NEV'İYAT // TARİHİ MAKALELER  
AMERİKA'YI KİM KEŞFETTİ?

Prof.Dr. Muhammed HAMİDULLAH

(Çev. Doç. Dr. Süreyya Sırma)

İbn Fadlallah el-Umerî (ö.1348), Batı Afrika'dan bahsederken, Amerika'ya ulaşmaya dair bir teşebbüsten bahseden bir rivayet bırakmıştır. Onun Mesâlikû'l-Ebsâr adlı hacimli ansiklopedisinin ancak bir kısmı neşredilmiştir. Bu eserin dördüncü cildinden şunları okuyoruz:

"Mali ülkesinin kuzeyinde, beyaz Berber kabileleri bu Sultanın egemenliği altında yaşamaktadırlar. Bunlar, Antasar'lar, Yantar'arâ'lar, Meddusâ'lar ve Lemtuna'lardır... Ben Sultan Musa'ya, yani İbn 'Amir Hâcib'e, iktidarın nasıl kendi eline geçtiğini sordum. O bana şöyle dedi:

"Biz, iktidarın babadan oğula tevarüs ettiği bir ailedeniz. Benden önceki Sultan, bizi çevreleyen denizin öbür ucuna varmanın mümkün olmadığına inanmıyordu; oraya varmak istediği için de, bu tasarısına dört elle sarıldı. Bu gayeyle, iki yüz gemiyi adamlarla donatıp, senelerce kendi¬lerine yetecek derecede altın, su ve yiyecek verdikten sonra, gemi kaptan¬larına şu emri verdi: Okyanusun sonuna varıncaya veya yiyecek-içeceğiniz bitinceye kadar geri dönmeyiniz- Onlar da denize açıldılar. Uzun zaman, hiç biri geri dönmedi. Nihayet gemilerden bir tanesi geri geldi. Kaptana, Maceralarını anlatmasını söyledik. O şöyle dedi: Ey Prens! Biz uzun zaman denizde yol aldık; tâ ki, denizin ortasında şiddetle akan nehir gibi bir şeye rastlayıncaya kadar... Benim gemim en sonda seyrediyordu. Diğer gemiler önde ilerliyorlardı; fakat içlerinden hangisi o akıntıya vardıysa, bir daha görünmemek üzere kayboluyordu. Ben hemen dümeni geriye çevirip, akıntının içine girmedim!.. Fakat Sultan, kaptanın bu sözlerine inanmak istemedi. Bunun için bin tanesi kendisi ve onu refakat edecek adamları, bin tanesi de, su ve yiyecekler için olmak üzere, iki bin gemi hazırlattı. Yokluğunda Devleti idare etmem için, bana da iktidarı tevdi ederek, arkadaşlarıyla beraber Okyanusu açıldı. Bu, onu son görmemiz oldu. Ne o, ne de arkadaşlarından hiç biri geri gelmedi ve ben imparatorluğun tek hâkimi oldum."

Murada bazı müşahedeler dikkati çekmektedir:

Denizin ortasındaki büyük nehir:

Bu nehrin, Brezilya'daki Amazon olması lâzım; yani denizde devam eden akıntısı. Bu rivayetin doğruluğunu ortaya koymak için, Amazon del¬tasında, araştırmalar ve kazılar yapılması temenni edilir. Brezilya, Afrika ve müslüman devletlerini müştereken ilgilendiren bu meseleyle UNESCO ilgilenebilir.

Zenciler:

Yukarıdaki temas ettiğimiz hadisede, son giden iki bin gemiden, ikinci filonun gemilerine binenlerin hepsi, -ve muhtemelen birinci filoda bulunanlardan bir kısmı-boğulmadılar. Bizzat ikinci filodan bir kimsenin dönmeme hususu, -tıpkı birinci teşebbüste, tehlikeyi sezip geri dönen bir geminin kaptanı gibi-, bu ikinci teşebbüste de, filonun bir yerlerde karaya çıkmış olabileceği ve orada misafirperver, verimli bir toprak bulunca da, Afrika'ya geri dönme zaruretine, özlem bakımından gerek duymadığı düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Hatta söz konusu metinde bütün filonun kaybolmasına rağmen, kralın denize açılmaya karar verdiğini okumak dehşet vericidir. Acaba kralı bu kararı almaya iten sebep, bu nehrin varlığı çevrede mutlak olan meçhul kara parçasının bir işareti olduğundan mıydı? Yoksa o devrin gelenekleri, -gelirleri tekeline almak için-buna benzer keşiflere ait haberleri yok etmek veya bu konuları konuşmamayı, bilakis olması muhtemel rakipleri saptırmak için yanlış haberleri yaymayı mı gerektiriyordu?

Brezilya kelimesi:

Brezilya imlâsına göre Brezil, İngilizce imlâsına göre de Brazil olan "Brezü" kelimesi, ne Avrupa ve ne de Brezilya (Amerika) kökenlidir. Bu kelimenin etimolojik yapısı, hala izah edilememiştir. Fakat Afrika ile ilgili olarak, yukarıda verdiğimiz bilgiler, bunu kolayca açıklamaktadır, şöyle ki: Yukarıda naklettiğimiz metnin başlangıcı, Mali deltasında yaşayan beyaz Berberler'den bahsetmektedir. Berberler arasında çok meşhur bir kabile vardır ki, adı Birzala'dır. Bu kabilenin fertlerinden oluşan topluluk da, kendisine "Brâzîl" demektedir. Çok ilginçtir ki, bu Brâzil Berberle-rine, sadece Müslüman İspanya'da değil, Suriye'ye kadar olan yerlerde de rastlanmaktadır. Biyografik lügatler, önemli bir miktarda "Birzâlî"lerden bahsetmektedirler. Bu kabilenin şeceresi hakkında, Endülüslü meşhur âlim İbn Hazm'dan şunları okuyoruz:

''Berberlerin şeceresi: Zanâta'lar'a gelince, bunların, Benû Birzât, Benû Dammir, Mağrava, Benû Sağmar v.s. gibi büyük kolları vardır. Bir zahid olup, bu kabilenin (yâni kendi kabilesinin) şeceresini çok iyi bilen Ebû Muhammedi Buvaikini el-Birzâlî el- İbâdı bana aşağıdaki şu bilgileri verdi: Benû Birzâl ve Benû Wassin dışında zikrettiğimiz. Berber kabilele¬rinin tamamı Mu'tezilî'dirler; Benû Mağrava ve Benû Yafrân'a gelince,' bunların ekseriyeti Sünnîdirler. Bunları bana anlatan râvi, Berber şecerelerine göre. Sadrata, Mazâta ve Lavâta'ların kıptî kökenli olduklarını ilâve etti. "

O halde, Brezilya'ya ilk ulaşanlar, Benû Birzâl Berberleri olabilir ki, yeni vatanlarına kendi adlarını verdiler. Brezilya'daki Berberlere ait -varsa-, başka kuşakların keşfi için, lügâvî, sosyolojik ve arkeolojik yeni bir araştırmanın yapılması lâzımdır.

Mamafih, buna benzer başka hususlar bu görüşü doğrulamaktadır. Filhakika, bügün Kanarya adaları içinde bulunan Palma adası, eskiden çok meşhur olan Berber kabilesi Huwâra'ya atfen Bene Hoare diye adlandırılmaktaydı. 14. yüzyılda, Benemarin (Bani Marin) ve Lekman (Lukmân?) adlarında iki ada daha vardı ki, bugün bunların her ikisinin de isimleri değişmiştir. İleride bu konuya tekrar geleceğiz.

Afrika'dan giden muhacirlerin hepsi Berber olmayıp, Zenci olanları da vardı. Daha ziyade bunların izleri bulunmuştur. Filhakika Kristof Kolomb'un, Avrupalılardan olan ilk arkadaşları, Amerika'da sadece Zen¬cilerle karşılaştıklarını değil, aynı zamanda bu Zencilerin devamlı olarak Amerika yerlileri olan kızıl derililerle savaş halinde olduklarını belirtmek¬tedirler. Bu konuda Schannesburg'lu büyük âlim Prof..Jeffreys'den bir takım alıntılar yapacağız ki bu suretle diğer bazı hususlar arasında, Bre¬zilya adının, Antilles adalarından birinin adı olduğu müşahede edilecektir:

"Kristof Kolomb'un oğlu Ferdinand Colomb, kanaatine göre babasının özellikle İspanya ile Asya arasındaki darlıkla ilgili Arap astro¬nomu el-Ferğânî veya Alpagan'ın görüşlerinin tesiri altında kaldığını belirtmektedir. Sir Clements Marham, 14. yüzyılın ortalarında, bir Franciscain keşişi tarafından, "Dünya Tanımının Kitabı" adlı tercümesinde şunları yazmaktadır:

"Afrika'nın Atlantik üzerindeki kıyıları boyunca, plajlardan geçerek çok uzun bir mesafe kat ettim... Bir kaç Mağribli'yle beraber bir leno'ya (lignum, her türlü deniz taşıtına verilen isim) binerek. Gresa diye adlandırı¬lan ilk adaya vardık. Daha sonra, yerlilerin bu ismi taşıyan bir Cenovalıyı öldürmelerinden dolayı Lansarot (Lançarote) adı verilen bir adaya vardık. Oradan, Bezimurin adındaki başka bir adaya, sonra da Rakan (Rackan) adasına geçtim. Aynı şekilde, Alegraça, Vegimar, Forte Ventura ve Kanarya adaları da var. Müteakiben Tenerife denen bir adaya, oradan Isla de Inferno adındaki başka birine, oradan Cumara adındaki başka birine, oradan Ferro adındaki başka birine, oradan Aragania adındaki başka birine, oradan Salvaje adındaki başka birine, oradan Disierta adındaki başka birine, oradan Lecmane adındaki başka birine, oradan Puerto Santo adındaki başka birine, oradan Lobo adındaki başka birine, oradan Cabras adındaki başka birine, oradan Brazil adındaki başka birine, oradan Columbaria adındaki başka birine, oradan Ventura adındaki başka birine, oradan Conejos adındaki başka birine, oradan Cuervo-Marines adında ha$ka birine, böylece toplam 25 adaya gittim. "

Şu halde, daha 1350 yılında bu adalar hakkında açık bilgilere rahibiz... Bu isimlerden bazıları Asor adaları içinde yer alan adalara ait olup, zikredilen Brazil ismi de tamamen Arapça ses uyumundan kaynak¬lanmaktadır. Bu adalara ait aslî bir bilgi daha vardır ki, bu açık belirtiye göre, söz konusu adalar arasında, tesadüfi değil, muntazam bir ticaret vardı; ve o zamanlar mevcut olan tek deniz gücü Araplardı... Brazil adı... Muhtemelen bugünkü Brezilyadan ziyâde, Küçük Antil adalarından, meselâ Barbad'la ilgili olmalıdır... Araplar ve Amerikalılar tarafından bilinen Atlantik adaları arasında, Ekvatora yakın olan bölge de vardı. Her ne kadar bu yörelerde yelkenli gemicilik yapamama üzüntüsü var idiyse de; kürekli gemiler çok yaygın olup, sürekli yağmurlar da, içme suyunu garanti ediyordu. Kristof Kolomb, ticaret mallarıyla yüklü oyma kayıkların, Gine kıyılarından hareket edip Batı'ya doğru yola çıktıkları iddiasını naklet¬mektedir. Yine Kristof Kolomb, aynı şekildeki kayıkların Amerika'ya da geldiklerini de zikretmektedir. Kristof Kolomb'un hatıralarını tercüme den Jane, onun üçüncü seyahati ile ilgili şunları yazmaktadır: "... o şekilde ki o İspanyol'a (Haiti) Kızılderililerinin, güneyden ve güney-doğu siyah halk¬ları yönünden adalarına gelip, ganin diye adlandırdıkları bir metalden yapılmış sivri mızrakları olan insanlara ait rivayetin doğruluğunu ispat etmeyi düşünüyordu..."

Kristof Kolomb'dan önce Amerika'da Zenciler:

Weiner şöyle demektedir: "1513 ten önce, yani hiç bir beyaz adam gelip sürekli bir toplum oluşturmadan evvel Darien'de Zenciler yaşıyordu. " Peter Martyr de şöyle diyor: "İspanyollar bu ülkede Zenci köleler buldular. Onlar Quarequa'ya bir konak uzaklıktaki bölgelerde yaşamakta olup, çok acımasız ve vahşidirler. Quarequa yerlileri, sürekli olarak bu Zencilerle savaş halindedirler. Bu iki halkın geleceği, ya katliam veya köleliktir. " Gormara, buna benzer bir şekilde şöyle demektedir: ' Balboa, Reis 'in köleleri olan Zencileri buldu ve onlara, buraya nereden geldiklerini sordu. Fakat bunun cevabını veremedikleri gibi, civarda renkli insanların yaşadığı ve bunlarla sürekli olarak savaş halinde olduklarından başka bir şey bilmiyorlardı..." Quatrefages, Donelly den şunu naklet¬mektedir: "Amerika'da, birbirinden çok farklı insan toplulukları arasında, kenarda kalmış aşiretler şeklinde, küçük sayıda küçük Zenci grupları bulunmuştur. Brezilya'daki Şarua'lar (charuas), Meksika Körfezindeki Saint-Vincent'da bulunan Caribe Zencileri, Florida'daki Jamassi'ler bu kabildendir... Batboa'nın, 1513 yılında Itsthe de Dorien'den geçerken, temsilcilerini gördüğü kabile de bunlardandır. "

Wright şunları kaydetmektedir: "Eski Amerika çömlekleri üzerinde bulunan figürlerde, Afrika belirtileri açıkça görülmektedir... "

Prof..Hooton, Texas ve Yeni-Meksika'dan akıp geçtikten sonra Meksika Körfezine dökülen Pecos River vadisinde, Kristof Kolomb önce¬sine ait mezarlar bulunduğunu kaydetmektedir: "Genel olarak Zencilerin, Beyaz kanlıların, yâni Berberlerin açıkça tesiri altında oldukları, Afrika'nın bu bölgelerinden gelen toplulukların kafatasları... Bununla beraber vurgu ve dil yapısı bakımından, Pecos'un ilk Zenci tipleri, çağdaş Pecos tiplerinden çok, Afrika Zenci tiplerine benzemektedirler."

Kristof Kolomb öncesi Zencilere ait bir başka delil:... Fackson şunları yazmaktadır: "Eskiden Kuzey Amerika'da deniz kabuklarının para olarak kullanıldıklarına dair ilginç bir delil, C.B.Moore'un ayrıntılı açıklamalarında yer almaktadır. Roden, Mounds, Marshlll County, ve Alabama'ya ait izahlarında yazar, 44 nolu kafatasında ve aynı şekilde A höyüğü gövdesinde, iki çenetli büyük bir deniz kabuğu kalıntısının parçalarının ve beş kabuğun olduğunu, bir kısmı çok yıpranmış olan bu kabukların, tesbih taneleri gibi dizilmek üzere delindiklerini haber vermektedir. .."

"Kristof Kolomb'un, ilk seyahatindi Küba kıyılarına çıktığında, ilk defa havlamayan köpeklere rastlaması acayiplik olup, bu hadise ona büyük bir tesir yapmıştır. İnsan tabii olarak kendi kendine şu suali soruyor: Havlamayan bu finolar nereden geliyorlardı? Acaba Afrika Zencilerinin köpeklerinin havlamaması da bir tesadüf mü?".

Kristof Kolomb öncesi Amerika sanatında da, aynı şekilde kalın dudaklı Zenci heykelleri bulunmuştur. Jeffrevs'den naklettiğimiz bu alıntıları, tamamıyla kabul edilebilir şu hususla bitirelim ki, Amerika menşeli besin maddeleri Kristof Kolomb öncesi Afrika'sında çok yaygındı:

Bonafus şöyle demektedir: "... ve Santa Rosa de Viterbo, mısır bitkisinin 13. yüzyılda Araplar tarafından İspanya'ya getirilmiş olabileceğini söylemektedir." Bu habere dayanarak söylememiz gerekir ki, bu tahıl için Avrupa dillerinde, grano turco (İtalya'da), sarazin corn (İngiltere'de. 162I),Triticum Turcicum(Hollanda'da 1552),Trigode Turkina (İspanva'da), Turkish heude (İsveç'de), Turkic Cornes (İngiltere,1597), Türkishes Korn (Almanya'da) şeklinde kullanılan ilk kelimeler, Araplarla ilişkilidir. Şunu da kaydedelim ki, çoğu kimsenin, Kristof Kolomb'u eski dünyaya mısırı getiren ilk insan olarak kabul ettikleri İspanya'da bile, mısıra Trigo des Turkina denmektedir. Araplara işaret olan bu tahılın adı hakkındaki mantıkî silsile, onun Avrupa'ya nereden geldiğine bir delildir.

Netice:
Artık şunu söyleyebilirim ki, Kristof Kolomb'dan çok önce müslüman denizcilerin ve Arap köle kaçakçılarının defalarca Amerika ile ilişkileri olmuştur. Atlantik adalarında Arap tercümanlarının varlığı, bu ada¬ların durumu hakkındaki bilgi ve Brazil diye bir yerin oluşu, bu iddiamızı desteklemektedir. Bu adaların, meselâ Pic de Teneriffe ada¬larının Arapça isimleri, Arapların azılı düşmanları olan Portekiz ve İspanyolların o adaları hâkimiyetleri altına almalarından çok önce bilindiklerine dair birer işarettir. Bu denizcilerin, Amerika'dan Afrika'ya geri dönmek için, denize açılmadan önce yaptıkları Amerika'ya ait zahireden en iyi korunanı, mısır ve manyok'tur. Böylece, Kristof Kolomb'un Ame¬rika'ya gitmesinden çok öncesine ait, Afrika'da bulunan Amerika menşeli bu iki gıda maddesinin ziraatına dair bir izah bulmuş oluyoruz ki bu, aynı zamanda Lady Lugard tarafından zikredilen ve 1324 yılında Touat (İn Salâh)'da, Mansa Musa'ya ait kervanın büyük bir bölümüne zarar veren hastalığı da izah getirmiş oluyor. İşte bu hastalıktır ki, tropikal Amerika'da rastlanan bitki hastalığının sebep olduğu pulex penetrans hastalığını yapıyor. Aynı denizciler, Afrika'dan olan hareketlerinde, yerli ve en iyi korunabilen gıda maddelerini zahire olarak almaları gerekiyordu ki, bunlar Kristof Kolomb'un Amerika'ya varınca ziraatının yapıldığını gördüğü Afrika patatesi (igname) ve kök nişastası bol olan Afrika bitkisi (colocase)'dir. Böylece bu ülkede Zencilerin bulunuşu ve Zencileri temsil eden yuvarlak taşlardan yapılmış kafa heykelleri ve üzerinde Zenci fizyonomilerinin işlendiği çömlek vazoların bulunuşu, vuzuha kavuşmuş oluyor"(Jeffreys'den yapılan naklin sonu).

Dil yönünden olan kanıtlar:

Mevzuumuzu, Prof. Ch. Pellat'nın, üzerine dikkatimizi çektiği, Kumandan G.Cauvet'nin eserinden bazı alıntılar yaparak bitirelim:

"Jules Cesar'ın, Alpler ötesi Gaule bölgesini işgalden bir kaç sene önce, Cis-alpine mevkiini idare eden yargıç Ouintus Coerilus Metellus Celer'e bir cermen şefinin hediye olarak, ırkı bilinmeyen ve Germania kıyılarında denizin karaya attığı siyah adamlar hediye ettiği söylenmek¬ledir. (Pline bunları Kızılderililer olarak kabul etmektedir)... Filhakika, bunlar Amerika Kızılderilileri idi. Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfinden önce, buna benzer ve gerçek olan en az dört ayrı vak'a daha bilinmektedir ki, Beuchat bunları kendi Manuel d'areheologie ancienne adlı eserinde (s.40) kaydetmiştir" .

"Tuareg'lerin menşeini ararken, Berber milletine ait bazı isimlerin, Amerika Kızılderilileri kabileleri tarafından alındığını müşahede ettim."

"Bir Almamy kabilesi Honduras'da yaşamaktaydı ki, onların buraya gelişi, Kristof Kolomb'un gelişinden az öncesine rastlamaktadır... Almamy Kelimesi, Arapça el-İmâm kelimesinin bozulmuş şeklidir... ki daha sonra Futu Djalon yerlileri bu kelimeyi alıp, kendilerini idare eden Prens'e isim otulak vermişlerdir."

Güney Amerika'nın değişik kabilelerinde, Kuzey Berberlerine ait dalgalı Gandura elbiselerine rastlanmaktadır. ".

Bazı Amerika vazoları, sanki Kabil çömleklerinden ilham almışa benziyor."

Huare'ler, Meksika'ya yerleşmiş olan Nikaragua Kızılderilileridir. Huare'ler. Bene Hoare diye adlandırılan Palma adasına kendi isimlerini vermişlerdir.

"Bölüm IV. Berberiler ve Amerika'da müşterek olan isimler endexi" Biz bu arada şunu kaydedelim ki, Cauvet, bu müşterek isimlerin sayısını 77 ye çıkarmaktadır ki, bazısı şüpheli görünmektedir.

Bazı müteferrik hadiseler:

Süleyman Nedvi, "Arab awr Amerika"adlı büyük eserinde, İbn Haldun'un, Mukaddimesinde (s.45), Hicri 8. yüzyıl -miladi 14. yüzyıl ortalarında, bazı Avrupalı korsanların tesadüfen Atlantik'te bir adaya vardıklarını ve orada esir ettikleri bazı insanları Fas kıyılarında sattıklarını zikretmektedir. Bu esirler yeteri derecede Arapça öğrenince, Sultan'a, kendi ülkelerinde demirin bilinmediğini; toprağı boynuzlarla sürdüklerini, savaşlarda taşların kullanıldığını ve güneşe taptıklarını v.s. anlattılar. İbn Haldun, bu adaya karar verilerek değil, tesadüfen varıldığını ilave etmektedir.

Süleyman Nedvi, daha sonra Leo Weienr'in araştırmalarından bahis ederek, kızılderili Amerikalıların dillerinde 13. yüzyıla ait Arapça kelimelerin bulunduğunu ve Kristof Kolomb'un, Amerika'da, Batı Afrika'dan getirilmiş altın paralar bulduğunu, aynı zamanda, o devrin gemicilerinin deniz haritalarını sakladıklarını zikretmektedir.

Hatırlanacağı gibi, 1930 Aralığında Meksika'da, daha önce Avrupalıların hiç; gitmedikleri bir bölgede, tamamının müslüman olduğu bir halk keşfedildi ki, bunlar hala Arapça konuşup, buralara çok uzun asırlardan beri geldiklerini söylüyorlardı. Daha sonra Meksika'da yapılan kazılarda da, Arap paralan bulundu.

Unutulması mümkün olmayan bir husus da şudur ki. Kristof Kolomb'un ilk seyahati, Müslümanların İspanya'da, Gırnata'yı boşaltmak mecburiyetinde bırakıldıkları senede yapılmıştır. Evet, bu devir Müslümanların yenilgileriyle sonuçlanan savaşların yapıldığı yıllardı; fakat buna rağmen düşmanlarına ağır kayıplar verdiriyorlardı. İşte Avrupalılara karşı kendi meşru haklarını savunan müslüman gemilerini hedef alan ve Avrupa'da kaleme alınıp, Beynelmilel Hukuk kitaplarına geçen korsanlık adet ve geleneklerinin arka planında, Avrupa'nın bu düşmanlığı yatıyordu.

Netice:

Muhtemelen, bu dağınık bir kaç veri, insanlık tarihinin, sadece devamlı bir zincirden ibaret olmayıp, karşılıklı bağımlılık oldu|unu gösterecektir. Hiç bir ırk, hiç bir devir, icad ve keşiflerin inhisarının kendisine ait olduğunu iddia edemez: Bütün bunlar, ne kadar ibtidai bile olsa, daha önceki veriler ve hadiselerden gelmektedirler. Bu konuda Mill'e müracaat etmek bile yeterlidir; bir yerinde şöyle denmektedir: "Onlar (yani aslı Fenikeli olan Tyr ve Sidon'un gözü pek tüccarları) Asor adalarına kadar vardılar; Çünkü Corvo adasında (Asor adalarının en batıda olanıdır) M.Ö, 4. yüzyıla ait Kartaca madeni paraları bulunmuştur. " Batı Avrupa'nın çeşitli milletlerindeki kültür gelişmesinden çok önce, Fenike, Kartaca ve ispanya'ya yerleşenler Müslümanlardır.

(İlim ve Sanat Dergisi)

 
Geri