NEV'İYAT // TASAVVUF-TARİKATLAR  
MİSTİSİZM

BAŞKA DİNLERDE TASAVVUF (MİSTİSİZM)
 

Her müessesenin ve her ilmin bir ihtiyaca mebnî vücut bulduğu hepimizin malûmudur. Peygamberler vasıtasıyla Hakk'ın vazettiği kanunlar, beşerin selâmetini temin içindir. Gerek ilâhî, gerekse gayr-ı ilâhî dinlerde müşterek bazı prensiplerin bulunması tabiîdir. İnanç ve amelle ilgili bu benzerlikleri, bir önceki dinin, sonraki bir' dine tesiri olarak mütalâa etmek doğru değildir. Her dinin zahirî ve bâtınî yönleri olacaktır. Diğer dinlerde mistisizm veya kabbalizm adı altında gelişen ve dinî bilgilerin bizzat yaşanıp zevk haline gelmesine sebep olan bu fikirlerin İslâm dininde de, o dinin temel esaslarına uygun olarak gelişmesi tabiîdir.

Tasavvuf insan tabiatının bir özelliğidir. Tarihin derinliklerinden zamanımıza kadar intikal eden dinî yaşayışlar arasında çeşitli şekillerde görülmüştür.

Eski devirlerde Hindistan'da Brehmen, Mısır'da Hermes, Yunan'da politeizm (çok tanrıcılık)'ın dış yüzünün yanısıra, batınî yönleri de vardı ki, bu hal gizli olarak bazı müridlere öğretilirdi.

Mevlâna Hüsamoğlu Mustafa'nın “Risaletü'z–Zevkıyye” adlı eserinde tasavvufun Hz. Âdem'den başladığını, zira cennetten dünyaya çıplak olarak sefer ettiğini, uzun bir süre çile çektikten sonra, huzura kavuştuğunu zikrederek, bu müessesenin, insan oğlunun dünyaya gelişiyle birlikte yaşamaya başladığını anlatmak istemiştir.

a)    Hindistan'da:

Hindistan'ın en eski halkı olarak bilinen Aryalar'ın toprağa yerleş­tikten sonra ebedî ve ezelî, kendi zâtıyla kâim bir Allah'ın varlığına inandığı rivayet edilir. Sanskrit dilinde Brahma olarak ifade edilen bu varlığı düşünmek (tefekkür) için bu dine mensup kimseler toplumdan uzaklaşırlar, münzevi bir hayat yaşarlar. Onlara göre kâinat serap, göl­ge ve akis olarak kabul edilirdi.

Hint mistisizminde ruhun kurtuluşu ölümle gerçekleşir. Bu dine mensup olanlar tenasuha (ruhların cesetten cesede geçeceğine) inanırlar. Hayat onlara göre dayanılmaz bir yüktür. Her emel ve arzuyu terkedip, bir an önce Brahma'da yok olmak en yüce arzudur.

Yine Hindistan'da milâttan 600 sene önce ortaya çıkan Budizm'e göre şerrin, fenalığın, elemin menşei şehvet ve ihtirastır. Hayattan gaye, ruhu nefsin esaretinden kurtarmaktır. Bu, tefekkür ve rizayetle gerçekleşir. Dünyaya ait nazlardan yavaş yavaş alâkayı kesmek, benlik kayıtlarından sıyrılmak insanı esaretten kurtarır.

Budizm'e göre hayırlı işler, uhrevi bir mükâfat elde etmek için değil, bizatihi hayır olduğu için yapılmalıdır.(1)

b)    Mısır'da:

Mısır'da, halkın inancının yanı sıra, havassa mahsus olan bâtın ilmi tamamen tevhid inancına dayanıyordu.

Mısır kâhinlerinin büyük mürşidi Hermes Toth'un şu sözleri, bu inancın özelliklerini anlatmak yönünden faydalıdır:

“Düşüncelerimizden hiçbiri Allah'ı tasvir edemez. Şekilsiz olan bir varlık, duyularımızla idrak edilemez. Zamandan münezzeh olan, zamanla ölçülemez. Fakat bütün bunlara rağmen, Allah Taâlâ bazı seçkin kul­larına, kendi yüksek kemalinden, bazı tecellilere mazhar olma istidadı ihsan edebilir.

Bu tecellilere mazhar olanlar, gördüklerini ve hissettiklerini avama anlatacak kelime bulamazlar. İnsanlar bu mertebeye uzun ve yorucu bir Çile devresinden geçirildikten sonra ulaşırlar.” (2)

Yunan’da:

Yunan'da gelişen mistik hareketlerin kurucusu Fisagor, Sokrat ve Eflâtun'dur. Fisagor Mısır mabedinde yetişmiştir. Fisagor'a göre insan vücûdu ve ruhu, bu âlemin küçük bir örneğidir. Bu âlemde hâkim olan fitne ve fesattır. Cemiyette huzur ve refah temin edildiği takdirde, Allah Taâlâ insanların kalbine, vicdanına iner.

Yahudilik'de (Kabbalizm):

Yahudiler'in mistik düşünceleri “ilm-i ledün, tecellî, çile ve halvet” olarak hülâsa edilir.

Allah Taâlâ'nın Tûr-i Sina'da Hz. Musa'ya ateş şeklinde tecellî etmesi tecellî'nin, yine Hz. Musa'nın Hızır (a.s.) ile arkadaşlığı ilm-i ledün'ün benimsenmesine sebep olmuştur.

Yahudi mistiklerine göre, bir şeyin müşahede edilmesi için surete ihtiyaç vardır. Âlemin suretinin en güzeli ateştir. Allah Taâlâ'nın celâl sıfatına yakışan da odur.

Çile ve halvet de Hz. Musa'dan intikal etmiş ve yahudi mistikleri tarafından benimsenmiştir.

Hıristiyanlık'ta :

Hıristiyanlıkta mistik düşünce ile alâkalı eser veren Denys L'Arepagite isimli bir piskopostur. Denys, “îlâhî İsimler” adlı kitabında, ruhun maddî âlemden sıyrılması için, kişinin masivâyı terk ederek, kendisini yok farz etmesi gerektiğini, Hakk'a ulaşmanın bu sayede gerçekleşebileceğini söyler.

Ona göre mistik inanç aklî istidlal ile değil, aşkla elde edilir. Müşahedenin gerçekleşmesi zühdî hayatla mümkündür.

Hıristiyan mistiklerinden Saint Victor'a göre okuma, münâcat ve nefis muhasebesi mistik faaliyetin üç derecesidir. Bu bizi yalnız amelî değil, ilmî olarak da zaman içinde cereyan eden şeylerden nefrete sevk eder.

Ruh kendi kabına çekilmiş olursa, dil konuşmaz, zihin de hissettiğini anlayıp açıklayamaz, akıl da susmaya mecbur olur. Çünkü zihin ilâhî feyze kandığı zaman, akim yapacağı bir şey kalmaz. İnsan bu ecel korkusuyla kendinden geçince, ruhunu saadet uykusu kaplar.

Kısaca hıristiyan mistisizminde esas, bütün kemalâtın ve her türlü nimetin mazharı olan Allah'ın akılla bilinmesi mümkün olmayıp, sadece aşk ile bulunabileceği fikridir.(3)


*************************************************************************************************

1- M- Ali Aynî, a.g.e. s.4.

2-Fazla bilgi için bk. M. Ali Aynî, a.g.e. s. 41, vd.

3-M. Ali Ayni, a.g.e. s. 152

 (Dr. Selçuk ERAYDIN, Tasavvuf ve Tarikatlar 22-24)
 

 
Geri