NEV'İYAT // TASAVVUF-TARİKATLAR  
KERAMET

KERAMET
 
 

Keramet lügatte, ikram manâsına gelir. Istılahta ise, mümin ve sâlih bir kimsede meydana gelen harikulâde hallerdir.

Kerametin, velayetin şartı olmadığını söyleyebiliriz. Yani kerametin her velîde mutlaka bulunması gerekmez.

Kerametin bazen sâlih kimselerin dışında başkalarında da görüldüğü bir gerçektir. Bu gibilerde zuhur eden olağanüstü hallere İSTİDRAÇ veya SİHİR ismi verilir.

Keramet ile istidrac arasındaki farkı ayırt etmek için elde mevcut ölçü, hal ve davranıştır. İslamı yaşamayan, müslümanda bulunması lâzım olan vasıflara sahip olmayan fâsık ve günahkâr kimselerde zuhur eden harikulâde hallere istidrac veya sihir ismi verilir. Kerametin istidracla hiçbir alâkası yoktur. Keramet Allah Teâlâ'nın dostlarında (velî- evliya) zahir olan olağanüstü hallere verilen isimdir.

Keramet sahibi, İslâmî inançlara bağlı, şehevî ve nefsanî arzulardan uzak, gönül aynası berrak, âbid ve zâhid bir kimsedir. Allah Teâlâ böyle kimseler hakkında:

“Haberiniz olsun ki Allah'ın velî kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” (1) buyurmuştur.

İslâm âlimleri kerametin caiz olduğunu, bunun, velayet mertebesine ulaştığını iddia eden yalancıdan, gerçek olanı ayırmaya yarayan bir kıstas sayılacağını kabul etmişlerdir. Bununla beraber kerametin hak olmakla beraber esbâb-ı ilimden sayılamayacağını ve başkalarına delîl olamayacağını hatırlatmak lâzımdır.

Tasavvuf erbabı, her ne kadar keramet izharını menetmiş ise de, inançsızlara karşı gerçeğin üstünlüğünü, göstermek ve istidrac ehlinin sihirlerinin hükümsüz olduğunu ispatlayıp, müminlerîn inançlarını şüphelerden uzaklaştırmak için keramet izharının cevazına hükmetmişlerdir. -Meşru' sebepler dışında- nefsin hoşlanması, iftihar, gurur v.s. için yapılmak istenen keramet zemmedilmiştir.

Kısaca ifâde etmek gerekirse, kerametin sıhhati, kişinin dine olan sevgi ve alâkasına bağlıdır.

Keramet, ihtiyari ve gayr-ı ihtiyari olmak üzere iki kısımdır. İhtiyar dışı olan kerametin izharı zarurîdir. İhtiyarî olan da din için faydalı ise caiz görülmüştür.             '

Keramet ayrıca ma'nevî ve hissi (ilmî ve kevnî) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Halkın arzuladığı ve dilinden düşürmediği hissî, yani maddi keramettir.(Kerâmet-i kevniyye.)  Gönüllerden geçeni bilmek, su üzerinde yürümek, havada uçmak, tayy-i mekân v.s. gibi hususlar hissî keramet cümlesindendir. Ma'nevî veya ilmî kerametleri (kerâmet-i ilmiyye) avam değerlendiremediği için fazla iltifât etmemiştir. Meselâ güzel huylu olmak, kötülükleri terk etmek, ibâdetleri zamanında edâ, insanlara hizmet, insanların, kusurlarıyla değil de dertleriyle ilgilenmek, örnek ahlakıyla, hayat iksiri olan söz ve davranışıyla ve bilhassa eserleriyle beşeriyete rehberlik etmek, onların hidâyete ermelerine vesile olmak v.s. gibi hususlar ma'nevî keramettir.

Mu'cize, peygamberlerin, peygamberliğini isbat için -Allah'ın izniyle- meydana getirdiği olağanüstü şeylerdir. Mucize ve keramet arasındaki fark mucizenin izharının, kerametin ızmarının(gizlenmesinin) vâcib olmasıdır.

Ebû Ali Rudbâri:

“Allah Teâlâ peygamberlerine mucizenin izharını farz kıldığı halde, halk arasında fitneye vesile olmasın için velilerin kerametini ızmarını (gizlemesini) farz kılmıştır.” der. Ayrıca bu, enbiyânın ukubetinin vahyi ve mu'cizeyi hapsetmesi, evliyanın ukubetinin de kerameti izhar etmesi şeklinde ifâde edilmiştir.

Keramet izharına “hayzı rical” ismi verilmiştir. Velayet mertebesine ermiş kimselerin örnek hayatı, sözleri, eserleri bir tarafa bırakılıp, kevnî kerametlerine itibar etmek, irşad için faydalı olamaz. Zira velînin alâmet ve kerameti:

a-Allah Taâlâ'nın emrine ta'zim,

b-Bütün mahlûkata şefkattir. Yani Mevlâ'nın hukukunu edâ ve O'nun mahlûkatına şefkat ve muhabbettir. Yetmiş iki millete bir göz ile bakmaktır.

Keramet göstermek, “hayz-i rica” sayıldığına göre, evliyanın keramet izharı bir zaruretin neticesi olmalıdır.

Tasavvuf erbabının ehemmiyet verdiği hususlar; nefis tezkiyesi, riya, nifak v.s. gibi kötü fiilleri terk ederek, ihlâs, sıdk, muhabbetu'llah ve muhabbet-ü Rasûlillah v.s. özelliklere sahip olmaktır. Tarikat şeyhleri, mürîdlerine, seyirlerinde gayelerinden uzaklaşmamaları için bu yüksek sıfatları şart koşmuşlardır.

Hz. Mevlâna kevnî keramete itibar etmediğini, gerçek kerametin Allah Teâlâ'nın kudretini idrak olduğunu şu sözleriyle anlatıyor :

“Bir kimse şayet buradan, bir günde veya bir anda Kâ'be'ye gitse, o kadar şaşılacak bir iş olmadığı gibi, keramet de sayılmaz. Çünkü sam yeli bile aynı kerameti gösterir. Keramet, Hakk'ın seni aşağı bir halden, yüksek bir hâle getirmesidir.” (2)


a)    Kerametin hak olduğuna dâir âyetler:

1-Ashâb-ı Kehf kıssasında zikredilen husus :

“Onlara baksaydın görürdün ki, güneş doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yönelir, battığı vakit de onların sol yanını kesip giderdi. Kendileri ise oranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın AYETLERİNDENDİR. Allah kime hidâyet ederse işte o, doğru yola erdirilmiş, küni de şaşırtırsa artık onun için hiçbir zaman irşad edici bir yâr bulamazsın.

Sen onlan uyanık kimseler sanırsın. Halbuki onlar uyuyanlardandır. Biz onları gâh sağ yanma, gâh sol yanına çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın giriş yerinde iki kolunu uzatıp yatmakta idi. Üzerlerine tırmanıp da hallerini bir görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirir, kaçardın ve her halde için, onlardan korku ile dolardı. Onlar mağaralarda üçyüz sene eğleştiler. Buna dokuz yıl daha kattılar.”(3)

2-Hz. Meryem'in kıssasında kuru hurma ağacının meyve vermesi ile ilgili âyet:

“...Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecektir.” (4)

3-Zekeriyya’nın (a.s.), Hz. Meryem'in yanına girdiğinde, O'nun yanında rızıklar bulduğunu; kendisinden başka kimsenin girmediği bu yerde   bulunan   erzakın nereden   geldiğini   Hz.   Meryem'den   sorduğunda : -Allah'ın indinden- cevabıyla ilgili âyet:

“...Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girdiyse, O'nun yanında bir yiyecek buldu: "Meryem! bu sana nereden geliyor?" dedi. O da : "bu Allah tarafından, şüphe yoktur ki Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir" derdi.” (5)

4-Hz. Süleyman'ın veziri Asaf b. Berhiya'nın bir anda Belkıs'ın tahtını Yemen'den Filistin'e getirmesini anlatan kıssa :

Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan zat: “Ben dedi, onu sana gözün kendine dönmeden (gözünü yumup açmadan) evvel getiririm.” (6)


b)    Kerametle ilgili hadisler:

Bu mevzuda rivayet olunan haberlerden:

1-Rahib Cüreyc menkıbesi. Cüreyc beşikte konuşmuştur.(7)

2-Peygamber (s.a.v.) den rivayet edilen meşhur mağara kıssası.

3-Bir sığırın konuşması.(8)


c)    Ashabdan bazılarının kerametleri hakkında birkaç örnek:

1-Hz. Ebu Bekir’in(r.a.) pek çok misafirine yemek verdikten sonra, artanların eskisinden fazla olduğu haberi.

2-Hz. Ömer’in (r.a.) Medine'de, minber üzerinde hutbe okurken, İslâm orduları komutanı Sariye'yi, düşman kuvvetlerinin kuşattığını görerek, dağa çekilmesi için seslenişi ve Sariye'nin bu sesi çok uzaklardan işiterek yerine getirmesi hadisesi.

3-Hz. Osman’ın(r.a.) kendisini ziyarete gelenler içinde, birinin gözünde zina eseri bulunduğunu haber vermesi.

4-Hz. Halid b. Velid’in  (r.a.) zehir içtiği halde, hiç tesir etmemesi.

Evliyanın kerameti ile alâkalı hususlar için Kuşeyrî Risâlesi'nin keramet bahsinde pek çok kıssalar mevcuttur. Bu hususta fazla bilgi almak isteyenler bu gibi eserlere müracaat edebilirler.


*************************************************************************************************

1-Yunus, 62

2- Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, Ter. M. Ülker Anbaraoğlu, İst- 1974, s. 185-86

3-Kehf, 17, 18, 25,

4-Meryem, 25.

5-Âli İmran, 37.

6-Neml, 40.

7-Buharî, Enbiya 48; Müslim, Birr: 2.

8-Buharî, Enbiya 54.

(Dr. Selçuk ERAYDIN, Tasavvuf ve Tarikatlar 50–53)
 

 
Geri