NEV'İYAT // TASAVVUF-TARİKATLAR  
KELİMESİ

TASAVVUFUN KELİMESİ NEREDEN GELDİ
 

Tasavvuf kelimesinin nereden geldiği hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. İlk nazarda böyle bir gayretin faydasız olduğu düşünülebilir. Tasavvufun İslâm dininin bir neticesi olmadığım ileri sürenlerin bu meseleyi kurcalayarak, düşünce ve iddialarını isbat etme gayreti, bu hususta birçok münakaşaların zuhuruna sebep olmuştur.

İleri sürülen pek çok kelimenin sarf kaideleri noktasından benzer tarafları olmasa da mânâ yönünden hiç şüphesiz yakınlıkları mevcuttur.

1-Ashab-ı Suffa:

Ashâb-ı Suffa, Mekke'den Medine'ye hicret eden fakir ve kimsesiz müslümanlardı. Sayılarının en çok 400 kadar olduğu rivayet edilmektedir. Mescid-i Nebevî'nin sofasında kaldıkları için bu isimle anılmışlardır.

Bu tevcihin sarf kaidelerine uygunluğu olmamakla beraber, şekil ve keyfiyet bakımından bir yakınlık arz ettiği şüphesizdir. Zira sofilerinde tekke ve zaviyelerde oturup, bütün işlerini sohbet, ilim, nefis tezkiyesi v.s.'ye teksif ettikleri bilinmektedir. (1)

2-Saff-ı evvel:

Bu görüşü ileri sürenler, sofilerin Allah Teâlâ'nın hoşnutluğuna uygun davranışlarından dolayı âhirette ön safta bulunanlardan olacaklarını düşünerek böyle bir tevcihte bulunmuşlardır. (2)

3-Benu's - Sûf a:

Benu's-Sûfa Mudar kabilesinden bir soyun adıdır. Kâ'be'nin bütün hizmetlerinin bu topluluk tarafından görüldüğü rivayet edilir. Bu topluluk Hakk için halka hizmet ettiklerinden, tasavvuf mesleğiyle bir yakın­lık düşünülerek böyle bir tevcihte bulunulmuştur. Fakat bu da diğerleri gibi, iştikak keyfiyeti bakımından uzak bir ihtimal olmakla beraber, böyle bir kabilenin İslâm’dan önce ve sonra varlığından bahseden mevsuk bir kaynağa dar rastlanmamıştır.(3)

4-Safevi:

Bir kısım kimseler sofi kelimesinin -saf ve duru soydan gelen- manasını ifâde eden “safevî”den türediğini, kelimenin telâffuzunun zorluğu sebebiyle –vav- ile –fe- harflerinin yerleri değiştirilerek –sofi- haline getirildiğini beyan ediyorlar. (4)

5-Savf:

Savf, bir yanda olmak, yüz çevirmek ma'nalanna gelmektedir. Sofilerin masivâdan yüz çevirmesiyle (zühd) bu kelime arasında bir alâka düşünülmüştür.

6-Sofos- Sophia :

Sofos-sophia kelimesi yunan lisanında hikmet (felsefe) manasına gelir. Şemseddin Sami  (1850 -1905)  Kamûs-i Türkî'nin tasavvuf maddesinde tasavvufun yün demek olan softan, daha doğrusu yunanca hikmet (felsefe) demek olan sophia'dan geldiğini ileri sürüyor..(5)

Ömer Ferid Kam (1861 -1944) “Vahdet-i Vücud” adlı eserinde, sofi kelimesinin feylesof gibi, âkil, hakîm manasına gelen sofos kelimesinin araplaştırılarak meydana getirilmiş olmasının ihtimal dâhilinde olduğunu ileri sürüyor.(6)

İzmirli İsmail Halkkı bu görüşleri kabul etmeyerek şu önemli mütâlaayı naklediyor. Ceride-i llmiyye'nin 2345-46 sayfalarında yer alan cümlelerini aynen naklediyoruz:

“... Çünkü zâhidler tarîkine sülük eden zevâtın sofiyye ismiyle meşhur olmaları, yunan kitaplarının tercemesi şayî' ve felsefenin münteşir olmasından evveldi. 131/748-49 tarihinde vefat eden Mâlîk b. Dinar, 135/752- 753 tarihinde vefat eden Râbiatü'l - Adeviyye, Horasan'da en evvel ilm-i ahval ve tarikat hakkında söz söyleyip 153/770 tarihinde vefat eden Şakik Belhî, 161/778 tarihinde vefat eden Fudayl b. lyaz, 465/1073 tarihinde vefat eden Kuşeyrî ve diğer müellifler, ilk sofiyyeyi saydıkları esnada zikrettikleri bunlar gibi yüksek zevatı, sofiyye diye isimlendirmişlerdir."

Nefahat'ın beyanına göre en evvel sofi ismiyle anılan Ebu Hâşim idi ki bu zât 150/767 tarihinde vefat etmiştir.

Sofiyye ismi yunan kitaplarından alınmış olsaydı, bu isim, yunan kitaplarının tercemesinden ve felsefe lâfzının şuyû'undan sonra olabilecekti. Nitekim sofiyyeye felâsife denmiyor. Mademki sofiyyenin eserlerinde, sözlerinde felsefî esaslar vardır, niçin felâsifeye sofiyye denmemiştir? Mademki felâsifenin eserlerinde, sözlerinde tasavvuf bahisleri vardır, islâmda hikmet ve felsefe ile meşgul olanların en eskisi olan Ya'kub b. İshale el-Kindî'ye (ölm. 329/940) niçin feylesofu'l-Arab denildi de, sofiyu'l-arab denilmedi?

Söfiyye ismi, felâsifece ma'ruf ve me'hazi ma'lum olduktan sonra zuhur etmiş ise, niçin birçoklarına mübhem kalıyor da, türlü türlü vecihler gösteriyorlar?”

Hammer bu kelimenin sofos'tan geldiğini söylediği halde, Nöldeke bu görüşte olmadığını, tasavvufun arab dilinde yün demek olan «sof» tan alındığını ileri sürüyor.(7)

7-Sof:

Sofî'nin, yün ma'nasına gelen –sof- kelimesinden geldiği görüşünde, hemen hemen herkes birleşmiştir. Renksiz, kaba, yünden yapılmış elbise giymek o devirlerde günahlardan pişmanlık duymak için bir alâmetti. Muhasibî'ye göre yün elbise kibri örten tevazu' kisvesidir. Malik b. Dinar, Utbe ve Süfyan Sevrî'nin yün elbise giydikleri rivayet edilmektedir. Hicri III. asırdan itibaren beyaz renkli yünden elbise sofilerce resmî kisve olarak kabul edilmiştir. Sühreverdî, Peygamber (s.a.v.)'in yün elbise giydiğini, zâhid ve âbidlerin de bunu benimsediklerini rivayet etmektedir.(8)

Sofiler dünya ile kalbî bağlarını kestiklerinden ve yurtlarını terk ederek diyar diyar dolaştıklarından “seyyâhin”, az bir yemekle kanaat ettiklerinden “cûiyye”, mal ve mülke rağbet etmediklerinden “fukara”, çöllerde dolaşıp, mağaralarda yalnız bir hayat yaşadıklarından dolayı Horasanlılar tarafından “şüküftiye” diye anılmışlardır.(9)

*************************************************************************************************

1-Kuseyrî, a.g.e. s. 550. Kelabazî, et-Taarruf li Mezhebi Ehli't - Tasavvuf. Mısır. 1933. s. 5, Sühreverdî, Avârifu'l - Maârif (İhya. Mısır. 1939 kenarında). 1/233, Mevlânâ Câmî, a.g.e. s, 83. Ebu'l - Alâ el-Hafif, et-Tasavvufu'l - İslâmi. Kahire. 1375, s. 66.

2-a.g.e. s. 66.

3-İbnü'l-Cevzi,  Telbîs. s. 156. Ebu Nuaym,  Hüyetü'l - Evliya,  1/20.  Ahmed Rıfai. Bürhanü'l – Müeyyed,  s. 16.  İsmail H.  Bursevi,  Rûhu'l - Mesnevi. 1/233. Gıyasu'l-Lüga, Tasv. md.

4-Sühreverdî, a.g.e. s. 1/337.

5-Ş. Sami, Kaâmûs-u Türkî, Tasavvuf mad.

6-Ö. Ferid. Vahdeti Vücûd, s. 76.

7-Ebu'l-A'lâ, a.g.e. s. 24.

8-Sühreverdi,a.g.e. I/331

9-a.g.e s.332, Kelabazi, s.6

(Dr. Selçuk ERAYDIN, Tasavvuf ve Tarikatlar 24-27)


 
Geri