NEV'İYAT // TASAVVUF-TARİKATLAR  
KURUCULARI

TARİKATLAR ve KURUCULARI
 
 

Mahir İZ

Yukarıda da bir nebze bahsolunduğu vechile, büyük tarikatların ve vaktiyle Türkler arasında yaygın olanların pirlerinin terceme-i hâllerini, varsa eserlerini ve bizler için faydalı olan sözlerini zikrederek bu hususta muhtasar bir malûmât verilecektir.

Tarikat şeyhleri hakkında müridleri tarafından pek çok menkıbevî eserler yazılmış ve neşredilmiştir. Fazla bilgi edinmek isteyenler bu gibi kitaplara müracaat edebilirler.


1- KÂDİRİYYE TARİKATİ

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Bekr eş-Şibli, 3. Abdurrahman et-Temîmî, 4. Ebû'l-Hasan Ali bin Muhammed el- Kureyşî el-Hün-kârî 5. Ebû Saîd el-Mahzûmî, 6. Abdü'l-Kâdir Gîlânî.


ABDÜ'L-KÂDİR GÎLÂNÎ

Künyesi Muhyiddin Ebû Muhammed bin Ebi Sâlih'dir. Gavs-ı A'zam diye şöhret bulmuştur. Evliyâullahın büyüklerindendir ve Kâdiriyye tarikatinin pîridir. Nesebi İmam Hüseyin bin Ali bin Ebîbekr hazretlerine vâsıl olur. 470 (1077-78) tarihinde İran'ın Gîlan kasabasında dünyaya gelmiştir. Genç yaşında tahsil için Bağdad'a gitmiştir.

Kadı Ebû Saîd Mahzûmî'den fıkıh, Ebû Bekr bin el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinlemiş, bilâhare va'z ve tedrise başlamıştır. Hanbelî mezhebine mensuptur.

Sonraları Ebû  Zekeriyya  et-Tebrîzî'den  edebiyat  okumuştur.  Tahsilini tamamlayıp,  bir müddet daha Bağdad'da va'z u nasihatte bulunduktan sonra, halvete çekilip, riyâzetle yaşamaya başlamıştır. Bundan sonra seyâhate çıkıp, mücâhede-i nefse ve sahralarda ikametle zühd ve ibadete koyulmuş, o sıralarda Şeyh Ahmed Debbâs'la sohbet edip, kendisinden ahz-ı tarikat etmiştir. 528 (1134) tarihinde Ebû Sa'd Medresesi'nde ders verirken, aynı zamanda usûl-i fıkıh ve tasavvufa âit bazı kitaplar yazmıştır. 561 (1166) tarihinde Bağdad'da vefat etmiştir.

Abdü'l-Kâdir'in telifâtı umûmî olarak dinî mevzulara âittir ve ekserisi va'z ve hutbelerden ibarettir:

1.El-Gunye li Tâlibi Tarîki'l-Hakk: Sülûk ve ahlâka âit bir risaledir. Kahire'de 1288 (1871) tarihinde tab' edilmiştir.

2.El-Fıkhu'r-Rabbânî: 545-546 (1150-1151) yılları arasında verdiği altmış iki va'zdan ve bir zeyilden ibarettir. Bu kitap da 1302 (1885) tarihinde Kahire'de basılmıştır.

3.Fütûhu'l-Gayb: Oğlu Abdürrezzâk'ın topladığı çeşitli mevzular hakkında babası tarafından verilmiş yetmişsekiz va'azı hâvidir. 1304 (1887) tarihinde basılan "Behcetü'l-Esrâr"ın kenarındadır.

4.Hizbü Beşâiri'l-Hayat: Tasavvufî evrâddan ibarettir. İskenderiye'de 1304 (1887)'de basılmıştır.

5.Cilâu'l-Hâtır min Kelâmi'ş-Şeyh Abdi'l-Kâdir: Keşfü'z-Zünûn, c.l, s. 592'de zikredilmiştir.

6.El-Mevâhibu'r-Rabbâniyye ve'l-Fütûhu'r-Rabbâniyye fi Merâtibi'l-Ahlâki's-Seniyye ve'l-Makâmâti'l-İrfaniyye: Ravzatü'l-Cennât, s. 441'de zikredilmiştir.

7.Yevakîtü'l-Hikem: Keşfü'z-Zünûn, c. 2, s. 2053'de zikredilmiştir.

8.El-Füyûzâtü'r-Rabbaniyye fi'l-Evrâdi'l-Kâdiriyye: Bu eserde 1303 (1886) tarihinde Kahire'de basılmıştır.

9.Behcetü'l-Esrâr ve diğer terceme-i hâl eserlerinde mevcut olan mev'izalarından ibarettir. Eserlerindeki mev'izaların umûmî mevzuları şudur: Müridin bir müddet çile devresini geçirerek, dünyadan ta-mamiyle el çekmesi ve bundan sonra tekrar dünyaya dönüp, ondan haz ve nasibini alarak, başkalarını irşad etmesi.

Kâdiriyye  tarikatinin  şûbeleri:  Esediyye  Ekberiyye,  Mukad-desiyye,  Garibiyye,  Eşrefiyye,  Rûmiyye, Yâfiyye, Hamadiyye, Hilâliyye, Hindiyye'dir.


2- YESEVİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbârî, 3. Ebû Ali Kâtip, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Şeyh Ebû Kasım Kürkânî, 6. Ebû Ali Faremedî, 7. Hoca Yusuf Hemedânî, 8. Ahmed Yesevî


HOCA AHMED YESEVÎ

Ahmed Yesevî, ilk tahsil yıllarını Yesi'de geçirdikten sonra Mâveraünnehr'in büyük İslâm merkezi olan Buhara'ya geldi. Buhara o sırada İslâm kültürünün çok mühim bir merkezi bulunuyordu. Ahmed Yesevî, Buhara'da devrin en ileri gelen âlim ve mutasavvıflarından  Şeyh Yusuf Hemedânî'ye intisap  ederek,  onun  nüfûzu  altında  kaldı  ve  onunla  beraber  birçok  yerleri  gezdi.  Şeyhinin büyük teveccühünü kazanarak onun üçüncü halifesi oldu. Ahmed Yesevî ilk iki halifeden sonra 555 (1160)'de Buhara'da şeyhin postuna geçti; bilâhare Yesi'ye döndü. 562 (1166)'de ölümüne kadar bu şekilde kuvvetli bir tasavvuf propagandası yaptı.

Ahmed Yesevî, Sir-Derya havalisinde, Taşkent ve mülhakâtında, Seyhun ötesindeki bozkırlarda büyük bir nüfûz kazandı. Bütün İslâm tarikatlarında mevcut olan bir usul gereğince Ahmed Yesevî de henüz hayatta iken bazı halifelerini çeşitli memleketlere  göndermiştir.   Bugün bu halifelerinden çoğu o memleketlerde yâd edilmektedir. Bu arada halkın kolayca anlayabileceği tarzda, hece vezni ile ve Türkçe, sofiyâne manzûmeler yazdı. Bu manzûmeleri bir araya getirilip "Divân-ı Hikmet" ismi verilen bir kitapta toplanmıştır.

Bugün elimizde  Ahmed  Yesevî  tarafından  yazılmadığı  tesbit  edilmiş  bir  eser  mevcut  değildir. Ölümünden asırlarca sonra yazılmış muhtelif tasavvuf kitaplarında yahut menâkıp mecmualarında ona isnad edilen bazı sözler, bazı hareketler, birtakım menkıbeler mevcuttur. Divân-ı Hikmet adı altında toplanan manzûmelerin muhtelif Yesevî dervişlerine âit olduğu üzerinde durulmaktadır. Zira bugün kütüphanelerde mevcud olan bu kitabın, eski bir nüshasını bulmak şimdiye kadar mümkün olamamıştır. Manzûmeleri bilhassa 4/3= 7 ve 4/4/4= 12 hece vezinleri ile, dörtlükler şeklinde yazılmış, yarım kafiye ve redif kullanılmıştır. Dörtlüklerden mürekkep bazı uzun manzûmelerde her dörtlüğün sonundaki mısraların kâfiyeli olması, bunların umûmî toplantılarda muayyen bir beste ile okunduğunu göstermektedir.


3- RIFÂİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Muhammed Rüveym Bağdadî, 3. Ebû Saîd Yahyâ, en-Neccarî el-Vâsıtî, 4. Ebû Mansûr et-Tayib, 5. Şeyh Mansûr el-Betâyihî er-Rabbanî, 6. Ahmed Rıfâî.


AHMED RIFÂÎ

Bazı müelliflere göre 500 yılının Muharrem'inde  (Eylül 1106),  diğerlerine göre 512  (1118)'de Basra bölgesinde Hasan köyünde doğmuştur. Babasını yedi yaşında iken kaybetmiştir. Seyyid Ahmed'i dayısı Mansûr büyütmüştür.

Mansûr, yeğenini Basra'ya göndererek Şâfiî âlimlerinden olan Ebû'l-Fadl Ali el-Vâsıtî ile dayısı Ebû bekr el-Vâsıtî'den ders  okutmuştur. Yirmi yedi yaşında tahsilini bitirip Ebû'l-Fadl'dan icâzet aldığı vakit Ümmü Âbide'ye yerleşmiş, dayısının ölümünden sonra da tarikat şeyhi olmuştur 540 (1145).

Ebû'l-Hüdâ'ya göre Ahmed Rıfâî hazretlerinin şu eserleri mevcuttu:

1. 577 (1181) ve 578 yıllarında irâd etmiş olduğu iki hitâbe,

2. Kasidelerinden teşekkül eden bir divân.

3. Dua, vird ve hizibleri ihtivâ eden bir mecmua,

4. Bazı vesileler ile söylemiş olduğu birçok sözler ki, bunlardan bazıları meviza denilecek kadar uzundur. Ahmed Rıfâî önce Mansûr'un yeğeni Hatice ile evlenmiş, onun vefatından sonra Muhammed bin el Kasımiyye'nin kızı Nefise'yi nikahlamıştır. Bu hanımından birçok çocuğu olmuştur.

İbn Celâl "Cilâu's-Sadâ" isimli kitabında Ahmed Rifâî'yi: "Muaşereti güzel, mâişeti kolay ve sâde, nefsi gani, ilmi çok, ketum, sözünde duran, kusurları örten, fukara ile düşüp kalkan, ezâya sabır gösteren, düşmana bile nasihat eden insanların sevinç ve üzüntülerine iştirâk eden" bir zât olarak tavsif ediyor. "Sâhibu'l-Berâhin" isimli kitabında ise Ahmed Rıfâî'nin: "Sözünde duran, şehvete düşkün olmayan, kanaatkâr, eline geçeni bezleden, kötü söz asla söylemeyen, az yiyip içen, insanların her işlerine koşan, onlara faydalı olmaya çalışan" kimse olduğundan bahsetmiştir.

Rıfâiyye tarikatinin şûbeleri: Haririyye, Keyaliyye, Sayyadiyye, Aziziyye, Cendeliyye,  Ac-lâniyye,  Katnâniyye,  Fazliyye,  Vâsıtiyye, Cebertiyye, Zeyniyye, Nûriyye, Mağrûfiyye.


4- MEDYENİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbârî, 3. Ebû Ali Hüseyin bin Ahmed el-Kâtib, 4. Ebû Osman el-Mağribî, 5. Ebû Kasım Ali bin Abdi'l-Vâhid el-Kürkânî, 6. Ebûbekr bin Abdillah et-Tûsî, 7. Ebû'l-Fütûh Necmüddin Ahmed Gazzâlî, 8. Ebû'l-Fadl Muhammed Bağdadî, 9. Ebû'l-Berekât Ali Bağdadî,10. Ebû Ya'za el Mağribî, 11. Ebû Saîd Mağribî, 12. Ebû Medyen Şuayb bin el-Hüseyn el-Mağribî.


EBÛ MEDYEN ŞUAYB

Meşhur Endülüs mutasavvıfı,  İşbiliyye civârındaki Cantillana kasabasında doğmuş, 594 (1197-1198) tarihinde vefat etmiş ve Tîlemsen yakınında el-Ubdâd'a defnedilmiştir. Fakir bir aileye mensûptu. Henüz küçük yaşlarında Kur'ân-ı Kerim'i ezberlemiş ve yine o sıralarda dokumacılık san'atını da öğrenmiştir. Daha sonra tahsil için Fas'a gitmiş, orada tasavvufa meyletmiş ve Şeyh Ebû Ya'san'dan faydalanmıştır. Dünyayı ve ona karşı olan  muhabbeti  terkederek  tasavvufî  mertebeleri  aşmış  ve  kutubluk  makamına yükselmiştir.

 Fas'da birkaç senelik ikametten sonra Mekke'ye gitmiş ve rivâyete göre orada meşhur Abdu'l-Kâdir Gîlânî ile buluşmuştur. Mekke'den ayrılıp Becâye şehrine yerleşmiş, orada büyük şöhret kazanmıştır. Neşrettiği akideler Sultan Ebû Yûsuf, Ya'kûb'u kuşkulandırmış ve Merakeş'e celbedilmiştir. Ancak bu seyahat sırasında yolda vefat etmiş ve Râbiatü'l Ubbâd'a defnedilmiştir. Ubbâd köyündeki mezarı halen ziyaretgâhdır.

İbnü'l-Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye'sinde ondan pek çok bahsetmiş ve birçok hikâyeler nakletmiştir. Fakat bununla beraber onu hiç görmemiştir. Ebû Medyen tarafından ta'lim edilen akide Yahya bin Haldûn'a göre onun ekseriya tekrar ettiği şu beyitte hülâsa edilmiştir. "Eğer hakikî hedefe ulaşmak istiyorsan, Allah'tan başka maddî ve maddeye bağlı bulunan her şeyi terk et". Ebû Medyen'in eserleri bazı tasavvufî ve dinî şiirler ile, bir vasiyye ve bir akideden ibarettir. Bu yazmalar Paris ve Cezayir milli kütüphânelerinde, arapça yazmalar kısmında mevcuttur.

Medyeniyye tarikatinin şûbeleri: Cebertiye, Meymûniyye, Deccâniyye, Ulvâniyye-i Hameviyye


5- KÜBREVİYYE TARİKATI

1. Ebû Necib Abdü'l-Kâhir Zıyâüddin Sühreverdî, 2. Rûzbi-han Baklî, 3. İsmail Kasrî, 4. Ammâr Yâsir, 5. Necmüddin Kübrâ.


NECMÜDDİN KÜBRÂ

Kübreviyye veya Zehebiyye tarikatinin kurucusu olup,  XII,  XIII.   asır İran sofilerinin en mühim şahsiyetlerinden biridir. İsminin tamamı Ahmed bin Ömer Ebû'l-Cennâb Necmüddin Kübrâ  el-Hivakî  el- Harezmî'dir. Sofîliğin gelişmesinde rolü pek büyük olmuştur.  Onun birçok talebeleri arasında tasavvufî akidenin büyük mümessillerini bulmaktayız. Münâzara ve mübâheseyi  çok sevdiğinden ve her münâzarada  hasımlarını yendiğinden kendisine, "et-Tammetü'l-Kübrâ"  ismi  verilmiştir.  Bu isim sonraları çok meşhur olmuş,  zamanla baştaki kelime de unutularak sadece "Kübrâ" denmiştir.

Necmüddin Kübrâ 540 (1145) senesinde dünyaya gelmiş, genç yaşta seyâhatlere çıkmış ve Mısır'da meşhur Şeyh Rûzbihan el-Vezzâh el-Mısrî ile tanışmış, onun müridi olmuş ve şeyhinin nezareti altında son derece sıkı riyâzet geçirmiştir. Bu sırada şeyhin teveccühünü kazanmış ve kızı ile evlenmiştir. Necmüddin birkaç sene Mısır'da kalmış, bu zaman zarfında iki oğlu dünyaya gelmiştir.

Bir gün İmam Ebû Nasr Hafza'nın Tebriz'de "sünne" hakkında güzel dersler verdiğini duymuş, bunun üzerine hemen oraya hareket ederek Sermeydan mahallesinde Zâhide hankâhında oturan mezkûr kelâm âliminin derslerine devam etmiştir. Necmüddin "Şerhü's-Sünne ve'l-Mesâlih" adında mukaddime mahiyetindeki kelâma dair eserini burada yazmıştır. Bundan sonra Şeyh Necmüddin Ammâr-ı  Yâsir'e  intisap  etmiş,  onun  tavsiyesi  üzerine  tam  bir  sofî olabilmek için,  İsmail  Kasrî'nin  mektebine  girmiştir.  Buradan ikinci hırkayı  (hırka-yı teberrük)  almış ve şeyhinin yanma dönmüştür.

Şeyh Rûzbihan, Necmüddin'e anayurdu olan Harezm'e gidip, oradaki insanları irşâd etmesi için tavsiyede bulundu. Bu tavsiyeye uyan Necmüddin ailesi ile birlikte Harezm'e gidip yerleşerek orada bir hankâh te'sis edip, Kübreviyye (Zehebiyye)  tarikatini kurmuştur. Kısa bir zamanda tedris ve irşâd halkası genişlemiştir. Talebeleri arasında Attâr'ın şeyhi Mecdüddin el-Bağdadî de bulunuyordu. 618 (1226) yılında vefat etmiştir. Necmüddin çok verimli bir müellif idi. Sofîliği ilgilendiren çeşitli mes'eleler hakkında bir çok risaleler yazmıştır. Eserlerinin ekserisini arapça olarak te'lif etmiştir. Keşfü'z-Zünûn'da ona âit eserler şunlardır:

1. Usûlü'l-Aşere: Keşfü'z-Zünûn c. 1, s. 114. Bu risale İsmail Hakkı Bursevî tarafından türkçe olarak şerh edilmiş ve 1256 (1840) yılında İstanbul'da basılmıştır.

2. Risaletün fi's-Sülûk: 632 (1234-35) senesinde yazılmıştır.Keşfü'z-Zünûn, c. 1, s. 872.

3. Risaletü't-Turuk: Keşfü'z-Zünûn, c. 1. s. 876.

4. Tevâli't-Te'nis Bimelâli İbni İdris: Keşfü'z-Zünûn, c. 1, s.503.

5. Fevâtihu'l-Cemâl: Farsçadır, Keşfü'z-Zünûn, c. 2, s. 1292.

6. Hidâyetü'l-Tâlibîn: Keşfü'z-Zünûn, s. 2, s. 2031.

7. Aynü'l-Hayât: Eserin birinci cildi Leningrad kütüphanesinde bulunmaktadır.10

Kübreviyye tarikâtinin şûbeleri: Bahâiyye, Halvetiyye, Firdevsiyye, Nûriyye, Rükniyye, He-medâniyye, Nûrbahşiyye, Berzenciyye.


11- SÜHREVERDİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbarî, 3. Ebû Ali Kâtib, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Ebû Ali Kürkânî, 6. Ebû Ali Nessâc, 7. Ahmed Gazzâlî, 8. Necib es-Sühverdî, 9. Ömer bin Muhammed Şihâbüddin es-Sühreverdî.


ŞİHÂBÜDDİN SÜHREVERDÎ

Hazret-i Ebûbekr evlâdındandır. Tasavvufta intisabı amcası Ebû'n-Necib Sühreverdî'yedir. 539 (1144) tarihinde doğmuştur. Fıkıh, hadis, tasavvuf ve diğer ilimlerde zamanının en ileri gelenleri arasında bulunuyordu. Pek çok eserler te'lif etmiştir. Bu eserlerinin arasında en meşhuru "Avârifu'l-Meârif"dir.

Asıl adı Ömer bin Muhammed olan Sühreverdî, bir rivâyete göre 623 (1226), diğer bir rivâyete göre de 632 (1234-35) tarihinde vefat etmiştir. Abdü'l-Kâdir Gîlânî ile görüştüğü, Abdü'l-Kâdir'in ona: "Sen Irak'ta meşhur olanların sonuncususun" dediği rivâyet olunur.

Şihâbüddin, zamanında Bağdad şeyhlerinin şeyhi olup, ekseri vakitlerini halkın müşküllerini halletmeye vakfederdi. Bir gün birtakım kimseler Sühreverdî'ye gelerek: "Ey bizim efendimiz! Ameli terk ederek tembel ve âvâre oluruz, eğer amel edersek, gönlümüze gurur gelir, bu hususta ne buyurursunuz?" diye sordukları zaman, cevaben o: "Amele devam ediniz, gururun gelmemesi için de Allah'a dua ve istiğfarda bulununuz" buyurmuştur.

Sühreverdî'nin eserleri:

1. Cezbü'l-Kulûb ilâ Muvâsalâti'l-Mahbûb: Halep'de 1328 (1910) yılında basılmıştır. 31 sayfadır.

2. Avârifü'l-Meârif: 63 bâbdır, 1294 (1877)'de Mısır'da İhyâu'l-Ulûm kenarında olarak basılmıştır.

Sühreverdiyye tarikatinin şûbeleri: Bedriyye, Zeyniyye, Bahâiyye, Kemâliyye, Ahmediyye, Necibiyye.


7- EKBERİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbârî, 3. Ebû Ali Hüseyn bin Ahmed el -Kâtib, 4. Ebû Osman el-Mağribî, 5. Ebû Kasım Ali bin Abdi'l-Vâhid el-Kürkânî, 6. Ebûbekr bin Abdillah et-Tûsî, 7. Ebû'l-Fütûh, Mecdüddin Ahmed Gazzâlî, 8. Ebû'1-Fadl Muhammed Bağdadî, 9. Ebû'l-Berekât Ali Bağdadî, 10. Ebû Ya'zî el-Mağribî, 11. Ebû Saîd Mağribî, 12. Ebû Medyen Şuayb bin el-Mağribî, 13. Muhyiddin İbnü'l-Arabî.


MUHYİDDİN İBNÜ'L-ARABÎ

İbnü'l-Arabî  Muvahhidler  sultanı  Ebû  Yûsuf  Ya'kûb  devrinde  560  (1165)  senesinde   İspanya'daki Mürsiye'de dünyaya gelmiştir. Daha küçük yaşlarında ailesiyle birlikte İşbiliyye şehrine gitmiş, ilk tahsilini burada tamamlamıştır. Kur'ân-ı Kerim'i ezberlemiş, tefsir, hadis ve fıkıh okumuştur.

İbnü'l-Arabî, meşhur Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfûz ve itibâr sahibi kimseler olduğu anlaşılmaktadır.

Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler mevcuttu. Kendisi de, ifadesine göre, tasavvufta, kutubluk mertebelerine varmış bir zât idi. Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de, kutubların büyüklerindendi. Diğer dayısı Yahya bin Yağân, Tilemsen şehrinin meliki bulunuyordu. İbnü'l-Arabî'nin rivâyetine göre Ebû

Abdillah et-Tûsî adlı bir şeyhin te'siri ile, hükümdarlığı bırakıp, tasavvuf yoluna girmiştir.

Yine kendi ifadesine göre, babası Ali bin Muhammed'in de, devletin ileri gelenleriyle, bilhassa filozof İbn Rüşd ile dostluğu vardı.

İbnü'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık halvete çekilmiş her sahada ve bilhassa tasavvufî marifetler sahasında hiçbir şey bilmezken ve bu hususta hiçbir kitap da okumadan, mükâşefe tarikiyle bir çok şeylere muttali olarak halvetten çıkmıştır. İbnü'l-Arabî, Endülüs'de bir müddet daha kaldıktan sonra, seyahate çıkmış Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış âlim ve şeyhlerle görüşmüş, onlardan pek çok istifâde ve istifâze etmiştir. Bir aralık Konya'ya gelip Selçuk meliki tarafından hürmet ve ikrâm görmüş, burada iken Sadrüddin Konevî'nin dul bulunan annesini de kendisine nikâhlamıştır. Bundan sonra tekrar Şam'a dönmüş ve 637 (1239) tarihinde orada vefat etmiştir.

Nefehat'ın beyanına göre, Bağdad ulemâsından birisi Muh-yiddin hakkında bir kitap te'lif etmiş ve bu kitapta musannefatının beş yüzden fazla olduğunu beyan etmiştir. Şeyh Şihâbüddin Sühreverdî'ye Muhyiddin İbnü'l-Arabî hakkında sual sordukları vakit, "O, hakikatler denizidir" diye cevap vermiştir.

Molla Câmi, Hoca Muhammed Parsa'nın "Füsûs" için, "can", "Fütûhât" için "gönül" dediğini rivâyet eder.

İbnü'l-Arabî'nin eserlerinin sayısı kendine de malûm değildi. Hayatında dostlarının isteği üzerine birkaç defa bunların fihristini yapmak istemiştir. Bu fihristler birbirinden ayrı üç yazma halinde bugüne kadar gelmiştir.

Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin eserlerinden bugün elde mevcut olanlarının bir kısmı şunlardır:

1. Fütûhât-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mâlikiyye ve'l Mülkiyye: Kendi el yazısı  ile olan nüsha, Türk-İslâm Eserleri Müzesi no. 1845-1881'dedir. Bu nüsha 31 cild halinde tertib edilmiştir.

2. Füsûsu'l-Hikem: Türkçeye çevrilmiştir.

3. Kitâbü'l-İsrâ ilâ Makâmi'l-Esrâ.

4. Muhâdaratü'l-Ebrâr ve Müsâmeretü'l-Ahyâr.

5. Kelâmü'l-Abâdile.

6. Tâcü'r-Resâil ve Minhâcü'l-Vesâil.

7. Mevâkiu'n-Nücûm ve Metali' Ehilletü'l-Esrâr ve'l-Ulûm.

8. Rûhu'l-Kuds fi Münasahâti'n-Nefs.

9. Et-Tenezzülâtü'l-Mevsiliyye fi Esrâri't-Taharât ve's-Salavât.

10.Kitâbü'l-Esfâr.

11.El-İsfâr an Netâici'l-Esfâr.

12.Divân.

13.Tercemânü'l-Eşvâk.

14.Kitâbu Hidâyeti'l-Abdâl.

15.Kitâbu Tâci't-Terâcim fi İşarâti'l-İlm ve Latâifi'l-Fehm.

16. Kitâbü'ş-Şevâhid.

17. Kitâbu İşarâti'l-Kur'ân fi Âlâimi'l-İnsan.

18. Kitâbü'l-Bâ'.

19. Nisâbü'l-Hirak.

20. Fazlu Şehâdeti't-Tevhîd ve Vasfu Tevhîdi'l-Mûkinîn.

21. Cevâbü's-Suâl.

22. Kitâbü'l-Celâl vehüve Kitâbü'l-Ezel


8-ŞÂZELİYYE TARİKATI

1.  Cüneyd Bağdadî, 2. Ebûbekr Câfer bin Yûnus Şeyh Şıblî Bağdadî,  3.  Abdurrahman Medenî, 4. Abdüsselâm bin Meşiş Mağribî, 5. Ebû Hasan Ali eş-Şâzelî el-Mağribî bin Abdillah bin Abdi'l-Cebbâr.


EBÛ'L-HASAN EL-MAĞRİBÎ EŞ-ŞÂZELÎ

İsmi,  Ali bin Abdillah,  künyesi Ebû’l-Hasan'dır.  553  (1158)  tarihinde Afrika’da  Septe  civârında  kâin Gammâra bölgesi köylerinden birinde doğmuştur. Çocukluğu ve gençliği orada geçmiş tahsilini de o bölgede tamamlamıştır.

Şâzel köyüne nisbetle meşhur olan Ebû’l-Hasan,  tahsilini ikmâl ettikten sonra va'z u nasihat ve ders okutarak herkesin teveccühünü ve takdirini kazanmıştır. Sonraları seyahate çıkıp pekçok memleketler dolaşıp, zamanının ulemâ ve meşâyihi ile görüşmüştür. Nihayet İskenderiye'ye gelerek orada yerleşmiştir. Bir müddet İskenderiye’de kaldıktan sonra,  Mısır'a gidip orada  "İbn Atiyye  ve  Şifâ" okutmuştur. Bu derse, zamanın meşhur ulemasından İbni Hâcib,  İbni Abdisselam  İzzeddin,  İbni  Dakîk, Abdü'l-Azim el- Münzerî, İbnü's-Salâh ve İbni Usfûr gibi zevât devam ederdi.

Feyzini birkaç vasıta ile Ebû Medyen hazretlerinden istihsâl etmiştir. 654 (1256) tarihinde, Ramazan ayında hacca giderken Mekke yakınlarında bir sahrada vefat etmiş ve oraya gömülmüştür. Onun güzel sözlerinden bazıları şunlardır: "Huzûrsuz kalbe sahip ve hiçbir eleme dûçâr olmamak ve günahlardan pâk olmak istersen, amel-i sâlihayı çoğalt".

"Dünya ve ehl-i dünyadan gönül râbıtasını kesmeyen velâyet râyihasını koklayamaz".

23Terceme-i ahvâl-i sofiyyûnu hâvi bir eseri mevcuttur.

Şâzeliyye tarikâtinin şubeleri: Desûkiyye, Ahmediyye, Vefâiyye, Ruzûkiyye, Hanefiyye, Cezûliyye, Gaziyye, İseviyye/ Nâsıriyye, İlmiyye, Mustariyye, Afîfiyye.


9- MEVLEVİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Şeyh Ebû'ş-Şıblî, 3. Şeyh Muhammed Züccâc, 4. Ebûbekr en-Nessac, 5. Ahmed Gazzâlî, 6. Şeyh Ahmed el-Hâtibî, 7. Bahâuddin Veled, 8. Burhanüddin et-Tirmizî, 9. Celâlüddin Rûmî.


MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN RUMÎ

Mevlânâ Muhammed, mutasavvıf bir şâir ve Mevlevî tarikatinin kurucusudur.  6 Rebiü'levvel 604 (30 Eylül 1207) tarihinde Belh şehrinde doğmuş ve 5 Cemâziye'l-âhir 672 (17 Aralık 1273)'de Konya'da vefat etmiştir. Hayatı için en muteber kaynak, oğlu Sultan Veled'in yazdığı "İbtidânâme"dir. Fakat bu kitapta hâdiseler ekseriyetle kısa anlatılmaktadır. Celâlüddin'in babası Bahâuddin Veled bin Hüseyn bin Hâtıbî, "Sultânü'l-Ulemâ" ünvânını hâiz bir zât idi. Çok eskiden Belh şehrinde yerleşmiş, köklü bir ailenin ahfâdındandı. Sultan Veled'in ifadesine göre Bahâuddin, Moğol istilâsından bir sene önce bu şehirden ayrılmıştır. Bahâuddin Veled önce hacca gitmiş, bu arada oğlu Celâlüddin ile birlikte meşhur şâir Attâr ile buluşmak ve tanışmak için Nişabur'a gelmiştir. Şâir Attâr, Celâlüddin'e "Esrarnâme"sini vermiştir.

 Bahâuddin  Veled'in  Bağdad'da,  Ömer  Sühreverdî  tarafından  karşılandığı,  halifenin  verdiği  hediyeleri reddettiği ve Medrese-i Mustansıriyye'de konakladığı söylenir. Bahâuddin Veled Hicaz'dan Şam yolu ile Anadolu'ya geçmiş ise de, hangi şehre gittiği bilinmemektedir. Zira "İbtidânâme"de Rûm ve Konya'dan başka bir memleket ismi zikredilmemektedir.

Bahâuddin, Konya'da büyük bir şöhret kazanmıştır. Emirler ve hattâ bizzat Alâuddin Keykûbat, onun va'azlarına devam ederdi. Nihayet Konya'da iki sene kaldıktan sonra vefat etmiştir (18 Rebiü'l-âhir 628).

Hazret-i Mevlânâ, babasının vefatından sonra tedrise başlamış ve kısa zamanda takdir toplamıştır. Her tarafta onun dersine devam edebilme iştiyakıyla yanıp tutuşan insanlar çoğalmıştır.

Bir müddet sonra sofiyyûn yoluna meyledip, Konya'da bulunan Çelebi Hüsameddin'e intisab etmiş, sonraları Şemsüddin Tebrizî ile tanışması neticesi, zâhiri ilimleri tamamen terk ederek münzevî bir hayat yaşamaya başlamıştır. Hazret-i Mevlânâ'nın Şems-i Tebrizî ile sahralarda gezip dolaşması, talebeleriyle ilgilenmemesi dersleri tam mânâsıyla terk etmesi birçok dedikodulara sebebiyet vermiştir. Muhitin fikirlerinin, Tebrizî'nin aleyhine gelişmesi, onun Konya’yı terketmesine sebeb olmuşsa da,  Mevlânâ, Tebriz'e kadar giderek Şems'i alıp yine geri getirmeye muvaffak olmuştur. Daha sonra tekrar Konya'dan ayrılan Tebrizî, bir daha bulunmamak üzere izini kaybetmiş, bu hâl Hazret- i Mevlânâ'yı son derece kederlendirmiştir. Hazret-i Mevlânâ,  5 Cemâziye’l-âhir 672  (17 Aralık 1273)  tarihinde Konya’da vefat etmiş ve  oraya gönülmüştür. Vefatına düşürülen tarih "İbret"tir.

Mevlânâ'nın eserleri

1. Divân: Mevlânâ'nın divânı gazel ve rubâilerden müteşekkildir. Gazellerin ekserisinde mahlâs yerine Tebrizî ismi vardır.Bu sebeble divânına "Divânı Şems-i Tebriz" dahi denir. Bazı gazellerinde mahlâs olarak "Salâhuddin" ismi görülür.

2. Mesnevî-i Mânevî: Altı defterden mürekkeb olup, 25.700 beyti ihtivâ eder. Mesnevî şârihi Ankaralı Rusûhi İsmail Dede yedinci defterini de bulup şerh etmiş ise de, bu defterin Mevlânâ'ya âit olmadığı bilinmektedir.

3. Fihi mâ Fîh: Hazret-i Mevlânâ'nın sözlerini içine alan bir eser olup, hayatı bakımından bazı önemli bilgileri içine alır.

4. Mevâizü's-Seb'a: Hazret-i Mevlânâ'nın yedi öğüdüdür.

5. Mektûbat: Son iki eser "Anadolu Selçukîleri Mevlevi Betikleri" ismiyle Türkçeye tercüme edilmiştir.

Ben Kur'ân'ın bendesiyim

Hazret-i Mevlânâ'ya dair olan bahsi bitirmeden, mühim birkaç hususa daha temas etmek gerekiyor. Hazret-i Mevlânâ:

"Ben yaşadığım müddetçe Kur'ân-ı Kerim'in bendesi (bağlısı, kolesi)yim ve onun emirlerine uyarım. Ben Muhammed Muhtâr sallâllahu aleyhi ve sellemin yolunun toprağıyım. Eğer benim sözlerimden bunun dışında bir söz nakleden olursa, hem o sözden, hem de nakledenden ezâ duyarım" buyurmuştur.

Gel, yine gel!

Mevlânâ'nın meşhur bir rubaisi de vardır ki, bu rubâi aleyhe ve lehte söylentilere sebeb olmuştur. Rubâinin mânâsı,  iyi tahlil edilerek izah edilmediği için Mevlânâ muhibbi sofiler bir kalemde rubâinin Mevlânâ'ya isnadını reddetmişler, kabul edenler de zâhir delâletine göre mânâ vermişler ve bu sûretle hakikat kapalı kalmıştır. Meşhur rubâi şöyledir:

Şöylece terceme edilebilir:

"Sen gel, ne olursan, ol yine gel! Kâfir, ateşperest, putperest hâsılı her ne mezhebte olursan ol yine gel! Zira bizim dergâhımızda ümit kapısı kapalı değildir, yeis yoktur. Sen günahkâr da olabilirsin, belki yüz kerre tevbeni bozmuş olabilirsin, ümitsizliğe düşme, yine gel!"

Şimdi bu parçadan şöyle hatalı bir mânâ çıkarıyorlar:

"Bizim dergâhımız öyle bir dergâhdır ki, orada cins ve mezheb tefrik edilmez. Biz hepsini hoş görürüz, hepsi Allah'ın kuludur, herkes bir yoldan Hakk'a gitmek istemektedir, topluca bir arada hû çekelim, beraber olalım."

Kur'ân'a bende olan ve Hazret-i Muhammed sallâllahu aleyhi ve sellemin yolunda bulunduğunu beyan eden bir mürşid, hak ve bâtılı ayırt etmeden, tarik-i müstakime nasıl rehber olabilir? O halde rubâinin mânâsı nedir?

Hazret-i Mevlânâ demek ister ki: Sen doğuştan veya herhangi yanlış bir telkine uyarak hakikati kaybetmiş isen, yani mezheb ve meslekin her ne olursa olsun, bizim dergâhımıza gel ki, o dergâhta ümitsizlik yoktur. Kur'ân-ı Kerim: "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz"buyuruyor. Bizi sizi işte bu, ye'si reddeden dergâha çağırıyoruz. Kur'ân-ı Kerim âyeti, rahmet ve mağfiretle doludur. Ömründe ve hayatının son deminde bir kere tevhid edeni cennetle tebşir eden son dinin büyük Peygamberinin yolunda bulunanı dergâhımıza davet ediyoruz. Sen günahkâr olsan da yine ümidini kesme.  Çünkü yine o büyük Peygamber:  "Günahından tevbe eden  günah  işlememiş gibidir"buyurmuştur.

Ayrıca Buharî-i şerifte şöyle bir hadis-i şerif vardır: "Şeytan diyor ki: Senin izzet ü celâline yemin ederim ki, rûh insanoğlunda bâki kaldıkça, ben onun içinden çıkmam, iğvâ eder dururum". Ona karşı Zü'l-Celâl buyuruyor: "Ben de izzet ü celâlime yemin ederim ki, rûh onda bâki kaldıkça tevbe ile mâsiyetkâr kulumun arasını açmam yani tevbe eder, affederim".

Şu halde kul âsi de olsa, günahkâr da olsa tevbe edince Cenâb-ı Hak tevbesini kabul buyuruyor. Buna dair birçok nusûs vardır.

İmdi Mevlânâ’nın rubâisine ters bir mânâ vermeye mahal kalmamaktadır. Maksadı tevhide,  İslâma dâvettir. Ancak tevhide dâvet, mânâsı çekip uzatılan vahdete dâvet demek değildir.


10- BEDEVİYYE TARİKATI

1. Ma'rûf Kerhî, 2. Şihâbüddin Ahmed Tebrizî, 3. Şemsüddin Muhammed bin Yûsuf Mağribî, 4. Abdü'l- Kuddûsî el-Mağrib, 5. Ebû Tâlib Abdürrezzâk Endülisî, 6. Nureddin Hâmid, 7. Abdülmecid el-Mağribî, 8. Zeynüddin Abdü'l-Celil İbni Abdirrahman, 9. Bedrüddin Seyyid Şerif Hasan Mağribî, 10. Eş-Şeyh Ebû'l Ab-bas Seyyid Ahmed el-Bedevî.


EBÛ'L ABBAS AHMED BİN ALİ EL-BEDEVÎ

596 (1200) tarihinde Fas şehrinde doğup, yedi yaşında iken ailesiyle birlikte Mekke'ye gitmiştir.

Şeceresi Hazret-i Ali'ye, hattâ Ra'ad ve Adnan'a kadar uzatılmıştır. Ahmed'in birçok lâkabı vardır. Ona, Afrika bedevileri tarzında lisam (yüzü örten peçe) taşıdığından dolayı "el-Bedevî" deniliyordu.

Mekke'ye yapılan seyâhat 603-607 (1206-1210) yılları arasındadır. Bedevîlerin, bu aileye fevkalâde hüsn-i kabul gösterdikleri söylenir. El-Bedevî, bu seyâhatinden sonra Mısır'a gitmiştir. Hicrî 627 yılma doğru Ahmed Bedevi'de derûnî bir tahavvül vukû'a gelmiştir. 633 tarihinde gördüğü bir rüya üzerine Irak ve Şam'a gitmiş ve daha sonra Mısır'ın Tanta kasabasına yerleşmiştir. Bu sûretle Bedevi, Tantavî nisbetiyle de şöhret bulmuştur. Kendisi yedi kıraat üzerine Kur'ân-ı Kerim okur ekseri vakitlerini ibadetle geçirirdi. Tanta'da,  evin damına çıkar,  yüzünü güneşe çevirip,  gözleri kızarıp bozuluncaya kadar hareketsiz dururdu. Bâzan uzun bir sükûta dalar, bâzan devamlı sayhâlar koparırdı. Geceleri Kur'ân-ı Kerim okumak âdeti idi. Tanta'da 41 sene kadar ömür sürdü. Onun güzel sözlerinden bazıları şunlardır:

"Bizim tarikimiz, Kur'ân, Sünnet, hakikat aşkı, safvet, doğruluk, ısdıraba sabır ve tahammül, ahde sadâkat üzerine kurulmuştur".

"Başkasının felâketine sevinilmemeli; iftira etmemeli ve fenâlık yapmamalı; kötülüğe; iyilikle mukabele etmelidir".

"Öksüze acı, çıplağı giydir, açı doyur, garibe ve misafire lâyık olduğu hürmeti gösterip; bu sûretle belki Allah'a yaranırsın. Sirke nasıl balı bozarsa, dünya sevgisi de takvâyı öyle bozar".

Bedevî tarikatinin alâmeti kırmızı hırka, nikâb ve kırmızı alemdir. Ahmed Bedevî 12 Rebiü'l-evvel 675 (24Ağustos 1276)'da Tanta'da vefat etmiş ve orada defnolunmuştur.

Ahmed Bedevi'nin eserleri şunlardır:

1. Evrâd.

2. Salâtlar: Bunlar hakkında hicrî XL asrın meşhur sofîsi Abdurrahman bin Mustafa Aydarus "Fethu'r- Rahmân" ünvanlı bir şerh yazmıştır.

3. Vasâya:  Mânevî vasiyetnâmesidir.  Bu eserinde,  başta Kur’ân ve sünnete sıkı sıkıya bağlanma nasihati gelir. Geceleyin kılınan namazın her rek'ati, gündüz kılman bir nafile rek'atten daha makbuldur. Bilhassa zikrin kıymeti pek yüksek tutulmuştur; fakat buna kalbin iştiraki lâzımdır. Kalb iştirak etmezse, zikir sadece yaygaradan ibaret kalır. Zikrin son semeresi vecid'dir, Allah aşkıdır. Şu suretle doğar: Allah'ın vahdeti üzerine teemmül ederken tebcil edilen kalbe, nûr-i ilâhîden bir şûa düşer. O zaman onun içinde sevgiyle karışık yakıcı bir arzu doğar ve o, kuvvetle ona sımsıkı bağlanır. İman, en çok kıymeti hâiz olan şeydir. İçten inanan en mükemmel müslümandır.

Bedeviyye tarikatinin şûbeleri: Şenaviyye, Metbûliyye, Halebiyye, Beyûmiyye, Merzûkiyye, Sutûhiyye, Ulvâniyye.


11- DESÜKİYYE TARİKATI SEYYİD İBRAHİM BURHANEDDİN DESÛKî

Dört kutubtan biri ve Desûkiyye (Düssûkiyye) tarikatinin pîridir. Desûkiyye tarikati Şâzeliyye tarikatinin bir şûbesidir.

Aşağı Mısır'da Desûk (Düsûk) kasabasında 636 (1238) tarihinde doğmuştur. Babası Ebû'l-Feth bin Abdi'l-Ganâim el-Vâsıtî'nin damadı ve halifesi Ebû'l-Mecd'dir. Nesebi Hazret-i Ali'ye kadar ulaşır. Babası Rıfâî tarikatine mensuptur. Bu cihetle babasının Rıfâî hırkasını giyen Desûkî (Düsûkî), sonra da hem Rıfâî hem Sühreverdî olan Şeyh Necmüddin el-İsfahânî'ye intisap etmek suretiyle, her iki tarikattan de hırka giymiştir. Hayatının yirmi senesini Desûk'taki halvethânesinde eser yazmakla geçiren Desûkî 676 (1272) Tâcü'l- Arus'a göre 692 (1294) tarihinde vefat etmiştir.

Tarikat ehli arasında, her birisinin Hulefâ-i Râşidîn'den birinin hidâyet ve irşâdına mazhar olduğu kabul edilen dört kutubdan Desûkî, İmam Ali'nin mâneviyâtına vâris addedilerek, kitaplarda keramet ve harikulâda hâl sahibi velîlerin en önde geleni olarak zikredilir. Desûkî, şeriate son derece kuvvetle yapışmıştır. Bu sebeble tarikatinde şeriatten ayrılmamayı esas ittihaz etmiştir. Müridlerine, şeriate azâmi derecede uymalarını tavsiye ettiği gibi, aynı zamanda şeyhin telkin ettiği şeyleri de bizzat nefislerinde tatbik etmek suretiyle hakikat ile şeriatı mezcetmeleri üzerinde ısrarla dururdu. Şeriattan ayrılan kimse en yakın hatta evladı dahi olsa, onun nazarında makbul değildi. Bununla beraber şeriate yapışan kimseyi, dünyanın öbür ucunda da bulunsa ve hatta onu hiç ta-nımasa, yine evlâdı telâkki ederdi.

Onun inancına göre şeriat asıl, tarikat fer'îdir. Desûkî, tarikati dünya menfaatlerine âlet edenlere hücum eder, eserlerini de sadece bazı mes'eleleri izah maksadıyla yazdığını söylerdi. Desûkî'nin oğlu olmadığı için, tarikatini kendisinden sonra kardeşi es-Seyyid Ebû'l-Ümrân Şerefüd'din Mûsâ yaymıştır.

Desûkiyye tarikatinin şûbeleri: Şernûbiyye ve Âşuriyye.


12- SA'DİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbârî, 3. Ebû Ali Kâtib Mıs-rî, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Ebû Kasım Ahmed Kürkânî, 6. Ebû-bekr Nessâc Muhammed Tûsî Ali bin Abdillah, 7. İbrahim Ebû'l-bakâ, 8. Ebû'l-Berekât Bağdadî, 9. Ebû Saîd Endülisî,10. Ebû Medyen Mağribî, 11. Abdullah Şeybânî, 12. Yûnus bin Şeybânî, 13. Sa'düddin Cebbâvî eş-Şeybânî.


SA'DÜDDİN BİN MÛSÂ EL-CEBBÂVÎ EŞ-ŞEYBÂNÎ

Künyesi Ebû'l-Fütûh,  ismi Muhammed Sa'düddin'dir.  593  (1197)  senesinde Havran'da dünyaya gelmiştir. Sonraları Cebbâ isimli beldeye giderek oraya yerleşmiştir. Cebbâ, Suriye'de, Havran ovasıyla Kudüs şehri arasında ve Kudüs'e 50-60 kilometre uzaklıkta bir köydür.

Tarikati üç vasıta ile Ebû Medyen el-Mağribî hazretlerine müntehî olur. Sa'düddin 700 (1301) tarihinde Cebbâ'da vefat etmiştir. Harirîzâde:   "Abiku's-Saâdeti'l-Ebediyye fi Tariki Saâdeti's-Sa'diyye"   nâmında bir eser vücûda getirmiştir.

Sa'diyye tarikatinin şubeleri: Tağlebiyye, Vefâniyye, Âciziy-ye, Selâmiyye.


13- NAKŞİBENDİYYE TARİKATİ

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbârî, 3. Ebû Ali Kâtib, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Şeyh Ebû'l-Kasım, 6. Ebû Ali Fârmedî, 7. Hoca Yûsuf Hemedânî, 8. Abdü'l-Hâlik Gücdüvânî, 9. Hoca Ârif Rîvigirî, 10. Hoca Mahmud İncir Fağnevî, 11. Hoca Ali Râmitenî (Hazret-i Azizân), 12. Hoca Muhammed Baba Simâsî, 13. Seyyid Emîr Külâl, 14. Hoca Bahâüddin Nakşibend.


BAHÂÜDDİN BİN MUHAMMED EL-BUHÂRÎ

718 (1318) tarihinde Buhara civârında "Kasr-ı Ârifan" isimli köyde doğmuştur. Bahâüddin henüz üç günlük bir çocuk iken,  Kasr-ı  Ârifan'a  gelen  Hoca  Muhammed  Baba  Simâsî (Sammâsî)  tarafndan  mânevî  evlatlığa  kabul  edildi  ve  büyüdüğü  zaman  da  tasavvufî  terbiyesi  o  sırada beraberinde bulunan Seyyid Emîr Külâl'e bırakıldı. Bahâüddin'de, mânevî mürşidi Seyyid Abdü'l-Hâlik el-Gücdüvânî'nin te'siri daha büyük olduğu ileri sürülmektedir. Nitekim kendisinin Emîr Külâl'in aksine Abdü'l-Hâlik Gücdüvânî'ye uyarak zikr-i hafiyi tercih etmesi, bu sözü te'yid etmektedir. Zikr-i hafiyi müdafaa ile ona göre amel eden Bahâüddin'in bu hareket tarzı Emîr Külâl'in müridlerinin şikâyetine yol açmış, fakat şeyh, her bakımdan çok takdir ettiği Nakşibend'in bu türlü hareketini boş karşılamıştı.

Nihayet bir gün Suhar'da yaptırmakta olduğu mescid ve imâretin inşâatında çalışan beşyüze yakın dervişi arasında Bahâüddin Nakşibend'e, bundan böyle hareketlerinde serbest olduğunu, ister Türk, ister Tacik olsun faydalı olabilecek her şeyhten feyz alabileceğini söyledi. Bahâüddin, yedi sene Mevlânâ Ârif ile, on iki sene de Halil Atâ ile sohbet etmiştir. İki kere hacca gitmiş ikinci gidişinde Hoca Muhammed Parsa'ya refakat etmiştir.  Dönüşünde Nişabur ve Herat'a uğrayıp, oradaki bazı büyük şeyhlerle de görüşmüştür. Bir müddet Merv'de ikamet etmiş, daha sonra tekrar Buhara'ya avdet edip, ölünceye kadar orada kalmıştır. Emîr Külâl'in vasiyeti üzerine ölümünden sonra ona halef olmuştur. 791 (1389) tarihinde vefat etmiş, doğduğu yer olan Kasr-ı Ârifan'a defnolunmuştur. Bahâüdin Nakşibend ölümünden bir gün önce, müridlerine,  halifelerinden Muhammed Parsa'ya tâbi olmalarını vasiyet etmiştir. Bahâüddin'in "Hayatnâme" isimli bir manzumesi ve "Delîlü'l-Âşıkîn" ünvanlı tasavvufa dair bir kitabı vardır.

Nakşibendiyye tarikatinin şubeleri: Ahrâriyye, Nâciyye, Kâsaniyye, Muradiyye, Mazhariyye, Melâmiyye-i Nûriyye, Câmiyye, Müceddidiyye, Hâlidiyye.


14- HALVETİYYE TARİKATI

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Mimşâd Dîneverî, 3. Ebû Abdillah Muhammed Dîneverî, 4. Vecîhüddin el-Kâdî, 5. Ebû'n-Necib Zı-yâüddin Abdü'l-Kâhir es-Sühreverdî, 6. Ebû Reşid Kutbuddin el-Ebherî, 7. Rüknüddin Muhammed el-Buhârî, 8.  Şihâbüddin  Muhammed et-Tebrizî, 9. Cemâlüddin  Şirâzî, 10.  İbrahim Zâhid Gîlânî, 11. Sadüddin Fergânî, 12. Kerîmüddin Âhi Muhammed bin Nûri, 13. Ebû Abdillah Sirâcüddin Ömer bin Ekmelüddin el-Gîlânî el-Halvetî.


EBÜ ABDİLLAH SİRÂCÜDDİN ÖMER BİN EKMELÜDDİN EL-GÎLÂNÎ EL-HALVETÎ

Şeyh Ebû Abdillah Sirâcüddin, Lahcan'da doğmuş ve orada büyüyerek Harezm'de bulunan amcası Âhi Muhammed bin Nûri'l-Halvetî'nin yanına gitmiştir. Ömrünü ekseri halvette geçirdiği için Halveti lâkabını almıştır. Amcasının 717 (1317)'de vefatı üzerine Halvetiyye tarikatının pîri olmuştur. Bundan sonra Ebû Abdillah, Tebriz civarında Hûy'a, bir aralık Mısır'a, oradan da Hicaz'a giderek hac fârizasını ifâ etmiştir. Daha sonraları Sultan Üveys'in dâveti üzerine Herat'a gelmiş orada 750 (1349) diğer bir rivâyete göre 800 (1397-98) tarihinde vefat etmiştir.

Halvetiyye tarikatinin şûbeleri: Rûşeniyye, Gülşeniyye, Merdaşiyye, Sünbüliyye,  Şa'bâniyye,  Şemsiyye, Ahmediyye, Cemâliyye, Bahşiyye, Uşşâkıyye, Asâliyye.


15- BAYRAMİYYE TARİKATİ

1. Cüneyd Bağdadî, 2. Mimşâd, ed-Dîneverî 3. Ahmed ed-Dî-neverî, 4. Muhammed Bekrî, 5. Kâdî Vecihüddin, 6. Ebû İshak el-Kazrûtî, 7. Ömer el-Bekrî, 8. Abdü'l-Kâhir es-Sühreverdî, 9. Kutbuddin el-Ebherî, 10. Rüknüddin en-Nuhâs, 11.  Şihâbüddin et-Tebrizî, 12. İbrahim Zâhid el-Gîlânî, 13. Mustafa Safiyyüddin, 14. Sadrüddin el-Erdeblî, 15. Ali el-Erdeblî, 16. İbrahim el-Erdeblî, 17. Hamidüddin Aksarâyî, 18. Hacı Bayram Velî Ankaravî.


HACI BAYRAM VELÎ

Ehl-i tarikat lisânında "pîr" ismiyle anılan bir zât olur, Bayramiyye tarikatının kurucusudur. İsmi Nûman olduğu halde, mürşidi olan Hâmid Aksarâyî ile mülâkatları bir kurban bayramına tesâdüf ettiği için, kendisine Bayram ismi verilmiştir. Hacı Bayram Velî, Ankara'ya yakın Çubuk Suyu kenarında bir köyde 753 (1352) senesinde dünyaya geldi. Tahsilini tamamladıktan sonra Bursa ve Ankara'da müderrislik yaptı. Bilahare Kayseri’de Şeyh Hâmid Aksarâyî'ye intisab etti. Onunla birlikte Şam'a, oradan da hac mevsiminde Mekke'ye gitti. Daha sonraları Ankara'ya dönüp, va'z ü nasihatle halkı irşâda çalışmıştır. Ektiği burçakla mâişetini te'min edip, zenginlerden topladığı paraları erbâb-ı ihtiyâca verirdi.

Bayramiyye tarikati, sonraları altı şûbeye ayrılmıştır. En meşhurları; Akşemseddin vasıtasıyla münteşir Şemsiyye-i Bayramiyye ve 880 (1475)'de Göynük'te vefat eden Bursalı Dede Ömer vasıtasıyla neşrolunan Melâmiyye-i Bayramiyye ve Hızır Dede halifesi Bursalı Hazret-i Üftâde ile Aziz Mahmud Hüdâyî mârifetiyle te'sis olunan Celvetiyye'dir.

Hacı Bayram Velî 833 (1430) tarihinde Ankara'da vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir.

Bugün elimizde üç nutku mevcuttur. Bu nutuklardan biri:

Çalabım bir şar yaratmış iki cihan aresinde,

Bakılacak didar görünür ol şarın kemresinde.

Beytiyle başlar. Şeyh İsmail Hakkı, Hoca Mehmed Nûrü'l-Arabî, Bursalı Mehmed Sahfî ve Abdü'l Hayy Celvetî tarafından şerh olunmuştur.

Diğer bir manzumesi de şudur:

Bilmek istersen şeni Can içre ara canı Geç canından bul anı Sen seni bil sen seni Kim bildi efâlini O bildi sıfâtını Anda gördü zâtını Sen seni bil sen seni Kim ki hayrete vardı Nûra müstağrak oldu Tevhîd-i Zâtı buldu Sen seni bil sen seni Bayram özünü bildi Bileni anda buldu Bulan o kendi oldu Sen seni bil sen seni


16-EŞREFİYYE TARİKATI EŞREF RÛMÎ

İsmi Abdullah'ıdır. Kâdirî tarikatinin "Eşrefiyye" şûbesinin kurucusudur. 754 (1353) yılında doğmuştur. Eşrefoğlu Rûmî diye bilinir.

Eşref Rûmî, ilk olarak kayınpederi Hacı Bayram Velî'ye intisap etmiş ve onun yanında on bir sene kalarak türlü riyâzet ve nefis mücadelesi geçirmiştir. Bundan sonra Hacı Bayram tarafından icazet verilmiş ve İznik şehrine halife nasbedilmiştir. Sonraları Hama’da bulunan Abdülkâdir Gîlânî evlâdından Hüseyin el-Hamevî'ye intisap etmiş,  Şeyh Hüseyin kısa zamanda ona hilâfet vererek Kadiriyye tarikatinin Anadolu'da neşrine me'mur etmiştir. Dergâhını  İznik'de te'sis eden Eşrefoğlu, tarikatini bilhassa o civâr  ile Bursa  ve  havâlisinde  yaymıştır. Hattâ İstanbul'da da bir zaviye kurmuş, o devrin sadrâzamlarından Mahmud  Paşa da bu  tarikate  intisap etmiştir. Eşref Rûmî, 874 (1469) yılında İznik'de vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir.


17- MÜCEDDİDİYYE TARİKATI

1.  Hoca  Bahâüddin  Nakşibend,  2.  Mevlânâ  Yâkub  Çerhî,  3.  Hoca   Ubeydullah   Taşkend,  4.  Kadı Muhammed Zâhid, 5. Mu-hammed Parsa,  6.  Muhammed Derviş, 7.  Muhammed Hâcegi-i  Semerkandî,  8. Şeyh Muhammed Bâki Billâh, 9. İmam Rabbânî.


İMAM RABBÂNÎ AHMED EL-FARUKÎ ES-SİRHİNDÎ

971(1563) tarihinde Sirhind’de dünyaya gelmiştir. Soyu Farukî'dir.    Nakşibendî tarikatının sâliklerindendir ve Müceddidiyye tarikatinin müessisidir. İlk tahsilini babası Abdü'l-Ahad'dan gördükten sonra,  yer yer dolaşarak, zamanının büyük bilginlerinden fıkıh, kelâm,  hadîs, tefsir, aklî ve naklî ilimleri öğrenmiştir. On yedi yaşında tekrar memleketine dönerek, tedris hayatına başlamıştır. Yirmi sekiz yaşlarında Hoca Bâki Billâh'dan Nakşibendiy-ye'nin usûl ve âdâbını öğrenerek ona intisap etmiştir. Vefatları 1034 (1624) tarihindedir. İmam Rabbânî'nin yazmış olduğu "Mektûbât" isimli eseri çok meşhurdur.


18- CELVETİYYE TARİKATİ

1. Hacı Bayram Velî, 2. Hızır Dede Bursevî, 3. Mehmed Muh-yiddin Üftâde, 4. Aziz Mahmud Hüdâî, 5. Şeyh' Ahmed Efendi, 6. Şeyh Abdullah Efendi, 7. Osman Efendi Atpazârî, 8.İsmail Hakkı Bursevî.


AZİZ MAHMUD HÜDÂÎ

948 (1541) tarihinde Koçhisar'da dünyaya geldi. 978 senesinde, tahsilini tamamlayarak, bir müddet Edirne, Şam ve Mısır kadılıklarında bulundu. Daha sonraları Bursa da mahkeme-i suğra nâibliği ve Ferhadiye Medresesi müderrisliği yaptı. Bu sırada Bayramiyye Tarikati şeyhlerinden Muhammed Üftâde'ye intisap etti (984). Üç sene şeyhine hizmet ettikten sonra İstanbul'a gelerek,  Çamlıca'daki çilehânede bir müddet uzleti müteâkip, Üsküdar'daki Rum Mehmed Paşa Câmii'nin sol tarafındaki bir odaya yerleşti. 1002 (1593) tarihlerinde Fatih Camii'nde vaaz vermeye başladı. Daha sonraları Üsküdar'daki mescide minber koyarak, câmie çevirip, cum'a hutbelerini orada okudu ve perşembe günleri de Üsküdar Mihrimah Sultan Câmii'nde halkı irşâd ile meşgul oldu. 1020 (1611) senesinde inşâsı tamamlanan Sultan Ahmed Câmii'nde,  her ayın ilk pazartesi günleri va'z etti. Bu arada Rum Mehmed Paşa Cami’inde tarikatını neşre devam etti. Aziz Mahmud Hüdâî 1038 (1628) tarihinde Üsküdar'da vefat etti. Orada kendi inşa ettirdiği zaviyeye defnedildi.

Eserleri:

1. Nefâisü'l-Mecâlis: Bazı âyetlerin tefsirini beyan eden büyük bir cildtir.

2. Tecelliyât: Çeşitli tarihlerde kaleme aldığı ve ekseri kısmı arapça olan bir risaledir.

3. Necâtü'l-Garîk: Cem' ve farkı açıklayan türkçe manzûm bir risaledir.

4. Tarikatnâme: Dervişlerin âdâb ve erkânını beyan eden türkçe bir risaledir:

5. Divân-ı İlahiyât.

6. Tezâkir-i Hüdâî: Yarısı türkçe, yarısı arapça olan mektûbâtıdır.

7. Câmiu'l-Fadâil ve Kaamiu'r-Rezâil: Arapça bir eserdir.

8. Fethu'l-Bâb ve Ref’u'l-Hicâb: Üç bâb üzerine tertiblenmiştir. Birincisi: Halk-ı İnsan; ikincisi: Tevbe; üçüncüsü: Câmiiyetü'l-İhsan ve İhticâbihi bi's-Sırrı'l-İlâhî'dir.

9.  Miftâhu's-Salât ve Mirkatü'n-Necât.

10. Habbetü'l-Mahabbe.

11. Hayâtü'l-Ervâh ve Necâtü'l-Eşbâh.

12. Hülâsatü'l-Ahbâr fi Ahvâli'n-Nebiyyi'l-Muhtar.

13. Mecmûa-i Hutab.

14. Tarikat-i Muhammediyye.

15. Vâkıât.

16. Şerhu alâ Kasîdeti'l-Vitriyye fi Medhi Hayri'l-Beriyye: Ebûbekr b. Abdi'l-Kerim Halebî'nin Kaside-i Şerife adı eserinin türkçe şerhidir.

17. Hâşiye alâ Kuhistânî Şerhu Fıkh-ı Keydânî.

18. Şemâilu'n-Nebeviyyeti'l-Ahmediyye.

19. El-Fethu'l-İlâhî.

20. Ahbâru'n-Nebî.

21. Hâlü'l-Ervâh ve Ahvâlü'l-Mevtâ


İSMAİL HAKKI BURSEVÎ

İsmail Hakkı, otuz seneden fazla Bursa'da bulunduğu ve sonunda da orada vefat ettiği için Bursevî diye şöhret bulmuştur. 1063 (1652) senesinde Aydos'da doğdu. On bir yaşlarına geldiği zaman ebeveyni tarafından tahsil için Edirne'ye gönderildi ve yedi sene orada kaldı. Yirmi yaşlarına geldiği zaman İstanbul'da geldi ve meşhur hocalardan ders okudu. Bir müddet sonra Osman Fazlı'nın derslerine devam ederek ondan Celvetiyye tarikatinin âdâb ve talimatinı öğrendi. Bu arada usûl-i fıkıhtan "Tenkîh"i okudu. Farsça öğrenerek Sâdi'nin Gülistan'ını, Hâfız'ın Divân'ını, Câmi'nin Baharistan'ını, Kemalpaşazâde'nin Nigeristan'ını, Mevlânâ'nın Mesnevî'si ile Fihi ma Fih'ini, Hüseyin Kâşifi’nin Tefsîr'ini mütalâa etti. İsmail Hakkı ayrıca hat san'atına ve mûsikîye de çalıştı. Tahsilini 23 yaşında tamamladıktan sonra Osman Fazlı onu kendi mümessili olarak Üsküp'e gönderdi (1086/1675). Bir sene sonra Şeyh Mustafa Uşşakî'nin kızı Ayşe Hâtûn ile evlendi. Bu sıralarda Osman Fazlı kendisine bir mektup yazarak tedrisata başlamasını emretti. İsmail Hakkı'nın feyizli neşir hayatı bu ruhsattan sonra başladı. Bir taraftan öğrencilerine ders vermeye diğer taraftan kitap yazmaya devam etti. Bir müddet sonra, Üsküp müftüsü ile aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle Osman Fazlı'nın tavsiyesine uyarak Köprülü'ye geldi. On dört ay kadar Köprülü'de kalan İsmail Hakkı, Usturanca halkının ısrarlı istekleri üzerine 1093 tarihinde oraya tayin edildi.  İki buçuk sene sonra Osman Fazlı'nın arzusu üzerine Edirne'ye döndü. Edirne'de üç ay kaldıktan sonra 1096 (1684) tarihinde Bursa'ya yerleşti.

İsmail Hakkı 1102 tarihinde Magosa'da bulunan şeyhi Osman Fazlı'yı ziyaret etti.  Orada onyedi gün kadar kaldıktan sonra tekrar Bursa'ya döndü. İsmail Hakkı, II. Mustafa zamanında Nemse seferine iştirâk eden erlere cihâdın kudsiyyetini, sabır, sebat ve kararın ecrini anlatmak, onların hislerine tercemân olarak savaşa karşı iştiyaklarının artmasını te'min için Edirne'ye geldi.

Ordu 1107 (1695) tarihinde hareket edip, Tuna'yı geçip Erdel dolaylarında düşmanla savaştıktan sonra, kış mevsiminin başlaması sebebiyle tekrar Edirne'ye döndü ve 1108 tarihinde tekrar Sofya üzerinden Belgrat kal'asına geldi. İsmail Hakkı, Elmas Mehmed Paşa'nın hazır bulunduğu bütün savaşlara iştirâk etti. Hattâ çeşitli yerlerinden yara aldığı için Edirne'ye döndü, bir müddet sonra da tekrar Bursa'ya gitti.

1111 (1699) senesinde Şam'a, oradan da hac kafilesiyle Mekke'ye hareket eti. 1122 senesinde deniz yoluyla ikinci defa hacca gitti. 1129 senesinde gördüğü bir rüya üzerine tekrar Şam'a gitti ve 1132 tarihine kadar orada kaldı. Daha sonraları İstanbul'a gelerek Üsküdar'a yerleşti. Üç sene sonra Tekirdağ'a, oradan da Bursa'ya geldi. 1137 (1728)'de Bursa'da vefat etti.


Eserleri:

Tesbit edebildiğimiz eserlerinin miktarı yüz altmış yedidir, bunlardan en meşhurları:

1. Ruhu'l-Beyân: Altı cildlik Kurr'ân tefsiridir.

2. Nakdü'r-Ricâl.

3. Şerhü'l-Usûl lite'siri'l-Vusûl.

4. Nefayisü'l-Mesâil.

5. Muhammediyye Şerhi: 1252 senesinde Bulak'da basılmıştır.

6. Mesnevi Şerhi: 1287'de Matbaayı Âmire'de basılmıştır.

7. Şeceretü'l-Yakîn.

8. Silsilerü'z-Zebeb.

9. Kenz-i Mahfî.

10. Şerh-i Usûlü'l-Aşere: 1256'de İstanbul'da basılmıştır.

11. Muzîhu'l-Ahzân: Tegannî mes'elesi.

12. Risâle-i Vahdet-i Vücûd.


 
Geri