; "Müslüman olarak öl ve hiçbir şeye aldırış etme." [132] Sehavî: Bu lafızla bilmiyorum, demiştir.[133]

[132] bkz. Sehavî, Makasıd; s.374; Semhudî,   Gammaz; s.125; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s.168;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra;   s.302; Aclunî, Keşf; 2f251; Hut, Esne'l Metalib; s.274.

[133] Sehavî'nin el-Makasıdü'l-Hasene'deki   (s.374)   sözünün devamı şöyledir; 'Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölen kimsenin Cennete gireceğine dair hadisler çoktur."

(Ebu Gudde) diyor ki: Bu uydurma hadis, "Bu konuda gelen sahih pek çok hadisin mânâsına aykırıdır. Zira bu uydurma hadis, İslâm üzere ölen kişiye günahlarının hiç zarar vermeyece­ğini ifade etmektedir ki bu batıl -asılsız ve geçersiz- bir mana­dır. "Hiçbir şeye aldırış etme", sözü ne kadar çirkin bir sözdür!.. Bununla birlikte bu söz, bir gerçeği de ifade etmektedir. Zira hak olan kelime-i tevhid, sahibini ebedi olarak Cehennemde bırak­mayacaktır. Ancak bununla beraber Kelime-i tevhid getiren mü'min, işlediği bazı masıyet ve günahlardan dolayı azap görebi­lir. Hakla batıl arasındaki mesafe ne kadar da uzaktır!..."

 

295. HADİS: "Babaları sevmek, çocuklar için sıla-i rahimdir." [134] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[135]

[134] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.302; Acluni, Keşf; 2/261; Hut, Esnel Metalib;s.215.

[135] Sehavî'nin   el'MakasıdüTHasene' deki   (s.377)   sözünün devamı şöyledir; "Fakat bu manada Abdullah b. Ömer'in -nak­ettiği şu sahih- hadisi vardır;  "Babaya itaatin en üstün derecesi, kişinin baba dostlarına iyilik etmesidir."

Abdullah b. Ömer (r.a) hadisini Buharı bu lafızla el-Edebü'l-Müfredkitabında (s.29); Müslim Sahih'inâe, Birr, Sıla ve Âdab Kitabında Baba, anne arkadaşlarına iyilik babında (16/109); Ebu Davud Sünen'inde (4/337) ve Tirmizî Sünen' inde (8/98) rivayet etmişlerdir.

Bu hadisin; Buharı ve Müslim'in naklettiği bir hikâyesi de vardır. Müslim'in rivayeti şu şekildedir; Abdullah b. Dinar anlatıyor; Abdullah b. Ömer (r.a) Mekke yolunda bir bedevi ile karşılaştı. Ona selâm verdi. Ona bindiği merkebi verdi. Başındaki sarığını da onun başına giydirdi. Biz Abdullah'a; —Allah senin iyiliğini versin. Bunlar bedevidir, az bir şeye bile razı olurlar, dedik. Abdullah;

-Bunun babası, babamın (Hz. Ömer b. Hattab'ın) samimî dostu idi. Zira ben Allah Rasûlü (s.a.v)'nün şöyle buyurduğunu işittim; "Babaya itaatin en üstün derecesi, kişinin baba dostlarına iyilik etmesidir."

 

296. HADİS: "Sevgi, kusurları örter." [136] Sehavî: Bunu görmedim, demiştir.[137]

[136] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; Aliyyül-Karî, Kübra; s.302; Aclunî,  Keşf; 2/261; Hut, Esne'l-Metalib;s.322.

[137] Sehavî'nin; "Bunu görmedim", sözü ne onun el Makasıdül Hasene kitabında (s.377) ne de bu sözü kendisinden nakleden İbnü'd Deyba'nın Temyizü't-Tayyib mine'l'Habis' kitabında   ne Aclûnî'nin Keşfü'l-Hafa kitabında (2/261) ne de müellif Aliyyül Karî'nin el-Mevzuâtü'l-Kübra kitabında (s.302) yer almaktadır. Sehavî'nin kitabında olan ifade şudur; Bu söz, "Bir şeyi çok sevmen seni kör ve sağır eder", hadisi manasıdadır."

Benim kasdım; asla "Sevgi kusurları örter", sözünün hadis olduğunu açıklamak değildir. Amacım sadece gerçeği ifade etmektir. Bu söz, nebevi hadis olması bir yana, en zayıf beşerî sözlerindendir. Buradaki ikinci kelimenin harekesi de ihtilalırdır. Aclunî şöyle demiştir; (el-Mehabbetü mükibbe:) yani Sevgi insanı tehlikeye, helake düşürür. Necm ise; (el-Mehabbetü mekebbe: Sevgi ayıpları örter.) Bu söz hadis değildir, demiştir. Buna göre (mekebbe) şeklinde okuyuş daha anlamlıdır. İyi düşün." Aclûnî'nin sözü burada sona ermektedir.

 

297. HADİS: "Hased edilen kişinin rızkı bollanır." [138] Bilinmemektedir.[139]

[138] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; Aliyyül Karî, Kübra; s.303; Aclunî, Keşf; 2/261; Hut, Esne'l-Metalib; s.322.

[139] Bilakis uydurma hadisler konusunda eser yazan birçok müellifin ifade ettiği gibi; bu söz hadis değildir.

 

298. HADİS: "Kişi ameliyle bilinir; babasıyla ve dedesiyle değil." [140] Hadis değildir.

[140] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 170; Aliyyül Karî, Kübra; s.304; Aclunî, Keşf; 2/262; Hut,  Esne't Metalib; s.322.

 

299. HADİS: "Hastanın inlemesi teşbih, bağırması tekbir, nefesi sadaka, uykusu ibadet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi Allah yolunda cihaddır." [141] Askalânî: Sabit değildir, demiştir.[142]

[141] bkz. Hatib,  Tarihu Bağdad; 2/191; Zehebî, Mizan; 1/436; İbn   Hacer,   Lisanul Mizan;   2/267;   Sehavî,   Makasıd;   s.381; Semhudî,   Gammaz;  s.126;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz;  s.171;  Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.305; Acluni, Keşf; 2/266; Hut, Esnel Metalib; s.323.

[142] Bu hadisi Hafız İbn Hacer, Lısanül Mizan'da (2/267-268) (Hasen b, Ahmed el-Belhî)'nin biyografisinde şöyle zikretmektedir; "Hasen b. Ahmed el-Belhî; Fadl b. Musa'dan; o da Muhammed b. Amr'dan; o Ebû Seleme'den; o da Ebu Hureyre'den merfû olarak; "Hastanın inlemesi teşbihtir", hadisini rivayet etmiştir. Hatib. bu hadisi Tarih'iııde (2/191) Ebu Bekir b. Muzaffer'den; o Ebu Muhammed Ahmed b. Şeybe b. Hasen ed-Dabbî'den; o Ebu Şuayb es-Sûsî'den; o da Hasen b. Ahmed el-Belhî kanalıyla aynı şekilde rivayet etmiştir. Hatib şöyle demiştir; Hadisin ricali -Belhî hariç- güvenilir olarak tanınmış kimselerdir. Belhî ise meçhuldür." Zikredilen sened, Hatib'in senedinden tahrif edilmiştir.

Hatib bu hadisi   Tarihu Bağdad' da  (2/191) Muhammed b. Hasen b. Dabbe el-Bağdadî'nin biyografisinde şu şekilde zikretmektedir; Bana Ebu Bekir Muhammed b. Muzaffer b. Ali b. Mukri'   ed'Dineverî  haber  verdi.  Dedi  ki; Bize Ebu Ahmed Ubeydullah b. Muhammed b. Şenbe el-Kadı haber verdi. Dedi ki: Bize Ebu Ca'fer Muhammed b. Hasen b. Hüseyin b. Osman b. Habib b. Ziyad b. Dabbe el-Bağdadî haber verdi. Dedi ki; Bize Salih b. Ziyad es'Sûsî Ebu Şuayb haber verdi. Dedi ki; Bize Hüseyin b. Ahmed el-Belhî; Fadi b. Musa es-Sinanı'den; o Muhammed b. Amr'dan, o Ebu Seleme'den o da Ebu Hureyre'nin şöyle  dediğini  nakletti;  Allah  Rasûlü  (s.a.v)  şöyle  buyurdu; "Hastanın  inlemesi teşbih,   bağırması   tekbir,   nefesi sadaka, uykusu ibadet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi Allah yolunda cihaddır.  Allah  meleklerine; Kulum  için sağlığındaki yapığı şeylerin en güzelini yazın, der." Hasta kimse kalkıp yürüdüğünde hiç günah işlememiş gibi kalkar.

Hatib Bağdadî bundan sonra şöyle demiştir- "Ebu Şuayb ve onun üstündekilerin hepsi güvenilir olarak tanınmaktadırlar. Ancak Belhî müstesna. Zira o meçhuldür."

Hadis, bir başka tarik ile Hz.Ali (r.a)'den gelmiştir Onun senedinde (Belhî) yoktur. Ancak senedinde (Haris b. Abdillah el-Hemedani el-AVer) bulunmakadır. Zehebî Mizan' da (1/436) Haris el-A'ver tercemesinde şöyle demiştir; Muhammed b. Yakub b. Abbad, Muhammed b. Davud'dan, o İsmail'den, o İsrail'den, o Ebu İshak'dan, o Haris'den, o da Hz. Ali (r. a)'den rivayet ediyor; Allah Rasûlünü işittim. Şöyle buyuruyordu; "Hastanın inlemesi tesbih, bağırması tekbir, nefesi sadaka, uykusu ibadet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi düşmanla çarpışmadır. Onun için sağlığındaki yaptığı amellerin benzeri hasenat yazılır. Hastanın üzerinde hiçbir günah kalmayarak tertemiz kalkar. "Buharî bu hadisi ed-Duafâ kitabında rivayet etmiştir. (Haris el-A'ver) hakkında çok söz söylenmiş, kimileri güvenilir kabul ederken, kimileri onu zayıf saymıştır. Belki de onun hakkında söylenen en güzel söz, bu ilim dalının önderi Hafız Zehebî (rh.a)'nin şu sözüdür; Haris'in hadisleri dört Sünen kitabında yer almaktadır. Nesaî, hadis ricali hakkındaki sert değerlendirmelerine rağmen onu hüccet olarak kabul etmiş, onun durumunu güçlendirmiştir. Hadis alimlerinin büyük çoğunluğu, fıkıh bablarında Haris'in hadisini rivayet etmelerine rağmen, onun "zayıf olduğu görüşündedirler. Meselâ; Şa'bî, hem onu yalancı saymakta, sonra da ondan rivayette bulunmaktadır. Görünen odur ki; Haris, konuşmalarında ve hikâyalerinde yalan söylemiş, ama Hadisû Nebevî'de yalan söylememiştir. Haris, ilim hazinelerinden biri idi.

Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib' de (1/141) onun hakkında; "Hz. Ali'nin talebesidir. Şa'bî onun itikadî görüşünü yalanlamıştır. Rafızîlikle suçlanmıştır. Hadisinde zayıflık vardır", demiştir. (Ebu Gudde diyor ki:) Dolayısıyla durumu bu şekilde olan kimsenin hadîsi "uydurma" olamaz, ancak "zayıf hadis" olabilir. Hatta böyleleri için "hadisinde zayıflık vardır", denilir. Doğrusunu Allah bilir.

Üstadımız Şeyh Abdülaziz b. Sıddık el'Gumarî'nin (Haris)i güçlendirmek ve onu savunmak için yazdığı ve el-Bahıs an Iîeli't(?)Ta'n fi'l-Haris adını verdiği faydalı bir risale vardır. Bu risale, Kahire'de Şark Matbaasında tarihsiz olarak (tahminen 1370 yılından sonra) 44 sayfa halinde basılmıştır. Bu kitapta şiddetli ve gayet sert dil sürçmeleri bulunmaktadır.

 

300. HADİS: Müezzin'in; "Eşhedü enne Muhammede'r-Rasûlullah" sözünü işittiğinde; Ben de şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Peygamber olarak Muhammed (s.a.v)'i seçtim; diyerek [143] ve şehadet parmaklarının uçlarının içlerini öperek gözlere sürmek. [144] Sehavî'nin dediğine göre, merfû olarak nakledilmesi sahih olamaz.[145]

[143] bkz. Sehavî, Makasıd; s.384; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.171; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.306; Aclunî, Keşf; 2/269; Hut,  Esne'î-Metalib; s.276; İbn Abidin Reddü'l-Muhtar; 1/267.

[144] Sehavî'nin el-Makasıdü'l-Hasene' deki (s.384)   sözünün devamı, müellif  Aliyyül Karî'nin el'Mevzûâtü'l-Kübra 'da (s.306) naklettiği gibi, şöyledir; "Bunu Deylemî Firdevs'de Hz. Ebu  Bekr  Sıddık  hadisi  olarak  zikretmiştir; Hz. Ebu  Bekr Sıddık (r.a), müezzinin;  (Eşhedü enne Muhammederrasûlullah) sözünü işittiğinde; İki şehadet parmağının içlerini öper ve bunları gözlerine sürerdi. Zira Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki; "Kim benim halilimin (yani Ebu Bekir Sıddık'ın) yaptığı gibi yaparsa benim şefaatim ona helâl olur, "Bu, sahih olamaz."

[145] Sehavî'nin (el-Makasıdül-Hasene; s.384 de) bu hadis hakkındaki ifadesi, bir önceki dipnotta geçtiği gibi; (merfû olarak nakledilmesi) ifadesi olmaksızın; sadece  "Sahih olamaz", şeklindedir.   Bu  ifade,   Sehavî'nin bu   sözünü  nakleden  talebesi İbnü'd-Deyba'ın Temyizü't-Tayyib mine'l Habis kitabında, müellif Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûâtü'l'Kübra kitabında ve Aclûnî'nin Keşfü'l-Hafa kitabında  (2/270)  sadece "Sahih  olamaz", şeklindedir.

Sonra müellif Aliyyü'l-Karî'nin; "Sehavî'nin dediğine göre" şeklindeki ifadesi ile Sehavî'nin sözü zayıflatılmaktadır. Bunun delili yoktur. Zira Sehavî, hadisin, uydurma olduğunu kesin bir ifade ile belirtmek üzere; Sahih olamaz, demiştir. Kendisinden sonraki hadis hafızları da bu görüşünü ikrar etmişlerdir. Dolayısıyla bu zayıflatmanın anlamı yoktur.

Garib bir şeydir ki, müellif Aliyyü'l-Karî, el-Mevzûâtü'l-Kübra' da Sehavî'nin; "Bu sözü Şeyh Ahmed er-Raddâd, Mûcibatü'r-Rahme kitabında senedindeki kopuklukla beraber aralarında meçhul raviler bulunan bir senedle Hızır aleyhisselâm'dan nakletmektedir. Bu konuda rivayet edilen hiçbir şeyin kesinlikle merfû olarak nakledilmesi sahih olamaz"; sözünü naklettikten sonra şu yorumu yapmıştır; Bu sözün Hz. Ebubekir Sıddık'a nisbeti sabit olduğu takdirde Aleyhisselam'ın; "Benim sünetime ve benden sonraki raşid halifelerin sünnetine sarılın. hadisi sebebiyle bununla amel için yeterlidir. Müellifin bu yorumunun hatadan başka hiçbir anlamı yoktur. Zira bu sözün Hz. Ebubekir'e isnadı sahih olamaz. Sonra bu hadis, bir önceki dipnotta geçtiği gibi, merfû bir hadistir. Müellif, yorumlarının çoğunda üzerine delil bina edilemeyecek kadar uzak bir yorumla bile olsa not düşmekten hoşlanmaktadır. Tahtavî'nin; Merakıl-Felah üzerine yazdığı haşiyede (Ezan) babının sonunda bu hadisi Firdevs kitabından nakil yaptıktan sonra; "Hızır'dan bu şekilde rivayet edilmiştir. Bu gibi hadislerle Amellerin Faziletleri konusunda amel edilebilir," şeklindeki sözüne aldanma. Zira bu görüş, hadis hafızlarının sözleriyle reddedilen bir görüştür. İbn Abidin Reddü'l-Muhtar' da (1/267) bu hadisin batıl olduğunu nakletmektedir. Hafız İbn Teymiyye Minhacü'sSünne kitabında (3/17) "Firdevs kitabında maşallah uydurma hadisler boldur", demiştir.

 

301. HADİS: "Müşteriye yardım olunur." [146] Bunun aslı yoktur. İbnü'd-Deyba' [147] bu şekilde zikretmiştir.[148]

[146] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz; s.170; Aliyyü'l-Karî,  Kübra; s.123; Aclunî, Keşf /166; Hut, Esne'l-Metalib; s.62.

[147] İbnü'd-Deyba', Temyizü't-Tayyib mine'l-Habis; s.32 Hadis No; 170

[148] (301 nolu hadis, kitabın asıl nüshasında burada yer almamaktadır.) Müellif, bu hadisi Elif harfiyle başlayan uydurma hadisler arasında 32  nolu   "Alıcıya yardım edin",  manasındaki (Eîynu'ş-Şârî) hadisinden sonra zikretmiş ve İbnü'd-Deyba'ın yukarıdaki sözünü de aynen nakletmiştir. Bu hadis, (mim) harfiyle başladığı için burada ikinci defa zikretmeyi uygun gördüm.

 

302. HADİS: "Musibetler, rızıkların anahtarıdır. [149] Bilinmemektedir.

[149] bkz. Sehavî, Makasıd; s.387; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.172; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.306; Aclunî, Keşf; 2/275; Hut,  Esnel Metalib; s.325.

 

303. HADİS: "Allah Rasûlü (s.a.v)'nün Ebu Cehille güreşmesi. [150] Bunun aslı yoktur. [151] Bu hükmü Halebî, [152] Şifa Haşiyesi'nde zikretmiştir.[153]

 

[150] bkz. İbn Kayyim, Fürüsiyye; s.3,32; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.307; Aclunî, Keşf; 2/278.

[151] Bu  uyarıyı  Hafız  Burhaneddin  Halebî'den   Önce Hafız Mizzî Tehzibül-Kemal kitabında yapmış, ondan da talebesi İbn Kayyım el-Cevziyye (r.a) Fürüsiyye Kitabında (s.3,32-33) naklet mistir. İbn Kayyim, bu iki yerde de Peygamberimiz (s.av)'in Rukâne (r.a) ile Müslüman olmadan önce güreşmesinin sabit olduğunu, bu olayı Ebu Davud ve başkalarının rivayet ettiğini açıklamaktadır.

[152] Bu zat, Hafız Burhaneddin İbrahim b. Muhammed Sıbtü Ibni'l'Acemî el-Halebî'dir. Haleb'de 841 yılında vefat etmiş ve mahallemiz  el-Cübeyle'de  Ebu  Zer  Camii'nde  defnedilmiştir. Bu camiin kendisine nisbet edildiği Ebu Zerr ise Hafız Burhaneddin'in oğlu olan Ahmed b. İbrahim el Halebî'dir. (öl.884) Ebu Zerr el- Halebî'nin hadis ve diğer ilimlerde eserleri vardır. Tamamlayamadığı Şifa Şerhi de bu eserlerden biridir.

[153] Burhaneddin Halebî'nin Şifa Haşiyesi, müellifin kendi yazıyla yazılmış tam nüsha olup Haleb'de Ahmediyye Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bunu bana üstadımız Allâme Muhaddis Tarihçi Şeyh Muhammed Ragıb et'Tabbah (r.a), kendisine müellif Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûâtü'l Kübra kitabını 1362 yılı Ramazan ayında Husrcviyye Medresesi -şimdi İslâmî İlimler Lisesi-nin   bahçesinde   minarenin   kapısı   önünde   okuduğum esnada ifade etmişti.

 

304. HADİS: "(Gusül yaparken) Ağza ve burna üç defa su vermek, cünüp için farzdır." [154] Uydurmadır.

[154] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.309; Aclunî, Keşf; 2/278.

 

305 HADİS: "Masıyetler nimetleri giderir." [155] Sehavî: Bunu görmedim, demiştir. [156] İbnü'd-Deyba' bunun üzerine diyor ki: Yani merfû olarak görmedim, demek istemektedir. Yoksa bu ifade, selef âlimlerinin sözlerinde yer almaktadır. Şair [157] diyor ki:

"Bir nimet içerisinde isen, bil değerini; Gidermektedir masıyetler nimetleri. "[158]

Derim ki: Bu mânâda Kur'ân'da âyetler de vardır. Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez.'[159]

Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Allah bir kasabayı örnek vermektedir ki, o kasaba önceden güven içerisinde huzurlu bir kasaba idi. Her taraftan oraya bol bol rızık geliyordu. Fakat o kasaba Allah in nimetlerine nankörlük etti. Allah da işlemekte ısrar ettikleri kötülükler sebebiyle o kasabaya açlık ve korku elbisesini tattırdı. '[160]

Ayrıca Muhaddis, sadece lafzı dikkate almaktadır. Aksi takdirde; hadis alimlerinin "aslı yoktur" veya "uydurmadır", diye zikrettikleri her hadis için Kitab ve Sünnette (kendisini destekleyen) her hangi bir mananın bulunmamasına pek az rastlanmaktadır.[161]

[155] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.173; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.309; Aclunî, Keşf; 2/279; Hut,  Esne'l Metalıb; s.325.

[156] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene; s.389,121

[157] Bu   şairin   ismi,   Sehavî'nin   e Makasıdü'l-Hasene'  de (s,12l)'de belirttiği gibi Kadı Ebu'l-Hasen el-Kindî'dir.

[158] Aclûnî'nin Keşfü'l Hafa 'da (s. 279) belirttiği gibi, Bu beyitten sonra şu beyit gelmektedir;

Devam et, Allah'ı zikrederek bu yolda; Zira çok süratlidir Allah azabında.

[159] Rad;ll

[160] Nahl; 112

[161] Bu ifadede fazla mübalağa yapılmıştır. Zira uydurma hadisler arasında uzaktan yakından ne aklın ne de şeriatın çerçevesine girmeyecek belâ ve musibetler vardır.  Bu konunun genel ifadeler içerisine sokularak zorlama yapılması ne kadar kötüdür!..

 

306. HADİS: "Mide dert yuvası, perhiz ise devanın başıdır." [162] Tabiblerden birinin sözüdür.[163]

[162] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389;  Semhudî,   Gammaz; s. 128; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 173;   Aliyyül Karî,    Kübra;  s.309; Aclunî, Keşf; 2/219; Hut, Esne'l-Metalib; s.325.

[163] Bu sözün sahibi, "Arap Tabibi" diye bilinen Haris b. Kelede es-Sekafî et-Taifî'dir. Peygamberimiz (s.a.v) sahabeden hasta olanlara onun ilaçlarıyla tedavi olmalarını tavsiye ederdi. Hafız Ibn Abdil-Berr îstiab isimli kitabında bu tabibin oğlu (Haris b. Haris b. Kelede) biyografisinde şöyle demiştir; Haris b. Kelede, İslâm'ın ilk günlerinde Ölmüştür. Müslüman olduğuna dair ifadeler sahih olamaz.  Rivayet edildiğine  göre; Peygamberimiz (s.a.v) Sa'd b. Ebî Vakkas'a tabip Haris'e gitmesini, başına gelen bir hastalık sebebiyle onun teşhis koymasını tavsiye etmiştir. Bu da tıb konusunda alanında ehil olma şartıyla ehl-i küfürle istişare etmenin caiz olduğuna delildir.

 

307. HADİS: "Çocukların hocası, onların aralarında adaletle davranmazsa kıyamet günü ismi zâlimlerle beraber yazılır." [164] Mekhûl'ün sözüdür.[165]

[164] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.310; Aclunî, Keşf; 2/280.

[165] Mekhûl'ün biyografisi (Kha) harfinde 118 no.ru hadis dipnotunda geçmiştir.

 

308. HADİS: "Gıybet edenle bunu dinleyen kişi, günahta ortaktırlar." [166] Bu lafızla aslı bilinmemektedir.[167]

[166] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 174; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.311; Aclunî, Keşf; 2/280; Hut, Esne'l-Metalib; s.325.

[167] Ibn Ömer (r.a)'in şöyle bir hadisi rivayet edilmektedir; "Allah Rasûlü  (s.a.v) gıybetten  ve gıybeti dinlemekten nehy etmiştir." Heysemî'nin   Mecmau'z-Zevaid' de   (8/91)   belirttiği gibi; bu İbn Ömer hadisini Taberanî, Kebir ve Evsaf da. zayıf bir senedle rivayet etmiştir.

 

309. HADÎS: "Satın almayacağı halde fiyatı artıran kişi, lanetlenmiştir." [168] Sehavî: Bunu merfû hadis olarak bilmiyorum, demiştir.[169]

[168] bkz. Sehavî, MaJczsıd; s.290; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.174; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.312; Aclunî, Keşf; 2/283; Hut,  Esnel-Metalib

[169] Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene; s.390. Müslim'in Sahihinde (Nikâh 52; Nevevî Şerhi; 9/198) Ebu Hureyre'den rivayet ettiği; Peygamberimiz (s.a.v)'in; "Alış-verişte birbirinizi kızıştırmayın..." şeklindeki hadisi buna ihtiyaç bırakmamaktadır. Tenacüş (Alış-verişte kızıştırma); Kişinin; satın alma arzusu olmadığı halde başkasını hile ile satın almaya zorlama ya da artan fiyatla satıcıya menfaaat sağlama amacıyla eşyanın fiyatını artırması anlamındaki "Neceş" kökünden gelmektedir. Yine bu konuda Tirmizî'nin Sünen' inde (Birr 27; Tuhfe; 8/123) Hz. Ebubekir Sıddık (r.a)'dan rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.v)' in; "Mü'mine zarar veren ya da hile yapan mel'undur", hadisi buna ihtiyaç bırakmamaktadır.

 

310. HADİS: "Razı olması istendiği halde razı olmayan kimse, o şeytandır." [170] İmam Şafiî'nin sözüdür. Bu sözün devamı: "Kızması istendiği halde kızmayan kimse, merkeptir", şeklindedir.[171]

[170] bkz. Sehavî, Makasıd; s.402; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.179; Aliyyül Karî, Kübra; s.320; Aclunî, Keşf; 2/304; Hut,  Esnel Metalib; s.281.

[171] Sehavî, el-Makasıdül Hasene; s.402

 

311. HADİS: "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dününden daha kötü olan kimse, lanetlenmiştir." [172] Bu söz, sadece Abdülaziz b. Ebî Ravvad'ın [173] rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir. Abdülaziz b. Ebî Ravvad: Bunu bana Allah Rasûlü (s.a.v) rüyada tavsiye etmişti, demiştir. Bu sözün devamı da vardır. [174] Bunu Beyhakî rivayet etmiştir.[175]

 (Ebu Gudde diyor ki: Bu hadisi Deylemî, merfû hadis olarak rivayet etmiştir. Deylemî'nin senedi zayıftır. Deylemî'nin bu rivayeti, müellifin; Bu söz, sadece Abdülaziz b. Ebî Ravvad'ın rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir, ifadesini geçersiz kılmaktadır.)[176]

[172] bkz. Hatib Bağdadî Iktizaul Ilmi'l-Amel; s.112; Sehavî, Makasıd; s.402; Semhudî, Gammaz; s.140; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.179; Aliyyül Karî, Kübra; s.316; Aclunî, Keşf; 2/305.

[173] Abdülaziz  b.   Ebî  Ravvad  el-Mekkî;   Hadis   rivayetinde bulunmuş,   kendisinden   hadis   rivayet   edilmiştir. Hadisini Buharı el-Edebü'l-Müfred'de, Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mace Sünen' lerinde tahric etmişlerdir. Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib'de tahric etmişlerdir. Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib'de (6/338-339) onun hakkında şöyle demiştir; "Salih ve ibadet ehli biri olup vera' ve salah ve nafile ibadetle tanınmıştı. Talebesi İbnüTMübarek; "Konuşurken gözyaşları yanağının üzerine akıyordu", demiştir. Mekke'de 159 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

İslâm âlimleri arasında kabul edilen kesin esaslardan biri; rüya gören kim olursa olsun, Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyada görmek suretiyle herhangi bir şer'î hükmün sabit olmayacağı hususudur. Her hangi bir hadisin rüya yoluyla sabit olamayacağı ise öncelikle kabul edilmiş esaslardan biridir.

[174] Müellif Aliyyül Karî,   el Mevzûâtül Kübra da şöyle demiştir;  "Hadisin sonuna ilâve  edilen metin şudur;   "Kim  bir ziyade içinde olmazsa o eksiklik içindedir."Bunu Hatib Bağdadî İktizaul-IImi'l-Amel adlı eserinde (s.112) senediyle şu şekilde rivayet etmiştir: Bize İbn Rızk Muhammed b. Ahmed haber verdi. Dedi ki; Bize Osman b. Ahmed haber verdi. Dedi ki; Bize Muhammed b. Ahmed b. Bera anlattı. Dedi ki; Bize Davud b. Ruşeyd anlattı. Dedi ki; Bize Velid b. Salih bir adamdan şunu nakletti; Hz. Peygamber (s.a.v)'i rüyada gördüm. Bana dedi ki; "iki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.  Bugünü dününden daha kötü olan kimse, lanetlenmiştir. Nefsin deki eksikliği bilmeyen kimse, giderek daha da noksan olacaktır. Giderek daha noksan olan kimse için ölüm daha hayırlıdır."

[175] Müellif Aliyyül Karî'nin el-Mevzua tü'l-Kübra kitabında; "Bunu Beyhakî rivayet etmiştir" denilmiştir.  Sehavî,  İbnü'd-Deyba' ve Aclûnî gibi meşhur uydurma hadisler konusunda eser yazanlar arasında bu hadisi nakledip de bu haberi ve rüyayı zikrettikleri halde   Beyhakî'yi zikreden birini görmedim. Korkarım ki ya burada tahrif yapılmıştır ya da henüz, ulaşamadığım bir düşüklük vardır. Doğrusunu bilen Allah'dır. Sehavî el Makasıdü'l-Hasene' de (s.402) bu başlık altında şöyle demiştir; "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dünkünden daha kötü olan kimse, lanetlenmiştir. Nefsindeki eksikliğı bilmeyen kimse, giderek daha da noksan olacaktır. Giderek daha noksan olan kimse için ölüm daha hayırlıdır, Cennete özlem duyan hayırlara koşar. Cehennem'den korkan nefsî arzulardan uzak kalır. Ölümü gözetleyen kimseye dünya lezzetleri basit gelir. Dünya sevgisinden uzak duran kimseye musibetler basit gelir." Bu hadisi Deylemî, Muhammed b. Sûka kanalıyla Haris (bin Abdillah el-Hemedâni el-AVer) den; o da Hz. Ali'den bu lafızla merfû olarak rivayet etmiştir. Deylemî'nin senedi zayıftır." Deylemî'nin bu rivayeti, müellifin; Bu söz, sadece Abdüla/.iz b. Ebî Ravvad'ın rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir, ifadesini geçersiz kılmaktadır. Doğrusunu bilen Allah'dır, (Dolayısıyla hadis uydurma değil, zayıftır. Çev)

[176] Bu bilgi notu, önceki dipnotun sonunda yer almaktadır. Önemine binaen ve dikkat çekme amacıyla bu notun kitabın metni içinde parantez arasında yer almasını uygun gördüm. (Çev.)

 

312. HADİS: "Cünüplükten helâl yolla yıkanan kimseye, Allah Teâlâ ona beyaz inciden yüz köşk verir. Allah ona dökülen her damla suya karşılık bin şehid sevabı verir." [177] Batıldır, bunu Dinar uydurmuştur.[178]

[177] bkz. Zehebî Mizan; 2/30; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.317; Aclunî, Keşf; 2/300.

[178] Dinar Ebu Mikyes el-Habeşî; Zehebi Mizanü'l-İ'tidal' de (2/30) biyografisini vermiş ve onun hakkında; "Bu, yalancılıkla suçlanan değersiz biridir. 240 h. yılında Enes b. Mâlik'den çirkin bir rivayet nakletmiştir", demiştir. Zehebî, daha sonra onun belâlı hadislerinden bir kısmını zikretmiştir. Bu uydurma hadisler arasında yukarıda geçen hadis de benzer lafızla yer almaktadır.

 

313. HADİS: "Muharrem ayının onuncu (Âşûra) günü İsmid [179] ile kirpiklerine sürme çeken kimse, asla göz ağrısı [180]  çekmez." [181]  Uydurmadır.   Bunu  Hz.   Hüseyn (r.a)'in katilleri uydurmuştur.

[179] Ismid; Bir sürme çeşididir.

[180] Bir lafızda; (aynâhu/iki gözü) denilmiştir.

[181] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 2/203; Zeylaî, Nasbü'r-Raye; 2/455;   Sehavî,   Makasıd;   s.403;   Semhudî,    Gammaz;   s.123; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; 8.180; Münavi, Feyzulî-Kadir; 6/82; İbn Arrak, Tenzih; 2/157; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.320; Aclunî, Keşf; 2/306; Hut, Esne'l-Metalib; s.283.

 

314. HADİS: "Allah, bid'atçiyi azarlayan kimsenin kalbini güven ve imanla doldurur." [182] Uydurmadır.

[182] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.321; Aclunî, Keşf; 2/308.

 

315. HADİS: "İki değerli azasını (yani gözlerini) seven kimse, ikindiden sonra yazı yazmasın." [183] Bunun aslı yoktur.

[183] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/290.

 

316. HADİS: "Seni bir şey karşılığında seven kimse, bu (menfaat) sona erince seni usandırır." [184] Hadis değildir.

[184] bkz. Sehavî, Makasıd; s.395; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.176; Aliyyü'l-'Karî, Kübra; s.314; Aclunî, Keşf; 2/292; Hut,  Esnel-Metalib; s.280.

 

317. HADİS: "Haksız yere bir âlimi zillete düşüren kimseyi, Allah kıyamet günü bütün yaratılmışların huzurunda zelil kılar." [185] Sem'an b. Mehdî'nin uydurma nüshasındandır. Zeyl'de böyledir.[186]

185] bkz. Süyûtî, Zeylü'l Mevzûât; s.41; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.314; Aclunî, Keşf 2/287.

[186] Süyûtî, Zeylül Mevzûât; s.41 Süyûti burada şöyle diyor; "Zehebî, Mizan'da (2/234); "Enes'den rivayet eden Sem'an b. Meh" dî; Neredeyse hiç tanınmamaktadır. Ona -uydurma- bir nüsha yamanmıştır, Bu nüshayı gördüm. Allah onu uyduranı rezil eylesin", demiştir. İbn Hacer ise Lisan'da (3/114); "Bu nüshayı Mu' hammed b. Mukatil er Razî, Cafer b. Harun el-Vasitî'den, o da Sem'an'dan rivayet etmektedir, bu nüshadaki hadisleri zikretmiş ve bu nüshada üçyüzden fazla hadis yer almaktadır. Bu hadislerin metinlerinin çoğu uydurmadır", demiştir. İbn Hacer ve Süyûtî, bu hadislerden bir kısmını zikretmişlerdir

 

318. HADİS: "Allah'ın Kendisine herhangi bir tahsil görmeden ilim vermesini, herhangi bir önder olmaksızın hidayet vermesini isteyen kimse; dünya sevgisinden uzaklaşsın." [187] Muhtasar' da belirtildiği gibi; Bunun aslı bulunamamıştır.

[187] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/287.

 

319. HADİS: "Birinin İslâm'a girmesine vesile olan kimseye Cennet vacip olur." [188] Saganî: Uydurmadır, demiştir.

[188] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.315; Aclunî, Keşf; 2/295.

 

320. HADİS: "Balık yiyen kimse, [189] ardından hurma yesin." [190] Askalânî: Bu batıldır, demiştir.[191]

[189] Bir rivayette; (Men esmeke fel-yentehıl) denilmiştir. Bu sözü el-Kavukçî " el-Lü'lüü'l-Marsû' fî-ma Lâ Asle lehu ve bi-aslihi Mevzu "'(s.75) kitabında zikretmiştir. Bu sözün manası şudur; Kim balık yerse ardından hurma yiyerek onunla ağzını tatlandırsın, demektir. (Esmeke) fiili lügat kitaplarında yer almamaktadır.  Hatta  (S-M-K)  maddesinden "balık yedi" anlamında bir fiil de bulunmamaktadır.  Bu hadisi uyduran sadece hadis uydurmakla kalmamış,  bir de yeni bir kelime uydurmuştur. Hadis, İbnü'd-Deyab’nın  Temyizü't-Tayyib minel Habîs" kitabında (Men emseke fehyütmir)   lafzıyla yer almaktadır ki, bu bir tahriftir.

[190] bkz. Sehavî, Makasıd; s.397; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.177; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.315; Aclunî,  Keşf; 2/295; Hut,  EsneT Metalib; s.281.

[191] Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene; s.397

 

321. HADİS: "Namazı terk eden kişiye bir lokma ile yardımcı olan kimse, sanki bütün Peygamberleri öldürmüş gibi olur." [200] Raten'in uydurmasıdır. [201] Zeyl'de böyledir.[202]

[200] bkz. Aliyyül Karî, Kübra; s.317.

[201] Burada (Raten) "Te" harfiyledir. Bir rivayette "Ta" ile (Ratan) denilmiştir. İsmi; Raten b. Sâhûk b. Cekenderik ya da Raten b. Kirbal el-Hindî el-Bitrendî'dir. İslâm Tarihçisi Hafız Şemseddin Zehebî (rh.a) Mızanü'l İtidal kitabında (2/45) şöyle demektedir; "Raten el-Hindî; Raten kimdir bilir misiniz? Hicrî 600 yılından sonra ortaya çıkan, sahabî olduğunu iddia eden hiç şüphesiz yalancı deccal bir şeyhtir.  Sahabe yalan söylemez. Bu adam Allah ve Rasûlüne karşı cür'ette bulunmuştur. Ben bunun durumu hakkında bir hadis cüz'ü yazdım. Bir rivayete göre   632 yılında, bir rivayette ise daha sonra vefat etti, denilmiştir. Kendisi yalancı olmakla beraber ayrıca onun adına yalan ve imkânsız haberlerin en çirkinlerinden hadisler uydurulmuştur."

(Ebu Gudde ) diyor ki'- Zehebî bu hadis cüz'üne "Kesru Veseni Raten" (Raten Putunun Yıkılması) adını vermiştir. Hafız Ibni Hacer, İsabe kitabında (Râ) harfinde kitaplarda hata ve yanılgı eseri sahabî olarak zikredilen kimselere tahsis ettiği dördüncü kısımda Raten'den uzun nakillerde bulunmuştur. Burada Raten'in durumu hakkında geniş açıklamalarda bulunmuş, Lısanü'l Mizanda (2/450,452) da Raten'in biyografisinde Raten'den nakiller yapmıştır.

Zehebî onun hakkında şöyle diyor; "Raten'in Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet ettiği bir hadis nüshasına vâkıf oldum, içerisinde yaklaşık üç yüzden fazla hadis vardı. İbn Hacer diyor ki; Zehebî'nin işaret ettiği hadis cüz'üne ben de vâkıf oldum. İçinde onun dediği gibi üçyüzden fazla hadis vardı. Murtaza ez-Zebîdî Tacü'l-Arûs' da Raten hakkında şöyle diyor; Raten'in rivayet ettiği hadisler Rateniyyât adı verilen bir defterde toplanmıştır. Ben buna vakıf oldum."

Zehebî'nin Hadis Cüz'ünde zikrettiği Raten'in hadislerinden biri; "Hendek kazarken Allah Rasûlü ile birlikte bulunduğunu anlattığı hadistir." Bir diğeri şudur; "Hz. Ali'nin Fatıma ile zifafa girdiği o gece ben bir grup sahabe ile beraberdim. Şarkı söyleyenler vardı. Kalplerimiz âdeta uçuyordu. Ertesi gün Allah Rasûlü bize geceyi nasıl geçirdiğimizi sordu. Biz de anlattık. Bunu yadırgamadı, bize dua etti ve şöyle buyurdu; "Sert hayata alışın. Yaya yürüyün. Allah'ı açıktan göresiniz." Raten'in hadis diye naklettiği bir diğer sözü; "Batınî amellerden bir zerresi, büyük dağlar gibi zahirî amellerden daha hayırlıdır", sözüdür.

Hafız Zehebî bu ve benzeri bâtıl haberleri naklettikten sonra şöyle demiştir; "Zannediyorum ki bu hurafeler câhil Musa b. Mücellî'nin uydurmasıdır. Ya da bunları Raten'i icad eden kişi uydurmuş olabilir. Beklide Raten, hiç dünyaya gelmemiş bir kişidir. Onun gerçekten var olduğunu ve altı yüz yılından sonra ortaya çıktığını doğruladığımız takdirde; bu kişi ya çok uzun bir ömür yaşadığını ve sahabî olduğunu iddia eden, bu belâlı uydurma hadisleri uyduran ve insan şeklinde görünen bir şeytandır. Ya da Hz. Peygamber (s.a.v)'e yalan isnad ederek kendisine Cehennem'de bir ev kuran sapık bir şeyhtir." Hafız Ibn Hacer Isabe'de Raten'in biyografisinin sonunda diyor ki; "Arap dili üstadı üstadımız Mecdüddin eş-Şirazî -yani Kamus sahibi Firûzâbadî- Yemen diyarında Baş Kadı iken Yemen'in Zebîd şehrinde görüştüğümüzde onun Zehebî'nin Raten'in varlığını yadırgamasını yadırgadığını gördüm. Bana Hindistan diyarına gittiğinde Raten'in kasabasına gittiğini, orada babalarından ve dedelerinden Raten kıssasını anlatan ve onun varlığını kabul eden sayılamayacak kadar pek çok insanla karşılaştığını anlattı. Ben de; Zehebî onun var olmadığı konusunda kesin bir ifade kullanmamış, sadece tereddüt etmiştir. Zehebî, bu konuda mazur görülmelidir", dedim.

(Ebu Gudde) diyor ki: Ben de derim ki; Firûzâbadî Kamus kitabında buna işaret etmekte ve şöyle demektedir; "Raten b. Kirbal el-Bitrendî; Sahabî değildir. O Hindistan'da altı yüz yılından sonra ortaya çıkıp sahabî olduğunu iddia eden ve bu iddiası -pek çok kimse tarafından- doğrulanan bir yalancıdır. Bazı –uydurma- hadisler rivayet etmiş olup biz bunları onun talebelerinin talebelerinden işittik."

Hafız İbn Hacer daha sonra şöyle demiştir; Raten uzun bir hayat yaşamış olup birtakım iddialarda bulunmuştur. Bu iddialarını sürdürmüş, nihayet meşhur olmuştur. Eğer doğru sözlü olsaydı ikinci, üçüncü, dördüncü veya beşinci asırda tanınırdı. Fakat ondan altıncı asrın sonlarında ve yedinci asrın başlarında vefatına yakın bazı rivayetler nakledilmiştir. En doğrusunu bilen Allah'dır."

Raten'in hadislerinden seçmeler; "el-Erbaûn el-Müntehibat min Müntehabâtı'r-Rateniyyat" ismiyle, el-Evâilü's Sünbüliyye ve Bugyetu Ehlıl Eser lîmeni'ttüfika lehu ve li-ebîhi Suhbetu Ehli'l Beşer kitabıyla birlikte Mısır'da Muhammed AH Subayh Matbaasında 1326 ve 1347 yılında iki defa basılmıştır. Bu kitapta belâlı rivayetler ve büyük ayıplar bulunmaktadır. Yardım istenilecek olan sadece Allah'dır!.

[202] Süyûtî, Zeylül Mevzûât; s.81. Zehebî, bu rivayeti "Kesru Veseni Raten" (Raten Putunu Kırma) isimli hadis cüz'ünde nakletmiş, Süyûtî de Zeyl'de (s.81-85) Hafız İbn Hacer'in el-Isabe ve Lisanü'l-Mizan kitaplarında konuyla ilgili olarak Zehebî'den ve başkalarından, naklettiği hususları özetlemiştir.

 

322. HADİS: "Kameti tek tek okuyan kimse bizden değildir." [203] Uydurmadır. Leâlî' de böyledir. [204] Müezzinin sevabı hakkındaki uzunca Cabir hadisi de böyledir. Uydurmadır.[205]

[203] bkz. Süyûtî, Leâlî; 2/14; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.317.

[204] Süyûtî, el-Leâlîl Masnûa; 2/14

[205] Süyûtî Leâlî' de (2/12-13) bu şekilde hükmetmiştir. Burada hakkında hüküm verilen hadisin iyi bilinmesi için hadisin başından birkaç cümle nakledelim; "Müezzinler ve ihramlılar kabirlerinden çıkarken müzezzin ezan okuyarak, ihramlı da telbiye getirerek çıkarlar. Müezzin, sesinin vardığı yere kadar affolunur. Onun sesini duyan taş, ağaç, toprak, kuru—yaş her şey ona şâhid olur.  Onunla beraber o mescide namaz kılan insan sayısınca onların hasenelerinin bir misliyle hasene yazılır..." Bu gibi batıl ifadeler bir sayfaya yakın devam etmektedir.

 

323. HADİS: "Din kardeşini memnun etmek için onun yemeğini yiyen kimseye, bu yemek zarar vermez." [206] Ebu Süleyman ed-Dârânî'nin sözlerindendir. [207]

[206] bkz. Sehavî, Makasıd; s.399; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.178; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.318; Aclunî, Keşf; 2/300; Hut, Esnel Metalib; s.284.

[207] Bu zat örnek şahsiyetlerden zahid Ebu Süleyman Abdurrahman b. Ahmed b. Atıyye ed-Dâranî'dir. Şam'ın çevre kasabalarından Dârayya'lıdır. Irak ehlinden Rabi' b. Sabih'den ve başkalarından hadis rivayetinde bulundu. Kendisinden Ahmed ibnü'l'Havârî,  Kasım  el-Cûî ve başkaları hadis  rivayet  etti. Zühd ve salah konusunda eşsiz biriydi. Daranî'nin tasavvuf ve vaaz konularında değerli ifadeleri bulunmaktadır.   205 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

 

324. HADİS:  "Günahları  affedilmiş  biriyle  beraber yemek yiyen kimsenin günahları affolunur." [208] Yalandır, uydurmadır, aslı yoktur.

[208] bkz. Sehavî, Makasıd; s.401; Semhudî,   Gammaz; s.139; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.178; Aliyyü'l-Karî. Kübra; s.319; Aclunî, Keşf; 2/301; Hut, Esnel Metalib; s.284.

 

325. HADİS: "Kimin mazereti ortaya çıkarsa, ona sadaka vermesi vacip olur." [209] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[210]

[209] bkz. Sehavî, Makasıd; s.404; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.180; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.322; Aclunî, Keşf; 2/309; Hut, Esnel Metalib; s.286.

[210] Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene; s.404

 

326. HADİS: "Bir kadınla malı için evlenen kimseye, Allah o kadının malını ve güzelliğim haram kılar. [211] Zerkeşî: (Hadis olarak) bilinmemektedir, demiştir.

[211] bkz. Sehavî, Makasıd; s.406; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.181; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.325; Aclunî, Keşf; 2/312; Hut, Esnel Metalib; s.288.

 

327. HADİS: "Normal kıyafetinden başka bir kıyafete bürünen kimsenin kanını dökmek hederdir (cezayı gerektirmez). [212] "Bunun güvenilecek aslı yoktur." Bu konuda [213] Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet edilen Cin hikâyelerinden hiçbir şey sabit olmamıştır.

[212] bkz. Sehavî, Makasıd; s.407; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.181; AlıyyüTKarî, Kübra; s.325; Aclunî, Keşf 2/313; Hut,  Esnel Metalib

[213] Yani kendi kıyafetinden başka bir kıyafete bürünen kim" senin kanının heder sayılması hakkında hiçbir hadis sabit değildir.

 

328. HADİS: "Mescidde dünya kelâmı konuşan kimsenin, Allah kırk yıl amellerini boşa çıkarır." [214] Saganî: Uydurmadır, demiştir.[215]

[214] bkz.  Saganî,  Mevzuat,  s.5;  Semhudî,   Gammaz; s. 129; AliyyüTKarî,   Kübra;   s.325;   Aclunî,   Keşf;   2/310;   Şevkânî, Fevaıd; s.24.

[215] Bu hüküm doğrudur. 109 no.lu "Mescidde konuşma, hayvanın otu yediği gibi, haseneleri yiyip bitirir", hadisinin (263 nolu) dipnotuna bakınız.

 

329. HADİS: "Bir âlimle oturan kimse, sanki bir Peygamberle oturmuş  gibi olur." [216]  Sehavî:  Bunu merfû olarak bilmiyorum, demiştir.[217]

[216] bkz. Sehavî, Makasıd; s.308; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.182; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.326; Aclunî, Keşf; 2/318; Hut,  Esnel Metalib; s.289.

[217] Hatib  Bağdadînin  Şerefu Ashabil Hadis kitabındaki  (s.46) gayet hoş rivayetlerinden biri şudur; Fıkıh âlimi Ahmed b. Muhammed b. Gahb kıraat yoluyla ibrahim b. Muhammed b. Yahya el-Müzekkî'nin   şu   sözünü   naklediyor: Muhammed b. İshak b. Huzeyme'nin şöyle söylediğini işittim; Yunus b. Abdi'l-A'lâ anlatıyor; İmam Şafiî şöyle diyordu; "Hadis ashabından birini gördüğümde, sanki Hz. Peygamber (s.av.)'i hayatta görür gibi oluyorum." Sehl b. Abdillah et-Tüsterî diyor ki; "Peygamberlerin meclislerine bakmak isteyen,alimlerin meclislerine baksın." (Ibnü'l-Kayyim, Miftah Dari's Saadeh; s.129,181)

 

330. HADİS: "Bir şey hakkında bilgisi olmayan, ona düşman olur." [218] Hadis değildir. Şair diyor ki: "Kişi düşmanıdır bilmediğinin."[219]

[218] bkz. Sehavî, Makasıd; s.409; İbnü'd-Deyba7, Temyiz; s.183; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.328; Aclunî, Keşf; 2/320; Hut,  Esne'l-Metalib; s.290.

[219] Kitabın asıl nüshasında ve müellif Aliyyü'l-Karî'nin  el- Mevzûâtül Kübrâ kitabında şiîr bu şekildedir. Ancak bu mısranın vezni bozuktur. Aclûnî'nin Keşfü'lHafa kitabında  (2/244) Şöyle denilmiştir; "Alimlerden birinin şöyle bir sözü vardır; Kişi bilmediğinin düşmanıdır."

 

331. HADİS: "Allah, kardeşine kuyu kazan kimseyi yakında o kuyu içine düşürür." [220] Askalânî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[221]

[220] Bunun manası; Allah, kardeşine tuzak kuran ya da planlayan kişiyi, o tuzağa düşürür, demektir.

[221] bkz. Sehavî, Makasıd; s.410; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.183; Aliyyül Kari, Kübra; s.328; Aclunî, Keşf; 2/321; Hut,  Esnel Metalib; s.290.

 

332. HADİS: "Allah'a sâdık olarak yemin eden kimse, sanki Allah'ı teşbih ve takdis etmiş gibi olur." [222] Bunun aslı bilinmemektedir.

[222] bkz. Sehavî, Makasıd; s.411; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.183; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.329; Aclunî, Keşf; 2/323; Hut, Esnel Metalib; s.291.

 

333. HADİS: "Bir zâlime uzun ömürlü olması için dua eden kimse, Allah'a isyan edilmesini sevmiş olur." [223] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.[224]

[223] bkz.   Gazzali,  İhya; 2/87,144;  3/160;  Sehavî,  Makasıd; s.412;   Îbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s. 184;   Aliyyü'l-Karî,   Kübra; s.330; Aclunî, Keşf; 2/325; Hut, Esnel Metalib; s.292.

[224] Bu söz, Hasan el-Basrî'nin sözüdür. Nitekim Gazzalî Ihya'da (3/160) Dilin Afetleri bölümünde On sekizinci âfet olan Aşırı Övgü babında bu sözü Hasan el-Basrî'ye nisbet etmiş, Hafız Irakî de bunu tasvib etmiştir. Gazzalî, bu hadisi ihya'nın iki ayrı yerinde (2/87) Kazanç ve Geçim Edebleri Kitabı ile (2/144) Helâl ve Haram Kitabı'nın Sultanlarla beraber olmada helâl olan hususlar başlıklı altıncı babın başlarında Peygamberimiz (s.a.v)'den merfû olarak zikretmiştir. Gazzalî'nin hadisi merfû olarak zikrettiği ilk yerde (2/87 Dipnot 1) Hafız Irakî: "Bu hadisi İbn Ebi'd-Dünya Kitabü'sSamt' ta Hasen (el-Basri'nin sözü olarak rivayet etmiştir; Musannif (Gazzalî) Dilin Afetleri bölümünde aynı şekilde doğru haliyle -yani Hasan el-Basrî'den- rivayet etmektedir", demiştir. Hadis, ihya'da zikredildiği üç yerde de (fî ardıhî) ilâvesiyle nakledilmektedir.

 

334. HADİS: "Namaz içinde (tekbirlerde) ellerini kaldıran [225] kimsenin namazı olmaz." [226] Uydurmadır.

[225] Yani namazda intikal tekbirlerini alırken, yani rükûa giderken  ve  rükûdan  kalkarken   ellerini  kaldıran   kimsenin namazı olmaz, demektir.

[226] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.331; Aclunî, Keşf; 2/328.

 

335. HADİS: "Alimleri ziyaret eden kimse, sanki beni ziyaret etmiş gibi olur. Alimlerle musafaha eden kimse sanki benimle musafaha etmiş gibi olur. Alimlerle oturan kimse sanki benimle oturmuş gibi olur. Dünyada benimle beraber oturan kimse, Kıyamet gününde benim yanıma oturtulur." [227] Senedinde yalancı Hafs [228] bulunmaktadır. Zeyl'de böyledir.[229]

[227] bkz. Süyûtî, Zeylül Mevzûât; s.35; Aliyyül Karî, Kübra; s.331; Aclunî, Keşf; 2/330.

[228] Hafs, Süyûtî'nin Zeylü'l-Mevzûât'da (s.35) belirttiği gibi; Hafs b. Ömer el-Adenî'dir, Süyûtî onun hakkında şöyle demektedir; "Hafız Yahya b. Yahya en-Neysabûrî Hafs'ı yalancı kabul etmiş, Buharı ise onun hakkında (Münkeru'l-Hadis) demiştir." İmam Leknevî'nin er-Rafu ve't-Tekmîl fil Cerh ve't-Ta'dil kitabındaki açıklamada ve benim o kitaba yazdığım dipnotlarda UI. Bsk s.129, s.149-150) gördüğünüz gibi; Buharî bir ravi hakkında "Münkeru'l-Hadis"derse; bu ifadesiyle o kimseden hadis rivayeti helâl değildir, manasını kastetmektedir.

[229] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzu ât; s. 35 hadisin bir kısmı az önce (329 no. ile) geçmiştir.

 

336.  HADİS: "Aynı yıl içerisinde hem beni hem de babam Hz. ibrahim'i ziyaret eden kimse, Cennet'e girer."[230] Ibn Teynıiyye: "Bu uydurmadır", demiştir. Nevevî de; "Bâtıldır, aslı yoktur"; demiştir.[231]

[230] bkz. Sehavî, Makasıd; s.413; Semlıudî,   Gammaz; s. 117, 130; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; Alıyyül Karî, Kübra; s.331; Acluni, Keşf 2/329; Hut, Esne'l Metalib; s.293.

[231] Sehavî, el Makasıdü'l-Hasene; s.413

 

337. HADİS: "Eken kimse (ektiğini) biçer." [232] Hadis değildir.

[232] bkz. Sehavî, Makasıd; s.413; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; Aliyyul-Karî, Kübra; s.332; Aclunî,  Keşfi 2/329: Hut,  Esnel Metalib; s.293.

 

338. HADİS: "Bir şeye sevinen kimse; yemek ziyafeti versin." [233] Hadis değildir.[234]

[233] bkz. Sehavi, Makasıd; s.414; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; Aclunî, Keşf 2/333; Hut, Esnel Metalib; s.294.

[234] Hadisdeki (Men Sürra; Sevinen kimse) kelimesi sürûrdan gelmektedir. Sehavî'nin el Makasıdü'l-Hasene (s.414) kitabına yazdığı dipnotta bu kelimenin "nikâh" manasındaki (sır) kökünden geldiğini söyleyen ve bunu için  "Boşanmış kadınlarla gizlice vaadleşmeyin" (Bakara; 235) âyetini delil gösteren ve âyette geçen (sirran) kelimesini "gizlice" mânasına değil de, "nikâh" manasına alan Üstadımız Abdullah el-Gumarî gibi âlimler hata etmektedirler. Zira araştırmacıların lügat kitaplarında tahkik edebilecekleri gibi; Arapçada "nikâh" manasmdaki (sır) kökünden her hangi bir fiil gelmemiştir.

 

339. HADİS: "Bir mü'nıini sevindiren Allah'ı sevindirmiş olur. Bir mü'mine saygı gösteren Allah'a ta'zim etmiş olur. Bir mü'mine ikram eden Allah'a ikram etmiş olur." [235] Bu apaçık bir yalandır. Zeyl'de böyledir.[236]

[235] bkz. Zehebî, Mizan; 3/476; Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuat; s. 172; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.332; Aclunî, Keşf 2/331.

[236] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.172. Müellif Aliyyü'l-Karî'nin bu uydurma hadis hakkındaki; (Bu apaçık bir yalandır), ifadesi, Süyûtî'nin işaret ettiği gibi; Zehebî'nin Mizan' da (3/476) yalancı ravi (Muhammed b. Ishak eMJkkâşî(?)'nin biyografisinde bu uydurma hadis hakkında zikrettiği ifadesidir. Müellif, bufada bu sözün sahibini belirtmemiştir.

 

340. HADİS: "Mü'mini sevindiren beni sevindirmiş olur. Beni sevindiren de Allah'ı sevindirmiş olur."[237]

İbn Hıbban anlatıyor: (Yalancı râvilerden) Cafer b. Eban'ı işittim. Bu hadisi yazdırıyor, şöyle diyordu: Bize Muhammed b. Rumh nakletti, dedi ki: Bize Leys, Nafi'den; Nafi' de İbn Ömer'den şu hadisi rivayet etti: "Mü'mini sevindiren beni sevindirmiş olur. Beni sevindiren Allah’ı sevindirmiş olur."

Bunun üzerine ben ona:

-Ey Şeyh!.. Allah'dan kork. Allah Rasûlü (s.a.v)'ne iftira etme, dedim. Bana:

-Sen bana haramsın. Siz, benim hadis isnadında bulunmam sebebiyle beni kıskanıyorsunuz, dedi. Ben onu sultana şikâyet etmekle korkuttum. Nihayet Mekke'de hadis nakletmeyeceğine dair yemin etti.

[237] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.172; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s-332; Aclunî, Keşf 2/332.

 

341. HADİS: "Müezzin'in namaza davetini (ezanı) işiten kimse, "Doğruyu söyleyenlere merhaba, Namaza merhaba!.." derse; Allah ona iki milyon hasene yazar, Onun iki milyon günahını siler. Onun iki milyon derecesini yükseltir." [238] Bunun aslı yoktur.[239]

[238] bkz. İbn Hacer, Lisan; 6/199-200; Süyûtî, ZeylülMevzûat; s.95; Sehavî, Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf; 2/333.

[239] Bunu  Hafız  İbn  Hacer,   Lisanü'l-Mizan'da  (6/199-200) zahidlerden (Hemmam b. Müslim in biyografisinde senediyle zikretmiş ve "Bu hadis bâtıldır", demiştir.

 

342. HADİS: "Kim abdest alırken besmele çekerse o kimse bu abdestini bozuncaya kadar iki melek [240] onun hasenelerini yazar." [241] Bu hadisin isnadında Hadis uydurmakla meşhur olan (ibn Ulvan) bulunmaktadır.![242]

[240] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât, s.95'de hadisteki (Melekân) kelimesi (Melekâhu) şeklinde gelmiştir.

[241] bkz. Zehebî, Mizan; 1/542; Süyûtî, Zeylül Mevzûât; s.95; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf; 2/335.

[242] Hafız Süyûtî, Zeylül Mevzûât; s.95'de bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir; "(Bu hadisin senedindeki râvilerden biri olan Huseyn b.  Ulvan  (el-Kelbî)  hadis  uydurmakla  meşhur  olan kişilerdendir."

 

343. HADİS: "Zarurî ihtiyacından şikâyet eden kimseye yardımcı olmak vacip olur." [243] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

[243] bkz. Sehavî, Makasıd; s.419; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.1.86; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf; 2/336;Hut, Esne'l-Metalib; s.295.

 

344. HADİS: "Takva sahibi birinin arkasında namaz kılan, sanki bir Peygamber arkasında namaz kılan kimse gibidir." [244] Bunun aslı yoktur.[245]

[244] bkz. İbnü'l-Hümam, Fethu'bKadır; 1/246; Zeylaî Nasbu'r-Raye;   2/26; Sehavî, Makasıd; s.304; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; s-132,186; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.334; Aclunî, Keşf; 2/337.

[245] Fakih İmam Mergînanî, Hanefî Mezhebi kitaplarından Hidaye kitabında, İmamet babında (Men salla halfe âlimin takıyy...) lafzıyla zikrettiği bu hadisi şahid olarak kullanmaktadır. Kemal Ibnü'l-Hümam Hidaye haşiyesi olan Fethu'l Kadir' de (1/246) bu hadis hakkında; "Bu hadisi en iyi bilen Allah Teâlâ'dır!.", demiş, ondan önce de Hafız Zeylaî Nasbur-Râye'de (2/26); bu hadis hakkında; "Garibdir", demiştir. Zeylaî'nin bu ifadesi, "aslını bulamadığı hadisler" hakkında kullandığı kendine has bir ıstılahtır. Hafız Sehavî el-Makasıd ü'l-Hasene' de (s.304) "Hayırlılarınızı öne geçirin ki, namazınız lelwsiz(?) bir namaz olsun", hadisinden sonra Hanefîlerin Hidaye kitabından bu hadisi nakletmiş ve "Ben bu hadisi bu lafızla bulamadım", demiştir.

Bütün bu ifadeler, 95,96,109,357 ve 414 no.lu hadislerin dip notlarında ifade ettiğim şu hususu te'yid ve te'kid etmektedir; Her ilimde sözlerinin kabul ve reddedilmesi konusunda itimad edilecek kimseler, o ilmi tahsil etmeyi gece-gündüz asıl dertleri ve asıl işleri olarak gören, o ilmi kendilerine meslek seçen, o ilmin ehli ve erbabıdır.

İlk muhaddisler, hadis tahsili yolunda yanıp tutuşmuşlar, nihayet hadis ilminin gerçek sahipleri ve bu ilmin bayraktarları olmuşlardı. Hatta asrında İslâm Dünyasının yegâne hükümdarı olan Abbasî halifesi Ebu Ca'fer el-Mansur bile, bu muhaddis âlimlerin şerefine erebilmek için bu âlimlerden biri olmayı temenni etmiştir. Hafız Sem'anî Edebü'l-Imlâ ve'l İstimlâ kitabında (s. 19) ve Hafız Süyûtî Tarihul Hulefa kitabında (s.177) Ebu Ca'fer el-Mansur'un biyografisinde şöyle demiştir; Muhammed b. Selâm el-Cumahi analatıyor; Halife Mansur'a; -Dünya lezzetlerinden erişemediğin bir şey kaldı mı? diye soruldu. Mansur;

-Evet bir zevk kaldı; O da etrafımda hadis ehli olduğu halde bir yerde oturup hadis rivayetinde bulunup talebenin bana; -Hocam, Allah size rahmetiyle muamele eylesin. Kimi zikrettiniz? demesi, Benim de;

-Bize falan kimse nakletti; O dedi ki; Bize falan kimse nakletti; o dedi ki; Bize falan Allah Rasûlü (s.a.v)'nden şunu nakletti, dememdir (Sadece bu zevki tadamadım), dedi. Ertesi sabah saraydaki vezirlerin çocukları ve çocuk bakıcıları ellerinde kalem ve defterlerle Halife Mansur'a geldiler. Halife Mansur; -Siz  onlar  değilsiniz.   (Siz hadis  ehli değilsiniz)  Onların  elbiseleri kirlidir.. Ayakları çatlamıştır.. Saçları uzundur.. Onlar ülkeler arası seyyahtırlar.. Onlar hadis ravileridir", dedi. Dolayısıyla Allah  Rasûlü   (s.a.v)'nden  nakledilmesi  sahih   olan/sahih olmayan hadisleri tanıma konusunda, bu hadis ehlinden mütehassıs olanlara başvurulmalıdır. Allah bu alimleri hayırla mükâfatlandırsın. Makamlarını yüceltsin.

 

345. HADİS: "Beytullah'ı yedi defa tavaf eden, Makam-ı İbrahim arkasında iki rekat (Tavaf Namazı) kılan ve Zemzem suyundan içen kimsenin günahları, nereye ulaşırsa ulaşsın, affolunur."[246]

Sehavî: [247] "Bu hadis sahih (yani sabit) değildir. Çoğunlukla halk özellikle Mekke'lıler bu hadise çok önem vermişlerdir. Mekke'de Zemzem duvarlarına bu hadis yazılmıştır. Mekke'liler bunun sabit olduğuna dair rüya ve benzeri birtakım delillere sarılmışlarsa da nebevi hadisler bu gibi delillerle sabit olmamaktadır", demiştir.

[246] bkz. Taberanî, Sagir;  2/157; Sehavî, Makasıd; s. 417; Semîıûdî,   Gammaz; s.137; İbnü'd-Deyba'.Temyiz s.186; Aliyyül-Karî, Kübra; s.335; Aclunî, Keşf; 2/340; Şevkânî, Fevaid; s.1O6; Hut, Esne'l-Metalib; s.298.

[247] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 417.

 

346. HADİS: "Kim, Beytullah etrafında çok sıcak bir yaz gününde başı açık bir şekilde yedi defa tavaf eder, adımlarını yavaş atar, sağa sola fazla bakınmaz, harama bakmaz, Allah Teâlâ'yı zikretme dışında çok konuşmaz, kimseyi rahatsız etmeden her şavtta Hacer-i Esved'i selâmlarsa; Allah yerden kaldırdığı ve yere koyduğu her adım sebebiyle ona yetmiş bin hasene yazar, yetmiş bin günahını siler, o kimsenin yetmiş bin derecesini yükseltir, Allah onun adına her birinin bedeli on bin dirhem olan yetmiş köle azad eder, Allah ona yetmiş şefaat hakkı verir. Bu hakkı dilerse müslüman aile halkı için, dilerse halk için verir. Dilerse bu hakkı dünyada acilen verilir, dilerse ahirete ertelenir."[248]

Bunu Cenedî, Tarihli Mekke'de İbn Abbas'dan merfû olarak rivayet etmiştir. Ayrıca Hasen el-Basrî'ye nisbet edilen Risale'de ve Ibnül-Hacc'ın (İbn Emiri'l-Haccın) Menasik'inde buna benzer bir rivayet nakledilmiştir. Bu, bâtıldır.

"Bu batıldır," ifadesi, Sehavî'nin ifadesidir. Menûfî de bu görüşe katılmaktadır. Gerçek olan şudur ki; Bu hadiste uydurma alâmetleri gayet açıktır. İyi düşün!.

[248] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 418; Aliyyü'l-Kari, Kübra; s.336; Aclunî, Keşf; 2/341.

 

347.  HADİS: "Selâmeti isteyen selâmete erer." [249] Hadis değildir.

[249] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 418; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 187; Aclunî, Keşf; 2/342; Hut, Esne'l Metalıb; s.298. Sehavî; Manası doğrudur, demiştir.

 

348. HADİS: "Rabbini bilen kimsenin dili susar." [250] Nevevî: Sabit değildir, demiştir.[251]

[250] bkz. Süyûtî, Zeylül Mevzuat; s. 203

[251] Süyûtî'nin; Zeylü'l-Mevzûât; s. 203'deki ifadesi şöyledir; imam Nevevî'ye;  "Nefsini bilen,  Rabbini bilir. Rabbini bilen kimsenin dili susar", hadisi sorulmuş, -Bu hadis sabit midir? denilmiş; Nevevî; -Hayır, bu hadis sabit değildir, diye cevap vermiştir. Hadisin ilk cümlesi, asıl nüshadan düşmüş olabilir.

 

349. HADİS: "Nefsini bilen, Rabbini bilir." [252] İbn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir. [253]

[252] bkz. Nevevî, Fetavâ; s.120; Süyûtî, Havi; 2/412; Dürer; No; 393; Zeylü'l-Mevzûât; s. 203: Sehavî, Makasıd; s.419; Semhûdî, Gammaz;   s.133; İbnü'd-Deyba', Temyiz;   s.187;   Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.337; Aclunî, Keşf 2/337; Hut, Esnel Metalib; s.299; Tezkıretü'l-Mevzûât, 16; el'Fetava'î-Hadisiyye; 211.

[253] İmam   Ebu   Muzaffer  es-Sem'ânî,   Usuli  Fıkıh'la  ilgili kitabında; Bu söz, merfû hadis olarak bilinmemektedir. Sadece Yahya b. Muaz'ın sözü olarak nakledilmektedir, demiştir. Bunu Sehavî de el-Makasıdü'l-Hasene'de (s.419) zikretmektedir.  Not:  706 nolu dipnotta İmam Nevevî'nin de bu hadis hakkında: Bu hadis sabit değildir, dediği nakledilmiştir. Çev)

 

350. HADİS: "Gurbette Allah'a isyan edeni Allah eli boş döndürür." [254] Bunun aslı bilinmemektedir.

[254] bkz. Sehavî, Makasıd; s.421; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.188; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.339; Aclunî, Keşf;   2/347; Hut, Esnel Metalib; s.300.

 

351. HADİS: "Kardeşine Allah'ın Kitabı'ndan bir âyet öğreten kimse onun efendisi olur." [255] ibn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir. Zeyl'de ise, Hüküm aynen onun dediği gibidir, denilmiştir. [256]

[255] bkz.   Heysemî,   Mecma;   1/128;   Sehavî,   Makasıd;  s.421; Semhûdî,   Gammaz;   s.138;  İbnü'd-Deyba', Temyiz;  s.188;   İbn Arrak, Tenzih; 1/284; Fettenî, Tezkıretü'l-Mevzûât; 18; Aliyyü'l-Kari, Kübra; s.339; Aclunî, Keşf; 2/347; Şevkânî, Fevaid; s.283; Hut; Esnel-Metaîib; s.300.

[256] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s. 203 (Sehavî'nin Makasıd'da; s.421   zikrettiği  Taberanî'nin  Ebu  Ümame'den  merfû  olarak rivayet ettiği bu manadaki hadis, bu uydurma hadise ihtiyaç bırakmamaktadır. (Çev.)

 

352. HADİS: "Dinimiz hakkında (Kur'ân ve Sünnete aykırı) kendi (şahsî) görüşünü söyleyen kimseyi öldürün." [257] Veciz' de; Bunu İsnat el-Malatî uydurdu, denilmiştir. [258]

[257] bkz. Zehebî Mizan; 1/200-202; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf; 2/354; Hut, Esne'l Metalib; s.302.

[258] Ishak b. Necîh el-Malatî, Hadis uydurmaya cür'et eden iftiracılardan biridir. Zehebî Mizan' da (1/200-202) bunun biyografisini vermiş ve onun rivayet ettiği, aralarında bu hadisin de bulunduğu bâtıl hadislerinden bir kısmını zikretmiştir.

 

353. HADİS: "Kardeşine abdest alması için bir ibrik sunan kimse sanki cihad için bir at vermiş  gibi olur." [259] ibn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir.   Zeyl de ise; Hüküm onun dediği gibidir, denilmiştir.

[259] bkz.   Süyûtî,   Zeylü'l-Mevzûât;  s.203;   Sehavî,   Makasıd; s.423; Semhûdî,  Gammaz; s.133; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.189; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf;   2/354; Hut, Esnel Metalib; s.303.

 

354. HADİS: "Bakara ve Âli Imran Sûrelerini okuyan kimse "Şeyh/Üstad" diye çağırılmazsa, o kimseye haksızlık yapılmış olur." [260] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

[260] bkz. Sehavî, Makasıd; s. s.423; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf; 2/354; Hut, Esne'l Metaiib; s.303.

 

355. HADİS: "Sabah Namazında "Elem neşrah" ve "Elem tera keyfe" sûrelerini okuyan kimse göz ağrısı çekmez." [261] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

[261] bkz. Sehavî, Makasıd; s.424; İbnü'd-Deyba', Temyizz; s.189: Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf;   2/355; Hut, Esne'l-Metaiib; s.303.

 

356. HADİS: "Ziyaret etme maksadıyla bize gelen kimsenin (misafirlik) hakkı üzerimize vâcib olur." [262] Sehavî: Bunu hadis olarak bilmiyorum, demiştir.[263]

[262] Sehavî, Makasıd; s.425; Semhudî, Gammaz; s.133; İbnü'd-Deyba',Temyiz; s.189; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.341; Aclunî, Keşf; 2/356; Hut, Esne'l-Metalib; s.304. Sehavî şunu ilâve etmiştir; "Fakat aynı manada "Bir isteyici, at üzerinde gelse bile; onun hakkı vardır", hadisi bulunmaktadır." (bkz. Ebu Davud; Zekât 33. Senedi "hasen" dir.)

[263] bkz. Sehavî, Makasıd; s.424; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.189; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.341; Aclunî, Keşf; 2/356; Hut, Esnel Metalib; s.304.

 

357. HADİS: "Tırnaklarını (sırasıyla değil de) bir parmak atlayarak kesen kimse, gözlerinde ağrı görmez."

Sehavî: Bunu bulamadım, demiştir.[264]

[264] Yine Sehavî el-Makasıdü'l-Hasene' de (s.424) şöyle demiştir; "Bu söz, Muğnî müellifi İbn Kudame el-Hanbelî ve Gıınye müellifi Şeyh Abdülkadir el-Geylanî gibi pek çok imamın sözleri arasında yer almaktadır." (Ebu Gudde diyor ki;) Bu iki zat Islâmi ilimlerde ve özellikle lıanbelî fıkhında imamdırlar, dağ gibi âlimdirler. Ancak 95,96,109,344 ve 414 nolu hadislerin dipnotlarında ifade ettiğim gibi; hadis sadece hadis ehlinden alınır, fıkıh da sadece fıkıh ehlinden alınır.

 

358. HADİS: "Ramazan ayının son Cuma günü farz namazlardan birini kılan kimseye bu namazı, yetmiş yıla kadar ömründe geçirdiği her namaz için keffaret olur." [265] Kesinlikle bâtıldır. Zira bu söz, "İbadetlerden her hangi birinin, yıllarca ihmal edilen bir namaz yerine geçmesi mümkün değildir", şeklindeki icma'a aykırıdır. Ayrıca Nihaydyi ve Hidayeti şerh eden diğer alimlerin —hadis— nakline itibar edilemez. Çünkü bunlar muhaddis değildirler. Hadisi, hadisleri senedle-riyle tahric eden imamlardan birine isnad etmiş de değildirler.[266]

[265] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.342; Aclunî, Keşf; 2/357; Hut, Esne'l-Metalib; s.305.

[266] Ne güzel söyledin!. Ne güzel söyledin!. (Ey müellif Aliyyül Karî!..) Allah Rasûlü (s.a.v)'nün hadisine sahip çıkman dolayısıyla Allah seni hayırlı mükâfatlandırsın. Bu konuda Abdülhayy el-Leknevî'nin el-Ecvibetü'bFadıle kitabı (s.30-34)ında yazdığım dipnot ve uzun nakillere bakınız. Orada Allâme Aliyyü'l-Kari'nin bu sözü te'yid edilmekte ve ilim incilerinden sayılmaktadır.

 

359. HADİS: "Sırrını gizleyen kimse işine sahip olur." [267] Sehavî: Merfû hadisler arasında yer almamaktadır, demiştir.

[267] bkz. Sehavî, Makasıd; s.425; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.190; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.342; Aclunî, Keşf; 2/359; Hut, Esne'l-Metalib; s.305.

 

360. HADİS: "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur." [268] Bunun aslı yoktur. Bu, kasıt olmaksızın uydurulan hadislerden biridir. Bu sözün, Hocasının huzuruna giren Sabit'e [269] onu takdir için hocası Şerik'in [270] söylediği bir söz olduğu hususunda hadis hafızları ittifak etmişlerdir.[271]

[268] bkz. İbn Mace, Sünen; 1/422 (İkametü's-Salat 174); Sehavî, Makasıd; s.425; Süyûtî,   Tedribü'r-Ravî; s.188; Semhûdî,   Gammaz; s.133; Münavî, Feyzu'l-Kadir; 6/213; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.190;  İbn Arrak, Tenzih; 2/367; Aliyyü'l-Karî,  Kübra; s.342; Aclunî, Keşf; 2/360; Hut, Esne'l Metalib; s.306.

[269] Bu  zat,  ibadet ehli,  âmâ Sabit b.  Musa  ed-Dabbî el-Kûfî'dir.   Hadisde  zayıftır.  Yalancıdır,   diyenler  de  olmuştur. Hicrî 229 yılında vefat etmiştir.

[270] Bu zat, meşhur imamlardan biri olan, doğru sözlü, hadis hafızı, kadı Şerik b. Abdiîlah en-Nehaî el-Kûfî'dir. Hicrî 177 yılında vefat etmiştir.

[271] Sabit, hocası Şerik'in huzuruna girdiğinde, Şerik talebesine şu hadisi yazdırıyordu; Bize A'meş, Ebu Süfyan'dan, o da Cabir'den nakletti; Allah Rasûlü (s.a.v) buyuruyor ki, dedi ve Şerik burada durdu. Senedini naklettiği hadisin metnini zikretmedi. Senedi bitirip de huzuruna yeni giren Sabit'e bakıp; "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur", dedi. Şerik bu ifadesiyle zühd ve takva sahibi Sabit'i kastetmişti. Senedini naklettiği hadisin metnini zikretme yerine Sabit'in gece namazının çokluğu ve gündüz yüzünün güzelliği vasıflarını zikretti. Sabit ise Şerik'in bu sözü bu isnadla merfû olarak rivayet ettiğini zannetti. Sabit, bu olaydan sonra Şerik kanalıyla A'meş'den, o Ebu Süfyan'dan; o da Cabir'den; (asılsız olarak) Allah Rasûlü (s.a.v)'nün; "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur", buyurduğunu naklediyordu. Bu hadis, bu yanlış şekliyle İbn Mace'nin Sünen'inte (1/422 İkametü's-Salat 174) yer almaktadır.

Halbuki Şerik az önceki senediyle A'meş'ın, Ebu Süfyan'dan; onun da Cabir'den Allah Rasûlü (s.a.v)'nün; "Sizden biriniz yatağa yatıp uyuduğunda Şeytan onun kafasına üç düğüm atar..." hadisini rivayet etmek istemişti. Sabit, Şerik'in taltif sözünü hadisin metnine katmış, sonra da Abdüihamid b. Bahr, Abdullah b. Şübrüme ve İshak b. Bişr el-Kâhilî gibi bazı zayıf haviler bu hadisi Sabit'ten çalmışlar ve onu bu yanlış şekliyle Şenk'den rivayet etmişlerdir. (San'anî, Tavzihu'hEfkâr; 2/88-89; Süyûtî, Tedribür-Ravî; s. 188)

 

361. HADİS: "Sözü yumuşak olanı sevmek vacip olur." [272] Hz. Ali (r.a)'nin sözlerindendir. Bunu Hatib (Bağdadî) ifade etmiştir.

[272] bkz. Sehavî, Makasıd; s.431; Semhûdî, Gammaz; s.129; ibnüd-Deyba', Temyiz; s. 194; Aliyyül Karî, Kübra; s. 343; Aclunı, Keşf; 2/376; Hut, Esne'l-Metalib; s.314.

 

362.  HADİS:  "Satranç oynayan,  lanetlenmiştir." [273] Nevevî: Sahih değildir, bilâkis bu yalandır, demiştir.[274]

[273] bkz. Deylemî, Zehrûl' Firdevs; 4/64; İbn Kayyim, Menar; Semhudi Gammaz; s.141; Sehavî, Makasıd; s.427; İbnü’d Deyba', Temyiz; s.191; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.343; Aclunî, Keşf; 2/363; Şevkânî, Fevaid; s.207 Münayî, Feyzu'l-Kadir; 6/5. Münavî diyor ki; Zehebî şöyle demiştir; İmam Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Ahmed satranç oynamanın haram olduğu kanaatindedirler. Şafii ise; Mekruhtur, haram değildir. Zira Sahabeden bir gurup, tabiinden ve sonrakilerden sayılamayacak kadar pek çok kimse satranç oynamıştır, demiştir. Hafız İbn Hacer ise; Satranç oynamanın haram olduğu hakkında sahih, veya hasen bir hadis sabit olmamıştır, demiştir. Aliyyü'l-Kari ise el Mevzûât-ül-Kübra' da şöyle demiştir; "Bu konuda "Satranç oynayan lanetlenmiştir. Satranç oynayan kimseye bakan hınzır eti yemiş gibidir", hadisi nakledilmektedir. Süyûtî bunu el-CamiusSagîr' de mürsel olarak rivayet etmektedir. Netice olarak el- Camiu's-Sagir hadisinin senedi zayıftır. Ancak bu hadis, satranç oynamanın kötülendiği diğer hadislerle güç kazanmaktadır." (Çev.)

[274] Satranç ve diğer oyunlarda ve yarışmalarda ana ilke şudur; Bu oyun ve yarışmalar kumara vesile olmamalı, namaz ve diğer kulluk görevlerini engellememeli, zaman israfına sebep olmamalı, dini-dünyevî açıdan kişiye veya topluma zararlı olmamalıdır. (Çev.)

 

363. HADİS: "Kork, Allah'dan korkmayandan." [275] Hadis değildir.

[275] bkz. Sehavî, Makasıd; s.427; Semhudî,   Gammaz; s.131; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.191; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.344; Aclunî, Keşf;    2/363; Hut, Esne'l-Metalib; s.309. (Sehavî diyor ki; "Bu sözün manası doğrudur. Zira Allah'dan korkmamak sahibini her çeşit haram ve mekruha düşürür.")

 

364. HADİS: "Öğle Namazından (farzından) önce dört rekat namaza devam etmeyen kimseye şefaatim erişmez." [276] Askalânî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

[276] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.344; Aclunî, Keşf;  2/364; Hut, Esne'l-Metalib; s.309.

 

365.  HADİS: "İyiliğin düzeltmediği kişiyi kötülük düzeltir." [277] Selefden birinin sözüdür.[278]

[277] bkz. İbn Hacer, el-Metalibü'l-Aliyye; 2/371; Sehavî, Makasıd;   s.428; İbnü'd-Deyba',Temyiz s. 192;   Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.344; Aclunî, Keşf; 2/367; Hut, Esne'l-Metalib; s.310.

[278] Bu söz, İbn Hacer'in el Metalibü'l-Âliyye kitabında (2/371) belirtildiği gibi; sahabî Ebu Eyyub el-Ensarî'nin sözüdür.

 

366. HADİS: "Verecek sadakası olmayan, yahudilere lanet etsin." [279] Sahih değildir.[280]

[279] bkz! İbn Kayyım, Menar; s.61; Aliyyül Karî, Kübra; s.345; Aclunî, Keşf; 2/364; Hut, Esne'l-Metalib; s.Zil.

[280] ibn Kayyim  el-Cevziyye   el Menaru'l-Münîf  kitabında s.6l) bu hadis hakkında; "Sahih değildir. Çünkü lanet hiçbir zarnan sadaka yerine geçmez", demiştir.

 

367. HADİS: "Cahile nasihat eden onun düşmanlığını kazanır." [281] Selef âlimlerinden birinden nakledilmiş olup müsned hadisler arasında yer almamaktadır. Makasıd'da: Şu an bunu -hadis olarak- hatırlamıyorum, denilmiştir.

[281] bkz. Sehavî, Makasıd; s.430; Semhûdî,   Gammaz; s. 130; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; s. 193; Aliyyü'l-Karî, Kübra;  s.345; Aclunî, Keşf; 2/372; Hut, Esne'l-Metalib; s.313.

 

368. HADİS: "Güzel hanıma talip olan, onun mehrini verecektir." [282] Hadis değildir.

[282] bkz. Sehavî, Makasıd; s.431; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; s.194; Aliyyül Karî, Kübra; s.346; Aclunî, Keşf; 2/376; Hut, Esne'l-Metalib; s.314. Sehavi; "Manası doğrudur", demiştir.

 

369. HADİS: "Devecinin dövülmesi Haccın kemalindendir." [283] A'meş'in sözlerindendir. [284] Bunu İbnü'd-Deyba' [285] söylemiştir.[286]

(Müellif Aliyyil Kari diyor ki: Ben de derim ki: Hz. Ebubekir Sıddık (r.a)'m hacda Hz. Peygamber (s.a.v)'in huzurunda devecisini dövdüğü hakkındaki hadisi sahihtir. [287] Dolayısıyla bu ifade ile murad edilen mana, masdarın mefûlüne izafe edilmesi (devecilerin dövülmesi) dir. Bir başka görüşe göre masdarın failine izafe edilmesi (devecilerin develeri dövmesidir.[288]

[283] bkz. Sehavî, Makasıd; s.432; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.194; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.347; Hut, Esne'l-Metalib; s.315

[284] A'meş lakabıyla meşhur olan tabiinden islâm Allâmesi İmam Ebu Muhammed Süleyman b. Mihran el-Esedî el-Kâhilî el-Kûfî, mizah sever, şakacı ve nüktedan bir zat olup bu söz, onun nüktelerinden sayılmıştır. A'meş; doğru sözlülüğü, hafızasının   kuvvetli   oluşu   ve   hadisteki   sağlamlığı   sebebiyle "mushaf” lakabı ile anılırdı. Abid,  zahid, Kur'an alimi, vera sahibi, çok sabırlı, fakir bir kimse olup idarecilerden uzak dururdu. İsa b. Yunus; A'meş gibisini görmedim. İhtiyacına ve fakirliğine rağmen zenginlere ve idarecilere  değer vermeyen A'meş gibi bir kimse görmedim. Veki' diyor ki; Takriben yetmiş sene cemaatte ilk tekbiri kaçırmamıştır. Hureybî diyor ki; öldüğünde arkasında kendisinden daha çok ibadet ehli bir kimse bırakmadı.   Sünnete   bağlı   biriydi.   Kûfe'de   hicrî 61 yılında dünyaya geldi ve 148 yılında vefat etti. (îbn Hacer,  Tehzibü't Teh'zib; 4/222-226'den Özetle nakledilmiştir.)

[285] İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.194

[286] İbn Müflih el-Hanbelî kitabında; "A'meş'in meşhur sözüne rağmen; devecileri dövmek haccın kemalinden değildir. İbn Hazm, Ameşin sözünün fâsık deveciler hakkında olduğunu ifade etmektedir", demiştir. Bir Önceki dipnottan anlaşıldığı gibi A'meşin bu sözü onun ciddî fetva ve ictihadlarmdan değil, nükte ve mizahlarındandır.

[287] Bu olay, hadisi Ebu Davud'un (Sünen; 2/163 Menasik 30) İhramlının uşağını terbiye etmesi babında; İbn Mace'nin {SU' nen; 2/978 Menasik 21) ihramda günahlardan sakınma babında ve Hakim'in Müstedrek' de (1/453) rivayet ettikleri hadiste anlatılmaktadır. Ebu Davud'un ifadesi şu şekildedir;

Esma bt. Ebî Bekr (r.anha) anlatıyor; Allah Rasûlü (s.a.v) ile birlikte hac yolculuğuna çıktık. Nihayet Arc denilen yere varınca Allah Rasûlü (s.a.v) bineğinden inip orada konakladı. Biz de orada konakladık. Kızkardeşim Aişe (r.a) Allah Rasûhi'nün yanına oturdu. Ben de babamın yanına oturdum. Allah. Rasûlü ile babam Ebubekr'in yolculuk eşyaları birlikte olup Ebubekr'in kölesinin yanında idi. Babam Ebubekir, kölenin gelmesini bekledi. Köle geldiğinde yanında deve yoktu. Babam köleye;

-Deve nerede? diye sordu. Köle; -Dün gece kaybettim, dedi. Ebubekir;

-Bir deveye mi sahip olamadın? deyip ona vurmaya başladı. Rasûlullah ise tebessüm etti ve;

-"Şu ihramlıya bir de yaptığına, bakın buyurdu." Hakim; Bu, Müslim'in şartına göre sahih garib bir hadistir. Ama Buharı ve Müslim bunu Sahihlerine almamışlardır, demiş, Zehebî de bu görüşü kabul etmiştir.

[288] Müellif Aliyyü'l-Karî, el-Mevzûâtü'l Kübra' da; "Mana şudur: Hacı hac yolunda tahammüllü olur. Hatta dövülebilir, horlanabilir", demiştir. Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki; Hz. Ebubekir Sıddık (r.a) olayını öğrendikten sonra, bu açıklama dikkate alınmayacak ve reddedilecek bir görüştür. Şeyh Hüseyin el-Mekkî, İrşadü's Sari ilâ Menasik Aliyyi'l-Karî kitabında (s.80) diyor ki; "Abdülhak İlâhâbadî, Aliyyü'l-Karî'nin Şerhu'l-Menasik kitabı üzerine yazdığı Takrir' inde Şöyle diyor; Reddü'l-Muhtar sahibi diyor ki; A'meş'den rivayet edilen "Devecilerin dövülmesi Haccın kemalindendir", sözü yorumlanırken; bu, failine izafe edilen bir masdardır (yani devecinin devesini dövmesi anlamındadır), denilmiştir. Fakat Aliyyü'l-Karî'nin Şerhu'n-Nükaye kitabında şöyle denilmiştir; Hadisde Hz. Ebubekir Sıddık'ın yoldaki kusuru sebebiyle devecisini dövdüğü nakledilmiştir. Ben de derim ki; Deveci sözle yola gelmeyince; Hz. Ebubekir, deveciyi üzerine düşen görevleri tam yapması ve kervandakilerin hukukunu koruması hususunu ciddiyet ve edeb dersi vermek üzere dövmüştür. Bu sebepledir ki, devecinin dövülmesinin haccın kemalinden sayılması, iyiliği emir ve kötülüğe engel olma anlamında olduğu için doğru görülmektedir." Bütün bu açıklamalar, A'meş'in sözünün ciddî bir söz kabul edilmesi dolayısıyla yapılmaktadır. Halbuki o sözün sadece bir nükteden ibaret olduğu belirtilmektedir..

 

370. HADİS: "Uyumluluk, arkadaşlığın güzelliğinin alâmetlerindendir." [289] Hadis değildir.

 [289] bkz. Sehavî, Makasıd; s.432; İbnü'd"Deyba, Temyiz; s.195; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.347; Aclunî, Keşf; 2/377; Hut,  Esne'l-Metalib; s.315.

 

371. HADİS: "Kıyamet alâmetlerinden biri, imamlıktan kaçınmaktır." [290] Hadis değildir.[291]

[290] bkz. Sehavî, Makasıd; s.433; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.195; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.347; Acluni, Keşf; 2/379; Hut, Esnel Metalib; s.316.

[291] Bunun mânâsı, kişinin imam olması için Öne geçmesi teklif edildiğinde kabul etmemesi, başkasını öne geçirmek istemesi, onun da bu görevi kabul etmemesi demektir. Değerli sahabe hanımlarından Selâme bt. Hurr el-Fezariyye (r.anha)'nin şu hadisi   yukarıdaki   ifadeye    gerek   bırakmamaktadır; Allah Rasülü (s.a.v)'nün şöyle buyurduğunu işittim;   "Kıyamet alâmetlerinden biri, mescid ehlinin birbirlerini öne sürmeleri ve kendilerine namaz kıldıracak imam bulamamalarıdır." Bu hadisi Ahmed Müsnedİnde (6/381); Ebu Davud    (1/159) ve İbn Mace (1/314) rivayet etmişlerdir. Lafız, Ahmed ve Ebu Davud'a aittir. Ebu Davud, bu hadis için ''İmamlıktan kaçınmanın mekruh oluşu" babı başlığını kullanmıştır.

İmam Ahmed'in ikinci bir rivayeti İbn Mace'nin lafzı ile şöyledir; "Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar bir saat ayakta bekleyeceklerde, namaz kıldıracak bir imam bulamayacaklar."

 

372. HADİS: "Âlimin fitnesi, konuşmanın kendisine dinlemekten daha  sevimli olmasıdır." [292] İhya sahibi hadisi uzun haliyle zikretmiş, [293] Iraki bu hadis hakkında şöyle demiştir: Bunu Ebu Nuaym Hılye'de) ve İbnü'l Cevzî Mevzuat'da rivayet etmiştir. [294] Muhtasar' da bu şekilde zikredilmiştir.

[292] bkz.  İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 1/265; Gazzalî; İhya;  1/62; Aliyyü'l-Karî; Kübra; s.348.

[293] Gazzalî, İhyau Ulûmi'd-Din; (1/62) Kitabül İlm,  6 nolu ilmin âfetleri, Ahiret âlimlerinin ve kötü âlimlerin alâmetleri Babı. Gazzalî burada; "Muaz b. Cebel (r.a), mevkuf ve Hz. Peygamber (s.a.v)'den merfû olarak ''Alimin fitnesi, konuşmasının kendisine dinlemekten daha sevimli olmasıdır.." hadisini rivayet etmiştir, demiş; bunu yaklaşık bir sayfa halinde uzun bir hadis olarak nakletmiştir. Bu rivayette tasavvur edilemeyecek kadar batıl ifadeler bulunmaktadır.  Bu sebepledir ki İbnü'l-Cevzî Mevzûât'da bu hadisi Muaz'ın sözü (mevkuf) olarak ve ayrıca merfû olarak rivayet ettikten sonra şöyle demiştir: "Bu hadis müsned olarak da mevkuf olarak da bâtıldır. Bunu ne Rasûlullah (s.a.v), ne de Muaz söylemiştir!.."

[294] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 1/265-266

 

373. HADİS: "Ölmeden önce ölünüz." [295] Askalânî: Bu sabit değildir, demiştir.

 

 [295] bkz. Sehavî, Makasıd; s.436; Semhûdî, Gammaz; s.141; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 197; Aliyyü'l-Karî, Kübra; s.348; Acluniî, Keşf; 2/384; Hut, Esnel Metalib; s. 317.

 

“NUN” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

 

374. HADİS: "İnsanlar babalarıyla değil, zamanlarıyla  uyumlu olmalıdırlar." [296] Hz.  Ali  (r.a)'nin  sözlerindendir.[297]

[296] bkz. İbn Kuteybe, Uyûnü'l-Ahbar 2/1; Sehavî, Makasıd: s.441;   İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.200; Aliyyü'l-Karî, Kubra: s.352; Aclunî, Keşf: 21412; Hut, Esnel Metalib: s. 332.

[297] Müellif Aliyyü'l-Karî el-Mevzûâtü'l-Kübra' da şöyle diyor: "Bir rivayette: Bu söz Hz. Ömer (r.a)'in sözüdür, denilmiş; bir başka rivayette ise Hz. Ali (r.a)'nin sözüdür denilmiştir, ikinci rivayet,   daha  meşhur  ve  tercihe  daha  layık rivayettir.   İbn Kuteybe,  Uyûnü'l-Ahbar' da (2/1) bunu Hz. Ömer'e nisbet etmiştir."

 

375.  HADİS: "İnsanlar insanlarla muhatab olur." [298] Hadis değildir.

[298] bkz. İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.200; Aclunî, Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.352; Keşf: 2/414; Hut, Esne'l-Metalib s.332.

 

376. HADİS: "İnsanlar hükümdarlarının  [299] dini üzerinedirler." [300] Sehavî: Bunu hadis olarak bilmiyorum, demiştir.[301]

[299] Hadisin son kelimesi, (melîkihim) şeklinde müfred olarak da rivayet edilmiştir.

[300] bkz.   Sehavî,   Makasıd  s.441; Semhudî, Gammaz  s. 144; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.200; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.352; Aclunî, Keşf 2/413; Hut, Esne'l Metalib: s.333; Şevkânî, ifeMutf (?)s. 210.

[301] Aclunî Keşfül Hafa' da (2/413) şöyle diyor: Necm (el'Gazzî) diyor ki: Bu hadisin manası hakkında şu söylenebilir: İnsanlar sultanın/devlet başkanının arzusuna meylederler. Devlet başkanı hangi ilim dalına ilgi duyarsa halk da ona ilgi duymaya başlar. Ya da at yarışları, silah atma gibi hangi çeşit spora ilgi duyarsa halk da ona ilgi duymaya başlar. Bunun manası hakkında en açık ifade Ömer b. Abdülaziz'in şu ifadesidir:   "Sultan pazarı temsil eder. Pazarda geçerli olan mal, pazara taşınır."

Tarihçi Hafız İbn Kesir Bidaye ve Nihaye kitabında (9/165) Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik'in biyografisinde şöyle diyor: "Bazıları: Halk, hükümdarlarının dini üzerinedir" diyorlar. Hükümdar/Devlet Başkanı ayyaşsa içki tüketimi artar. Lûtî ise o fiil yaygınlaşır. Açgözlü ve hırslı ise halk da hırslı olur. Devlet Başkanı ikram sever, cömert ve cesur ise halk da böyle olur. Tamahkâr, zâlim, kindar biriyse halk da aynı şekilde olur. Dindar, takva sahibi, iyilik ve ihsan ehli ise halk da böyle olur. Bu, bazı zamanlarda ve bazı kişilerde açıkça görünür.

Emevî halifesi Velid'in ilgi alanı inşaat idi. Halk da onun zamanında inşaata yöneldi. Onun zamanında kişi biriyle karşılaşınca; Ne binası yaptın? Neyin tamirini yaptın? derdi. Kardeşi Süleyman'ın ilgi alanı kadınlardı. İnsanlar da bu alana yöneldiler. Onun zamanında kişi biriyle karşılaştığında; Kaç hanımla evlisin? Kaç cariyen var? derdi.

Halife Ömer b. Abdülaziz'in gayreti Kur'an tilâveti, namaz ve ibadet idi. Halk da buna yöneldi. Onun döneminde kişi biriyle karşılaştığında; Evradın ne kadar? Günde kaç sayfa Kur'an okuyorsun? Dün gece kaç rekat kıldın? derdi?

 

377. HADİS: "İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar." [302] Hz. Ali (r.a)'nin sözlerindendir.

 [302] bkz. Gazzalî, İhya: 4/20; Semhudî, Gammaz, s.144; Sehavî, Makasıd:  s.442;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz:  s.200;  Aclunî,  Keşf 2/414; Aliyyü'l-Kari, Kübra: s.353; Hut, Esne'l-Metalib s.333.

 

378. HADİS: "Elle istimna (mastürbasyon) yapan lanetlenmiştir." [303] Aslı yoktur. Ruhâvî bunu açıkça ifade etmiştir.[304]

[303] bkz. Ruhavî, Haşiyetü Şerhil Menar: s.279; Aliyyül Karî, Kübra: s.360; Aclunî, Keşf 2/431.

[304] Şerafeddin Yahya er-Ruhavî, İbn Melek'in Hanefî Usul-ü Fıkıh   kitabı    "Şerhul Menar"  kitabına   yazdığı   haşiyesinde (s.279) Nehy ve Nehyin kısımları bahsinin sonlarında İbn Melek'in  "Elle  istimna   (mastürbasyon)   yapan lanetlenmiştir", hadisini delil olarak zikretmesi üzerine şöyle demiştir: "Ben bunu  hadis   kitaplarında bulamadım. Ancak  bunu  üstadlar fıkıh kitaplarında zikretmişlerdir".

Ebu Gudde diyor ki: Bu söz, nebevi hadis ve şahid olarak İmam Kemal Ibnül Hümam tarafından Hanefî fıkıh kitaplarından Hidayenin şerhi olan Fethul-Kadir'de (2/64) Oruç bölümü, Kaza ye keffaret gerektiren şeyler babı'nın başlarında zikredilmiştir. İmam İbnü'l-Hümam, imamlığı hatta mutlak müctehid derecesine eriştiği kabul edilen, aklı naklî ilimlerde ve istidlalde tahkik ehli alimlerdendir. Fakat onun bu hadisi şahid olarak kullanması, kitaplarına baktığı fakih ve alimlerden bu hadisi şahid olarak kullananlara uyması sebebiyle olmuştur. Ibnül Hümam bunu araştırmadan, önceki âlimlere uyarak zikretmiştir. İlim erbabı zaman zaman böyle bir durumla karşılaşır. Şahid olarak kullandığı delili her zaman inceleyip araştırma gayreti ve imkânı bulamayabilir. Bu durumda bu delili başkalarına uyarak ya olduğu gibi zikreder ya da reddeder. Böyle bir durum, İmamlar İmamı Değerli İmam Şafiî (r.a)'nin Risale kitabında da yaşanmıştır. Şafiî bu kitabında s.286 da namazın ilk vaktinde kılınmasının son vaktinde kılınmasından daha faziletli olduğuna delil getirmek üzere şu uydurma hadisi kullanmıştır. "Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki: "Namazın ilk vakti Allah rızasıdır. Son vakti Allah'ın affıdır." Allâme Ahmed Şakir (rh.a) burada şu notu düşmüştür: İmam Şafii bu hadisi gördüğünüz gibi isnadsız olarak nakletmektedir. Ihtilâfül Hadis kitabında (s.209) da aynı şekilde davranmış, bunu delil olarak zikretmiştir. Hâlâ bu davranışına hayret ediyorum. Zira bu hadis, sabit hiçbir aslı olmayan uydurma bir hadistir. Bunu Yakub b. Velid el Medenî isimli bir şeyh rivayet etmektedir. İmam Ahmed o şeyh hakkında: Büyük yalancılardandır, hadis uyduruyordu, demiştir. Ebu Hatim: Yalan söylüyordu. Rivayet ettiği hadis uydurmadır, demiştir. Tirmizî üzerine yaptığım şerhte (1/321) bu hadis hakkında geniş açıklama yaptım. O halde başkalarına uyan. incelemeden nakleden âlimlere değil; araştıran, inceleyen ve tahkik eden âlimlere itimad edilmelidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah Teâlâ'dır.

Mütabaat/uyma ile muvafakat/katılma arasındaki fark hakkında Önemli Not: Bu iki ifade arasındaki fark şudur. Mütabaat/uyma ilim adamının bir hüküm ve görüşte bu görüşün doğru olup olmadığını tahkik etmeden ilim ehlinden başka birine tâbi olmasıdır. Muvafakat/katılma ise iki alimin bir konudaki görüşlerinin bu görüşü gerektiren delillere dayanarak uyuşmasıdır. Herhangi bir hadis hakkında meselâ: Hakim bunu sahih olduğuna hükmetmiş, Zehebî de buna muvafakat etmiştir/katılmıştır, denilir. Bir başka hadis hakkında da meselâ; Bunu falan sahih olarak kabul etmiş, ya da delil olarak almıştır. Falan da ona tabi olmuştur/uymuştur, denilir. Bazen muvafakat yerine mütabaat kelimesi de kullanılmaktadır.

 

379. HADİS: "Peygamber yer altında bin yılı tamamlamaz."(Yani Hz. Peygamberin (s.a.v) vefatından sonra bin yıl geçmeden kıyamet kopar) [305] Bâtıldır. Aslı yoktur.

[305] bkz. Süyûtî, Havi: 2/166; Sehavî, Makasıd: s.443; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.200; Aliyyül Karî, Kübra: s.353; Aclunî, Keşf: 2/417; Hut, Esne'l-Metalib: s.334.

 

380. HADİS:   "Kadınlar birbirlerine  yardım   ederler." [306] İkrime'nin sözüdür.[307]

[306] bkz. Sehavî, Makasıd: s.445; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.201; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.354; Aclunî, Keşf 2/418;  Hut,  Esne'l Metalib: s.334.

[307] Nitekim Bu söz, Sahih-i Buhari'de (Libas 23) Yeşil Elbiseler  Babında  zikredilmiş, İbn  Hacer  Fethu'l'Barî'de (10/238) bunun İkrime'nin sözü olduğunu ifade etmiştir.

 

381. HADİS: 'Unutkanlık, insanın tabiatıdır." [308] Sehavî: Bu lafızla bilmiyorum, demiştir.

[308] bkz. Sehavî, Makasıd: s.445; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.201; Aliyyü'l-Kari,  Kübra:  s.354; Aclunî,  Keşf 2/419;  Hut,   Esne'l Metalib: s.335.

 

382. HADİS: "Allah'ın kuluna yardımı, kulun kendisine yardımından daha hayırlıdır." [309] Vüheyb bin Verd'in sözler/indendir.[310]

[309] bkz. Sehavî, Makasıd: s.446; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.201; Aliyyül Karî, Kübra: s.355; Aclunî, Keşf: 2/419.

[310] Vüheyb b. Verd el'Mekkî ibadet ehli olup vaaz ve sohbetle" ri vardır. Hafız İbn Hacer Tehzibü'trTehzib' deki (11/170-171) biyografisinde   şöyle   demiştir:   "İbadet  ehlindendi.   Hadisleri, vaazları ve zühdü bilinmektedir. İbn Hıbban onu Sikat' (Güvo-nilir Raviler) kitabında zikretmiş ve şöyle demiştir: Dünyayı terk etmesi sebebiyle dünyalığı bulunmayanlardandı. Süfyan es-Sevrî,   hadis  rivayetini  bitirince  talebelerine:   Kalkın,  hoş insana -yani Vüheyb b. Verd'e- gidelim, derdi. Vüheyb konu­şurken gözlerinden yaş damlardı. Ona:

-Allah Tealâ'ya isyan eden ibadetin tadını bulur mu? diye ser ruldu. Vüheyb:

-Hayır, hatta masıyete yönelen bile bu tadı duyamaz, dedi. Hic rî 153 yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

 

383. HADİS: "Güzel yüze bakmak ibadettir." [311] İbn Teymiyye: Batıldır, aslı yoktur, demiştir.

[311] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.355; Aclunî, Keşf: 2/421;

 

384. HADİS: "Kabir, ne güzel hısımdır!." [312] Bu lafızla aslı yoktur.

[312] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 449; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.202; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.356; Aclunî, Keş£    2/427; Hut,  EsneT Metalib: a.331.

 

385. HADİS: "Suheyb ne güzel kuldur!.. Allah'dan korkmasaydı bile [313] yine O'na isyan etmezdi." [314] Hadis hafızlarının açıkça ifade ettikleri gibi, bunun aslı yoktur.[315]

[313] Bu ifade ile şu mana anlatılmaktadır: Suheyb (bin Sinan er-Rumî- r.a), Allah'a O'nun azabından korktuğu için değil, O'nu sevdiği için itaat etmektedir. Bunu Hafız İbn Hacer söylemiştir. (Sehavî, el Makasıdü'l-Hasene: s.449)

[314] bkz. Ebu Nuaym, Hılye: 1/177; Semhudî, Gammaz: s. 147; Sehavî, Makasıd: s. 449; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.202; Aliyyül Karî, Kübra: s.356; Aclunî, Keşf. 2/428; Hut, Esne'l-Metalib: s.331.

[315] Müellif Aliyyü'l-Karî eJ-Mevzûâtü'l-Kübra'da (s. 356) şöyle diyor: Hafız Süyûtî Nazmu't-Telhis Şerhihde diyor ki: İnsanların "Suheyb ne güzel kuldur!.. Allah'dan korkmasaydı hile yine Ona isyan etmezdi", hadisi hakkındaki soruları çoğaldı. Bazıları  bunu  Hz.   Peygamber   (s.av)'e  nisbet  ettiler. İbn  Malik Şerhu'l-Kâfîye ve başka eserlerinde Hz.Ömer (r.a)'e nisbet etmiştir. Bahaeddin Sübkî bu konuda şöyle demiştir: Bu sözü, ısrarlı araştırmalarıma rağmen hadis kitaplarının hiç birinde ne merfu ne de mevkuf olarak, ne Hz. Ömer (r.a)'e, ne de başkasına ait bir söz olarak gördüm."

 

386. HADİS: "Alimin mürekkebinin bir damlası, Allah'a yüz şehidin kefeninin terinden daha sevimlidir."[316] Raten'in [317] uydurma hadislerindendir. Zeyl'de böyledir.[318]

[316] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.81; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.358; Aclunî, Keşf 2/431.

[317] Raten el-Hindî'nin biyografisi 321  no.lu hadis esnasında (656 nolu dipnotta) geçmiştir.

[318] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.81

 

“HE” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİS

 

387. HADİS: "Ümmetimin helaki, günahkâr âlim ve câhil ibadet ehli iledir." [319] Bulunamamıştır. Muhtasar' da böyledir.

[319] bkz. Fîruz-Âbadî, Muhtasaru'l Muğnî fî Tahrici İhya ;Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.364; Aclunî, Keşf: 2/442.

 

“VAV” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

388. HADİS: "Beyaz gül Peygamberimiz (s.a.v)'in terinden, kırmızı gül Cebrail'in terinden, sarı gül Burak'ın terinden yaratılmıştır." [320] Miisnedul-Firdevs [321] ve başka eserlerde zikredilmiştir. Nevevî: Sahih değildir, demiştir. Başkaları ise; Uydurmadır, demişlerdir.[322]

 

 [320] bkz. Sehavî, Makasıd: s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.55; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.361; Aclunî, Keşf: 1/302; Esnel Metalib: s.86.

[321] Daha önce   300 nolu hadisle ilgili 608 nolu dipnotun sonunda İbn Teymiyye'nin Fivdevs kitabı hakkındaki sözü nakledilmişti. Oraya bakınız!.

[322] Müellif Aliyyü'l-Karî'nin buradaki ifadesi zayıf olup yanlış bir kanaat vermektedir. Zira bu ifade Nevevi'nin "sahih değil' dır", şeklindeki sözü ile başka âlimlerin "uydurmadır" ifadeleri arasında farklılık izlenimi vermektedir. Doğru olan, bu iki ifade arasında hiçbir farklılığın bulunmamasıdır. Sehavî'nin el' Makasıdül-Hasene'deki (s. 130)   ifadesi şöyledir:  "Gül Hz. Peygamber (s.a.v)'in terinden yaratıldı..." (hadis hakkında); Nevevî sahih değildir, demiştir. Üstadımız Hafız İbn Hacer de aynı şekilde; "Bu, uydurmadır", demiştir. Ondan önce de İbn Asakir aynı ifadeyi kullanmıştır."

Bu kitabımızın 49-51. sayfalarında "sahih değildir" ve "uydurmadır" ifadelerinin mevzu hadisler konusunda kullanıldığında aynı manada oldukları, uzun uzun açıklanmıştır. Dilerseniz oraya başvurabilirsiniz.

 

389. HADİS: "Benim vasıyyetim, sırdaşım, ailemde benden sonra vekilim ve benden sonra geriye bıraktığım kişilerin en hayırlısı: Ebu Talib oğlu Ali'dir." [323] Saganî'nin   ed-Dürrü'l-Mültekat'ta  dediğine  göre  uydurmadır.[324]

[323] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.361; Aclunî, Keşf 2/446.

[324] Müellif Aliyyü'l-Karî (...dediğine göre) ifadesiyle, bu hadis hakkındaki mevzû/uydurma hükmünü zayıflatma amacı taşımamaktadır. Bu ifade ile sadece bu hadisin uydurma olduğu görüşünde olan alimin ismini ve bu ifadeyi zikrettiği kitabın ismini verme amacı taşımaktadır. Zira müellif Alıyyu'l-Kari aynı ifadeyi eî-Mevzûâtü'l-Kübra kitabında (s. 361) kullanmış, bunun ardından şöyle demiştir: "Bu ifade şianın çirkin iftiralarındandır.  Allah  belâlarını  versin.   Nereden  iftira  ediyorlar? Nasıl da iftira edebiliyorlar?"

 

390. HADİS: "Adaletli  hükümdarın [325]   zamanında dünyaya geldim." [326] Hadis hafızları: Bunun aslı yoktur, demişlerdir.

[325] "Adaletli hükümdar" ifadesiyle İran Kisrası Nûşirvan kastedilmektedir. Halimi Şüab'da bu hadis hakkında: Sahih değildir, demiştir. Sahih olsa bile, Nûşirvan hakkında "Âdil" denilmesi, âdil olduğu ve onun lehine şahitlik etmek için değil, Meşhur  olduğu bu isimle kendisini tarif etmek içindir.  Zira Allah Rasûlü (s.a.v)'in Allah'ın hükmünden başkasıyla hükmeden bir kimseyi "âdil" olarak adlandırması mümkün değildir. (elMakasıdü'l Hasene: s.454'den kısaltılarak nakledilmiştir.)

[326] bkz. Sağanı, Mevzuat: s.4; Semhudî, Gammaz: s.149; Sehavî, Makasıd: s.454; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.207; Aliyyül Karî, Kübra: s.362; Acluni, Keşf: 2/454; Şevkânî, Fevaid: s.327; Hut, Esne'l-Metalib: s.339.

 

391. HADİS: "Zinadan doğan çocuk Cennete giremez." [327] Bunun aslı yoktur.

[327] bkz.  İbnü'l-Cevzî:  Mevzuat:  3/111;   Ebu  Nuaym,   Hlîye: 3/308; İbn Kayyim, Menar s.133; Süyûti, Leâlî: 2/193; Semhudî,  Gammaz: s.149; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.362; Aclunî, Keşf: 2/452.

 

“LAM” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

 

392. HADİS: "Bilmiyorum" sözü, [328] ilmin yarısıdır." [329] Şa'bî'nin sözlerindendir. [330]

[328] Evet, ama Yakut el-Hamevî'nin Mu'cemü'l-Büldan'da. (1/4) ifade ettiği gibi; "Bilmiyorum" ifadesi, ilimin takdir edilmeyen yarısıdır. İlmin en şerefli ve en faziletli ikinci yarısı ise "Biliyorum",   diyebilmektir.   İlmiyle   amel  eden  tabiîn   âlimlerinden Muhammed b. Aclân'ın dediği gibi; gerçek olan husus şudur: İlim erbabı "Bilmiyorum" ifadesini göz ardı ettiği takdirde yumuşak karnından öldürülür."

Müslim Sahih'inde (Sıfatül Münafikîn 7; Nevevî Şerhi: 17/141) Abdullah b. Mes'ud (r.a)'un şu sözünü rivayet etmektedir: "Ey insanlar!.. Allah'tan korkun. İçinizden kim bir şey biliyorsa bildiğini söylesin. Bilmeyen kimse; Allahu alem (Doğru olanı bilen Allah 'tır), desin."

İbn Kayyim el'Cevziyye İlâmül-Muvakkıîn (4/218)'de şöyle demiştir: "İlim ehlinden biri diyor ki: Bilmiyorum demeyi öğren. Bilmiyorum, dersen; bilinceye kadar sana öğretirler. Biliyorum, dersen; Bilemeyinceye kadar soru sorarlar."

[329] bkz. Darimî, Sünen: 1/63; Sehavî, Makasıd: s.458; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.208; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.364; Aclunî, Keşf. 2/464; Hut, Esne'l-Metalib: s.343

[330] Bu sözü Darimi Süneriinde (1/57 Mukaddime 21) Şa'bî'nin sözü olarak rivayet etmiştir. Şa'bî: Tabiînden İmam Ebu Amr Şerahîl el-Hımyerî el-Kûfî'dir. Şöyle diyordu: "Sahabe'den beş yüz kişiye eriştim. Beyaz sayfaya siyah yazı yazmadım. (Yazarak hadis ezberlemedim) Biri bana bir hadis nakleder etmez hemen ezberledim." Şa'bî Kûfe'de hicrî 19. yılda dünya gelmiş, 103 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

Bu söz değerli sahabî Ebu'd'Derda (r.a)'dan da nakledilmiştir. Aslında ona nisbet edilmesi daha doğrudur. Hafız İbn Abdil Berr Camiu Beyanil ilm ve Fazlihî kitabında (2/54) "Alime ilmî meselelerden bilmediği bir şey sorulduğunda izlemesi gereken metod" babında bu sözü Ebu'd'Derda (r.a)'ya nisbet etmiştir. İntıka kitabında (s.38)'da şöyle demiştir: "Ebu'd'Derda (r.a)'ın; "Bilmiyorum" demek, ilmin yarısıdır", sözü sahih rivayetle nakledilmiştir."

 

393. HADİS: 'Merkebin ve eti yenen her hayvanın idrarında sakınca yoktur." [331] Uydurmadır. Leâli' de [332] bu şekildedir.

[331] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 2/75; Süyûtî, Leâli: 2/2; İbn Arrak, Tenzih: 2/66; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.365; Aclunî, Keşf 2/468.

[332] Süyûtî, el-Leâlil Masnûa: 2/2

 

394. HADİS: "Küçük su döktüğünüz tuvalette abdest almayın. Zira mü'minin abdest suyu, sevaplarıyla birlikte tartılır." [333] Bunu Yahya b. Anbese uydurmuştur.[334]

[333] bkz.  Zehebî,  Mizan:  4/400; Aliyyü'l-Karî,  Kübra:  s.365; Aclunî, Keşi 2/468;

[334] Yahya b. Anbese, durumu açığa çıkmış olan, hadis uyduran yalancı biridir, (bkz. Zehebî, Mizanü'l-I'tidal: 4/400)

 

395. HADİS: "Beni namazda "Seyyid" kelimesiyle anmayın." [335] Sehavî: [336] Bunun aslı yoktur, demiştir.[337]

[335] bkz. Sehavî, Makasıd: s.463; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.210; Aliyyü'-Karî, Kübra: s.365; Aclunî, Keşf 2/478; Hut,  Esnel Metalib: s.346.

[336] Sehavî, el Makasıdü'l-Hasene: s.463 No: 1292.

[337] Bu söz, uydurma olması bir yana, dil terkibi açısından hatalıdır. Zira dil açısından doğru olan vav ile (Lâ tüsevvidûnî) denilmesidir. Zira bu fiilin aslı vav'lıdır. (bkz. Aclunî, Keşf. 2/478 Hadis No: 3018)

 

396. HADİS:  "Yılandan  ancak yılan  dünyaya  gelir." [338] Hadis değildir.[339]

 [338] bkz.   Meydani,   Mecmeu'l-Emsal:   2/141;   Zemahşerî,   el-Müstaksâ: 2/390: Sehavî, Makasıd: s.465; İbnü'd-Deyba',  Temyiz s.212; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.366; Aclunî, Keşf: 2/483.

[339] Bu söz yeni dönem arap atasözlerindendir. Nitekim Meydanî'nin   Mecmeul Emsal   kitabında   (2/141) "Fareden ancak fare, yılandan ancak yılan dünyaya gelir", denilmektedir.

 

397. HADİS: "Söyleyene değil, söylediği şeye bak." [340] Hz. Ali (r.a)'nin sözlerindendir.

[340] bkz. ed-Dürer el Mültekata: No: 461, Aliyyü'l-Karî, Kübra: S-367; Aclunî, Keşf. 2/485;

 

398. HADİS: "Aklı olmayanın dini yoktur." Nesaî: Batıldır, Münkerdir (güvenilir ravilere aykırı çok zayıf bir hadisdir), demiştir.

 

399. HADİS: "İtiraf edenin mazereti olamaz." [341] Askalânî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[342]

[341] bkz. Sehavî, Makasıd: s.468; Semhudî,   Gammaz: s.152; İbnü’d-Deyba', Temyiz s.214; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.367; Acluni, Keşf; 2/493; Hut, Esne'l-Metalib: s.352.

[342] bkz. Sehavî, el Makasıdül Hasene: s.468 No: 1311.

 

400. HADİS: "Utangaç ve kibirli olan, ilim Öğrenemez." [343] Buharınin Sahih'inde [344] Mücahid'in [345] sözü olarak zikredilmiştir.

[343] bkz. Buharı, Sahih: İlim 50; İbn Hacer Fethul Bari: 1/202; Sehavî, Makasıd s.469; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.215; Aliyyül Karî, Kübra: s.371; Aclunî, Keşf: 2/499; Hut, Esne'l-Metalıb: s.155.

[344] Buharı, Sahih: 1/202 (îlim 50) İlimde utanma babı. Bu söz birçok, kitapta bu şekilde nakledilmiştir. Buharî'nin lafzında (müstahyî)   kelimesi,   sonundaki  iki    harfiyledir.   İbnü'd-Deyba'm Temyizü't'Tayyib mine'l Habis kitabında da bu şekilde -iki yâ ile- gelmiştir. İmam Aynî, Umdetü'l-Karî'de (2/210) şöyle diyor: (istahya-yestahyî) filinden türeyen (müstahyî): Ha harfinin sükûnu ile ve ikincisi sakin, olan iki yâ ile yazılır. Bı kelimede bir yâ ile (Müstahî) denilmesi de, yasız (müstah) denilmesi  de  caizdir." Aynî  daha  sonra  şöyle  devam  etmiştir: "...ve kibirli olan ilim   öğrenemez." Mütekebbir/Kibirli  olan, kendini büyük gören demektir. Böylesi böbürlenip ilim öğrenmeye karşı çekimser/isteksiz davranan kişidir. Istikbar ve tekebbür böbürlenmek, kendini büyük görmek demektir."

Hafız İbn Hacer Fethu'l Bari'de (1/202) şöyle diyor: "Haya imandandır", hadisi daha önce geçmişti. -Şer'î anlamıyla- haya/utanma büyüklere hürmet ve saygı şeklinde meydana gelen utanç duygusudur. Bu övgüye değer olan utanma şeklidir. Şer'î bir emri terk etmeye sebep olan utanma ise kötülenmiştir. Utanmanın bu şekli, meşru utanma olmayıp bir çeşit zafiyet ve seviye düşüklüğüdür. İmam Mücahid'in "Utangaç ve kibirli olan, ilim öğrenemez", sözüyle anlatılmak istenen de budur."

[345] Bu zat, Tabiînden, ibadet ve vera ehli, güçlü fakîhlerden Tefsir, Kıraat,  Hadis,  Fıkıh ve Kur'ân'da İmam Mücahid b. Cebr  Ebul Haccac  el-Mekkî  el-Mahzûmî'dır.  Mücahid  şöyle diyordu: Kur'ânı İbn Abbas'a otuz defa arz ettim. Bir başka rivayette ise; Kur'an'ı İbn Abbas'a üç defa arz ederek okudum. Her  âyette duruyordum.  Bu âyet hangi konuda indi?  Nasıl? nazil oldu? diye soruyordum. İbn Ömer bana dedi ki: NaiV(? de senin ezberin gibi iyi hadis ezberlese, diye temenni ediyorum. Seleme b. Küheyl: Ata, Tavus ve Mücahid kadar bu ilimle Allah rızasını arzulayan kimse görmedim, demiştir. Mücahid hicrî 21 yılında Hz.Ömer'in halifeliği döneminde dünyaya gelmiş, Mekke'de  103 yılında secdede iken vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

 

401. HADİS: "Müslümanm farzları ve sünnetleri bilmemesi helâl/caiz değildir. Bunun dışındakileri bilmemesi ise caizdir." [346] Uydurmadır. Zeyl de [347] böyledir.

[346] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât: s.36; Aliyyü'l-Karî, Kübra s.370; Aclunî, Keşf: 2/500.

[347] Süyûtî, Zeylü'l Mevzuât: s.36

 

402. HADİS: "Hoca, ekmek yemekten utanmadığı gibi, ilim öğrenmekten de utanmasın." [348] Sahih değildir.

 [348] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.371; Aclunî, Keşf 2/508.

 

403. HADİS: "İlki Mikâil olmak üzere üç yüz altmış meslek erbabı emek vermedikçe, pide yuvarlanıp (sofrada) senin önüne konmaz." [349] Irakî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[350]

[349] bkz. Gazzalî, İhya: 3/94; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.371; Aclunî Keşf; 2/509.

[350] Bu hadisi Gazzalî, İhya da (3/94) İki şehvetin Kırılması bölümünde, Mide şehvetini kırma konusunda izlenecek riyazet yolunun açıklanması babında zikretmiş, Irakî de bu sözünü ihya Tahrici'nde (İhya: 3/94 dipnot l) zikretmiştir.

 

404. HADÎS: "(Alimler arasında) İhtilaf edilen bir mesele sebebiyle Allah azab etmez." [351] Sehavî: [352] Zannederim ki bu selef âlimlerinden birinin sözüdür, demiştir.

Ben de derim ki: Üstadlarımdan birinin şöyle söylediğini duymuştum: Bir âlime uyan kimse, Allah'a salimen kavuşur.

[351] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.471;  Semhudî,   Gammaz  s.155; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.217; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.372; Aclunî, Keş£ 2/504; Hut, Esne'l-Metalib: s.357.

[352] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene: s.471 No:1325.

 

“YE” HARFİYLE BAŞLAYAN UYDURMA HADİSLER

 

 

405. HADİS: "Bir cemaate içlerinde yüzü en güzel olan kişi imam olur." [353] Uydurmadır. Leâlî'de [354] bu şekildedir.

[353] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 2/100; Süyûtî, Leâli 2/21; İbn Arrak, Tenzih: 2/103; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.377; Aclunî, Keşf: 2/522.

[354] Süyûtî, el-Leâli'l-Masnûa: 2/21. Asıl nüshada; "Zeyl'de bu Şekildedir", denilmiştir. Bu, bir kalem sürçmesidir. Zira ben bu hadisi  Zeyl'de   göremedim,   gördüğünüz  şekilde   Leâli olarak düzelttim.

 

406. HADİS: "Ey Ebu Hureyre! Abdest aldığında "Bismillah ve'l'hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin, bu abdestin bozuluncaya kadar hiç dinlenmeden senin hasenelerini yazmaya devam ederler."[355]

Münkerdir. [356]  (Ebu Gudde:  Bu hadisin bu metniyle uydurma hadisler arasında zikredilmesi imkânsızdır. Zira Heysemî: Bunu Taberanî Sagir'de rivayet etmiş, isnadı hasendir, demiştir....(Yine Ebu Gudde; Ancak bu hadisin bir başka senedle ve bu metne yapılan ilâvelerle rivayet edilen şekli, "hiç şüphesiz uydurmadır" demiştir.)[357]

[355] bkz.  Taberanî,   el Mucemii's-Sagir.   1/73; İbnü'l-Cevzî,   el Mevzûât: 2/186;  Heysemî Mecmeu'z-Zevaid  1/220; İbn Hacer,Lisanü'l-Mizan: 1/98; Süyûtî Zeylü'l Mevzuat: s.96; Süyûtî, Leâlî: 2/377; İbn Arrak, Tenzih: 2/340; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.373. Heysemî Mecmeu'z-Zevaid: 1/220;

[356] Yani batıldır. Hadisi Süyûtî Zeylü'l-Mevzuât' da (s.96) Taberanî'nin el Mu'cemüsSagir'inden senediyle; Amr b. Ebî Seleme, ibrahim el-Basrî, Ali b. Sabit, Muhammed b. Şirin, Ebu Hureyre tarikiyle merfû olarak rivayet etmektedir. Süyûtî şöyle demiştir: Taberanî diyor ki: Bunu Azre b. Sabit'in kardeşinden sadece İbrahim el-Basrî rivayet etmiştir. Süyûtî daha sonra şöyle demiştir: "Mizan'da şöyle denilmektedir: Bu hadis Münkerdir. Bunun âfeti (uyduran kişisi) ibrahim'dir."

Ebu Gudde diyor ki: Bu haberi Mizan'da ibrahim ismini taşıyan ravilerin biyografilerinde görmedim. Daha sonra bunu İbn Hacer'in Lisanü'l-Mizaninda (1/98) İbrahim b. Muhammed b. Sabit el-Ensarî'nin biyografisinde gördüm. Süyûtî'nin Zeyl'deki ifadesinin aslı "Lisanü'l-Mizan'da şöyle denilmiştir", şeklinde iken, kelime düşüklüğü sebebiyle bu yanlışlık meydana gelmiş olabilir.

Lisan' daki ifade şöyledir: (İbrahim b. Muhammed b. Sabit el-Ensarî): Amr b. Ebî Seleme et-Tinnîsî'nin üstadıdır. Münker hadisler rivayet etmiştir. İbn Adiyy onun hakkında: Medinelidir. Kendisinden münker hadisler rivayet edilmiştir, demiş ve onun üç münker hadisini nakletmiş ve sonra da "Onun başka hadisleri de bulunmaktadır. Hadisleri salih olup tahammül edilebilir niteliktedir", demiştir. İbn Hıbban bunu Sikat'ta zikretmiş ve Amr b. Ebî Seleme'nin arkadaşıdır. Muhammed b. Malik vasıtasıyla Bera'dan rivayette bulunmuştur. İbrahim b. Muhammed el-Makdisî isminde zikri gelecektir." demiştir. İbn Hacer, zikri geçen (İbrahim el-Ensarî)'nin biyografisinin ortasında şu hadisi zikretmiştir: Taberanî, Sagir' de Amr b. Ebî Seleme, İbrahim b. Muhammed el-Basrî'den, Ali b. Sabit, İbn Şirin sened zinciriyle Ebu Hureyre'den merfû olarak şu hadisi rivayet etmektedir: "Ey Ebu Hureyre!.. Abdest aldığında "Bis­millah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin, bu abdestin bozuluncaya kadar hiç dinlenmeden senin haseneleriniyazmaya devam ederler. "Bu münkerdir. İbn Hacer daha sonra (İbrahim b. Muhammed el-Makdisî)'nin biyografisinde (1/103) şöyle demiştir: Ebu Hatim: Hadisi zayıf' tır, meçhuldür, demiştir. İbn Hıbban ise onu Sikat (Güvenilir Raviler) kitabında, Buharî Tarihinde zikretmiş, her ikisi de onu Ebu Hafs et-Tinnîsî'nin arkadaşı olarak tanıtmışlardır. Buharî, Tinnîsi İbrahim'in güvenilir olduğunu ifade etmiştir, demiştir.

(Ebu Gudde diyor ki) İbn Hacer'in ifadesinden anlaşılan; İbra­him el-Ensarî ile İbrahim el-Makdisî'ııin aynı kişi olduğudur. Durum nasıl olursa olsun, Taberanî'nin senedindeki ravi, İbn Hacer ve Süyûtî'nin naklindeki gibi (İbrahim b. Muhammed el" Basridir. Görünen odur ki bu ravi zikri geçen iki raviden ayrı üçüncü bir kişidir. İbn Ebî Hatim'hı eî-Cerh ve't-Ta'dil kitabında (c.l Kısım 1 sayfa 150) şu ifade yer almaktadır: İbrahim el-Basrî: Hasen'den Cenab'i Hakkın; “Mücrimleri Cehenneme sürüklüyoruz”, (Meryem: 86) mealindeki âyetini rivayet etmiş, kendisinden de İsmail b. Ebî Halid rivayette bulunmuştur." Dolayısıyla bu İbrahim el-Basrî, Taberanî'nin senedinde geçen İbrahim b. Muhammed el-Basrî ile aynı tabakadandır. Belki de ikisi aynı kişidirler. Durum böyle olunca, Abdülhayy el-Leknevî'nin er-Rafu ve't-Tekmîlû'l-Cerh ve't-Ta'dil (Il.bsk. s.l6l) kitabına yazdığım dipnotlarda geniş açıklamada göreceğiniz gibi; İbn Ebî Hatim'in onun hakkında sükût etmesi/bir görüş bildirmemesi onu tevsik etme anlamına gelmektedir. İbrahim el-Basrî ile İbrahim b. Muhammed el-Basrî aynı kişi ise ya da İbrahim el-Makdisî ise az önce nakledildiği gibi tevsik edilmiş (güvenilir olduğu ifade edilmiş) demektir. Bu duruma göre bu hadisin bu metniyle uydurma hadisler arasında zikredilmesi imkânsızdır. Hatta Hafız Heysemî Mecmeu'z-Zevaid'de (1/220) de bu hadisi zikretmiş ve "Bunu Taberanî Sagir'de rivayet etmiştir. İsnadı hasendir", demiştir. İbn Hacer de bu hadisi deîil olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla bu onun uydurma olmadığım göstermek­tedir, (bkz. Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa: 2/70). Bu cümleleri yazdıktan sonra İbnü'l-Cevzî'nin elMevzûât (2/186); Süyûtî'nin Leâlî (2/377) ve İbn Arrak'm Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa (2/340) kitaplarında Ebu Hureyre'den iti tarikle gelen şu hadisi gördüm: Allah Rasûlü (s.a.v) buyurdu ki: "Ey Ebu Hureyre!.. Abdest aldığında "Bismillah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin hiç dinlenmeden bu abdesti alıncaya kadar senin için haseneleri yazmaya devam ederler. Ey Ebu Hureyre!.. Hanımınla veya cariyenle beraber olduğunda Bismillah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin hiç dinlenmeden sen gusledinceye kadar senin için haseneleri yazmaya devam ederler. Ey Ebu HureyreL. Bu birleşmeden sana bir evlad nasib olursa bu çocuğun ve neslinin nefesi sayısınca sana basene yazılır."Bu hadisi nakleden üç hadis âlimi de şöyle demişlerdir: Bunun senedinde (Hammad b. Amr en-Nusaybî) ve meçhul raviler bulunmaktadır. (Ebu Gudde diyor ki) 406 nolu Bu  hadis, bu son senediyle ve yukarıdaki hadis metnine ilâve edilmiş asılsız metniyle hiç şüphesiz uydurmadır.

[357] Parantez arasındaki cümle kitabın metninden olmayıp bir önceki dipnotun ortalarında geçmektedir. Önemine binaen ve dikkat çekmek için burada zikretmeyi uygun gördüm. (Çev.)

 

407. HADİS: "Ey Humeyra!.." [358] Mızzi: İçinde (Ey Humeyra!..) [359] ifadesi geçen her hadis uydurmadır. Sadece ? rivayet ettiği bir hadis müstesnadır, demiştir. [360] (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: Bu isabetli değildir. Zira bu hadisten başka ayrıca iki sahih hadiste de "Humeyra" ifadesi sabit olmuştur.)[361]

[358] bkz. Zerkeşî, el İcabe: s.61; Aliyyü'l Karî, Kübra: s.373.

[359] (Humeyra):  Hamrâ kelimesinin küçültme ismidir.  Beyaz tenli, beyazı pembe ile doyurulmuş demektir. Araplar beyaz tenli erkeğe "Ahmer", beyaz tenli hanıma "hamrâ" derler. Hz. Aişe (r.anha) beyaz tenli idi. Buradaki Humeyra kelimesiyle anlatılmak istenen kişi, Hz. Aişe'dir. Bu küçültme, sevgi için yapılan küçültmedir.   Nitekim 121 no.lu hadis dipnotunda bu bilgi verilmişti. Burada şunu da ilâve edeyim:

Müfhim müellifi Kurtubî diyor ki: Araplar, vücutta ki beyazlık baras/ alaca hastalığına benzediği için beyaz isminden haşlan­mamaları sebebiyle, beyaz tenlilere "ahmer/kırmızı" derler. Bu sebepledir ki Allah Rasulü (s.a.v) Hz. Âişe'ye Ya Humeyra!.. (Pembe yanaklı sevimli kız) derdi. Kurtubî'nin bu ifadesini Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bari'de (7/106 Menakıb ...) Hz. Peygamber (s.a.v)'in Hz. Hadıce (r.a) ile evlenmesi ve Hz. Hadice'-nin fazileti babında nakletmektedir.

[360] Benzeri bir ifade İbn Hacer tarafından da FethuTBarî'de (2/370 lydeyn 2) Bayram günü kılıç kalkan oyunu babında nak­ledilmiştir. Bu iki hadis hafızının hu ifadeleri isabetli değildir. Zira bu hadisten başka ayrıca iki sahih hadiste de (Humeyra) ifadesi sabit olmuştur.

İmam Bedreddin Zerkeşî el-İcabe li-irad me'stedrakethu Aişe ale's-Sahabe adlı eserinde (s.61-62) Hz. Âişe (r.a)'nin özellikle­rini sayarken şöyle demiştir: "Yirmi Yedinci Özellik: O'nun hakkında (Dininizin yarısını Humeyra'dan alın) hadisi gelmiştir. Hocamız Hafız Imadüddin İbn Kesir'e bu hadisi sordum. Dedi ki: Hocamız Dünya Hafızı Ebu'l-Haccac el'Mizzî (r.a) şöyle diyordu: İçinde Humeyra adı geçen her hadis batıldır. Sadece Sünen-i Nesai de Oruç Bölümündeki bir hadis müstesnadır." (İbn Kesir diyor ki): "Sünen-i Nesaî'de yer alan bir başka hadis de buna ilâve edilmelidir: Ebu Seleme'den rivayet edildiğine: göre; Hz. Âişe şöyle demiştir: Habeşliler oynamak üzere mescide girdiler. Allah Rasûlü (s.a.v) bana: 'Ya Humeyra!.. Onlara bakmayı arzu eder misin? buyurdu. Bu hadisin isnadı sahihtir. Hakim Müstedrek' inde (3/119) Ümmü Seleme'den -bu konuda bir üçüncü hadis- rivayet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v) mü'minlerin annelerinin savaşa katılacaklarını anlattı. Hz. Aişe (r.a) güldü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Dikkat et Ya Humeyra!.. Bu hanım sen olmayasın". dedi ve sonra Hz. Ali'ye döndü ve şöyle buyurdu: "Âişe'nin herhangi bir işi sana havale edilecek olursa, son ona yumuşak davran." Hakim diyor ki: Bu hadis, Buharı ve Müslim'in şartına uygun, sahih bir hadis olduğu halde Buharî ve Müslim bu hadisi Sahih'lerine almamışlardır. Zehebî ise; (Buharî ve Müslim, hadisin ravilerinden olan) Abdülcebbar'dan hadis tahric etmemişlerdir, demiştir." İbn Kesir'in ifadesi ilâve ve düzeltme ile burada sona ermektedir. Allâme Zürkanî, Şerhu'l-Mevahibi'n-Ledünniyye kitabında (7/216) Kastallânî'nin bu Ümmü Seleme hadisini Hakim ve Beyhakî'den rivayet etmesinden sonra; "Bu hadis, içinde (Ya Humeyra!..) geçen sahih bir hadisdir. İçinde bu ifadenin geçtiği her hadisin uydurma olduğunu iddia eden kimseye bu hadisle cevap verilebilir", demiştir. Zürkanî, işaret edilen iddia sahibi ile İbn Kayyim el-Cevziyye'yi kast etmektedir. Zira İbn Kayyim el-Menaru'l-Münif kitabında (s.60); "İçinde (Ya Humeyra!..) ya da sadece (Humeyra) lakabının geçtiği her hadis yalandır, uydurulmuş tır", demektedir,

Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki: Nesaî'nin burada işaret edilen iki hadisi, onun es Sünenü'l Kübra'sındadır, matbu olan Suğra'da (yani elimizdeki meşhur Sünen nüshasında) bu hadisler yer almamaktadır." (bkz. Nesaî, es Sünenü'l-Kübra: 1/553, Salatü'l-Iydeyn 31, Hadis No: 1798)

 

408. HADİS: "Ey Şeyh!.. Selâmette kalmayı arzu ediyorsan, bunu başkalarının senden selâmette olmasında ara." [362] Bu sözü, Ebu İshak eş-Şirazî'nin Hz. Peygamber (s.a.v)'den rüyada duyduğu rivayet edilmektedir.[363]

[361] Parantez arasındaki bu cümle, kitabın metninden olmayıp bir önceki dipnotun başından alınmış, önemine binaen ve dikkat çekmek için burada metin içerisinde ayrıca zikredilmiştir. (Çev.)

[362] bkz. Sehavî, Makasıd: s.474; İbnü'd Deyba', Temyiz: s.219; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.374; Aclunî, Keşf. 2/515.

[363] Yani bu ifadenin; diğer nebevî hadislerin rivayet edildiği gibi nebevî hadis olarak rivayet edilmesi doğru değildir. Zira daha önce 311 no.lu hadisin dipnotunda geçtiği gibi; âlimler nezdinde kesin olarak kararlaştırılan hususlardan biri şudur: Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyada görmekle şer'î bir hüküm isbat edilemez.

Nebevî hadis ise öncelikli olarak rüya ile isbat edilemez.

 

409. HADİS: "Ey Ali!. Demirden iki ayakkabı edin. Bunları ilim yolunda eskit." [364] Ibn Teymiyye: Bu hadis uydurmadır, demiş, Zeyl de [365]: Aynen onun dediği gibidir, denilmiştir.

 [364] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuât s.203; Aliyyü'l-Karî, Kübra: k.376; Aclunî, Keşf: 2/518.

[365] Süyûtî, Zeyîül-Mevzûât s.203

 

410. HADİS: "Ey Ali!.. Bir sayfa ve mürekkep getir", dedi. Allah Rasûlü (s.a.v) yazdırdı. Ali yazdı ve Cebrail şâhid oldu. [366] Ravi diyor ki: Size bu sayfayı yazdıran, yazan ve bu duruma şâhid olandan başkası bu sayfada olanları bildiğini söyleyen kimseyi tasdik etmeyin, demiştir. Bu olay Hz. Peygamber (s.a.v)'in vefat ettiği son hastalığında idi. Saganî ed-Dürrül Mültekat'ta: Bu uydurmadır, demiştir.

"Ey Ali!.. Sen bana göre Musa'nın yanında Harun gibisin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur", sahih hadisi [367] müstesna! (Ey Ali!..) kelimesiyle başlayan "Hz. Ali'ye Vasiyetler" nüshasının tamamının uydurma olduğu ileride gelecektir.[368]

[366] bkz. Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.376; Aclunî, Keşf: 2/519.

[367] bkz.Buharî, Sahih: Fezâılü Ashabi'n'Nebi 9; Müslim, Sahih: Fezâüü's-Sahabe 30, 31

[368] Bu konu 436 no.lu hadis esnasında ele alınacaktır.

 

411. HADİS: "Ey Ali!.. Azık edindiğinde soğanı unutma." [369] Sehavî: Bu açık yalandır, demiştir.[370]

[369] bkz. Sehavî, Makasıd.  s.475;  Semhudî,  Gammaz:  s.157; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.220; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.376; Aclunî, Keşf: 2/519; Hut, Esne'l-Metalib: s.361.

[370] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'l Hasene: s.475 No: 1336.

 

412. HADİS: "Düşmanının elini bükemediğin takdirde öp." [371] (Abbasî Halifesi) Mansur'un sözüdür.[372]

[371] bkz. Sehavî, Makasıd: s.476; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.220; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.377; Aclunî, Keşf 2/521; Hut, Esnel Metalib: s.362.

[372] Süyûtî'nin Tarihu'l-Hulefâ' da (s. 178) naklettiği gibi; Sûlî, bu sözü benzeri bir lafızla senediyle Abbasî Halifesi Mansur'dan nakletmektedir. Abbasî Halifesi Ebu Ca'fer Mansur'un nesebi: Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Abdillah b. Abbas şeklindedir. Hicrî 95 yılında dünyaya gelmiştir. İlim tahsili için yolculuklar yapmıştır. Sûlî diyor ki: Zamanında Hadis ve Neseb ilmini en iyi bilen kimse olup hadis tahsili ile meşhur idi. Babasından, Ata b. Yesar ve başkalarından hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de oğlu Halife Mehdî hadis rivayet etmiştir. Çok zengin olmakla birlikte eğlence ve oyuna düşkün olmaması, kâmil akıl sahibi olması, ilim ve edebiyata fiilî katılımı, nefsî olgunluğu; heybet, cesaret,  ihtiyat,   görüş ve  azamet  açısından Abbasoğullannın yiğit şahsiyeti idi.

Dünya lezzetlerinden erişemediği hiç bir şey kalmadığı halde sadece Hadis ehlinin şerefini temenni etmesi konusundaki sözü 344 nolu hadis (700 nolu) dip notunda geçmişti. Halife Mansur, Mekke'de Hac için ihramlı olduğu halde hicrî 158 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. (Süyûtî, Tarihu'bHulefa: s.172-180. Özetlenerek nakledilmiştir.)

 

413. HADİS: "Maymunun devletinde onun için oynanır." [373] Hadis değildir.

[373] bkz. Sehavî, Makasıd: s.476; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.221; Aclunî, Keşf. 2/523; Hut, Esne'l-Metalib: s.362.

 

414. HADİS: "Yasin, hangi niyetle okunursa o niyet gerçekleşir." [374] Sehavî: Bunun bu lafızla aslı yoktur, demiştir.[375]

[374] Son dönem alimlerinden bazıları: Bazı tasavvuf erbabı bu hadisin sahih olduğunu kararlaştırmışlardır, diyerek bu hadisi isbat etmeye çalışmışlardır, dolayısıyla uydurma hadis olmamalıdır. Maliki Fakîhî ve Mısır Müftüsü Sûfî Allâme Muhakkik Muhammed Illîş (öl. 1299 h.) ve üstadı Ebu Yahya bunu gayet güzel bir şekilde cevaplamıştır. Ebu Yahya hadisi isbat ederken senedden başka bir şeye itimad etmeyi reddetmiştir. İsabetli tenkidleri, akıl sahiplerinin şuur ve basiretlerini artırıcı ifadeleri dolayısıyla bu iki zatın sözlerini nakletmek faydalı olacaktır: Şeyh Muhammed Illîş "Fethu'l-Aliyyil Malik fi'l-Fetva alâ Mezhebi Malik"' ismiyle adlandırılan Fetvalarinda (1/45) 'Yasin ne niyetle okunursa gerçekleşir" hadisi sahih midir? Bunu sahih olduğunu inkâr eden kimseyi ayıplayan kimseye ne ceza gerekir? sorusuna şu cevabı vermiştir:

"Hafız Sehavî el-Makasıdül Hasene kitabında bu hadisin aslının olmadığını açıkça ifade etmiş, Seyyid Muhammed ez-Zürkanî de Muhtasar'mda aynı görüşü paylaşmıştır. Bu hükmü ayıplayan mezkûr kişi bilgisizce konuşmaya cür'et ettiği için şiddetli bir şekilde te'dib edilmelidir. Bu adamın halinden anlaşılan, ilim ehlinden biriyle görüşmemiş, katı kalpli câhil bir kişi olduğudur. Böyle birinin hadisler konusuna bilgisizce dalması sebebiyle Allah Teâlâ'nm gazabına uğramasından korkulur. Zira bilgisi olan kişi nass bulunan hususları inkâr etmez. Cehaletin çokluğu, akıl zayıflığı ve dindar olmama bun­dan daha fazlasına sebep olmaktadır.

Ezher Hatibi Şeyh İbrahim es"Sakka da bu soru üzerine şu cevabı yazmıştır: İmam Şa'ranî, el'-Bedru'l'-Münir kitabında Hafız Sehavi'nin; bu hadisin bu lafızla aslı olmadığı görüşünü naklederek bu hükmüne katılmış, daha sonra da; "Bu hadis, Şeyh İsmail el-Yemenî cemaatinde kesindir", demiştir. Dolayısıyla bu hadis, âlimlerin üzerinde ihtilaf ettikleri hadislerdendir. Dolayısıyla bunun sahih olduğunu inkâr eden kişinin red­dedilmesi uygun değildir. Zira Sehavî, bunun sahih olduğunu inkâr etmiştir. Bunu sahih olarak kabul eden kişinin de reddedilmesi de uygun değildir. Zira az önce Şa'ranî'nin ifade ettiği gibi bazı alimler bunu sahih olarak kabul etmektedirler. Ya-sin'in fazileti ve onun dünyevî ve uhrevî maksatların gerçekleşmesine vesile olması, sadece bu hadise bağlı değildir. Çünkü bu konuda başka hadisler de varid olmuştur. Allah'ın bu fakir kulu İbrahim es-Sakka eş-Şafiî'ye ilham ettiği budur. Günahla­rı affola.

Üstadımız Ebu Yahya, bu cevaba muttali olduğunda onun üze­rine şunu yazmıştır: Bilindiği gibi; Hadislerden her biri, keşif ve kalplerin nurlarıyla değil, sadece senedlerle sabit olmaktadır. Şa'ranî'nin Seyyid ismail el-Yemenî'den naklettiği husus Müftî Şeyh ibrahim Saka'nın anladığı gibi lafzın sahih oluşu ise durum senede bağlıdır. Aksi takdirde söyleyen kim olursa olsun, sözü kendisine iade edilir. Allah'ın dininde hatır gözetme olamaz. Velilik ve kerametlerin burada bu konuya müdahalesi olamaz. Bu konuda yetkili merci, sadece bu ilmi bilen hadis hafızlarıdır. Bu hadis, muhaddislere göre aslı olmayan bir hadistir. Aıiyyül Karî bunu -elimizdeki Masnu kitabında- zikretmiş ve şöyle demiştir: "Sehavî: aslı yoktur, demiştir." Aliyyü'l-Karî, kitabının başında sabit veya uydurma olup olmadı­ğında ihtilaf edilen hadisleri zikretmeyeceğim ifade etmiştir. Eğer Seyyid ismail'in bu sözünden maksat, hadisin manasının doğruluğu ise ki seyyidlere hüsnü zan etmenin gereği de budur, o takdirde bu durum kabul edilebilir. Zira tevekkülü sahih, ihlası sadık olan kimse Allah'a dua ettiğinde özellikle Kur'anla ona tevessül ettiğinde Allah ona icabet edecektir. Ancak şu an ele aldığımız konu bu değildir.

Müftü Şeyh ibrahim Sakka nın Sehavî'yi Şa'ranî'nin ibaresinin sonu ile tenkidi yerinde değildir. Zira bu lafzın sahih oluşunun murad edildiği anlayışı üzerine bina edilmiştir. Bunun da senede bağlı olması ve hadisin her hangi bir senedinin de bulunmaması sebebiyle sahih olmayacağını öğrendin. Zira hadisin senedi olsaydı hadis hafızları onu bilir ve hadis kitaplarında zikrederlerdi.

"Bu hadis alimlerin üzerinde ihtilaf ettikleri hadislerdendir", sözüne gelince bu ifade de problemlidir. Aliyyül Karî'nin ifadesi, bunu reddetmektedir.

"Bunu sahih olarak kabul eden kişinin de reddedilmesi de uygun değildir", ifadesi ile sanki ilk müftü -Şeyh Ilış- kastedilmektedir. Halbuki o bunu kabul eden kişiyi reddetmemiş, sadece bilgisizce konuşan, bilmediği konuya dalan kimseyi reddetmiştir. Böyle birinin reddedilmesi ise kesin bir görevdir. Sanki o Müftü Şeyh ibrahim Sakka bunu reddedenin lafızlarını da onu reddetme sebebini de anlamamış gibidir. Nitekim "Yasin'in fazileti.." ifadesi sebebiyle Müftü, soruyu da anlamamıştır. Zira Kur'amn tamamının faziletli oluşu konusunda Müslümanlar arasında bir tartışma yoktur.'

"Bu, Allah'ın ilham ettiği husustur", ifadesinin manasını anlamadım. Zira sözünü tenkid ettiği kişinin muradını tahkik etmediği, soruyu iyice anlamadığı ve cevap verenin verdiği cevap hakkında değil de, soruda var olan hususun sorulması sebebiyle soru lüzumsuz olduğu halde onu reddedenin lafızlarım anlamadığı halde, hangi şey ilham edilmiş olmaktadır? Adamın mâlik olduğu akıl bu ise, Allah'a havale edelim. Ben kubbenin altında Şeyh var zannediyordum. Doğrusunu Allah bilir."

Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: Bu ifade, daha önce 95, 97, 109 ve 344 no.lu hadislerin dipnotlarında takdim ettiğim şu hakikati te'yid etmektedir: "Hadis, sadece ehlinden alınır. De­ğeri yüce, şanı yüksek olsa da. başkasından alınmaz." Hidayete erdiren Allah'dır.

Masnû Kitabının sonunda 273. sayfada bu dipnotuna şu ilâve yapılmıştır:

Hadisin sahih veya zayıf olduğunun keşif yoluyla bildirilmesi konusunda vakıf olduğum garip hususlardan biri, İsmail el-Aclûnî ed'Dimaşkî'nin Keşfül Hafa ve Müzilü'l-İlbas kitabının mukaddimesinde (1/9-10) ikrar ve kabul sadedinde zikrettiği şu ifadesidir:

"Bir hadise "uydurma", "sahih" ve benzeri bir hükmün verilme­si senedin incelenmesi ve benzeri metotlar sonucunda hadis alimlerinin kanaatine göredir. Yoksa bizzat kesin bir durum değildir. Meselâ: Sahih bir hadis, muhaddisin kanaatine göre zayıf veya uydurma olabilir, ya da tersi olabilir. Mütevatir ise Rasulullah'a nisbeti ittifakla kesin olan hadistir. Hadisin buna ihtimali olmakla birlikte, muhaddislerin nazarında sabit olan hususa göre amel edilir. Hadisten hüküm istinbat edecekler için hadisten elde edilen şer'î hüküm geçerli olur.

Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî (k.s)nin el-Fütûhatü'l-Mekkiyye adlı eserinde özetle şöyle denilmektedir: Ravileri yoluyla sahih olan nice hadis vardır ki, keşif ehli bu hadisi Allah Rasûlü (s.a.v)'ne sorup bunun uydurma olduğunu öğrenmesi sebebiyle sahih kabul etmez. Dolayısıyla nakil ehli, tariki sahih olduğu için o hadisle amel etse bile, keşif ehli bu hadisle amel etmez.

Yine ravileri arasında hadis uyduran biri bulunduğu için, tarikinin zayıflığı sebebiyle kendisiyle amel edilmeyen nice hadis vardır ki, keşif ehli bunu Cibril'den Allah Rasûlüne naklederken duydukları için, gerçekte bu hadis sahihtir." Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Aclunî'nin naklettiği ve sükût edip kabul ettiği ifade budur. Bu tavrından dolayı neredeyse şaşkınlıktan donup kalacaktım. Oysa Acluni, Buharî'yi şerheden muhaddıslerden biridir. Muhaddislerin ilimlerini, hadis ve din kaidelerini hiçe sayan bu ifadeleri nasıl kabul edebilmiştir? Buna göre "keşif ehli" denilen ya da kendisini keşif ehli gören kişiler açısından hadis alimlerinin hadis hakkında verdikleri "sahih" ve "zayıf hükümleri anlamsız bir şey olmaktadır. Sünnet-i Mutahhara'nm sübutu için, ne zamandan beri biri muhaddislerin sahih nakli, diğeri keşif ehlinin keşfi olmak üzere iki kaynak kabul edilmiştir?. Buna aldanmaktan sakın. Allah senin yardımcın olsun ve seni gözetsin.

[375] bkz. Süyûtî, Leâli: 1/247; Sehavî, Makasıd s.477; Semhudî, Gam-raaz:   s. 157;   İbnü'd-Deyba',   Temyiz   s.221;  AliyyüTKarî, Kübra: s.377; Aclunî, Keşf 2/526; Hut, Esne'tMetalib: s.362;

 

415. HADİS: "Soğuktan sakınan, sıcaktan da sakınır." [376] Hadis değildir.

[376] bkz. Sehavî, Makasjd: s.479; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.222: Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.378; Aclunî, Keşf: 2/532; Hut, Esne'l Metalib: s.363.

 

416. HADİS: "Yakîn, imanın tamamıdır." [377] Uydurmadır.  Bu hükmü  Saganî vermiştir. [378]  (Hafız Irakî: Bilinen ve sahih olan, bu sözün İbn Mes'udun sözü olduğu şeklindedir, demiştir.)[379]

[377] bkz. İbn Hacer Fethu'tBarî: 1/45; Ebu Nuaym Hılye: 5/34; Hatib,   Tarihli Bağdad:   13/226; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.379; Aclunî, Keşf 2/537; Zebîdî, İhya Şerhi: 1/408,

[378] Bu   hadisi   Ebu   Nuaym   Hılye'de   (5/34);   Hatib   Tarihti Bağdad'da. (13/226) İbn Mes'ud'dan merfû olarak;  "Sabır ima­nın yarısıdır.   Yakın ise imanın  tamamıdır",  lafzıyla rivayet etmiştir.  Hafız Irakî ihya üzerine yazdığı et-Tahricü'sSagîr' de;   Gazzalî'nin  hadisi  merfû  olarak  zikrettiği  Kitabü'l-İlim İlmin âfetleri hakkındaki Altıncı Bab'da şöyle demiştir: Bunu Beyhakî Zühd kitabında, Hatib Tarihinde İbn Mes'ud'un hadis olarak hasen isnadla zikretmiştir."

Hafız Zebîdî, İhya Şerhi'nde (1/408) şöyle demiştir: "Irakî, et-Tahricü'l-Kebir'de şöyle demiştir: Bunu Ebu Nuaym Hılye'de, Beyhakî Zühd'de ve EbuTKasım el-Lâlikâî Kitabü'sSünne'de rivayet etmiştir. Sonra da Irakî, İbn Mes'uda varan senedle merfû olarak bu dipnotun başındaki mezkûr lafızla rivayet etmiştir. Irakî daha sonra şöyle demiştir: Bilmen ve sahih olan, bu sözün İbn Mes'udun sözü olduğu şeklindedir. Buharı de -Sait'inde muallâk olarak bu şekilde İbn Mes'ud'dan mevkuf hadis olarak zikretmiştir. Taberanî ve Beyhakî Zühd kitabında bunu A'meş... tarikiyle muttasıl senedle Abdullah b. Mes'ud'un sözü olarak tahric etmişlerdir. Beyhakî: Sahih olan bu sözün mevkuf olmasıdır, demiştir."

Buharî, Sahihinin başlarında Kitabül İman'ın ilk babında bu sözü muallâk olarak zikretmiş, Hafız İbn Hacer Fethu'i-Bari'de Vl/4ö) aynı yerde şöyle demiştir: "Bu muallâk hadis, Taberanî'nin Sahih bir senedle muttasıl olarak tahric ettiği bir eserdir, (yani ibn Mes'udun sözüdür). Bunu Ebu Nuaym Hılye'de ve Beyhakî Zühd' de İbn Mes'ud'un merfû hadisi olarak tahric etmişlerdir. Merfû oluşu sabit değildir."

[379] Parantez arasındaki ifade, bir önceki dipnottan alınmış,  önemine binaen ve dikkat çekmek için metinde zikredil. (Çev.)

 

417. HADİS: "Oruca başladığınız gün ile, kurban bayramının ilk günü [380] aynı gündür." [381] İmam Ahmed ve başkalarının dediği gibi; Bunun aslı yoktur.

[380] Bir başka lafızda ise; "Oruca başladığınız gün ile, senenin ilk günü aynı gündür", şeklindedir, (bkz. Hut, Esnel Metalib: s.364 Hadis No: 1779)

[381] bkz. İbn Kayyim, Menar: s.124; Semhudî, Gammaz: s.159; Sehavî, Makasıd: s.480; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.223; Aliyyül Karî, Kübra: s.380; Acluni, Keşf: 2/540; Hut, Esnel Metalib: s.364; Makdisî, el-Fevaidü'l-Mevdûa: s. 250.

 

HADİS İMAMLARININ BAZI UYDURMA RİVAYETLER HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ [382]

 

[382] Bu başlık,  konuyu  açıklamak  üzere  benim,  tarafımdan ilâve edilmiştir. (Ebu Gudde)

 

418. Üstadlarımızm üstadı Şemseddin es'Sehavî diyor ki: [383] İbn Teymiyye şöyle demiştir: imam Şafiî ile İmam Ahmed'in Şeyban er-Raî ile bir araya gelip ona sorular sormalarıyla ilgili meşhur olan rivayet: ilim ehlinin ittifakıyla  bâtıldır/asılsızdır.  Zira bu iki  zat  Şeyban  er-Raî'ye erişememişlerdir.

[383] Sehavî, el-Makasıdü'l Hasene, Son Bölüm: s.480

 

419. Sehavî devamla şöyle demiştir: İmam Şafiî'nin, İmam Ebu Yusuf’la Harun er-Reşid'in huzurunda görüşmeleri rivayeti de aynı şekilde batıldır. İmam Şafiî, Reşid'le ancak Ebu Yusuf un vefatından sonra görüşe" bilmiştir.[384]

[384] İbn Teymiyye Minhacü's Sünneti'-Nebeviyye kitabında /265) şöyle diyor: "İmanı Şafiî ne Ebu Yusufla görüşmüş, ne onunla münazara etmiş, ne de ondan hadis dinlemiştir. Bilakis Ebu Yusuf. Şafiî Irak'a girmeden önce hicrî 183 yılında vefat Emiştir. Şafiî ise Irak'a hicrî 185 yılında gelmiştir. Bu sebeple Şafii'nin kitaplarında Ebu Yusuf un görüşleri Muhammed b. Hasen kanalıyla zikredilmektedir."

 

420. Hafız İbn Hacer diyor ki: [385] İmam Şafiî'nin Halife Harun Reşid'e gittiği ve Muhammed b. Hasen'in Halife Harun Reşid'i Şafiî'yi öldürmeye teşvik ettiği rivayetini Menakıbü'ş-Şafiî' sahibi Beyhakî ve başkaları nakletseler de bu rivayet yalanlanan, uydurulmuş bir rivayettir.

[385] İbn Hacer, Tevaîi't-Te'nis: s.71

 

421. Meymûnî diyor ki: Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini işittim: "Üç çeşit kitap vardır ki bunların asılları yoktur: Megazî, Melahım, Tefsir.[386]

Hatib Cami' inde şöyle diyor: Bu ifade, bu üç ilim dalında yazılmış olan ama bunları nakleden ravilerin âdil olmamaları ve kıssacıların birtakım ilâvelerde bulunmaları sebebiyle itimad edilemiyecek bazı belirli kitaplara ait olmalıdır.

(Sehavi diyor ki:) Melahım kitaplarına gelince hepsi bu özelliktedir. Gelecekte yaşanacak kanlı olaylar ve beklenen fitneler hakkında birkaç hadis dışında sahih hadis yoktur.[387]

 [386] Yani bu ilimlerin isnadları yoktur. İbn Teymiyye Minhacü's Sünneti'n-Nebeviyye kitabında (4/117) diyor ki: "Sebeb'i Nüzul hadislerinin büyük çoğunluğu müsned olmayan mürsel hadislerdir. İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir:   'Üç çeşit kitap vardır ki buniarın isnadı yoktur, bir başka rivayette: Bunların asılları yoktur: Bunlar Megazî, Melahım ve Tefsir kitaplarıdır. Yani bu kitaplardaki hadisler mürseldir, demektir.

ibn Teymiyye devamla şöyle demiştir: Mürsel hadis, alimlerin kabulü ve reddi konusunda tartıştıkları hadislerdendir. Bu konuda en doğru olan görüş, mürsel hadislerden bir kısmının makbul, bir kısmının merdud, bir kısmının mevkuf (sahabî sözü) olduğu şeklindeki görüştür.

a.   Durumu incelenip sadece sika/güvenilir ravilerden mürsel hadis naklettiği bilinen bir ravinin rivayet ettiği mürsel hadis kabul edilir.

b.   Hem güvenilir ravilerden hem de güvenilemeyecek ravi­lerden mürsel hadis naklettiği bilinen bir ravinin rivayet ettiği mürsel badis, durumu meçhul olan bir kimseden rivayet şeklinde ise bu hadis mevkuftur/sahabı sözüdür.

c.   Güvenilir ravilere muhalif olan mürsel hadisler merdûddur/ reddedilir.

d.   Mürsel, iki yönlü olursa, iki raviden her biri diğerinin üstadlarından hadis almışsa, bu durum o ravinin doğruluğunu gösterir. Genellikle bu gibi bir ravinin hata etmesi ve kasden yalan söylemesi tasavvur edilemez.'

[387] İmam Ahmed'in; "Üç çeşit kitap vardır ki bunların aslı yoktur Bunlar Megazî, Melahım, Tefsir kitaplarıdır", sözünün şu şekilde  anlaşılması  mümkündür:   Bu  kitaplarda  zayıf ve uydurma hadisler yaygındır. Zira bu kitaplar, hadis ve ahkâm kitapları kadar, muhaddis imamların ve tenkid ehli üstadların çalışmalarına konu olmamıştır.

Hafız İbn Hacer, şu sözüyle bu anlayış ve yoruma işaret etmiş olmalıdır: Lisanü'l Mizan kitabının mukaddimesinde (1/13); imam Ahmed'in; "Üç çeşit kitap vardır ki bunların asılları yoktur Bunlar Megazî, Melahım ve Tefsir kitaplarıdır", şeklindeki sözünü naklettikten sonra İbn Hacer, şöyle demiştir. "Fezâil de bunlara ilâve edilmelidir. Bu alanlar zayıf ve uydurma hadis vadileridir. Zira Megazî konusunda umde olan alimler Vakıdî gibileridir. Tefsirde umde olanlar ise, Mukatil ve Kelbî gibileridir. Melahım konusunda ise genellikle israiliyyata itimad edilir. Fezâil konusuna gelince; rafizîlerin ehli beytin fazileti hakkında ne kadar hadis uydurdukları sayılamaz. Ehl'i Sünnetin cahillerinin de onlara Muaviye'nin faziletleri hakkında, batta Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in, faziletleri hakkında uydurma hadislerle karşılık vermeleri az değildir. Halbuki Allah bu zatları buna muhtaç bırakmamış, mertebelerini bu seviyesizlikten çok yükseklerde kılmıştır."

 

422. (Sehavi diyor ki:) Tefsir kitaplarına gelince; bunların en meşhurları arasında Kelbî Tefsiri  [388] ile Mukatilb. Süleyman'ın Tefsiri [389] gelmektedir.

İmam Ahmed Kelbî'nin Tefsiri hakkında: Başından sonuna kadar yalandır, demiştir. İmam Ahmed'e:

-O Tefsir'e bakmak helâl midir? diye soruldu.

O da: -Hayır, diye cevap verdi.[390]

Ben de derim ki: [391] Zerkeşi: Mukatil’in Tefsiri ona yakındır, demiştir. Hocalarımızın hocası Celâl Süyûtî ise: Tefsirler arasında sahih kitaplar ve muteber nüshalar da bulunmaktadır. Bunların durumunu et'Itkan fî Ulûmi'l'Kur'an kitabının sonunda açıkladım. Hepsini et-Tefsiru'l-Müsned''de belirttim, demiştir.[392]

[388] Kelbî nisbetiyle meşhur olan,  müfessir,  neseb  âlimi ve tarihçi, Tefsir müellifi Ebu'n-Nadr ve Ebu Said Muhammed b. Saib el-Kelbî el-Kûfî hakkında Zehebî: Muhaddisler onu terk etme konusunda görüş birliğine varmışlardır. Yalancılık ve rafizîlikle itham edilmiştir. Hemmam: Kelbi'nin; Ben Sebâiyim, dediğini işittim, demiştir.

İbn Hıbban şöyle demiştir: Kelbî Sebaî idi, yani Ali ölmedi, dünyaya dönecektir, zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracaktır, diyen ve bir bulut gördüklerinde, Emirü'l-Mü'mınin Ali bu bulutun içindedir, diyen batıl bir mezhebe mensup idi. Dindeki batil mezhebi ve açık yalancılığı vasıflarını derinliğine anlatmaya ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır. İbn Adiyy şöyle demiştir: Kelbî'den Süfyan, Şube ve bir grup âlim hadis nakletmiştir. Tefsir ilminde ondan razı olmuşlardır. Hadiste ise özellikle Ebu Salih vasıtasıyla İbn Abbas'dan naklettiği rivayetlerde münker rivayetleri bulunmaktadır. Hiç kimsenin onun Tefsir'inden daha uzun tefsiri yoktur. Meşhur zayıf ravilerden biri olması sebebiyle hadisi yazılabilir. Kûfe'de 146 yılında vefat etmiştir. Bu görüşleri Zehebî Iber (1/206) ve Mizan' da (3/256-259) İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib' de (9/178-181) nakletmektedirler.

İbn Hacer, âyetlerin nüzul sebepleri hakkındaki ehUcab fi Beyani'l-Esbab kitabının başında, Süyûtî'nin; ed-Dürru'l-Mensur fıt-Tefsir bil Me'sûr kitabının sonunda naklettiği şekliyle Kelbî hakkında şöyle demiştir: "Hadis alimleri Kelbî'yi yalancılıkla itham etmişlerdir. Kelbî ölüm hastalığında yanındakilere: Size, Ebu Salih'den naklettiğim her hadis yalandır, demiştir. Kelbî'nin zayıf olması bir yana; Tefsir'ini kendisinden kendisi gibi zayıf ya da daha zayıf olan Muhammed b. Mervan es-Süddiyyü's-Sagîr rivayet etmiştir. Muhammed b. Mervan'dan bu tefsiri kendisi gibi zayıf ya da daha zayıf olan Salih b. Muhammed et-Tirnıizî rivayet etmiştir. Kelbî'nin Tefsir' ini kendisinden rivayet eden sika/güvenilir alimler ise Süfyan es-Sevrî ve Muhammed b. Fudayl b. Gazvan'dır. Kelbî'nin Tefsir' ini kendisinden rivayet eden hafıza açısından zayıf olan raviler arasında Hıbban b Ali el-Anezî ile "vahi/çürük, çok çok zayıf olan Cüveybir b. Said de bulunmaktadır."

[389] Ebu'l-Hasen Mukatil b. Süleyman b. Beşir el-Ezdî el" Hurasanî el-Belhî, el-Basrî: Tefsir müellifidir. Onun "el-Hamsü mie/Beşyüzüncü" kitabı da bulunmaktadır. Mukatil b. Hayyan: Mukatil b. Süleyman'ın ilmini diğer alimlerin ilmine göre derya gibi buldum, demiştir. İmam Şafiî: Âlimler, tefsir konusunda Mukatil'in  çoluk-çocuğu  gibidirler,   demiştir.  İbnü'l-Mübarek onun Tefsirinden bir şeye baktığı zaman: Ne muazzam bir ilim!.. Bir de kendisi isnadı olsa, derdi. Bir başka rivayette ise: Mukatil'in Tefsir'i ne kadar güzeldir!.. Bir de sika/ güvenilir olsaydı!.. Onu kaldır at, Mukatil'i şöyle derken işittim: "Anne sıla-i rahime, baba ise itaate daha layıktır." İbrahim el-Harbî: Mukatil âlimlerin tefsirini toplamış, bunları rivayetsiz açıklamıştır. Ben Tefsirime ondan hiçbir şey koymadım. Kelbî'nin Tefsir'i, Mukatil'in Tefsir'i ile aynıdır.

İbn Hıbban diyor ki: Mukatil, Yahudi ve Hıristiyanlardan onların kitaplarına uygun Kur'ân ilimlerini alıyordu. Müşebbihe'den idi. Rabbü'l-Alemîni yaratılmışlara benzetiyordu. Bununla birlikte hadiste yalan söylüyordu.

İbn Adiyy, münkerlerinden bir kısmını naklettikten sonra şöyle demiştir: Mukatil'in zikrettiklerimden başka salih/makbul hadisleri bulunmaktadır. Hadislerinin büyük çoğunluğu mütabii/destekleyicisi bulunmayan hadislerdir. Bilinen güvenilir alimlerden pek çoğu ondan hadis rivayet etmiştir. Onun zayıflığına rağmen, hadisi yazılabilir. Halili diyor ki: Onun tefsir ehlinin nezdinde büyük bir yeri vardır. O geniş ilim sahibidir. Fakat hadis hafızları onu rivayette zayıf kabul etmişlerdir. Eskileri görmüş, yaşlı bir zattır. Zayıf raviler ondan münker hadisler rivayet etmişlerdir. Bu konudaki tenkid onlara yöneltilmelidir. Hicrî 150 yılında Basra'da vefat etmiştir. Bu görüşler, İbn Hacer'in Tehzibü't-Tehzib (10/279-285) ve Zehebî'nin Mizandaki (4/173-175) biyografisinden özetlenmiştir. Ayrıca Hatıb'in Tarihu Bağdad'mda (13/16-121) Mukatil hakkında bir kitap olabilecek şekilde yüz beş sayfalık bilgi verilmektedir.

[390] Hafız Zehebî, Mizanül-İtıdal de (1/645) (Halid b. Yezıd b. Ebî Malik ed-Dimaşkî)'nin biyografisinde şöyle demiştir: İbn Ebi'l-Havarî diyor ki: Yahya b. Main'in şöyle söylediğini işittim: Irak'ta gömülmesi gereken bir kitap vardır. Bu kitap, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas'dan rivayet edilen Kelbî'nin Tefsir kitabıdır."

[391] Bu sözün sahibi müellif Aliyyül Kari'dir.

[392] Süyûtî (rh.a) ed-Dürru'l-Mensur fi't-Tefsir bil Me'sûrr kitabının başında (1/2) şöyle demiştir: "içindeki hadislerin ve tefsirlerin Allah Rasûlü'ne ve ashabına kadar senediyle nakledildiği   tefsir  niteliğindeki   Tercümanül-Kur'an  kitabını  telif ettiğimde ve Allah'a hanıdolsun birkaç cilt halinde tamamlandığında  bu  kitapta  zikrettiğim  hadis  ve  görüşleri,   bunların tahric   edildiği   kaynakların   senediyle   nakletmıştim.   Gayret sahiplerinin çoğunun bunu elde etmede kusurlu olduklarını, ilgilerinin isnada değil, sadece hadis metinlerine yoğunlaştığını gördüm. Bunun üzerine Tercümana'l-Kur'an ı Özetleyerek, nakledilen hadis ve görüşlerin sadece metnini naklederek ve bunların zikredildiği her muteber kaynağın ismini vermek suretiyle tahric ederek bu muhtasar kitabı hazırladım. Bu kitaba ed-Durru'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'l Me'sûr adını verdim." Muhakkik Üstadımız Kevserî (rh.a) Tezkireti'l-Huffaz kitabının mukaddimesindeki (s.9) Süyutî'nin   biyografisinde şöyle demiştir: "Süyûtî, ed-Dürru'l-Mensur kitabında mütekad" din alimlere ait Rivayet Tefsiri kitaplarını, bu kitaplarda yer alan hadis ve görüşlerin senedlerini kaldırarak Özetlemiş, ancak bu hadislerin dereceleri hakkında görüş belirtmemiştir. Dolayısıyla bu eser, değerli ile   değersiz olanı bir arada toplayan bir eser olmuştur. Bu eserde durumu tavsif edilemeyecek kadar kötü, merdûd -reddedilen- rivayetler de bulunmaktadır."

Ebu Gudde diyor ki: Bu sebepledir ki; bu kitap, içinde zikredr len her görüşe aldanan kimse için tehlikeli kaygan zemini olan bir kitaptır. Dolayısıyla sahih olduğu sabit olmadıkça ve sağlam şahidler kabul edilmesini desteklemedikçe; SüyÛtî'nin bu kitapta naklettiği her rivayeti almak sahih değildir.

 

423. Megazî kitaplarına gelince; bu dalda en meşhur kitap Muhammed b. İshak'ın  (Megazî) kitabıdır.

İbn İshak, ehli kitaptan nakiller yapıyordu.[393]

[393] Bu söz makbul bir söz değildir. Zira İbn İshak, Megazî âlimlerinin imamıdır. Hadis, tarih ve hadis tenkidi üstadı Imam Şemsüddin Ebu Abdillah ez"Zehebî, Iber kitabında (1/216) şöyle demiştir: "Muhammed b. İshak b. Yesar el-Muttalibî el Medenî  es Sîret kitabının müellifidir.  Sahabeden Enes'i görmüştür. Makburî. A'rac ve bu tabakadan olan pek çok muhaddisden hadis dinlemiştir. Zeki, hafız, ilim talebi arzusuyla dolu, tarihçi, neseb âlimi ve allâme olup ilim deryalarından biriydi. Şube: İbn İshak, hadisde mü'minierin emiri idi, demiştir. İbn Maîn: O sika (güvenilir)'dır ama hüccet (otorite) değildir, demiştir. Ahmed b. Hanbel onun hakkında: Hadisi hasendir demiştir. Doğru olan görüşe göre hicrî 151 yılında vefat etmiştir."

 

424. İmam Şafiî diyor ki: Vakıdî'nin kitapları yalandır. [394] Megazî konusunda Musa b. Ukbe'nin Megazî kitabından daha sahih olanı yoktur."[395]

  [394] Vakıdî nisbetiyle meşhur olan Bağdat Kadısı Muhammed b. Ömer b. Vakıd el-Medenî el- Vakıdî, hiç şüphesiz meşhur ilmî şahsiyetlerdendir. Hakkında, ihtilaflardan dolayı araştırmacıların çelişkiye  düştüğü  övgü ve yergi  arasında  değişen uzun   tartışmalar   yapılmıştır.   Fakat   Kemal   Ibnü'l-Humam Fethu'l-Kadir' de (5/49): "Vakıdî'nin hadisi bize göre "hasen"dir, demiştir. Allâme İbrahim el-Halebî, Gunyetü'l –Mütemellî s.95 de: "Vakıdî hakkında doğru olan görüş, onun güvenilir olarak kabul edilmesidir, demiştir. Takıyyüddin İbn Dakikıl Iyd kitabında: "Üstadımız hafız Ebul feth -yani İbn Seyyidi'n-Nas- megazî ve  siyer hakkındaki —Uyunul Eser- kitabının başlarında (1/17-21) onu zayıf veya güvenilir kabul edenlerin görüşlerini derlemiş ve sonunda güvenilir olduğunu tercih etmiştir," demiştir.

Üstadımız İmam Kevserî (rh.a), Kahire'de Üstaz Ahmed es-keravî (rh.a)'nin basmaya başladığı ama baskısı tamamlanmamış olan Tabakat ibn Sa'd kitabının takdim yazısında ayrıca Hazmi'nin Şürûtu'l-Eimmetil Hamse kitabının dipnotların­da (s.29) Vakıdî hakkında söylenenleri elden geçirmiş ve durumu hakkında adil bir tavır ortaya koymak için çok hayırlı bir Çalışma yapmıştır. Hadis araştırmacısı bu çalışmaya mutlaka vâkıf olmalıdır.

Zehebî, Iber'de (l/353)şöyle demiştir: "Vakıdî: Benim ezberim, kitaplarımdan daha çoktur, diyordu. Bir defasında taşınmıştı, kitapları yüz yirmi yüktü. 207 yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin."

[395] Müellif Aliyyül Karî tarafından bu son bölümün başında (418-424 nolu paragraflar halinde) zikredilen Sehavî'nin sözleri, burada sona ermektedir.

 

 

BAZI PEYGAMBERLERE VE SAHABEYE AİT OLDUĞU SÖYLENEN AMA ASLI OLMAYAN  KABİRLER

 

 

425. (el-Bika)  vadisinde ki Lübnan Dağı'nda  Hz. Nuh (aleyhisselâm)'ın kabri diye zikredilen kabir, hicrî yedinci asırda ortaya çıkarılmıştır.

426. Übeyy b. Ka'b (r.a)'ın Şam'a defnedilmesi şöyle dursun; âlimlerin ittifakıyla Şam'a ayak basmamasına rağmen; Şam'ın doğu kıyısında Übeyy b. Kâ'b'a nisbet edilen ziyaretgâh (sahih değildir.)

427. Abdullah b. Ömer (r.a)'in Mekke'de vefat ettiği konusunda âlimler ittifak etseler de; Ma'lâ [396] kabristanının yanı başındaki tepede Abdullah b. Ömer'e nisbet edilen mezar yeri: hiçbir şekilde sahih değildir.

[396] Ma'lâ: Mekke-i Mükerreme ehlinin Hacün semtindeki kabristanıdır.

 

428. Mısır'da Karafe [397] denilen yerde Ukbe b. Âmir (r.a)'e nisbet edilen mezar yeri:   Bir zatın vefatından çok uzun bir müddet sonra gördüğü rüya ile tesbit edilmiştir.

[397] Karafe: Mısır'daki kabristanın ismidir. Ukbe b. Âmir, Mısır'da  vefat   etmiş,   Mukattam'da   defnedilmiştir.   Ona   nisbet edilen Karafe' deki mezar yeri ise rüya ile sabit olmuştur.

 

429. Askalân'da Ebu Hureyre (r.a)'ye nisbet edilen mezar yeri: Şam'h hadis hafızlarından birinin kesin olarak ifade ettiği gibi Cendere b. Hayşene (r.a)'ye [398] aittir. Fakat  İbn Hıbban -ve  ona  tabi olan üstadımız  İbn Hacer— kesin ifade ile birinci görüşü [399] desteklemişlerdir.

[398] Cendere b. Hayşene Cr.a): İbn Hacer'in el-Isabe kitabında (1/263; 7/157) belirttiği gibi sahabî Ebu Kırsafe el-Kinanî'dir. Askalân'a yerleşmiştir, (bkz. İbnü'l-Esir, ÜsdüTGabe: 1/364)

[399] Yani İbn Hıbban ve İbn Hacer'e göre Ebu Hureyre'nin kabri Askalân'dadır

 

430. Kahire'de   el-Meşhedül-Hüseynî diye  bilinen yere gelince: Hz. Hüseyin (r.a), ittifakla orada medfun değildir. Mısırlı bazı âlimlerin zikrettikleri ve bazılarının da reddettiği rivayete  göre;  orada  sadece  Hz. Hüseyn'in başı bulunmaktadır.

Üstadımız [400] diyor ki: "İbn Teymiyye de bunu reddeden alimler arasındadır. Onun bu rivayeti şiddetle reddettiği uzun cevabî risalesini okudum."[401]

[400] Yani Hafız İbn Hacer el'Askalânî.

[401] İbn Teymiyye'nin   "Ra'sül-Huseyn  (Hüseyn'in Başı)" adı verilen bu cevabî risalesi, 35 sayfa halinde basılmıştır. Bu risale, ibn Teymiyye'ye ait dört risale ile birlikte Mecmuatü Resail Şeyhul-İslam ibn Teymiyye başlığıyla Kahire'de es-Sünnetü'l-Muhammediyye Matbaasında hicrî 1368 yılında basılmıştır.

 

431. Bazı marifet ehlinin zikrettiklerine göre; Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasen'in oğlu Zeyd'in oğlu Hasen'in kızı Seyyide Nefise diye meşhur olan ve ziyaret edilmekte olan mezar yeri bizzat onun kabir yeri değildir. Fakat ittifakla bu civarda gömülmüştür.[402]

[402] Zehebî Iber kitabında (1/356) şöyle demiştir: "Nefise hanım Mısır'a kocası İshak b. Ca'fer es-Sadık ile birlikte gelmiş hicrî 208 yılı Ramazan ayında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

 

432. Ben de  derim ki:  Muhammed Ibnül Cezerî: "Peygamberimiz (s.a.v)'in kabrinden başka hiçbir Peygamberin kabrinin kesin ifade ile belirlenmesi sahih değildir. Evet Hz. İbrahim (a.s), el-Halil diye adlandırılan bölgededir. Ancak bizzat ziyaret edilen yerde değildir, demiştir."

Bu ifade ile sanki güneşin ışığından sonra ay ve yıldızların nurunun bulunamayacağına işaret edilmekte; İslâm'dan önceki diğer bütün dinlerin ondan sonraki her zaman ve her yerde mensûh (hükümsüz ve geçer­siz) olduğuna ima edilmektedir.

 

RİVAYETLERİNİN TAMAMI UYDURMA HADİSLERDEN İBARET OLAN KİTAPLAR.

 

433.  Hulâsa'da [403] şöyle denilmektedir: Şeyh -Saganî- diyor ki: Hadiste telif edilen bazı kitaplar vardır kitapların ihtiva ettiği hadislerin tamamı durmadır.

[403] Buradaki {Hulâsa), 42 no.lu hadisin dipnotunda adı geçen İmam   Şerafuddin   et-Tîbî   eş-Şafiî   (öl.743)'nin   el'Hulâsa   fi Ma'rifetil Hadis adlı kitabıdır. Tîbî'nin burada nakledilen sözü, bu Hulâsa kitabının 86. Sayfasında yer almaktadır.

Müellif Aliyyül Karî, daha sonra nakledeceğim ifadelerde açıkça ortaya çıkacağı gibi, bu ibareyi apaçık bir şekilde hatalı nakletmiştir. Zira Tîbî (rh.a), Hulâsa' da (s.8l) Allah Rasûlü'ne yalan iftira edenlerden ve uydurmacılardan bir kısmını zikrettikten sonra şöyle demiştir:

İmam Hasen b. Muhammed es-Saganî, ed-Dürrü'l-Mültekat fi Tebyîni'l-Galat kitabında, şöyle demiştir: Kudai'nin Şihab kitabında uydurma olduğu açık pek çok hadis bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

"Sahah namazından sonraki uyku rızkı engeller. Mutlu olan, başkalarının başına gelen şeylerden ibret alan kimsedir. Bedbaht olan, ana karnında bedbaht olandır. "Sağani, iki sayfadan daha fazla tutan bu çeşit uydurma hadisleri zikretmiş, daha sonra 84. sayfada şöyle demiştir: "Uklîşî'nin Şihab'ın zeyli olarak yazdığı Nücem kitabında şöyle denilmiştir: "Kim Mekke yolunda hacı olarak ölürse, Allah ondan yüz çevirmez, ve onu hesaba çekmez. Kim hacceder de beni ziyaret etmezse, bana cefakârhk etmiş olur... "Bunun ardından; "Bu iki kitapta bulunan hadislerin sonuncusu budur", demiştir.

İmam Tîbî daha sonra 84. sayfada; "insanların sözleri arasında Hz. Peygamber (s.a.v)'e nisbet edilerek nakledilen sözlerden bazıları şunlardır", demiş; sonra da yaklaşık bir sayfa halinde bazı uydurma hadisleri zikretmiştir. Daha sonra 85. sayfada şöyle demiştir:

Şeyh dedi ki: "Hadiste telif edilen bazı kitaplar vardır ki, bu kitapların ihtiva ettiği hadislerin tamamı uydurmadır. Bunlardan biri el-Ved'aniyye isimlendirilen Kırk Hadis kitabıdır. Bir diğeri: Peygamberimiz (s.a.v)'e nisbet edilen, Peygamberimiz (s.a.v)'in Hz. Ali'ye yaptığı tavsiyelerdir. Bu tavsiyelerde yer alan; "Sen bana göre Harun'un Musa yanındaki mertebesindesin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur", şeklindeki birinci hadis hariç, buradaki hadislerin hepsi uydurmadır. Bundan anlaşılmaktadır ki; İmam Tîbî, el-Erbaûne'l-Ved'aniyye ve el-Vesâya'l-Aleviyye hadisleri hakkındaki hükmünden farklı olarak; Kudaî'nin Şihab kitabındaki hadislerin hepsinin uydurma olduğuna hükmetmemiştir.

Yine bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki; müellif Aliyyü'l-Karî'nin metindeki (Şeyh) lafzıyla kastettiği kişi Saganî'dir. Bununda müellif Aliyyü'l-Karî'nin sözünde tutarsızlık olduğu ortaya Çıkmaktadır. Zira müellif "İhtiva ettiği bütün hadisler uydurmadır", ifadesini, Kudaî'nin Şihab kitabını da içine alacak şekile nakletmiştir. Bir sonraki dipnotta açıklanacağı gibi; Sıhah kitabı böyle değildir. Müellif Aliyyu'l-Karî naklinde; (Şeyh) kelmesini müphem olarak zikrederek onun Şeyh Tîbî olduğu izlenimi vermektedir. Halbuki buradaki Şeyh, Saganî'dir.

 

434. Meselâ: "Kudaî'nin Mevzu Hadisler kitabı; [404] (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: imam  Saganî'nin Keşfü'l-Hıcab an Ehadîsi'ş-Şihab kitabında beyan ettiği gibi; Şihab'da sahih hadisler de bulunmaktadır. Ama Şihab'daki hadislerin çoğu uydurma ve zayıftır.)[405]

[404] Bu kitabın adı: eş-Şihab fî-Hikem vel Emsal vel Adab dır. Görünen odur ki; "Bu kitapların ihtiva ettiği hadislerin tamamı uydurmadır" sözünün sahibi olan müellif Aliyyü'l-Karî, Kudaî'nin bu kitabını görmemiş olmalıdır. Zira İmam Saganî'nin Keşfü'l-Hıcab an Ehadîsi's-Şihab kitabında beyan ettiği gibi; Şihab' da sahih hadisler de bulunmaktadır. Ama Şihab'daki hadislerin çoğu uydurma ve zayıftır.

Şihab kitabı, Magrib yazısı kaidesiyle eskiden Fas'ta basılmıştır. Daha sonra Bağdat'ta hicrî 1328 yılında Şabender Matbaası'nda basılmış, sonra da memleketimiz Haleb'de 1354 yılında merhum hocamız Şeyh Ragıb et-Tabbah'ın Matbaatü'l İmiyye'sinde basılmıştır. Bu baskıda Muhammed el-Arabî el-Azzûzî (rh.a) bunu alfabetik olarak düzenlemiş ve buna Tezlilü'sSıâb  Tertib Ehadisi'ş-Şihab adını vermiştir. Kitabın hadislerini numaralamış, 1004 hadise kadar ulaşmıştır. Bıı sayı, Kettânî'nin er-Risaletü'l-Müstatrafe' de (s.76) "Kudaî'nin; kısa hadisleri topladığı latif bir kitaptır. Tamamı, hikmetler ve tavsiyelerden oluşan, isnadları hazf edilmiş olan bin iki yüz hadistir", ifadesinde zikrettiği sayıdan daha azdır. Alimlerden bir gurubun ihtimamı bu esere yönelmiştir. Keşfü'z-Zunûn'da (2/1067) geniş bir şekilde görüleceği gibi; ibrahim el-Vâdîâşî ve Necmeddin el-Gaytî bu eseri özetlemiş, imam Hasen Saganî düzenlemiş, Ebu Muhammed et-Tücîbî, İbnü'l-Hakîm lakabıyla meşhıır Ebu Muzaffer Muhammed b. Es'ad, Ebu'l Kasım b. İbrahim el-Verrak elAbî ve Abdurraûf el-Münavî şerh etmiş; Süyûtî ve Münavî tertip etmiştir. Hafız İbn Receb el-Hanbelî'nin Zeyl Tabakati'l Hanabile'deki (1/420) İbnü'l-Cevzî biyografisinde zikrettiği gibi; imam İbnül Cevzî'nin BeyanülHata ve's Savab an Ehadîsi'ş-Şihab isimli 16 cüz halinde bir eseri bulunmaktadır.

Kitabın müellifi Mısır'ın zahid kadısı Ebu Abdillah Muhammed b. Selâme b. Ca'fer el-Kudaî eş-Şafiî'nin; Şihab' dan başka Müsnedü'ş-Şihab isimli bir diğer kitabı bulunmaktadır. Bu kitabında Şihab' m hadislerini senediyle zikretmektedir. Bu zatm bu iki eserden başka eserleri de bulunmaktadır. Kahire'de 454 yılında vefat etmiştir.

Burada veya ileride uydurma hadisleri çekinmeden nakledebilen kimselerin biyografilerinde zikredilecek olan "'Kadı, Zahid" ve benzeri lakaplar, sakın seni ürkütmesin. Zira bu ilim ihtisas ve uzmanlık ilmidir. Bu ilimdeki tenkid ve araştırma ilahî bir lütuftur. İlmin hakikatlerini ve inceliklerini idrak etme kabiliyeti sadece nadir dahi, muhakkik alimlere verilmiştir. Bu çeşit alimler, diğerlerine nisbetle pek azdır!. Şu rütbe ve lakap sahipleri arasında bazılarının zekâ ve idrak zafiyeti taşıması bir vana; ilmin dînî bir emanet olduğu anlayışı ne kadar azdır? Bu sebepledir ki; onların nazarında uydurma hadislerin zikredilmesi, derlenmesi, öğretilmesi ve yayılması basit hatta takdir edilecek bir çalışma olmaktadır. Hatta böyleleri, uydurma denilen hadislerden daha kötü olan, aklın asla onaylayamayacağı apaçık yalan ve deli saçması olan aralarında belâlar ve rezillik­ler bulunan sözleri bile normal görmektedirler.

Usul alimlerinin; meselâ Gazzalî'nin Mustasfa (1/183), İbn Kudame el-Hanbelî'nin Ravzatü'n-Nazır (s.69) kitabının "Icmâ" konusundaki şu tesbitleri ne kadar güzeldir: "Bir ilmi elde eden kimse, ilim sahibi olmadığı alanda avam sayılır," Daha açık ve daha zengin bir ibare ile; Bir ilimde imam olan nice alim vardır ki, diğer ilimde avamdan sayılır.

[405] Parantez arasındaki bu cümle, bir Önceki dipnottan alınmış olup dikkat çekmek üzere ve Önemine binaen metne alınmıştır. (Çev.)

 

435. "Bu uydurma hadis kitaplarından biri: el-Erbaûn eh Vedaniyye/Ibn Ved'an 'ın Kırk Hadis Kitabı 'dır .[406]

[406] el-Erbaûn el Ved'aniyye kitabı, İbn Ved'an el-Mavsılî diye meşhur olan Musul Valisi Ebu Nasr Muhammed b. Ali b. Ubeydillah   b.   Ahmed   b. Salih b. Süleyman b. Ved'an el-Mavsüî'nin kitabıdır. 441 yılında doğmuş, 494 yılında vefat etmiştir. Keşfüz-Zunûn (1/60) sahibinin söylediği gibi; bu kitabında kırk hutbeyi toplamıştır. Biyografisi, Zehebî'-nin Mizan' da  (3/657-659);   İbn  Hacer'in  Lisanü'l-Mizan' da   (5/305-306) geniş bir şekilde yer almaktadır. İbn Ved'an'ın; Erbeûn kitabı -Nebhânî'nin "Erbain el Erbain/Kırk Erbain"'kitabı çerçevesinde 1329 yılında Beyrut'ta basılmıştır. Kitabın sonunda Şam'daki Zahiriye Kütüphanesi'nde bir şerhinin bulunduğu zikredilmektedir.

Bu Ved'aniyyat'ın başında, şu -uydurma- hadis yer almaktadır: "Ey insanlar!.. Ölüm, sanki bizden başkasına yazılmış gibi davranıyoruz. Sanki hak bizden başkasına vacip olmuş gibi duruyoruz. Uğurladığımız mevtalar sanki yakında bize dönecek olan elçiler gibi zannediyoruz. Onların kabirlerini hazırlıyoruz. Onların miraslarını yiyoruz. Sanki biz onlardan sonra ebedî kalacakmışız gibi.. Her nasihatçiyi unuttuk. Her felâketten emin olduk, insanların ayıplarını bırakıp kendi aybı ile meşgul olana ne mutlu!.. Masıyet olmaksızın -helâlden— kazandığı malı —Allah yolunda harcayanlara, fıkıh ve hikmet ehliyle oturanlara, mütevazı" kimselerle ve fakirlerle iç içe olanlara ne mutlu!.. Kendi nefsini zelil gören, ahlakı güzel, gönlü temiz olanlara ve şerli insanlardan uzak olanlara ne mutlu!.. Malının ihtiyacından fazlasını -Allah yolunda- harcayanlara, sözünün fazlasını tutanlara, sünneti yeterli görenlere ve bid'atlere kapılıp nefsiarzulara yönelmeyenlere ne mutlu!..

Bu hadisi Ebu Talib el-Mekkî, Kutü'l-Kulûb da benzeridir lafızla nakletmiş, Gazzalî de ihya'da. Kitabu'l İlim ilmin Afetleri hakkındaki Altıncı babın sonlarında ona uyarak zikretmiştir. Hafız Irakî İhya Tahrici'nıde bu hadisin bazı cümlelerinin bazı zayıf hadislerde geçtiğini belirtmiştir. Murtaza ez-Zebîdî ihya Şerhi' nde (1/438) bazı cümlelerinin Vehb b. Münebbih'in sözü olduğunu beyan etmiştir. Edebiyat Üstadı Kalkaşendî, Subhu'l A'şâ'da (1/213) edibin belagat sahiplerinin hutbelerinden çokça ezberlemesi gereken metinlere örnek olarak ve nebevi hadis olarak nakletmiştir. Burada zikredilen lafız onun lafzıdır. Bu hadisi bu kitaplardan başka kitaplarda da aynı şekilde görebilirsin. Lafzının tatlılığı ve manasının güzelliği sebebiyle buna aldanma. Zira lafzı, manası ve terkibi hoş olan bu cümleler şuradan buradan toplanmış, nebevi hadis hâline sokulmuştur. Bir kısmı hak ve doğru olduğu halde hadis değildir. Dünya Hafızı Ebu'l-Haccac el-Mizzî, bu Vedaniyye Hadisleri hakkında kendisine takdim edilen bir soruya verdiği cevapta şöyle demiştir: "Allah'a hamdolsun. Kadı Ebu Nasr İbn Ved'an el-Mavsılî'ye nisbet edilen bu hadislerden hiçbirinin, Peygamberimiz (s.a.v)' den bu isnadlarla bu tarzda nakli sahih değildir. Ancak bunlardan pek azı, bilinen isnadlarla sahih olabilir. Bunların temyizi için Özel tetebbu ve vakit tahsisine ihtiyaç duyulmaktadır. İbn Ved'ân'm Kırk Hadisi meşhurdur. Bu hadisler çalıntı hadislerdir. İbn Ved'an bunları ilk uyduran kişiden yani (Zeyd b. Rifaa el-Haşimî)'den çalmıştır. İhvanu's Safa Risaleleri'ni uyduran kişi de bu Zeyd'dir, denilmiştir. Zeyd, Allah'ın yaratıkla­rı arasında hadis konusunda en cahil, hayası en az, yalan konusunda en cür'etkâr kişi olup bu hadislerin büyük bir kısmını hadis ehli arasında mütehassıs olanın da olmayanın da bildiği, sahih, ve meşhur olan bazı senedler kullanarak uydurmuştur. Bu durum da onun perdesinin yırtılması ve ayıbının açığa vurulması konusunda gayet açık bir işaret olmuştur. Sonra da Zeyd el-Haşimî'nin uydurduğu bu hadisleri ondan İbn Ved'an çalmış, bu hadisler için kendisi ile Zeyd el-Haşimî'nin rivayet ettiğini iddia ettiği üstadlar arasında yeni senedler düzenlemiştir. İbn Ved'an; bu hadisleri bazen Hâşimî'nin kendisinden rivayet ettiği üstadı ile kendi arasındaki bir kişiden; bazen de Hâşimî'nin kendisinden rivayet ettiği üstadı ile kendi arasındaki bir başka kişiden rivayet etmektedir. Bu ravilerin çoğu, tanınma­yan meçhul kişilerdir. Aralarında varlığı şüpheli olan kişiler de bulunmaktadır. Bu hadislerin bazılarında uyduran kişinin rezaletini ve iftiracının yalanını ortaya koyan açık işaretler bulunmaktadır.

Buradaki sözler güzel, öğütler edebî öğütler olsa da hiç kimsenin hoşlandığı güzel bir sözü, bu söz bizzat doğru bir söz olsa da Rasûhülah (s.a.v)'a nisbet etme hakkı yoktur. Zira Rasûlul-lah (s.a.v)'ın söylediği her söz doğrudur. Ama her doğru sözü Rasûlullah (s.a.v) söylemiş değildir. Bu durum iyi düşünülmelidir. Zira bu durum, ayakların kaydığı, akılların sapıttığı durumdur. Muvaffakiyete eriştiren Allah'tır."

Hafız Mizzî'nin bu cevabı, Süyûtî'nin Zeylü'l-Mevzuat kitabından (.s.202) özetlenerek alınmıştır. Bu cevabın hulâsasını Hafız İbn Hacer Lisanü'IMizan' da (5/306) nakletmiştir. Hafız Zehebî de yalancı (İbn Ved'an)'m durumu hakkında hiçbir sözü ihmal et-ttiemıştir. Allah, bize bu malûmatı sunan hadis, din ve ilim önderlerine bol mükâfat ihsan eylesin.

 

436. Bu uydurma hadis kitaplarından bir diğeri: Hz. Ali'ye Tavsiyeler' dir. (Vasayâ Ali) Bu hadislerin hepsi uydurulmuştur. Fakat "Sen bana göre Harun'un Musa yanındaki mertebesindesin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur", [407] şeklindeki sahih hadis bundan müstesnadır.

Saganî diyor ki: [408] Bu nüshalardan biri: Başında "Ey Ali!.. Falanın üç alâmeti vardır", diye başlayan ve sonunda belirli vakitlerde cinsî birleşmeyi yasaklayan Hz. Ali'ye Tavsiyeler'dir. Bunların hepsi uydurulmuştur.

Bu tavsiyelerin sonunda; "Ey Ali!.. Bu tavsiyede sana ilklerin ve sonların ilmini verdim", ifadesi yer almaktadır. Bunu (Hammad b. Amr en-Nasıbî) uydurmuştur.[409]

Süyûtî Leâli de [410] şöyle demiştir: Hz. Ali'ye Tavsiyeler uydurmadır. Bunu uydurmakla suçlanan (Hammad b.Amr)'dır.

Aynı şekilde Abdullah b. Ziyad b. Sem'an'ın [411] veya hocasının [412] uydurduğu Hz. Ali'ye Tavsiyeler de böyledir.

[407] Bu sahih hadisi Müslim Sahih'inde (Fezailüs Sahabe: 33 Hadis No:   2404;  Nevevî  Şerhi: 15/174)  Sa'd b. Ebî Vakkas (r.a)'dan şöyle rivayet etmektedir: Rasûlullah (s.a.v) Tebük gazvesi'ne giderken yerine Hz. Ali (r.a)'yi vekil olarak bıraktı. Hz. Ali:

-Ya Rasûlallah! Beni hanımlar ve çocuklar arasında vekil mi bırakıyorsun? dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

-"Sen bana göre Harun'un Musa yanındaki mertebesinde olmana razı olmaz mısın?. Ancak benden sonra Peygamber yoktur. "

Hz. Ali (r.a)'ye nisbet edilen ve Rasûlullah adına uydurulmuş olan bu Tavsiyeler birkaç defa basılmıştır. Hâlâ baskıları ve satışı devam etmekte, gafillerin elinde elden ele dolaşmaktadır. Bunun yalancısı günahkârdır, mel'undur. Bunu basan da günahkârdır, mel'undur. Bunu satan da günahkârdır, mel'undur. Bunu tasdik eden de günahkârdır, mel'undur. Dinine, Islâm'ma ve aklına sahip çıkmayanları Allah çirkinleştirsin!..

[408] Saganî, Risaletü'l-Mevzûât: s.2

[409] Hafız Zehebî Mızan'da. (1/598) bunun biyografisini vermiş ve İbn Hıbban onun hakkında: Bizzat kasden hadis uyduruyordu, dediğini   nakletmiştir. Hafız İbn Hacer Lisanü'l Mizan' daki (2/351) biyografisinde şöyle demiştir: "Yahya b. Main: Hammad b. Amr, yalancılık ve hadis uydurmacılığıyla meşhur kişilerden biridir, demiştir. Ebu Said en-Nakkaş: Güvenilir ravilerden uydurma hadisler rivayet etmektedir, demiştir. Zehebî'nin Mizan'da belirttiği gibi; Hz. Ali (r.a) adına yalan Tavsiyeler'! uyduranlardan biri Muhammed b. ibrahim es "Semer kandı'dir.

(Hammad b. Amr errNasîbü'nirı uydurmakla itham edildiği ve Süyütî'nin Leâli'l-Masnûa' da (2/374) zikrettiği Hz. Ali'ye Tavsiyelerden biri: bazı fakih ve tasavvuf erbabının yemeğe başlarken zikrettikleri şu hadistir: "Ya Ali!. Yemeğe başlarken tuzla başla, tuzla bitir. Zira tuz, yetmiş derde şifadır. Cinnet, cüzzam, alaca, azı dişlerin ağrısı, boğaz ağrısı, karın ağrısı. "Bu hadis, İbnü'l-Cevzî'nin Mevzuat'ta (2/289) ve Süyütî'nin Leâlî de (2/211) zikrettiği gibi başka batıl yollarla rivayet edilmiştir. Ayrıca 76 no.lu hadis dip notunda geçen Tuz Hadisi'ne bakınız.

[410] Süyûtî,  el-Leâli'l-Masnûa: 2/374-375

[411] Abdullah b. Ziyad b. Sem'an: Medineli bir fakihtır. Zehebî Mızanü'l-İ'tidal deki   (2/423-424)   biyografisinde   şöyle diyor: "ibn Main: Sika değildir, hadisi hiçbir şey değildir, demiştir, imam Ahmed: ibrahim b. Sa'd'in; İbn Sem'an yalan söylüyor, diyerek yemin ettiğini duydum, demiştir. Muasırı olan İmam Malik onun hakkında: Yalancıdır, demiştir."

[412] Süyütî'nin  el-Leâli'l-Masnûa'sında  (2/375)  olduğu gibi; hocası (Ali b. Zeyd b. Cüd'an)'dır. Zehebî Mizanü'l İtidal (3/127-128)'de biyografisini vermiş ve şöyle demiştir: "Muhaddisler, onun hakkında ihtilaf etmişlerdir. Hammad b. Zeyd: Bize Ali b. Zeyd haber verdi. Hadisleri ters yüz ediyordu, demiştir. Yezid b. Züray': Ali b. Zeyd rafizî idi, demiştir. Ahmed el-Iclî:  Şia görüşü taşıyordu. Kuvvetli değildir, demiştir. Buharı ve Ebu Hatim: Rivayeti hüccet (otorite, delil) kabul edilmez, demiştir. Hicrî 131 yılında vefat etmiştir."

 

437. Saganî diyor ki: Bu  Ved'aniyyat (İbn Ved'an hadisleri)'nin ilki:

"Sanki ölüm başkasına yazılmıştır", [413] şeklindedir. Bu hadisi Şihab'ın uydurma hadisleriyle birlikte zikrettik.

Ved'aniyyat'in son uydurma hadisi ise; "Hiçbir ev yoktur ki, bir melek, o evin kapısında beş defa durup da rızkı tükenmiş, eceli sona ermiş bir insan bulduğunda o kişiye ölüm üzüntüsü vermesin. Bunun üzerine o kişiyi ölüm endişesi kuşatır, ölüm sarhoşluğu kaplar", hadisidir.

[413] Bu hadisin tamamı, 435 no.lu paragrafın dipnotunda geçmiştir.

 

438.  Süyûtî, Zeyl de [414] diyor ki:  el Erbeûn el-Ved'aniyye (İbn Ved'an'ın Kırk Hadisi) kitabında bu isnadlarla bu şekilde hiçbir merfû hadis sahih değildir. Buradaki sözler güzel ve öğüt dolu olsa da, bunlardan pek azı sahih olabilir. Zira her doğru söz hadis değildir, Bilakis bunun tersi doğrudur. Bu nüshadaki hadisler çalıntı hadislerdir. (İbn Ved'an), bunları uyduran (Zeyd b. Rifaa)'dan çalmıştır. Ihvan-ı Safa Risaleleri'ni de uyduran kişinin aynı kişi olduğu söylenmektedir. Bu kişi, hadis konusunda Allah'ın en bilgisiz, en hayasız ve yalan konusunda en cür'etli mahluklarından biridir.

[414] Süyûtî, Zeylül Mevzûât: s.202

 

439. Saganî diyor ki: Bu -tamamen uydurma hadis ihtiva eden— kitaplardan biri: Muhaddis Şerafeddin el" Belhî'nin Fadlü'l-Ulemâ [415] (Alimlerin Fazileti) kitabıdır.[416]

Bu kitaptaki ilk —uydurma- hadis:"Kim fıkıhtan bir mesele öğrenirse şu kadar ecre erişir", hadisidir.

[415] Bu eser, bazı kitaplarda Fedâilü'l- Ulemâ ismiyle yer almaktadır.

[416] Muhakkik Leknevî, Tuhfetü'l-Kemel ala Havası Tuhfeti't Talebe kitabında (s.5) bu eseri"Fedâilü'l-Ulemâ, li-Muhammed b. Sürür elSelhî" şeklinde adlandırmaktadır. Nitekim onun bu ifadesini er-Ref’u ve't-Tekmîl (s.141) kitabına yazdığım notlarda naklettim. Ancak ulaşabildiğim kaynaklar, Belh'li bu zatın biyografisi hakkında yeterli bilgi vermemektedir.

 

440. Tek bir sened ile nakledilen uydurma hadis kitaplarından biri: "İbn Ebi'd-Dünya ismiyle bilinen Zâtın Hadisleri" dir. [417] Bu zat, Hz. Ali'ye erişmiş, uzun süre yaşamış, Hz. Ali'nin atının üzengisini tutup atına binmiş, atın üzengisinden yaralanmış, ve Hz. Ali de kendisine; "Allah senin ömrünü uzun eylesin", diyerek dua etmiştir, diye iddia ettikleri zattır.

[417] Bu zat, Hafız Zehebî'nin Mizanü'l İtidal (3/33; 4/522) Tezkiretü'l Huffaz (3(83l)'da ifade ettiği gibi; "Ebu Amr el-Belevî el-Mağribî Osman b. Hattab Ebu'd-Dünya el-Eşecc'dir. (İbn Ebi'd-Dünya) da denilmektedir. Bazıları onu Ebul Hasen Ali b. Osman el-Belevî şeklinde adlandırmışlardır. Yalancıdır. Hicrî üçyüz yılından sonra yaşamıştır. Hz. Ali'den hayasızca uydurma hadisler rivayet etmiştir. Bununla rezil olmuştur. 327 yılında vefat etmiştir. İbn Ebi'd-Dünya: Hz. Ebubekir Sıddık zamanında dünyaya geldim. Sıffîn günlerinde Hz. Ali'nin katırının üzengisinden tuttum, diyerek uzun bir kıssa anlatmıştır. Hafız ibn Hacer, Lisanü'l-Mizan'da (4/134-140) bu kıssayı zikretmektedir. Bu kıssada bu yalancının iddiasına göre; Hz. Ali (r.a) onun uzun yaşayacağını bildiği için, ona Ebu'd-Dünya ismini vermiş, "Sen uzun ömürlü Ebu'd-Dünya'sın", demiştir. Yine Hafız Zehebî, Tezkıretü'l Huffaz' da (3/980) Ebu Bekr el-Müfid (Cercerâya Muhaddisi Muhammed b. Ahmed)'in biyografisinde şöyle demiştir: "Ahmed b. Siba'ın hadislerini kendisine okudum. Dedi ki: Bize 641 yılında Atik b. Ebil Fadl hadis nakletti. O da dedi ki: Bize Hafız Ebul-Kasım hadis nakletti. O da dedi ki: Bize Galib b. Benna ve kardeşi Yahya hadis rivayet etti. İkisi de dediler ki: Bize Kıraat Alimi Hasen b. Galib nakletti. O dedi ki: Bize Cerceraya'da Muhammed b. Ahmed el Müfid imla ederek hadis rivayet etti. Dedi ki: Bize Osman b. Hattab nakletti, dedi ki: Ben Hz. Ali'yi işittim. Hz. Ali Dedi ki:  Allah Rasûlünün şöyle buyurduğunu işittim: 'Kim benim adıma kasden yalan uydıırursa, Cehennemdeki yerini hazırlasın, "

Bu yalancı; asla Hz. Ali'yi görmediği gibi, yemin olsun ki onu göreni de görmemiştir, diye bildiğim için; bu sened, âli sened olması sebebiyle sevinemeyeceğim bir seneddir. Hafız Irakî, Elfiyesinin Şerhi'nde (2/254) (Ali ve Nazil hadisler) ile ilgili beyitlerin şerhinde şöyle demiştir: "Senedde; bazı ravilerin zayıflığı göz ardı edilerek; özellikle ibrahim b. Hüdbe, Dinar b. Abdillah, Hıraş, Yağnem b. Salim, Ya'lâ b. Eşdak, Ebu'd-Dünya el-Eşecc ve benzerleri gibi; sahabeden hadis duy­duklarını söyleyen bazı son dönem yalancıları varsa; senedin âli (kaynağa yakın) oluşuna iltifat edilmez. Hafız Zehebî, Mi­zan'da şöyle demiştir: Ne zaman bir muhaddisin Ebu Hüdbe, Ya'lâ b. Eşdak, Musa et-Tavil, Ebu'd-Dünya ve benzerlerinin âli "isnadlarıyla sevindiğini görürsen, bil ki, bu muhaddis henüz avamdan (sıradan insanlardan) sayılır.

Bu iki muhaddisten Önce Hakim, Ma'rifetü Ulûmi'l-Hadis' de (s.10) bu iddiacıların bir kısmım zikrettikten sonra şöyle de­miştir: "Kısaca: Hıraş b. Abdillah, Kesir b. Süleym, Yağnem b. Salim. b. Kanber gibilerinin isnadları ve bunların benzerleri memnun olunamayacak, hüccet kabul edilemeyecek isnadlar-dandır. Hadis imamlarının müsnedlerinde bunlardan birinin rivayet ettiği bir hadisin yer alması pek nadirdir." Daha önce hiç geçmeyen (Kesir b. Süleym) çok zayıftır. Mizan' da (3/405) belirtildiği gibi; hicrî 170 yılından sonra vefat etmiş­tir. Hicrî 93 yılında vefat eden Enes'den -vasıtasız- rivayette bulunmuştur. Hıraş ve Yağnem'le birlikte zikredilmesinin sebebi de budur. Doğrusunu Allah bilir.

 

441. İbn Nüstûr er-Rûmî'nin hadisleri [418] (uydurmadır)

[418] İsmi Ca'fer b. Nüstûr'dur. Nüstûr er-Rûmî de denilmektedir. Hafız Zehebî Mizan'da (1/419; 4/249) şöyle demiştir: "Zayıf ravilerle ilgili kitaplarda bu ravinin ismini görmedim. Bu, yalanlarıyla meşgul olmaya değmeyecek kadar düşük bir kişidir.

Helak olmaya layıktır. Cafer b. Nüstûr: Ben Tebük Gazvesi'nde Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdim. Hz. Peygamber (s.a.v)'in elinden kamçısı düşmüştü. Ben atımdan indim ve kamçıyı kendisine verdim. Hz. Peygamber (s.a.v) bana: Allah senin Ömrünü uzatsın, dedi. Ben Hz. Peygamber (s.av)'den önce otuz sene. O'nun bu duasından sonra üç yüz sene yaşadım, demiştir. Yine Zehebî, Tecrid' de (1/91) bu raviyi zikretmiş ve şöyle demiştir: "Ona kadar varan sened karanlıktır. Metinler de batıldır. O deccaldir. Ya da böyle bir kişi hiç var olmamıştır. Cafer b. Nüstûr, hicrî 350 yılında Farab taraflarında rivayette bulunmuştur."

 

442. Yüsr  [419] ve Yağnem bin Salim [420] ile Hıraş [421] Enes'den ayrı ayrı rivayet ettikleri hadisler.

 

 [419] Yüsr: Zehebî'nin Mizan'da (4/444) belirttiği gibi; "Yüsr b. Abdillah  olabilir.  Bu  ravi,   Hz.   Peygamber  (s.av)'den  asılsız belâlı ve felâket hadisler rivayet etmiştir. Afet ya kendisinden sonrakilerdedir,   ya   da   böyle   bir   ravi   hiç   var   olmamıştır. Yüsr'den Hasan b. Harice rivayette bulunmuş ve Mısır'da iken üç yüz yaşında idi, demiştir. Harice'ye kadar olan isnad da karanlıktır."

ikinci bir ihtimal olarak Yüsr isimli bu ravi; yine Zehebî'nin Mizan' da (4/445) belirttiği gibi; "Enes b. Malik'den rivayet eden Enes'in azaldı kölesi Yüsr de olabilir. Bu ravi hadis rivayetinde "hiçbir şey değil"dir. Silefî'nin Mu'cem'inde senediyle rivayet ettiğine göre; Yüsr şöyle demiştir: Enes b. Malik'in şöyle dediğini işittim: Allah Rasûlü buyurdu ki: "Allah'ı zikreden kışı kıyamet günü güneşin nuru gibi nurla gelir."İbn Hacer Lisanü'l-Mizan' da (6/298) şöyle demiştir: Bu Yüsr; Silefî'nin meşhur şiirinde "İbn Nüstûr, Yüsr ve Yâğnem'in hadisleri de.." diyerek sıraladığı kişilerden biridir.

Ebu Gudde diyor ki: Anlaşılan odur ki, buradaki (Yüsr) bu ikincisidir, sözü ilk geçen (Yüsr b. Abdillah) değildir. Lisan'ın nüshasında çok tahrif bulunmaktadır. Ayrıca müellif Aliyyü'l-Karî'nin (Enes'den) ifadesi sadece Hıraş'a ait olmayıp, (Enes'den rivayet ettikleri hadisler anlamında) her üçüne ait olmalıdır. Doğru olan ve kesinleşen de budur.

[420] Yağnem: Zehebî'nin Mizan'da (4/459) belirttiği gibi; "Hz Ali'nin azaldı kölesi Yağnem b. Salim b. Kanber'dir. Enes'den acaip hadisler nakletmiştir. İmam Malik zamanına kadar yaşamıştır. İbn Hıbban: Enes b. Malik adına rivayet ederek hadişler uydurmaktadır, demiştir. İbn Yunus: Enes'den rivayette bulunmuş ve yalan söylemiştir, demiştir. İbn Hacer Lisanü'l-Mizan' da (6/315) şunu ilâve etmiştir: Ukaylî diyor ki: Onun Enes'den büyük çoğunluğu münker hadislerden ibaret olan hadis nüshası bulunmaktadır."

İbn Hacer Lisanü'l'-Mizan' da (6/169) ikinci bir defa (Enes'den rivayet eden Nuaym b. Temam) adıyla zikretmiş, İbn Neccar tarikiyle batıl bir hadisini nakletmiş sonra da; "Zannediyorum ki bu son harfde -Yâ harfinde- gelecek olan (Yağnem b. Sa­limedir, demiştir. Nuaym b. Temmam denilerek, hem kendi isminde de babasının isminde de tashif (harf değişikliği) hatası yapılmıştır", demiştir.

İbn Hacer yine Lisanü'l-Mizan'da (6/169) bu raviden bir sonraki ravi hakkında şöyle demiştir: "Nuaym b. Salim: Enes'den rivayette bulunmuştur. İbnü'l-Kattan: Tanınmamaktadır, demiştir. (İbn Hacer devamla diyor ki) "İsminde tashif (harf değişikliği) hatası yapılmıştır. Aksı takdirde bu ravi tanınan, zayıflığıyla meşhur olan, hadisi terk edilen bir ravidir. Doğru ismi (Yağnem)'dir. Yani ilk harfi yâ'dır, sonra gayn ve ardından nun harfleri gelmektedir."

(Ebu Gudde diyor ki) Bununla anlaşılmaktadır ki; Lisan' da (6/315) Yağnem biyografisinin sonunda tahrif olup buna itibar edilmez. Tahrif yoksa zayıftır, Zehebî, onu İbn Adiyy'in sözlerinde görmüş, ona iltifat etmemiştir. Silefi'den gelen şiir ise onun isminin (Yağnem) olduğunu kesinleştirmektedir. Doğru­sunu Allah bilir.

[421] Hıraş, Enes b. Malik'dcn rivayette bulunan Hıraş b. Abdillah'dır. Zehebî Mizan' da (1/651) onun hakkında şöyle demiştir: "Düşüktür, yok hükmündedir. Bu rivayeti yalancı Ebu Said -Hasen b. Ali— el-Adevî'den başkası nakletmemektedir. Ebu Said, Hıraş'la yüz yirmi küsur yılında görüştüğünü zikretmiştir. İbn Adiyy: Hıraş, kendisinin Enes'in azadlı kölesi olduğunu iddia etmiş, Enes'den merfû olarak hadisler rivayet etmiştir. Bu -uydurma- hadislerden biri: "Kim bir gün oruç tutarsa, kendisine yeryüzü dolusu altın verilse bile, hesab günündeki ecrini karşılamaz", hadisidir. Yine bu uydurma hadislerden biri: "Güzelyüz, gözü cilalandırır. Çirkin yüz, muhatabım yüzünü buruşturur", hadisidir.

 

443. Dinar'ın Enes'den rivayet ettiği hadisler uydurmadır.[422]

[422] Dinar: Ebu Mikyes Dinar el-Habeşî'dir. Zehebî Mizan' (2/30) biyografisinde şöyle demiştir: "Şu adam, telef olan, yalancılıkla suçlanan biridir. Hicrî 240. yılı sınırlarında Enes b. Malik'den  çirkin   şeyler   naklet iniştir. İbn Hıbban  diyor   ki: Enes'den uydurma şeyler rivayet etmektedir.  İbn Adiyy ise: Zayıftır, gidicidir. Enes'den birtakım hadisler rivayet etmiştir. Bunlardan  merfû  olan:   "Burundaki kıl,   cüzzam  hastalığına karşı teminattır.''Yine merfû olarak Allah Teâlâ buyuruyor ki: Mü'minin saçının ağarması,   benim nurumdur.  Ben nurumu ateşimle yakmayacak kadar ikram sahibiyim." Zehebî, daha sonra Dinar'ın; aklın kabul edemeyeceği belâlı ve utanç verici uydurma hadislerinden bazılarını zikretmiştir. Allah onu çirkinleştirsin. Nasıl da yalan söyleyebiliyor?!

 

444. Ebu Hudbe İbrahim b. Hüdbe el-Kaysî'nin hadisleri uydurmadır.[423]

[423] Ona   Ebu   Hüdbe   el-Farisî   el-Basrî   de   denilmektedir. Zehebî  Mizan' daki   (1/71-72)   biyografisinde   şöyle   demiştir: "Bağdat'ta ve başka şehirlerde batıl hadisler nakletmiştir. İbn Main diyor ki: Ebu Hüdbe geldi. Millet etrafına toplandı. Ona: Ayağını göster bakalım, dediler. (Yani onlar çok yalan söylemesinden dolayı onun insan olduğunu doğrulamıyor, onun cinnî olduğunu zannediyorlardı. Ayağını görmekle onun gerçekten insan olup olmadığını, ayaklarının cinlerin ayaklarına benzeyen inek ayakları gibi olup olmadığını öğrenmek istiyorlardı.) Bu sebeple Zehebî şöyle demiştir: Halk, onun ayağının merkep veya şeytan ayağı olmasından korkuyordu. Ebu Hüdbe, hicrî 200 yılında acaip hadisler ortaya koymuştur. Ebu Hüdbe, Basra'da düğünlere çağırılıp raks ettirilen bir rakkas idi. Bişr b. Ömer diyor ki: Komşularımızda bir düğün vardı. Enes'in ravisi Ebu Hüdbe bu düğüne davet edildi. Yedi, içti, sarhoş oldu ve şu şarkıyı söylemeye başladı:

"Elbiselerimi kapladı bitler. Ben de raks ettim onlar için."

ibn Hacer Lisanü'l-Mizan' da (1/120) şunu ilâve etmiştir: İbn Hıbban onun hakkında; "Deccallerden bir deccaldir, ne hadis rivayetiyle ne de hadis yazmakla tanınmıyordu. Sadece oynatılıyor ve kendisiyle eğleniliyordu. Basra'da düğünlere çağırılıp raks ettirilen bir rakkas idi, Yaşı ilerleyip saçları ağarmca; Enes'den hadis duyduğunu iddia etmiş ve onun adına hadisler uydurmaya başlamıştır", demiştir.

Süyûtî de Zeylü'l-Mevzûât’ta. (s.199-201) Ebu Hüdbe'nin Enes'den rivayet ettiği bu nüshayı nakletmiştir. Hafız Silefî diye meşhur olan, dünyanın isnad alimi, yüz seneyi aşan bir hayatı olan,  uzun ömürlü,  salih zatlardan,  imam Hafız Ebu Tabir Ahmed b. Muhanınıed..... b. Silefe eHsbehanî (öl. 576) Allah

Rasûlü (s.av)'nün sahabîleri olduklarını ve uzun ömür yaşadıklarını iddia eden bu yedi hadis uydurmacısının isimlerini manzume ile vermiştir. Silefî şöyle diyordu: İbn Nüstûr, Yüsr ve Yağnem'in hadisleri, Mağrib diyarının Eşecc'i ve sonra Hıraş'm iftiraları, Dinar'ın nüshası ve yaşıtı Ebu Hüdbe el'Kaysî'nin nüshası Bunların hepsi, kelebek gibidirler.

Nitekim   Hafız  İbn  Hacer  de  bu  ikisini  Lisanü'l-Mizan' da (6/446-447)  sahabî olduğunu ve uzun ömür yaşadığını iddia eden   yedi   kişinin   dışında   sekizinci   deccal   olan   (Rabi'   b. Mahmud el-Mardinî)'nin biyografisinde zikretmiştir. Zehebî, Mizan'da. (2/42) (Rebi' b. Mahmud el-Mardinî) biyografisinde   şöyle   demiştir:   "İftiracı  deccaldir.   Hicrî   599   yılında sahabî olduğunu ve uzun ömür yaşadığım iddia etmiştir. Hafız Vadi-âşî —Batıda ve doğuda ilim yolculukları yapan Muhaddis Muhammed b. Cabir el-Kaysî el-Endelüsî, et-Tunisî Hafız Silefî'nin az önce geçen iki beytini bana okudu ve bunu şu beytiyle takviye etti: "Sekizincisi (Raten), dokuzuncusu (Mardinî)'dir. İsmi Rabi' b. Mahmud'dur. Durumu açığa vurulmuştur." Tarihçi Makarrî Nefhu't-Tıyb kitabında (3/66) Hafız Silefî'nin iki beytini okurken (Yüsr) yerine (Kays) ismini zikretmiştir. İbn At şöyle demiştir: Hafız Silefî bu iki beyti okuduktan sonra bu şeylerin hava gibi olduğuna işaret etmek üzere,  ellerine üflüyor du.

Birinci beytin başı, Aclûnî'nin Keşfü'lmHafa kitabının sonlarında (2/561) (Ehadîsü Nüstûr...) şeklinde gelmiştir. Bu ravi, daha önce 441 no.lu paragrafta işaret edildiği gibi; Zehebî'nin Mizan'ında (4/249) da (Nüstûr) ismiyle gelmiştir.

Sonra ikinci beytin ilk yansı Aclûnî'nin Keşfü'l Hafa kitabının sonlarında (2/561) olduğu gibi pek çok kaynakta tahrif edilerek (Nüshatü Dinar ve Nüshatü Tevbe) şeklinde hatalı olarak yer almaktadır. Dikkat edilmelidir. Saganî'nin Risaletü'l-Mevzûât (s.4) kitabında her iki beytin ilk yarısında tahrif yapılmış; (Yüsr) yerine (Bişr); (Nüshatü Tirbihi) yerine (Ahbaru Şerbetin) şeklinde yazılmıştır. Bu, iltifat edilmeyecek bir tahriftir. Nefhu't-Tıyb' de (ve büht) kelimesi (ve ba'de) şeklinde tashif edilmiştir.

Tamamlayıcı Bilgi: Elinizdeki Masnû kitabının metninde ve dipnotlarda kendileri sahabî olduğunu ve uzun süre yaşadıkla­rını iddia eden deccallerden şu kimseler yer almaktadır:

1.  İbn Ebi'd-Dünya ya da Ebu'd"Dünya el"Eşecc el-Belevî el-Mağribî

2. İbn Nüstûr er-Rûmî

3. Yüsr b. Abdillah el-Mısrî

4. Yağnem b. Salim

5. Hıraş b. Abdillah

6. Dinar el-Habeşî

7. Ebu Hüdbe İbrahim b. Hüdbe el-Kaysî el-Farisî el-Basrî

8. Rabi' b. Mahmud el-Mardinî

9. Raten el"Hindî

Sahabî olduklarını ve uzun süre yaşadıklarını iddia eden dokuz yalancı deccalin isimleri bunlardır. 476.paragrafta uzun ömür­lü şu deccallerin isimleri de zikredilecektir:

10. Muammer Habeşî (?)

11. Muammer Mağribî (?)

12. Muammer b. Büreyk

13.  Şemhûreş: Sahabî olduğunu ve uzun süre yaşadığını iddia eden cinnî bir kimse olduğu söylenmektedir.

14. Kays b. Temim et-Tâî lö.Meklebe b. Melkân el-Hârezmî

16. Cabir b. Abdillah el-Yemamî

17. Cübeyr b. Haris

18. Kmnevc hükümdarı Serbâtek

Böylece sayıları on sekiz olmuştur. Bunların biyografilerini Ibnü'l-Esir'in ÜsdübGabe, Zehebî'nin Tecrid Esmai'sSahahe, Mızan ve el-Mugnî fi'd-Duafâ kitaplarında; İbn Hacer'in İsabe ve Lisanü'l Mizan ile İbn Arrak'ın Tenzilıü'ş-Şeriati'l Merfûa kitabında görebilirsiniz.

19.  Mansur b. Hızame: Bunu Tarihçi Makarrî Nefhu't-Tîb' de (3/11) Doğudan Endülüs'e gelenler hakkındaki 6. babda zikret­mektedir. Mansur'un iddiaları arasında Hz. Osman (r.a)'m zamanına yetiştiği, Cemel günü Hz. Âişe (r.anhâ) ile birlikte olduğu, Sıffîn'de bulunduğu, babası Hızame'yi Allah Rasûlü'nün azad ettiği, kendisinin Endülüs'den Magrib'e 330 yılında geçtiği iddiaları yer almaktadır. Bunları nakleden Makarrî şöyle de­miştir: "Bütün bunlar saçmadır, aslı yoktur. Allah Hafız İbn Hacer'e rahmet eylesin. Zira o hafız ibn Beşkuval'in kitabının nüshası üzerine bu sözler hakkında; "Bu hezeyandır. Aslı yoktur. Buna   adlanılmasın!.."   diye  yazmıştır. (Eşeccü'l-Garb)'ın hayatı da aynı şekildedir. Hadis hafızları onun yalan olduğun­da ittifak etmişlerdir.

20.  Ömer b. Hafs cd-Dimaşkî el-Hayyat el Muammer: bkz. Mizan: 3/190 (Ömer el-Hayyat); 4/ 144 (Maruf el-Hayyat)

21. Muzaffer b. Âsim eHclî:  bkz. Mizan: 4/131; Lisanü'l Mizan: 6/53 Ayrıca Mizan: 4/178 (Meklebe b. Melkân); Tecrid Esmai's-Sahabe: 2/93.

22.  Abdullah b. Ahmed b. Ebî Zabye el-Haccam el-Basrî el-Muammer: bkz. Lisanü'l Mizan: 3/254.

23.  EbuTHasen b. Nevfel er-Râî: bkz. Mizan: 4/5151; Lisanül Mizan: 6/364.

24.  Hut b. Murre b.  Alkame:  Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa: 2/45.

25. İbrahim eş-Şerabî: bkz. El Muğnifi'd Duafâ: 1/31.

26.  Sa'd b. Ali Ebu'1-Vefa en-Nesevî el"Kadî: bkz. El Muğni fi'd-Duafâ: 1/255.

Merhum Üstadımız İmam Kevserî'nin "Atbü'l Muğterrin hi Decaciletı'l Muammerin" (?)isimli bir eseri vardır. Kevserî, bu ese' rinde şahabı olduklarını ve uzun süre yaşadıklarını iddia eden deccallerin isimlerini toplamıştır. Eser hâlâ yazma olup ben henüz bu esere vâkıf olamadım.

Burada dikkat çekilmesi gereken hususlardan biri şudur: Şevkânî'nin el-Fevaidü'l Mecmûa fil Ehadisi'l Mevzûa kitabında (s.422,423) (Muammer b. Büreyk) ismi tahrif edilerek (Muammer b. Şerik) şeklinde yazılmış; (Ali b. Osman b. Hattab) ismi (Osman b. Hattab)'dan farklı bir isim olarak yer almıştır. Halbuki Zehebî'nin Mizan' mda. (4/522) belirtildiği gibi; bu ikisi aynı kişi olup bazıları bu şekilde bazıları diğer şekilde adlandırmışlardır.

Masnû kitabının sonunda 274. sayfada bu dipnotuna şu ilâve yapılmıştır:

27. Ahmed b. Ali en-Nasibî: bkz.Tenzihü'ş-Şeria: 1/31.

28. İbrahim b. Muhammed ... el'Ensarî: bkz. Lİsan: 1/106.

29. Hasen b. Rekzevan el-Farisî: bkz. Lisan: 2/207'.

30. Zeyd b. Temim el-Kılâbî: bkz. Lisan: 2/502.

31. Musa b. Abdillah et-Tavil: bkz. Mizan: 4/209; Lisan- 6/122.

32. Ebu Halıd es-Sakka: bkz. Mizan: 4/519; Lisan: 6/372.

33.  Muammer es'Sahabî: Süyûtî el'Havî li'l-Fetavîde  "Rafus' Savt bi-Zebhı'hMevt" risalesinde zikretmiştir: 2/185.

34.  İsa b. Abdullah el-Osraanî: Bağdat'ta Buharı, Müslim ve muasırlarının  üstadı  olan  h.   244  yılında  vefat  eden  Ali  b. Hucr'dan hadis rivayet etmiş   aynı zamanda Ümeyne bt. Enes b. Malik'den hadis duyduğunu iddia etmiş ve bu durumu tesbit edilmiştir. Ümeyne, Hafız İbn Hacer'in Takribinde olduğu gibi (yâ)'dan  sonra   (nun)  harfiyledir.   Mizan  (3/317)  ve  Lısan'da (4/401) olduğu gibi Amine değildir.

35.  Muammer el-Mağribî: Hafız İbn Hacer'in Isabe kitabında (Mim) harfinin dördüncü kısmında (Muammer el-Mağribî)'nin biyografisi sonunda şu ifadesi yer almaktadır: "Bu, Raten, Kays b. Temim, Ebu'l-Hattab, Meklebe, Nüstûr cinsindendir. Bunların   biyografilerini   el-Muammerîn   isimli   kitapta   topladım. Muvaffakiyet Allah'tandır."

Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki: Bu kitabı görmedim. Bu kitabın bu konuda yazılmış en kapsamlı kitaplardan olduğunu zannediyorum. Bu konuyla ilgilenen araştırmacı bu kitaba vakıf olmaya çalışmalı, bu kitabı basıp neşrederek ihya etmelidir.

 

445. Tamamı uydurma hadis ihtiva eden kitaplardan biri: Enes el-Basrî Müsnedi diye bilinen kitaptır. Bu kitapta üçyüz hadis yer almaktadır. Bu kitabı Sem'an b. Mehdî, Enes'den rivayet etmektedir.[424]

"Diğer ümmetlere göre benim ümmetim, yıldızlar arasındaki ay gibidir", hadisidir.

Zeyl de [425] şöyle denilmiştir: "Enes b. Malik'den rivayet eden Sem'an b. Mehdî: Neredeyse hiç tanınma­maktadır. Ona yalan bir nüsha yamanmıştır. Allah bunu uyduranı çirkinleştirsin."

Lisan'da [426] şöyle denilmiştir: "Bu uydurma nüshayı Muhammed b. Mukatil er-Razî, Ca'fer b. Harun'dan; o da Sem'an'dan rivayet etmektedir."

Lisan müellifi, daha sonra bu nüshayı zikretmiş; "Bu nüshada üç yüzden fazla hadis bulunmaktadır. Bu hadislerin metinlerinin çoğu uydurmadır, demiştir.[427]

[424] Zehebî, Mizan'da (2/234) şöyle demiştir: "Enes b. Malik'den rivayet eden Sem'an b. Mehdî: Tanınmayan bir hayvandır. Ona yalan bir nüsha yamanmıştır. Bu nüshayı gördüm. Alah bunu uyduranı çirkinleştirsin."

[425] Süyûtî, Zeylü'l Mevzûât: 8.41

[426] İbn Hacer, Lisanü'l-Mizan: 3/114

[427] Süyûtî, Zeyl'de (s.4l) bu uydurma hadisler arasında İbn Şahin tarikiyle Sem'an b. Mehdî'den; o da Enes b. Malik'den şu hadisi rivayet etmektedir: Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Bir adam yemek tabağını yalar gibi iyice temizlediğinde yemek tabağı ona istiğfar eder ve Allahıml. Beni Seylan'dan azad ettiğin gibi. onu da Cehennem'den azad et, der."Yemek tabağının  iyice  temizlenmesi hakkında  bu  uydurma  hadise gerek kalmadan Müslim'in Sahih'inde (Eşribe 129-137; Şerhu Müslim: 13/203) rivayet ettiği sahih hadisler vardır.

 

446. Sağanı şöyle diyor: Tamamı uydurma olan hadis nüshalarından biri: Ahmed ismini alma konusunda rivayet edilen hadislerdir. Bu hadislerden hiçbir şey sabit olmamıştır.[428]

[428] İbnü'l-Cevzî'nin  Mevzuat (1/154-158);   İbn  Kayyım  el' Cevziyye' nin el'Menaru'l'Münif kitabında (s.57,61) ve müellif Aliyyü'l-Karî'nin el Mevzûâtü'l-Kübrâ' sının sonunda ikinci fasılda dediği gibi; Muhammed ismini alma hakkındaki hadisler de aynı şekilde batıldır. Süyûtî'nin el-Havî Îil-Fetavî(2/115) kitabında ed-Dürretün-Naciye sonlarındaki; "Bu hadisin senedi, bana göre hasen şartlarını taşımaktadır", ifadesi Süyûtî'nin bilmen mütesahil (fazla hoşgörülü) hükümlerindendir.

 

447. Tamamı uydurma olan hadis nüshalarından biri: Ebu'd-Derdâ'dan merfû olarak rivayet edilen Veda Hutbesidir. Bunun başında:

"Dikkat edin. Sakın sizden biriniz, deniz iyice dalgalandığında gemiye binmesin", uydurma hadisi yer almaktadır.

 

448. Leâli' de [429] şöyle denilmektedir: Ebu Hureyre ve Enes'den uzun uzun rivayet edilen "Veda Hutbesi":[430] uydurmadır. Bunu uydurmakla -Bereketsiz kalasıca- Meysere b. Abdi Rabbih itham edilmiştir.

[429] Süyûtî, el'Leâli'l Masnûa'da (2/361-373) bu Veda Hutbesini 13 sayfa halinde zikretmektedir.

[430] Bu hutbe, uydurmacının kendisinin, uydurduğu ve Rasîr lullah (s.a.v)'ın vefatına yakın okuduğunu iddia ettiği hutbedir.

 

449. Veciz' de [431]   şöyle   denilmek

tedir:   İbn  Adiyy diyor ki: Muhammed b. Muhammed el-Eş'as [432], Musa

b. İsmail b. Musa b. Ca'fer'den; onun Hz. Ali'ye kadar dedelerinden; merfû olarak rivayet ettiği hadisleri yazdım. Zira Muhammed b. Muhammed el-Eş'as, bize bu sözü geçen Musa'nın dedelerinden henüz daha yeni bir yazıyla yazılmış yaklaşık bin hadisi ihtiva eden bir nüsha göstermişti. Bunların büyük çoğunluğu münker hadislerdir.

Darakutnî, Aleviyyat adı verilen bu eser hakkında: Bu kitabın uydurulmuş olması, Allah'ın açık mucizelerinden biridir, demiştir.

Askalanî ise: İbnü'l-Eş'as, buna "Sünen"ismini vermiştir. Tamamı aynı senedle rivayet edilmiştir. Bu kitaptaki uydurma hadislerden biri şudur:

"Yağız attan daha uzun yaşayan bir at yoktur. Amca kızı gibi bir hanım da yoktur. '[433]

[431] Veciz adlı bu kitap, Fettenî'nin Tezkiretü'l Mevzûât' ta (s.4) ifade ettiği gibi; Süyûtî'nin kitabıdır.

[432] Zehebî Mizan'da (4/27-28) onun biyografisinde şöyle demiştir:    "Muhammed   b.Muhammed   b.Eş'as    el-Kûfî,    Ebu'l-Hasen, Mısır'a yerleşmiştir. İbn Adiyy: Ondan Mısır'da hadis yazdım. Şiddetli Şiî oluşu, onu bize bin hadise yakın bir hadis nüshası tahric etmesine sevk etmişti... Bu durumu Mısır'daki ehli beytin şeyhi Hüseyn b. Ali el-Hasenî el-Alcvî'ye anlattığımızda; Bu Musa b. İsmail, Medine'de kırk yıl benim komşum idi. Ne babasından ne de başkasından her hangi bir rivayeti olduğunu söylemedi, dedi. İbn Adiyy onun uydurma hadislerin­den birkaçını zikretmektedir."

İbn Hacer el-Askalânî Lisanü'l-Mizan' daki (5/362) biyografisinde şunu ilâve etmektedir: "Sözü geçen bu kitabın -yani-Aleviyyat'ın bir kısmını gördüm. Musa b. İsmail bu kitabı Sünen diye adlandırmış, bunu bablara göre tertip etmiştir. Bu kitaptaki hadislerin tamamı, aynı senedle rivayet edilmiştir."

[433] Şevkânî'nin el-Fevaidü'l-Mecmua kitabında (s.519) bu şekilde zikredilmiştir. Asılda ve müellif Aliyyül Karî'nin el Mevzûâtü'l-Kübra kitabının sonlarında ikinci fasılda (ed-Dühm) yerine (el-Edhem) lafzıyla nakledilmiştir. Fettenî'nin TezkiretüT Mevzuat'mda (s. 10) ve Mizan'da (4/28) (ed-Dühm) lafzıyla gelmiştir. Doğru olan da budur. Lisanü'l-Mizan' da (5/362) ve Süyûtî'nin Zeyl inde (s.114) ve Tenzihü'ş-Şeria' da (2/402) ise C.elka) şeklindedir. Bu kelimede tahrif yapılmıştır.

 

450. Abdullah b. Ahmed (bin Amir) [434], babasından; o Ali er Rıza'dan; o da dedelerinden uydurma, bâtıl bir nüsha rivayet etmektedir. Onu ya kendisi ya da babası uydurmuş olmalıdır.

 

451. İshak el-Malatî'ninde bâtıl rivayetleri vardır. Onlardan bir kaçı şunlardır:

 

1. "Allah'a iman eden bir hanımın fercini, eğer üzerine koyması helâl değildir."

2. "Kim ikramda bulunmazsa, ona bir parça cimrilik bulaşır."                                      '

3. "Allah, (Başkasının dizkapağı ile göbek arasına) bakana da bakılana da lanet etmiştir."

4. "Küçükmescid, küçükmushafdemeyin."

5. Allah Rasûlü (s.a.v), -Muhammed, Ahmed, ve benzeri muazzam- isimleri küçültme sigasıyla kullanmaktan, ayrıca Hamdûn, Ulvan veya Ya'mûş [435] ve benzeri— mübalağa anlamı taşıyan- isimlerin verilmesinden nehy etmiştir.

[434] Bu zat hakkında Zehebî Mizan'da (2/390) şöyle demiştir: Abdullah b. Ahmed b. Amir babasından; o Ali er-Rıza'dan; o dedelerinden bu batıl uydurma nüshayı rivayet etmiştir. Onu ya kendisi ya da babası uydurmuş olmalıdır. Hasen b. Ali ez-Zührî: Ümmî idi. Razı olunan biri değildi. Hicrî 324 yılında vefat etmiştir." Müellif Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûâ'tü'l-Kübra sonunda ikinci fasılda (Abdullah b. Ahmed)'in nesebi hakkındaki tereddüdü onun kusuru olup hoş değildir.

[435] Bu son isim, Aclûnî'nin Keşfü'l-Hafa sında (2/552) (Ya'mûş)   yerine   sin  harfiyle   (Ya'mûs);   Zehebî'nin  Mizan' nıda (1/202) ise (Na'mûş) şeklinde yani başındaki mim harfiyle zikredilmektedir.

 

452. İshak el-Malatî; İbn Cüreyc'den; o Atâ'dan; o Ebu Said'den:  Hz. Ali'ye cima (cinsî münasebet) ile ilgili ve nasıl cimada bulunacağı ile ilgili tavsiyeleri de rivayet etmektedir. İshak denilen şu deccale bakın!. Ne kadar da cür'etkâr davranıyor!.

 

453. Deylemî  diyor  ki:   Ebu'l-Fadl   Ca'fer  b.   Muhammed b. Ca'fer b. Muhammed b. Ali el-Huseynî'nin Arûs kitabındaki hadislerin isnadları: çürüktür, güvenilemez. Hadisleri ise cidden münkerdir.[436]

[436] Deylemî'den nakledilen bu bölümü Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât kitabında (s.194-195) zikretmiş, ve Deylemî'nin "Hadisleri ise cidden münkerdir", sözünden sonra şu ifadeyi ilâve etmiştir: "Onları tamamen  atamadım."  Süyûtî  daha  sonra  (s.194-196 arasında) Arûs kitabından epeyce hadis nakletmiştir. Burada asıl nüshada eksiklik ya da kısaltma vardı. Ben bunu merhum Süyûtî'nin Zeyl'inden tamamladım.

 

454. Süyûtî'nin [437], İbnü'l-Cevzî'den [438] naklettiğine göre; Hadisinde uydurma, yalan veya maklûb (hadis ters yüz etme) [439] bulunan kimseler birkaç kısımdır:

1. Kendini zühde (ibadet ve tâate) veren, hadis ezberlemeyi veya hadisleri temyiz  etmeyi ihmal eden kimselerdir.

2.  Kitapları kaybolan, bu sebeple ezberinden hadis nakledip hataya düşen kimseler.

3. Sika/güvenilir kimseler olduğu halde hayatlarının   sonlarında   akılları   karışan,   hadisleri   birbirine karıştırmaya başlayan kimseler.[440]

4. Farkında olmadan hatalı rivayeti nakleden, daha sonra doğruyu görüp de bunun doğru olduğuna inandığı halde, kendisine hata nisbet edilmesini yakıştıramayıp gururlanarak hatasından dönmeyen kimseler.

5. İslâm Şeriati'ni bozma, dinde kuşku uyandırma ve dinle oynama amacıyla bilerek kasıtlı olarak hadis uyduran zındıklar. Bazı zındıklar da hadis üstadının dalgınlığından  yararlanarak  onun   kitabına   ona   ait olmayan hadisleri ilâve ediyorlardı.[441]

6. Mezhebini desteklemek için hadis uyduranlar.[442]

7.  Hayrı özendirme ve kötülüklerden sakındırma amacıyla Allah rızası için hadis uyduranlar.

8. Güzel bir söz için hadis uydurmayı caiz görenler.

9.  Sultana yakın olmak maksadıyla hadis uyduran­lar.[443]

10. Kıssacılar. Zira bunlar gönülleri duygulandıracak ve halk içerisinde geçerli olacak hadisleri nakletme amacı taşımaktadırlar.455.

Uydurma rivayetlerden biri: imam Malik'den rivayet edilen şu ifadedir: Me'mûn'un huzuruna girdim. Meclis dopdolu idi. Halife ile vezirinin arasında bir boşluk vardı. Aralarına oturdum. Halifeye şu merfû hadisi naklettim:

 

"Bir mecliste, katılanların çokluğu sebebiyle yer darlığı olduğunda, iki efendinin arası âlimin oturacağı yerdir." Zeyl de [444]; "Bu münkerdir", [445] denilmiştir. (İbn Asakir şöyle diyor:) İmam Malik, Halife Me'mûn zamanına kadar yaşamamıştır.[446]

Yine Zeyl de [447] şöyle denilmektedir: Haris b. Üsame, Müsned’inde Davud b. Muhabber'den; Askalânî'nin "Hepsi uydurmadır", dediği otuz küsur hadis tahric etmektedir. Bunlardan biri şudur:

"Ahmak kimseye ahmaklığı sebebiyle facirin fücurundan daha büyük azab isabet eder. Kullar yarın yüksek derecelere, Rablerine yakın makamlara akılları mikdarınca nail olurlar,"

Bir diğer uydurma hadis:

"İnsanların en değerlisi, en akıllı olanıdır."

Bir diğer uydurma hadis: "Ya Rasûlallah!.. Bu Hristiyan ne kadar akıllıdır!., denildi. Allah Rasûlü (s.a.v) bunu reddetti ve şöyle buyurdu:

"Sus! Akıllı Allah 'a itaatle amel eden kişidir."

 Süleyman b. İsa yirmi küsur hadis uydurmuştur.[448]

1. Bu uydurma hadislerden biri şudur: Alkame'ye:

-  Hristiyanlar, dünyalarında ne kadar da akıllıdırlar?! denildi. Alkame:

-  Sus. Zira İbn Mes'ud, kâfiri "akıllı" diye isimlendirmemizi yasaklıyordu, dedi.

2.  Süleyman'ın uydurduğu bir başka hadis şudur:

"Akıllının iki rekat namazı, cahilin yetmiş rekatından daha faziletlidir. Ben: (Bu iki rekat, cahilin yedi yüz rekatından daha faziletlidir) deseydim, öyle olurdu."

3. Süleyman'ın bir diğer uydurma hadisi şudur: Adiyy b. Hatim -Peygamberimiz (s.a.v)'in yamnda-babasını methetmiş, onun itibarlı ve şerefli biri olduğunu ve aklî olgunluğunu zikretmişti. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):

-"Gerçek şeref, itibar ve aklî olgunluk; dünya ve ahirette Allah'a itaatle amel eden kişiye aittir", buyurdu. Adiyy:

-Ya Rasûlallah!. Babam misafir ağırlıyordu, yemek yediriyordu. yakınları gözetiyordu, musibete uğrayanlara yardım ediyordu, şunu şunu yapıyordu. Bunlardan her hangi bir şeyin ona faydası olacak mı? dedi. Efendimiz (s.a.v):

-"Hayır/. Zira senin baban hiçbir zaman: (Ey Rabbim!.. Din günü benim günahımı bağışla), demedi" diye cevap verdi.

[437] Süyûtî, el-Leâlil-Masnûa: 2/467-473

[438] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat kitabının başlarında: 1/35-47

[439] Ibnü'l-Cevzî'nin Mevzûâtinda. ve Süyûtî'nin Leâlî kitabında bu şekildedir. Asıl nüshada ve müellif Aliyyül-Karî'nin el' Mevzûâtül Kübra kitabının ikinci faslında (el-maklûb) yerine (el-kalb) denilmiştir.

[440] Yani Süyûtî'nin Leâlî kitabındaki (2/467) ifadesinde olduğu gibi; rivayetleri karıştırdılar.

[441] İbnü'l-Cevzî'nin Mevzûâtindakı (1/37) ve Süyûtî'nin Leâlî' deki (2/468) ifadesinin devamı şöyledir: Bunun örneği Hammad b. Seleme'nin üvey evladı olan zındık -yani kasıtlı dinsiz- Abdülkerim b. Ebi'l-Avcâ'nın; annesinin kocası Hammad b. Seleme'nin kitaplarına hadisler ilâve etmesidir. İbn Adiyy diyor ki: Abdülkerim  b.   Ebi'1-Avcâ  Abbasî  halifesi  Mehdî  zamanında yakalanıp   Basra  Emiri  Muhammed  b.   Süleyman  b.  Ali el-Basrî'nin huzuruna getirildi. Basra Emiri boynunun vurulmasını emrettiğinde Abdülkerim: Helâli haram, haramı helâl kılmak üzere sizin içinizde dört bin hadis uydurdum, demiştir." Süyûtî'nin sözü burada az bir ilâve ile sona ermektedir. Zındıkların bu çeşit tavrı, Halife Mchdî'nin oğlu Halife Harun Reşid zamanında da tekrarlanmıştır. Hafız Zclıebî Tezkiretü'l-Huffaz' da  (1/273)   (Ebu  İshak  el-Fezarî)'nin  biyografisinde, -Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib'de (1/152) onun biyografisinde, Hafız Süyûtî  Tarihu'l-Hulefâ' da (s.194), Müellif Aliyyü'l-Karî el-Mevzûatül-Kübra' da altıncı fasılda şöyle demiştir: İbn Uleyye ve İshak b. ibrahim anlatıyor: Harun Reşid bir zındıkı cezalandırıp boynunun vurulmasını emretti. Zındık ona: -Niçin benim boynumu vuruyorsunuz? dedi. Reşid:

 

-Allah'ın kullarını senden (senin şerrinden kurtarıp) rahata kavuşturmak için, dedi. Zındık:

-Ey Mü'minlerin Emirü. Haberin var mı? Ben içinizde bin hadis (Aliyyül-Karî'nin nakline göre dört bin hadis) uydurdum. Bu hadislerle ben, Hz.Peygamber (s.a.v)'in bir harf bile söylemediği konularda helâli haranı, haramı helâl kılıyordum, dedi. Reşid ona:

-Ey Allah'ın düşmanı!.. Ya sen Ebu İshak el-Fezarî ve Abdullah b. Mübarek hakkında ne dersin? Onlar hadisleri didik didik ediyor, bu uydurma hadisleri harf harf ortaya çıkarıyorlar, dedi.

[442] İbnü'l-Cevzî'nin Mevzuatındaki (1/38) ve Süyûtî'nin Leâlî' deki (2/468) ifadesinin devamı şöyledir: "Bu, sapık fırkalardan biri olan Salimiyye mezhebinin bir gurubu hakkında nakledilmiştir." Bu iki müellif, daha sonra işledikleri bid'atlerden tevbe eden "Biz, eskiden bir şeyi arzu ettiğimizde ya da güzel gördüğümüzde onun için hemen hadis uydururduk!..", diyen birtakım bid'atçilerden bazı rivayetler nakletmişlerdir.

[443] Giyas b. İbrahim en-Nehaî'nin yaptığı gibi. Gıyas, Abbasî halifesi   Mehdî'nin   huzuruna   girdiğinde   Mehdi   güvercinle oynuyordu. Mehdî uzaktan gelen güvercini severdi. Gıyas'a; -EmirüTMü'mınîn için bir hadis naklet, denildi. Gıyas: -Bize falan, o falandan, o da Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Yarışma ödü­lü sadece ok, at,  deve veya kanatta (yani kuşta) olur", dedi. Hadise ev cenah (veya kanat) kelimesini ilâve etti.

Mehdî ona on bin dirhem verilmesini emretti. Kalkıp giderken de;

-Ben şehadet ederim ki, senin kafan Allah'ın Rasûlü adına yalan uyduran yalancı kafasıdır. Bu günaha ben sebep oldum. Bu adam bana şirin görünmek istedi, dedi. Sonra da güvercinin kesilmesini emretti. Alimler arasında o günden sonra (Gıyas) adı zikredilmedi. Bu olayı Hatib Bağdadî, Tarîhu Bağdad'da (1/323-324) Gıyas'ın biyografisinde; İbnül-Cevzî, Mevzuat' ta: (1/42); Zehebî, Mizan'da: (3/338); Süyûtî, Leâlî'de: (2/470) rivayet etmektedir.

Gıyas'ın babası olan (İbrahim en-Nehaî), meşhur (İmam İbrahim en-Nehaî) değildir. Gıyas'ın babası İbrahim b. Talk b. Muaviye en-Nehaî'dir. Meşhur İmam (ibrahim en-Nehaî ise ibrahim b. Yezid b. Kays en-Nehaî'dir.

Sözü geçen hadisin; "ev cenah" (veya kanat yarışı) ilâvesi olmaksızın gelen rivayeti sahihtir, uydurma değildir. Bu sahih hadisi Ebu Hureyre'den; İmam Ahmed b. Hanbel Müsnedinin (Müsned Ebî Hureyre) bölümünde birkaç yerde (2/256, 358, 425, 474); Ebu Davud (Sünen- 3/29 Cihad 60); Nesaî, (Sünen: 6/226 Hayl 14); Tirmizî, (Sünen: 7/192 Cihad 22); ve İbn Mace: (Sünen: 2/960 Cihad 44) ve Hakim sahilidir diyerek Müstedrek'de rivayet etmiştir. Burada geçen lafız, Nesaî ve Tirmizî'ye aittir. Hadisde geçen (Sebak) kelimesi; yarışta rakibini geçen kimseye verilmek üzere belirlenen meblağ anlamındadır. (Lâ sebeka) hadisinin manası şudur: "Müsabaka/yarışma yoluyla ancak şu yarışlarda Ödül alınması helâldir Ok yarışı, at yarışı, deve yarışı." Gıyas, sultanın kuşu sevdiğini görerek ona yaranmak rçm bu sahih hadise "ev cenah" (kanat yarışı) kelimesini de uave etmiştir.

[444] Süyûtî, Zeylül Mevzûât: s. 180

[445] Yani yalandır.

[446] Bu  son  cümle,  bu  yalan  haberi  nakleden  Hafız  İbn Asakir'in söylediği ifadesidir. Süyûtî, Zeyl de (s.181) bu sözü İbn Asakir'den nakletmekte ve bunu ardından da şöyle demektedir: "Bu haberi Deylemî Müsnedü'l-Firdevs'de rivayet etmiş" tir. Hafız İbn Hacer Zehru'l Fırdevs' de: Bu, uydurmadır, demistir."

[447] Süyûtî, Zeylül Mevzûât s.5"10.

[448] Nitekim Hafız Zehebî, Mizan'da (2/218) biyografisinde şöyle demiştir: "Süleyman b. İsa b. Necîh es-Siczî: Helak olmuş sayılır, Yani yok hükmündedir.) Cevzecânî: Yalancıdır, yalandan Çekinmez, demiştir. Ebu Hatim: Yalancıdır, demiştir. İbn Adiy: -Hadis uyduruyor, demiştir. Onun iki cilt "Tafdîlu' AkFAldm(?) Ustünlüğü"kitabı bulunmaktadır."

 

458. Yine Zeyl de [449] şöyle denilmektedir: Bilâl'ın (Şam'da yerleşmek için) yolculuğu, sonra Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyada gördükten sonra Medine'ye dönüşü, Medine'de ezan okuması ve onun ezanıyla Medine'nin titremesi haberinin aslı yoktur. Bunun uydurma olduğu açıktır. Her halde İbn Hacer el Mekkî bunun uydurma olduğunu bilmiyor ki, (Medine'yi) ziyaret konulu kitabında [450] bu haberi zikretmektedir.

[449] Süyûtî, Zeylül Mevzûât: s.104

[450] İbn Hacer el-Heytemî, el-Cevherul Münazzam fî ziyaretil Kabrış-Şerifi'n-Nebeviyyıl Mükerrem: s.2930. İbn Hacer e-Askalânî Lisan'da. (2/108) "Bu uydurma olduğu açık bir kıssadır", demiştir. Zehebî de Siyer A'lâmi'n-Nübelû'&a (1/258): "İsnadı gevşektir. Bu haber münkerdir", demiştir.

 

459. Yine Zeyl de [451] şöyle denilmektedir: Peygamberimiz (s.a.v), Medine Mescidi'ni bina etmek istediğinde Cebrail (a.s) ona gelmiş ve "Bu mescidi gök yüzüne doğru yedi zira' uzunluğunda, süslü ve nakışlı olmamak üzere bina et", demiştir. Bu hadis bulunamamıştır.

 

[451] Bunun Süyûtî'nin Zeylü'l 'Mevzûât kitabında bulamadım. Fettenî, bu hadisi Tezkiretü'l-Mevzûât' da (s.36-37) Firûzâbadî'nin Muhtasar'ına nisbet etmektedir. Yazarın kalemi yanılarak bir kitap yerine bir başkasının ismini yazmış olmalıdır.

 

460. Yine Zeyl de [452] şöyle denilmektedir: Peygamberimiz (s.a.v) namaz kılarken, bazıları O'nun ruhu olmayan bir cesedinin bulunduğunu zannederdi.

[452] Yazarın kalemi yanılarak bir önceki hadiste nakil yapılan kitabın  ismini  yanlış   yazmamışsa;   bu  hadis   de  Süyûtî'nin, Zeylül Mevzûât kitabından nakledilmiş olmaktadır. Bu hadisi Zeyl'de bulamadım. Fettenî, bu hadisi de Tezkiretü'l-Mevzûât' da (s.38) Süyûtî'nin el'LeâliTMasnîm kitabına nisbet etmektedir. Bu hadis, gerçekten el'Leâli'l Masnûa'da (2/18) yer almaktadır. Bu durum, bir önceki kitabın isminde hata olduğu görüşünü güçlendirmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

 

461. Muhtasar'da [453] şöyle denilmektedir:

"Ümmetimden iki adam namaza kalkarlar. Rükûları ve secdeleri aynıdır. Ama ikisinin namazı arasında yerle gök arası kadar fark vardır." Uydurmadır.

[453] bkz.  Muhammed b.  Yakub  el-Firûzâbadî,  Muhtasarul Muğnîfî Tahrıcı'l-İhya li' Irakî.

 

462. Yine  Muhtasarda  şöyle  denilmektedir:  Peygamberimiz (s.a.v), namaz kılarken biri yanına otursa, namazını uzatmaz ve namazdan sonra o kişiye yönelir ve: "Bir ihtiyacın var mı?" diye sorardı. O kişinin ihtiyacı ile ilgilenmesi sona erdiğinde tekrar namazına dönerdi. Bu hadis bulunamamıştır.

 

463. Yine Muhtasar'da şöyle denilmektedir: "Cuma günü her rekatta on ihlas okunarak kılınacak on iki rekatlı nafile namaz ile hafta içinde her gün kılınacak nafile namazlar hakkında hiçbir şey sahih değildir, batıldır, aslı yoktur.

Aynı şekilde her rekatında on beş defa -bir rivayette elli defa- (İza Zülzilet) okunarak kılınacak iki rekatlı nafile namaz; Cuma günleri kılınacak iki, dört, sekiz ve on iki rekatlı nafile namaz ile; Cuma namazından önce her rekatında elli defa ihlas okunarak kılınacak dört rekat nafile namazın da aslı yoktur.

 

464. Aynı şekilde Aşûra Namazı, Regaib Namazı da ittifakla uydurmadır. Yine Receb Geceleri Namazı, Receb ayının yirmi yedinci gecesi namazı, Şabanın on beşinci gecesinde her rekatta on ihlas okunarak kılınacak yüz rekatlı namazın da aslı yoktur.

Bu namazların Kutü'l-Kulûb ve İhya' da  [454] ya da Sa'lebî'nin Tefsir'inde [455] zikredilmesine aldanma."

[454] Gazzalî'nin ihya kitabının durumu, bu eserdeki zayıf ve uydurma hadislerin varlığı ve bizzat Gazalinin hadis ilmindeki sermayesinin azlığını itiraf etmesi hakkında, imam Abdülhayy el-Leknevî'nin  el Ecvibetü'l-Fadıla lil-Es'iletü-Aşeratil Kâmile kitabında (s.118-120) yazdığını dip notlara bakınız.

[455] Leknevî'nin el-Ecvibetü'î-Fadıla   kitabında   (s. 101-102) Sa'lebî'nin. Tefsir'i ve alimlerin bu Tefsir hakkındaki görüşleri hakkında yazdığım dip notlara bakınız.

 

465. Ibn Hacer'in [456] Şemail Şerhi'nde zikrettiğine göre; Taberanî Evsat kitabında Peygamberimiz (s.a.v)'in;

"Gece namazı için sırtımı güçlendirmek üzere, Cebrail bana herîse (kavrulmuş un helvası) yedirdi", buyurduğunu rivayet etmektedir. Bu hadis, uydurmadır diye reddedilmiştir.[457]

[456] Bu zat, fıkıh âlimi Ibn Hacer el-Heytemî el-Mekkî'dir.

[457] Evet, hadis böyledir. Hafız Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid' de (5/38) bu hadisi zikrettikten sonra: "Senedinde (Muhammed b. Haccac cl'Cümahî) bulunmaktadır. Bu hadisi uyduran da odur", demiştir. 

Hafız Zehebî,  Mizanü'l-İ'tidal de (3/509) bu ravinin biyografisinde şöyle demektedir: "Heriseci idi -yani herise (kavrulmuş un helvası) satıyordu.- 181 yılında vefat etti. Ibn Adiyy: Herise hadisini o uydurdu, demiştir. Darakutnî: Yalancıdır, demiş, Ibn Main ise; Pis yalancıdır, demiştir."

Hafız İbn Hacer Lisanü'l'-Mizan''da (5/117) bu ravinin biyografi­sinde şunu ilâve etmiştir: Ukaylî; Muaz b. Müsennâ, Said b. Muallâ, Muhammed b. Haccac, Abdülmelik b. Ömer, Rib'î kana­lıyla Muaz b. Cebel'den şu hadisi rivayet etmektedir: Muaz anlatıyor: Dedim ki:

"Ya RasûlallahL Cennet'ten yemek getirdin mi? diye sordum. Peygamberimiz (s.a.v):

-"Evet, Herise (kavrulmuş un helvası) getirdim. Onu yedim. Benim gücümü kırk kişinin gücü kadar artırdı. Cinsî gücümü de kırk kişinin cinsî gücü kadar artırdı", diye cevap verdi. Muaz, her yemek yediğinde önce herîse ile yemeğe başlardı. Bu son hadis, İbnü'l-Cevzi'nin Mevzuat kitabından (3/16) oradaki bazı hatalar düzeltilerek nakledilmiştir.

 

466. Mevahib'de [458] şöyle denilmektedir: Kıssacıların; Ay,  (iki yarılıp parçaya ayrıldıktan sonra) Peygamberimiz (s.a.v)'in cebine girip çıkmıştır, şeklinde zikrettikleri rivayetin aslı yoktur. Nitekim Üstad Bedreddin ez-Zerkeşî, hadis hakkındaki bu hükmü hocası İmad İbn Kesîr'den nakletmektedir.[459]

[458] ŞerhuTMevahihü'î'Ledünniyye:   5/113   (4.Maksad,   Ayın Yarılması Mucizesi bahsi)

[459] Zürkanî, Şerhu'1'-Mevahibü'l-Ledünniyye kitabında (5/113): "Bu iki alimden Önce Nevevî, Fetavâ kitabında hadis hakkında bu hükmü vermiştir."

 

467. Demîrî'nin Hayatül-Hayvan kitabında şöyle denilmiştir: Hadiste zikredilen "aşk yılanı" haberine gelince; bunu razif(?) müellifi [460] ile İbn Tahir el-Makdisî Enes hadisi olarak rivayet etmektedir. Bu rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v)'in huzurunda bir zat şu şiiri okudu:

"Zehirledi ciğerimi aşk yılanı. Ne doktoru vardır bunun, ne okuyanı. Deli gibi âşık olduğum sevgili müstesna. Odur benim ilacım, odur benim çarem."

Şair bunu okuyunca Peygamberimiz (s.a.v) vecde geldi. Ashabı da vecde geldiler. Hatta Allah Rasülü'nün ridası omuzlarından yere düştü. Bu durum geçtiğinde herkes yerine döndü. [461] Bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Semâ' (musikî) anında titremeyen değerli biri değildir." Peygamberimiz (s.a.v) daha sonra ridasmı orada bulunanlar için dört yüz parçaya ayırdı. Bu uydurma bir hadistir.                        

Zehebî'nin [462] ve başkalarının ifade ettiği gibi; Bu hadisi uyduran (Ammar b. İshak) olmalıdır. Zira senedindeki diğer raviler sika/güvenilir ravilerdir. Bu yalan olduğu kesin olan rivayetlerdendir.[463]

[460] Yani Sühreverdî, Avarifül Maarif kitabında Sema konusundaki  Edeb  ve  İtina  hususundaki  görüşler başlıklı  yirmi beşinci babda bu hadisi zikretmektedir. Sühreverdî, burada bu hadisi senediyle İbn Tahir'den; İbn Tahir de senediyle ravisi Enes b. Malik'den rivayet etmektedir. Sühreverdî, daha sonra bu hadisin sahih ve makbul olduğunu reddetmektedir.

[461] Bu uydurma rivayette burada şu ifade de yer almaktadır: "Muaviye b. Ebî Süfyan:

-Oyununuz ne güzel ya Rasûlallah!. dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v):

-Sus, ya Muaviye. "Semâ' (Musikî) anında titremeyen değerli biri değildir." dedi. Sonra ridasını orada bulunanlar için dört yüz parçaya ayırdı..."

[462] Zehebî, Mizan ü'l 'tidal: 3/164 (Ammar b. İshak'ın biyografisi)

[463] Bu rivayetin daha fazla çürütülmesiyle ilgili olarak Zehebî'nin Tezkiretü'l-Mevzûât kitabına (s. 197-198) bakabilirsiniz.

 

468. Sehavî'nin el Makasıdü'l-Hasene kitabında [464] şöyle denilmiştir: İbn Teymiyye diyor ki: Ebû Mahzura'nın; Allah Rasûlü'nün huzurunda iki beyit okuduğu, bunun üzerine Peygamberimiz'in coştuğu, hatta şerefli hırkasının omuzlarından düştüğü, bu hırkayı Suffe [465] ashabının fakirlerinin kendi aralarında parça parça paylaştıkları ve elbiselerine yama yaptıkları şeklinde naklettiği meşhur rivayet, hadis alimlerinin ittifakıyla yalandır. Bu konuda rivayet edilen hadis uydurmadır, ibn Teymiyye'nm bu konuda buna benzer görüşü daha önce de geçmişti.[466]

[464] Sehavî, el-Makasıdül Hasene: s.333

[465] Suffe: Mescid-i Nebevî'ye bitişik, üzeri hurma dallarıyla örtülü yer olup sahabenin fakirleri orada barınır, orada oturur ve orada gecelerlerdi.

[466] İbn Teymiyye'nin sözü, Lâm harfinde 236 nolu hadiste geçmiştir.

 

469. Yine Hayatul Hayvan  kitabında  [467]   şöyle denilmiştir: Kurtubî diyor ki: Surad -göçeğen- kuşuna çok oruç tutan anlamında "Savvam" denilir.[468]

Abdülbaki İbn Kani'in Mu'cem 'inde [469] Ebu Galiz b. Ümeyye b. Halef el-Cümahî'nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: Surad —göçeğen- kuşu elimde iken Allah Rasûlü (s.a.v) beni gördü ve:

"Bu kuş, Aşûra orucu tutan ilk kuştur", buyurdu. Bu hadis, ravisinin ismi gibi galîz/kaba bir hadistir. Hakim diyor ki: Bu, Hz. Hüseyn'in katillerinin uydurduğu hadislerdendir. Bu, batıl bir hadistir. Ravileri meçhuldür. Allah en doğrusunu bilendir.

[467] Demîrî, Hayatül-Hayvan: 2/61'62 (Surad -göçeğen- Kuşu konusu)

[468] Demîrî, Hayatü'l-Hayvan kitabında (2/61) Surad -göçeğen- Kuşu konusunda şöyle demiştir: "Surad: Serçeden büyük, yarısı beyaz, yansı siyah bir kuştur. Gagası büyük ve serttir. Parmakları büyükçedir.  Ya  çalılıkta  ya  da   ağaçta   görünür. Gıdası ettir. Onun farklı ötüş şekilleri vardır. Avlamak istediği kuşları görünce kendi diliyle öterek onları kendisine yaklaşma çağrısında bulunur.  Kuşlar yanma  gelince  de birine  hücum edip gagasıyla onu gagalar, hemen parçalayıp yer." (Nakil burada bir parça tasarrufla birlikte sona ermektedir.)

[469] bkz. Abdülbaki İbn Kanı', Mu'cemü's Sahahe: 5/2034 Hadis No: 576 (thk. Halil İbrahim KUTLAY, nşr. Nizar Mustafa el-Baz, Mekke, 1418/1998); Hatib, Tarihu Bağdud: 6/196; İbn Esir, Üsdü'l'Gabe: 5/234; Zehebî, Mizan: 4/137. İbn Hacer, İsabe: 7/15

 

470. "Vahiy günlerinde rüya zamanı altı ay idi", şeklinde alimler arasında meşhur olan rivayet hakkında Türbiştî; bunun aslı yoktur, demiştir. [470] Nevevî de Müslim Şerhi' nde [471] ona muvafakat etmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

[470] Müellif Aliyyyü'l-Karî, Türbiştî'nin bu hükmünü el-Mirkat ŞerhuTMişkât  kitabında: 4/536 Kitabü'r-Rü'ya'nın başlarında nakletmiştir.

[471] Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim: 15/21 (Rüya Bölümü)

 

471. Dülâbî'nin [472] Hüseyin b. Ali'den rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.v)'nün başı Hz. Ali'nin kucağında idi. O sırada Allah Rasûlüne vahiy geliyordu. (Güneş batmak üzere idi.)  Vahiy  sona  erip  Peygamberimiz (s.a.v) açılınca Hz. Ali'ye;

-ikindi namazını kıldın mı? diye. sordu. Hz. Ali (r.a): -Hayır, dedi. Peygamberimiz (s.a.v):

-Allahıml. Sen gayet iyi biliyorsun ki, O senin tâatinde ve Rasûlünün tâatinde idi. Onun için güneşi iade et, buyurdu. Allah da onun için güneşi iade etti. Bunun üzerine Hz. Ali (r.a) ikindi namazını kıldı. Sonra da güneş battı.

Alimler: Bu hadis uydurmadır. Güneş hiç kimse için tekrar iade edilmemiştir. Sadece Yûşa' b. Nûn için güneşin batması bir süre ertelenmiştir, demişlerdir, er-Riyadu'n-Nadıra fî Menâkıbi'l-Aşera kitabında böyle denilmiştir.[473]

Ancak bu hadis, Şifa'da Tahavî rivayetiyle (sahihtir, denilerek) nakledilmiştir. [474] Biz bunun yorumunu Şifa Serhinde [475] geniş bir şekilde açıkladık.[476]

 

[472] Dûlâbî lakabıyla meşhur olan Ebu Bişr Muhammed b. Ahnıed b.   Hammad  ed-Dûlâbî, el-Esma ve'l-Künâ kitabının müellifi olup hicrî 310 yılında vefat etmiştir. (Çev.)

[473] el-Muhıbb et-Taberî, er-Riyadun-Nadıra: 2/236.

[474] Kadı Iyaz,   eş-Şifa bi-Ta'rif Hukukı'l-Mustafa kitabında Allah'ın; Rasûlü (s.a.v) eliyle ortaya koyduğu delil ve mucizelerle ilgili dördüncü babında, Ayın yarılması ve Güneşin batışının ertelenmesi faslında bu hadisin "sahih" olduğunu ifade etmek­tedir.

[475] Aliyyül Karî, Şerhu'ş-Şifa: 1/589-590.

[476] Ebu Gudde diyor ki: Allah Rasûlü (s.a.v)'nün duasıyla Hz Ali (r.a) için Güneşin iade edilmesi (Reddü'ş-Şems) olayı hakkında gelen en sahih rivayet Esma bt. Umeys (r.anhâ) hadisidir. Bu hadisi sadece  Esma bnt. Umcys (r.anhâ) rivayet etmiştir. Alimler bu hadis hakkında çok söz söylemişlerdir. Alimlerden bu hadisi sahih kabul edenler de reddedenler de bulunmaktadır:

Bu hadisi reddedenler arasında şu alimler bulunmaktadır: Ali   ibnü'l-Medînî   (et-Tac es-Sübkî Tabakatüş-ŞafîıyyetıT Kübra: 2/150)

2. Ahmed b. Hanbel: Bu iki zat: "Bunun aslı yoktur ".demiştir.

3. İbnü'l-Cevzî, Mevzûat'ta (1/355-357)

4.İbn Teymiyye Minhacü's Sünnctin-Nebevîyye'de (4/185-195) bu iki imama tabi olmuşlardır. İbn Teymiyye'nın talebelerinden şu Hafız imamlar bu konuda onun görüşüne katılmışlardır:

5.Zehebî (bkz. İbn Arrak, Tenzîhü'ş-Şeriatıl Merfûa (1/379-380)

6.İbn Kayyım ehCevziyye el-Menaru'l-Münîf fıs Sahih ve'd' Daîf (s.57)

7.İbn Kesir (bkz. cl-Bidaye ven-Nihaye: 1/323; Zürkanî, Şerhu'l-Mevahibi'l-Ledünniyye: 5/117)

8. Hafız Delecî.

Bu hadisi kabul eden ve bunun sahih olduğunu ifade edenler arasında şu alimler bulunmaktadır:

1. İmam Ahmed b. Salih el-Mısrî,

2. İmam Tahavî: Müşkilü'l-Âsâr'da (2/8-11)

3. Ebu'l-Kasım el-Amirî,

4. Hakim en-Neysabûrî,

5. Beyhakî Delâiiü'n-Nübüvve kitabında,

6. Kadı İyaz Şifa kitabında,

7. Hafız Heysemî, Mecmau'z-Zevaid'de (8/297),

8.  Hafız Veliyyüddin b. Zeyneddin eHrakî Tarhu't-Tesrîb'de (7/247)   Bu  hadisin  tariklerini   derlemiş   ve   sahih   olduğuna hükmetmişlerdir.

9.  Hafız İbn Hacer, Fethu'l-Barî'de (6/155) Bu hadisin tariklerini   derlemiş   ve   sahih   olduğuna   hükmetmiştir.   Hafız   Ibn Hacer; bu konuya Farzul Humus, (8) nolu "Ganimetler bana helâl kılındı hadisi" başlıklı babda yer alan şu hadisi açıklarken temas etmiştir:                            

 

Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Peygamberlerden bir Peygamber -ismi Yûşa' b. Nûn'dur- ikindi namazı esnasında ya da ikindiye yakın -fethetmek istediği- kasabaya yaklaşmıştı. (O gün o kasabayı fethetmeliydi. Zira ertesi gün Cumartesi idi. Cumartesi günü savaşamazdı.) O Peygamber (a.s) Güneşe baktı: (Ey Güneş!..) Sen de ilahi emre tabisin. Ben de ilahî emre tabiyim, dedi. Allahım! Şu güneşi tut, diye niyazda bulundu. Güneş bir müddet durdu. Nihayet Allah onlara fetih ihsan etti. " (Buharı, Sahih: Farzul Humus 8 Hadis No: 3124; Müslim, Sahih (Şerhu'n-Nevevİ: 11/51) Cihad 32 Hadis No: 1747)

10. Kastallânî el-Mevahibü'l-Ledünniyye'de (5/113-118)

11.   Süyûtî   el-Leâlil Masnûa'da  (1/336-341)   bu   konuda   İbn Hacer'e tabi olmuştur. Süyûtî bu konuda Keşfül Lebs fi Hadisi Keddı'ş-Şems adını verdiği bir hadis cüz'ü telif etmiştir.

12. Aynı şekilde Hafız Muhammed b. Yusuf es-Salihî, !3. Sehavî el-Makasıdü'l Hasene'de (s.226),

14- İbn Arrak Tenzihti ş-Şeriati'l-Merfûa'da (1/378-382) 15. Aliyyü'l-Karî Şerhuş-Şifa'da (1/589-590),

16. Aclûnî Keşfülî-Hafâ'da (1/516) Raddü'ş-Şems konusunda,

17.  Üstadımız Kevserî Makalâf ta (s.470) Tahavînin Eserleri başlıklı makalesinde bu hadisin tariklerini  derleyip  hadisin sahih olduğuna hükmetmişlerdir.

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Kadı Iyaz şöyle demiştir: Hadiste geçen Allah'ın Nebisi Yûşa' b. Nûn (a.s) için Güneşin Hapsedilmesi konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre biraz önceki duruma iade edilmiştir. Bir görüşe göre durdurulmuştur. Bir başka görüşe göre güneşin hareketi yavaşlatılmıştır. Üç görüş de ihtimal dahilindedir. İbn Battal ve başkalarına göre üçüncü görüş tercihe daha layık olan görüştür." İbn Hacer daha sonra şöyle demiştir: "Tahavî, el Mu'cemil Kebir sahibi Taberanî, Hakim ve Deîâil sahibi Beyhakî, Esma bt Umeys (r.anha)'dan şu hadisi rivayet etmişlerdir: "Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Ali'nin dizinde uyuyup da Hz. Ali ikindi namazını geçirince güneş iade edildi. Hz. Ali (r.a) namazını kıldıktan sonra battı." Bu hadis, son derece üstün bir mucizedir. İbnü'l-Cevzî, Hz. Ali için güneşin iade edilmesi hadisini uydurma hadisler arasında zikretmekle; aynı şekilde ibn Teymiyye de bu hadisin uydurma olduğunu iddia ederek Rafizîlere Red için yazdığı kitabında bunu zikretmekle hata etmişlerdir."

Allâme Aliyyü'1-Karî Şerhıı'ş-Şifa kitabında (1/590) şöyle demiştir: Hafız Deleci'nin Ibnül Cevzî'ye uyarak; "Bu hadisin sahih olduğu kanaatine varılsa bile, bu durum Hz. Ali hakkında bir fazilet olmakla birlikte güneşin iade edilmesi, güneşin batması sebebiyle ikindi namazının vakti çıktığı için, bu namazın eda olarak yerine getirildiği manasını ifade etmez", şeklindeki görüşü, karinenin özel bir duruma ait olması sebebiyle reddedilmiştir. Ayrıca bu konuda şu şekilde yorum yapılabilir: "Esma'nın; Güneş battı, şeklindeki ifadesi güneş göz önünden kayboldu, ya da neredeyse tamamen batıyordu, veya bir kısmı batmıştı, demektir. Yahut güneşin iade edilmesi, onun hareket etmemesi, aynı durumda kalması, zamanın dürülmesi olayının aksine güneşin hareketinin yavaşlaması sebebiyle seyir zamanının uzaması anlamında olabilir."

 

472. İmam Muhammed el-Cezerî Şerhu'l-Mesabih de şöyle demiştir: Namazlardan sonra okunması tavsiye edilen; duasına ilâve edilen; "Selâm sadece sana döner. Ey Rabbimizl. Bizi selâmınla selâmla. Bizi Selâm Yurdu Cennete koy"; şeklindeki ilâvenin aslı yoktur. Bilâkis bu ilâve, bazı kıssacıların uydurmasıdır..

 

473. Hafız Zeyneddin İrakî anlatıyor: [477] Halk arasında kuşluk namazını bazen kılıp bazen terk eden kimsenin kör olacağı haberi meşhurdur. Bu sebeple pek çok kimse kuşluk namazını tamamen terk eder olmuştur. Bu söylediklerinin aslı yoktur. Hatta anlaşılan odur ki, bu ifade, halkı pek çok hayırdan mahrum kılmak için şeytanın onların dillerine doladığı ifadelerdendir.

[477] Hafız Zeyneddin el rakî bunu Şerhu't-Tirmizî'de ifade etmış, ondan da oğlu Hafız Veliyyüddin b. Zeyneddin el rakî farhu't-Tesrîb'de (3/66) nakletmiştir.

 

474. Alimlerden bir gurup şöyle demişlerdir: Hasan el-Basrî, Hz. Ali (r.a) den hadis duymadığı halde; bazılarının; Hasan el-Basrî'nin Hz. Ali (r.a) eliyle hırka giydiği şeklinde zikrettikleri rivayet batıldır, asılsızdır.

Herhangi bir zayıf rivayette  bile  Peygamberimiz (s.a.v)'in tasavvuf erbabı arasında âdet olduğu şekliyle hırka giydiği veya her hangi birine hırka giymeyi emrettiği nakledilmemistir. Bu konuda sarih olarak rivayet edilen her hadis batıldır, asılsızdır. Bu hükmü bu şekilde son dönem hadis alimleri zikretmişlerdir.

Evet.. Onlardan [478] bir gurup tasavvuf erbabına benzemek ve onların yolundan bereket elde etmek arzusuyla hırka giymiş ve giydirmişlerdir. Zira hırka giyme haberi Kemîl b. Ziyad'dan kesintisiz (muttasıl) sahih senedle rivayet edilmiştir. Kemîl, alimlerin ittifakıyla Hz. Ali (r.a) ile birlikte bulunmuştur. Bazı rivayetlerde bu Üveys el-Karanî'den kesintisiz olarak rivayet edilmektedir. Üveys ise Hz Ömer (r.a) ve Hz. Ali (r.a) ile görüşmüştür.

[478] Yani mutasavvıf hadis alimlerinden bir gurup.

 

475. Yine Peygamberimiz (s.a.v)'in Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Ali (r.a)'ye hırkasını Üveys'e [479] vermelerini vasiyet ettiği, bu iki zatın hırkayı Üveys'e verdikleri ve bu hırkanın Üveys'den sonra gelecek nesle, sonra da nesilden nesle intikal ettiği haberinin de aslı yoktur.

[479] Bu  zat,  tabiînin büyüklerinden  meşhur  âbid  ve  zabid Üveys b. Amir el-Karanî'dir. Peygamberimiz (s.a.v)'in zamanında yaşayıp O'nu görme şerefine  eremeyenler (Muhadramundandır Peygamberimiz (s.a.v), onun hakkında;   "Size Ye' men'den  Üveys b. Amir gelecek...  O, annesine çok saygılıdır. Allah aşkına diyerek bir niyazda bulunsa, Allah onun mahcup etmez. O'ndan senin için istiğfar etmesini isteyebilirsen. bunu iste", buyurmuştur. Üveys, Yemen ehlinden olup Kûfe'ye yerleşmiştir. Sıffin'de Hz. Ali ile beraber bulunmuştur, bkz. Müslim, Sahih: Fezâilüs Sahabe 225; İbn Hacer, İsabe: 1/118; İbn Esir, Üsdü'l-Gabe l78 (Çev.)

 

476. Aynı şekilde Peygamberimiz (s.a.v) ile musafa etme hadisi kesinlikle sabit olmamıştır.[480]

[480] Müellif, burada müselsel hadisler, üstadlar ve icazetler konusunda eser yazan bazı hadis alimlerinin kitaplarında rivayet ettikleri, aynı şekilde bazı tasavvuf erbabının kitaplarında ve müridlerine verdikleri derslerde naklettikleri Musafaha ffadisi'ni kastetmektedir.

Muhammed b. Kasım b. Ali el-Hindî el-Haydar Abâdi, Hasan el-Basrî'nin fazileti hakkındaki el-Kavlü'l-Müstahsen SFahri'l-Hasen kitabında (s.496) musafahanın yedi ayrı şeklinin bulunduğunu zikretmektedir.

1-2. el-Musafahatül Aleviyyetül Haseniyye: Hz. Ali (r.a)'nin Hasan el-Basrî ile musafahası. Bu da iki çeşittir.

3.  el-Musafahatü'l Enesiyye: Ebu Hürmüz'ün Enes b. Malik ile musafahası.

4. el-Musafahatü'l-Hadıriyye: Hızır aleyhisselâm'a nisbet edilen musafaha.

5.  el-Musafahatü'l-Muanımeriyye'l Habeşiyye: Uzun  süre  yaşamış Habeşistanlı bazı zatlara nisbet edilen musafaha.

6.  el-Musafahatü'l-Muammeriyye'l-Mağribiyye: Uzun süre yaşamış Fas'lı bazı zatlara nisbet edilen musafaha.

7.  ebMusafahatü'l-Cinniyye: Cinlerden Şemhureş isimli kişiye nisbet edilen musafaha. (Nakledilen kısım, açıklamalarla birlikte burada sona ermektedir).

Bütün bunlar batıldır, asılsızdır, hiç bir değeri yoktur, ilim talebesinin bu haberleri elde etmekle sevinmesi veya bunları doğrulaması doğru olamaz.

ibn Hacer; bu musafahalardan bazılarına işaret etmiş, bunun şekillerini ve kendisine kadar nakledildiğini zikretmiştir. Zehebî'nin Mizan'&a. (4/156) hakkında "Bu da Raten el-Hindî tarzında biridir. Yalan söyleyeni Allah çirkin kılsın", dediği Muammer b. Büreyk)'in Lisanü'l-Mizan'daki biyografisi ardın­dan bir ikinci (Muammer)'i zikreden İbn Hacer; bu iki biyografinin sonunda şöyle demiştir: "Bütün bunlar, aklı olanın elde etmekle sevineceği şeyler değildir. Ben bunlara güvenmiyorum. Senedlerinin âlî (ravi sayısı az) olmalarına da sevinmiyorum, bunları sadece bazı ravilerin durumunu tanıtmak için ihtiyaç duyduğumda söz gelişi zikrediyorum. Yardım istenecek olan sadece Allah'tır!.."

Yine Hafız İbn Hacer, Isabe kitabında (Mim) harfinin dördüncü babında (Muammer b. Büreyk) ve (Muammer el-Mağribî)'yi zikretmiş ve onun hakkında; "Bu, mağriblilerden yalancı birinin uydurduğu bir kişidir", demiş, sonra da onun tarikiyle musafahalı bir hadis zikretmiş ve "Bu Raten, Kays b. Temim, Ebul'Hattab, Meklebe ve Nastûr cinsindendir", dedikten sonra yalancılığı açık bazı haberlerini zikretmiştir.

Hafız Ibn Hacer, yine Isabe'de (Kaf) harfinin dördüncü babında yalan ve iftira ile uzun süre yaşadığını ve sahabî olduğunu iddia eden (Kays b. Temim)'i zikretmiştir. Ondan önce Hafız Zehebî Mizan'da (4/178) de (Kays b. Temim) hakkında uzun bir biyografi yazmış, Hafız İbn Hacer de Lisanii'l-Mizan'ds, (6/85-87) buna ilâvelerde bulunmuştur.

Yine Hafız Ibn Hacer, Isabe kitabında (Mim) harfinin dördüncü babında yalancı (Meklebe)'yi zikretmiştir. Onun adı Meklebe b. Melken el-Harizmî'dir.

Hafız İbn Hacer'in, Isabe'de yalancı (Muammer el-Mağribî)'niıı biyografisinde zikrettiği (Ebu'l-Hattab)'a gelince; bu kimseyi belirleme imkânı bulamadım. Belki de bu kişi 440 no.lu paragraf dipnotunda zikri geçen (Ebu'd-Dünya el-Eşec) olabilir. İsmi (Osman b. Hattab) olup daha Önce geçtiği gibi (Ebu Amr) şeklinde künyelenmektedir. Onu Ebu Hattab künyesiyle zikredeni görmedim. Belki de Ibn Hacer, kişinin babasının ismini künye olarak alması şeklindeki adete uyarak bu şekilde künye-lendirmiş olabilir. Ya da (ebu) Lafzı (ibn) lafzından tahrif edilmiş olabilir. Zira (ibn) kelimesinin şekli (ebu) kelimesine yakındır. Bu son ihtimal, bana göre daha yakın bir ihtimaldir. En doğrusunu bilen Allah'tır.

Merhum üstadımız İmam Kevserî, şer'î ilimler ve doğru nakil konusunda ne kadar titizdi!. Zira hocalarının isimlerinin yer aldığı "el Tahriru'l-Vecîz fi ma Yebtagîhil Müstecîz" isimli icazetnamesine icazet talebinde bulunan kimseye hitap ederken şu ifade ile başlamıştı:

"Ben bu icazet sahibine; benden rivayet ettiği her şeyde "tesebbüt" ve "zabt" esaslarını gözetmesi şartıyla; birtakım kuşkuların bulunduğu tariklerde yer alan "âlî sened" sahibi olmakla bereket elde edilemeyeceği için; icazet veren bazı üstadlar bereket elde etmek adına şu veya bu konuda aşırı hoşgörülü davransa bile; cınnîlerden ve sahabe devrinden bu yana uzun süredir yaşadığını iddia eden (yalancı) kimselerden benim tarikimle hiç bir şey rivayet etmemesi, şartıyla; bu icazet sahibinin benden .... şu şu kitapları rivayette bulunmasına icazet verdim. Allah Teâlâ'dan bizi helak noktalarından koru­masını ve yolların en doğrusuna iletmesini niyaz ederiz."

 

477. İbn  Emiri'l-Hâcc  şöyle   demiştir:   Zü'l-Huleyfe'de [481] halkın Hz. Ali'nin Kuyuları (Abâru Ali) adını verdikleri bazı kuyular bulunmaktadır. Hz. Ali'nin bu kuyularda cinlerle çarpıştığı haberi yalandır.

[481] Kamus sahibi (s.1036) diyor ki: Zü'l-Huleyfe: Medine'ye altı mil (Mekke yolu üzerinde beş km)  mesafede bir yerdir. Orada Cüşem Oğullarına ait bir su kuyusu bulunmaktadır. Medine ve Şam halkı için mîkat -ihrama girme- yeridir." Not: Ancak bu konudaki İbn Abbas (r.a) hadisi şu şekildedir: "Allah Rasûlü   Medine   halkı   için   Zü'l-Huleyfe'yi,   Şam   halkı   için Cuhfe'yi mikat olarak tayin etmişti." bkz. Buharı, Hacc 7 Hadis No: 1524; Müslim: Hacc 11 Hadis No: 1181 (Çev.)

 

478. Uydurma hadislerden biri; İbn Adiyy'in (Hasen b. Ali b. Zekeriyya b. Salih el-Adevî ez-Zi'b)in [482] biyografisinde   zikrettiği;   Hz   Hüseyin'den   rivayet   edilen Peygamberimiz   (s.a.v)'e   nisbet  edilen   şu   uydurma hadisdir:

"Miraca çıkarıldığım gece, benim terimden yeryüzüne bir damla düştü. Ondan gül yeşerdi. Kim benim kokumu koklamak isterse gülü koklasın."

[482] Zehebî, Mizanü'l-İ'tidaJ'de (1/506) bu ravinin biyografisinde şöyle demiştir: "İbn Adiyy diyor ki: Hasan b. Ali hadis uyduruyordu, güvenilir ravilerden batıl rivayetler naklet mistir. Ibn Hıbban diyor ki: Güvenilir ravilerden belki de bin civarında uydurma hadis naklet mistir." Zehebî,  daha sonra onun batıl rivayetlerinden birkaçını zikretmiş ve şöyle demiştir: "Hasen b. Ali, iftira ettiği rivayetleri hiç düşünmeyen, hayası az bir hocadır. Kadı İsmail Efendi, onun bu yaptıklarına karşı çıkarak onu hapsetmiştir. Hasan b. Ali, h. 319 yılında vefat etmiştir."

 

Dipnot Kaynakları

 

 

Abdurrahman el-Cezîrî, el-Fıkh ale'l-Mezahibi'l-Erbaa, Mısır Ev­kaf Bakanlığı baskısından ayrı özel baskı.

Abdülaziz el-Gumarî, el-Bahıs an lleli't-Ta'n fi'l-Haris, Şark Mat­baası, tarihsiz.

Abdülhayy el-Kettanî, et-Teratibü'l-îdariyye, Ribat 1347 H.

Abdülhayy el-Leknevî, el-Ecvibetü'l-Fâdıla, Haleb, Asîl Matb., 1384 H.

-----------, İmamü'l-Kelâm fi-ma Yeteallaku bi'l-Kırâe Halfe'l-îmam_

Leknev, 1304 H.

-----------, Rad'u'l-İhvan an Mufıdesâtı Âhiri Cüm'ati Ramazan,

Leknev.

-------, er-Rafu ve't-Tekmîl, II. bsk. Dar Lübnan, Beyrut, 1389 H.

-------, Tuhfetü'l-Kemele Haşiyetü Tuhfeti't-Talebe, Leknev, 1337

-------, Tuhfetu-Talebe fi Tahkik Meshı'r-Rakabe, Yusufî Matbaası, Leknev, 1337 H. Aclûnî, Keşfü'l-Hafa ve Müzîlü'l-Ilbas, Müessesetü'r-Risale, Beyrut, 1403 H.

 

Ahmed b. Hanbel,Müsned, Meymeniyye, 1313 H. Alâeddin el-Buharî, Keşfü'l-Esrar Şerhu Usûli'l-Pezdevî, İstanbul

1304 H. Aliyyü'l-Karî, el-Mevzûâtü'l-Kübrâ, Şeriketü's-Sıhafeti'l-Usmaniyye, 1308'den sonra.

----------, el-Mirkat Şerhu'l-Mişkât, el-Meymeniyye 1309 H.

----------, Şerhu Şerhi'n-Nuhbe, İstanbul, 1327 H.

Şerhu ş-Şifa, İstanbul, 1315 H.

Aynî, Umdetü'l-Karî Şerhu'l-Buharî, el-Müniriyye, 1348 H. Azizi, Şerhu'l-Câmi'ı's-Sagîr, Mustafa el-Babî el-Halebî, 1357 H. Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, el-Meclisü'1-A'lâ li'ş-Şuûni'1-İslâmiyye, 1389 H.

-----——, el-Esma ve's-Sıfat, es-Seadeh, 1358 H.

----------, es-Sünenü'l-Kübra, Haydar-Abad ed-Deken, 1344 H.

----------, Menakıbü'l-îmami'ş-Şafiî, Daru'n-Nasr li't-Tıbâah, 1391

Buharı, el-Edebul-Müfred, es-Selefiyye Il.bsk. 1379 H.

——------, et'Tarihu'î-Kebîr, Haydarâbad ed-Deken, Hindistan, 1375

----------—, Sahihu'l-Buharî (Fethu'l-Barî şerhi ile) Bulak, 1300 H.

Cemaleddin el-Kasımî, Kavaidü't-Tahdis, İbn Zeydûn Matbaası, Dimaşk, 1353 H.

Darimî, Sünen, Şeriketut-Tıbaati'l-Fenniyyeti'l-Müttehıde,1386 H.

Ebu Davud, Sünen, Mustafa Muhammed Matbaası, 1354 H.

Ebû Hilâl el-Askerî, Cemheratü'l-Emsal, el-Hayriyye, 1310 H.

Ebu Mansur el-Bağdadî, el-Fark Beyne'l-Firak, Maarif Matb., 1910.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Delâilü'n-Nübüvve, Haydarâbad ed-De­ken, II. bsk. 1369 H.

----------, Hılyetul-Evliyâ, es-Seâdeh, 1351 H.

Ebu Ubeyd b. Sellâm, Garibü'l-Hadis, Haydarâbad ed-Deken, 1344

Ebu Zür'a el-Irakî, Tarhu't-Tesrîb, Cem'ıyyetü'n-Neşri'l-Ezheriyye, 1352 H.

Fettenî el-Hindî, Tezkiretü'l-Mevzûât, el-Müniriyye 1343 H.

Feyyûmî, eUMisbahu'l-Münlr, Mustafa el-Babî el-Halebî Matb., 1369 H.

Firûzâbadî, el-Kamusü'l-Muhît, el-Huseyniyye el-Mısriyye 1344 H.

..........., Sifru's-Seâdeh, Münîriyye, 1346 H.

Gazzalî, el-İhya, Lecnetü's-Sekafeti'l-İslâmiyye, 1356 H.   , el-Mustasfâ min Ilmi'l-Usûl, Bulak 1322 H.

Hacı Halife, Keşfü'z-Zunûn an Esâmi'l-Kütüb ue'l-Fünûn, İstanbul, 1360 H.

Hafacî, Şerhu'ş-Şifa, (bkz. Nesimü'r-Riyaz)

Hafacî, Nesimü'r-Riyaz Şerhu'ş-Şifa li'l-Kadı îyaz, İst. 1312 H.

Hakim, el-Müstedrek ale's-Sahihayn, Haydarâbad ed-Deken, 1333 ......., Ma'rifetü Ulûmi'l-Hadis, Daru'l-Kütübi'l-Mısriyye, 1356

Hakim et-Tirmizî, Nevadiru'l-Usûl, İstanbul 1293.

Hatib Bağdadî, İktizau'lllmi'l-Amel,

-------—, Mûdıhu Evhâmi'l-Cem' ve't-Tefrîk, Haydarâbad ed-De­ken, 1378 H.

----------, Şerefu Ashabi'l-Hadis, A. Ü., Ankara, 1971 M.

———, Tarihu Bağdad, es-Seâdeh, 1349 H.

Hattabî, el-Uzle, İzzet Attar bsk. 1356 H.

Haydar-Âbadî, el-Kavlü'l-Müstahsen fi Fahri'l-Hasen,   Haydar­âbad, 1312 H. Hazmî, Şurûtu'l-Eimmeti'l-Hamse, Mektebetü'l-Kudsî, 1357 H.

Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, Mektebetü'l-Kudsî, 1352 H.

Husameddin el-Kudsî, İntikadü'l-Muğnî ani'l-Hıfz ue'l-Kitab,  Di-maşk, 1343 H.

Hüseynî, Zeyl Tezkireti'l-Huffaz, Tevfık Matbaası, Dımaşk, 1347 H.

Irakî, Elfıyetü Mustalahı'l-Hadis, Fas, 1345.

-----------, Tahricü Ehadisi'l-İhyâ, (Gazzalî'nin İhya kitabının dip­notunda) Lecnetü's-Sekafeti'l-İslâmiyye, 1356 H.

Illîş,  Fethu'l-Aliyyi'l'Malik, et-Tekaddüm el-Ilmiyye Matbaası, 1319 H.

İbn Abdi'1-Berr, Behcetü'l-Mecalis (Nüzhetü'l-Mecalis), Daru'1-Cîl, tz.

-----------, Camiu Beyani 'l-Ilm ve Fazlihi, el-Müniriyye, tarihsiz.

-----------, el-Intika fi Fedâili's-Selâseti'l-Eimmeti'l'Fukahâ, el-Maahid, 1350 H.

-, el-İstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashab, et-Ticariyye el-Kübrâ, 1358

İbn Abidîn, Raddü'l-Muhtar ale'd-Dürri'l-Muhtar, Bulak,

 

İbn Arrak, Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Mutahhera, Atıf Matbaası, 1378 H.

İbn Bedr el-Mavsılî, el-Muğnî ani'l-Hıfz ve'l-Kitab, Selefiyye 1342

İbn Cerir et-Taberi, Tefsir, Bulak bsk. 1323 H.

İbn Ebî Hatim, el-Cerh ve't-Ta'dil, Haydarâbad ed-Deken, 1371 H.

İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, Haydarâbad ed-Deken, 1386 H.

ibn  Hacer, Ecvibetü'bni Hacer ala Ehadîsi'l-Mesabîh,   Dimaşk

(Mişkât kitabının sonunda)

-----------, el-Isabe fî Temyizi 's-Sahabe, et-Ticariyye el-Kübrâ, 1358

-----------, el-Metalibü'l-Âliyye, Asriyye Matbaası, Kuveyt, 1390 H.

-----------, et-Telhisu'l-Habîr, Şeriketü't-Tıbaati'1-Fenniyyeti'l-Müttehıde,1384H.

-----------, Fethu'l-Barî bi-şerh Sahihı'l-Buharî, Bulak 1300 H.

-----------, Hedyü's-Sarî Mukaddimem Fethı'l-Barl, Münîriyye, 1347

-----------, Lisanü'l-Mizan, Haydarâbad ed-Deken, 1329 H.

-----------, Tevâli't-Te'nîs bi-Meâlî İbn îdris, Bulak 1301 H.

—------ Tehzibut-Tehzib, Haydarâbad ed-Deken, 1325 H.

İbn Hacer el-Heytemî, el-Cevheru'l-Munazzam fi Ziyareti'l-Kabri'n-

Nebeviyyi'l-Mükerram, Bulak 1279 H. îbn Hazm, el-Muhallâ, Müniriyye, 1347 H. İbn Kesîr, el-Bidaye ve'n-Nihaye, Saadeh 1351 H. İbn Kudâme, el-Muğnî fi'l-Fıkhı'l-Hanbelî, Menar, 1342 H. İbn Kuteybe, UyûnüVAhbar, Daru'l-Kütübi'l-Mısriyye, 1348 H. VonNl&ce, Sünen, İsa el-Babî el-Halebî Matbaası, 1382 H.

İbn Melek, Şerhu'l-Menar, Daru's-Seâdeh, İstanbul, 1315 H.

İbn Müflih el-Hanbelî, el-Fürû', Dar Mısr li't-Tıbâah, 1379 H.

İbn Receb,Letâifü'l-Maarif Dar İhyai'î-Kütübi'l-Arabiyye, 1343 H.

İbn Seyyidi'n-Nâs, Uyûnü'l-Eser, Mektebetü'l-Kudsî, 1356 H.

İbn Teymiyye, Minhacü's-Sünneti'n-Nebeviyye, Bulak 1321 H.

İbn Teymiyye, Mecmûu'l-Fetavâ, Riyad Matbaası, Riyad, 1381 H.

İbnü'd-Deyba', Temyîzü't-Tayyib mine'l-Habîs, Muhammed Ali Sabîh bsk. 1347 H. 

İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, İsa el-Babî el-Halebî Matb., 1387.

----------, Ândatü'l-Ahvezt, Mısriyye Matbaası, 1350 H.

İbnü'l-Cevzî, el-Mevzûât, Mecd Matbaası, 1386 H.

-----------, Kitabü'l-Kussas ve'l-Müzekkirîn, Daru'l-Maşrık, Beyrut,tz.

İbnü'l-Esîr, en-Nihaye fi Garibi'l-Hadis ve'l-Eser, Osmaniyye 1311

İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gabe fi Teracimi's-Sahabe, el-Vehbiyye Matba­ası, 1386 H.

İbnü'l-Hümam, Eethu'l-Kadir, Bulak 1315 H.

İbnü'l-Kayyim, el-Fürûsiyye, el-Envar, 1360 H.

-----------, Miftahu DaH's-Seâdeh, Mahmud Rabî' baskısı, 1358 H.

-----------, el-Menaru'l-Münîf fi's-Sahih ve'd-Daîf Daru'l-Kalem, Beyrut, 1390 H.

----------, İ'lâmü'l-Muvakkıîn an Rabbi'l-Alemîn, Saadeh, 1374 H.

İbrahim el-Halebî, Gunyetü'l-Mütemellî Şerh Münyetü'l-Musallî, İstanbul 1325 H.

İsferâyînî, et-Tabsîr fî'd-Din, İzzet el-Attarbsk. Kahire.

Kadı Iyaz, eş-Şifa fî Hukuki l-Mustafa, (Şerhi ile birlikte)

-----------, Tertibü'l-Medarik, Fas Evkaf Bakanlığı bsk. 1384 H.

Kalkaşendî, Subhu'l-A'şâ fi Sınaati'l-İnşâ, el-Emîriyye, 1332 H.

Kastallânî, el-Meuahibü'l-Ledünniyye, Şarkıyye Matbaası, 1326 H.

-----------, İrşadü's-Sarî, Bulak, V.bsk. 1293 H.

Kavukçî, el-Lü'lüü'l'Marsû' fî-ma Lâ Asle lehu ve bi-aslihi Mevzu', Mısır, tz.

Kevserî, el-îmtâ' bi-Sirateyni'l-İmameyn el-Hasen b. Ziyad ve Mu­hammed b. Suca', el-Envar, 1368 H.

—----—, Tekmiletü'r-Redd ala Nûniyyeti Ibni'l-Kayyim., es-Seâdeh,1356 H.

Makarrî, Nefku't-Tıyb, thk. İhsan Abbas, Beyrut 1388 H.

Malik b. Enes, el-Muvatta, İsa el-Babî el-Halebî, tarihsiz.

Meydanî, Mecmau'l-Emsal, el-Hayriyye 1310 H.

Muhammed el-Hut el-Beyrutî, Esne'l-Metalib fi Ehâdis Muhtelife-ti'l-Meratib, Mustafa Muhammed Matbaası, 1355 H.

Muhıbb et-Taberî, er-Riyadu'n-Nadıra, Daru't-Te'lif, 1372 H.

Murginâni, el-Hidaye, (Fethu'l-Kadir'le birlikte) Bulak, 1315 H.

 

Mutarrizî, el-Muğrib fı'l-Lügah, Haydar-Âbad ed-Deken, 1328 H.

Mübarek-Fûrî, Tuhfetü'l-Ahvezî bi-Şerh Süneni't-Tirmizî, Dihlî Hindistan, 1346 H.

Münavî, Feyzu'l-Kadîr bi Şerhı'l-Camiı's-Sagîr, Mustafa Muham­med, 1356 H.

Münzirî, et-Tergîb ve't-Terhîb, Mustafa el-Babî el-Halebî Matbaası, 1353 H.

Müslim, Sahih Müslim (Nevevî Şerhi ile birlikte) Mısriyye Matba­ası, 1347 H.

Nablusî, Zehâiru'l-Mevârîs, Cem'ıyyetun-Neşri'l-Ezheriyye, 1352.

Nevevî, Şerh Sahih-i Müslim, Mısriyye Matbaası, 1347 H.

Ruhavî, Hasiyeti'r-Ruhavî alâ Şerhı'l-Menar li'bn Melek, Daru's-Seâdeh, İstanbul, 1315 H.

Saganî, Risaletü'l-Mevzûât, el-Barûniyye, tarihsiz.

Saidb. Mansûr, Sünen, el-Meclisul-Ilmî, Karaçi, 1387 H.

Salihî, Sübülü'l-Hüda ve'r-Reşâd, el-Meclisü'1-A'lâ li'ş-Şuûni'l-İslâmiyye, 1392 H.

Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene, Daru'l-Edebi'l-Arabî, 1375 H.

Sübkî, Taceddin, Tabakatü'ş-Şafiıyyeti'l-Kübra, İsa el-Babî el-Halebî, 1382 H

Sübkî, Takıyyüddin, es-Seyfü's-Sakıl, es-Seâdeh, 1356 H.

Süyûtî, ed-Dürratü'n-Naciye (bkz Süyûtî'nin el-Hâvî li'l-Fetâvî ki­tabı içinde) Seâdeh 1378

-----------, ed-Dürru'l-Mensûr fi Tefsiri'l-Kur'ân bi'l-Me'sûr, el-Meymeniyye, 1314 H.

----------, el'Hasâisu'l-Kübra, Haydarâbad ed-Deken, I.bsk. 1371 H.

----------, el-Hâvî li'l-Fetâvî, Seâdeh, 1378 H.

———, el-îtkan fi Ulumi'l-Kur'ân, el-Meşhedü'1-Huseynî Matbaası, 1387 H. -------( el-Leâli'l-Masnûa fî'l'Ehadisi'l-Mevzûa, el-Huseyniyye,1352 H.

-------, Tarihul-Hulefa, Münîriyye, 1351 H.

----—-, Tedribü'r-Ravî Şerh Takribi'n-Nevavî, el-Mektebetü'l-İlmiyye 1379 H. __-----Vusulü'l-Emanî bi-Usûli't-Tehânl   (Süyûtî'nin el-Havîli'l-Fetâvî kitabı içinde)

-----------, Zeylü'l-Mevzûât, el-Alevî Matbaası, Leknev, 1303 H.

Zeyl Tezkireti'l-Huffaz, Tevfik Matbaası, Dımaşk, 1347 H. Sühreverdî, Avarıfü'l-Maarif, (Gazzalî'nin İhya kitabı ile birlikte) Sefarînî, Gızâü'l-Elbab, Nil Matbaası, 1325 H. Sem'ânî, Edebü'l-Imlâ ve'l-îstimlâ, Liden bsk. 1952 M. Semhudî, el-Gammaz ale'l-Lemmaz, Daru'1-Liva, Riyad 1401 H. Şafiî, İhtilafü'l-Hadis_

----------, er-Risale, Mustafa el-Babî el-Halebî Matbaası, 1358 H.

Şevkânî, İrşadü'l-Fuhûl ilâ Ilmi'l-Usûl, es-Seadeh, 1327 H. Şevkânî, el-Fevaidü'l-Mecmua, es-Sünnetü'1-Muhammediyye Mat­baası, 1380 H.

Şürunbilâlî, Merakı'l-Felâh bi-Haşiyeti't-Tahtâvî, Bulak 1269 H. Tahavî, Müşkilü'l-Âsâr, Haydarâbad ed-Deken, 1333 H. Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesabîh, el-Mektebü'1-İslâmî, Dimaşk, 1380 H. Tirmizî, Sünen, (İbnü'l-Arabî Şerhiyle) Mısriyye Matbaası, 1382 H. Tıybî, el-Hulâsa fi Ma'rifeti'l-Hadis, Daru'l-İrşad, Bağdat 1391 H. Tüveycerî, Faslü'l-Hıtab fi'r-Raddi alâ Ebî Türab, Nasr Matbaası,Riyad, 1388 H.

Yusuf en-Nebhanî, Erbain el-Erbaîn, Beyrut 1329 H. Zafir el-Ezherî, Tahziru'l-Müslimîn mine'l-Ehadîsi'l-Mevzûa alâ

Seyyidi'l-Murselln,   Ceridetü'r-Ravi  Matbaası,   el-Yevmiyye,

1321 H. Zebîdî, Tacü'l-Arûs inin Cevahiri'l-Kamus, el-Hayriyye 1306 H.

----------, Şerhu'l-Ihyâ, el-Meymeniyye, 1311 H.

Zehebî, el-Iber ft haberi Men Gaber, Kuveyt, 1380 H.

..............   , el-Muğnî fi'd-Duafâ, Belâga Matbaası, Haleb, 1391 H.

----------, et-Tecrid li-Esmâi's-Sahabe, Haydarâbad ed-Deken, 1315.

----------, Mizanü'l-İ'tidal, İsa el-Babî el-Halebî, 1382 H.

—--------, Tarihu'l-Islâm, Hüsameddin el-Kudsî, Kahire.

-----------, Tezkiretü'l-Huffaz, III. bsk. Haydarâbad ed-Deken, Hindistan, 1375 H.

Zemahşerî, el-Fâık fi Garibi'I-Hadis, İsa el-Babî el-Halebî, 1364 H.

—--------, Keşşaf, Mustafa Muhammed, I. bsk.

Zerkeşî, el-Ecvibe li-îrad Me'stedrakathu Aişe ale's-Sahabe, Dimaşk

1358 H. Zeylaî, Nasbu'r-Raye, el-Meclisü'l-Hmî el-Hindî, Daru'l-Me'mun,

Kahire, 1357 H. Zürkanî, Şerhu'l-Mevahibi'l-Ledünniyye, Ezheriyye Matb., 1325 H.

İnkılab Yayınları

 
Geri