NEV'İYAT // TASAVVUF-TARİKATLAR  
CEREYANLAR

ANADOLU'DA TASAVVUFİ CEREYANLAR
 

Tasavvufun içtimaî hayatımızdaki rolü çok büyüktür. Bilhassa hicrî V. asırdan sonra tarikatlar adı altıda faaliyet gösteren tasavvufun içtimaî, iktisadî ve siyasî alanda son derece müessir olduğu bir gerçektir.

Türklerin müslüman muhite hâkim olmaları, islâmiyeti kabullerinden sonra başlar. Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında en büyük âmil M. XI. asırda başlayan büyük göçtür. Bilhassa göçebeler arasında bulunan dervişlerin azamî gayretleri, Selçuklu devletinin kuruluşunu gerçekleştirmiştir.

Selçuklu devletinin kuruluşundan sonra (23 Mayıs 1040) tekke ve tarîkatlar de bu memleketlerin hemen hemen her tarafını kaplamış, devlet ileri gelenlerinin ve hatta hükümdarların, şeyhlere mürid olmaları sebebiyle, tekkelerin nüfuzu gün geçtikçe artmıştır.

Sultan îzzeddin Selçûki'nin (ö. 607/1210) Şeyh Necmeddin Bağdâdî'ye (ö. 607, 616/1210, 1219) bağlılığı, I. Alâeddin Keykûbat (ö. 666/1220) ve emirlerinin Şeyh Şıhabüddîn Sühreverdî'ye olan saygı ve sevgileri, ayrıca Alâaddin Keykubat'ın Bahaeddin Veled’e (ö. 628/1231)  gösterdiği yakınlık, tarikat şeyhlerinin nüfuzlarının ne derece güçlü olduğunu göstermektedir.

Çeşitli İslâm memleketlerinden gelen şeyh ve dervişler, bu bölgelerde de tasavvuf cereyanını uyandırmayı başarmışlar, bu düşüncelerin sÜratle gelişmesini temin etmişlerdir.

Hoca Ahmed Yesevî'nin vefatından sonra, Asya'da siyasî karışıklığa artması, diğer taraftan tasavvufun sistemli bir tarzda gelişmesi ve yayılması, mutasavvıfların sayısını gün be gün artırmış, tasavvuf ismi altında çeşitli kimselerin toplanmasına ve faaliyet göstermesine vesile olmuştur.(1)

Bu yıllarda, bilhassa Horasan ve Mâverâunnehr Türkleri içinde yetişmiş, hatta Yesevî tarikatına mensup olanları pek çoktur.

Moğol istilâsından kaçan (M. XIII. asrın başları) pek çok sayıda şeyh ve mürid, komşu İslâm devletlerine sığmıyor, bir kısmı da Anadolu'ya geliyordu.

Nefehat'ın ifâdesine göre, Moğollar, Harezm'i işgal ettikleri sırada Necmeddin Kübrâ'nın (ö. 618/1221-22) maiyyetinde 600 den fazla müridi bulunuyordu. Onları bir araya toplayıp, kısa zamanda Harezm'i terk etmelerini emretti. Kendisi orada kalarak Moğol askerleriyle yaptığı savaşta şehîd oldu.(2) Bu hikâye bize, Yeseviyye Tarikatı dervişlerinin yanı sıra Kübreviyye tarikatı dervişlerinin de Anadolu'ya geldiklerini ve orada bulunan halkı irşada çalıştıklarını göstermektedir.

Âlimlere son derece hürmetkâr olan ve onları her zaman himaye eden Selçuklu sultanları, sûfîlere de gereken hürmet ve yardımı göstermişlerdir.

M. XIII. asrın ortalarına doğru, Anadolu'nun tasavvufun gelişmesine ve mensup oldukları tarîkatların yayılmasına çalışan bu mutasavvıflar arasında Konya'da Evhadüddin Hâmid el-Kirmânî, Muhyiddin îbnü'l-Arabî, Sadreddin Konevî (ö. 673/1274) Celâleddin Rûmî (ö. 672/1273), Müeyyedüddin el-Cündî, Sa'deddin Ferganî, Tokat'ta Fahreddin b. ibrahim Irakî (ö. 688/1289), Kayseri ve Sivas'ta Şeyh Necmeddin Dâye (ö. 654/1256–57) ve sonraları halk arasında, kesif bir menakıb bulutu içine gömülüp, bir tarikat kurucusu olarak anılan Hacı Bektaş Velî görülmektedir.

Evhadüddin Hâmî el-Kirmânî, Sühreverdî Tarikatı'na mensup bir şeyhtir.(3)

Müeyyedüddin el-Cündî, Şeyh Sadrüddin Konevî'nin talebelerinden ve mürîdlerindendir. Bu zâtın kuvvetli bir âlim olduğu, Muhyiddin îhnü'l-Arabi'nin bütün eserlerini okuduğu bilinmektedir. el-Cündî, Arabi'nin Fusûsu'l Hikem ve Menâkibu'n-Nücûm isimli eserlerine şerhler yazmıştır ki, diğer bütün şarihler bu eseri kaynak kabul etmiştir.

Sadeddin Ferganî de Konevî'nin mürîdlerindendir. Menâhicü'l - Ubbâd ile'l-Meâd isimli bir eseri vardır ki, dört mezhebin, ibâdetle ilgili meselelerinden bahseder.

Necmeddin Dâye, Kübreviyye Tarîkatı'na mensuptur. Mirsâdü'l-İbâd ve Tefsiru Bahri'l - Hakâyık isimli iki eseri vardır. Moğol istilâsında Harezm'den ayrılarak Konya'ya gelmiş, orada Konevî ve Celâleddin Rûmî ile görüşmüş, bir müddet sonra Kayseri'ye giderek, orada yerleşmiştir. 628/1231 tarihinde Sivas'ta bulunduğunu, Mirsâlü'l-İbâd'ın orada tamamlandığına dair söylemiş olduğu sözden anlıyoruz.

Fahreddin İbrahim b. İrakî'nin Lemeât isimli bir eseri vardır. Kendisi Hemedanlı'dır. 17 yaşından sonra Hindistan'a gelmiş, oradan hacca gitmiştir. Daha sonra Anadolu'ya gelerek, Konya'da Konevî'nin sohbetlerine devam etmiştir. Müridi olan Muîneddin Pervane, Tokat'ta Iraki için bir hânikah inşa ettirmiş.   Fahrettin bu yüzden bir süre Tokat’ta kaldıktan sonra, Mısır'a giderek, orada vefat etmiştir.

Hacı Bektaş Velî'nin XIIII asırda yaşadığı ve Anadolu'da büyük bir nüfuz kazandığı, bilhassa tarikatının Osmanlılar zamanında kuvvetlendiği bilinmektedir. Bektaşî Tarikatı Osmanlı askerî teşkilâtı içinde geniş bir yer tutan Yeniçeri Ocağının ma'nevî dayanağı olarak Kabul edilmiş, bu suretle devlet içinde büyük bir nüfuz kazanmıştır. Aşıkpaşazâde (ö.886/1481) kitabında Hacı Bektaş'ın, Osmanlı hanedanından hiç kimseyle görüşmediğini kesinlikle belirttikten sonra, O'nun Anadolu'ya Horasan'dan geldiğini söylemektedir.

Selçuklularda tarîkatlar derecesinde müessir olan bir başka teşkilât da hiç şüphesiz Ahilik (Fütüvvet) tir.


*************************************************************************************************

1-Prof. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ank. 1966, s. 170.

2-Nefehat ter. Lâmi'î Çelebi, s. 480.

3-a.g.e. s. 659-663.


(Tasavvuf ve Tarikatlar, Dr. Selçuk Eraydın, 163-165)



 
Geri