NEV'İYAT // TARİHİ MAKALELER  
UÇMA DENEMELERİ...

Türk-İslam Kültürü Çevresinde IX. y.y.'dan XVIII. y.y. Sonuna Kadar

UÇMA DENEMELERİ VE TEKNİĞE AİT  EL YAZMA ESERLER

Prof. Dr. İng. Dr. Med. Habil ARSLAN TERZİOĞLU

Gökyüzünü fethetmek insanların muhayyilesini çok eskiden beri meşgul etmiştir. Eski yunan mitolojisinde İkarus ile Daedalusun uçma denemelerine tesadüf edilir.Eski bir kültüre sahip olan Çinlilerin de kuşlar gibi uçmak için muhayyilelerini çalıştırmış olmaları gayet tabiidir. Eski Çin kaynakları daha M.Ö.1760 senelerinde "fei tscü" denilen uçan taşıttan bahsetmektedir. M.S. III. yüzyılda yazılan Çince "Po wy tschih" isimli eserde bu uçan taşıttan şu şekilde bahsedilmektedir: "Tschi-kung halkı kuşları öldürmeye yarayan teknik aleti imal etmesini çok iyi biliyorlar. Bunlar aynı zamanda elverişli rüzgârda büyük mesafeler kateden "Uçan araba=fei tschü" imal etmeğe kadirdirler. Tang zamanında (M.Ö.1760) batı rüzgârı böyle bir arabayı "Iü-Tschau "a kadar getirdi. Tang bunu kendi halkının görmemesi için parçalattı. Aradan 10 sene geçtikten sonra doğu rüzgarı eserken başka bir uçan taşıt imal ettirdi ve zaman gelen ziyaretçileri tekrar lü-men geçidinden 40.000li (13.000mil=20.921km) uzakta olan kendi memleketlerine gönderdi.         

M.S. 451-536 senelerinde yaşayan Tao hung Tsching de yazdığı "Tschen kao" isimli eserinde tekrardan bu uçan taşıttan bahseder. Bu uçan taşıtın en eski resimleri M.S. 1368-1398 senelerine ait "Iyü kue" " adlı kitapta yer almaktadır. Bu uçan taşıtın resimleri sonraları 1609 senelerinde "san ts'ai t'u schuo" isimli eserle "T'u  schu tschi tsch'eng" isimli eserde neşredildi. Yalnız bu resimlerde uçan taşıtı hareket ettiren kuvvete dair bir nişane görülmemektedir. Onun için uçan taşıtı daha etraflıca tasvir eden eski Çin kaynakları bulununcaya kadar, bu uçan taşıt eski Çin kültürünün izah edilemeyen muammalarından biri olarak kalacaktır.          

Tarentli Erchytas (M.Ö. IV. y.y.da yaşamıştır) Aulus Gellius tarafından "Uçan Güvercin" denilen aletin mucidi olarak vasıflandırılır. Archytas mekanik ilmin ilk kurucularındandır. Yaptığı "Uçan Güvercin" bir nevi uçurtma mahiyetinde idi.      

Helenistik devirde büyük bir kültür merkezi olan İskenderiye'de teknik, konstruktionlarla meşgul olunduğu bilinmektedir. İskenderiyeli mekanikçilerden Ktesibios (M.Ö. III. yüzyıl) Philon ve Heron (M.S I. yüzyıl) birçok makinelerin konstruktionları ile uğraşmışlardır. Ama Helenistik devirde uçan mekanik aletlerin konstruktionlarının yapıldığı malum değildir. Ancak ortaçağ ve rönesans devirlerinde Türk-İslam kültür çevresinde ve Avrupa'da uçan mekanik aletlerin yapıldığı,ilk uçma denemelerine girişildiği vesikalarla tevsik edilebilmektedir.        

İslam âleminde tabii ilimlere ve tekniğe büyük bir ehemmiyet verilmişti. Daha Harun ar-Rasid zamanında İslam dünyasında su saatinin (Water-clock) imal edildiği bilinmektedir. Büyük Karl'ın hayatını yazan Einhard'in bildirdiğine göre, Harun ar-Rasid 807 senesinde Kaiser Karl' a bir su saatini hediye olarak göndermişti. Halife al-Me'mun'un Bağdat'taki sarayında 827 senesinde otomatik bir makine niteliğinde gümüş ve altından bir ağaç vardı. O zamanın İslam mühendislerinin yaptığı bu ağacın sallanan dalları üzerinde metalden yapılmış, otomatik olarak öten kuşlar vardı (İsmail b. Ali Ebu'l Feda: tarihinin Almanya'daki baskısı, Weltgeschichte, herausg. von Fleischer ve Reiske 1789-94, 1831).       

Halife al-Muktedir'in de Bağdat'ta sarayında 915 senesinde üzerinde kanatlarını çarpıp öten altından ve gümüşten mekanik kuşların bulunduğu altından bir ağaç vardı. (Marigny, A.de: Histoire des Arabes, Paris, 1760, Bd. 3, S.206).          

Abbasiler devrinde Türk, Acem, Arap asıllı İslam âlimleri matematik ve astronomi sahasında oldukça orijinal çalışmalar meydana getirmişlerdi. İslam âlimi al-Biruni'nin' (973-1048)Kopernikus' dan 500 sene önce dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü belirtmesi bugün Avrupalılar tarafından bile kabul edilmektedir. İslam âlimlerinin Avrupalıları matematik, astronomi ve teknik alanda da etkiledikleri muhakkaktır. Kopernikus 1530' da meşhur eseri "De revolutionibus orbium coelestium" da İslam astronomlarından as-Sarkali (1028-1087) ile al-Battani'yi (877-918) zikreder. Büyük Türk Selçuklu hükümdarı Sultan Melikşah (1055-1092) İsfahan ve Bağdat'a rasathaneler tesis etmişti. Bu rasathanelerde Ömer Hayyam, Ebu'l Muzaffer İsfizari, Meymun en-Necip el-Vasiti gibi meşhur astronomlar çalışmaktaydılar. Sultan Melikşah için yeni bir takvim (Celali Takvimi) bu devir İslam astronomlarınca vücuda getirildi. Sadece matematik ve astronomi, fizik, tip değil, teknik de İslam-Türk kültür çevresinde büyük bir gelişmeye mazhar olmuştur. İstanbul'daki kütüphanelerde bulunan mekanik, otomatik makine konstruktionlarına ait çok sayıdaki elyazma eserler bunu göstermeye kafidir. Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun parçalanmasından sonra ortaya çıkan küçük Türk devletlerinden Artuklular zamanında da teknik alanda eserler meydana getirilmiştir. Diyarbakır'da hüküm süren Artuklu hükümdarı Meliküs-Salih Nasrüddin Ebu'l Feth Mahmud b. Kara Arslan b. Davud b. Sökmen b. Artuk (1200-1222) un teşviki üzerine, Bed'i al-Zaman Ebu '1-Izz İbn İsmail İbn el-Rezzaz el-Cezeri bir sürü otomatik makineler, su saatleri, su pompaları, su terazileri ve musiki aletlerinden konstrüksiyon resimleriyle bahseden "Kitap el-cami beynel-ilim vel-amel el-nafi fi sinaat el-hiyel" isimli bir eser yazmıştır. Kitabın orijinal nüshası mevcut değilse de, dördü Topkapı Sarayı Müzesinde (III. Ahmed, Nr. 3472, Nr. 3461, Nr.3350 ve Hazine Nr. 414) ve biri Süleymaniye Kütüphanesinde (Ayasofya Nr. 3606) olmak üzere beş el yazma nüshası Türkiye'de diğer 10 el yazma nüshası da Oxford, Leiden, Paris, Dublin ve Leningrad'taki kütüphanelerde ulunmaktadır.          

Bu eseri Oxford nüshası Alman bilim tarihçisi E. Wiedemann tarafından incelenmiş ve bunun neticeleri 1908 yılından itibaren çeşitli makaleler halinde yayınlanmıştır. Bu kitabin Oxford nüshası Donald R. Hill tarafından İngilizceye tercüme edilerek 1974'de yayınlanmıştır. Al- Hassan ise bu eserin çeşitli elyazma nüshalarını karsılaştırarak Arapça metnini İngilizce bir Özetle kitap olarak Halep'te 1979 yılında yayınlamıştı. Mevcuut el yazma nüshalar içerisinde her halde Topkapı Sarayı III. Ahmed amel kitaplığındaki 3472 numarada kayıtlı nüsha en değerlilerinden biri olsa gerek, zira bu nüshadaki resimlerin bizzat Bedi al-Zaman Ebu'1-lzz ismail ibn er- Rezzaz el-Cezeri tarafından çizildiği, yazıların da Muhammed ibn Yusuf ibn Osman tarafından müellifin orijinal nüshasından kopya edildiği belirtilmektedir. Bu konuda değerli bir araştırma yapan Prof. Dr. Kazım Çeçen'e göre, bu eserin Oxford'da Bodleian'daki elyazma nüshasında, el-Cezer'i'nin orijinal kitabını cemaziyülahir 602 (16 Ocak 1206) da bitirmiş olduğu, buna karşın III. Ahmed kitaplığındaki 3472 numaralı nüshada, bu yazma nüshanın Şaban 602 sonu (10Nisan 1206) da bitirilmiş olduğunun belirtilmesi ve burada el-Cezer'i'den  Rahmetullah diye bahsedilmesi, el-Cezer'i'nin bu iki tarih arasında öldüğüne delalet eder. Buna göre el-Cezer'i'nin Artuklu Sarayında 570 (1174) ile 602 (1206) yılları arasında 32 yıl çalışmış olduğu görülmektedir. Ama herhalde bir istinsah hatası olarak bu eserin Süleymaniye Kütüphanesindeki nüshasında (Ayasofya Nr. 3606) varak 2a'da el-Cezer'i'nin Artuklu sarayında 25 yıl Reis'ül-Âmal (Baş mühendis olarak) çalıştığı belirtilmektedir. Eserin önsözünde, el-Cezer'i, kendisinden çok önce gelen alimlerin kitaplarını ve çalışmalarını gözden geçirdiğini, ama nihayet onların tesirlerinden sıyrılarak problemleri kendi gözüyle çözdüğünü belirterek: "Bu kitap, yamanan bazı yırtıkları, tasnif edilen bazı usulleri ve keşfedilen bazı planları ihtiva etmektedir. Bu yünden başka bir eserin mevcut olduğunu zannetmiyorum " cümleleri ile eserinin önemine işaret etmektedir. Altı bölümden oluşan eserinde el-Cezer'i su saatleri, kandilli su saatleri (10 şekil), şarap meclisleri ilgili kapkacakların konstrüksüyonları (10 şekil), hacamat (kan aldırma) ile ilgili ibrik ve taşların yapılması (10 şekil), havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatlarının planları (10 şekil), derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükseğe taşıyan aletlerin planları (5 şekil) gibi önemli teknik konulara ait buluşlarını ortaya koymaktadır.         

Hısn Keyla'da altında çarsılarıyla bir köprü, kervansarayları ve diğer ya pılarıyla bir semti kaplayan büyük bir komplex Türk Artuk hükümdarı Fahreddin Karaarslan'ın isteği üzerine belki de mühendis el-Cezeri tarafından inşa edilmişti.           

Sadece Artuklular da değil, diğer Selçuklu beyliklerinde, sonraları Türk Memluk sultanları devrinde Suriye ve Mısır'da teknik ve tabii ilimlerin teşvik edilip, geliştirildiği örülmektedir.           

Bilhassa ilk haçlı seferleri esnasında, çok sayıda hıristiyan ordusuna karşı Türk-İslam âleminin muzaffer olabilmesi için İslam âlimlerinin barutun ve patlayıcı silahların keşfiyle daha XII. yüzyılda meşgul olmaları mecburiyeti hâsıl olmuştu. Kaşkarlı Mahmud'un bunduk atan iptidai bir tüfekten bahsetmesi, sonraları Aydınoğullarının zemberekle mermi atan ve ses çıkaran tüfekler kullanmaları, barutla birlikte ilkel şekliyle tüfeğin Türkler tarafından keşfedildiğini gösteriyor. Selçuklular Sivas ta XII. Y.y.da harp makineleri imal eden tesislere sahiptiler.

İslam mühendislerinin daha 1249 senesinde Kral Ludwig der Heiligen'nin komutasındaki 5. haçlı ordusuna karşı patlayıcı silahlar kullandıkları harbe şahit olan bir fransızın haberinden anlaşılmaktadır.          

Çinlilerin daha önce 1232 senesinde Pien-king'i Moğollara karşı müdafaada patlayıcı madde kullandıkları, Çin İmparatorluk vakayinamesi Tung-kiang-kang-mu' da belirtilmektedir.

Ama Çinlilerin kullandığı bu patlayıcı maddenin mucidinin, Çin başkomutanı Wei-sching olup olmadığı kesinlikle belli değildir.          

Yalnız Türk-İslam âleminin bu devirde patlayıcı madde ve balistik silahlar imalinde Çin'den ileri olduğu, gene eski Çin kaynaklarındaki Kubilay Han devrine Ait şu malumattan anlaşılmaktadır:        

1271-1273 senelerinde Kubilay Han Çinlilerin Hangshow ve Hsiang-yang şehirlerinin muhasarasında kendi ordusunun muzaffer olması için Abaka Han'dan (Çince transkriptionu Apu-ko-wang) İslam mühendisleri göndermesini rica etmişti. Gene Çin kaynaklarına göre Abaka Han, Kubilay'Han'a Alâeddin ve İsmail isimli iki tane Türkistanlı, müslüman mühendis gönderdi. Müslüman ve Türkistanlı olan bu mühendislerin Türk oldukları aşikârdır. Bu iki Türk-İslam mühendisi muhasara edilen Hangshow şehri önünde balistik silahlar cinsinden makineler inşa ettiler, Mühendis Alâeddin sonraları General Alihaya'nın ordusu ile Yang-tsze nehrini aştı ve bir çok Çin şehirlerinin fethinde büyük rol oynadı. Birçok taltiflere gark edilen Alâeddin 1312 senesinde öldü. Oğlu Ma-ho-scha babasının mesleğinde çalıştı.           

Diğer Türk-İslam Mühendisi İsmail (Çince transkriptionu I-ssu-ma-yin) 1273 senesinde Moğolların Hsiang-yang şehrinin muhasarasında bulundu. Şehrin güney doğusunda balistik bir silah karakterinde bir harp makinesi inşa etti. Bu harp makinesi ateşlendiğinde yer ve göğün sarsıldığını, düşen güllelerin yere 7 feet gömüldüğünü, her şeyi mahvettiğini Çin kaynakları belirtmektedirler. 1330 senesinde ölen mühendis İsmail'in oğlu Yakup da babasının mesleğinde çalıştı.           

Türk Atabeklerinin tesis ettikleri medreseler, hastanelerle XIII. Yüzyılda Suriye (ve bilhassa Şam) büyük bir ilim merkezi idi. Haçlı seferlerinin kanlı harplerine sahne olan Suriye'deki İslam âlimlerinin barut ve patlayıcı silahlar imali ile uğraşmaları gayet tabiidir. XIII. Yüzyılda İslam âlimleri barutu roketler için kullanabilecek kadar teknik bilgiye sahiptiler.           

XIII. yüzyılda İslam âlimi Hasan ar-Rammah Nacm ad-Din al-Ahdab' ın yazdığı "Kitap alfurusiya val-munasab al-harbiya" ve "Niyahat al-su'ul val-umniya fi ta'allum a'mal al-furusiya" isimli eserlerde patlayıcı maddelerden, ateşli silahlardan ve ilk olarak roket sistemi ile çalışan torpidolardan bahsedildiği görülür. Hasan ar-Rammah'in 1275 senelerinde yazdığı bu harp tekniğine ait eserde patlayıcı madde ile dolu roket sistemiyle çalışan, ateşleme yeri olan torpidonun resimleri de yer almaktadır. Hasan ar-Rammah Türk Memlukluları devrinde Sultan Baybars'ın zamanında Suriye'de yaşadı ve 1294 veya 1295 'de öldü. Bu Arapça eserin bir el yazma nüshası Topkapı Sarayı Kütüphanesinde bulunmaktadır.(Topkapı Sarayı A. 2651). Diğer bir nüshası Paris'te Bibliotheque National'de Ancien fond MS. 1127 numarada kayıtlıdır.            

Topkapı sarayında bulunan diğer bir silah ve askerlik kitabı XIV. yy. da istinsah edilen ve üç ayrı eserden ibaret olan çok kıymetli bir belgedir. İlk kısmi Kitabül-ank fi'l-mancınık olup Eyyubi Türk komutanlarından Errenboğa Az-Zard veya daha yeni bir araştırmaya göre Mingili Boğa al-Şimmin adına yazılmış olup müellifi belli değil. İkinci kısım Türk komutanlarından Alâeddin Tayboğa al-Omar'i as-Saki al-Melik'i an-Nasir'in yazdığı roket, bomba, yanıcı oklara dair Kitab'ül-hiyel fi'l-hurub ve fath al-mada'in hıifz ad-durub adlı kitaptır. Aslında 1356'da istinsah edilmiştir. (Topkapı Sarayı A.3469, Es'ad Er. Kütüph. No. 1884). Sonraları barutlu patlayıcı silahların İspanya'daki müslümanlar tarafından hristiyanlarla yaptıkları savaşlarda kullandıkları görülür. İspanya' daki müslümanlar patlayıcı silahları ile 1325'de Baza, 1331 'de Alicante, 1342'de Algeriras ve Crecy'de hıristiyan şövalyelerinin ordularına karşı zaferler kazandılar.            

Tabii ilimlere ve tekniğe ait İslam eserlerinin Latinceye tercümesiyle Rönesans devrinde Avrupa hıristiyan âleminde teknik ilerlemeler mümkün olabildi.           

Avrupa'da ilk olarak İtalyan mühendisi Giovanni de Fontana su mayınlarını (See Minen) tasarlayan kimsedir. Giovanni de Fontana 1420 senesinde, surların ve yapıların yüksekliklerini ölçmeye yarayan roket sistemi ile çalışan bir "mekanik kuş" konstruktionu tasarlamıştı. Yalnız bu uçan mekanik kuşun tatbikat sahasına konulup konulmadığı malum değildir. Diğer bir İtalyan mühendisi Giovanni Torriano da XV. yüzyılda tahtadan uçan bir mekanik kuş yapmıştı.          

XV. yüzyılda Alman Astronomu Regiomontanus'un da uçan mekanik bir kartalla, sivrisinek yaptığı biliniyor. Esas ismi, Johann Müller olan Regiomontanus bir ara Papa IV. Sixtus tarafindan Regensburg'a Kardinal olarak tayin edilmişti. Roma' da bulunduğu sıralarda 1470 veya 1477 senelerinde vebadan veya zehirlenerek öldüğü eski kaynaklarda belirtilir. Regiomontanus'un uçan mekanik konstruktionlarından 1739 senesine ait bir kaynakta aynen söyle bahsedilmektedir.         

(..Onun (Regiomontanus 'un) hakkında şunu belirtmek lazım ki, Regiomontanus makine yapmakta o kadar usta idi ki, o demirden uçan bir sivrisinekle, tahtadan veya bazı kaynaklara göre metalden uçan bir kartal yapmıştı. Bu mekanik uçan kartal, İmparator, Maxilian Nürnberg'e geldiğinde onu uçarak karşılamış ve ona şehre kadar refakat etmişti".          

Regiomontanus meşhur İslam Astronomu al-Battani (877-918)nin Astronomik eserine şerh yazmış ve bu al-Fargani'nin eseriyle birlikte 1537 senesinde Nürnberg'de neşredilmişti. Bu eserin 1645 senesinde Bologna'da yapılan ikinci baskısında ki isim şöyle idi:(Johannes Regiomontanus 'un bazı ilaveleri ile Muhammed al-Battani'nin Astronomiye ait kitabı ".           

Leonarda da Vinci çoğu kere fotoğraf makinesinin ilkel şekli karanlık kutunun (Camera obscura), tulumbanın, çarkın, uçan makinelerin ilk mucidi olarak gösterilir. Ama Leonarda da Vinci'nin İslam âlimlerinin tesiri altında kaldığı bilhassa Al-Hazen'in eserinden ilham aldığı delillerle malumdur. Burada şunu da belirtmek lazımdır ki İslam mühendisi Ahmed b. Musa'nın teknik eserinin el yazma nüshası hala Vatikan Kütüphanesinde mevcuttur.          

Ayrıca Avrupa hıristiyan âleminden daha önceleri Türk-İslam kültür aleminde ilk uçma denemelerine girişilmiştir. Sayram'lı (İspiçaplı) bir Türk alimi uçmanın fiziki nedenini araştırmak için kuşların kanat yüzeyleri ile ağırlıkları arasındaki bağıntıyı araştırmıştı. Bu çalışması aerodinamik sahasında çığır açan bir niteliktedir. "Eski Türkler cennete uçmak derler. Cehenneme de Tamuk veya Tamu derler. Tamuk üstü kapalı bir bina demektir. Uçmak ise göğe ağmak demektir."          

Nitekim Sultan Veled'in 1925'de Veled Çelebi İzbudak tarafından Vekâleti hesabına bastırılan "Divan-i Türki Sultan Veled) eserinin içerisindeki gazellerde de uçmak sözü geçmektedir. Mesela:

 Uçmak aşından dilervem bir çanak

 Nur hamurundan iki üç bazlamaç

Tahurdur hak sucusu uçmak içre

Eğer tahirsen andan sen içersin.        

Uçmanın Türklerde bu kadar arzu edilen kutsi bir ideal olması bilinince, Türkistan'ın Farab şehrinde doğan, büyük Türk âlimi İsmail ibn Hammad al-Cevheri'nin daha XI. yüzyıl başında uçma denemesine kalkışmasına şaşmamak gerekir. "Al-Sihah" isimli meşhur eserin

sahibi olan al-Cevher'i Nişabur'da iken uçma denemesine girişmişti. Kendi başına ağaçtan imal ettiği iki kanatı bir iple bağlıyarak Nişabur'daki bir caminin damına çıktı. Şaşkınlıkla ve merakla caminin etrafına toplanan Nişabur ahalisine:          

"Ey ahali benim yaptığım buluşu şimdiye kadar kimse yapmamıştır. Sizin gözlerinizin önünde şimdi uçacağım. Dünyada yapılacak en mühim şey göklere uçmaktadır. Ben de onu yapacağım" diyerek iki kanadı ile caminin damından kendini aşağıya bırakıyor. Bir müddet uçtuktan sonra, yere düşerek ölüyor. Cevheri'nin ölümüyle neticelenen uçma denemesinin tarihi eski kaynaklarda 1003 (393 H.), 1007-1008 (398 H.), ve 1009-1010 (400 H,) olarak verilir.        

Böyle ilk uçma denemeleri İslam kültürünün parlak devrine rastlayan IX. Yüzyılda da İspanya' da yapılmıştır. Kristal imalini keşfeden İslam âlimi Abbas b. Firnas 880 senesi kendi yaptığı uçucu yüzeylerle uçma denemesi yapmış, bir müddet uçtuktan sonra hiç bir yeri zedelenmeden yere tekrar inmiştir.            

Türk- İslam kültür çevresinde yapılan uçma denemelerinden belki de en enteresanı Sultan Murad IV zamanında 1630-1632 senelerinde İstanbul' da Hazerfen Ahmed Çelebi ile Lâgâri Hasan Çelebi'nin yaptığı uçma denemeleridir. Bu uçma denemelerine bizzat şahit olan Evliya Çelebi, buna dair İstanbul Kütüphanelerinde el yazma nüshaları bulunan seyahatnamesinde malumat vermektedir:         

"Hazerfen Ahmet Çelebi: Evvela Ok meydanının minberi üzerinde rüzgârın şiddetinde kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada uçarak talim etmiştir. Sonra Sultan Murad Han Sarayburnu'ndan Sinan Pasa köşkünden seyrederken, Galata kulesinin ta tepesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar'da Doğancılar meydanına inmiştir. Sonra Murad Han kendisine bir kese altın ihsan ederek: Bu adam pek korkulacak bir adamdır, Her ne isterse elinden geliyor. Böyle kimselerin durması doğru değil diye Cezayir'e sürmüştür. Orada vefat eyledi"           

Evliya Çelebi'nin, Lâgârı Hasan Çelebi'nin kendi icadı olan rokete benzer yedi kollu fişekle uçuşuna ait haberi daha enteresan olup şöyledir:          

"Lâgâri Hasan Çelebi: Murad Han'ın Kaya Sultan adlı yıldız gibi temiz kızı doğduğu gece akika şenliği oldu. Bu Lâgâri Hasan, elli okka barut macunundan, yedi kollu bir fişenk icad etti. Sarayburnu'nda hünkâr huzurunda fişenge bindi. Talebeleri fitili ateşlediler. Lâgâri: "Padişahım! Seni Allah'a ısmarladım İsa nebi ile konuşmaya gidiyorum. Diyerek dualar ederek göklere çıktı. Yanında olan fişenkleri ateş edip denizin yüzünü aydınlattı. Gök kubbede, büyük fişenkliğin barutu kalmayıp ta yere doğru inerken, denize indi. Oradan yüzerek çıplak olarak padişahın huzuruna geldi, Yeri öperek "Padişahım! Isa nebi sana selam söyledi" diye şakaya başladı. Bir kese akça ihsan olunup yetmiş akça ile sipahi yazıldı. Sonra Kırım'da Selamet Giray Hana gidip orada vefat eyledi. Rahmetli yakın dostumuzdu. Allah rahmet eyleye.

Türklerin İstanbul'daki bu uçma denemelerinden Chester Baş papazı ve matematikçi Dr. John Wielkins 1638 senesinde yazdığı "Wilkins discovery of  aNew Vorfl" eserinde bahsetmektedir. Buna kaynak olarak da Kanuni Sultan Süleyman devrinde İstanbul'a Avusturya Elçisi olarak gelen G. Busbequius'u göstermektedir.

1941 senesinde neşredilen "The Birth of Fligh" isimli eserde de Türklerin İstanbul'daki denemelerine G. Busbeguius kaynak gösterilerek kısa bir şekilde şöylece temas edilmektedir:"If it be enquired what means there may be conjectured for our ascending beyond the space of the earht's Magnetical Vigor, I answer: It is nat perhaps impossible that a man may be Able fo fly by the application of wings to his own Body as Mercury an Daedalus are feigned and as has been attempled by Divers, particularly by a Turk in Conslantinople as Busbequius relales.

Buna göre daha Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı Türklerinde uçuş denemelerinin başladığını kabul etmek gerekmektedir.

Havacılık tarihinde yeni bir çığır açan Hazerfen Çelebi'nin Cezayir' e sürülmesi, Lâgâri Hasan Çelebi'nin ise yeterli derecede alaka görmemesi, sonradan Kırım'a gitmesi bu alanda tekâmülün neden devam etmediği sorusuna cevap teşkil edecek mahiyettedir.

Türk mühendisi Lâgâri Hasan Çelebi'nin kendi icadı olan füzeye benzer yedi kollu fişenkle havaya uçup, sonradan kartalınkine benzeyen kanatla salimen denize inmesi, Amerikalıların bugün yaptıkları feza denemelerindeki paraşütle denize inmeleri metoduna çok benzemektedir. Bu bakımdan Lâgâri Hasan Çelebi roket tekniğinde çığır açan bu uçma denemesiyle havacılık tarihinde özel bir yer almaya layıktır. Lâgâri Hasan Çelebi'nin bu basarısı, XII. ve XIII. Yüzyıllarda Selçuklular devrinde barutun ve ateşli silahların ilk olarak tekâmülü, Türk-İslam mühendisleri tarafından balistik silahların inşa edilmesi ve hatta roket sisteminde çalışan torpido planlarının yapılması gibi Türk-İslam dünyasındaki teknik tekâmülün bir neticesidir. Zaten gerek İstanbul'un zaptında gerekse Osmanlı İmparatorluğu'nun üç kıtaya birden yayılmasında Türklerin patlayıcı silah imalinde teknik alanda daha ileri bir durumda olmasının büyük bir rol oynadığı muhakkaktır. Unutmamak lazımdır ki, Lâgâri Hasan Çelebi'nin bu rokete benzer vasıta ile uçma denemesini yaptığı zaman Osmanlı İmparatorluğu Sultan IV. Murad devrinde son parlak devrini yaşamaktaydı. Evliya Çelebi'nin bu uçma denemeleri hakkında verdiği en mühim haberlerden biri de Lâgâri Hasan Çelebi'nin bu denemeden bir süre sonra Kırım'a Selamet Giray Han'ın yanına gittiğini ve bilahare orada vefat ettiğini belirtmesidir

Rus roket tekniği âlimi S.N. Kuzmenko'nun yaptığı araştırmalara göre, ilk olarak Rusya' da Ukrayna bölgesinde XVII. yüzyıldan sonra roket tekniği ile ilgili çalışmalar başlamış olup, rokete ait ilk tarife Ukrayna'da 1650 senesinde rastlanmaktadır. Sonraları Nikolojev ve K.I. Konstantinov (1818-1871) Rus tekniğinin bugünkü başarısını sağlayan çalışmalarını gene Ukrayna'da bu ilk çalışmalar üzerine kurdular.

 Ukrayna'daki ilk Rus roket tekniği çalışmalarının Lâgâri Hasan Çelebi'nin Kırım'da ikameti ve ölümünden hemen sonraya tesadüf etmesi, Rus Roket tekniği alanındaki çalışmalarda Türk mühendisi Lâgâri Hasan Çelebi ile talebelerinin tesiri olabileceği görüşünü destekler mahiyettedir. 26 Ağustos 1971 de Moskova'daki XIII. İlimler Tarihi kongresinde bu tezi savunduğumda, Ukrayna'daki Rus roket çalışmaları hakkında bilgi veren Rus bilim adamı S.N.Kuzmenko bu hususta benimle aynı fikirde kendisinin de bunu destekleyici mahiyette Rus arşivinde çalışmalar yaptığını belirtti.

Sultan Ahmed III(1703-1730) devrinde Humbaracılar sınıfının 2. halifesi Ali Ağa'nın yazdığı Topkapı Sarayı'ndaki "Ummul-Gaza" isimli eserde 17.y.y.ın kale kuşatmalarında kullanılan kendi icadı "tulumba"isimli roketler tarif ve tasvir edilmektedir. Bunların 11-12 arşın (7-8 m) boyunda olduğu ve çapının bir insanın güçlükle kucaklayabileceği bu eserde resimleri ile belirtilmektedir. Ali Ağa bu eserinde savaşlarda başarısızlıkları silah icadında ve gelişmesindeki duraklamaya atfederek, padişaha yeni silahlar geliştirilmesini tavsiye etmektedir. Böylece bu alanda Türk-İslam dünyasındaki gelişmelerin ve yeni buluşların artık sona erdiği görülmektedir.

(İlim ve Sanat Dergisi 1986)

 
Geri