NEV'İYAT // SÜNNET  
SÜNNETİN YASAMADA MÜSTAKİL OLMASI

Sünnet hüküm koymada bazen müstakil olduğu konusunda bütün âlimler ittifak halindedir buna tarihte sadece Hariciler ve Rafiziler, günümüzde oryantalistlerin fikir akımına kapılan cahiller itiraz etmişlerdir.

Sünnet, dikkate alınma bakımından Kitap'tan sonra gelir. Buna şu hususlar delalet eder:

Kitap kat’î, sünnet ise zannîdir. Sünnette kafîlik ancak, kısmen söz konusu olabilir; tafsilâtta katilikten söz edilemez. Kitap ise hem genel hem de tafsil üzere kafidir. Kat’î olan, zannî üzerine takdim olunacağından, Kitab'ın sünnet üzerine takdimi lâzım gelir.

Sünnet, ya Kitab'ı beyan etmektedir ya da ona ilave bir hüküm getirmektedir. Eğer Kitab'ın içeriğini beyan mahiyetinde ise, o zaman sünnet, dikkate alınma bakımından beyan edilene nispetle ikinci derecede bir yere sahip olacaktır. Şöyle ki, beyan edilecek olan şeyin düşmesi durumunda, beyanın da düşmesi lâzım gelir; bunun aksine beyanın düşmesi halinde ise beyan edilecek olan şey düşmez. Durumu böyle olan birşeyin (yani Kitab'ın) tâbi durumda olana takdimi gerekir. Eğer sünnet, beyan edici mahiyette değil de Kitab'a ilave bir şey getiriyorsa, o zaman ona itibar Kitab'a bakıldıktan ve aranılanın onda bulunamamasından sonra olacaktır. Bu da Kitab'ın mertebece sünnetten önde geldiğinin delilidir.(Şatıbi, el-Muvafakat 4/5)

îmam Şafii (r.a) bir gün Mescid-i Haram'da oturmuş insanlara konuşurken şöyle demiştir: “Bana sorduğunuz her şeyin cevabını Kur’an'dan verebilirim.” Bir adam “ihramda iken eşek arısı öldürenin hükmü nedir?” diye sorar, imam “bir şey gerekmez” diye cevap verince adam “bu Allah’ın kitabının neresinde var?” deyince îmam “Rasul size ne vermişse onu alın neden yasakladıysa ondan kaçının...” ayetini okumuş arkasında Hz. Ömer’in “İhramlı kimse eşek arıs öldürebilir” dediğine dair isnadı ile birlikte bir rivayet zikreder.

Yüce Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de “Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin ve iyi kimselerdendir” (Sad/47) dediği “İsmet” sıfatıyla bezenmiş peygamberler ümmet için “en iyi örnek”tir.

1-Sünnetin hüccet oluşu ve onunla amelin vacib olduğuna delalet eden; “Size Allah’ın kitabı ve onun elçisinin sözü olmak üzere iki şey bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe ebediyen sapıklığa düşmeyeceksiniz.” (Muvatta, Kader,3) hadisi Hz. Peygamberin (a.s.)  sünnetinin konumunu belirleyen en net hadislerden sadece birisidir.

2-Bu konuda gelen nakli deliller vardır. Muâz hadisi bunlardan sadece biridir: Hz. Peygamber (a.s.) ile Yemen'e vali gönderdiği Muâz (r.a.) arasında şöyle bir konuşma cereyan eder:

— Ne ile hükmedeceksin?

— Allah'ın kitabıyla.

— Ya onda bulamazsan?

— Rasûlullah'ın sünnetiyle.

—Onda da bulamazsan?

—Reyimle ictihad ederim..

(Ebu Davud, Akdiye, 11; Tirmizi, Ahkam, 3; Nesai, Kudat,11; İbni Mace, Menasik 38, İbni Hanbel, 1/37, 5/230-236)

3-Hz. Ömer, kadı Şureyh'e yazdığı mektubunda ise şöyle demiştir: "Sana bir durum geldiği zaman, Allah'ın kitabına göre hükmet. Eğer Allah'ın kitabında hükmü olmayan bir durum karşına çıkarsa, Rasûlullah'ın (s.a.) verdiği hükümle hükmet..." Başka bir rivayette ise şöyle demiştir: "Eğer Allah'ın kitabında bir şey bulursan onunla hükmet ve başka hiçbir şeye iltifat etme." Hz. Ömer, bu sözün mânâsını bir başka rivayette şöyle açıklamıştır: "Allah'ın kitabında gördüğün şeyi bak al ve o konuda başka hiçbir kimseye bir şey sorma. Allah'ın kitabında bulamadığın şey hakkında ise, Rasûlullah'ın(s.a.) sünnetine tâbi ol!" Buna benzer bir söz İbn Mesûd'dan da nakledilmiştir. O şöyle demiştir: "Sizden birinize bir dava arz edildiği zaman, Allah'ın kitabı üzere hükmetsin. Eğer Allah'ın kitabında hükmü bulunmayan bir mesele ile karşı karşıya gelirse, o zaman da Rasûlullah'ın (s.a.)  sünneti üzere hükmetsin." İbn Abbâs ise, kendisine bir şey sorulduğu zaman, eğer o meselenin hükmü Allah'ın kitabında varsa, onunla hükmederdi. Eğer Allah'ın kitabında hükmü yoksa ve o konuda Rasûlullah'tan (s.a.) bir hüküm varsa onunla hükmederdi. Selef ve ulemâ sözlerinde, sünnetin Kur'ân'dan sonra geldiğini gösteren benzeri sözler pek çoktur.

Bütün bunlar açıkça göstermektedir ki, sünnette Kur’an’da olmayan şeyler vardır. Bazı âlimlerin ifade ettiği: Kitap sünnet için, sünnet Kitab için bir alan bırakmıştır.” Şeklindeki sözleri de bu manayı ifade etmektedir.

Hanefi usûlcülerin taksiminde yer alan farz ve vacip ayırımı da, Kitâb'ın sünnet üzerine takdimi, Kitab'a itibarın sünnetten daha güçlü olduğu esasından kaynaklanır. Bu ayırımın mânâsı konusunda diğerlerinin de farklı düşünmediğini söyleyebiliriz. Bu durumda herkes tarafından kesin olarak kabul edilen sonuç şudur: Sünnet, değerlendirme bakımından Kitap mertebesinde değildir.( el-Muvafakat, 4/6-15)

İTİRAZ: Bu sonuç, tahkikçi âlimlerin görüşlerine aykırıdır. Şöyle ki:

Âlimlere göre sünnet, Kitap üzerinde hâkim konumda iken, Kitap sünnet üzerinde hâkim değildir.( Yani Kitap ve sünnet arasında ilk bakışta muârız gibi görünen bir durum olduğunda, Kitap esas olarak alınır ve sünnete takdim olunur. Müellifin kastettiği budur.) Çünkü Kitâb'ın iki ya da daha fazla durumlara ihtimali olabilir, sonra sünnet gelerek bu ihtimallerden maksûd olanı belirler. Bu durumda sünnete dönülmüş Ol ve Kitâb'ın gereği terkedilmiş olur. Keza bazen Kitâb'ın zahiri emir olur, sonra sünnet gelir ve onu zahir mânâsından çıkarır. Bu ise sünnetin takdim edildiğinin bir delilidir. Bu konuda şunu belirtmek dahi yeterlidir: Sünnet Kitâb'ın mutlakını takyit, umûmunu tahsis eder ve onu zahiri dışında başka mânâlara yorar. Nitekim bu konular usûl kitaplarında zikredilmiştir. Meselâ Kur'ân, her hırsızın elinin kesilmesi hükmünü getirmiştir. Sünnet ise, korumanın (hırz) altında bulunan ve nisap miktarına ulasan malı çalan kimsenin elinin kesileceğini belirtmek suretiyle Kur'ân'ın getirdiği hükmü tahsis etmiştir. Yine Kur'ân, zahir olan her maldan zekât alınması hükmünü getirirken, sünnet bunu belirli mallara tahsis etmiştir. Allah Teâlâ, kendileriyle evlenmeleri haram olan kadınları saydıktan sonra: "Bunların dışında kalanlar size helal kılındı” (Nisa 24) buyurur, sünnet ise, bu genellemeden bir kadının halası ve teyzesi ile bir arada nikâh edilmesi hükmünü dışarı çıkarır. Bütün bunlar Kur'ân'ın zahirinin bırakıldığını ve sünnete itibar edildiğini gösteren örneklerdir. Bu tür örnekler sayılamayacak kadar çoktur. (Şatıbi, el-Muvafakat 4/6-7)

Sünnetin terk edilerek sadece Kur'ân'a uyulmasını yeren hadisler vardır. Eğer sünnetin içeriği, Kitap'ta bulunsaydı, o takdirde Kitap ile amel halinde sünnet hiçbir şekilde terkedilmiş olmazdı. Bu konuda gelen hadislerden bazıları şöyledir: "Yakında sizden biri çıkar ve şöyle der: 'İşte Allah'ın kitabı. Onun içerisinde bulunan helalleri helâl kabul ederiz, onda yer alan haramları da haram sayarız.' Haberiniz olsun! Kime benden bir hadis ulaşır da onu yalanlarsa, bu haliyle o Allah'ı, Rasûlünü ve o hadisi kendisine ulaştıranı yalanlamış olur." Hz. Peygamber (s.a.) bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: "Çok geçmez sizden biri koltuğuna kurulur; kendisine benden bir hadis rivayet edildiği zaman şöyle der: “Aramızda ve aranızda Allah'ın kitabı var. Onda helâl olarak bulduğumuzu helâl kabul eder, onda haram olarak bulduğumuz şeyi de haram sayarız.” Dikkat edin! Allah'ın Rasûlünün (s.a.) haram kıldığı da aynen Allah'ın haram kıldığı gibidir. (Tirmizi, İlim 10; İbni Hanbel,2/367, 4/132) Başka bir rivayet de şöyledir: "Sakın ola sizden birinizi koltuğuna kurulmuş (şöyle bir tavır sergilerken) görmeyeyim: Ona emrettiğim ya da yasakladığım şeylerden bir şey gelir de şöyle der: Bilmiyorum (böyle bir şey yok). Biz Allah'ın kitabında bulduğumuz şeye uyarız." (Ebu Davud, Sünen 5(4/200)

Bu hadisler, sünette, Kur'ân'da olmayan bazı şeylerin bulunduğunu gösteren bir delil olmaktadır.

Kur'anı Kerim’de bayram namazlarından hiç bahsetmez ama Hz. Peygamberin sünnetinde bayram namazı vardır ve namaz en büyük ibadetlerden birisidir.

Kur'an'da beş vakit namazdan, rekâtlarından bahsetmez ama Hz. Peygamberin uygulamasında bu ihtilafsız bir haber olarak sabah 2, öğle 4, ikindi 4, akşam 3, yatsı 4, olarak mevcut ne yapmalıyız?

Kur'an'da zekat oranlarından bahsedilmez ama Hz. Peygamberin uygulamasındaki hükmü, sahabe bize bunun oranlarını vermiştir.

Yukarıda bahsettiğimiz konularda Beyhaki’de Hz. Peygamberden (a.s.) yapılan senedi sahih nakil vardır. Resûlullah'ın (a.s.) Amr b. Hazm'ı, Yemen ahalisine dinî bilgileri ve sünneti öğretmek, zekâtlarını toplamak 'için Yemen'e gönderdiğinde kendisi için yazdığı rivayet edilen ahitname: "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. "Ey iman edenler (yaptığınız) akitleri (verdiğiniz söz ve ahidleri) yerine getirin" (Mâide 5/1); Bu, Resûlullah'dan (a.s.) Amr b. Hazm'a, onu Yemen'e gönderdiği sırada verilmiş bir ahidnâmedir. Ona bütün işlerinde Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmasını emretti: "Şüphesiz, Allah (kendisine karşı gelmekten) sakınan ve iyilikte bulunan kimselerle beraberdir" (Nahl 16/128). Kendisine emrettiği üzere hakka göre davranmasını, insanlara hayrı müjdelemesini ve hayrı emretmesini; onlara Kur'an'ı ve hükümlerini öğretmesini, taharet üzere olmadıkça hiç kimsenin "Kur’an’a dokunmamasını ve insanları bundan nehyetmesini; insanlara leh ve aleyhlerinde olanları (hak ve görevlerini) bildirmesini; hak konusunda onlara yumuşak, zalimler konusunda ise sert davranmasını ona emretti. Çünkü Allah zulmü çirkin görüp ondan nehyederek "İyi bilin ki Allah'ın laneti zâlimlerin üzerinedir" (Hûd 11/18) buyurdu. İnsanları cennetle müjdelemesi ve cennet amelinde bulunmalarını emretmesini, ateşten (cehennem) ve ona götürecek amelde bulunmaktan sakındırmasını; dinde bilgi sahibi olmaları için insanlarla ülfette bulunmasını, insanlara haccı nasıl yapacaklarını ve haccın sünnet ve farzlarını öğretmesini; geniş olup iki tarafını boynunun üzerine atması durumu hariç, kişinin bir tek küçük elbisede namaz kılmasından ve bir elbise içinde ihtibâda bulunup tenasül uzvuyla semaya doğru yönelmesinden, uzadığında saçlarını ensesinde toplayıp örmekten halkı nehyetmesini; insanlar arasında kargaşa (savaş) olduğunda, kabile ve aşiret bağlarına çağırmaktan onları nehyedip çağrılarının ortağı olmayan bir tek Allah'a olmasını, kim Allah'a değil de aşiret ve kabilelere çağırıyorsa, çağrılan ortağı olmayan bir tek Allah'a oluncaya dek kendilerine kılıçla muamele etmesini; insanlara, Allah'ın kendilerine emrettiği gibi, abdestte suyu yüzlerine, dirseklere kadar kollarına ve inciklerine kadar ayaklarına iyice yayarak yıkamalarını ve başlarını meshetmelerini emretmesini; namazı vaktinde kılmasını, rükû ve huşûa tam riayet etmesini, sabah namazını ortalık daha karanlıkken kılmasını, öğleyi öğlen sıcağında kılmayıp güneşin dönmesi sırasında kılmasını, ikindiyi güneşin yeryüzüne arkasını verdiği zaman, aksamı gecenin gelmeye başladığı zaman kılıp yıldızlar gök yüzünde, çoğalıncaya dek tehir etmemesini, yatsıyı gecenin evvelinde kılmasını cuma için ezan okunduğunda hemen cumaya koşmasını ve cumaya giderken gusletmesini; ganimetten Allah'ın hakkı olan beşte biri (hums) almasını emretti. Mü'minlere zekât olarak farz kılınan miktar şudur: Akarda (arazide) yağmurla sulanandan elde edilen ürünün onda biri (öşür), taşıma su ile sulanandan elde edilen ürünün de yirmide biri; her on devede iki koyun, her yirmide dört koyun; otuz sığırda, iki yaşını doldurmuş erkek veya dişi sığır; kırk saime koyunda bir koyun. Bu, Allah'ın zekat olarak mü'minlere farz kıldığıdır, kim daha fazla verirse kendisi için daha hayırlıdır. Yahûdî ve hristiyanlardan kim kendiliğinden samimî bir teslimiyetle müslüman olur ve İslâm'ı din edinirse o müminlerdendir. Onların lehine olan (haklar) onun da lehine, onların üzerine olan (görevler) onun da üzerine olur. Kim yahûdîlik ve hıristiyanlığı üzere kalırsa ondan döndürülmez; erkek veya kadın, hür veya köle olsun, ergin herkes tam bir dinar veya elbiseden karşılığını verecektir. Kim bunu yerine getirirse ona Allah'ın ve Resûlü'nün zimmeti (koruma) vardır, kim de bunu yerine getirmezse o Allah'ın, Resûlü'nün ve müslümanların hepsinin düşmanıdır. Allah'ın salât ve selâmı, rahmet ve bereketi Muhammed'in üzerine olsun”. (İbni Sa’d ın Tabakat’ına göre Amr b. Hazm’a yazılan bu ahidname sahabeden Übey b. Ka’b (r.a.) tarafından yazılmıştır.)

Bize düşen Kur’anın gösterdiği yolu izleyip, Hz. Peygambere tabi olmak, o nasıl yaptıysa, nasıl emrettiyse öyle yapmaktır. Yoksa heva ve hevesimize uyarak “benim Kur’andan anladığım budur” deyip sünneti devre dışı bırakıp “hevasını ilah edinmek” değildir.

Bir kadınla halası veya teyzesini birlikte nikâhlamanın haram oluşu, sütkardeşliği sebebiyle getirilen evlenme yasakları, azı dişli vahşi hayvanlarla yırtıcı pençeli kuşların etlerinin haram oluşu, denizdeki ölü balıkların helal oluşu, bir şahid ve yeminle yetinerek hüküm vermek gibi sünnetin Kur'an'a ziyade olarak getirdiği hükümler buna örnek olarak verilebilir. “Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!”  (Tevbe 29)

İbadetlerin nasıl yapılacağının ayrıntılı bir şekilde sünnet tarafından açıklanmış olmasının yanı sıra muamelatla ilgili pek çok husus da Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır. Ayrıca Kur’anı Kerimde evlilik konusunda kadınlara mihr verilmesi emredilmekte evliliğin şartlarının ne olduğu beyan edilmemektedir. Nikahın şartları olan icab-kabulün ve iki şahidin aranması sünnetle belirtilmiştir. Eğer sünnet devre dışı bırakılırsa o zaman mut’a nikâhının da caiz olması gerekirdi ama bunun haram oluşu “sünnet” ile sabittir.

*************************************************************************************************
Kaynak:

1-İ'laü's-Sünne, Zafer Ahmed et-Tehanevi,  Yeni Usulü Hadis, İbrahim Canan
2-el-Menaru'l Münif, İbni Kayyım Cevziyye, Cantaş Yay.
3-Mevzu Hadisler, M.Yaşar Kandemir,D.İ.B.
4-Akıl Vahiy Açısından Sünnet, Dr. Mehmet Erdoğan, İFAV
5-el-Muvafakat, Şatıbi, İz Yay.
6-Kur'an Sünnet Bütünlüğü, Necati Kara, İhtar Yay.
7-Mevzu Hadisler, Abdulfettah Ebu Gudde, İnsan Yay.
8-Sünneti Anlamada Yöntem, Yusuf el-Kardavi, Rey Yay.

Rıza GÖRÜŞ

 
Geri