NEV'İYAT // TASAVVUF-TARİKATLAR  
TARİFİ

TASAVVUFUN TARİFİ

Tasavvuf ebedî saadete nail olmak için nefsi tezkiye, ahlâkı tasfiye, zahir ve batını tenvir hallerinden bahseden bir iMevlânâ Cami, a.g.esr., s. 181.
10-Ş. Şerif Cürcânî, et-Ta'rifat, İst., 1300. h.s. 40.
11-M. Arabî,. Istılâhatu's - Sofiyye, İst., 1300, h.s. 11.
12-Mevlânâ Câmîlimdir. Tasavvufu kaiden ziyâde bir hâl ilmi olarak da ifâde edebiliriz. Her ilim gibi, tasavvuf ilmi­nin de tarifi yapılmıştır. Tasavvuf, diğer İslâmî ilimlerden farklı olarak, -mutasavvıflarca- çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Bu tariflerin, her sofinin işgal ettiği makama göre yapıldığını gözden uzak tutmamak lâzımdır. Biz burada bazı tarifleri zikrederek mevzuu tamamlayacağız:
a)Ma'ruf Kerhî (ölm. 200/815): “Tasavvuf gerçekleri almak, mahlûkatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır.” (1)
Gerçekten murat malâya'nî ile uğraşmamak, zamanı boşuna geçirmemektir. İnsan yaradılış gayesine uygun olan hayatı yaşamalıdır. Aksi halde ahlâkî olgunluğa eremez. Kesb-i kemâl ve seyr-i cemâl gerçeğe yönelik çalışmaların neticesidir.
Halkın elinde olanlardan murat mâsivâdır. Mâsivâdan kalbî alâkanın kesilmesi, dünya malına, mansıbına fazla değer vermemek şeklinde ifâde edilebilir. Allah rızâsı için istenen mal ve mevkî bunun dışındadır.

Ger ser-i mûyî taalluk hest mahrûmî becâst
Her ki in zünnar dâred der harem nâ mahremest.

Şayet sende dünya ile kıl ucu kadar kalbî alâka bulunursa, Hakk'ın ma'nevî ni'metlerinden mahrum kalmaya mahkûm olursun. O kıl kadar alâka bir zünnar -alâmet-i küfür- dür ki, insanı gizli şirke götürür. Bu gibi kimseler İlâhî hareme de yabancı kalırlar.

Kıl kadar kalsa vücûdundan eser,
Alamazsın kıl kadar andan haber.

“Yapılan her ne varsa âlemde — Hep yıkılmak için yapılmıştır,

Beşerin pek zavallı idrâki — Bir çürük varlığa kapılmıştır.” (Ferid Kam)

b-Seriyy Sakatı (ölm. 257/871)

“Tasavvuf üç manâyı içine alan bir isimdir:

1-Ma'rifetin nuru vera'ın nurunu söndürmez,

2-Kitap ve Sünnetin zahirine aykırı düşecek şekilde bâtın ilminden bahsetmez.

3-Kişinin kerametleri kendisini, Allah'ın insanlara mahrem kıldığı sırlarım açıklamaya teşvik etmez.”(2)

Burada ma'rifetten murad ilimdir. Îlim vera'ı (takva) kuvvetlendirdiği nisbette faydalıdır. İttikâ böyle bir ilim sayesinde gerçekleşir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de : “Allah'tan kullan içinde âlimler korkar.”(3) buyrulmuştur.

Vera'ın nurunu söndüren ilim insanlık için tehlikelidir:

“Medeniyyette çok terakki var -Galiba müntehâsını bulacak. Bu terakki devam ederse eğer- Beşeriyyet belâsını bulacak.” (Ferid Kam)

c-Cüneyd Bağdadî (ölm. 298/910) :

“Tasavvuf mâsivâ ile alâkayı keserek Allah ile beraber olmaktır.” (4) der. Cüneyd diğer bir tarifinde de tasavvufun sulh ile değil, cenk ile hâsıl olacağından söz ederek, bu mesleğin aynı zamanda büyük bir nefis mücadelesi olduğunu belirtmiştir.

Cüneyd'e tasavvufun ne olduğu sorulduğu zaman, O : “Tasavvuf bir haldir ki, her zaman kul ile beraberdir.” demiştir. Buna; tasavvuf, her zaman kul ile beraber olan bir haldir de diyebiliriz. “Bu hal Hakk'ın sıfatlarının tecellîsi midir, yoksa halkın –insanların- vasıflarından mıdır?” sorusuna da Cüneyd : “Sıfat olarak Hakk'ın, merasim ve şekil olarak da halkındır.” cevabını vermiştir. Bu, Hakk'ın namütenahi tecellîleri -O her an bir iştedir- (5)mahlûkatta tezahür eder, demektir.

d-Kuşeyri (ölm.  464/1073): “Tasavvuf,  mâsivâllahtan (Allah'dan başka herşeyden) müstağni olmak, bilinmemeyi ihtiyar etmek ve hayırlı olmayan şeylerden sakınmaktır.”(6) der. Bu tariften murat, kalb evini Hakk'ın tecelli mahalli kabul etmek, bu yüzden mâsivâya bigâne kalmak, riyadan arınmış bir gönle sahip olup takva yolunda azimle yürümektir.

“Ol ganiyim ki bu bâzâr-ı fenada feleğe. Metelik vermek İçin bende bozukluk yoktur.” Hafız Yusuf Ararat

e-Ali b.  Sehl el-İsfahânî (ölm.  273/885): “Tasavvuf,  Hakk'ın gayrından uzak ve mâsivâdan hâli olmaktır.” (7)

f- Ebû Hasan el-Müzeyyen (ölm. 328/940–41): “Tasavvuf Hakk'a bağlanmaktır.” (8)

g-Ebû Ya'kub (ölm. 330/942): “Tasavvuf, beşeriyete ait olan vasıfların kaybolmayıdır. “(9)

h-Seyyid Şerif Cürcânî “Tasavvuf şeriatın zahir ve bâtınını, ahkâm ve adabını bilip yaşamaktır.” (10)

i-Muhyiddin İbnü’l-Arabî (560-337/1165-1239-40): “Tasavvuf ubûdiyyet ahlakıyla süslenmektir.” (11)

j-Ebu'l-Hasan Bûşencî (ölm. 347/960) : “Tasavvuf emir ve nehiy tahtında sabretmektir. Tasavvuf emeli ihmal edip, amele devam etmektir.” (12)

Emelperest olmak inşam dünyaya bağlar. Nefsi doyurmak mümkün olmadığı için, onun beslenmesine yarayan emellerin de sonu yoktur. Her emel sonunda bir elem meydana getirir.(13)

Bağlıdır dâmân-ı haşre rişte-i tûl-i emel,

Hây u hûy-ı ehl-i dünya bitmeden dünya biter.

Tasavvufî tariflerin pek çoğunun “tamamen edebten ibaret” olduğunu beyan etmeleri de tasavvufun Allah ve Resulünün ahlakıyla süslenmek manasına geldiğini göstermektedir.(14)

Mevlânâ Celâleddin Rûmî edeb hakkında şunları söylüyor:

“Efendi! bilmiş ol ki edeb, insanın bedenindeki ruhtur.

Efendi! edeb, ricalullah'ın göz ve gönlünün nurudur. Eğer şeytanın başını ezmek dilersen, gözünü aç ve gör, Şeytanın katili edebdir.

İnsanoğlunda edeb bulunmazsa o insan değildir. İnsan ile hayvan arasındaki fark edebdir.

İman nedir? diye akıldan sordum. Akıl, kalbimin kulağına seslenerek İman edebdir dedi."(15)

İlâhî emir ve yasaklara teslimiyet, Peygamber (s.a.v.)'e tâbi olmakla gerçekleşir. Kur'an-ı Kerîm'in beyânına göre, “Peygamber en doğru bir yoldadır.”(16) “O'nun gösterdiği yoldan ayrılanın sonu hüsrandjr.” (17) “O'na itaat, bizzat Allah'a itaattir, O'na isyan eden Allah'a isyan etmiş olur.” (18) “O'na hizmet eden Allah'a hizmet eder, O'na inanan Allah'a inanmıştır.”(19) “O'nda müslümanlar için çok güzel örnekler vardır.”, “O'nun şahsı, söz ve davranışları müslümanlar için ilk ve son örnektir.”(20)

Sofilerin bu hususla ilgili sözlerinden örnekler:

Zünnûn Mısri (ölm. 245/859): “Ahlâkında, fiil ve hareketlerinde Allah Taâlâ'nın habîbi (s.a.v.)'in sünnetine uyan kimse, Allah'a olan sevgisini isbat etmiş olur.” (21)

Zünnûn'a muhabbetin neden ibaret olduğunu soranlara o: “Allah'ın sevdiğini sevmen, buğz ettiğinden uzaklaşman, her hayırlı şeyi benimsemen, Hakkı düşünmekten alıkoyan her şeyi terk etmen ve Peygamber (s.a.v.)'e uymandır.” cevabını verdi." (22)

Ebu Yezid Bistâmî (ölm. 264/76) : “Havada bağdaş kurup oturma kerameti gösteren bir adam gördüğünüz zaman, emir ve nehiy hududu­nu muhafaza, sünnete tabî olma ve Hakk’ın hukukunu yerine getirip ge­tirmediğini görünceye kadar ona inanmayınız.” (23)

Yine Bistâmî: “Kim ki Kur'an-ı Kerîmi okuyup, gereğini yapmasını, aza kanaati, cemaate devamı, hastayı gözetmeyi terk eder” Peygamber (s.a.v.)'in sünnetine yapışmazsa o, bid'at ehlidir.” diyor.

Cüneyd Bağdadî: “Bir kimse ki sözünde, hal ve hareketinde Kitap ve Sünnete uymazsa, ona uyulmaz.” (24) diyor.

Haris Muhasibî'ye (ölm. 243/857), Peygamber (s.a.v.) rüyasında, Allah Teâlâ'nın, kadrini niçin yücelttiğini şöyle anlatıyor:

“Sünnetime tâbi olduğundan, salih kimselere hizmetinden, ihvana nasihatından, ashabıma olan muhabbetinden.”(25)

Hoca Bahâeddin Nakşbend (ölm. 791/1389): “Bütün hallerinde ayağını emir ve nehy seccadesi üzerine kovasın. Sünnete bağlanıp, mucibinde amel edesin. Taviz ve bid'atlardan uzaklaşıp, her an Rasûluilah (sav.)'in hadislerini rehber kabul edesin.” (26)

Mevlâna Celâleddin Rûmî: “Ben kul köle isem, Kur'an'ın bendesi ve Muhammedü'l - Muhtar (s.a.v.)'in yolunun toprağı, yani ayağının tozuyum. Eğer biri benim sözlerimde, bundan başka bir şey naklederse naklettiği sözden de, kendisinden de rahatsız olurum.(27)

*******************************************************************************************************

1- Kuşeyrî, er-Risâletü'l - Kuşeyriyye, Mısır, 1966, 2/552.
2-a.g.e, 1/65.
3-Fâtır, 28.
4-a.g.e, 2/553.
5-Rahman: 29.
6-a.g.e. s.1 553.
7-Mevlânâ Câmî, Nefehâtü'l - Üns, Ter. Lâmii Çelebi, s. 156.
8-Kuşeyrî, a.g.e., s- 553-
9-, a.g.esr., s. 298-13-Ali Ekrem Bolayır'ın "Tazmin" yollu yazdığı "ümit" manzumesinde bu husus çok güzel anlatılmıştır:

Ümmid cihandan da büyük, zevk ise mahdûd
Her saati ömrün emel-efzâ. elem-efzûd
Mazi mütevâli ezelî sâye-i memdûd
Müstakbel ebedle dolu bir makber-i mesdûd
Hâl ise saadet gibi, rahat gibi mefkûd
Feryâd ez in nev vücûd-i adem - âlûd.”
14- Kuşeyrî, a.g.e s.96, Sülemi, Tabakat, s.167
15-Tahir Olgun. Şerhi Mesnevi. Konya, 1963. 1/114 -115.
16-el-Enam: 161, Yâsîn: 4.
17-el-Ahzâb: 21.
18-en-Nisâ: 69, 80.

19- Muhammed: 33, el-Enfâl: 1, 20,46, et-Tevbe: 71, Âli İmrân: 32, en-Nisâ: 59. Maide: 92, en-Nûr: 54-56.
20- el-Enbiyâ: 107
21- Kuşeyrî, a.g.e., s. 55.
22- Sülemi, a.g.e. s. 18.
23- Kuşeyri, a.g.e. s. 82.
24- Kuşeyrî, a.g.e. s. 107.                   
25- Kuşeyrî, a.g.e. s. 69
26-Mevlânâ Câmi, a.g.e. s. 177.
27- Tahir Olgun, a.g.e. s. 1/143.
(Dr. Selçuk ERAYDIN, Tasavvuf ve Tarikatlar 28-29)

 
Geri